Diyaloğun hissedilemeyen zararından dikenli bir demet ! | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Diyaloğun hissedilemeyen zararından dikenli bir demet !

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Gödüm i, bazı kişiler diyaloğun ne zararı ouyor ki ? kabinden bazı sorular sormuşlar ! :confused1: Buna cevap vermeyi düşümüm : :(

İşte bakın diyalog denilen faaliyen ne zararları oluyor ?


2020'de Yüzde 10'umuz Hristiyanlaşacak
Misyonerler, 2020'de Türkiye nüfusunun yüzde 10'unu
Hıristiyanlaştırmayı, 2005'de ise 50 bin Müslüman Türkün
dinini değiştirmeyi hedefliyorlar
MİSYONERLİK mevcut yasalara göre suç olmak şöyle dursun, 'kabahat' bile değil.



(Diyalog diye-diye ...)
İŞTE BÖYLE HRİSTİYANLAŞTIRIYORLAR


Ben ve birkaç arkadaşım bu çocuğa ve Ege'de okuyan durumu kötü olan birkaç öğrenciye yardım ediyoruz. Çok fazla olmasa bile kırtasiye ve yol masraflarını temin edebiliyoruz.
2 Gün önce Konak Meydanında Gezerken Ege Üniversitesinde Okuyan Bir arkadaşı gördüm. Çok iyi niyetli, temiz, etliye sütlüye karışmayan Aydınlı Bir çocuk. 1985 Doğumlu. Elinde bir kitap vardı. bakmak istedim. hayır olmaz dedi. Neden diye sordum. Boşver dedi. Israr edince dayanamayıp verdi. Kitabı açtığımda Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Çocuğa baktım, kitaba baktım. Kitap İNCİLDİ. Bu ne kardeş dedim. Sana boşver demiştim dedi. İyi de neden diye sordum. Ya napcan dedi. Gel dedim oturalım sana bir çay ısmarlıyım konusuruz dedim. İşim var falan dedi. Israr ettim kabul etti. Hisar camisinin arkasındaki ufak açık kahve türü bir yere gittik. Oturduk Başladı anlatmaya:
"Abi durumumu biliyosun. Ailem fazla para gönderemiyo. geçen hafta içinde okulun kantininde bir grup vardı. masaları teker teker dolaşıp
masadakilere çay ısmarlıyor ve sohbet edip birşey tanıtıyorlardı. 4-5
masadan üzüntüyle kalktılar. Sonraki masadan da bir güzel dayak yiyip dışarı atıldılar. Çok merak etmiştim. Arkalarından takip ettim.
Kampusten dışarı çıktıklarında yanlarına gidip ne tanıtımı yapıyorusunuz dedim. Çocuklar İncil dedi. Tamam diyip uzaklaşıcaktım bakmak istermisin dedi. ben hayır sadece merak ettim o yüzden sormuştum dedim. ama çocuk yanıma gelip birkaç şey söyledi. Sanki aklımı alıyordu. Çok güzel bir
ses tonu ve hitap şekli vardı. Eğer bu kitabı okuyup bize gelirsen. sana bu kitabın içinden bir sınav yapıcaz. Sınavda 50 soru olucak. cevapların doğruluğuna göre sana en az 100 dolar olmak kaydı ile para vericez. Enyüksek miktar 500 dolar. bu kitap ücretsiz al bunu eğer bu okursan gel. al buda kartımız dedi ve ben kartıda alıp uzaklaştım oradan. içim içimi kemiriyordu. Bir yandan İslamiyet diyordum bir yandan Para diyordum. Şeytan Aklıma girmiş sabrımı zorluyordu. İrademi tamamen kaybetmiştim. Hızla yurda gittim ve odama çekildim. arkadaşlarım yoktu. Okumaya başladım. Bir yandanda ben napıyorum diye sorguluyordum kendimi.
Ama bir yandanda bu da Allah(c.c)'ın kitabı. Bunu da O yollamış. Sadece zamanla değişikliklere uğramış diye kendimi avutuyordum. ben hergün boş kaldığımda kitabı okuyordum. ve bitti. Bana verdikleri karta baktım. Kıbrıs Şehitleri Caddesinde ara sokakta bir adres vardı. Oraya gittim. O gün konuştuğum kişiler yoktu. Ama bir bayan geldi. Ben yardımcı olayım dedi ve beni ufak bir odaya soktu. Masada Kağıt ve kalem duruyordu. Silgi yoktu. Sonra buyur dedi sınava başla. Sınavda kitapta geçen cümlelerin aynıları varı. sadece boşluk dolduruyordum. Sınav bitti kağıdı verdim. 10 dakika sonra geri geldiler ve ellerinde dolarlar vardı. Bravo dediler 42 soruya doğru cevap vermişsin. 420 Dolar kazandın. Bundan sonra nezaman başın sıkışırsa canın sıkılırsa gel. Elimizden geleni yaparız dediler. Biraz daha muhabbet ettik. ve ben çıktım. yolda aklımdan binbir türlü şey geçiyordu. En başta aklıma ailem ve siz geldiniz Abi."
...

