Dostça | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Dostça

Kadir Razlık

Kısıtlı Erişim
İhvan Üyesi
Katılım
20 Ağu 2014
Mesajlar
2,280
Puanları
0
DOSTÇA

Rahim Er
rahim.er@tg.com.tr

[TD="colspan: 2"]

[/TD]

[TD="colspan: 2"]

[/TD]

[TD="width: 55"]

[/TD]
[TD="align: left"][/TD]

[TD="colspan: 2"]

[/TD]

[TD="colspan: 2"]
[/TD]



Sn Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti genel başkanlığını bırakarak Cumhurbaşkanlığına geçmesi mevzuu gündeme geldiğinde bu sütunda, çıktığımız televizyonlarda ve konferanslarımızda "bir dönem daha yerinde kalmasını, şartların bunu zaruri kıldığını, anayasa değişikliğinden sonra Cumhurbaşkanlığına çıkmasının isabetli olacağını" bir çok yazı ve konuşmalarımızla uzun uzadıya dile getirmiştik. Bu sütunu, bizi sürekli takip edenler, bu dediklerimizi çok rahat hatırlayacaklardır.
Mevcut neticede sn Erdoğan'ın partinin başında bulunmamasının tesiri olmadığını kimse iddia edemez. Sn Cumhurbaşkanı da bunun farkında olduğu içindir ki son güne kadar meydanlara çıktı...
Bunu derken Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu başarısız bulduğumuzu kimse düşünmemeli. Canla başla çalışarak elinden geleni yaptı. Artık hiç bir ihtimal kalmayıp da Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı seçimine gireceği gündeme gelince henüz hiç kimse telaffuz etmeden biz, bu sütun risk alarak AK Parti genel başkanı ve Başbakan olarak sn Davutoğlu'nu teklif ettik. Orada da kalmadık. O yazımızda ve seçildikten sonraki yazılarımızda Ahmet Davutoğlu için "bilge adam", "yerli" ve "milli" tesbitleri yaptık. "İki asırdan bu yana eli kalem tutan ilk devlet adamımız" dedik. "İrticalen konuşurken de fikir inşa etme kabiliyetine sahiptir" diye ilave ettik. "Bilge adam" sözümüz, daha sonra parti tarafından slogan hâline getirildi.
Ne var ki sn Başbakan'ın yakın bürokrat yardımcıları, etrafında duvar oldular. Başbakanla canlarının istediklerini görüştürdüler. Tebrik için arayanlara bile gün vermediler. Telefonlarını açmadılar. Bu "yakın çevre" felaketine o güzel insan da uğramıştı. Ama hiç bir zaman bundan haberdar olmadı. Böylece bazı istişarelerden mahrum kaldı. Bunun sonucu olarak da bazı gönüldaşlar için "ulaşılamayan adam" durumuna düştü. Tayyip Erdoğan, ilk defa Başbakan olduğunda tebrik ederken kardeşâne hislerle kendisine "ulaşılmayan adam olma" dedik. Allah için hakkı teslim etmeli ki, buna hassasiyet gösterdi. Yurtiçi veya dışından aradığımızda en geç iki saat sonra dönüş yaptı. Bugünkü neticede bu ulaşılamama keyfiyetinin payı elbette var.
Üçüncü husus:
Yine bizi takip edenler gâyet net hatırlayacaklardır: Son güne kadar "gelin şu üç dönem şartından vazgeçin" diye gerekçeleriyle birlikte defalarca yazdık ve konuştuk. O yazı ve konuşmalarımız bugün arşivlerdedir. Üç dönem şartıyla AK Parti'den 70 kişi giderken 7 Haziran seçimlerinde de 70 vekil eksilmesi düşündürücü bir denkliktir. Tecrübeli bir kadro, geriye çekilirken onların yerini elbette bu isimleri aratmayacak yeni insanların alması gerekirdi. Umre dönüşü sn Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bize şu söylediğine Ticaret Bakanı sn Nihat Zeybekci şahittir. Cumhurbaşkanı aynen şunu dedi: "Sadece parti ile olmaz, toplumda karşılığı olan güçlü isimlerin de meclise girmesi lâzım!"
Seçim sürecinde biz de bu sütunda "Aday Seçecek Kurullara Bir Çift Sözümüz Var" diye bir yazı yazmış ve o seyahatte sn Cumhurbaşkanına bahsettiğimiz gibi "bu seçimlerin 1946'dan bu yana yapılmış bütün seçimlerin en mühimi ve eşik seçim olduğunu, aday tesbitinin büyük vebali bulunduğunu" sarahaten dile getirmiştik.
Bugün artık dile getirmekte hiç bir mahzur yok ki aday listeleri seçmende hayal kırıklığına sebep oldu. Hoşnutsuzluğa yol açtı. Küskünler meydana geldi...
AK Parti ilgili organları, bir büyük hizmeti sekteye uğratma ihtimali olan böyle bir seçim neticesini muhakkak ki bir dâvâ ahlâkıyla masaya yatıracaklardır. İki asırdan bu yana ilk defa yakalanmış bir fırsatı heba etmeyerek hedefine ulaştırmak değişmez büyük gâye olmalıdır...

9.6.2015
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
Bu millet, devlet geleneğini modern çağa taşıyamamıştır.

