Düşünen kalem için Maraş'ta sempozyum | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Düşünen kalem için Maraş'ta sempozyum

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Kahraman Maraş Belediyesi tarafından düzenlenecek olan "Düşünen Kalem Nuri Pakdil" sempozyumunda, şair- yazar Nuri Pakdil anlatılacak. Nuri Pakdil'in edebiyatı ve felsefesinin konuşulacağı sempozyum 23 Ekim Cumartesi günü saat 10.00'da başlayacak ve iki oturum halinde gerçekleştirilecek. Kahraman Maraş Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan sempozyumda, Akif Emre, Ali Göçer, Ali Karaçalı, Ali Ulvi Temel, Cemal Şakar, Hüseyin Su, Işık Yanar, İbrahim Demirci, Mehmet Harmancı, Mustafa Köneçoğlu, Osman Sarı, Ömer Erinç, Turan Koç ve Yunus Develi birer tebliğ sunacak. Yoğun ilgi ile karşılanması beklenen program yazar Duran Boz'un katkılarıyla gerçekleştiriliyor.
 

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0
Bir K.Maraşlı olarak Nuri Pakdil, Rasim Özdenören gibi değerleri, hakkını vererek okuyamadık daha..
 

ıtri

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
30 Ağu 2009
Mesajlar
1,235
Puanları
0
Yaş
35
Aferim K. maraş'a..
Yetiştirdiği değerleri unutmuyor demekki.
Yazarlarımızda hakediyorlar hani..
Teşekkür kültüre katkı yapan, yıllarca görmezden gelinen "bizden" yazarları gören kişi, şehir ve kuruluşlara..
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Nuri Pakdil bizi tarihle yüzleşmeye çağırıyor

Edebiyat ve fikir hayatımızın önde gelen isimlerinden Nuri Pakdil'in, sanatı ve felsefesinin ele alındığı "Düşünen Kalem Nuri Pakdil" başlıklı sempozyum, geçtiğimiz gün Kahramanmaraş Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi'nde yapıldı. Kahramanmaraş Belediyesi tarafından düzenlenen sempozyumuna Vali Mehmet Niyazi Tanılır ile Belediye Başkanı Mustafa Poyraz katıldı. Açılış konuşmasını yapan Poyraz, Pakdil'in yeni kuşaklar için bir örnek olduğuna değindi "Nuri Pakdil tarihin temel sorunlarını eşeleyerek bizi tarihimizle, kültürümüzle bağdaşmaya çağırmaktadır. Yalnızlaşan çağımız insanını elinden tutarak aydınlığa ışığa çıkarmaktadır" dedi. "İnsan seni savunuyorum sana karşı diyen" Nuri Pakdil'in hayatının anlatıldığı belgeselin ardından sempozyumun birinci oturumu Ali Karaçalı başkanlığında yapıldı. Hüseyin Su, Turan Koç, Mehmet Harmancı, Yunus Develi, Ali Göçer ve Ömer Erinç, Nuri Pakdil'in edebiyat ve felsefesini çeşitli yönleriyle ele aldı. BİR EYLEM ADAMI
Konuşmacılar Nuri Pakdil'in sanatında, dinin çok büyük etkisi olduğuna ve hayatının buna göre şekillendiğine değindi. Başkanlığını Osman Sarı'ın yaptığı 14.30'da başlayan ikinci oturumda ise Akif Emre, Ali Ulvi Temel, Cemal Şakar, Mustafa Köneçoğlu, İbrahim Demirci, Işık Yanar birer tebliğ sundu. İkinci oturumda daha çok Pakdil'in şehir, eleştiri, iç denetim, Ortadoğu ve tarih meselelerine bakışı anlatıldı.



İZZET KAYA/ KAHRAMANMARAŞ
 

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0


“Düşünen Kalem Nuri Pakdil” sempozyumu için Maraş’tayız. 23 Ekim 2010, Cumartesi. Yeleğe, kazağa gerek bırakmayacak bir hava var, yumuşak. Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’ne ulaştık, saat ona yaklaşırken. Sempozyumun resmî ritüellerle açılması, sonrasında konuştuğumuzda anlaşıldı ki, sempozyumun merkezinde Nuri Pakdil varken tüm katılımcıların canını sıkan bir durum teşkil etmiş; resmî ritüeller ân’ın müze hâlidir efendim, “sevemedik müzeleri”. Organizasyon sahibi Maraş Belediyesi olunca ‘resmiyetin püskülleri’ eksik olamadı üzerimizden.

