Doğrusunu kim yaptı? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Doğrusunu kim yaptı?

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0

Vicdanı hizasında Cihan Aktaş!
Naipaul meselesi ile aslında kimin nerede durduğu da ortaya bir daha çıktı, çıkıyor!

25 Kasım 2010 Perşembe 13:12
Yaklaşık yirmi-yirmi beş gün önce Cihan Aktaş Kasım’ın son haftası İstanbul’da olacağını haber verdi. Hem Avrupa Yazarlar Parlamentosu’na katılmak hem de bu vesileyle İstanbul’daki dostlarla görüşmek düşüncesindeydi.
Kendisine teklif edilen konu olan “dijital çağda edebiyat”ı, ilginç bulduğunu ve buna binaen katılmayı kabul ettiğini söyledi, Türkiye’ye gelecek olmaya bir bahane bulmuş olmanın sevinci de cabasıydı. Ben de o tarihlerde İstanbul’da olmaya gayret edeceğimi söylemiştim, iki başkent arasındaki bu yazışmada.
“Bana ağır gelir”

Sonrasında Hilmi Yavuz Zaman gazetesindeki köşesinde Naipaul hakkında bir yazı yazdı. (Ayrıca Hilmi Yavuz’un bu tartışmalardan az bir zaman önce, Peru’lu yazar Mario Vargas Llosa’nın 2010 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması üzerine, Llosa, Naipaul ve Orhan Pamuk’un ortak yönlerini, kendi toplumlarını oryantalist bir bakışla resmetmelerini işlediği iki yazısı var, Zaman gazetesindeki köşesinde.) V.S. Naipaul’ün Yaşar Kemal’le birlikte bu toplantının onur konuğu olduğunu Hilmi Yavuz’un söz konusu yazısından öğrendim, tartışmayı izleyen herkes gibi. Birçok süreli yayın da bu haberi bu şekilde duyurmuştu.
Ve Cihan Aktaş’ın açıklaması geldi: “‘Onur konuğu’, farklı bir mesaj bildiren, beni de yazar olarak, Müslüman olarak bağlayan bir sıfat. 1992 yılında Hintli aktivistler tarafından gerçekleştirilen, sayısız insanın ölmesiyle sonuçlanan Babri Camii'nin yıkımından "yaratıcı tutku" (creative passion) ve “tarihin dengelenmesi” diye bahseden bir yazarın onur konuğu olması bana ağır gelir. Her şeye rağmen edebiyat demiyorum, edebiyat benim için çok önemli olduğu halde.”