Bende "yarın saat 4'te dükkana gel. Seni bir sınav yapıcam Eğer sınavdan geçersen Hak dininde mutlu olarak bir hayat süreceksin. Eğer geçemezsen Seni Müslüman yapmak için her türlü yolu deniycem ve Ailene haber vericem. Ha eğer ki sınava gelmezsen ben seni bulurum ve Cümle aleme rezil eder bir daha seninle görüşmem. sana üç şık verdim hangisini istiyorsan seç ve uygula" diyerek kalktım. Aklıma geldi geri döndüm para uzattım hesabı ödemeyi unutma dedim ve ayrıldım oradan. Dükkana geldim arkadaşlara açtım konuyu. İkisi dövelim ve Müslüman'lığa geri döndürelim
dediler. Ama biz Özgürle aynı görüştü değildik. Zorla İslam olmaz. Bence siz saçma fikirlerinizi bir kenara bırakın ve Yarınki sınavda neler
sorucaz onu düşünün dedim ve başladık düşünmeye. Ben çıktım ve Dedemin yanına gittim. Konuyu açtım. bana Musa TOPBAŞ'ın bir kitabını getirdi. Bayağı eski, kabı olmayan bir kitaptı. içinden bir sayfa açtı ve bana al bunları git ona sor dedi. ben soruları kağıda yazdım ve geldim. Toplam 12 soru vardı. herkes 3 soru ezberledi. Ertesi gün Çocuk geldi. Ama yüzü kıpkırmızı ve korku ifadesi vardı. Dükkana başka bir tanıdık bırakıp bizim eve gittik. annem karşıladı içeri girdik. Anneme yarım saat işimiz var. Daha sonra gidicez. Rahatsız etme dedim. Tamam diyip yan komşuya geçti. Kaplan sorularını sordu,Özgür sorularını sordu,Tunahan Sordu ve
bana Geldi. 9 Soruyo doğru CEVAP vermişti. Yanlış vermesini
beklemiyorduk zaten. Asıl kozlar bendeydi. Ona ufak bir oyun
hazırlamıştık. ben İlk sorumu sordum.

Allah-u Teala'nın Son gönderdiği ve Uygulanmasını istediği Din nedir ve Bu dinin Elçisi kimdir?
Durakladı ve Allah (c.c) son Din olarak İslamiyeti buyurmuştur.
İslamiyete de Elçi Hz. muhammed Mustafa (s.a.v)'i göndermiştir.

Kıpkırmız oldu.
İkinci soruya geçtim. Bu din uğruna verilen şehitlerin dökülen kanları
için söyle dedim. ürpemişti. Vücudu titredi. devamını getirdim sorunun. Gittiğin Sohbetlerde herzaman dile getirilen Bakara suresinin 111. ayetini söyler misin dedim.

Kafasını önüne eydi ve :
Yahudi veya hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez. Bu, onların kendi kuruntularıdır. Deki: "Eğer doğru sözlüyseniz, kesin-kanıtınızı getirin. Dedi ve ağlamaya başladı.
Son sorun dedim. Eğer bilirsen ki bilememen diye bir şık yok, sende
bizde huzura kavuşucaz. Başka bir dine mensup kişi Hak dinine geçmek için ne der? dedim.

Hepimizi sırayla süzdü. koltuktan kalktı. kıbleye döndü diz çöktü.
Ellerini havaya kaldırıp Şahadet getirdi. Ellerini yüzüne sürüp ayağa
kalktı ve ben sizin hakkınızı ödeyemem diyip teker teker sarıldı bize.