Pakdil’i anlatan bir sinevizyon gösterisiyle açılıyor sempozyum: Necip Evlice’nin çektiği görüntülerden oluşan, Pakdil’i “kanlı canlı” görmemizi/izlememizi sağlayan şık bir yapım olmuş. Ustanın çevresinde yer almış veya sonradan okuru olarak onu tanıyan yazarların görüşleri de yer alıyor görüntülerde.



İlk kıvılcım: Cezayir

İlk oturumun başkanı Ali Karaçalı, kısa bir değerlendirmenin ardından sözü Ömer Erinç’e bıraktı. Erinç, Pakdil’in büyüdüğü şehrin, aile çevresinin, onların meseleler karşısındaki tutumlarının yazarın üslubuna, yazılarına, eserlerine etkileri üzerine bir konuşma gerçekleştiriyor. Annesinin anlattığı Cezayir öykülerinin ve bunun ertesinde ise üniversite yıllarında devam eden Cezayir kurtuluş mücadelesinin Nuri Pakdil’in İslam coğrafyasını yurt edinen devrimciliği üzerinde etkili olduğunu belirtiyor. Pakdil’in ölüm üzerine yoğunlaşmasına sebep olan etkenler de ayrı bir yer teşkil ediyor sunumda.



Hüseyin Su “Nuri Pakdil'in Yazılarında Dinî Düşünüşün Tezahürü” başlıklı konuşmasına Türkiye’de dinî düşünüşün evrilmesini ve bugün gelinen noktayı değerlendirerek giriş yaptı. Pakdil’in düşüncesinin temelinde dinin yer aldığı diğer birçok sunumda belirtilen bir mesele oldu, Hüseyin Su da konuşmasında incelikle üzerinde duruyor bu konunun.

Müslüman entelektüel olmanın bütün zorluklarını bir namus olarak üzerinde taşıyor

Turan Koç, Nuri Pakdil üslubunun hitabette Kur’an diline yakınlığından bahsettiği, içtenlikte ise Hallac’ın dili gibi olduğunu belirttiği “Nuri Pakdil'de Ahlak Algısının Tezahürü” konuşmasını konuya çok yönlü hâkimiyeti sebebiyle bu görüşleri üzerine örneklerle sonlandırdı.

Konya’dan sempozyuma iştirak eden Mehmet Harmancı ise İslam anlatı geleneğinde iki farklı yolun bulunduğunu, bunların Ütopya özelliği taşıyan Fârâbi’nin El-Medinetü’l-Fazıla’sı ve İbn Tufeyl’in Hay bin Yakzan’ı olduğunu anlattı. Nuri Pakdil’in bu iki yoldan, çok da tercih edilmeyen İbn Tufeyl’in yolunu tercih ettiğini ve böylece farklı bir tarz-ı siyasete kapı araladığını ve “dışarıda” durduğunu, bunun Pakdil’i fotoğraf karesinde yalnız bıraktığını belirtti. “İslamcı entelijensiyayla Müslüman entelektüel arasındaki farkı gösterir bu duruş” dedi ve ekledi: “Müslüman entelektüel olmanın bütün zorluklarını bir namus olarak üzerinde taşıyor Pakdil.” Harmancı’nın konuşması, üzerinde incelikle durulmayı hak eden klas bir yorumdu. Bu ilk oturumun son iki konuşmasına iştirak edemedim maalesef.

