Cennet'den kovuluş ve Habil-Kabil hikayeleri neyi temsil eder?

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
insanlık yerleşik hayata geçişle başlamadı. yerleşik hayata geçiş, yani çiftçi toplumuna geçiş topu topu 10 bin yıllık bir geçmişe sahip. oysa insanlık ondan önce 2 milyon yıl boyunca avcı-toplayıcı göçebe hayatı yaşadı. halen de böyle yaşamaya devam eden topluluklar var. aborjin'ler, amazon'lardaki yerliler, afrika'daki kabileler, eskimo'lar vb...

ama sanki doğal, normal ve ebedî olanı yerleşik toplummuş gibi algılanıyor bugün. avcı-toplayıcı topluluklar, gelişememiş, geri kalmış, ilkel topluluklar olarak algılanıyor. onların, insanlığın asıl büyük ve doğal temsilcileri olduğu bilinmiyor.

oysa gerçekte, çok uzun bir süre insanlık, tıpkı diğer hayvanlar gibi, doğadan bulduklarını tüketen, kendi doğal sınırlarında yaşayan ve başka topluluklara tahakküm kurmayan bir hayat sürdürüyor. bulduğu ve beslenebildiği kadar çoğalabiliyor. nüfus yasasına tâbi oluyor. olduğu zamanlar nüfusu artıyor, olmadığında nüfusu azalıyor.

sonra toprağı ekip biçmeyi ve çiftçiliği öğreniyor. bu da artı ürünü, nüfus artışını, yerleşik hayata geçişi ve giderek yeni tarım alanları açmayı ve bu nedenle de başka insan topluluklarını ve diğer canlı türlerini ortadan kaldırmayı, yerinden etmeyi getiriyor.

aradan geçen 10 bin yılda milyonlarca canlı türü ve göçebe insan topluluğu bu nedenle yok oluyor.

avcı-toplayıcı insan toplulukları, kendi yaşam alanlarına müdahale eden ve kendilerini kaçıran, ortadan kaldıran bu çiftçi toplulukları, tanrıların bilgisini çalmakla suçluyorlar. nerede, ne yetişeceğine, nereden hangi ürünlerin alacağına, kimlerin yaşayıp kimlerin öleceğine karar verme yetkisi tanrınındır, oysa çiftçi topluluklar buna karar verip uyguluyorlar diye düşünüyorlar.

adem ile havva, cennet'den, kendilerine yasaklanmış tek ağacın, bilgi ağacının meyvesini yedikleri ve böylece tanrıların bilgisine sahip oldukları için kovuluyorlar. bilgi ağacı, yani yaratmanın bilgisi. avcı-toplayıcı insanların gözünden çiftçilerin hikayesi.

kabil çiftçidir, kardeşi habil ise çoban, yani hayvancılıkla geçinir. babaları adem habil'in hediyesini beğenir, kabil kıskanır ve kardeşini öldürür.

hasis ve zalim kabil'e karşılık, haklı ve mağdur habil. öykü yine avcılıkla, hayvancılıkla geçinen toplulukların gözünden yazılmıştır.

iki öyküyü de yerleşik çiftçi toplumlar sonradan benimsemiştir. anlamlarını unutmuşlar tabii. başka toplumların gözünde nasıl algılandıklarını, öykünün aslında neyi temsil ettiğini unutmuşlar.


Not: "adem" insan demek, "havva" ise hayat. ekip biçmeyi öğrenerek hayatı kontrolü altına alan çiftçi toplumunu iyi anlatıyor.


Not-2: yazdıklarım, ismail adlı romandan öğrendiklerimdir. bu kitabı yeni okudum. tavsiye ederim.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
evet ama bilimsel bilgiler bu yönde.
Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırır; çünkü onlar, ancak zanna kapılırlar ve onlar, ancak yalan söylerler.

Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırır; çünkü onlar, ancak zanna kapılırlar ve onlar, ancak yalan söylerler.

Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.
yani şimdi, bilim bize bilmem kaç bin yıllık insan iskeletlerini analiz ediyor; kemiklerin ve dişlerin yapısından, midede kalmış bir besinin dna analizinden o dönem insanlarının kaç yüz bin yaşında olduğunu, o dönem nasıl yaşadıklarını, sosyal yapılarını vb açıklıyor. biz bunu bir tarafa mı bırakalım?

bunu bir tarafa bırakalım ve ilk insanın adem ile havva, onların çocuklarının da kabil ile habil olduğu şeklindeki yaygın bir inanışa mı inanalım? üstelik bu, kuran'da da açıkça böyle yazmaz. mesela isimleri yoktur kuran'da habil'le kabil'in. çok simgesel düzeyde değinilir.

öyküye göre insan dünyaya gelir gelmez her şeyi öğrendi ve uygulamaya başladı. gerçekte ise insan milyonlarca yıl doğal yaşadı. dünyadan bulduklarını toplayıp, avlayıp yedi ve soyunu sürdürdü. sonra tarımı öğrendi. sonra da kısa sürede diğer tüm farklı hayatları yerle bir etti.

sonumuz geliyor. asıl vahim olan bu. okuduğum kitabın asıl mesajı da bu. insanlık bu teknolojisiyle, bu yok edici sistemiyle dünyanın ve kendisinin sonunu getiriyor. az zamanımız kaldı. bir şeyler yapmak gerek. iş işten geçmediyse tabii...
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
yani şimdi, bilim bize bilmem kaç bin yıllık insan iskeletlerini analiz ediyor; kemiklerin ve dişlerin yapısından, midede kalmış bir besinin dna analizinden o dönem insanlarının kaç yüz bin yaşında olduğunu, o dönem nasıl yaşadıklarını, sosyal yapılarını vb açıklıyor. biz bunu bir tarafa mı bırakalım?


.
Bilim adamları özellikle biyologların alayı Allah yoktur diyor. Sen bilime mi inanıyorsun?
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
Bilim adamları özellikle biyologların alayı Allah yoktur diyor. Sen bilime mi inanıyorsun?
böyle değil. inanan bilim insanı da var, inanmayan da. bu ayrı konu.

allah inancı ayrı, bilim ayrıdır. biri inançtır, öbürü bilimdir. inancın kanıtı olmaz, bilim ise kanıt ister; özellikle müspet bilimlerde böyledir.
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
Ayrı konu değil. Bilimin her dediğini kabul etmeyi bırak. Bilim adamlarının %92 si Allah yoktur diyor. Sencu bu oran önemsiz mi?
%92 mi? kim hesaplamış?

sen inancını çoğunluğun inancına göre mi edindin? demek o nedenle bilim dünyasına bu kadar uzaksın. :)

yarın inancını kaybetmeyeceğinin garantisi yok. inançsız birinin de inançlı olmayacağını bilemezsin.

konumuz inanç değil. bazı öyküler anlatılmış, göçebe insanlık tarafından, yerleşik insanlığa dâir. bunlar zamanla efsaneleşmiş ve kutsal kitaplara kadar girmiş. ilgini çekmiyor mu?

sorgularsan inancını yitireceğinden korkuyorsan sorgulama. ama böyle bir inanç zayıf bir inançtır. güçlü görünmek ister. sözle, tavırla, tarzla güçlü görünmeye çalışır.

güçlü inanç, sorgulamalardan sağlam çıkan inançtır.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
%92 mi? kim hesaplamış?


.
Nature dergisi tarafından bilim adamları arasında yapılan anket, alanında etkili ve lider bilim adamları arasında, tanrı inancı oranının çok düşük olduğunu, ve bu sonucun 1914 yılında bilim adamları arasında yapılan benzer bir anketteki sonuçlara nazaran daha da düşük olduğunu tespit etti. Tanrı inancı konusunda,
1914 yılında bilim adamlarının %27.7’si inançlı, %52.7’si inançsız ve %20.9’u agnostik idi.

1933 yılında inançlı oranı %15, inançsız oranı %68 ve agnostik oranı %17 çıkmıştı.

1998 yılında tekrarlanan aynı anket ise inançlı oranını %7, inançsız oranını %72.2 ve agnostik oranını da %20.8 olarak gösteriyordu.



Eh şimdi 2015'teyiz. İnançlı oranı yukardaki rakamlara bakarak muhtemelen % 1 dir.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Önde gelen İngiliz bilim adamları arasında durumun ne olduğunu görmek amacıyla yeni bir araştırma yapıldı (Stirrat & Cornwell, 2013). Bu yazıda bu araştırmanın bulgularını özetleyeceğiz.