Akşam ezanı okunuyordu. Bize baktı ve Saf tutalım dedi. En küçüğünüz benim ama ben kıldırabilirmiyim dedi. Arkasına geçtik ve "Allahuekber" diyip başladı. Çok içten ve sesli okuyordu. Benim gözlerimden yaşlar damlıyordu.
Başımdan geçen bu olayı anlatmamın sebebine gelince. Bu mektubu alacak birçok Abim Akranım Ablam Küçüğüm var. Cennet vatanımıza 2 sene içinde 200'e yakın Kilise kuruldu. İncili'i heryerde bedava dağıtıyorlar. Bu aşağılık sistem ortaokullara kadar indi. Lütfen dikkatli olun. Ne ben ne de siz, çocuğunuzun, kardeşinizin, arkadaşınızın yada kendinizin Hak dinini bırakıp başka dinlere yönelmesini istemezsiniz. Lütfen dikkat edin. Abilerim ablalarım bana düşmez ama Lütfen yavrunuza daha fazla Din eğitim verin. Daha fazla ilgilenin. Alın camiye gidin. Evde beraber Kur'an okuyun. ona anlatın. Tek isteğim Bu Cennet vatanda Müslümanlardan başka bir dinin olmaması ve Vatanımızın Bu kahpe sistemden kurtulmasıdır.




 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
25
Puanları
0
İŞTE FAKİRİ nin bağlı olduğu oluşum yani dini oluşum.

CİDDİYE ALINACAK biri değil yani.

Ömer ÖNGÜT e bağlı ama Ömer ÖNGÜT bile etrafını saran SIZINTILARIN farkına varıp kitabında bilhassa kimseye icazet vermediğinide belirtiyor.

Mekanı cennet olsun Ömer ÖNGÜT yaşamının son On senesinde oldukça ağır bir şeker hastası idi Etrafında çoğunlukla sızmalar çevrelemiş Ömer Öngüt ün demediklerini DEDİ diye enpoze etişlerdir.

Örneğin Mahmut efendi ve Cemeatini , Erbakan ve gönül verenleri Nurcuları NARCI Süleyman Efendi cemeatini Faiz ci tabir edip bunların hepsinin YENİ BİR YARATTIKLARINI CEHENNEMDE YANACAKLARINI BEYAN etmiştir.

İşte fakir BU SIZMALARIN YIKADIKLARI beyinlerden biri.
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
İbrahimî Dinler� mi dediniz!?

�İbrahimî Dinler� mi dediniz!?

Dün dikkate değer bir haber düştü internet sitelerine… “Kilisede ezan sesi” spotu ile sunulan haber, video görüntüleri ile de destekleniyordu.
Olayı nakleden spiker, “ABD’de pazar âyinleri sırasında tarihî bir gün yaşandı” türünden ‘vurucu’ bir cümle ile giriyordu meseleye…

Efendim, bizzat haber metninden aktarmak gerekirse olay şu imiş:


“ABD’nin 32 eyaletindeki kiliselerde Müslüman, Hıristiyan ve Musevi din adamları, birlikte üç kutsal kitaptan bölümler okudu, ilahiler seslendirdi, barış ve kardeşlik mesajı verdi. Washington’daki katedralde ilk kez ezan okundu. Pazar âyinlerine ilk kez Musevî ve Müslüman din adamları da katıldı. 32 eyalette 70’ten fazla kilisede, üç semâvî dinin din adamları, birlikte dua etti, hoşgörü mesajları verdi.”


Haberin devamında, Washington Ulusal Katedrali’nde başrahip, imam ve hahamın, önce kendi dillerinde, daha sonra da İngilizce olarak Kur’an, İncil ve Tevrat’tan pasajlar okuduğu ifade ediliyor.


‘Tören’e müslümanları temsil ettiği düşüncesi ile katılan imam: “Böylesine güzel bir ibadet yerinde birbirimizin kutsal kitaplarından parçalar okumamız, ABD’deki Hıristiyan, Müslüman ve Yahudilerin bağnazlığa, nefret ve hoşgörüsüzlüğe hayır demek için omuz omuza durduğunu gösteriyor.” şeklinde dile getiriyor düşüncelerini…


Başrahip Lloyd da, “Amerikalılar İslâm hakkında çok az bilgi sahibi… Farklı bir dinin zenginliklerini öğrenmek zaman alacak. Ama bu olacak.” cümleleri ile görüşlerini seslendiriyor.
“İnançları Paylaşma” adı verilen mezkûr organizasyonun, “Dinler Arası İttifak” ve “Önce İnsan Hakları” adlı örgütlerin uzun çabaları sonucu hayata geçtiği bilgisi de bir kenara not edilsin.