Tarihte ön plana çıkan uzun vadeli 16 devlet kurduk. İrili ufaklı toplam 180 devlet kurduğumuz kayıt altındadır. Bu aynı zamanda 180 devleti batırdığımız anlamına da gelir. Kuruyoruz ama batırıyoruz da! Demek ki bu milletin güçlü bir devlet kültürü var ama aynı zamanda bunu ayakta tutamama zaafıda var. O halde tahlillerimizi, bu zaafların tespitine yoğunlaştırmamız gerekiyor. Kadim devlet geleneğimizi modern çağa taşırken bu zaafları eleyerek taşımamız gerekiyor. Felsefecilerin ve sosyologların bu alanca ciddi iş çıkarması gerekiyor. Kasıtlı olarak ''büyük görev düşüyor'' demedim çünkü bizde görev üzerinden getirilen bir tarif, ''biri çıksın yapsın'' anlamına gelir.

Nereden başlayacağız? Nasıl olacak?

İlk adım olarak felsefe dilinin temelden geliştirilmesi şarttır. Çünkü her alanda ilerlemenin temel dinamiği felsfedir. Bizde felsefe, uydurukça kavramlar üzerine oturtulduğu için kimse bu ilimden haz etmiyor. Bu bile kasıtlı yapılmış bir projedir. Yeni nesilleri felsefeden soğutmak için uyduruk kavramlar türetildi. Bu kavramları yıllar boyu öğrenene kadar zaten bir bıkkınlık geliyor. Sonunda mezun olanlar ise uzaylı gibi kendi uydurukça dilleri ile baş başa kalıyor. Çünkü dinlenir bir tarif getiremiyorlar, getirseler bile kimse anlamıyor! Bizde felsefeci=Uzaylı.. Kim ne derse desin, bu millete atılan en büyük kazık işte budur. Şimdiye kadar yazılıp çizilmemiş olması bile buna delildir. Yeter ki farkındalık oluşmasın diyedir! Bunu Türkiye'de kimse farketmez. Felsefe ve sosyoloji tahsilini Avrupalı ciddi akademisyenlerin elinde görmüş olsanız bunun böyle olduğunu hemen anlarsınız. Çünkü batıda alacağınız bu tahsil, sizin gözünüzü açacaktır. Eğer tasavvuf terbiyenizi önceden tamamlamışsanız bu böyledir. Aksi taktirde nemelazımcı bir dünya hayatına kanıp vur patlasın çal oynasın noktasında gene kaybolursunuz. Bizim yurt dışına tahsil için gönderdiğimiz beyinleri kaybetmemizin tek sebebi nefis terbiyesinden yoksun oluşlarıdır. Gavurun kucağına ham insan gönderilmez. Pişrip göndereceksin. Bunu yapamadılar malesef..

________________

Bizde devletin başına gelen adam, her işten anlar gibi bir tavra giriyor. Bu tavra girmesinin sebebi, onu oraya seçenlerin beklentisidir. Bir başka tarifle: Seçenin seçilenden beklediği şey, seçilenin kendisinde var tahayyül ettiği şeydir. Oysa bir insanın her şeyi en iyi bilen olması mümkün değildir. Mümkün müdür? Manyak mısınız, böyle bir insan olabilir mi? He, demek ki sistemde ve nefsî farkındalıkta ciddi problemler var. Nefsî farkındalık kibir, riya, ücub gibi süflî duyguları aşmaktan geçer. Bu noktada toplum olarak ciddi bir seviyeye gelmemiz şarttır. Aksi taktirde ne yaparsan yap, hep elinde kalacaktır.

Devletin başına seçilen adam şunu bilmeli ki devleti o yönetmiyor. Devlet, kendi içinde yaşayan bireylerin niteliği üzerinden yönetilir. Bu cümleyi birkaç kez okuyup iyi anlayın! Bu durumda devlet başkanı denilen kişi, toplumda ki niteliklerin senfonisini yönetir. Davullar, neyler ve sazların akordu bozuksa çıkan seslerde tabiyatiyle bozuk olacaktır. O halde keramet seçilende değil, seçmendedir. Vakit kaybetmeden toplum katmanlarına nitelik kazandıracak bir yapılanmaya gidilmelidir. Ferdin kalitesine odaklanılmalıdır. Cemiyetten ferde yol yoktur. Fertten cemiyet oluşur. O halde fert fert nitelik. Düşünen bir birey; bununla aydınlanmış birey, farkında olan birey, ahlaklı birey, dik duran birey, cemiyetin galeyanına gelmeyecek olan birey, mahalle baskısına direnebilen bir birey.. Ve bu bireylerin toplamından oluşan bir cemiyet.

Sizce bu mümkün mü? Bence mümkün değil. Böyle büyük bir değişim ancak ve ancak köklü bir DEVRİM'le mümkündür. Her şey, ama her şey tepelenmedikçe, sermaye el değiştirmedikçe, bütün dikeyler yatay hale getirilmedikçe fert fert büyük bir değişim asla ve kat'a mümkün değildir. Devrimi ve fonksiyonunu anladıktan sonra bütün mesele yol haritasına dayanır. Elinizde tepeden tırnağa tarif edilmiş bir nizam, bir felsefe, bir insan tarifi, bir cemiyet tarifi, bir sermaye tarifi, iş, emek, şehir, köy, sanat, akademisyen, medya tarifi, özgürlük, din, dil, ordu, millet tarifi yoksa böyle bir devrimi başlatmak cinayettir, fitnedir, dış güçlere hizmettir. Bizde bütün bunlar olmadan herkes devrimci olur!

''Sultan II. Abdülhamit devrildikten sonra Mithat Paşa'ya sormuşlar: Şimdi ne olacak? Demiş ki: Orasını daha düşünmedik!'' Kısa ve öz, bu kadar! Şu kısacık hikaye bile tarihte nasıl oldu da 180 devlet yıktığımızı anlamamız için yeterlidir. Malesef böyleyiz biz. Bu noktaları tamir etmemiz gerekiyor..

DostunDostu
 
Üst