• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Edep, Safi Güzelliktir

Vuslat Rana

Edep Ya Hu
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
786
Beğeniler
9
Puanları
0
Web sitesi
vuslatirana.blogcu.com
#1
EDEP, SAFİ GÜZELLİKTİR

Gerçek mümin, kalbini bir olan Allah’a bağlamıştır. Biricik hedefi O’nun rızasıdır. Müminin hedefi gibi hayatında da birlik vardır; iki yüzlülük yoktur. Mümin iki farklı halde bulunmaz, bir doğru bir eğri konuşmaz; sabah iyi akşam kötü olmaz.

Edep ve güzel ahlâk bir bütündür. Edepli insanın bütün işleri, ibadetleri, hal ve hareketleri güzeldir. Onun her şeyi temizdir. Sevgisi her şeyi sarar ve o şeyi sevimli yapar. Edepli müminin Yüce Allah’tan aldığı terbiye, hayatının her safhasında kendisini gösterir. Bu terbiye içinde onun sevgisi ve dostluğu kadar, kızması ve kavgası da güzeldir. Çünkü kızması Allah içindir. Kavgası da edep içinde olur.

Bir insanın gerçek yönü ve olgunluğu dar ve zor anlarda belli olur. İnsanın kavgasını ve haksızlığa karşı davranış biçimini görmeden hakkında iyi veya kötü dememelidir.

Edepli insan, hakkını ararken hak yemez. Kendisini savunurken, düşmanına haksızlık etmez. Haksız ise, nefsine yan çıkmaz, hakka boyun eğer, karşı tarafı tasdik eder. Haklı ve güçlü iken yapacağı iki şey vardır. Ya af, ya adalet. Ötesi, edebe sığmaz.

Edepsiz insan ise haksız iken kendisini haklı göstermeye çalışır. Zalim iken kendisini mazlum gösterir. Alacağı bir ise bin ister. Susacağı yerde cazgırlık eder. Edepsiz insana dost olmak da düşman olmak da zordur. Onunla hiçbir şeyin tadı tuzu yoktur.

Bazı insanların dışı hoştur, ama içi boştur. Bu kimseler, insanların gördüğü işlere çok önem verirler, fakat işin asıl kısmını ihmal ederler.

Dengeli mümin ahiret işleri gibi dünya işlerini de güzel yapar. İbadeti güzel, işi bozuk olan kimse örnek insan değildir. Onda noksanlık ve hastalık vardır. Kılık kıyafetine ve dünya işlerine son derece dikkat edip de, kalbini ihmal eden, ahiretini unutan ve ibadeti önemsemeyen kimse de dengesizdir, noksandır.

-Alıntıdır-
 

Rojdi

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
142
Beğeniler
0
Puanları
0
#2
Çok güzel bir konuya işaret etmişsiniz, dilerim ki, bunları okumakla yetinmeden harfiyyen hayatımızın her anına uygulayalım.
Gerçekten bilmek yetmiyor. önemli olan bilgilerin tatbikidir. inşaallah tatbik edenlerden oluruz.
tşk.....
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,904
Beğeniler
470
Puanları
0
Yaş
49
#3
Mevlana Hazretleri Buyuruyor ki:

"Ey müslüman, edep nedir?" diye sorarsan bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektedir."

"Kimi, 'falan adamın huyu kötü, tabiatı fena' diye şikayet eder, görürsen, bil ki bu şikayetçinin huyu kötüdür; kötüdür ki o kötü huylunun kötülüğünü söylüyor!"

"Çünkü iyi huylu, kötü huylulara, fena tabiatlılara tahammül eden, onların kötülüğünü söylemeyen kişidir."

***

Yine Mevlana Hazretleri Buyuruyor ki:

Ticarette kamil değilsen yalnız başına dükkan açma;
Yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin hükmü altına gir!

"Susun, dinleyin!" emrini işit, sükût et.
Madem ki Hak dili olamadın, kulak kesil.

