Diyanet'ten Risale-i Nur’da büyük tahrifat | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Diyanet'ten Risale-i Nur’da büyük tahrifat

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
‘Put kırdım’ ifadesini ‘pot kırdım’ yaptılarDiyanet'ten Risale-i Nur’da büyük tahrifat


VEYSEL ENGİ İSTANBUL13 Şubat 2015, Cuma
Kanun zoruyla basımı devlet tekeline alınan Risale-i Nur’ların yeni baskılarında skandal tahrifatlar yapıldı. Diyanet’in basıma hazırladığı eserlerin ilk nüshalarında, Bediüzzaman Said Nursi’nin Emirdağ Lahikası’nda kullandığı “Dehşetli bir put kırdım.” sözü, “Dehşetli bir pot kırdım.” ifadesine dönüştürülmüş. Şualar’da yer alan ‘Hata Sevap Cetveli’nde Bediüzzaman’ın Haşhaşi iftirasına verdiği cevap da çıkarılmış.

Kanun zoruyla basımı devlet tekeline alınanRisale-i Nurların yeni yayımlanan baskılarında skandal tahrifatlar yapıldığı ortaya çıktı. Diyanet tarafından basıma hazırlanan Risalelerin ilk nüshalarında, Bediüzzaman Said Nursi'nin Emirdağ Lahikası'nda kullandığı “Dehşetli bir put kırdım” sözü, “Dehşetli bir pot kırdım” ifadesine dönüştürülmüş. Yine Şualar'da yer alan ‘Hata Sevap Cetveli'nde Bediüzzaman'ın haşhaşi iftirasına verdiği cevap da çıkarıldı. Skandalı ortaya çıkaran Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz, Diyanet'in Risaleleri açıkça tahrif ettiğini ve sansür uyguladığını belirtti.
Risale-i Nur Külliyatı'nın basımı, geçtiğimiz kasım ayıyla birlikte devlet tekeline alınmıştı. Ancak Diyanet'in bandrol izni vererek düzenlediği Risalelerin metinlerinde tahrifat yapıldığı tespit edildi. Diyanet'in yayınevlerine dayattığı metinde büyük hatalar bulduklarını anlatan Güleçyüz, "Birinci Meclis'teki meşhur tartışma için Üstad’ın kullandığı ‘Dehşetli bir put kırdım' sözü, Diyanet vizeli Emirdağ'da ‘Pot kırdım'a dönüşmüş.” dedi. Bunun kabul edilebilir bir hata olamayacağını vurgulayarak, "Burada Bediüzzaman, namaza karşı yapılan bir itiraza çok sert ve keskin bir cevap veriyor. Onu bu ‘put kırdım' ifadesiyle anlatıyor. ‘Pot kırdım'da ise mana tamamen farklılaşıyor. Hiç alakası olmayan, manaya oturmayan bir kelime." diye konuştu.


ÜSTAD’IN HAŞHAŞİ İFTİRASINA CEVABI DA RAHATSIZ ETTİ
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın baskısını yaptığı Risale-i Nur Külliyatı'nda Emirdağ-2 ve Barla Lahikası gibi temel kitapların yer almadığı da öğrenildi. Bunun yanında Şualar isimli eserde yer alan ‘Hata Sevap Cetveli'nde ise Bediüzzaman'ın Haşhaşi iftirasına cevabı yer alması Diyanet'i rahatsız etti. Güleçyüz, bu durumu, “Şualar adlı önemli eserde yer alan ‘Hata-Sevab Cetveli'nin tamamı ile bazı kritik mektuplar da Risale'den kitaptan çıkarıldı.” diye açıkladı. Hata Sevap Cetveli'nin Risale-i Nur'u hedef alan günümüzdeki saldırıları da susturacak ve püskürtecek nitelikte cevaplar içerdiğini vurgulayan Güleçyüz, "Şualar'da yer alan 90 maddelik bu bölümde Üstad'ın savcının özellikle haşhaşi iftirasına yönelik verdiği cevaplar bulunuyor." hatırlatmasında bulundu.
http://www.zaman.com.tr/gundem_diyanetten-risale-i-nurda-buyuk-tahrifat_2277457.html

 

kilicarslan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2013
Mesajlar
4,054
Puanları
48
bu haberi ilk duydugum da bende "acaba mi ?" dedim..

Ancak risalelerle hasr nesir olanlar böyle bir seyin olmadigini söylüyor.

Sakin "tahrif var" diyenler kendileri tahrif etmis olmasin? Düzeltilince tahrif ediliyor diye de yaygara kopariyor olmasin ?
 

