CIA Erdoğan'ı neden hedef aldı | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

CIA Erdoğan'ı neden hedef aldı

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
CIA Erdoğan'ı neden hedef aldı?

Ortadoğu'da ve Türkiye'de son günlerdeki gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için çok açıklayıcı okunması gereken bir röportajı Timetürk olarak sizler için çevirdik


TIMETURK / HABER MERKEZİ

SİBEL EDMOND; CIA ERDOĞAN'I NEDEN HEDEF ALDI?


"Uzun süre Türkiye'de yaşadım ve Türkiye iç politikasını çok yakından takip ediyorum. Ve doğrusu, benim "FBI muhbirlik" davamın konusu aslında "ABD-Türkiye arasındaki gizli görüşmeleri deşifre etmem"den kaynaklanıyor. Bu yüzden hem ABD'de ABD çıkarlarına zarar verdiğim, hem de Türkiye'de Türkiye çıkarlarına zarar verdiğim gerekçesiyle iki ülkede de tamamen dışlandım.
...
Amerikan vatandaşları Twitter üzerinden soruyorlar, "Erdoğan hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?" Yazdığım makalede bunu yapmaya çalıştım ve insanların konuyu doğru anlayabilmesi için, ciddi bir tarihi arkaplan bilgisi vermek zorunda kaldım. Amerikalı insanlar şaşırıyor, "Erdoğan önceleri bir melekken, nasıl oldu da ABD için şimdi bir şeytan, bir düşman haline gelebildi, bu sistem nasıl çalışıyor?"

CIA'nın kukla hükümetler kurduğu, onları kullandığı, ve ardından bir gecede onları nasıl yok ettikleri bilenen bir gerçek. Aynı şey Erdoğan'ın da başına getirilmeye çalışılıyor. Ah evet, bu durum pek çok Amerikalı'ya Donald Rumsfeld'in Saddam'la tokalaştığı o unutulmaz görüntüleri ve daha sonra gözden düştüğünde işgal ve yokedilişini hatırlatıyor. Aynı süreç, Erdoğan'la ilişkilerde de açıkça görülüyor.
...
Ve Erdoğan'ın tasfiye süreci, Gezi Parkı olayları ile başlamış gibi görünüyor, ancak makalenizde de belirttiğiniz gibi bunun çok daha geniş çaplı, farklı nedenleri var. Örneğin daha önce Bir Gladyo Projesi: Fetullah Gülen röportajımızda anlattığınız gibi.

Gülen'le de bağlantılı.

Peki, bu değişimin nedeni nedir? Erdoğan neden gözden düştü?
Evet, bütün bunlar Gülen ve Erdoğan arasındaki kavgayla başladı. Gülen cemaati AKP'nin hükümet olması için çok ciddi destek verdi, Erdoğan ve Gül'ün bütün bürokratları Gülen cemaatinin desteğiyle geldi o noktalara.
Ancak burda şuna dikkat etmek gerekiyor, Gülen sadece bir sembol. Asıl önemli olan ve işi yapan Gülen markası. Yani, "Gülen" markasının arkasına sığınarak iş yapılıyor ve Gülen de buna müsaade ediyor. 1997'den sonra CIA Gülen'i oyuna dahil etti. Tünkiye'nin laik kanadına göre Gülen, Türkiye'de şeriat düzeni kurmak istiyor ve suçlarından dolayı aranıyordu. CIA onu ABD'ye getirdi ve ne tesadüf ki, CIA merkezinin hemen yanı başında bir eve yerleştirdi. Gülen 15 yıldır ABD'de yaşıyor ve 20-25 milyar dolarlık bir ağı kontrol ediyor ve kimse gerçekten bu paranın nerden geldiğini bilmiyor. Bu Gladyonun A planı idi.
....
Gülen'in ABD dışında CIA ile birlikte açtığı okullar, camiler, medreseler birer birer kapatılıyor çünkü bu ülkeler, Gülen cemaatinin varlığının kendi ülkelerinin ulusal güvenliğine bir tehdit olduğunu, CIA ile ortak operasyonlarda kullanıldığını kavradılar. Gülen cemaati ve CIA bununla kalmadı tabii ki, Türkiye'de büyük bir medya ağı kuruldu, satın almalar yoluyla, polis teşkilatına, hukuk ve askeri alanlara sızdılar. Ve işte bu güç ağı, yani Gülen ve CIA ortak hareketi, Erdoğan'ı parlatarak hükümete taşıdı.

Aslında 97'de Erdoğan'ın üyesi olduğu parti, askerlerin müdahalesiyle kapatılmış, Erdoğan hapse atılmış iken, 2002'de bu kez askerler geri adım attı, sessiz kaldı ve Erdoğan'ın başbakan olmasına izin verdi. Peki 1997-2002 arasında değişen neydi? Evet, artık Gladyo B planına geçilmişti, Gülen ABD'daydı artık.
Erdoğan o sırada değişmiş, aşırı güven kazanmış, beslenmiş ve "bu imama (Gülen'e) artık boyun eğmek zorunda değilim, halk beni seviyor" demeye başladı. "İmam kabul etse de etmese de ben kendi istediklerimi artık özgürce yapabilirim" diyordu. "Gülen" markasının arkasındaki CIA vb. derin yapılara da başkaldırıydı bu.
Erdoğan'daki bu aşırı güven sadece bir neden. Diğer bir neden de Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert tutumu, sözünü geçirebiliyor görüntüsüydü. Türkiye'deki bütün partilere, medyaya rağmen bunu eleştiren de Fetullah Gülen'di. Ve bu arada, bir yan not olarak şunu söyleyeyim ki, Gülen'in ABD'deki en büyük destekçisi de ordaki Yahudi lobisidir. İsterseniz Google'a gidip, en büyük yahudi lobisi olan AIPAC'i, ya da ATC'yi "gulen aipac" yazarak sorgulayın.

İlginç olan, bir İslami imam olan Gülen'in, Yahudi lobisi tarafından destekleniyor olmasıydı. Yahudi lobisi bir İslami modeli asla desteklemez oysa. Tek başına bu durum bile, insanların Gülen hakkında şüphe duyması, soru sormaya başlaması için yeterli bir nedendir.


Bu da Erdoğan Gülen arasındaki kavganın ikinci nedeniydi. Yani, Yahudi lobisinin desteklediği Gülen, Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert çıkışlarını doğru bulmuyordu.

Ayrılık çanları çalmaya başlamıştı. Ve ardından Suriye konusu geldi. "Türkiye, AKP hükümeti Suriye'deki muhalifleri eğitiyor, silahlandırıyor ve bütün bunların ABD tarafından İncirlik üzerinden yönetiliyor" iddiası vardı.

Buraya kadar herşey yolunda gidiyordu. ABD'nin mevcut hükümetiyle Erdoğan iyi anlaşıyordu. Esad'ın devrilmesi için gereken herşeyi yapılıyorlardı. Ancak beklenmedik birşey oldu ABD'de. Obama karşıtı derin yapılanma, Esad'a şiddet (!) uygulandığına herkesi ikna etti, ABD müdahalesi hoş karşılanmamaya başlandı. Obama bu konudaki desteğini yitiriyordu. Ve tam bu noktada Rusya'nın devreye girmesi, ABD'yi geri adım atmak zorunda bıraktı.

Ve işte tam bu sırada, Türkiye kamuoyuna da, "Esad ile son derece iyi ilişkiler varken, muhalifler yüzünden ilişkiler bozuldu" inancı aşılandı.

ABD geri çekilince, Erdoğan tamamen ortada kaldı. Artık halkı arasında popüler değil, nefret edilen bir lider olmaya başlamıştı. ABD artık verdiği sözleri tutmuyor, Erdoğan'ı tamamen yalnız bırakıyordu ki bu da Erdoğan'ı oldukça sinirlendirmişti. Bu da üçüncü bir neden oldu.

Bu noktada başka bir olay patlak verdi; Gezi Parkı olayları. Gülen, Erdoğan'la aralarındaki kavgada, bunu bir fırsat olarak değerlendirmek istedi. Ve Gülen protestolara kendi cemaatinden insanları soktu. Erdoğan, başına neler geleceğini anlamıştı. CIA ve Gülen işe el atmış, protestolarda aktif rol oynamaya başlamıştı. Erdoğan bunu net olarak görüyordu.

Gezi Parkı olayları gerçek halk tarafından başlatılmış olabilirdi ancak, CIA'nın kontrolündeki Gülen cemaati ve AKP karşıtı Türkiye'nin eski güç sahipleri, bu fırsatı değerlendirmekte gecikmemişti. Ve eş zamanlı olarak ABD ve Avrupa basınında Erdoğan "diktatör" olarak anılmaya başlandı.

Erdoğan'ın ElKaide ile ilişkili olduğu iddia edilmeye başlandı. Ki, ElKaide'nin de ne tür bir operasyon olduğunu biz açıklamaya, deşifre etmeye daha önce çalışmıştık. Erdoğan artık ElKaide'nin parasal kaynak sağlayıcıları ile bağlantılandırılmaya çalışılıyordu. Ve bütün bunlar, bu operasyonlar CIA tarafından yönetiliyordu.


Soru: Peki, bütün bunlar gayet açık, anlaşılabilir ancak benim kafama takılan soru şu, Gülen'le, daha doğrusu CIA ile Erdoğan arasında bir sorun varsa eğer, bu sorunun nedeni nedir? CIA Türkiye'den, Erdoğan'dan ne istiyor?

Erdoğan, AKP sadece birer sembol, tıpkı diğer ülkelerdeki kukla hükümetler gibi, Obama gibi, George Bush gibi. Asıl önemli olan, bu sembolleri yönetmeye çalışan güç, yani CIA, yani ABD Silah Sanayi. CIA'nın yapmak istediği, sözkonusu hangi ülke ise, onu tamamen kontrol altına almak, iç ve dış politikasını yönetmekti. Ki son derece düzgün bir şekilde çalıştı bu sistem uzun seneler. Diledikleri kukla hükümeti getirmeyi ve uzun süre hükümette tutmayı başardılar.

CIA'nın planı, Türkiye'yi bir model ülke olarak kullanmak ve diğer ülkeleri de aynı şekilde hizaya getirmekti. Ilımlı İslam projesini Orta Doğu'da uygulamaya geçirmekti. Erdoğan ve Gülen, daha doğrusu CIA arasındaki sorun, bu planları aksatıyordu. CIA, Erdoğan'ın kontrolünü kaybediyordu, Bu arada Gülen'le hiçbir sorunları yoktu. Gülen iyi bir uşak olmuştu, emirleri harfiyen uyguluyordu.

Erdoğan, CIA ile sorunu daha da büyütmek için rest çekti. Boyun eğmeyeceğini göstermek için, bir mesaj vermek için "milyarlarca dolarlık silah alımlarını ABD ile değil, Çin'le yapacağım" dedi. Tüm dünya bu reste şaşırdı. Bu, ABD ve NATO'nun en üst düzey kurallarından birinin ihlali anlamına geliyordu, yapılabilecek son şeydi. İşte bu, NATO ve ABD Silah Sanayiini çileden çıkardı.