Söylersen bile sual tarzında söz söyle.
Padişahlar padişahıyla edepli konuş!

Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir.
Şehvetinin yerleşip kuvvetlenmesi de "itiyat" yüzündendir.

Kötü huy, adet edindiğinden dolayı sağlamlaşır, yerleşir ..
Seni, ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın.

Toprak yemeye alışırsan;
Kim seni bundan menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın.

Puta tapanlar, bu tapmayı huy edindiklerinden
men edenlere düşman olmuşlardır.

***


"itiyat" alışkanlık demek..
 

aHuZaR

Can kayıp can firarda
İhvan Üyesi
Katılım
27 Kas 2006
Mesajlar
6,438
Beğeniler
22
Puanları
0
#4
Bir savaş sonrasında Ümmü Hallâd isminde bir kadın Hz. Peygamber'in (s.a.v) yanına geldi. Yüzü dahil her tarafı kapalıydı. Savaşa giden çocuğunu soruyordu. Çocuğu şehid olmuştu. Haberini alınca, edebini ve halini hiç bozmadı. Ashaptan biri kadının bu haline şaşırdı ve kadına,
"Allah Resûlü'ne gelmiş şehid düşen çocuğundan bu halde haber mi soruyorsun?" dedi. Bunu duyan kadın,
"Çocuğumu kaybettiysem hayâmı da kaybetmedim ya!" dedi.
(Ebû Davud, Cihâd, 8)


güzel bir konu Vuslat Rana allah razi olsun
 

İntifada

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ara 2006
Mesajlar
215
Beğeniler
0
Puanları
0
#5
Edep Üç Harf



Üç organla ifade edilirdi edep,
Elif, dal, be, harfiyle kaydedilirdi hep,
Elif 'eller'imize delalet ederken,
Dal 'dil'in sembolüydü, sözümüzü derken,
Be harfiyle 'bel', yani alet-i zürriyet.
Edep de; ele dile bele hakimiyet.


Ekrem Şama


Allah razı olsun inşaallah...
 

BeHReM

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
2 Nis 2007
Mesajlar
617
Beğeniler
25
Puanları
0
#6
Sakın Terk-i Edep

Edep", Osmanlıca bir kelime... Kelimenin aslı Arapça... Bu kelime, Osmanlı hayat tarzının her karesinde varlığını hissettirmiş. Denilebilir ki, dünya siyasetini yönlendirdiğimiz dönemde, bu kelime bizim günlük manevî gıdamız olmuş.

"Edep" kelimesi, Türkçemizde bugün hâlâ kullanılıyor. Bereketli bir kelime... Yediveren gibi... Etrafında sürgün veren kelimeler var. Türkçemiz bugün, "edep" kelimesinin yanısıra, "terbiye" ve "görgü" gibi kelimelere de kullanım alanı açmıştır.

"Edep" kelimesinin çoğulu "âdâp"tır. Eskilerin, "âdâbı muaşeret" diye bir tabiri vardı. Bugün, "görgü kuralları" deniyor. Zararı yok! Türkçemizin sırtında eğreti durmuyor! Eskiler, hayatın her karesini bu kelimeyle süslemiş. Osmanlı hattatlarının, mutlaka emek harcayıp tablo hâline getirdiği bir kelimeydi bu. Birçok hattatın, "Edep ya hû!" tablosu muhakkak vardır.

Osmanlı’da bu ifade mektep, medrese, tekke ve hatta evlere kadar birçok duvarı süslerdi. İnsanlar, soluklanacak kadar bir yerde oturduklarında, başlarını kaldırdıkları zaman, "Edep ya hû!" yazısını okurlardı. "Hû"; "Allah" demektir. Bu ifadeyi, "Edep ya Rabbi!" şeklinde, ister bir dua olarak, isterseniz "Yahu biraz edep!" şeklinde bir ikaz olarak ele alın, sonuç değişmez. Öyle veya böyle, eskiler, insanları bir şekilde terbiye etmesini biliyordu. Herkes aynı seviyede terbiye alıyor muydu? Hayır! Ama eskiden herkes, "Terbiye nedir?" biliyordu.