Elbette işbu “İbrahimî dinler” yahut “semâvî dinler” söylemini ciddiyetle masaya yatırmak gerekiyor ama daha önce Kur’ân’ın, bugün Hıristiyan ve Yahudi olarak tesmiye olunan kesimlerin kendi inanç pozisyonlarına meşruiyet kazandırma çabalarını şiddetle reddettiğini hatırlatalım.


Onların kendilerini ve dinlerini Hz. İbrahim’e (a.s.) nisbet etme gayretlerine ve kendi inançlarını bu kutlu peygamberle refere etme noktasındaki zorlama yorumlarına Kur’ân’ın nasıl mukabele ettiğini görmek için şu âyetlere bakmak yeterli:

“Bu dini İbrahim kendi oğullarına vasiyet ettiği gibi Yakup da vasiyet etti ve: "Oğullarım, Allah sizin için o dini seçti, başka dinlerden sakının yalnız müslüman olarak can verin! dedi.”

“Bir de: "Yahudi veya Hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız" dediler. De ki: "Hayır, biz bir tek Allah'a inanan İbrahim'in dinindeyiz ki, o hiç bir zaman Allah'a ortak koşanlardan olmadı."”

“Ve deyin ki: "Biz Allah'a iman ettiğimiz gibi, bize ne indirildiyse; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına ne indirildiyse; Musa'ya, İsa'ya ne verildiyse ve bütün peygamberlere Rableri tarafından ne verildiyse hepsine iman ettik. O'nun elçilerinden hiçbirini ayırt etmeyiz. Ve biz, ancak O'nun için boyun eğen müslümanlarız.”


“Eğer onlar da böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse muhakkak doğru yolu buldular. Yok, yüz çevirirlerse, onlar sadece bir ihtilaf ve çekişme içindedirler. Allah da senden yana onların haklarından geliverecektir. O, herşeyi işiten ve bilendir.”

“Yoksa siz: "İbrahim de İsmail de İshak da Yakup da torunları da hep Yahudi veya Hıristiyan idiler." mi diyorsunuz? De ki: "sizler mi daha iyi bileceksiniz, yoksa Allah mı? Allah'ın şahitlik ettiği bir gerçeği bilerek gizleyenlerden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (el-Bakara; 132–140)


Bu âyetler, Hz. İbrahim’in (a.s.) dini ile müşrik Ehl-i Kitab’ın iman ettiği inanç manzûmesinin hiçbir bağı, benzerliği, paralelliği olmadığını veya aralarında bir ‘köken birlikteliği’nden söz edebilmek için Kur’ân’ın sarih nasslarını yok saymak zorunda kalınacağını açıkça gösteriyor.

Çünkü âyetler sarahaten, “Yahudi ve Hıristiyan olmak”la, “Hz. İbrahim’in dinine mensup olma”yı birbirinin alternatifi, zıddı olarak işaretliyor. Hz. İbrahim (a.s.) için kullanılan “O müşriklerden değildi” nitelemesi, âyetlerin bağlamı Hıristiyan ve Yahudilerle ilgili olduğundan, bunların şirke bulaştığını yadsınamaz bir gerçeklik olarak göz önüne getiriyor.
Bu da, İslâm, Hıristiyanlık ve Yahudilik için kullanılan “İbrahimî dinler” vurgusunun, daha doğrusu bu vurguda zımnen ifadesini bulan “aynı hakikatin tarih içinde şekillenmiş farklı kolları” türü telakkilerin ne ölçüde mesnedsiz ve boşlukta olduğunu belgeliyor.

Mâlûmdur ki, oldukça sık rastladığımız “Yahudilik ve Hıristiyanlık tahrif olmuştur” yargısı gerçeğin ifadesi değildir. Çünkü bu iki inanç manzûmesi, tahrif olduktan sonra bu isimleri almışlardır. Her peygamber için geçerli olduğu gibi Hz. Musa ve Hz. İsa da (a.s.) sadece “Allah katında tek din olan” İslâm’ı tebliğ etmişler, daha sonra haham ve papazlar eliyle muharref Hıristiyanlık ve Yahudilik inançları ihdâs edilmiştir. Şu halde, bu iki inanç pozisyonunun mevcut halleri ile Allah indinde bir değer taşımaları söz konusu olmadığı için, “İbrahimî dinler” terkibinden önce bizâtihi bu ‘dinler’ kavramında ifadesini bulan ‘çoğul’ sigânın ayaklarının yere basıp basmadığını konuşmak gerekir.