Ve Erdoğan daha da ileri giderek, "AB'ye girmek için yıllardır beklediklerini ve bunun gerçekleşmeyeceğini anladığını, bunun yerine Şangay Birliği'ne katılmak istediğini" söyledi. Ve resmen başvuruda bulundu. Ve bu davranış yine, çiğnenebilecek en son kurallardan biriydi. Batı için yüz senedir kukla olan Türkiye, kukla oynatıcısına karşı, sahibine karşı isyana kalkmıştı. Batı, zorla kurduğu bu kukla düzenini, kolay yıktırmazdı.
İşte bunları yaptığınızda, son kullanma tarihiniz dolmuş demektir. Kim olursanız olun artık bitmiştir. Ve ABD'nin uygulayacağı cezanın diğer ülkeler için ibretlik olması gerekiyordu, çünkü bu durum başkaları tarafından örnek alınabilirdi, bu risk göze alınamazdı.

Erdoğan'a şu ihtimaller sunuldu, tabii bunları hiçbir yerde duyamazsınız;
1) Geri adım atacaksın. Herşeyi geri saracak, İsrail'le ilişkilerini düzeltecek, Çin'den silah almaktan vazgeçeceksin. Şangay'dan uzak duracaksın. Gülen'den özür dileyeceksin. Bu senin birinci seçeneğin.
2) Sessizce istifa edip gideceksin. Çünkü biz hali hazırda senin yerine gelecekleri belirledik. Şu ana kadar çalıp çırptığın paralar varsa, onları da beraberinde götürebilirsin. Senden öncekiler de çaldı. Paralarınla İngiltere'ye gitmene izin vereceğiz.
3) Bunları kabul etmezsen, bizi bekle. Bu sana iki senaryo sunar; a) Kaddafi gibi, Saddam gibi yokedilirsin, seni Taksim meydanında, Gezi Parkı'nda öldürürüz. b) Mübarek gibi korkak bir şekilde teslim olabilirsin. Seni İngiltere'de bir hapishaneye atarız, yaşamının kalanını orda sürdürürsün.

İşte şu anda, Erdoğan bu seçeneklerle karşı karşıya. Bu seçenekler Kaddafi, Saddam ve Mübarek'e sunulanlarla aynı. CIA böyle çalışıyor. Senaryolar o kadar aynı, şaşmaz ve detaylarıyla benzer ki, insan neredeyse aynı şeyleri tekrar tekrar görmekten sıkılıyor. Ama aynı CIA, Esad'a bu seçeneklerden hiç birini sunmadı, Obamaya rağmen.

Ve birkaç ay içinde kavga daha da büyüyecek.

ElKadı ile Erdoğan'ın ilişkisi şu anda piyasaya sürülüyor ancak, ElKadı 1990 ortalarından beri FBI tarafından biliniyordu. ElKadı'nın çalışma merkezi Şikago idi ve garip olan, Gladyo B'nin de çalışma merkezi Şikago. Aynı zamanda Abdullah Çatlı da Şikago'ya geldi, orda ona ABD'de sürekli kalma izni (Yeşil Kart) verildi, daha sonra çeşitli bölgelere gönderildi. Mesela Azerbeycan'a, baba Aliyev'i öldürmek üzere gönderildi vs. Yani Şikago bu işlerin merkezi, yönetim noktasıdır.

FBI, ElKadı'yı ne zaman Şikago'da sıkıştırıp da yakalamak istese, araya CIA giriyordu. Ve nihayet, ElKadı'ya toparlanıp Arnavutluk'a kaçması için yeterli zaman verildi. Ve kaçınca da "hay allah, elimizden kaçırdık" dendi.

Bu arada ABD onu 9-11'in para sağlayıcısı olarak her yerde deşifre ediyordu. ABD bu kez, "onun Arnavutluk'da olduğunu biliyoruz, adresi herşeyi elimizde, Arnavutluk hükümetinden onu resmen isteyelim" dediler. Ancak ona Türkiye'ye geçmesi için gereken iki haftalık süreyi vermeyi de ihmal etmediler.
ABD bu kez "hay allah, Arnavutluk'tan da kaçırdık adamı" deyiverdi. Bu defa Türkiye ile yazıştı ve "bu adamı sizden istiyoruz" dedi. Türkiye tarihinde ilk defa, "pardon, aramızda böyle bir suçlu değişim anlaşması yok. Bu adam herhangi bir suç da işlemedi burda, bu yüzden onu size veremeyiz" dedi. Ve ABD "ah öyle mi, tamam sorun değil" diyerek dosyayı kapattı!

ElKadı, Azerbaycan dahil pek çok yere rahatça gidip gelen bir adam. Sadece Asya bölgesine değil, aynı zamanda Avrupa'ya da gidiyor. Örneğin Londra'ya, iş gezileri. Sonunda ElKadı, bir iş adamı olarak BM'ye kendisini terörist listesinden çıkarma başvurusunda bulundu ve BM de bu başvuruyu değerlendirip onu listeden çıkardı!


Ama ne olduysa, aniden Erdoğan'ın oğlunun ElKadı ile fotoğrafları servis edilmeye başlandı. Bu tür haberler yayılmaya başlandı. Ve bu haberlerin pek çoğu Gülen cemaati tarafından servis ediliyordu. Ve tabii ki CIA destekli MİT'ten bir grup tarafından... Ve çok ilginç bir nokta da şu ki, bu servis edilen haberlerin çoğu WikiLeaks'den geliyordu. Burada kafama birşey takılıyor, acaba bunlar WikiLeaks'de halihazırda bulunan bilgiler miydi, yoksa birdenbire, aniden keşfedilmiş bilgiler miydi? Bu konuda şüphelerim var. WikiLeaks, CIA'in kontrolünde olabilir mi?Sadece bir soru.
...
Soru: Sizce Erdoğan'ın başına gelenler ,Kaddafi ve Saddam'ın başına gelenlerle tıpatıp aynı mı olacak, yoksa biraz daha farklı bir versiyon mu göreceğiz burada?

Türkiye, Mısır ya da Libya'dan tamamen farklı bir ülkedir, dinamikleri çok çok farklıdır. Öncelikle, Türk insanı gerçekten de farkındalığı yüksek bir kitledir. Aptallar için tasarlanmış iki partili sistem, ABD'de olduğu gibi, Türkiye'de çalışmaz. Türkiye'de çok farklı fraksiyonlar, eğilimler mevcuttur. ABD'de olduğu gibi, yani Demokrat ve Cumhuriyetçiler arasında bir gel-git oyunu sergileyerek halkla dilediğiniz gibi oynamanız Türkiye'de çalışmaz.

Burada bilinç düzeyi son derece yüksek bir halk kitlesinden bahsediyoruz. ABD'den çok farklı bir kitledir bu. Eğitimli ve düşünen insanların olduğu bir ülkede bu kadar kolay oyunlar sergileyemezsiniz, bu çok zordur.
Diğer bir fark da, Türk insanının aktivist yönü. Sokaklara inen, hakları için mücadele eden bir topluluktur Türkler. Bana soruyorlar bazen, oyunu kime vereceksin diye. ben de "oyumu Türk halkına vereceğim" diyorum, çünkü onlara inanıyorum, onlar kendilerine ne olacağına kendileri karar vereceklerdir.
Türk halkı gözünü açık tutmaya devam etmeli ve Libya'da, Mısır'da olanlardan ders almalıdır. Bunları milliyetçi bir kişiliğim olduğu için söylemiyorum, burada tamamen farklı tür insanlardan bahsediyoruz.
...
ABD'nin planları Libya ve Mısır'da olduğu kadar kolay işlemeyecektir Türkiye'de.
...
Diğer bir konu da, AB meselesi. Daha önce AB'yi bir kurtuluş olarak gören Türk insanı, AB'nin politik ve ekonomik çöküşünü görüyor. Almanların Türkiye'deki işlere başvurduklarını, Avrupa'da işsizliğin boyutlarını görüyor. AB'ye girmemiş olmanın bir avantaj olduğunu düşünüyorlar.
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
Erdoğan'ı kimler neden hedef aldı?Türkiye siyasi tarihine baktığımızda seçimler öncesi hep kirli oyunlar ve kumpasların kurulduğu, siyasi kaosların oluşturulduğu, ülke ekonomisinin çökertildiği görülmektedir. Bu kirli oyunların son ayağı ise 17 Aralık'ta AK Parti hükümetine ve bizzat Erdoğan'a yönelik kuruldu. İşte tarih tarih Türkiye'de yaşanan olaylar...
Türkiye'de her seçim öncesi yapılan büyük provokasyonlar gündeme damga vurmuştur. Bu gündem ta ki ilk çok partili seçimden (1930 yılından) 9 gün sonra gireceğimiz seçime kadar hemen hepsinde oldu. İşte en barizini hepimiz şu an yaşamaktayız. Bu olaylar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da söylediği gibi 'geçmişte de yapıldı şimdi de aynısı yapılıyor' olması, Türkiye'de yapılan seçimlerin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Burada ayrıca dikkat edilmesi gereken bir diğer husus seçimle başa gelemeyen ya da sandıktan çıkamayacağını bilenlerin bir takım oyunlar ile seçimleri manüpüle etme çabasından kaynaklanıyor. Bir diğeri de faiz lobisi ve dış mihrakların etkisinden dolayı gerçekleşmektedir.
İşte tarih tarih Türkiye'de seçimler öncesi ve sonrası yaşanan olaylar...
İLK SEÇİMDEN TÜRKİYE BAŞARISIZ ÇIKTI
Türkiye daha yeni kurulmuş ve tek partili hayattan kurtulup çok partili hayata geçmek istiyor ancak yapılan seçimde olaylar bir anda patlak veriyor. İşte 1930 yılında yapılan ilk seçimde yaşananlar...
1930 yerel seçimleri Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk çok partili seçimdir. Seçime Cumhuriyet Halk Fırkası ve yeni kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası katıldı. Seçim sonuçlarına ilişkin açıklamalara göre, 502 seçim bölgesinden -ikisi kent düzeyinde olmak üzere- 40'ında SCF kazandı.

Ancak SCF yöneticileri bu seçim sonuçlarının gerçeği yansıtmadığını ileri sürdüler. Onlara göre seçimi SCF kazanmıştı. Sonuçlar baskı ve fesat ile elde edilmişti. Fethi Bey iddia edilen usûlsüzlüklerle ilgili olarak TBMM'nin 6 Kasım 1930 günlü birleşiminde bir önerge de verdi. Ardından 15 Kasım'daki oturumda söz alarak yolsuzluk ve baskı iddialarını sıraladı. Fethi Bey'den sonra söz alan CHF'li vekiller ise Fethi Bey'i ve SCF politikalarını eleştirdikten sonra, asıl SCF'nin seçimlerde yolsuzluk yaptığını iddia ettiler. Fethi Bey'in çabaları bir sonuç getirmedi; üstelik tartışmalar iki parti arasındaki ilişkilerin iyice gerilmesine neden oldu.
İşte bu olayların ardından SCF kısa sürede geniş bir destek kazanarak Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) yönetimini kaygılandırdı. SCF'nin iktidara ancak cumhurbaşkanıyla çatışarak gelebileceğini kavrayan Fethi Bey bunun çok ağır sonuçlar yaratacağı inancıyla, 17 Kasım 1930'da Dahiliye Vekâleti'ne başvurarak SCF'nin feshedildiğini açıkladı.
İşte ilk deneme bu şekilde bertaraf edildi.