İngiltere Bilimler Akademisi Royal Society üyesi 1074 bilim adamına e-postayla araştırma anketinin linki gönderilmiş. 248’inden cevap gelmiş. Sorulan sorular şunlar:


1. Tanrı gibi bir doğaüstü varlığa inanıyorum.
2. Bireylerle ilgilenen, dualara cevap veren, günahları cezalandıran kişisel bir Tanrı’ya inanıyorum.
3. Bilimin ve dinin birbiriyle örtüşmeyen alanları olduğuna ve çatışmadan beraber var olabileceklerine inanıyorum.
4. Fiziksel olarak öldüğümüzde kişisel bilincimizin en azından kısmen var olmaya devam edeceğine inanıyorum.


Bilim adamları bu ifadeleri 1’den (“kesinlikle katılmıyorum”) 7’ye (“tamamen katılıyorum”) giden bir ölçek üzerinde puanlamışlar. Fark edilebileceği gibi 1. ifade genel anlamda Tanrı inancını, 2. ifade teizmdeki Tanrı inancını, 3. ifade Stephen Jay Gould’un NOMA (non-overlapping magisteria) fikrini, 4. ifade de ruh inancını ölçüyor. Bunların yanında bilim adamlarına hangi bilim dalında çalıştıkları, çocukluklarında ne tür bir dinsel eğitim aldıkları gibi sorular da sorulmuş. (Bu arada belirtmek gerekir ki Royal Society üyelerinin %95’i erkek ve ankete cevap veren 248 kişinin de 239’u erkek. Ortalama yaşları 64.5.)


Gelen cevaplar İngiliz bilim adamlarının büyük ölçüde tanrısız olduğunu gösteriyor. Genel anlamda Tanrı’ya inanç (6 ve 7 cevapları) %8’de kalırken inançsızlık (1 ve 2 cevapları) %78 düzeyinde. Kişisel Tanrı’ya inanç daha da düşük: İnanç (6 ve 7 cevapları) %5; inançsızlık (1 ve 2 cevapları) % 87. Ruha inanç da benzer düzeyde: İnanç (6 ve 7 cevapları) %8; inançsızlık (1 ve 2 cevapları) % 85.


NOMA sorusuna verilen cevaplar ise daha büyük değişkenlik gösteriyor. 1’den 7’ye kadar olan şıkların her biri neredeyse eşit oranda işaretlenmiş. Yani İngiliz bilim adamları arasında bilimle dinin çatışmadan beraber var olup olamayacağı konusunda bir fikir birliği yok. Fiziksel ve biyolojik bilimlerde çalışanlara ayrı ayrı bakıldığında ise aralarında fark olduğunu görüyoruz: Biyolojik bilimlerde çalışanların daha büyük bir kısmı (%31’e karşı %18) bilimle din arasında kaçınılmaz bir çatışma olduğunu düşünüyor. Benzer bir karşılaştırmayı diğer sorular için yaptığımızda biyolojik bilimlerde çalışanların Tanrı ve ruh inancı konusunda da fiziksel bilimlerde çalışanlara göre daha düşük puanlar aldığını görüyoruz.


Dinle bilimin zorunlu olarak çatışma içinde olduğu fikrinin biyolojik bilimlerde daha yaygın olması şaşırtıcı sayılmaz. Evrim teorisine, kök hücre ve klonlama çalışmalarına yönelik eleştirilerin ve saldırıların çoğunlukla dinsel temelli olduğu biliniyor. Fiziksel bilimlerde ise Galileo’nun zamanından beri dinsel temelli ciddi bir tehdit görülmediğini söyleyebiliriz. Biyolojik bilimlerde çalışanların daha inançsız olması da şaşırtıcı bir bulgu değil. ABD’de yapılan bir araştırma da (Gross & Simmons, 2009) üniversitelerde en yüksek ateizm oranının biyoloji ve psikoloji hocaları arasında görüldüğünü göstermişti. Bunun sebepleri ise ayrıca araştırmaya değer bir konu.




Kaynaklar​


Gross, N., & Simmons, S. (2009). The religiosity of American college and university
professors. Sociology of Religion, 70, 101–129.


Larson, E. J., & Witham, L. (1998). Leading scientists still reject God. Nature, 394,
313–314.


