Cizre'de aslında ne oldu? Ya da hükümet süreci çözebildi mi? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Cizre'de aslında ne oldu? Ya da hükümet süreci çözebildi mi?

Muminaga

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ara 2006
Mesajlar
8,208
Puanları
0


Cizre şehir merkezi, akşam saatleri… PKK'nin YDG-H'li çeteleri bir noktada devletin polisi ve askerine rağmen kimlik kontrolü yapıyor. Derken, eşkıya oradan geçen Hüda Par üyesi iki kişiyi de durdurarak kimlik sorar, ama Hüda Par üyeleri kimlik vermez ve aralarında bir arbede çıkar. Neyse olay pek fazla büyümeden yatışır herkes dağılır. Ancak aynı akşamın gecesi, saatler gece 03.00'ü gösteriyor. Adres, dindarlığıyla bilinen insanların ve Hüda Par üyelerinin de yoğunluklu olarak yaşadığı yer, Nur Mahallesi. Elektrikler kesik ama kesinti rutin değil, mahalleye elektrik veren trafo patlatılmış! Mahalleye giden bütün yollar ise bir bahaneyle HDP'li belediye tarafından önceden kazılmış. Derken ilk kurşun atılıyor ve saldırı başlatılıyor, evlere rastgele ateş açılıyor. Uzun namlulu ağır silahlarla saldırıyı gerçekleştirenler dağdan şehre sürü halinde inen insanlıktan çıkmış PKK'liler ve şehirdeki çeteleri. O kadar yoğun bir saldırı oluyor ki adeta tüm mahallenin katledilmesi hedeflenmiş sanıyorsunuz. Marksist Zerdüşt zihniyetli katil PKK'li çetelerin gözü o denli dönmüş ki mahalle camisi de kurşunlara hedef oluyor.

Uzun namlulu silahlar, doçkalarla yoğun saldırı devam ederken PKK'li çeteler üç evi ateşe veriyor. Yaktıkları evler Hüda Par üyelerinin evleri. Saldırıya uğrayanlar, mahallede herkesçe de dindarlıklarıyla biliniyorlar. Ateşe verdikleri evlerden birine giren Zerdüşt zihniyetli PKK'li çeteler, odaları tek tek dolaşarak ateşe veriyor. Evde ise hamile bir kadın ve 2 yaşında bir oğlu, evde tek başlarına. Hamile kadının kocası, amcasının oğlunun düğün hazırlıkları dolayısıyla bir iki ev ötede misafirlikte. Kadın cep telefonuyla kocasını arıyor ‘eve girdiler her yeri yakıyorlar' diyor. Kocası banyoya sığınmalarını, kapıyı kilitlemelerini ve ateşten korunmaları için üzerlerini su ile ıslatmalarını istiyor. Adam ön kapıdan evine giremiyor çünkü yoğun bir yaylım ateşi var evine doğru ve yanan evinde bulunan eşi ve çocuğu her geçen saniye ölümle burun buruna. Evin reisi planını yapar, eğer Allah izin verirse, bir aksilik olmazsa evin arka tarafına düşen banyo duvarını kırarak hamile eşi ve oğlunu kurtaracaktır. Adam dört saat kadar verdiği uğraşı sonrası kırdığı banyo duvarından eşini ve çocuğunu kurtarmaya muvaffak olur.

Hikâyesini anlattığım aile; Şemsettin Gözüngü ve eşi Deniz Gözüngü. Kendisine uzatılan mikrofonlara kendilerine yaşatılan o vahşet gecesini anlatan Deniz Gözüngü, Zerdüşt zihniyetli PKK'li çetelere imanlı yüreğiyle meydan okuyarak mesaj vermeyi de ihmal etmedi. (Rabbim sizi ve ailenizi korusun inşallah…)
Saldırıya uğrayan diğer evlerden biri ise 66 yaşındaki Abdullah Deniz'in ailesiyle yaşadığı ev. Abdullah dede, evine yönelik saldırıyı anlamak için çıktığı sokaktan daha ne olduğunu bile anlamadan göğsüne aldığı mermilerle PKK'li çetelerin kurşunlarına hedef oluyor ve şehid düşüyor. Abdullah Deniz'in eşi Behiye Hanım o anı şöyle anlatıyor: “Kocamın vurulduğunu gördüm ve kızım ile birlikte sürükleyerek sokaktan içeri çektik. Çok yoğun bir şekilde kurşun sıkılıyordu. Yaralı bedenini salona kadar sürükleyerek getirdikten sonra bir battaniyenin üzerine uzattık. Kimse yardımımıza gelemiyordu. Ben ve kızım ağlamaktan başka bir şey yapamadık. Ve 2-3 saat can çekiştikten sonra şehit oldu. Çok çaresizdik. 9 saat aradan sonra zırhlı araçlar geldi, kocamın cesedini kaldırıp götürdüler.” (Rabbim şehadetini kabul buyursun inşallah…)