MENDERES DÖNEMİ İLE UÇUŞA GEÇEN TÜRKİYE BAŞBAKANI'NI ASTI
Aradan geçen uzun yıllar sonra CHP'nin tek partili dönemi bitmiş Türkiye yeni bir sayfa açmıştı. 1946 seçimlerinin ardından gelişen Türkiye'de Demokrat Parti rüzgarı esmeye başladı. Girdiği her seçimden büyük zaferle çıkan Adnan Menderes, kurulan kumpas ve tuzaklarla yerel seçim çalışmaları sırasında iktidardan darbe ile indirilerek idama gönderildi. İşte Menderes'i seçimler öncesi idama götüren kumpaslar;
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
MONTAJLAR, FOTO MONTAJ, MANŞETLER VE İFTİRALAR İLE İDAMA GİDEN YOL
Menderes'ten ve Türkiye'de yapılanlardan rahatsız olanlar o günlerde gazete ve dergiler Menderes aleyhinde manşetler atıyorlardı. Bir takım mecralarda ise fotoğraflar montajlanarak Menderes aleyhinde kullanılıyordu. Hatta Menderes'in gençleri öldürttüğü, ülke ekonomisinde yolsuzluklar yapıldığı iddia edildi. O dönem Türkiye'de dönemin en büyük sanayi yatırımını yapan Nuri Demirağ'ın ticari hayatı bitirildi. İsmet İnönü ve dönemin karanlık devlet yapısı uçak fabrikası açan ve Avrupa'yla başa baş üretim yapacak hale gelen fabrikayı şahsi menfaatler uğruna yok etmişlerdir.
Darbenin ardından Türkiye daha kaotik bir sürece girdi. Seçimlerden CHP birinci parti olarak çıktı.




DARBENİN ARDINDAN KANLI MUHTIRA
60 yıllarda Türkiye tam bir siyasi kaos ortamına girdi. 65'te yapılan seçimlerde İnönü'nün CHP'si iktidarı kaybetti ve Süleyman Demirel'in partisi Adalet Partisi birinci parti çıktı. Yaşanan gerilim ve 68 Kuşağı Hareketi ile birlikte Türkiye'de kanlı bir süreç yaşandı. 1971 yılına gelindiğinde ise ordu bir kez daha siyasete müdahale etti. 12 Mart Muhtırası ile Demirel istifa etti. Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildi. Ardından yapılan seçimlerde yine CHP birinci parti çıktı. CHP; Ankara, İstanbul ve İzmir'in de aralarında bulunduğu 33 ilin belediye başkanlıklarını kazandı. O'nu 22 ilde kazanan Adalet Partisi izledi.
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
GEZİ OLAYLARININ İLK VERSİYONU
Türkiye adeta çalkalanıyordu '68 Kuşağı' ile birlikte ülkede tam bir ayaklanma söz konusuydu. Her gün yolda insanlar öldürüyordu. Sağ görüşlü ve sol görüşlü öğrenciler üniversitelerde adeta büyük bir savaş içindeydi. Her iki görüşten birçok insan kurulan pusularla hayatını kaybetti. 70'li yıllar Türkiye adeta savaş alanına çevrilmişti. 12 Eylül'de Türkiye'nin kafasına inen darbeden sonra CIA Türkiye Masası İstasyon Şefi Paul Henze askerî müdahaleyi Başkan Jimmy Carter'a 'Bizim çocuklar başardı' diyerek iletmesi aslında her şeyi özetliyordu. 12 Eylül darbesine de Türkiye böyle hazırlandı.
TÜRKİYE'NİN KAFASINA İNEN BÜYÜK DARBE
Kıbrıs Harekatı ve Gençlik Hareketleri ile adeta bir savaş alanına dönen Türkiye adım adım darbeye doğru tekrar sürüklendi. Öğrenci olayları, kanlı 1 Mayıs olayı kaos ortamını iyice artırdı. Cumhurbaşkanı seçimi bunalımı bu kaos ortamını daha da artırmıştı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresi dolduğu sırada Meclis'teki en büyük 2 partinin liderleri Ecevitile Demirel daha Cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi. Son anda adaylar bulundu. Seçimler sırasında hiçbir aday cumhurbaşkanı olmak için yeter oyu alamıyordu. Meclis onlarca defa tekrar oylama yaptı fakat bir türlü yeni cumhurbaşkanı seçilemedi. Siyasi gerilimin ardından sokakları adeta kan gölüne dönen Türkiye'de asker bir kez daha sahneye çıktı. Belediye başkanları, siyasi liderler teker teker tutuklandı. Ve Kenan Evren'in öncülük ettiği 'Bayrak Operasyonu' ile 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Birçok siyasi isim siyasetten uzaklaştırıldı. 3 yıl boyunca Türkiye'de askeri rejim hüküm sürdü. Seçim yapılmadı. Ardından 1983 yılında askeri yönetimin izin verdiği 3 parti seçime girdi. Bu seçimden Turgut Özal'ın liderliğinde ANAP birinci parti çıktı. Ve Türkiye'de Özal dönemi başladı.
ERBAKAN'DAN MONTAJLI SES KAYITLARINA TARİHİ SAVUNMA
Bayrak Operasyonu'ndan sonra tutuklanan siyasilerden biri de MSP lideri rahmetli Necmettin Erbakan idi. Erbakan, savcılığın montaj seslere dayalı suçlamalarını çürütmek için yaptığı savunma tarihe damga vurmuştur. Montaj kasetlerle suçlanan Erbakan, 12 Eylül askeri mahkemesindeki savunmasında, NATO'nun, darbeden bir yıl sonra, 1981 yılında, Paris'te yaptığı Dünya Ses Araştırıcıları Toplantısı'nın zabıt notlarını sunuyor. Erbakan, askeri mahkemedeki duruşmada, bir akademisyen, bir profesör olarak, "Ses, çeşitli frekansların bileşimidir." deyip ses olgusunu anlatmaya başlıyor ve sözkonusu makaleye de gönderme yapıyor. Erbakan, insan sesinin nasıl kayıt edildiğini, sonra onun nasıl okunabildiğini bilimsel olarak anlattıktan sonra, bir ses kaydını alıp "Bunda şu kişi konuşmaktadır..." demenin, kayıttaki ses değiştirilebildiğinden, ilmen ve fennen mümkün olmadığını söylüyor. Erbakan'ın savunması, montaj ses gerçeğini ortaya koydu, savcılığın bütün iddiaları temelsiz kaldı ve o berat etti.
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
ÖZALLI YILLAR
Özal dönemi ile yeni bir süreç yaşayan Türkiye, hızla içinde bulunduğu kaos ortamında çıkmak için yoğun çaba sarf etti. Ardından 7 yıl sonra yapılan yerel seçimlerde de ANAP büyük zaferle çıkarak iktidarını güçlendirdi. 87 seçimlerine gelindiğinde ise ANAP yine birinci parti çıktı. Ancak CHP'nin kapatılmasının ardından kurulan SHP'de Meclis'e ikinci parti olarak girdi.
Bu gelişmelerin ardından 89 yerel seçimlerinde SHP büyük bir zafer kazandı. Yüzde 28.71 oy alan SHP birinci parti oldu. SHP, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere 39 ilin belediye başkanlıklarını kazandı. Daha sonra Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı süresinin dolması ile birlikte muhalefet partilerinin boykotlarına rağmen Turgut Özal Cumhurbaşkanı seçildi. Özal'ın ardından Yıldırım Akbulut Başbakan oldu. Ancak ilk kongre Mesut Yılmaz koltuğu devir aldı. Bununla birlikte ANAP erken seçim kararı aldı. Erken seçimden çıkan sonuç tam bir hüsran oldu. Seçimden DYP birinci çıktı ve SHP ile koalisyon hükümeti kurdu. Ardından yapılan ilk yerel seçimde ise DYP birinci, ANAP ikinci ve Refah Partisi üçünü çıktı. Bu seçim adeta Türk siyasi tarihine de damga vurmuştur. Üçüncü gelen Refah Partisi Türkiye'nin en önemli şehri olan İstanbul'u Recep Tayyip Erdoğan ile, Başkent Ankara'yı da Melih Gökçek ile kazanarak büyük bir başarıya imza attı.
TERÖR, FAİLİ MEÇHUL, KRİZ, FADİME ŞAHİN VE POSTMODERN DARBE
Ancak Türkiye'de siyasi krizin dışında başka bir kriz ortamı daha vardı. Artan terör olayları ve faili meçhul cinayetler ile ülke tekrar bir kaos ortamına sürüklendi. Her gün şehit haberleri, çatışma haberleri ve faili meçhul cinayet haberleri geliyordu. Özellikle 93 yılında yaşananlar Türkiye'yi adeta yeniden savaş ortamına çevirmişti. Bir de üstüne üstük ekonomik sıkıntılar yaşayan Türkiye, yüksek enflasyon ile başı dertteydi. 96 senesine gelindiğinde ise asker yine kendini göstermeye başlamıştı. Özellikle Refah Partisi'nin yükselişe geçmesiyle birlikte bir takım çevre bundan rahatsız olmaya başladı. Her gün Refah Partisi hakkında yalan haberler yapılarak ülke gündemi gerildi.
Yıllar sonra da kendi ağzıyla olayların kurgu olduğunu itiraf eden Fadime Şahin, o günlerde gündemin vazgeçilmez unsuruydu. Fadime Şahin Aczmendiciler'in lideri Müslüm Gündüz ile bir evde yarı çıplak basılmasın ardından ülkede şeriat söylemleri ve İslam'a yönelik tahrik edici haberler manşetleri süsledi. Asker bu kurgulanan senaryolardan hemen sonra yine devreye girdi ve "28 Şubat postmodern darbeye" imza attı. Ve hükümet zorla istifa ettirildi. Ve Refah Partisi açılan dava ile kapatıldı. Ülkede adeta kaos ortamı daha da arttı ve üniversitelerde olayların ardı arkası kesilmedi. Özellikle 28 Şubat kararları ile getirilen başörtüsü yasağı ortamı daha da germişti. Üniversitelerde ikna odaları dahi kurulup genç kızlara başörtülerini çıkartmaları için baskı yapılıyordu. Böyle bir süreçten geçen Türkiye'nin 90'lı yıllarda siyasi tablosu da çok vahimdi.