KAFKAS

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
3 Nis 2014
Mesajlar
5,920
Puanları
63
Risale-i Nur Tahrif Edildi YalanıRisale Haber'den Abdurrahman Iraz'ın verdiği bilgiye göre, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınevlerine verdiği Risale-i Nur izninde tahrifat yapıldığı iddiaları BediüzzamanHazretlerinin talebeleri tarafından yalanlandı.
 

KAFKAS

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
3 Nis 2014
Mesajlar
5,920
Puanları
63
Bediüzzaman said Nursihazretlerinin talebelerinden Ahmet Aytimur ve Said Özdemir ağabeyler, yayınevlerine verilen Risale-i Nur Külliyatının, BediüzzamanHazretlerinin hayatta iken Diyanet'e gönderdiği orjinal külliyat olduğuna dikkat çektiler.
 

KAFKAS

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
3 Nis 2014
Mesajlar
5,920
Puanları
63
Ahmet Aytimur:

Şua'lar eserindeki "Hata-Sevap cetveli"ni Üstadın vefatından sonra Zübeyir abiyle istişare ettikten sonra abiler ekledi.
 

KAFKAS

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
3 Nis 2014
Mesajlar
5,920
Puanları
63
Said Özdemir:

1959'da Üstadımızın bastrırıp verdiği ve "Risale-i Nur budur" dediği risalenin orjinali bende. Bütün abilerin imzası var. O metinde hata-sevap cetveli yok. Ayrıca Üstadımızın Diyanet'e gönderdiği metinde de hata-sevap cetveli yok. Abiler istişare edip karar vererek Hata-sevap cetvelini daha sonra ilave etti.

Put veya Pot kırdım meselesi ise; Osmanlıcada aynı yazılıyor ve iki türlü de okunabiliyor. Bazı yayınlarda "put" bazı yayınlarda da "pot" olarak kullanıldı. Bazı yayınevleri "put" olarak çevirdi. Karışılık bundan dolayıdır. Diyanet'in metni zamanında Ahmet Akseki'ye verilen metindir. Burada bir tahrifat yoktur.