"Edep", insanı hayvandan ayıran bir özellik... "Âdemî zâde eger bî edebest, âdem nist/Fark der cismi benî âdemü hayvan edebest."

Mevlâna, Mesnevisinde böyle diyor. Eskilerin, insanı değerlendirmedeki bir ölçüsüydü edep... Yani Mevlâna’ya göre, "Âdemoğlunda edep bulunmazsa, o âdem değildir. İnsan ile hayvan cismi arasındaki fark edeptir."

"Ehl-i diller arasında aradım; kıldım talep/Her hüner makbul imiş; illâ edep illâ edep." Demek ki edep, ilimden öte bir şey… Onsuz ilim tahsil etmenin pek de bir önemi yok. Daha doğrusu, tahsil edilen ilim, eğer sahibine edep kazandırmamışsa, ona ilim değil, malumat demek daha doğru olur. Onun için, "Edep ehli ilimden hâlî olmaz/Edepsiz ilim okuyan âlim olmaz." denilmiştir.

Ehli tahkike göre ise edep, Allah Resulünün koyduğu sınırlara riayet etmek demektir. Allah Resulünün yaşayışını, hayatının gayesi hâline getirmiş mahzun bir çehre, edep konusunda şu tarihî gerçeğe dikkat çeker: "Edep, İslamiyet’te önemli bir esas, tasavvuf mesleğinde de hassasiyetle ele alınan bir husustur. Pratikte, şimdiye kadar onu daha ziyade erbab-ı tasavvuf ele almış ve o sahadaki büyük mürşit, mübelliğ, mürebbî ve muallimler ısrarla üzerinde durmuşlardır. Kur’an ruhunun özü ve esası olan, sünnet-i sahihanın da ısrarla üzerinde durduğu edep sayesinde yüzlerce, binlerce ½ah-ı Geylanî, ½azelî, Nakşibendî, İmam Gazali, Ebu Hanife ve İmamı ½afi gibi edep abideleri ve üstatları yetişmiştir. Bu yıldızları çoğaltmak mümkündür. Hele Allah Resulünün terbiye atmosferinde, gökteki yıldızlara denk pek çok edep insanı yetişmiştir."

Davud-ı Tâî, İmam-ı Âzam’ın bu konudaki hassasiyetini şöyle anlatır: "Yirmi sene İmam-ı Âzam’la birlikte bulundum. Bu süre içinde bir kez olsun ayaklarını uzattığına şahit olmadım. Kendisine dedim: ‘Hazret! Yalnız başına ayakları uzatmanın bir sakıncası mı var acaba?’ Verdiği cevap şuydu: ‘Cenab-ı Hak karşısında edepli olmak daha efdaldir.’ Bundandır ki eskiler, "Edep bir taç imiş Nûr-ı Hüdadan/Giy o tacı, emin ol her belâdan" demişler.

İmam-ı Malik, Allah Resulü’nün bastığı topraklara hürmeten Medine-i Münevvere’de bir kez olsun bineğe binmemiş ve ayakkabı kullanmamıştı. Hazret, edep konusunda bu kadar hassastı.

Mescid-i Nebevî’nin tamirinde çalışan Osmanlı işçileri, Efendimize olan saygılarından ötürü abdestli olarak çalışmışlar ve Efendimizin ruhaniyetinin sesten rahatsız olmaması için, çekiçlerine keçe bağlamışlardı. Osmanlı’yı cihan devleti yapan temel sebep burada aranmalıdır. Neden dünyada birçok gösterişli ve zengin devlet yok olup gitti de, Osmanlı bunca yıl ayakta kaldı? Ve neden onu ayakta tutan ruh, bir çeper gibi hâlâ ruhumuzu sımsıkı sarmakta? Çünkü Osmanlı, edepliydi; kime ve neye karşı edepli davranılacağının da en iyi örneklerini göstermişti.