 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
AÇ KAPA HÜKÜMETLERİ!
Bu seçimin ardından adeta Türkiye bir aç-kapa hükümetleri sürecine girdi. Neredeyse herkes her gün 'bugün hükümet yıkılacak mı yoksa hükümet kurulacak mı?' sorusunu sorar olmuştu.
91'de DYP-SHP ile başlayan hükümet karmaşası 93'te DYP-CHP koalisyonu ile devam etti. Ancak CHP koalisyondan çekildi. Daha sonra azınlık hükümeti kuramayan Çiller, Baykal ile tekrar erken seçime kadar koalisyon hükümeti kurdu. Erken seçimden sonra ANAYOL hükümeti kuruldu ancak Anayasa Mahkemesi güvenoylamasını iptal etti. Bunun ardından RefahYol hükümeti kuruldu. Refah Partisi'nin bu çıkışı bir takım kesimleri rahatsız etmişti. Seçimden lider çıkmasına rağmen 8 ay sonra Erbakan Başbakan koltuğuna oturabilmişti. Aynı zamanda yerel seçimlerde büyük başarı kazanan Türkiye'nin en önemli illerini kazanan Refah Partisi'nin bu hızlı çıkışı 28 Şubat MGK kararları ile istifaya zorlandı ve kirli senaryoların ardından istifa ettirildi. Ardından ANASOL-D hükümeti kuruldu. 99 seçimlerine bu süreçle giren Türkiye DSP-MHP-ANAP koalisyonu ile tanıştı. Ancak bu hükümette 3,5 yıl dayanabildi. Çünkü Ecevit'in dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e Anayasa Kitapçığı'nı fırlatması ile ülke bir anda çok büyük bir ekonomik krize girdi. Bu büyük 2001 ekonomik krizinin ardından 2002 yılında erken seçime gidildi. Bu seçimden AK Parti büyük bir zaferle çıkarak hükümet kurdu. Ancak siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan seçime girememiş ve Meclis dışı kalmıştı. Seçim yasağının dolmasıyla birlikte yenilenen Siirt seçimleri ile Meclis'e giren Erdoğan, Abdullah Gül'den Başbakanlık görevini devraldı. Ve muhtar dahi olamaz denilen isim Türkiye'nin Başbakanı oldu.
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
TÜRK SİYASETİNE DAMGA VURAN İSİM
Hükümetlerin sabah yıkılıp akşam kurulduğu bir dönemde yerel yönetimler ile aralarında büyük sorunlar yaşanıyordu. 28 Şubat kararlarının ardından Refah Partisi'nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanan Recep Tayyip Erdoğan okuduğu bir şiir nedeniyle 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Erdoğan aldığı ceza nedeniyle görevden alındı. Ve bu karar Türkiye'de büyük bir yankı buldu. Erdoğan'ın cezaevine girmesinin ardından 'Artık muhtar bile olamaz' manşetleri atıldı. Bu sürecin ardından yapılan ilk yerel seçimde yine İstanbul'u kapatılan Refah Partisi'nin devamı olan Fazilet Partisi'nin adayı Ali Müfit Gürtuna kazandı. Ve 2002 yılında AK Parti tek başına iktidara gelince 2004 yılında yapılan yerel seçimde İstanbul'u Kadir Topbaş ile kazanarak iktidarını perçimledi. 2007,2009 ve 2011 seçimlerinden lider çıkan AK Parti 2014 yerel seçimlerine çok daha iddialı hazırlanıyor.
AK PARTİ DÖNEMİNDE KURULAN KUMPASLAR
AK Parti'nin 12 yıllık iktidar sürecinde de bir çok darbe girişimi, bir çok siyasi kriz oluşturulmaya çalışıldı. Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanlığı döneminde hükümetin birçok uygulama ve atamasını veto etti. Hükümet çalışamaz duruma geldi. Bazı kuvvet komutanları, darbe planları tezgâhladı. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Balyoz ve Ergenekon gibi planlar, yıllar sonra deşifre oldu. Özellikle 2007 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi yaşananlar ülkeyi tekrar bir kaosa sürüklemeye yönelikti. 27 Nisan akşamı yayınlanan E-Muhtıra ile Türkiye'de yeni bir kaos ortamı oluşturuldu. Cumhuriyet mitingleri ile halk sokağa döküldü. Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkmasını engellemek için medya adeta bu mitingleri kışkırtıyordu. Ardından Meclis'te yaşanan 367 skandalı ile Türkiye bir kez daha sarsıldı. Muhalefet yani CHP, Cumhurbaşkanlığı seçimi Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Mahkeme'den çıkan karar tam bir skandaldı. Hükümet bunun üzerine erken seçim kararı aldı ve yapılan 22 Temmuz seçimlerinden tek başına yine lider olarak çıktı. MHP'nin de Meclis'e girmesiyle birlikte Cumhurbaşkanı Abdullah Gül seçildi. Ve bu krizde aşılmış oldu ancak 2008 yılında başörtüsü düzenlemesi yapan AK Parti'ye gazete küpürlerinden oluşan bir iddianame ile kapatma davası açıldı. Anayasa Mahkemesi kapatma davasını reddetti. Ancak ekonomi ağır bir darbe aldı. 2011 yılına gelindiğinde ise Jandarma Genel komutanı Necdet Özel dışındaki komutanlar emekliliğini istedi. Bir anda TSK'nın üst kademesi boşaldı. Planlanan koos, acil atamalarla bertaraf edildi.
Cumhuriyet mitingleri ve istifa eden komutanlar...

 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
GEÇMİŞİN KOPYASI 17 ARALIK "DOSTMODERN" DARBE
İşte tam da bu süreçte patlak veren 7 Şubat girişimi, Gezi olayları ve 17 Aralık süreci (Erdoğan'ın söylemi ile dostmodern darbe) ile adeta AK Parti ve Başbakan Erdoğan hedef alındı. Geçmişte yaşanan süreçler gibi, Türkiye şimdi de büyük bir büyüme sürecine girmişken, projeler hayata geçirilirken, yatırımlar artarken ve Türkiye'nin ekonomisi giderek büyürken bu sürecin yaşanmasını adeta geçmişin planlanmış bir kopyası gibi karşımıza çıkıyor.
7 Şubat 2012 MİT kumpası ile ortaya çıkan paralel yapının gizli planı Erdoğan'ın son anda devreye girmesi ile bertaraf edildi. Ardından 70'li yıllarda yaşanan öğrenci harekatına birebir benzeyen ve halkı sokağa döken Gezi olayları süreci ile ülke gerilime sürüklendi. 3 ay boyunca Türkiye'de eylemler, protestolar ve yaşamını yitiren gençler ile birlikte hükümet istifa ettirilmeye çalışıldı. Bir çok provokasyona neden olan bu olaylar hükümetin attığı adımlar ile önlendi. Bu olaylarda da ülke ekonomisi büyük zarar gördü.
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
YİNE AYNI OYUN MONTAJ VE MANŞETLER
Bu olayların hemen arkasından paralel yapının büyük kumpası gündeme damga vurdu. Aradan geçen süreçte neredeyse 1 milyona yakın kişiyi yasadışı dinleyerek ve montajlar hazırlayan parelel yapı 17 Aralık ile bir anda seçim öncesi ülke gündemini adeta sarstı. Yargı ve Emniyet içindeki paralel yapılar, Erdoğansız bir AK Parti için 17 Aralık'ta 'yolsuzluk' kisvesi altında yargı darbesi yapmaya kalkıştı. Bu girişim de önlendi. Hükümete karşı seçim öncesi yıpratma ve 'dostmodern' darbe girişimi ülke ekonomisine 100 milyar dolardan fazla bir kayıp yaşattı. Paralel yapı geçmişte yapılanların aynısını bugünde yaparak montajlanmış ses kayıtlarını ve sahte belgeler ile gündem oluşturmaya çalışıyor. Aynı zamanda paralel yapıya yakın gazeteler de geçmişte olduğu gibi manşetler atarak bu kirli oyuna destek oldular.
NEDEN ERDOĞAN'I İSTEMİYORLAR?
Türkiye'de yapılan bütün seçimler öncesi yapılan büyük provokasyonlar ile seçim sonuçları etkilenmeye çalışılmıştır. 17 Aralık süreci ile de yapılmak istenen tam da budur. Çünkü 12 yıldır yıldızlaşan bir Türkiye'yi, dev projelere imza atan bir Türkiye'yi, istikrarı koruyan bir Türkiye'yi, ekonomisi güçlenen bir Türkiye'yi, faiz oranları düşen bir Türkiye'yi, bölgesinde güçlü olan bir Türkiye'yi, dış güçlerin oyuncağı olmayan bir Türkiye'yi istemeyenlerin geçmişte yaptıkları gibi komplolarla iktidarı ve Erdoğan'ı hedef aldılar. Ancak paralelcilerin hesaplamadığı bir durum vardı. Bu olaylar karşısında dik duran ve olaylara anında müdahale eden bir lider ile ona desteğini hiç esirgemeyen halkı hesaba katmamışlardı. İşte bu yüzden geçmişten gelen kirli planlar bir anda bertaraf edildi. Seçim çalışmalarına çıkan Başbakan Erdoğan'ın miting alanları adeta maşeri kalabalıklarla doldu taştı.

 

levent48

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Şub 2012
Mesajlar
3,518
Puanları
0
1909'da Sultan Abdülhamit Han'ı indirdiler...Daha toz duman dağılmadan savaş ve isyanlar patladı...Gün akşam olmadan balkanları kaybettik...Düşman donanması Çanakkale'ye dayandı...Kendini davul zurna ile indirenler soluğu Beylerbeyi sarayında (balkanlar düşünce selanik'ten İstanbul'a geri getirildi)alarak koca hakana akıl danıştılar..." Eğer yaptığım hazırlıklara dokunmadıysanız korkmayın Çanakkaleyi geçemeyecekler (Bu söz Atatürk'e mal edildi)..." dedi...Nitekim öyle de oldu...

Şimdi Tarih tekerrür ediyor...Erdoğan'ı indiremediler...Ancak topal bıraktılar...Görüyoruz ki gün akşam olmadan Suriye'de bizim insiyatifimizle zamanında yapılması gereken bir müdahale başkalarının dayatmasıyla burnumuza sokulmuş vaziyette...Haçlı+siyonist ittifakı bulunmaz bir fırsat yakaladı...Bir sonraki seçimlere kadar bekleyecek lüksleri yok...Ne yapacaklarsa şimdi yapacaklar...

İçerideki çakallar meydanlarda cirit atıyor...Kaçak elektriklerini sırtına yükledikleri milletten,yüzleri kızarmadan Yunanistan'ın borçlarını ödemesini teklif edecek kadar alçaklaştılar...HDP "İşid'e destek veriyorsunuz" diyerek dünyaya "Türkiye teröre destek veriyor" çığlıkları atıyor...PKK "bölgeye müdahale ederseniz Türkiye'yi yangın yerine çeviririz" ..diye tehdit ediyor
Başbakan talimat veriyor asker "bin dereden su getiriyor"...Ramazan ayında ib.lerin gösterisi de millete ayrı bir meydan okuma....

