Delilinizi getirin ? | Sayfa 3 | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Delilinizi getirin ?

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Sevgili arkadaşlar ya anlamak istemiyorsunuz ya da sırf muhalefet etmek için yazıyorsunuz.

Kısaca bir daha izah edeyim hatta biraz daha somutlaştırarak anlatayım, madem sordunuz o halde lütfen okuyun ama öyle üzerinden hızlıca geçerek değil.

1- NAMAZ

"Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir." Ankebut 45

Kuran namazı genel anlamıyla ifade eder, sınırları çizip konsepti oluşturur, rükunlarını belirler. Rükun sayısı, okunacaklar, vs Allah'ın elçisi tarafından detaylandırılır.

a) Namaz Kuran'da var mı? Var
b) Sünnet bunu açıklıyor mu? Evet

2- HIRSIZLIK

"Erkek hırsızla kadın hırsızın —o irtikab «ettiklerine bir karşılık ve ceza ve ALLAHtan (insanlara) ibret verici bir ukubet olmak üzere— ellerini kesin." (Maide: 38)

Hırsızlık cezasında Kuran çatıyı kurmuş, en üst cezayı/tavanı bildirmiş. Dolayısıyla Rasulullah, ancak istisnaları ya da hafifletici sebepleri devreye sokar, alt kademeleri belirler. Yani bu ayet "el kesme" işini mutlak bırakmış, hangi elin, neresinden kesileceğini veya iki elin mi, yoksa bir elin mi kesileceğini ayrıca belirtmemiştir. Peygamberimiz'in uygulaması, sağ elin bilekten kesileceğini hükme bağlamıştır.

a) Hırsızlığın Cezası Kuran'da geçiyor mu? Evet
b) Sünnet bunu takyid etmiş mi? Evet

Şimdi buraya kadar hiç bir sorun yok kuraniyyuncular dışında bu hususa itiraz eden hiç kimse yoktur. Onlar bunu kabul etmez Namaz Kuran'da vakitleriyle beraber geçer der ve 2,3 veya 5 şeklinde kılınabilir der ve tabiri caiz ise duvara toslarlar.

3- KABİR AZABI

a) Kuran'da kabir azabı geçer mi? Geçmez (geçer diyenler tamamen konuya delaleti zanni ayeti delil getiriler - Mü'min 46)
b) Hadislerde geçer mi? Geçer

Ne yapacağız?

Elbette Kuran'a uyacağız bakınız Rabbimiz ne buyuruyor;

"Allah'a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: "bana vahyedildi" diyen ve: "Allah'ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim" diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve:" Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah'a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O'nun ayetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azapla cezalandıralacaksınız" derler.(En'** 93)


Uzamasın diye burada örnekleri bitiriyorum.

Maalesef şöyle yanlış bir algımız var; Peygamber adına söylenen her sözü hadis-i şerif sanıyoruz ve ona atfedilen her rivayete sünnet gözüyle bakıyoruz ve hatta daha da ileri giderek, Hz. Peygambere, Kuran’ın dışında başka bir vahyin indirildiğine inanıyor ve bu kesinliği tartışma götüren rivayetleri Kuran ile eşdeğer görerek mutlak Kuran referansını etkisiz hale getiriyoruz.

"Kale Rasulullah Allah’ın Rasulü dedi ki" nereden bileceğiz dediğini? Dedi ise bunun sağlamasını neye ve kime göre yapacağız? İşte bizde diyoruz ki; Allah Rasulü dediyse açar Kuran'a bakarız orada var ise, ona uygunluk arz ediyorsa eyvallah başımızın üstünde alırız ama yoksa ne yapacağız? Nasıl kabul ederiz? İhtilafları körükleyen sebepler de bunlar değil midir?

Vahye tabi olmadan gönüllerin huzur bulması, şüphelerin ortadan kalkması, sahih bir İslam düşüncesinin oluşması mümkün değildir.


Kuran ilahi bir kitap’tır. Furkan’dır yani doğruyla yanlışı ayırt edendir. Kuran dışında hiçbir kaynak Furkan olamaz. Kuran dışında hiçbir kitap O’nun gibi kati olamaz.

Hadis konusuna gelince;

Maalesef sizler hadisleri sanki Allah Resulü'nün dilinden aynen duyulmuş gibi algılıyorsunuz. Halbuki hadis Allah Resulü'nden geldiği rivayet olunan sözlerdir. Belirli isnad zincirleriyle gerçekten Resul'e kadar ulaşıp ulaşmadığı sıhhat derecelerine göre derecelendirilmiş bilgi aktarımlarıdır. Sıhhat dereceleri muhaddislere göre değişmektedir. Buhari’nin kabul ettiğini Tirmizi kabul etmez onun kabul ettiğini de bir başkası kabul etmez. Çünkü kriterleri farklıdır. İbn-i İshak kimilerine göre güvenilir bir hadis ravisi iken bir başkasına göre deccalin biridir. Bunu daha önce burada izah ettik.