Ayrıca, gözümüze sokulup durulan ‘semâvî dinler tekerlemesi’nin, Hıristiyanlık ve Yahudiliği ‘semâ’ ile irtibatlandırma türünden, yer yer ıskalanan çarpık bir tezâhürü var. Kur’ân açıkça reddettiği için, aklı başında bir müslümanın bu iki inanç pozisyonuna bu bağlamda yaklaşmasının mümkün olamayacağı da kendiliğinden tebârüz ediyor.

Zaten kısaca ‘diyalog’ olarak anılan vetirenin, kanımca en önemli zararlarından biri de, Ehl-i Kitab’ın inanç formlarına bir şekilde meşruiyet kazandırma noktasında mülâhaza dairesini açması olmuştur. Kim ne derse desin, süreç içerisinde müslüman kitleler, bu meşruiyet meselesinin –en azından- müzâkere edilebilir bir muhteva taşıdığına inandırılmışlardır.

Hakikatin izâfîleştiği, “doğrunun bir bakış açısının tekelinde olmadığı” tarzı içi boş sloganların dolaşıma girdiği, çok önemli itikâdî farklılıkların ‘asgarî müşterekler’ söylemi yedeğinde buharlaştırıldığı meş’um bir süreçten söz ediyorum.

Müslüman kesimden bu vetireye dâhil olanların niyetleri iyi olabilir ama en az niyet kadar üzerinde yol alınan zeminin de sahih olması gereken hassas bir mesele bu…

Şu an ortaya konulan ittifak vurguları, birlikte ve aynı mecliste dua etmeler, “yok birbirimizden farkımız” türü bayağılıklar, “her dinin yekdiğerinin zenginlikleri ile tanışması” türü kof atıflar, kestirilsin ya da kestirilmesin, hedeflensin ya da hedeflenmesin, bu trenin son durağa, yani bir tür ‘insanlık dini’ne doğru olanca hızıyla yol aldığını gösteriyor.

Elbette burada yine Kur’an’da yer alan ve Hz. Musa ile kardeşi Hz. Harun’un (a.s.) Fir’avn’a tebliği bağlamında gündeme gelen, diğer inanç sâliklerine dönük ‘kavl-i leyyin’ yani yumuşak dil/üslûb tavsiyesi/emri akla gelebilir. Sanırım bu da çoğu kez yanlış yorumlanabilen bir husus…

Kavl-i leyyin, tebliğin esasından ziyâde üslûbuna dâir ölçüler getiren bir muhtevâ taşıyor. Müslümanın tebliğinin huşûnetten, sertlikten ârî, mülâyemetle, hikmet ve teenni ile olması gerektiğini ihsâs ediyor.

Gayet sarihtir ki, bu atıf, sâir inanç mensuplarının bâtıl itikatlarına nazar-ı müsâmaha ile bakılmasını, onların sakim kabullerine ilişilmemesini âmir değildir. Özetle, İslâm ve adı anılan iki inanç formunu aynı yatay düzleme sabitleyen, ‘semâvî dinler’ türünden nevzuhur paydalarda eşitleyen bir algının karşılık geldiği tavra ‘kavl-i leyyin’ değil, dense dense ‘hâl-i pürmelâl’ denilebilir.


Bir de “Bu süreçte ne kazandık, ne kaybettik?” tarzında esaslı bir muhasebenin yapılma vakti geldi de, geçiyor bile…
Tamam, hiçbir aklı başında müslüman işin itikâdî boyutlarında yoğunlaşarak, okuyarak, araştırarak İslâm’ı terk edip Hıristiyan olmaz; bu doğru… Çünkü zaten Hıristiyanlık denilen olgu, kendi içinde ciddi itikâdî çelişkiler ve teolojik çarpıklıklar taşıyor. Hatta çoğu kez bunun tersi oluyor ve okuyup araştırarak çokları İslâm’a dehâlet ediyor. Bu doğru ama buna eşlik eden bir doğru daha var: İnanç bazında ‘oradan buraya’ transfer olduğu kadar, hatta bundan çok daha fazla kültür temelinde de ‘buradan oraya’ geçiş var.

Bakış zâviyesini, hayat tasavvurunu, yaşam biçimini başka kültürlerin şekillendirdiği bir tipolojinin İslâm ile alâkası da nüfus kâğıdından ibaret oluyor. Kaldı ki, kültürel metamorfoz bir aşamadır ve yaşadığı bu dönüşüm neticesinde eşyâ ve hâdisâtı bir Batılı yordamıyla okumaya başlayan nesillerin zamanla işbu bâtıl inanç formlarına ‘daha anlayışlı’ yaklaşması da az rastlanılır bir keyfiyet olmaktan uzaktır. Sorulması gerekli olan soru, bu ölçüde hızlı seyreden bir kültürel başkalaşımın, işbu kültürel boyutla sınırlı kalıp kalmayacağı sorusudur.