Evliyaullahtan olan Sakatî Hazretleri; "Edep, aklın tercümanıdır."der. Demek ki, herkes aklı kadar edeplidir. Edebi kıt, aklı bozuk olana gerçek ma’nada edepli denilemez. Kaygusuz Abdal ne güzel söylemiş: "Edepli ol can isen/ Hakkı bil insan isen/ Müştak-ı Sultan isen/ Var edep öğren, edep…"

Osmanlının büyük şairlerinden olan Nâbî, Peygamberimiz için yazdığı bir şiirinde şöyle diyor: "Sakın terk-i edepten, kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu/ Nazargâh-ı İlâhîdir, makam-ı Mustafa’dır bu." Aman Allahım! Bu ne edep, bu ne incelik! Yeryüzünde, insanlığın bu zamana kadar tespit edebildiği en nazik, en nazdar, en niyazdar ifadeleri bir araya getirip kâinatın iftihar tablosu olan zata bir buket şeklinde takdim edebilsek, Onun büyüklüğü karşısında, çok fazla bir şey yapmış olmayız. Efendimize karşı en ince söyleyişlerden biri de, Nabi’nin bu ifadesidir. "Sakın edepsizlik yapma! Burası, Allah Resulünün köyüdür. Burası, Allah’ın nazar edip durduğu bir yerdir. Ayrıca Makâm-ı Mustafa’dır."

Rivayet edilir ki, Nabî; bu şiiri yazdıktan sonra hacca gider. O zaman at sırtında yolculuk yapılıyor. Bir seher vakti, Efendimizin kabrinin bulunduğu yere varır. ½ehrin kapısından içeri girerken, minareden yayılan bir ses dikkatini çeker. Kulak verir sese... Bakar ki müezzin; kendisinin bu şiirini minareden ilân ediyor. Nâbi, şaşırır. Doğruca müezzinin yanına gider. "Bu sözü nereden biliyorsunuz?" diye sorar. Müezzin der ki; "Rüyamda Allah Resulü bana dedi ki, ‘Bugün seher vakti, benim âşıklarımdan birisi, beni ziyarete gelecek. Onu, bu sözlerle karşıla!" Ben de, Efendimizden duyduğum bu sözü herkese ilân ediyorum. Nâbî anlıyor ki, Efendimiz için yazdığı bu şiir, kendisinden önce Efendimize ulaşmış.

Edep, ayrı bir iştir. Edep, insan olmanın ifadesidir. Mevlâna’nın
Mesnevisi’nde yer alan, edeple ilgili ifadeler de, Nâbi’den geri kalır değildir. "Hâce der yâb ki cân, der ter-i insan edebest/ Hâce envân-ı dil-ü dîde-i merdân edebest."

"Efendi! Bilmiş ol ki edep, insanın bedenindeki ruhtur. Efendi edep, Allah adamlarının göz ve gönül nurudur."

"Âdem ez âlem-i ulvist, ne süflî der yâb/ Revnakî gerdiş-i günbed-i devrân edebest." "İnsan, süflî âlemden değil, ulvî âlemdendir. (Yani bunu anla!) ½u dönen feleğin dönüşündeki güzellik de edeptendir."

Görüyor musunuz bakışı? Allah’ın kâinattaki terbiye ediciliğini ve varlıkların Allah’a karşı gösterdikleri edebi ne kadar berrak seyredebiliyor? Bunu görebilmek için sadece göz yetmez. Gönlün de göze eşlik etmesi gerekir. Gönül gözüyle bakmasını bilirsen, güneşin doğuşundaki edebi, ayın kandil gibi gökte duruşundaki inceliği, yıldızların göz kırpışındaki ahengi, dünyanın bir beşik gibi seni sallamasındaki güzelliği anlayabilirsin. Öyleyse, sakın terk-i edepten! "Çeşmi bikşa vü bibîn cümle kelâmullah ra/ Ayet ayet hemegî, ma’nii Kur’an edebest." "Gözünü aç da, baştan başa Allah kelâmı olan Kur’an’a bak! Kur’anın bütün ayetleri, edep taliminden ibarettir."