Cizre'de o gece PKK/HDP'li çetelerin yaşattığı vahşetten bir kısmının kısaca özeti bu… HDP'li yöneticilerin Cizre'de yaşananlar için, ‘provokasyon' demeleri, son derece planlı yapılan saldırının insanlıktan çıkmış PKK'li çetelerince yapılmış olup, olayın PKK/HDP merkezlerinin de bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği gerçeğini örtmüyor maalesef. Yine hükümet de mağdur tarafın Hüda Par olduğunu dile getirmekle birlikte olayı ‘provokasyon' olarak değerlendirmesi kabul edilebilir değildir.

PKK'li çetelerin saldırısına uğrayan mağdurlar, saldırı anından itibaren aradıkları emniyetin 7 ila 9 saat kadar sonra olay mahalline geldiğini dile getiriyor. Şırnak Valisi ise emniyetin kendisine haber vermediğini, sabah saat 09.30 gibi haberinin olduğunu açıkladı. Tam da bu nasıl bir iştir ki mülki amir olan valinin haberi nasıl olmuyor derken ve ardından işin içerisine paralellerin olduğu konuşulurken; çarşamba gecesi haber ajansları, Cizre Emniyet Müdürü Ozan Başurgan'ın görevden alındığını haber veriyordu. Peki, bu yeterli miydi? Elbette hayır! Haberim yok diyen Vali Bey gibi ilçe kaymakamının da mı haberi yoktu acaba? Sonra Cizre Belediye Başkanı'na sormak lazım, amacı belli ki Nur mahallesine araç giriş-çıkışının olmaması için kazılan hendeklerin kendilerince hangi amaçla kazıldığını? Bunun gibi birçok sorunun araştırılması, soruşturulması gerekir.
PKK/HDP'li çetelerin 6-7 Ekim vahşeti sonrası hükümet, Kamu düzenini koruma kapsamında çıkacak olaylara müdahale, Molotof ve taş atmaların dahi silahlı saldırı kapsamına gireceğini belirttiği birçok yeni karar almıştı. Başta Başbakan Ahmet Davutoğlu olmak üzere süreçle ilgili bakanların açıklamalarına göre ‘elimiz kolumuz bağlı oturmayacağız' ve ‘Kürt kardeşlerimizi ölüme teslim etmeyeceğiz' tarzı birçok açıklama birbirini izlemişti. Ancak son olarak Cizre'de meydana gelen olay da gösteriyor ki verilen sözler ile icraatlar birbirini tam olarak tutmuyor ya da tutturulamıyor.

Devletin PKK ile sürdürdüğü süreçte 6-7 Ekim öncesi kurallar geçerli olmalı ki polis Cizre'de saatler süren PKK saldırılarına müdahale edemiyor. Ve saatler süren saldırıya rağmen onlarca kez aranan emniyetin bilgi almasına rağmen saldırganlara müdahale etmemesi ortak akla, 6-7 Ekim öncesi olduğu gibi ‘devlet bölgeyi PKK'ye teslim etmiş ama açıklayamıyor' düşüncesini de getiriyor.

PKK haber ajansı DİHA ise, Cizre'deki saldırı haberini verirken, ‘güvenliği sağlayan YDG-H ve YDGK-H' diye söz ediyor. PKK medyasının haberleri, birilerinin tahmin ettiği ancak PKK'nin devraldığı sürecin aslında sonlandığı izlenimini veriyor.

Gelelim devlet olmuş hükümetin tutunduğu tavra… Kürt sorununu çözerek ülke içerisinde barışın hâkim olması ve gelişen Türkiye'yi bölgesel güce dönüştürme çabaları takdire şayan bir durumdur.