Barla Lahikası ve Emirdağ Lahikası-2 ise tashihatını geç verdiğimiz için gecikti. Onların basılmaması gibi bir durum söz konusu değildir. Nasılki bütün kitaplar basılcak Barla Lahikası ve Emirdağ Lahikası-2 de basılacak.
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Çıkartılan Hata Sevap Cetvelinden Bazı Parçalar:
..57: Böyle acip dâvâlarla belki bir zaman peygamberliğini dâvâ ile hezeyan hali başlamış oluyor.
Bunun bu iftira ve isnat ve hatâsından el'iyazü billâh derim. Böyle hiç kimsenin hatırına gelmeyen ve bizi bilen hiç kimseyi kandırmayan isnatları, elbette kanun, siyaset ve idarenin haricinde bunda dehşetli bir mânâ hükmediyor ki, şeytanın da kimseyi inandıramadığı iftirayı ediyor. ..
..
65: Süfyan ve bir İslâm deccalı, Mustafa Kemâl olduğu Beşinci Şuada anlaşılıyor.
Beşinci Şua, küllî bir surette, çok zaman evvel müteşabih bir hadîsin bir tevilini beyan etmesi ve itiraznamemde kat'î cevabı verilmesi, bu zâhir yanlışı ve medâr-ı mesuliyet olması büyük hatâ olduğunu gösteriyor. Eğer mesuliyet varsa, bu ince, küllî mânâyı böyle cüz'î bir şahsa tatbik edip mahkemede teşhir eden kimse mes'ul ve suçlu olur.
66: Şapka fes gibidir. İman ile hiç alâkası yoktur. İman ise tamamen vicdanî ve kalbî olduğunu Said bilmekten âcizdir.
İslâm uleması ve müçtehidleri ve Şeyhülislâmlar, hususan İmam-ı âzam, imanı zedeleyen çok alâmetleri ve harekâtları kaydettikleri halde (hususan şapka ve zünnarın) kütüb-ü kelâmiyede dahi ulemanın, imanın muktezasına münâfi olduğunun ittifaklarına karşı böyle sözleri yazan ne kadar hatâ ve yanlış olduğunu divaneler de anlar. Şapka hakkında itiraznamemdeki beyanat ve Risale-i Nur'daki iman-ı tahkikînin harika hüccetleri, Said'in idrâkinde âcizdir demesini yüzüne çarpar. ..
..
79-80: Gizli cemiyet kurduğu ve din perdesi altında emniyeti bozmak maksadıyla kitap ve mektupların vasıtalarla gönderilmiş olması.
Üç mahkeme gizli cemiyet noktasında beraat vermesi ve beş on vilâyetin zabıtaları hiç ilişmemesi ve itiraznamemde reddine dair yüz hüccet gösterilmesiyle beraber, böyle on beş sayfada on beş defa tekrarı on vecihte hatâdır. ..
88-89-90: İddiacı der: Nur, tefsir değil. Hem bazen akideye muhalif gider.
Tefsir iki kısımdır. Biri ibaresini izah eder, biri de hakikatlerini ispat eder. Nurlar bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymettarı olduğuna, ehl-i dirayet ve dikkat yüz binler şahitler var. Ve Mısır, Şam ve Haremeyn-i Şerifeynin muhakkik âlimlerinin ve İstanbul ve sair yerlerin müdakkik hocalarının Nurları tasdik edip ilişmemeleri ve Said'in müddet-i hayatında mantıkî ve galibâne mücadele-i ilmiyesi, iddiacının bu isnat ve ithamını tekzip ve reddeder.
İddiacı, eski zamanda Ehl-i Sünnete karşı Hasan Sabbah, Bâtıniyyun mezhebiyle ve Şeyhü'l-Cebel bir galat-ı Şia tarikıyla meydana çıkıp siyasî sarsıntı vermeleri gibi, Said'i onlara benzetmesi ve itham etmesi pek acip bir yanlıştır. Evet, sünnete muhalif hareket etmemek ve siya-sete karışmamak için yirmi üç sene işkenceli esareti, hapsi, ihanetleri kabul eden ve siyasete girmemek için bütün dünyevî rütbelerinden yüzünü çeviren bîçare Said'i onlara benzetmek öyle soğuk bir hatâdır ki, bu günlerde hararetli ümitlerimizi kıran o iddianın aynı zamanında gelen kar ve soğuktan daha bâriddir.
Hem iddiacı, güya dünyada ebedî kalınacak ve herkes her cihetle dünya maksatlarına çalışıyor itikadında bulunur gibi, diyor:
"Said inkılâp aleyhinde ve emniyeti ihlâl fikriyle mukaddesatı âlet yapıp halkı fesada teşvik ediyor" diye ithamı öyle bir yanlıştır ki, Nurun bütün kudsî hakikatlerinin ve talebelerinin uhrevî alâkaları onu reddederler. O iddiacı bilsin ki, birtek hakikat-ı imaniyeyi dünya saltanatıyla değiştirmeyiz. Ve birtek nükte-i Kur'âniyenin bir paşalık rütbesinden daha ziyade yanımızda ehemmiyeti var....
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
37
Web sitesi
www.herkul.org
Şimdilik Basılmadığı İddia Edilen Emirdağ Lahikasından Bir Parça:
Bera-yı malûmat size gönderildi.
Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; "Lozan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden.
İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:
"Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."
Lozan'da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:
"Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri-yâni İsmet'in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir."
Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yâni İsmet'in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat'î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.
Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa'dan Ankara'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: "Din öldürülecektir."
Lozan Konferansının ikinci sayfası: "..... Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir."
Nihaî Vesika
Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, "Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?" diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon'un verdiği cevap:
"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.
Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır."
Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?

Gizli anlaşmanın entrikası
Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
"Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum."
Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.
Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum'dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.
İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.
• • •
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3700
 