Ahmet Kot nerde duruyor?
Tartışma devam ediyor ve gazetelerde yer alan küçük küçük soruşturmalarda ilginç cümleler okuyorum. Murat Menteş Radikal’de “Bence bu işlerde centilmenlik esastır” diyor. Programın direktörü Ahmet Kot, “yazarları edebiyatlarıyla değerlendirmek gerek, kişisel görüşlerini yargılamaya hakkımız yok” cümleleriyle kararlarını savunuyor. İskender Pala, “Naipaul’ün yazdıktan 30 yıl sonra, 80’ine merdiven dayamışken hâlâ aynı fikirleri koruyup korumadığını merak ediyorum. Eğer yazdıklarından dolayı İslam algısı dünyanın bir yerinde olumsuzlandıysa elbette ona verecek cevabımız vardır. Bu cevap gerekirse protesto olabilir” diyor. (Radikal, 19/11/2010) Ayrıca belirtmem gerekir ki İskender Pala, Adnan Özer, Alexandra Büchler, Eugene Schoulgin, Metin Celal Zeynioğlu ve Doğan Hızlan ile birlikte bu programın danışmanlarından.
Bunlar naif tavırlar beyler!
Hoşgörü gösterilmesi gerektiğini, centilmenliğin esas olduğunu belirten yorumlar hayli dikkat çekici zira Naipaul’den bahsediyoruz, Hindistan’ın İngiliz işgalcilerden kurtulmasını, Müslüman emperyalizmine teslimiyet diye ifade eden bir yazardan; Müslümanları ‘parazit’ olarak niteleyen bir yazardan. Naipaul’ün bir toplantıda onur konuğu olarak yer alıp açılış konuşmasında sözünün olması, bu yazarın görüşlerinin toplantıyı onurlandırdığını, o görüşlerin onurlandırması altında sunumların yapılacağını gösterir, yoksa onur konuğu sıfatının anlamı ne olabilir ki? Meselenin özü bu denli berrakken centilmenlikten bahsetmek fazla naiflik bizce!
Cihan Aktaş da Taraf gazetesindeki “Kim kime onur kazandırıyor…” başlıklı yazısında “Yazarın sorumluluğu ya da misyonu konusunda da Naipaul’un varlığının bizi niye onurlandıracağını merak ediyorum: Türkiye ağrılıklı olarak Müslüman ve Ortadoğulu imgeleriyle tanınan kimliğinin “özündeki Avrupailiği” Naipaul’un söylemleriyle mi açığa çıkartacak... Daha iyi bir Avrupalı olmanın kısa yolunun Türkiye’nin doğusuna düşen toplumları oryantalist/kolonyalist bir bakışla horlamaktan geçtiğini mi öğreneceğiz Naipaul’dan...” cümleleriyle özetliyor bu sorunu.
Centilmen değil İslamcı
Yerliler.org’da Cihan Aktaş’ın “centilmen değil İslamcı” olduğunu yazdım çünkü bu tartışmada merkezin Cihan Aktaş olduğunu düşünüyorum. Hilmi Yavuz’un yazısını yalnızca Cihan Aktaş okumadı herhalde, o toplantıya katılacak birçok yazar da tartışmalar çerçevesinde haberdar olmuşlardır. Bu yazarlar arasından Cihan Aktaş, Tahran’da yaşıyor olmasına ve iletişiminin direk olmamasına rağmen ilk anda tepkisini ortaya koydu! Bu takdir edilecek, alkışlanacak bir tepkidir! Ne saldırgan, ne de pasif centilmen!
Akif Emre'den net ifadeler!

Akif Emre Yeni Şafak'taki yazısında meseleyi esas yerinden yakalayan tespitlerde bulundu: 'Sömürgeci zihniyetin oryantalist versiyonu olarak Müslümanları ve kolonyal ulusları aşağılayan, onlara hakaret eden Naipaul'un onur konuğu olarak çağrılması da her ne hikmetse bir 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi... Ayıbın ortaya çıkmasıyla/deşifre edilmesiyle beraber bu etkinliği savunma biçimi de tam 'entelektüel iktidar' karşısında muhafazakârların ne türden bir sınav verdiklerinin, durum alışlarının göstergesi sayılmalı. Dine küfreden yazarın çağrılmasına itiraz edilmesi karşısında "bu toplumu çoğulculuğa alıştırmak"tan dem vuran beyler, ders vermeye alışkın laikçi iktidar elitin dilini ne çabuk da kapıvermiş! Hele hele "fikrine değil edebiyatına bakarız" türünden savunma ile sanki siyasetten bağımsız bir Nobel ve edebiyat ortamı varmış gibi toplumu saf yerine koyan bilgiç tavırlar...'
Hangi taraftan bakıp görseler?

Murat Menteş için ise "uyum katsayısı büyükerinden yüksek biyolojik gençler" ifadesini kullanan Akif Emre aslında kimi gençlerin Murat Menteş'te yavaş yavaş fark etmeye başladıkları 'ne taraftan görünsem daha iyi olur' hesapçılığını gözler önüne sermekle söz konusu ettiği muhafazakâr kârcılığın izzet karşısındaki konumunu daha da belirgin bir şekilde göstermiş.
Tartışmalar sürerken Beşir Ayvazoğlu ile Cahit Koytak da toplantıya katılmayacaklarını açıkladılar. Bundan sonrasındaki gelişmeler bize Türkiye’de vicdan denen hizanın kimler tarafından temsil edildiğini göstermesi açısından öğretici olacak.

M. Fatih Kutan
 
Üst