İstidrâdî olarak şu notu da ekleyerek yazıyı bitirelim: Yer yer basında Üstad Bediüzzaman’dan ve/veya telifâtından sitâyişle bahseden papaz ve rahiplere denk geliyoruz. Hiç şüphesiz, Bediüzzaman üzerinden gerçekleşecek muhtemel bir ihtidâyı ancak hamd ile karşılaşırız.

Fakat dikkat çeken bir nokta var; işbu zevâtın, bunca Risale-i Nur övgüsüne rağmen, İslâm’a ve peygamberine (aleyhissalâtuvesselâm) karşı mesafelerini mânidar bir şekilde koruduklarına tanık oluyoruz.

Hatta bu zâtlardan bazılarının, Üstad üzerinden ‘Müslüman Hıristiyan’ veya ‘Hıristiyan Müslüman’ türü ‘ucûbe’ terkipleri canlandırma gayreti içinde oldukları, bir tür dinleri te’lif amacı güttükleri izlenimi veren hususlarla karşılaşıyoruz. Çok açık ve kestirmeden söyleyelim; bu kişilerin söz ve eylemlerine bu ölçüde değer vermek, yanlış ve sakıncalı bir yaklaşımdır.

Her Bediüzzaman övgüsü yapana, anlamsız bir coşku ile sahip çıkıp kucak açmakta ifadesini bulan ‘ayarsız’ tavır, bir Nur talebesinde olması gereken ‘celâdet’i yaralar.

 

veri

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
8 Kas 2010
Mesajlar
0
Puanları
0
2020'de Yüzde 10'umuz Hristiyanlaşacak
Misyonerler, 2020'de Türkiye nüfusunun yüzde 10'unu
Hıristiyanlaştırmayı, 2005'de ise 50 bin Müslüman Türkün
dinini değiştirmeyi hedefliyorlar
MİSYONERLİK mevcut yasalara göre suç olmak şöyle dursun, 'kabahat' bile değil.
iyi de sen bu ülkede misyonerliği yasaklarsan
sen islam dinini nasıl yayıcaksın peki

her şeyin satıcısı da vardır alıcısı da
tek yönlü olmaz
satan olmazsa almak isteyen nerden bulucak.

keser olmayın hep bana rabbena olmaz bu işler
tembellik yapmayın da çalışın
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
25
Puanları
0
İŞTE FAKİRİ nin bağlı olduğu oluşum yani dini oluşum.

CİDDİYE ALINACAK biri değil yani.

Ömer ÖNGÜT e bağlı ama Ömer ÖNGÜT bile etrafını saran SIZINTILARIN farkına varıp kitabında bilhassa kimseye icazet vermediğinide belirtiyor.

Mekanı cennet olsun Ömer ÖNGÜT yaşamının son On senesinde oldukça ağır bir şeker hastası idi Etrafında çoğunlukla sızmalar çevrelemiş Ömer Öngüt ün demediklerini DEDİ diye enpoze etişlerdir.

Örneğin Mahmut efendi ve Cemeatini , Erbakan ve gönül verenleri Nurcuları NARCI Süleyman Efendi cemeatini Faiz ci tabir edip bunların hepsinin YENİ BİR YARATTIKLARINI CEHENNEMDE YANACAKLARINI BEYAN etmiştir.

İşte fakir BU SIZMALARIN YIKADIKLARI beyinlerden biri.
http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=103654&p=956257&viewfull=1#post956257
 

bi husben

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Mar 2007
Mesajlar
5,664
Puanları
83


iyi de sen bu ülkede misyonerliği yasaklarsan
sen islam dinini nasıl yayıcaksın peki

her şeyin satıcısı da vardır alıcısı da
tek yönlü olmaz
satan olmazsa almak isteyen nerden bulucak.

keser olmayın hep bana rabbena olmaz bu işler
tembellik yapmayın da çalışın
bu verı fethullehın meydana getırdığı adı ustunde müslüman modelıdır ehlı kıtap ınancıyla harmanlanmıs yenı ınsan modelı
 

veri

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
8 Kas 2010
Mesajlar
0
Puanları
0
:)
yahu bana hristiyan olduğumu bile söylediler:)
şimdi gülenci mi olduk.

tek yönlü misyonerlik olmaz dostum
hiçbir zaman da olmadı.
 
Üst