Hayatımızın her karesine girmiş olan edebi, o karelerin hepsinde görebilmek budur işte! "Gerdem ez akl sualî ki, çi bâşed iman/ Akl der gûşi dilem gûft ki, iman edebest." Edebi, imanın şartı gibi gören bir anlayış bu... Mevlâna’nın öğretileri, bundan dolayı hâlâ önemlidir, hâlâ yenidir, hâlâ büyüktür. Demek istiyor ki; "İman nedir diye akıldan sordum. Akıl, kalbimin kulağına: ‘İman, edeptir.’ dedi." "Enverü efdalü in şem’i şem’istan edebest."

Dikkatimizi başka bir önemli noktaya topluyor Mevlâna. Diyor ki; "Edep, dünya penceresini aydınlatacak ışıkların en parlağıdır." Edebi, hayatın her karesinde yakalayabilmek ne büyük talihlilik! Öyleyse sakın terk-i edepten!

Efendimiz; "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyuruyor. Bu edep değil de nedir? Asrın söz sultanı, İslâmiyet için "İnsaniyet-i Kübra" tabirini kullanmakla ne büyük bir tespitte bulunmuş!

Bir gün Peygamberimizin lâl-ü güher beyanları karşısında, Hazreti Ebubekir Efendimiz kendini tutamayıp "Ey Allahın Resulü!" der. "Bu kadar güzel konuşup davranmayı, bu kadar mükemmel edebi nereden öğrendin?" Efendimiz şöyle buyurur: "Beni Rabbim terbiye etti; ne güzel terbiye etti!"

Edep kelimesini, "Sadece büyüklere saygı göstermek." şeklinde, dar bir anlam içine hapsedersek, bu kelimeye haksızlık etmiş oluruz. Bakışımızdan duruşumuza kadar her şey, edep kelimesinin kapsama alanına girer. Öyleyse sakın terk-i edepten! Edep, "hayâ" demekse eğer, o da Efendimizin ifadesine göre dinin yarısıysa, geriye ne kalıyor ki? Velhasıl illâ edep, illâ edep!...

ŞEREF YILMAZ/Yağmur dergisi
 

dostluk

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Haz 2007
Mesajlar
5,663
Beğeniler
304
Puanları
83
Yaş
44
#7
- Edeb; insanı her türlü hatadan koruyan bilgi ve prensiplere sahip olmaktır.

- Her şey çoğaldıkça ucuzlar. Fakat edeb çoğaldıkça, değeri artar.

- Edeb, kendisinden yükseğini çok görmemek, kendisinden aşağısını da hor görmemektir.

- üstadının edebi ile edeblenmeyen, sünnet ve hadisle edeblenemez. Sünnet ve hadisle edeblenemeyen de âyet ve Kuran'la edeblenemez.

- Edeb güzelliği, kişiyi nesebe muhtaç etmez.

- Edeb, insanı utanılacak şeylerden koruyan melektir.

- Edeb, Rasûlullahın sünnetine uygun hareket etmektir.

- Edebden daha üstün şeref yoktur.

- Edeb kaidelerinin en alt derecesi, bir kimsenin, cehaletini sezdiği yerde durup, onu gidermesidir.

- ilim elde etmek isteyen, edebli olsun.


Her konuda haddini bilip, sınırı aşmamak, insanlara iyi muâmelede bulunmak, sünnet üzere yâni Rasûlullah efendimizin buyurduğu ve davrandığı gibi hareket etmek, hatâya düşmekten sakınılacak şey, terbiye, güzel ahlâka da edeb denir..



Abdullah bin Mübârek..âlimler, edeb hakkında çok şeyler söylediler. Bize göre edeb, insanın kendini tanımasıdır demiştir..