KAFKAS

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
3 Nis 2014
Mesajlar
5,920
Puanları
63
Çıkartılan Hata Sevap Cetvelinden Bazı Parçalar:
..57: Böyle acip dâvâlarla belki bir zaman peygamberliğini dâvâ ile hezeyan hali başlamış oluyor.
Bunun bu iftira ve isnat ve hatâsından el'iyazü billâh derim. Böyle hiç kimsenin hatırına gelmeyen ve bizi bilen hiç kimseyi kandırmayan isnatları, elbette kanun, siyaset ve idarenin haricinde bunda dehşetli bir mânâ hükmediyor ki, şeytanın da kimseyi inandıramadığı iftirayı ediyor. ..
..
65: Süfyan ve bir İslâm deccalı, Mustafa Kemâl olduğu Beşinci Şuada anlaşılıyor.
Beşinci Şua, küllî bir surette, çok zaman evvel müteşabih bir hadîsin bir tevilini beyan etmesi ve itiraznamemde kat'î cevabı verilmesi, bu zâhir yanlışı ve medâr-ı mesuliyet olması büyük hatâ olduğunu gösteriyor. Eğer mesuliyet varsa, bu ince, küllî mânâyı böyle cüz'î bir şahsa tatbik edip mahkemede teşhir eden kimse mes'ul ve suçlu olur.
66: Şapka fes gibidir. İman ile hiç alâkası yoktur. İman ise tamamen vicdanî ve kalbî olduğunu Said bilmekten âcizdir.
İslâm uleması ve müçtehidleri ve Şeyhülislâmlar, hususan İmam-ı âzam, imanı zedeleyen çok alâmetleri ve harekâtları kaydettikleri halde (hususan şapka ve zünnarın) kütüb-ü kelâmiyede dahi ulemanın, imanın muktezasına münâfi olduğunun ittifaklarına karşı böyle sözleri yazan ne kadar hatâ ve yanlış olduğunu divaneler de anlar. Şapka hakkında itiraznamemdeki beyanat ve Risale-i Nur'daki iman-ı tahkikînin harika hüccetleri, Said'in idrâkinde âcizdir demesini yüzüne çarpar. ..
..
79-80: Gizli cemiyet kurduğu ve din perdesi altında emniyeti bozmak maksadıyla kitap ve mektupların vasıtalarla gönderilmiş olması.
Üç mahkeme gizli cemiyet noktasında beraat vermesi ve beş on vilâyetin zabıtaları hiç ilişmemesi ve itiraznamemde reddine dair yüz hüccet gösterilmesiyle beraber, böyle on beş sayfada on beş defa tekrarı on vecihte hatâdır. ..
88-89-90: İddiacı der: Nur, tefsir değil. Hem bazen akideye muhalif gider.
Tefsir iki kısımdır. Biri ibaresini izah eder, biri de hakikatlerini ispat eder. Nurlar bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymettarı olduğuna, ehl-i dirayet ve dikkat yüz binler şahitler var. Ve Mısır, Şam ve Haremeyn-i Şerifeynin muhakkik âlimlerinin ve İstanbul ve sair yerlerin müdakkik hocalarının Nurları tasdik edip ilişmemeleri ve Said'in müddet-i hayatında mantıkî ve galibâne mücadele-i ilmiyesi, iddiacının bu isnat ve ithamını tekzip ve reddeder.
İddiacı, eski zamanda Ehl-i Sünnete karşı Hasan Sabbah, Bâtıniyyun mezhebiyle ve Şeyhü'l-Cebel bir galat-ı Şia tarikıyla meydana çıkıp siyasî sarsıntı vermeleri gibi, Said'i onlara benzetmesi ve itham etmesi pek acip bir yanlıştır. Evet, sünnete muhalif hareket etmemek ve siya-sete karışmamak için yirmi üç sene işkenceli esareti, hapsi, ihanetleri kabul eden ve siyasete girmemek için bütün dünyevî rütbelerinden yüzünü çeviren bîçare Said'i onlara benzetmek öyle soğuk bir hatâdır ki, bu günlerde hararetli ümitlerimizi kıran o iddianın aynı zamanında gelen kar ve soğuktan daha bâriddir.
Hem iddiacı, güya dünyada ebedî kalınacak ve herkes her cihetle dünya maksatlarına çalışıyor itikadında bulunur gibi, diyor:
"Said inkılâp aleyhinde ve emniyeti ihlâl fikriyle mukaddesatı âlet yapıp halkı fesada teşvik ediyor" diye ithamı öyle bir yanlıştır ki, Nurun bütün kudsî hakikatlerinin ve talebelerinin uhrevî alâkaları onu reddederler. O iddiacı bilsin ki, birtek hakikat-ı imaniyeyi dünya saltanatıyla değiştirmeyiz. Ve birtek nükte-i Kur'âniyenin bir paşalık rütbesinden daha ziyade yanımızda ehemmiyeti var....
Said Özdemir:

1959'da Üstadımızın bastrırıp verdiği ve "Risale-i Nur budur" dediği risalenin orjinali bende. Bütün abilerin imzası var. O metinde hata-sevap cetveli yok. Ayrıca Üstadımızın Diyanet'e gönderdiği metinde de hata-sevap cetveli yok. Abiler istişare edip karar vererek Hata-sevap cetvelini daha sonra ilave etti.
 