Kimsenin devleti bu kadar azc içine sokmaya hakkı yok...Bunun sorumlularından vakti gelince elbette hesabı sorulur....Şimdi kimin görevi ne ise onu en güzel şekilde yapma zamanıdır...tek tesellimiz Erdoğan'ın soğukkanlı bir profil göstermesi...Aksi durumu düşünmek bile istemiyorum...

İlaveten Yunanistan bir darbenin eşiğinde...Bir cephede beklenen savaş tüm dünyayı yakabilir...
 

elbiss

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
21 Kas 2013
Mesajlar
2,514
Puanları
0
CIA Erdoğan'ı neden hedef aldı?

Ortadoğu'da ve Türkiye'de son günlerdeki gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için çok açıklayıcı okunması gereken bir röportajı Timetürk olarak sizler için çevirdik


TIMETURK / HABER MERKEZİ

SİBEL EDMOND; CIA ERDOĞAN'I NEDEN HEDEF ALDI?


"Uzun süre Türkiye'de yaşadım ve Türkiye iç politikasını çok yakından takip ediyorum. Ve doğrusu, benim "FBI muhbirlik" davamın konusu aslında "ABD-Türkiye arasındaki gizli görüşmeleri deşifre etmem"den kaynaklanıyor. Bu yüzden hem ABD'de ABD çıkarlarına zarar verdiğim, hem de Türkiye'de Türkiye çıkarlarına zarar verdiğim gerekçesiyle iki ülkede de tamamen dışlandım.
...
Amerikan vatandaşları Twitter üzerinden soruyorlar, "Erdoğan hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?" Yazdığım makalede bunu yapmaya çalıştım ve insanların konuyu doğru anlayabilmesi için, ciddi bir tarihi arkaplan bilgisi vermek zorunda kaldım. Amerikalı insanlar şaşırıyor, "Erdoğan önceleri bir melekken, nasıl oldu da ABD için şimdi bir şeytan, bir düşman haline gelebildi, bu sistem nasıl çalışıyor?"

CIA'nın kukla hükümetler kurduğu, onları kullandığı, ve ardından bir gecede onları nasıl yok ettikleri bilenen bir gerçek. Aynı şey Erdoğan'ın da başına getirilmeye çalışılıyor. Ah evet, bu durum pek çok Amerikalı'ya Donald Rumsfeld'in Saddam'la tokalaştığı o unutulmaz görüntüleri ve daha sonra gözden düştüğünde işgal ve yokedilişini hatırlatıyor. Aynı süreç, Erdoğan'la ilişkilerde de açıkça görülüyor.
...
Ve Erdoğan'ın tasfiye süreci, Gezi Parkı olayları ile başlamış gibi görünüyor, ancak makalenizde de belirttiğiniz gibi bunun çok daha geniş çaplı, farklı nedenleri var. Örneğin daha önce Bir Gladyo Projesi: Fetullah Gülen röportajımızda anlattığınız gibi.

Gülen'le de bağlantılı.

Peki, bu değişimin nedeni nedir? Erdoğan neden gözden düştü?
Evet, bütün bunlar Gülen ve Erdoğan arasındaki kavgayla başladı. Gülen cemaati AKP'nin hükümet olması için çok ciddi destek verdi, Erdoğan ve Gül'ün bütün bürokratları Gülen cemaatinin desteğiyle geldi o noktalara.
Ancak burda şuna dikkat etmek gerekiyor, Gülen sadece bir sembol. Asıl önemli olan ve işi yapan Gülen markası. Yani, "Gülen" markasının arkasına sığınarak iş yapılıyor ve Gülen de buna müsaade ediyor. 1997'den sonra CIA Gülen'i oyuna dahil etti. Tünkiye'nin laik kanadına göre Gülen, Türkiye'de şeriat düzeni kurmak istiyor ve suçlarından dolayı aranıyordu. CIA onu ABD'ye getirdi ve ne tesadüf ki, CIA merkezinin hemen yanı başında bir eve yerleştirdi. Gülen 15 yıldır ABD'de yaşıyor ve 20-25 milyar dolarlık bir ağı kontrol ediyor ve kimse gerçekten bu paranın nerden geldiğini bilmiyor. Bu Gladyonun A planı idi.
....
Gülen'in ABD dışında CIA ile birlikte açtığı okullar, camiler, medreseler birer birer kapatılıyor çünkü bu ülkeler, Gülen cemaatinin varlığının kendi ülkelerinin ulusal güvenliğine bir tehdit olduğunu, CIA ile ortak operasyonlarda kullanıldığını kavradılar. Gülen cemaati ve CIA bununla kalmadı tabii ki, Türkiye'de büyük bir medya ağı kuruldu, satın almalar yoluyla, polis teşkilatına, hukuk ve askeri alanlara sızdılar. Ve işte bu güç ağı, yani Gülen ve CIA ortak hareketi, Erdoğan'ı parlatarak hükümete taşıdı.

Aslında 97'de Erdoğan'ın üyesi olduğu parti, askerlerin müdahalesiyle kapatılmış, Erdoğan hapse atılmış iken, 2002'de bu kez askerler geri adım attı, sessiz kaldı ve Erdoğan'ın başbakan olmasına izin verdi. Peki 1997-2002 arasında değişen neydi? Evet, artık Gladyo B planına geçilmişti, Gülen ABD'daydı artık.
Erdoğan o sırada değişmiş, aşırı güven kazanmış, beslenmiş ve "bu imama (Gülen'e) artık boyun eğmek zorunda değilim, halk beni seviyor" demeye başladı. "İmam kabul etse de etmese de ben kendi istediklerimi artık özgürce yapabilirim" diyordu. "Gülen" markasının arkasındaki CIA vb. derin yapılara da başkaldırıydı bu.
Erdoğan'daki bu aşırı güven sadece bir neden. Diğer bir neden de Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert tutumu, sözünü geçirebiliyor görüntüsüydü. Türkiye'deki bütün partilere, medyaya rağmen bunu eleştiren de Fetullah Gülen'di. Ve bu arada, bir yan not olarak şunu söyleyeyim ki, Gülen'in ABD'deki en büyük destekçisi de ordaki Yahudi lobisidir. İsterseniz Google'a gidip, en büyük yahudi lobisi olan AIPAC'i, ya da ATC'yi "gulen aipac" yazarak sorgulayın.

İlginç olan, bir İslami imam olan Gülen'in, Yahudi lobisi tarafından destekleniyor olmasıydı. Yahudi lobisi bir İslami modeli asla desteklemez oysa. Tek başına bu durum bile, insanların Gülen hakkında şüphe duyması, soru sormaya başlaması için yeterli bir nedendir.


Bu da Erdoğan Gülen arasındaki kavganın ikinci nedeniydi. Yani, Yahudi lobisinin desteklediği Gülen, Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert çıkışlarını doğru bulmuyordu.

Ayrılık çanları çalmaya başlamıştı. Ve ardından Suriye konusu geldi. "Türkiye, AKP hükümeti Suriye'deki muhalifleri eğitiyor, silahlandırıyor ve bütün bunların ABD tarafından İncirlik üzerinden yönetiliyor" iddiası vardı.

Buraya kadar herşey yolunda gidiyordu. ABD'nin mevcut hükümetiyle Erdoğan iyi anlaşıyordu. Esad'ın devrilmesi için gereken herşeyi yapılıyorlardı. Ancak beklenmedik birşey oldu ABD'de. Obama karşıtı derin yapılanma, Esad'a şiddet (!) uygulandığına herkesi ikna etti, ABD müdahalesi hoş karşılanmamaya başlandı. Obama bu konudaki desteğini yitiriyordu. Ve tam bu noktada Rusya'nın devreye girmesi, ABD'yi geri adım atmak zorunda bıraktı.

Ve işte tam bu sırada, Türkiye kamuoyuna da, "Esad ile son derece iyi ilişkiler varken, muhalifler yüzünden ilişkiler bozuldu" inancı aşılandı.

ABD geri çekilince, Erdoğan tamamen ortada kaldı. Artık halkı arasında popüler değil, nefret edilen bir lider olmaya başlamıştı. ABD artık verdiği sözleri tutmuyor, Erdoğan'ı tamamen yalnız bırakıyordu ki bu da Erdoğan'ı oldukça sinirlendirmişti. Bu da üçüncü bir neden oldu.

Bu noktada başka bir olay patlak verdi; Gezi Parkı olayları. Gülen, Erdoğan'la aralarındaki kavgada, bunu bir fırsat olarak değerlendirmek istedi. Ve Gülen protestolara kendi cemaatinden insanları soktu. Erdoğan, başına neler geleceğini anlamıştı. CIA ve Gülen işe el atmış, protestolarda aktif rol oynamaya başlamıştı. Erdoğan bunu net olarak görüyordu.

Gezi Parkı olayları gerçek halk tarafından başlatılmış olabilirdi ancak, CIA'nın kontrolündeki Gülen cemaati ve AKP karşıtı Türkiye'nin eski güç sahipleri, bu fırsatı değerlendirmekte gecikmemişti. Ve eş zamanlı olarak ABD ve Avrupa basınında Erdoğan "diktatör" olarak anılmaya başlandı.

Erdoğan'ın ElKaide ile ilişkili olduğu iddia edilmeye başlandı. Ki, ElKaide'nin de ne tür bir operasyon olduğunu biz açıklamaya, deşifre etmeye daha önce çalışmıştık. Erdoğan artık ElKaide'nin parasal kaynak sağlayıcıları ile bağlantılandırılmaya çalışılıyordu. Ve bütün bunlar, bu operasyonlar CIA tarafından yönetiliyordu.


Soru: Peki, bütün bunlar gayet açık, anlaşılabilir ancak benim kafama takılan soru şu, Gülen'le, daha doğrusu CIA ile Erdoğan arasında bir sorun varsa eğer, bu sorunun nedeni nedir? CIA Türkiye'den, Erdoğan'dan ne istiyor?

Erdoğan, AKP sadece birer sembol, tıpkı diğer ülkelerdeki kukla hükümetler gibi, Obama gibi, George Bush gibi. Asıl önemli olan, bu sembolleri yönetmeye çalışan güç, yani CIA, yani ABD Silah Sanayi. CIA'nın yapmak istediği, sözkonusu hangi ülke ise, onu tamamen kontrol altına almak, iç ve dış politikasını yönetmekti. Ki son derece düzgün bir şekilde çalıştı bu sistem uzun seneler. Diledikleri kukla hükümeti getirmeyi ve uzun süre hükümette tutmayı başardılar.

CIA'nın planı, Türkiye'yi bir model ülke olarak kullanmak ve diğer ülkeleri de aynı şekilde hizaya getirmekti. Ilımlı İslam projesini Orta Doğu'da uygulamaya geçirmekti. Erdoğan ve Gülen, daha doğrusu CIA arasındaki sorun, bu planları aksatıyordu. CIA, Erdoğan'ın kontrolünü kaybediyordu, Bu arada Gülen'le hiçbir sorunları yoktu. Gülen iyi bir uşak olmuştu, emirleri harfiyen uyguluyordu.