Ebü'l-Berekât Emevî Hakkârî.."Edep, kulun, ALLAH'a karşı vazîfelerini, vakitlerini nasıl değerlendireceğini, kendini O'ndan uzaklaştıran şeylerden nasıl korunacağını bilmesidir." demiştir..



Şems-i Tebrîzî .."Âdemoğlunun edebden nasîbi yok ise, insan değildir. Âdemoğlu ile hayvan arasındaki fark budur. Gözünü aç ve bütün ALLAH'ın kelâmının mânâsı, âyet âyet edepten ibaret olduğunu gör." demiştir.

- iyi amel sahibi olmak isteyen, edebli bir şekilde ilim sahibi olmaya baksın.

- Muhabbet ehli, sevgi işinde iyi niyete sahip oldukça, edebleri artmaya başlar.

- Edeb, nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek ve güzel ahlâk ile süslemektir.

- Edeb, insanın mutlak bir fazilet kaynağıdır.

- Cennetteki makamlara, amel ve edeble ulaşılır.

- Edebin dostları: Hayâ, Samimiyet, Teslimiyet, Muhabbet, Niyet, itaat, Gayret, Sohbet ve Hizmettir





 

memur

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ocak 2010
Mesajlar
41
Beğeniler
8
Puanları
0
#8
Mevlana Hazretleri Buyuruyor ki:

"Ey müslüman, edep nedir?" diye sorarsan bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektedir."
derken böyle gitmek ... .

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Mevlana Celaleddin Rumi:flw
 

ibrahimi

Has Uşak
İhvan Üyesi
Katılım
19 Haz 2006
Mesajlar
23,464
Beğeniler
1,831
Puanları
0
Yaş
31
#9
insanda yok ise haya ile edep,neylesin ona mektep.
bir yılda okusa,bin yılda okusa ille edep ille de edep.
 

edepyolu

Fe Eyne Tezhebun
İhvan Üyesi
Katılım
2 Eyl 2009
Mesajlar
1,550
Beğeniler
324
Puanları
0
#10

Şeriat nedir ?
Edeptir oğul.
Peki tarikat nedir?
O daha büyük edeptir.
Peki Hakikat nedir?
O edeplerinde edebidir.
İyi ama üstat sen her şeye edep diyorsun.
Evet oğul edepsize bir şey yoktur.

'Edep rükn-ü şeriattır
edep aslı tarikattır
Edep kenz-i hakikattır
Edep gözle edep yahu

Girersen bezm-i irfana
Muhabbet eyle yarana
Gücenme asla ihvana
Edep gözle edep yahu

Sakın bir ferdi incitme
Rah-ı narafteye gitme
Fenalık kimseye etme
Edep gözle edep yahu

Sakın halkı mezemmetten
Hazer kıl kizb u gıybetten
Haset kin buğz u işretten
Edep gözle edep yahu

Gönül yıkma fena sözle
Cihana bakma kem gözle
Utan Haktan edep gözle
Edep gözle edep yahu

Dilin irfanla hoşgam et
Bedende ruhun aram et
İbadı hayrile yad et
Edep gözle edep yahu

Hüda her yerde hazırdır
Her anda kalbe nazırdır
Serair,Hakka zahirdir
Edep gözle edep yahu

Sözünde sıdkı murad et
Cihana lütfile dad et
İbadı hayrile yad et
Edeb gözle edep yahu

Oku ayat-ı Kur'an'ı
Nedir gör nur-i Furkan'ı
Edeptir tac-ı Rabbani
Edep gözle edep yahu

Edep mahsul-u imandır
Edep manayı Kur'andır
Edep gülzar-ı irfandır
Edep gözle edep yahu

Sivadan LÜTFİ saim ol
Salat-ı Hak'ta daim ol
Şuhud-u Hak'ta kaim ol
Edep gözle edep yahu'
 
Üst