Hükümet, Kürt sorununu PKK'yi muhatap alarak çözmek istemesiyle başlayan hezeyanını geldiğimiz bugünlerde anlamış görünüyorsa da geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini zannederek sürecin tıkanmaması için azami çaba sarf ediyor.
Ancak Hükümet şunu iyi bilmeli ki Çözüm Süreci öncesi birçok parçaya bölünerek dağılma süreci yaşayan PKK, hükümetin kendisini muhatap kabul etmesiyle birlikte toparlanarak kan tazelemiştir.
Devekuşu misali hareket edenler gerçekleri görmeli; PKK ve siyasi uzantısı HDP, Müslüman Kürt halkının dini İslam olmak üzere hiçbir geleneğiyle uyuşmayan Marksist bir ideolojiye sahip ve takındığı insanlık dışı uygulamalarla bölge halkına kan kusturuyor, ekonomik çöküntüye sebep oluyor.

PKK zihniyeti ve eli kanlı çetelerinin 30 yıldan fazladır bu ülkeye yönelik yaptıkları ve bıraktıkları tek miras, ardında katliamlar bırakan kan ve gözyaşı olmuştur.
Hükümetin çözüm sürecinde PKK'yi muhtap kabul edebileceği bir tek sebep vardır o da örgütün silah bırakmasına yönelik müzakerelerin sürdürülmesidir. Kürt sorunu, açılımı Kürdistan İşçi Partisi olan Pkk gibi saldırgan ve ne istediğini kendi de bilmeyen, dış güçlerce kullanılmaya müsait bir yapıyla çözülemez!

Hele ki yeni Türkiye profilli hükümetin, gerek israille ve gerek de batılı güçlerin Türkiye'ye yönelik müdahalelerine karşı direndiği bir dönemde…

Hükümet, Batılı şer güçlerin her fırsatta güdümünde kullandığı PKK ile Türkiye'yi karıştırmak isteyeceği gerçeğini istihbarat raporlarına bile gerek duymayacak derecede tecrübeye sahip değil midir?

PKK'nin geçmişten bu yana birçok kez şer güçlere taşeronluk yaptığına dair emareleri en iyi bilen devletin istihbarat kurumu, hükümet yetkililerine bu konuda detaylı bilgi vermiyor mu acaba, şaşıyor insan.

Hükümete Bölge halkına dair sırrı da biz verelim madem; geçmişte başka bir alternatifi olmadığından PKK'nin siyasi uzantısı ve şimdiki adıyla HDP'ye oy veren halk, bugün ise bölgenin barışı için tek çıkar yol olan İslami Parti Hüda Par'a oy vermek istese de oluşturulan korku duvarlarını bir türlü aşamıyor.

PKK'nin siyasi uzantısı HDP'nin oy oranının bölge bazında yüksek olmasının iki önemli nedeni vardır.
Birincisi; tüm kırsal kesimlerde halkı tehdit ederek aldığı oy.
İkincisi ise elinde bulundurduğu belediyeler, maddi imkânlar ve lojistik destekle yapılan faaliyetler sonucu eğitim ve refah düzeyi düşük halk kesimlerini etkileyerek aldığı oy.

İnsanların tehdit edilmediği adil ve şeffaf bir seçimde, bölgenin siyasi çehresi tamamıyla değişecektir. Bugün olmasa bile çok yakın bir zamanda bölge halkı gerçekleri görecek ve ait olduğu İslami kimliğini rahatlıkla yaşayabileceği imkânlara onu kavuşturacak partiye oy verecektir.

Mehmet Özcan / Doğruhaber / Analiz


 

levent48

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Şub 2012
Mesajlar
3,518
Puanları
0
Şu Cizre'de meydana gelen olay bile seçimlerin ne kadar sakat bir atmosferde yapıldığını gösteriyor...

Devlet görevlileri amirlerinden bilgi saklıyor...

Asker-Polis ancak kendisini koruyor...

isteyen istediğini rahatça vuruyor...Evini kundaklıyor...

Bütün bunlar ilçenin göbeğinde oluyor...

Varın köyleri siz düşünün....

Ondan sonra HDP % 7 aldı...nasıl alıyor?...tehdit...Kundak...Adam öldürmeyle...

Devlet Adam gibi sahip çıksa % 2'yi zor görürler....
 
Üst