Erdoğan, CIA ile sorunu daha da büyütmek için rest çekti. Boyun eğmeyeceğini göstermek için, bir mesaj vermek için "milyarlarca dolarlık silah alımlarını ABD ile değil, Çin'le yapacağım" dedi. Tüm dünya bu reste şaşırdı. Bu, ABD ve NATO'nun en üst düzey kurallarından birinin ihlali anlamına geliyordu, yapılabilecek son şeydi. İşte bu, NATO ve ABD Silah Sanayiini çileden çıkardı.

Ve Erdoğan daha da ileri giderek, "AB'ye girmek için yıllardır beklediklerini ve bunun gerçekleşmeyeceğini anladığını, bunun yerine Şangay Birliği'ne katılmak istediğini" söyledi. Ve resmen başvuruda bulundu. Ve bu davranış yine, çiğnenebilecek en son kurallardan biriydi. Batı için yüz senedir kukla olan Türkiye, kukla oynatıcısına karşı, sahibine karşı isyana kalkmıştı. Batı, zorla kurduğu bu kukla düzenini, kolay yıktırmazdı.
İşte bunları yaptığınızda, son kullanma tarihiniz dolmuş demektir. Kim olursanız olun artık bitmiştir. Ve ABD'nin uygulayacağı cezanın diğer ülkeler için ibretlik olması gerekiyordu, çünkü bu durum başkaları tarafından örnek alınabilirdi, bu risk göze alınamazdı.

Erdoğan'a şu ihtimaller sunuldu, tabii bunları hiçbir yerde duyamazsınız;
1) Geri adım atacaksın. Herşeyi geri saracak, İsrail'le ilişkilerini düzeltecek, Çin'den silah almaktan vazgeçeceksin. Şangay'dan uzak duracaksın. Gülen'den özür dileyeceksin. Bu senin birinci seçeneğin.
2) Sessizce istifa edip gideceksin. Çünkü biz hali hazırda senin yerine gelecekleri belirledik. Şu ana kadar çalıp çırptığın paralar varsa, onları da beraberinde götürebilirsin. Senden öncekiler de çaldı. Paralarınla İngiltere'ye gitmene izin vereceğiz.
3) Bunları kabul etmezsen, bizi bekle. Bu sana iki senaryo sunar; a) Kaddafi gibi, Saddam gibi yokedilirsin, seni Taksim meydanında, Gezi Parkı'nda öldürürüz. b) Mübarek gibi korkak bir şekilde teslim olabilirsin. Seni İngiltere'de bir hapishaneye atarız, yaşamının kalanını orda sürdürürsün.

İşte şu anda, Erdoğan bu seçeneklerle karşı karşıya. Bu seçenekler Kaddafi, Saddam ve Mübarek'e sunulanlarla aynı. CIA böyle çalışıyor. Senaryolar o kadar aynı, şaşmaz ve detaylarıyla benzer ki, insan neredeyse aynı şeyleri tekrar tekrar görmekten sıkılıyor. Ama aynı CIA, Esad'a bu seçeneklerden hiç birini sunmadı, Obamaya rağmen.

Ve birkaç ay içinde kavga daha da büyüyecek.

ElKadı ile Erdoğan'ın ilişkisi şu anda piyasaya sürülüyor ancak, ElKadı 1990 ortalarından beri FBI tarafından biliniyordu. ElKadı'nın çalışma merkezi Şikago idi ve garip olan, Gladyo B'nin de çalışma merkezi Şikago. Aynı zamanda Abdullah Çatlı da Şikago'ya geldi, orda ona ABD'de sürekli kalma izni (Yeşil Kart) verildi, daha sonra çeşitli bölgelere gönderildi. Mesela Azerbeycan'a, baba Aliyev'i öldürmek üzere gönderildi vs. Yani Şikago bu işlerin merkezi, yönetim noktasıdır.

FBI, ElKadı'yı ne zaman Şikago'da sıkıştırıp da yakalamak istese, araya CIA giriyordu. Ve nihayet, ElKadı'ya toparlanıp Arnavutluk'a kaçması için yeterli zaman verildi. Ve kaçınca da "hay allah, elimizden kaçırdık" dendi.

Bu arada ABD onu 9-11'in para sağlayıcısı olarak her yerde deşifre ediyordu. ABD bu kez, "onun Arnavutluk'da olduğunu biliyoruz, adresi herşeyi elimizde, Arnavutluk hükümetinden onu resmen isteyelim" dediler. Ancak ona Türkiye'ye geçmesi için gereken iki haftalık süreyi vermeyi de ihmal etmediler.
ABD bu kez "hay allah, Arnavutluk'tan da kaçırdık adamı" deyiverdi. Bu defa Türkiye ile yazıştı ve "bu adamı sizden istiyoruz" dedi. Türkiye tarihinde ilk defa, "pardon, aramızda böyle bir suçlu değişim anlaşması yok. Bu adam herhangi bir suç da işlemedi burda, bu yüzden onu size veremeyiz" dedi. Ve ABD "ah öyle mi, tamam sorun değil" diyerek dosyayı kapattı!

ElKadı, Azerbaycan dahil pek çok yere rahatça gidip gelen bir adam. Sadece Asya bölgesine değil, aynı zamanda Avrupa'ya da gidiyor. Örneğin Londra'ya, iş gezileri. Sonunda ElKadı, bir iş adamı olarak BM'ye kendisini terörist listesinden çıkarma başvurusunda bulundu ve BM de bu başvuruyu değerlendirip onu listeden çıkardı!


Ama ne olduysa, aniden Erdoğan'ın oğlunun ElKadı ile fotoğrafları servis edilmeye başlandı. Bu tür haberler yayılmaya başlandı. Ve bu haberlerin pek çoğu Gülen cemaati tarafından servis ediliyordu. Ve tabii ki CIA destekli MİT'ten bir grup tarafından... Ve çok ilginç bir nokta da şu ki, bu servis edilen haberlerin çoğu WikiLeaks'den geliyordu. Burada kafama birşey takılıyor, acaba bunlar WikiLeaks'de halihazırda bulunan bilgiler miydi, yoksa birdenbire, aniden keşfedilmiş bilgiler miydi? Bu konuda şüphelerim var. WikiLeaks, CIA'in kontrolünde olabilir mi?Sadece bir soru.
...
Soru: Sizce Erdoğan'ın başına gelenler ,Kaddafi ve Saddam'ın başına gelenlerle tıpatıp aynı mı olacak, yoksa biraz daha farklı bir versiyon mu göreceğiz burada?

Türkiye, Mısır ya da Libya'dan tamamen farklı bir ülkedir, dinamikleri çok çok farklıdır. Öncelikle, Türk insanı gerçekten de farkındalığı yüksek bir kitledir. Aptallar için tasarlanmış iki partili sistem, ABD'de olduğu gibi, Türkiye'de çalışmaz. Türkiye'de çok farklı fraksiyonlar, eğilimler mevcuttur. ABD'de olduğu gibi, yani Demokrat ve Cumhuriyetçiler arasında bir gel-git oyunu sergileyerek halkla dilediğiniz gibi oynamanız Türkiye'de çalışmaz.

Burada bilinç düzeyi son derece yüksek bir halk kitlesinden bahsediyoruz. ABD'den çok farklı bir kitledir bu. Eğitimli ve düşünen insanların olduğu bir ülkede bu kadar kolay oyunlar sergileyemezsiniz, bu çok zordur.
Diğer bir fark da, Türk insanının aktivist yönü. Sokaklara inen, hakları için mücadele eden bir topluluktur Türkler. Bana soruyorlar bazen, oyunu kime vereceksin diye. ben de "oyumu Türk halkına vereceğim" diyorum, çünkü onlara inanıyorum, onlar kendilerine ne olacağına kendileri karar vereceklerdir.
Türk halkı gözünü açık tutmaya devam etmeli ve Libya'da, Mısır'da olanlardan ders almalıdır. Bunları milliyetçi bir kişiliğim olduğu için söylemiyorum, burada tamamen farklı tür insanlardan bahsediyoruz.
...
ABD'nin planları Libya ve Mısır'da olduğu kadar kolay işlemeyecektir Türkiye'de.
...
Diğer bir konu da, AB meselesi. Daha önce AB'yi bir kurtuluş olarak gören Türk insanı, AB'nin politik ve ekonomik çöküşünü görüyor. Almanların Türkiye'deki işlere başvurduklarını, Avrupa'da işsizliğin boyutlarını görüyor. AB'ye girmemiş olmanın bir avantaj olduğunu düşünüyorlar.
Uzuncana bir yazı fakat sonuna kadar okudum ....

Aslında görebildiğim kadarıyla bazı yerlerde röportajı veren arkadaş açıkken bazı noktalarda kapalı bazı noktalarda ise çevirmeli oyun senaryosu oynamış herneyse buraya takılı kalmak istemiyorum

konuyla ilgili yazmam gerekirse...

Yazıların içeriği bir çok noktalara uğramış bir çok noktalardaki durumlar anlatılmış doğru yalan bilemem ben tamamen yazıların ve konunun içeriğinde bağımsız farklı yazılar yazmak istiyorum eğer izniniz olursa...

ABD deki Ekür ün aklıyla yola çıkarsanız ki aslında mükemmel zekadır kendisi benden de iyi ama şöyle bir kötü huyu var size bir çok kapıyı açar sunar hatta herşeyi verir ama sonunda isteğini yapsanız dahi sizi yüz üstü bırakır ve sonunda kendi bildiği oyununu oynar...

Belki zamanında aynı yoldaydınız aslında hiç değildiniz :) çünkü o size öyle gösterdi....zamanı gelincede aynı yolda olmadığınızı gördüğünüzde gidip ona sorsanız o size hep bir reçete önünüze sunacaktır oysa ki o hep kendi yolunda kendi kartında siz hiç onun yolunda olmadınız ve hiçbir zamanda olmayacaksınız onunla kim çalışıyorsa bence iyi bilmeli...düşünüp akıl edermisiniz etmezmisiniz bilemem...sizlere kalmış..

Gelelim Başkanlık mevzularına...

Burada size dayatılan bir senaryo vardı eğer tutsaydı ortadoğudaki parçalar ile birleşecekti ki işte buradan sonra hakkaride ki gizli dağ evi buluşmalarında ki özel kurdukları meclisler ile yeni senaryolarını sizlere oluşturacaklardı.....ben nereden mi biliyorum unuttunuz mu herşeyi bilen ALLAH olduğunu....

İŞİD oluşturulan bölgeyi açıp geişleten bir yapı Diğer unsurlarda ele geçirerek alan ve tampon ülkeyi oluşturanlar...

Yanlış anlamayın ama ne perdedekileri görüyorsunuz nede oynanan oyun kartlarını siz bu şekilde uyumaya devam ettikçe yarın bir gün herşey elden gider....