Dolayısıyla hadis ile sünneti karıştırmayın. Hadis Peygamber'e ait olduğu iddia edilen bir "söz rivayeti" iken diğeri yani Sünnet bu sözleri de aşan "uygulamalar" bütünüdür ve bu tür sünnetler bize çoğunluk tarafından fiili olarak gelmiştir. Yani sünnet o dönemden bu döneme nesilden nesile uygulanarak gelmiştir. Bu durum güvenilirliği çok yüksek olması anlamına gelir ve biz buna kabul ederiz. Ancak hadisler bunun gibi değildir uygulamalı olarak değil sözlü aktarımlarla gelmiştir. Yani “bana Ahmed’ten, ona Mehmet’ten, ona da Hasan’dan ona Ali’den, ona Hüseyin’den ona da Peygamberden bildirildiğine göre” şeklinde gelen hadisler sünnet gibi kesinlik ifade etmez. Buna bir önek vereyim;


1- Uğursuzluk;

Hz. Ayşe'ye iki adam gelip Ebu Hureyre'nin “Rasulullah uğursuzluk sadece kadın, at ve evde vardır” buyurdu" dediğini bildirdi. Bunun üzerine Hz. Aişe : "Ben Kuran'ı Ebu'l-Kasım'a vahyeden Allah'a yemin ederim ki, Hz. Muhammed (s.a) böyle birşey söylememiştir. Ebu Hureyre iyi ezberlememiş ve hadisin başını işitememiş, sadece sonunu duymuştur. Allah’ın Peygamberi şöyle buyurmuştu: ‘Cahiliye insanları şöyle derlerdi: Uğursuzluk; kadında, evde ve attadır.’

Görüldüğü gibi Ebu Hureyre sonradan sohbete katıldığından rivayetin baş tarafını duymamıştı ancak buna rağmen bu sözü sanki İslam'ın görüşüymüş gibi hadisi rivayet etmişti. Bu ve buna benzer örnekleri çoktur. Mesela başka örnekler de verelim ki meramımız anlaşılsın;

2- Ayakkabı;

"Birinizin ayakkabısının tasması koptuğu zaman, tek ayakkabı ile yürümesin."
( Buhari, Hanbel, Tirmizi).

Halbuki Hz Ayşe'den rivayet edilmiştir ki:" Bazen Rasulullah ayakkabısının tasması kopardı da onu tamir ettirene kadar tek ayakkabı ile yürürdü. " (Tirmizi)

3-

Yüzüncü yıldan bahsederken, “Muhakkak ki o gün yeryüzünde nefes alan hiç bir insan kalmayacaktır.” ( Hanbel).Halbuki hala insanlar yaşamaktadır. Rasulullah “Yeryüzünde o gün sizden hayatta kimse kalmayacak." demiştir. Ravi "Sizden" kelimesini unutmuş, söylememiş, o an aklına gelmemiş ya da o şekilde duymuş.

Gördüğünüz gibi bu hadis meselesi öyle zannettiğiniz gibi basit ne net değil. Araştırma ister, okuma ister, hemhal olmak ister. Öyle her hadisi hadis diye hemen kabullenme yoluna gidilmez. Bildiğimiz bir şeyler var ki belirsizlik arz eden hadislere yaklaşımımız sizin gibi değil. Biz tahkik ehliyiz sizler ise mukallit. Bizler Kuran’ı temel referans alırız sizler ise Kuran dışı ne varsa onu. Aramızdaki fark da bu işte. İlim tebük seferine benzer biraz meşakkatlidir. Sizin gibi ona gözü kesmeyenler işin kolayına kaçıp hadis diye her sözü bizzat Peygamberin ağzından çıktığını zanneder. Hele bir de alimler bunu zikretmişse tamam hemen vahiy muamelesi yaparsınız.

Neyse çok uzadı inş. anlatabilmişimdir.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Herkese bir tembih!

Herkes Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şerifler ve mezhebler lüzumsuz olurdu. ne yani, onca müçtehid ve ulema eserlerini boşa mı yazdılar ? Madem herkes Kuran-ı Kerimden hüküm çıkarırdı ve bu yol açıktı, ne diye kendilerini bu insanlar yordular ki ? Herkes kendi hükmünü çıkarsın der, çıkardıkları hükümleri sadece kendilerine ait kılarlardı.
Dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur'an-ı Kerime bakıp anlayamaz. Kur'an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur'an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur'an tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.
Siz tıp kitabı okuyarak, hastlara ilaç yapabilir misiniz? Teşhis koyup, tedavi yapabilir misiniz ? Var mı böyle bir ampirik yöntem ? Kur'an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç kullanan ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
--Kur'anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir. (Nesai)

---Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur. (Mekt.Rabbani)
Son olarak şunu söyleyeyim ki, eğer müslümansanız adma gibi dosdoğru müslüman olun ve haddinizi bilin ! Sınırları aşıp, ulemanın sahasına tecavüz etmeyin.
Vesselâm.

:rtfm:
 

ehlinimet

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
8 Ocak 2013
Mesajlar
409
Puanları
0
Konu aslın da gayet açık.Kişi tabi mi olacak tabi olunan mı?Biz tabi mi olacağız (İslam kelime manası zaten bu demek) yoksa tabi olunan mı?Cevap basit bir kalbi iman meselesi İttebiu sırrına mazhar olabilmek.Tabi olmak kolay da tabi olmamak zor.Tabi olan tabiinle tabi olmayan redd-i din ile haşr olunur.
 
Üst