Direnişin olduğu her yerde Nuri Pakdil de var

İkinci oturum, öğleden sonra iki buçuktaydı. Akif Emre’nin konuşmasıyla başlayan oturumu Osman Sarı yönetti. “Nuri Pakdil ve Coğrafya Bilinci: Şehir ve Mekân” konuşmasında Emre, Pakdil’in şehir anlayışının medeniyetle ilintili olduğunu ve medeniyetin bir başka medeniyetle hesaplaşmasının şehirler arasında gerçekleştiğini anlattı, Pakdil’in eserlerinden misallerle açıklığa kavuşturdu. Bu hesaplaşmanın devinimini sağlayan direnişin olduğu her yerde Nuri Pakdil’in de bulunduğunu belirtti. Bu “yer”lerden biri olan 60’lı, 70’li yıllarda Pakdil’in vurgu yaptığı direniş, devrim, emperyalizm karşıtlığı meselelerini dillendirmenin cesaret isteyen bir şey olduğunu ve Pakdil’in bunu koşulsuz gerçekleştirdiğini ekledi.

Ali Ulvi Temel, Pakdil’in Ortadoğu’yu bir zaman olarak ele aldığını ve bir tarih bağlamında süreğen bir okuma yaptığını anlattı “Düşünce ve Edebiyat Açısından Nuri Pakdil'in Ortadoğu Algısı” başlığı altında. Cemal Şakar ise Temel’in konuşmasıyla birlikte okunabilecek değerlendirmeler yaptığı konuşmasında, Pakdil’in tevhid ve şirkten gelen bir tarih anlayışına sahip olduğuna özellikle vurgu yaptı.

Temel bağlanma: Tanrısal bağlanma

Mustafa Köneçoğlu “Bağlanma Sorunu Üzerinden Nuri Pakdil’i Okumak” başlığında yazarın bağlanmaya atfettiği anlamları detaylandırdı. Buna göre Pakdil düşüncesinde “tanrısal bağlanma”, “bireysel-toplumsal bağlanma” ve “sanatsal-estetiksel bağlanma” başlıklarına alınabilecek değerlendirmelerin yer aldığını anlattı. ‘Tanrısal bağlanma’nın temel bağlanma olarak alındığı bu düşüncede, sanatsal-estetiksel bağlanma ise uygarlıkla bağlı olmanın somut hâli olarak tebarüz etmiş oluyor.

İbrahim Demirci, içeriğiyle, detaylarıyla, hitabetiyle şahane bir konuşma yaptı sempozyumda. “Nuri Pakdil’in Yazı Dilinde Polemik ve Eleştiri Dikkati” başlığını taşıyan konuşmasında, Pakdil’in Emin Ziyaioğlu, Yahya Hurşit, Ebubekir Sonumut ve Ömer Ali müstearlarıyla Edebiyat dergisinde dönemin yazarlarıyla çeşitli konularda polemiklere girdiğini, bunlardan yaptığı örneklerle anlattı. Demirci’nin verdiği örnekleri zihninden seçip çıkarması, bir metne bağlı kalmaması ve alıntıladığı yazının, paragrafın Edebiyat’ın hangi sayısında yer aldığını belirterek aktarması hayret ve hayranlık uyandırıcıydı doğrusu, bir meseleye ancak bu kadar hâkim olabilir bir insan. Işık Yanar ise “Nuri Pakdil Düşüncesinde İçdenetim” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.

Yoğun bir içeriğe sahip olması hasebiyle hem konuşmacılar hem dinleyiciler için yorucu bir sempozyum oldu. Maraş’ın havası, suyu, toprağı, güneşi şifa olup yağdı da üzerimize, feraha eriştik neyse ki.

Sempozyum fotoğrafları: Elif Yüksekay

M. Fatih Kutan Maraş’ın feyziyle yazdı


www.dunyabizim.com
 

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0
NURİ PAKDİL'İN YOLU!

Gözümüzü açar açmaz düşmüştük yollara. Planlanmış bir kaçıştı bu. İki rekât namaz kılacak kadar vakit yolda bekleyip kendimizi ilk gelen arabaya attık.

Tek gidiş, tek dönüş… Yarısından fazlasında yol yapım çalışması devam eden, hiç iki şehri birbirine bağlıyormuş gibi durmayan yolda ilerledi araba. Bakındık bizimle aynı yöne “kaçanlar” var mıdır acaba araçta diye. Ama... Tipleri kurtarmıyordu.