KAFKAS

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
3 Nis 2014
Mesajlar
5,920
Puanları
63
Şimdilik Basılmadığı İddia Edilen Emirdağ Lahikasından Bir Parça:
Bera-yı malûmat size gönderildi.
Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; "Lozan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden.
İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:
"Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."
Lozan'da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:
"Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri-yâni İsmet'in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir."
Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yâni İsmet'in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat'î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.
Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa'dan Ankara'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: "Din öldürülecektir."
Lozan Konferansının ikinci sayfası: "..... Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir."
Nihaî Vesika
Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, "Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?" diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon'un verdiği cevap:
"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.
Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır."
Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?

Gizli anlaşmanın entrikası
Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
"Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum."
Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.
Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum'dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.
İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.
• • •
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3700
Said Özdemir:

1959'da Üstadımızın bastrırıp verdiği ve "Risale-i Nur budur" dediği risalenin orjinali bende. Bütün abilerin imzası var. O metinde hata-sevap cetveli yok. Ayrıca Üstadımızın Diyanet'e gönderdiği metinde de hata-sevap cetveli yok. Abiler istişare edip karar vererek Hata-sevap cetvelini daha sonra ilave etti.

Put veya Pot kırdım meselesi ise; Osmanlıcada aynı yazılıyor ve iki türlü de okunabiliyor. Bazı yayınlarda "put" bazı yayınlarda da "pot" olarak kullanıldı. Bazı yayınevleri "put" olarak çevirdi. Karışılık bundan dolayıdır. Diyanet'in metni zamanında Ahmet Akseki'ye verilen metindir. Burada bir tahrifat yoktur.

Barla Lahikası ve Emirdağ Lahikası-2 ise tashihatını geç verdiğimiz için gecikti. Onların basılmaması gibi bir durum söz konusu değildir. Nasılki bütün kitaplar basılcak Barla Lahikası ve Emirdağ Lahikası-2 de basılacak.
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
İddianızın isbatı nedir muhterem?
Yalana ve iftiraya da başladınız demek ki :) Latife ediyorum tabi, the cemaat olarak en başından beridir böylesiniz.

Bu put kırdım, pot kırdım meselesi diyanetin risale basımından önce tartışılmış bir konu idi. Bazı yayınevleri pot kırdım olarak basmış bazı yayınevleri de bunun aslının put olduğunu söylemişlerdi. Meselede diyanet yoktur. Sizin abilerinizin yayınevleri o şekilde basmışlardır. Diyanete veren de o abilerdir. Aynısıyla basmışlardır.
 

kilicarslan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2013
Mesajlar
4,054
Puanları
48
nurcu bazı arkadaşlar yakın tanıdığım birisne demişlerki lemaların hepsi risaleni nurda aslında yok.

Diyanet orjinaline göre bastık diyor.. anlaşılan risalei nurun bir kaç versiyonu var.
 

redyellow

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
20 Nis 2010
Mesajlar
2,168
Puanları
0
Web sitesi
redyellow.besaba.com
Gerçekten tahrifat yapılmış mı bilemem.

Şunu söyleyim:

Hakikaten bir tahrifat yapılmışsa yapanlara yazıklar olsun.

Tahrifat yokken yalan haber yapılmışsa bunu yapanlara yazıklar olsun.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
bir insan hem müslüman hem de nurcu olamaz.
hem kuran son kitaptir, hz muhammed son nebidir deyip
hem de Allah katindan indirildigini iddia eden risale'i nur'a inanamaz.
 

redyellow

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
20 Nis 2010
Mesajlar
2,168
Puanları
0
Web sitesi
redyellow.besaba.com
bir insan hem müslüman hem de nurcu olamaz.
hem kuran son kitaptir, hz muhammed son nebidir deyip
hem de Allah katindan indirildigini iddia eden risale'i nur'a inanamaz.
Ben nurcu değilim, hiç bir zaman da olmadım.

Ama bu yazınız son derece çirkin ve İslami açıdan veballi.

1 kere yazmadan Bin kere düşünsen iyi olur bu tip şeylerde.
 

kilicarslan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2013
Mesajlar
4,054
Puanları
48
" indirildi" meselesini tevil ediyorlar, kuranın indirilmesi gibi değilmiş.
 

alanyali07

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 May 2008
Mesajlar
6,968
Puanları
113
bir insan hem müslüman hem de nurcu olamaz.
.
"Bir insan hem türk vatandaşı hem manav olamaz" demek gibi bir cümle kurmuşsun :)
Nurculuk meşrep meslektir..din değildir ..önce kavramları yerli yerinde kurmalısın,çıkarım yapmak için..
 
Üst