Diyarbakır’da bir dost kapısı | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Diyarbakır’da bir dost kapısı

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
BU GÜL DALI’NI TUTUN!

Diyarbakır’da bir dost kapısı
Uzaklarda; bir şehir, bir insan ve kapılarını açmış bir atölye var: Gül Dalı Sanat Atölyesi..

28 Kasım 2010 Pazar 14:15
Barış çantaya sığmaz
Bir şehir ki ne tarihi ne de insanları görülüyor. O sadece bir dizi patlayıcı maddenin üstünde hangi zaman dilimde ve nereden patlayacağı belirsiz bir şekilde duruyor orada. Gidenler-gelenler sözüm ona, insanları yok sayılan bu şehre barış götürüyorlar; ama hiç kimse barışın çantalarda taşınamayacağını akıl edemiyor. Bu akıl böyle zaten; ruhunu bulamadıktan sonra, çantalarda taşınıp, kafeslerde korunmaya muhtaç. Oysa aklını ruhuna yoldaş kılıp, onu dağlara bayırlara salan, susmayı erdem; dil ile konuşmayı faydasız, ruh ile anlaşmayı elzem görenler var ve iyi ki varlar. İşte yola çıkanları mahcup etmeyen bir güzellik ve onun tüm Diyarbakır’a uzattığı “gül dalı”.
Bu toprakların cevheri
Gülden Gürdamar, Önder Cankurtaran, Muhammet Mağ ve Abdullah Aydemir gibi sanatkârın toplumu yönlendiren kişi olduğunun bilincindeki sanatçılar; yollara düşüp Türkiye’nin kargaşadan başka bir şeyle anılmayan yerlerine, sanatlarımızı götürüp meyvesini de almışlar. Onların verdiği kurslar sayesinde Diyarbakır’da iki kardeş Gül Dalı Sanat Atölyesi’ni açarak, tüm Diyarbakır’ı teknede açan çiçeklere şahit kılıp, gül dallarını tutmaya çağırıyorlar. Bu iki kardeşin kişisel gayretlerini göz önüne aldığımızda aslında ortaya Türkiye gerçeği denilebilecek bir şey çıkıyor ki bence o da şu: Bu topraklar işlenmeye müsait; altına mayın döşemeye değil!
İki kardeş bir atölye
Lütfiye ve Mesut Çakmak, Diyarbakırlı iki kardeş. Lütfiye Çakmak, bu yıl başladığı Şırnak’ta Geleneksel El Sanatları’nda öğrenci; Mesut Çakmak ise maket yaparak geçimini sağlıyor. Mesut Bey’in çocukluktan kalma, Allah vergisi bu yeteneği onu el sanatlarına yaklaştırmış olmalı ki bir gün yollara düşüp çantalarındaki geleceği değil; ellerindeki hüneri aktarmaya gelmiş. İnsanlarla karşılaştığında bu fırsatı iyi değerlendiriyor. Öyle ki, İstanbul’daki gibi adım başı bir levhanın altından geçenlerin dahi adını bilemedikleri bu sanatları yaşatmanın derdine düşüyor. Ve bu iki kardeş hocaları Gülden Gürdamar’ın izniyle atölyelerini açıyorlar. Gülden Gürdamar’ın yanı sıra Önder Cankurtaran’dan ebru; Abdullah Aydemir ve Muhammet Mağ’dan tezhip dersi alan bu kardeşler, çıktıkları bu yolda maddi bir kaygı gütmüyorlar. Onlar sadece birileri bu sanatların elinden tutsun; daha doğrusu sanatlarımız birilerinin elinden tutsun, ruhunu aydınlatsın istiyorlar.
Tek destek: Hocalar
Bölge ve çevresinde gelenekli sanatlarımızın yaygınlaşmasını ve kendi çabalarının belki de bir örnek ya da bir öncülük etmesinden başka dertleri olmayan bu kardeşler, sanatın toplum ve kişi üzerindeki etkisini derinlerde bir yerde keşfetmişler. Zira Mesut Bey; bu sanatların yaygınlaşması, tanınması, öğrenilmesi ve sanatkârların bölgeye gelip seminerler, sergiler düzenlemesi için çeşitli kurumlara başvurmuş; ama onun hiçbir politik faydası olmayan bu yaklaşımı, doğal olarak sonuçsuz kalmış. Onlara destek yine hocalarından gelmiş; öyle ki Mesut Bey, Gülden Hanım için: “1500 km’yi bir bayan olarak gelen hocamız” derken sanırım ona duyduğu derin minneti ifade ediyor. Tabi kendilerine her fırsatta desteğini esirgemeyen; Sadrettin Özçimi ve Muhammet Mağ’ı da “Hocalarımızın bizde emeği çok olmuştur.” diye ekliyor.
Kapıları açık bir atölye
Gül Dalı Sanat Atölyesi, ebru öğrenmek isteyen herkese kapısını açmış. Hiçbir kurs ücretinin alınmadığı, sadece öğrencilerin malzeme masraflarını karşıladığı bu atölye için Mesut Bey: “Kurulu bir atölyemiz var, bu sanatı öğrenmek isteyene elimizden gelen her türlü yardımı seve seve yaparız.” diyor.
Oldukça mütevazı bir şekilde yola çıkan, gönlü zengin, bu iki kardeşin toplumu kökünden değiştirebilecek bu çabasına kuvvetli bir destek şart. Ama bu destek devlet ya da para babalarından değil, önce gelenekli sanatlarımızın birer neferi olmaya can atan gönül dostlarından gelmeli. İşte bu nedenle gidin, öğrenin ya da gidin ve seyredin. Belki yüzlerine yansıyan huzur sizi çağırır. Dilerim bu çaba sonuçsuz kalmaz. Çünkü ancak o zaman, abdestsiz tekne başına gitmeyen, ebru için “Ondaki tasavvufu alın geriye boyalı kâğıt kalır” diyen hocaların anlatmak istediği su yüzüne çıkabilir.


Fadime Türkölmez bu dost kapısına çağırdı
 
Üst