Yüzümüzü Doğu’ya döndüğümüzden beri anladık ki, doğuda insanı güneş karartmıyor. Acılardan yanan yüreğin bacası sanki simalar… Kara, kırışık ve yerli… Öyle insanlarla doluydu işte araba.

Maraş’ın gün ağarmadan uyanan insanları

Gideceğimiz yere yakın olduğunu zannettiğimiz bir yerde indik. Kahvaltı yapmak için bir yerler aradık. Garipti. Cumartesi sabahıydı ve insanlar sokaktaydılar, pek alışık olmadığımız bir manzara… Anneler vardı, çocuklarının ellerinden tutmuş. Güneşle uyanan ve güneşi uyandıran ve kâinatı hayatlarında uyandıran insanlar akıyordu sokaklarda/n.

Kahvaltı etmek için girdiğimiz yerden; tostları aldığımız gibi çıktık, çaylardan vazgeçerek. Geç kalıyorduk. Yetişmemiz gereken bir “yer” vardı uzakta.

Şehir öyle bir yapıya sahipti ki; üzerinde evler, apartmanlar, camiler olan bir örtüyü tepenin üstüne örtüvermişti biri sanki. Dağ, dağ gibi; dere, dere gibiydi hala. “Anlamı ezen o makineler” dümdüz etmemişti henüz bu şehirde bazı anlamları.

Ne güzel sokaklar öyle

Cahit Zarifoğlu Caddesi, Alaaddin Özdenören Yatılı Bölge Okulu, Necip Fazıl Caddesi… Sanki bir masala düşmüştük de bütün sokak isimleri sevdiğimiz insanlara ithaf edilmişti.
Sevdiğimiz yazarlar bir sokak gibi açılıyordu önümüzde… Sevdiğimiz yazarlar, bir sokak olmuş ulaştırmak istiyordu sanki bir yerlere!

En sonunda! İşte kocaman bir bina… Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi!

Konserlerde, imza günlerinde, meydanlarda gördüğümüz tiplerden çok uzak; ağır, oturaklı, sakin, suskun, derinden bakışlar… Koridordaki mütebessim ve sessiz tabloyu andıran yüzlerin arasından sıyrılıp salonda yerimizi aldık.

Bir kalp yoklaması

Kocaman bir afiş: “İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Tüm organlarımıza buyuran bir güç var onda. Anlatmaya, yorulmaya, gücümüzün yetmediği bir giz birikimi bu… İnsanı kalbinden tutmadınız mı görün, nasıl kayıp gidecek elinizden! Kaygan yabancı madde dolu bir şey olup çıkacak sonunda. Kalbin gereksinimlerine dikkat edilmedi mi emek de, ekmek de yitiriverir anlamını. Ne emek, ne ekmek, önce kalbimiz bozuluyor çünkü.”

“İşte bu!”, dedik. Sahnedeki kocaman afiş her şeyin güzel gideceğine bir işaret!

Ve başladı… “Düşünen Kalem Nuri Pakdil Sempozyumu”

Yolunu kaybetmiş çağa suskunluğuyla bir şeyler anlatmış…

Cümlelerini ateşte pişirmiş…

Pimi çekilmiş el bombası gibi…

Kalbinin ucuyla ufuklara bir şeyler yazan pak kalem Nuri Pakdil!



Pakdil’in engin dünyasına giriş

“Bu ülkede her gün her şeyi yeniden tanımlamak, anlamlandırmak lazımdır” diyerek, ustalıkla sahneye dizilmişlerdi “ağır ağabeyler”! Bir kalemin gölgesinde serinlemeyi, susmayı, çürüyen çağa karşı direnmeyi, eylemi... Ve daha birçok şeyi yeniden anlamlandırıyorlardı bizim için.

Oturumdaki ağabeyler konuştukça biz Pakdil’in dünyasına giriyorduk sanki.

Onunla otel odalarında yaşıyor, onunla sükût suretinde susuyor, onunla yazı makinesinin üzerinde ellerimiz, onunla Kudüs resmini okşuyorduk.

Onunla suyu açıyorduk ve su Filistin akıyordu.