Her vezirin bir savunma alanı vardır savunma alanlarınıza kimse yanaşmaz....her oyunu açana karşı bir oyun açmak durumundasınız kural basit oyuna karşı oyun açabilirsin ama oyunu bozamazsın oyunu bozan kural dışı olur...

Oyuna karşı oyun açtığında hamle ile savaş stratejisini yapabiliyorsun ....

Dünyada SATRANÇ hiç bitmedi.....ve bitmeyecek gözüküyor gözünüzü açık tutun HAMLELERİNİZİ SAĞLAM OYNAYIN oynamazsanız ÜZÜLÜRSÜNÜZ..

Ne yazdığımı anlayabilirmisiniz bilemem ama söylediğim üzere bu coğrafyayı ve buranın insanlarını birlikte beraber kardeşçe sağlam ve diri tutmalısınız eğer bunu başarmak istiyorsanız siz liderler samimi dürüst ve idealist olmalısınız geleceği iyi okumalısınız okuyamazsanız gelişemez ve ilerleyemezsiniz...

TÜRKİYE BARIŞIN ülkesi yeni doğan GÜNEŞİN ŞAHİN leri olacak.....TÜRKİYE büyüdükçe TÜRKİYE yükseldikçe beraberinde BARIŞ ve BARIŞ la birlikte gelen yeni yetişmiş güzel ahlaklı nesiller gelecek inşallah...

Sizlere söyledim....

Yeni ÇAĞ ROBOTIC ÇAĞ olacak yatırımlarınızı ROBOT sektörü alanında yapın askeri araçlarınızı techizatlarınızı hatta askerlerinizi değiştirin robot giysiler ile zırhlandırın YENİ ÇAĞ a GEÇ kalmayın...ne kadar erken kavuşursanız YENİLİK lere o kadar ERKEN YÜKSELEN güç olursunuz....

Böyle..
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
Uzuncana bir yazı fakat sonuna kadar okudum ....

Aslında görebildiğim kadarıyla bazı yerlerde röportajı veren arkadaş açıkken bazı noktalarda kapalı bazı noktalarda ise çevirmeli oyun senaryosu oynamış herneyse buraya takılı kalmak istemiyorum

konuyla ilgili yazmam gerekirse...

Yazıların içeriği bir çok noktalara uğramış bir çok noktalardaki durumlar anlatılmış doğru yalan bilemem ben tamamen yazıların ve konunun içeriğinde bağımsız farklı yazılar yazmak istiyorum eğer izniniz olursa...

ABD deki Ekür ün aklıyla yola çıkarsanız ki aslında mükemmel zekadır kendisi benden de iyi ama şöyle bir kötü huyu var size bir çok kapıyı açar sunar hatta herşeyi verir ama sonunda isteğini yapsanız dahi sizi yüz üstü bırakır ve sonunda kendi bildiği oyununu oynar...

Belki zamanında aynı yoldaydınız aslında hiç değildiniz :) çünkü o size öyle gösterdi....zamanı gelincede aynı yolda olmadığınızı gördüğünüzde gidip ona sorsanız o size hep bir reçete önünüze sunacaktır oysa ki o hep kendi yolunda kendi kartında siz hiç onun yolunda olmadınız ve hiçbir zamanda olmayacaksınız onunla kim çalışıyorsa bence iyi bilmeli...düşünüp akıl edermisiniz etmezmisiniz bilemem...sizlere kalmış..

Gelelim Başkanlık mevzularına...

Burada size dayatılan bir senaryo vardı eğer tutsaydı ortadoğudaki parçalar ile birleşecekti ki işte buradan sonra hakkaride ki gizli dağ evi buluşmalarında ki özel kurdukları meclisler ile yeni senaryolarını sizlere oluşturacaklardı.....ben nereden mi biliyorum unuttunuz mu herşeyi bilen ALLAH olduğunu....

İŞİD oluşturulan bölgeyi açıp geişleten bir yapı Diğer unsurlarda ele geçirerek alan ve tampon ülkeyi oluşturanlar...

Yanlış anlamayın ama ne perdedekileri görüyorsunuz nede oynanan oyun kartlarını siz bu şekilde uyumaya devam ettikçe yarın bir gün herşey elden gider....

Her vezirin bir savunma alanı vardır savunma alanlarınıza kimse yanaşmaz....her oyunu açana karşı bir oyun açmak durumundasınız kural basit oyuna karşı oyun açabilirsin ama oyunu bozamazsın oyunu bozan kural dışı olur...

Oyuna karşı oyun açtığında hamle ile savaş stratejisini yapabiliyorsun ....

Dünyada SATRANÇ hiç bitmedi.....ve bitmeyecek gözüküyor gözünüzü açık tutun HAMLELERİNİZİ SAĞLAM OYNAYIN oynamazsanız ÜZÜLÜRSÜNÜZ..

Ne yazdığımı anlayabilirmisiniz bilemem ama söylediğim üzere bu coğrafyayı ve buranın insanlarını birlikte beraber kardeşçe sağlam ve diri tutmalısınız eğer bunu başarmak istiyorsanız siz liderler samimi dürüst ve idealist olmalısınız geleceği iyi okumalısınız okuyamazsanız gelişemez ve ilerleyemezsiniz...

TÜRKİYE BARIŞIN ülkesi yeni doğan GÜNEŞİN ŞAHİN leri olacak.....TÜRKİYE büyüdükçe TÜRKİYE yükseldikçe beraberinde BARIŞ ve BARIŞ la birlikte gelen yeni yetişmiş güzel ahlaklı nesiller gelecek inşallah...

Sizlere söyledim....

Yeni ÇAĞ ROBOTIC ÇAĞ olacak yatırımlarınızı ROBOT sektörü alanında yapın askeri araçlarınızı techizatlarınızı hatta askerlerinizi değiştirin robot giysiler ile zırhlandırın YENİ ÇAĞ a GEÇ kalmayın...ne kadar erken kavuşursanız YENİLİK lere o kadar ERKEN YÜKSELEN güç olursunuz....

Böyle..

Ben de yorumu sonuna kadar okudum güzel (herkesçs bilinen ) tespitler var mesela :
ABD deki Ekür ün aklıyla yola çıkarsanız ki aslında mükemmel zekadır kendisi benden de iyi ama şöyle bir kötü huyu var size bir çok kapıyı açar sunar hatta herşeyi verir ama sonunda isteğini yapsanız dahi sizi yüz üstü bırakır ve sonunda kendi bildiği oyununu oynar... gibi...

Lakin neden uyuyan biz oluyoruz tek siz uykuda değilsiniz anlamadım :)





 

elbiss

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
21 Kas 2013
Mesajlar
2,514
Puanları
0
Ben de yorumu sonuna kadar okudum güzel (herkesçs bilinen ) tespitler var mesela :
ABD deki Ekür ün aklıyla yola çıkarsanız ki aslında mükemmel zekadır kendisi benden de iyi ama şöyle bir kötü huyu var size bir çok kapıyı açar sunar hatta herşeyi verir ama sonunda isteğini yapsanız dahi sizi yüz üstü bırakır ve sonunda kendi bildiği oyununu oynar... gibi...

Lakin neden uyuyan biz oluyoruz tek siz uykuda değilsiniz anlamadım :)

Güzel bir soru yazıları okuduğun içinde ayrıca Teşekkür Ederim...

Bu konuda ne yazabilirim diye şöyle bir düşündüm ve kimse darılmasın gücenmesin diye uygun kelimeler olabildiğince seçmeye çalıştım umarım olabilmiştir...

Öncelikle her ne kadar ABD deki ekür karşı tarafın kuralcısı kurucusu dahi olsa ona saygı duymak zorundayım çünkü karşımdaki birer vezir ve vezirler ayrı bir saygıyı hakeder ve ÖYLE de olur ....Şimdi o hamlelerini yaparken ve yollarında kırıntılar bırakırken bunları sizlerin görebilmesini şahsen çok isterdim...

Aslında karşınızdaki her ne kadar zekide olsa kırıntılar mutlaka bırakır çünkü insan mükemmel değildir....

Kırıntılar ilk oluşmaya başladığında İlk kez İŞİD ortaya çıktığında daha o gün bu etnik yapının önünde olun oraya rüzgar verin demiştim...

Hatta bu kırıntılar o kadar beblliydi ki...

Bir yere savaşa girdiklerinde 1 saat gibi kısa bir sürede almışlardı ve hepsi o kadar acemilerdi ki ve alacakları yerden o kadar eminlerdi ki sanki savaşa değil toplanma alanına gidiyor gibilerdi ...

Neden toplanma alanına gittiklerini söyleyeyim sana....

seçilen bölge özel bir bölgeydi bu bölgede yeni silah alımları için ekonomik alanda Petrol mevcuttu işte bu petrol PARA demek devamında yeni kaynak silah alımları demek .....eğer finansın tamamı belli ülkeler tarafından karşılanırsa hem maliyet yüksek olur hemde zaman belli olmadığı içinde zamanla yük oluştururdu....

Bunun için kendinize ait olmayan bir ülkenin kaynağını kullanmak en mantıklı olandı hem buradan kendinize pay alabilir hemde oluşacak toplaşacak etnik yapı için finans sağlayabilirdiniz....

İşte bu aşamada IRAK hükümetinin planlı ayrılışı aslında oluşturulacak senaryonun birer oyun parçalarından sadece biriydi....

sonunda ne oldu yardım eden IRAK hükümeti görevden ayrıldı yada aldılar neden peki ?...

Çünkü onunla artık işleri kalmamıştı.....onunla yol bitmişti artık sahnede yeni aktörler lazımdı...

İşid liderinin başta olanın zamanla güçleri kendinde toplamak istemesi planlanmayan bir durumdu bu durumu istemezlerdi ve sonunda kendi atadıklarını görevden aldılar....almak durumundaydılar başta olan insanın kendilerine karşılıksız itaati çok önemliydi...

Buraya kadar yazdıklarımı görebildiniz mi bilemem...

İŞİD meydanda savaş cephesi kazandım derken kollarında markalı saatler vardı hemde gümüş renkte ve bir çoğu bot yerine ayaklarına spor ayakkabı giymiş hatta bazılarında kot pantalon bile vardı hatta nöbet tutan askerde galatasaray forması vardı sen cepheye savaşa giderken böyle mi gidersin yoksa daha techizatlı bölgeye uygun kamuflaj sağlayacak askeri elbiseler mi giyersin....?..

Bugün hangi askeri magazaya gitsen askeri üniformayı temin edebiliyorsun kendine göre uydurabiliyorsun ama o gün sen zaferden eminsen ahat gelirsin.....ki devamında zaferden emin olanların bir çoğunda yüzlerinde maskeler dahi yoktu ki bir çoğu yüz ifadelerinden hangi etnik ülkenin yabancı insanı olduğunu belli ediyordu bakın İŞİD in ilk andaki zaferdeki insanları inceleyin ne demek istediğimi anlarsınız...