Stirrat, M., & Cornwell, R. E. (2013). Eminent scientists reject the supernatural: a
survey of the Fellows of the Royal Society. Evolution: Education and
Outreach, 6, 33.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İnsan bilim öğrendikçe Allah'a inanç bitiyor. Bunun sebebini bilen var mı?
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
Nature dergisi tarafından bilim adamları arasında yapılan anket, alanında etkili ve lider bilim adamları arasında, tanrı inancı oranının çok düşük olduğunu, ve bu sonucun 1914 yılında bilim adamları arasında yapılan benzer bir anketteki sonuçlara nazaran daha da düşük olduğunu tespit etti. Tanrı inancı konusunda,
1914 yılında bilim adamlarının %27.7’si inançlı, %52.7’si inançsız ve %20.9’u agnostik idi.

1933 yılında inançlı oranı %15, inançsız oranı %68 ve agnostik oranı %17 çıkmıştı.

1998 yılında tekrarlanan aynı anket ise inançlı oranını %7, inançsız oranını %72.2 ve agnostik oranını da %20.8 olarak gösteriyordu.

Eh şimdi 2015'teyiz. İnançlı oranı yukardaki rakamlara bakarak muhtemelen % 1 dir.
agnostik olanları da inançsız mı sayıyorsun? neden?

bilim dünyasında sorgulama, şüphe esastır. soru sorarlar ve kanıt, delil, veri ararlar. dolayısıyla inançla bilimin yolu kesişmez. iki ayrı yoldur ve bir insan ikisinde birden yürüyebilir.

ama bilim insanlarının dinleri ve özellikle de semavî dinleri bire bir kabul etmelerini beklemez zor. bir çok konuda eskiye ait konular içeriyor. günümüzde eski ruhu, havası, eski özü kalmadı. zamanla özü kayboldu ve şekilden, gösterişten, dogmadan ibaret kaldı. bu da sorgulayan insan aklına ters tabii.

mesela kurbanda esas kan akıtmakdır. akan kanın eski devirlerde insanlar üzerinde çok farklı bir etkisi vardı. kam (şaman) türklerinde de, ortadoğu halklarında da böyleydi. şimdi bile az çok olduğu söylenebilir, kimi topluluklarda. ama yaygın ve genel geçer değil.
 

ihvanistanbul

AkhenAton
İhvan Üyesi
Katılım
4 Eki 2009
Mesajlar
6,419
Puanları
113
İnsanlık tarihinin 7000 yıl olduğuna inanmıyorum bence çok ama çok daha eski bir tarihi var. İlk insan Hz.Adem As'dan sonra sürekli sapıtan medeniyetler sürekli bir yok oluş sürecine girmişler. Kuran da bunun misalleri veriliyor. Dağlarda evler yapanlar mı dersin, bahçe sahipleri mi dersin... vs her biri haddi aştığında mevla teala tokadını indiriveriyor hooop dön başa.
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
İnsanlık tarihinin 7000 yıl olduğuna inanmıyorum bence çok ama çok daha eski bir tarihi var. İlk insan Hz.Adem As'dan sonra sürekli sapıtan medeniyetler sürekli bir yok oluş sürecine girmişler. Kuran da bunun misalleri veriliyor. Dağlarda evler yapanlar mı dersin, bahçe sahipleri mi dersin... vs her biri haddi aştığında mevla teala tokadını indiriveriyor hooop dön başa.
inanmakla, inanmamakla ilgili bir konu değil bu. sadece göbeklitepe'deki kalıntılar bile 18 bin yıl yaşında. insanlık tarihine ilişkin yerleşik bilimsel kabulleri yerle bir etti o kalıntılar.

insanlığın tarihi ise homo erectus'ları da katarsak, milyonlarca yılı kapsıyor.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Cürret artıyor. Dikkat et son dönemde ilahiyat okuyanlarda da hadislere karşı bir küçümseme, sünneti inkara meyletme gibi bir durum var.
Bilim derken İslami bilimleri değil, fizik, biyoloji gibi bilimleri kastettim. Üniversite okuyanlar arasında dinsiz olup çıkan daha çok. Ben itüye ateist girip müslüman çıkanı görmedim, ekseri müslüman giriyor ateist çıkıyor üniversitelerden.
 
Üst