Onunla yeryüzünü katlayıp ceplerimize sığdırıyorduk.

Onunla uyanıyorduk ve birbirimize soruyorduk: Ortadoğu nasıl bugün, diye…

Onunla “sessizliksizlik”ten patlıyordu beynimiz.

Onunla Ortadoğulu olduğumuzu hatırlayıp yeniden, onunla umudu yükleniyorduk korkuyu da alıp yanımıza.

Onlar, orada sessiz, derinden, sakince ve vakarla şeyhlerini bekleyen dervişler gibiydiler. Biz orada “sessiz bir bomba gibi” pimimiz çekilmiş duruyorduk!

Onlar konuştukça biz, Kudüs’ten, Mekke’den, Medine’den geçiyorduk. İçimizden bir adam geçiyordu: Sarsarak dev adımlarıyla içimizi. İçimizden bir adam geçiyordu konuştukça: Paklayarak içimizi… İçimizden bir adam geçiyordu, içimizden şehirler geçerken.

“En uzun yoldu, insanın içi” ve biz toplu halde bir adam’ın içinde yürüyorduk…

Bir ‘adam’ geçti içimizden

Ne geçen koskoca bir gün, ne salonu dayanamayıp terk edenler, ne kimilerine sıkıcı gelen konuşmalar, konuşmacılar… Ne bir simit susamı, ne bir bahçe duvarı, ne abdest alıp kurulandığımız o mescit… Ne art arda içtiğimiz çaylar… Ne biz geçerken akan çeşmeleri Maraş’ın… Ne yerken kırıldığımız tarhanası Maraş’ın… Ne içimizde yankılanan ezanı bir şehrin… Ne şairler, ne yazarlar… Sanki adımlarının açtığı çukurda bulmaya çalışmak gibi onu başımızı daha da kalbimize eğerek, Sokaklardan onun geçtiği yerlerden haber sunsa diye ümitlenerek… Bir Maraş geçti içimizden! Bir yazar geçti! Bir konuşan kalem, zihinlerimize bir şeyler çizdi de geçti!

Biliyoruz, Pakdil’in tarif ettiği gibi: “derin bir kazı” değil bu yazı. Ve yine biliyoruz, bir sempozyum insan hayatına ne kadar şey katabilir!

Ama biz bir şehirden ayrılırken şunu biliyoruz ki; bir yazarı kıvrımlarına kadar sevdik bir kez daha.

Anılarını kalemtıraşla açmaya çalışan adamı bir kez daha…

Hiçbir şeyi az sevemedik biz Pakdil gibi bu hayatta.

Bir kasa portakal alır gibi sevdik, dayanamayanlar çürüsün diye sevdik bir yazarı bayım! Kimliğinin her köşesinde nöbet tutan nöbet arkadaşımızı bir kez daha!

Biz bir yazarı, bıçakların ağzı kapansın diye bir sempozyuma “katılarak”…

Yeryüzündeki tüm yorgunluğumuzla; bir dakikalık düşünmeye çağıran bir yazarı sevdik bir kez daha!

Biz, bir yazarı yeryüzü gibi sevdik!

Ve şimdi bu dönüş yolunda yürürken… Ellerimizi kalbimize iyice bastırarak…

Kalbimde, yaşarken ölmüş insanların bedenleri; yürüdükçe, bir o yana yığılıyor bu toplam, bir bu yana. Bu durumda yürümek, büyük, çok büyük direnç istiyor elbette. Bu ölüler de yazık, sizin ölülerinizdir.
Sürekli, yeni eklemeler de oluyor bu ölülere.
Yaşarlarken, ölü gözüyle bakmak, ne güçtür!
Ellerimi kalbime iyice bastırarak, bu bedenlerin son sıcaklıklarını duymak: ileriye doğru yürürken, bu son sıcaklığı olsun –ne umut!- özenle korumak istiyorum.
” (Nuri Pakdil- Bir Yazarın Notları- Sayfa 126)

Sevde Cemre Yalçındağ - Fatma Nur Ünal Maraş sokaklarından geçti
www.dunyabizim.com
 
Üst