Eğer sizler korkmayıp kükreyebilseydiniz rüzgar olup esebilseydiniz bugün erbilde hatta musulda bir çok tampon bölgeyi oluşturabilirdiniz yada en azından farklı senaryoda olabilirdiniz.....zamanında size girin 10 kilometrelik güvenlikli tampon bölge oluşturun dediğimde yapabilmeniz gerekirdi yapamadınız bugün neticeler dahada değişiyor....

Bugün oluşturmak istediği haritayı sana söyleyeyim....

ALEPPO dan tut EL HASAKAH a kadar orada kazanılması gereken bir bölge oluşturulmak isteniyor bu bölgelere önce İŞİD giriyor sonrasında PYD giriyor....önce İŞİD suriye askerlerini temizliyor ardından PYD kalan etnikte olan halkı bir şekilde terketmeye zorluyor yada temizliyor....

Aslında farkında olabilmeniz gerekiyor burada yeni bir ÜLKE yeni bir harita oluşturuluyor.. görebilmeniz gerekirdi ama nerde :(

devamında IDLEB den ALMAYADİN e kadar da İŞİD e verilen bir bölge diye düşünüyorum....İŞİD tampon bör bölge oluşturucak yeni kurulan ülke için o yüzden SURİYE rejimi HÜKÜMETİ dar cephede sıkıştırılıp aynı FİLİSTİN gibi tecrit edilecek

Aslında bu PROJE ye baktığınızda bu projede uzun vade de göreceğiniz etmen 3 yapıya bölünmüş üniter ülke yapısı göreceğiniz olacak....

zamanla SURİYE diye bir Ülke bırakılmayacak ....bu proje bittikten sonra Sıra İRAN da diye düşünüyorum....önce TAMPON bölge oluşmadan İRAN a ulaşamazlar....İRAN ın yakın dostları bitirilmeden İRAN a giremezler...Dikkat edin....IRAK bitti SURİYE bitti ....

Sonra İRAN ama bundan önce TÜRKİYE güçsüzleştirilmesi ayrıştırılması gerekiyor çünkü TÜRKİYE den çekiniyorlar....TÜRKİYE güçlü olmasın isteniyor....Neticede TÜRKİYE Sağlam bir KALE...Bunu göz ardı edemezler....

Suriyede uyguladıkları PLAN İRAN da da uygulanacak dikkat edin Şİ lere ait olan herşey SURİYE de yerle bir edildi neden çünkü bir mesaj veriyorlar görebilmeniz gerekirdi ama göremiyorsunuz..

İRAN a verdikleri mesaj....

İŞİD ve benzeri kuruluşlar diyor ki...

Bak biz buraya girdik biraz güçlenelim kendi üniter yapımızı kuralım sıra sana geleceğiz diyorlar...

İRAN olası Nükler atışını yapsa bile bunun adresi SURİYE toprakları olacak yani her halikarda kazanacaklar...kaybeden olmayacaklar....

Ki ieğer İRAN nükler atış suriyeye yaparsa yani yeni kurulacak ülkeye işte tam bir toplanma adına BM den karar çıkartıp İRAN nükler kullandı diye biz söylemiştik diye İRAN a olası bir hareket uluslararası belkide bilemem birer reçeteleri olacak....yani sebep oluştu bile...

savaşmak için sebepler oluşturmadan Ülkeleri yada insanları ikna edemezsiniz.....İRAN öyle bir kıskaç ile daraltılacak ki....zayıflayacak...

ASIL hedef engel oluşabilecek gördükleri...

TÜRKİYE--RUSYA oradan da ÇİN....

yani Ülkeler önce yalnızlaştırılıyor dostsuz bırakılıyor sonrasında HAMLELER oyun sahasında oluyor...

TÜRKİYE-RUSYA-İRAN -ÇİN tehlikeyi görmesi gerekiyor bir arada olabilmeleri gerekiyor olmazlarsa uzun yıllarda seçenekleri çok azalacak.......çoğrafyayı iyi okuyabilmeniz görebilmeniz gerekiyor...

Karşınızda çok iyi bir oyun kurucu var oyun hamlelerini kırıntılarını iyi izlemelisiniz dikkat etmelisiniz....bugün rahat olabilirsiniz ama uyumaya devam ederseniz yarınlarınız zor ve çetin geçebilir yinede işin aslını ALLAH bilir ben bilemem ...ben yazar geçerim üstünde durmam...

Şimdi bütün senaryoları iyi görebiliyorsan bana bu soruyu bir daha sorma BANA UYUYORSUN deme....UYUYAN SİZLERSİNİZ BEN DEĞİL...

Suriye içlerine girip 10 kilometre TAMPON bölge oluşturmalısınız SURİYENİN rejimi GÜVENLİĞİ Kazandıktan sonra GÜVENLİKLİ TAMPON bölgeyi TESLİM edersiniz....

DÜNYANIN BARIŞI VE SELAHATİ için bazen adımlar atılması gerekiyorsa yapılmalı yoksa geçmişte geç kalabilirsiniz....

Bazen adımlar yapmak için bir ve birlikte beraber olabilmeyi İNSANLIK olarak öğrenebilmeniz gerekmekte....

Siz büyükler oturur masaya durumu değerlendirirsiniz neticede ben bir siyasetçi yada uzman değilim ben fakir garibane yoldaş bir insanın yarınım yada kaderim nerede olduğu belli olmayan biriyim....bugün buradaysam yarın başka yerde yer içer uyurum.....

Sanal ortamda herşey açık yazılmaz ama bana UYUYORSUN dersen bunu kabul edemem....

Ben sadece zihnimde olası SAVAŞ için 5 SAVUNMA hattı kurdum ve kurguladım....

Bu savunma hattımın 3 tanesi SAVUNMA üzerine olurken geride kalan 2 tanesini SON MÜDAFA HATTI olarak kurguladım...ama paylaşmadım çünkü henüz buna ihtiyacımız yok umarımda olmaz...

Eğer uzun vadeli STRATEJİLERİNİZİ şimdiden kurmaz ve oluşturmaz iseniz zor zamanlarda kaldığınızda AKIL sağlıklı çalışmaz ve hatalar üstüne hatalar yaparsınız ki buda çok kayıp ve zaman kaybı demek olur....

Herşeyi iyi ve kötüsü ile düşünmek ve AKIL edip PLANLAMANIZ gerekmekte....

Bu yazdıklarım bana ait değil STRATEJİLERİ oluşturup yeni Haritalar çizmek isteyenlerin bıraktıkları KIRINTILAR eğer KIRINTILARI takip edip bunu PUZZLE PARÇALARI gibi birleştirebilirseniz cevaplara tam olmasada yakınlaşabilirsiniz...

Ben siyasetçi olmadığım için yapabildiklerim sınırlı eğer siyasetçi olsaydım İŞİD ilk çıktığında buna BİR OYUN HAMLESİ yapar ALEYHİME OLUMLUYA durumu çevirirdim ama ALLAH beni ÖYLE istememiş o yüzden düşünecek her kimse oturup bir kere değil bir çok kere düşünmeli ....

Hatta diyorum ki ...

Bazen ÜLKE olarak bir ve bütün halde olabilmeniz gerekiyor ise bunu başarabilmeniz gerekiyor....kararları birbirinizden saklamayın paylaşın ama güvenilir olanlara ....hayatta herkese güvenmeyin diyede not bırakıyorum...özellikle yakınlarınızda sizlerden olmayanlar varken....

ABD deki Ekür e saygım sonsuz ama ona kızıyorumda çünkü İnsanların ölmesi ve özellikle masumların ölmesi benim hoşuma gitmiyor bunu bilmesini isterim bugün yazdıklarımdan dolayı belki banada o da kızabilir ama ona şunu söylemek isterim ben İNSANLIK ın yaşamasını istiyorum...onların rahat huzurlu ve BARIŞ içerisinde olmasını istiyorum...

Bana bu düşüncemden dolayı kızacaksa SAYGIM sonsuz çünkü ben İYİ olandan ve YAŞATMAK olandan başka bir şey düşünmem...ve onun kararlarınada ben SAYGI duyarım...yapacak birşey yok...

O sizlerle oynuyor ise sizlerde onunla oynamalısınız ....Ya hep yaşarsınız yada hiç olursunuz....bu bölgede ki her ülke için geçerli..

Söylediğim üzere ben yazar geçerim üzerime düşeni yaparım gerisi size kalmış.

Böyle...
 

elbiss

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
21 Kas 2013
Mesajlar
2,514
Puanları
0
Bunlar Hakkaride bir kaç kez toplandılar hatta yurt dışında x bir ülkede tekrar tekrar toplandılar burada bazı kararlar aldılar devamında olası meclislerinde ki insanları dahi belirleyip atamalarını dahi yaptılar eksik olan PUZZLE parçalarında ki Başkanlık Sistemi ile gelen ÖZERKLİK üniter yapı idi....

Bu yapı oluştuğunda bölge Suriyede ülke olarak şekillendikçe zaman tamam dediğinde TÜRKİYE de doğu illerde İÇ ayaklanma çıkarılıp Suriye den gelen destek ve kaynak ile Türkiyenin doğusu meşgul edilip ve belkide parçalanacaktı...

Bizim siyasetçiler AŞIRI güvenden dolayı ah ağlanıp vahlanacaktı....Gerçekleri görmeyi bizim siyasetçiler başlayınca yol haritalarını değiştirince işte orada dediler ki DUR arkadaş seni biz getirdik sana herşeyi biz verdik o zaman sen gideceksin diye....

Ama benim ülkemin insanı UYUDUĞU için PUZZLE parçalarını göremiyor demi....göremezsiniz çünkü Gerçekleri hiç görmek istemediniz....

Belki benim penceremden yanlış görünüyordur bilemem ama Siyasi LİDER dediğin İNSAN ayrılıcıklı akıllı ve zeki olmalıdır diye düşünüyorum eğer söz konusu ülkesinin bağımsızlığı hürriyeti ve özgürlüğü ise....

UYURSANIZ bir güzel UYUTULURSUNUZ UYANIN VE GÖZÜNÜZÜ AÇIN...

ASLAN KÜKREMEYE BAŞLADIYSA bilin ki ZAFER de ALLAH ta yanımızdadır inşallah...ALLAH yanımızdaysa Başımız eğilmez çok şükür inş..Umarım ÖYLE dir...

Kimse size gidip savaşın demiyor ama GÜVENLİĞİNİZİ koruma altına almak durumundasınız ve bu durumu her ülke ile paylaşıp anlatmak durumundasınız....DÜNYANIN BARIŞI VE HUZURU için bazen Tüm ülkeler iyi düşünüp iyi karar vermeli yoksa buradan ortadoğudan sıçrayan kıvılcım kendilerinede ugrayabilir fazla kayıplar sunabilir Dünya Ülkeleri birlikte BARIŞ için adım atmalı ve bence dikkatli olmaları gerekir diye düşünüyorum...

Görmek için bakarsanız göremezsiniz GÖREBİLMEYİ denerseniz ancak o zaman görebilirsiniz...

Konuya son yazımdır daha fazlası beni aşar yazamam....

Böyle..
 
Üst