Celali Baba'nın Kıssası, Hızır As. Kimdir? Sağ mıdır?

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Eski konuyu güncelledim ama içim rahat etmedi, eski konu gereksiz, uzun, ilme mani tartışmalara boğulmuş. Ordaki faydalı yazıları buraya aktaralım, sade ve kolay okunur olsun.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
  • #1

1915 yılından beri Bayburt’un Demirözü ilçesine bağlı Ozansu (Tahsini) köyünde medfun bulunan Bayburtlu Celali’yi, Celali Baba yapan onun aldığı Tasavvuf eğitimidir, gönülden bağlandığı Şeyhidir, Mürşididir.

Peki, Celali’yi irşad edip ölümsüz eserlere imza atmasını sağlayan Zat kimdir? Ve Mürşidine nasıl bağlanmıştır. Bu sorumuzun cevabını Cemal Kurnaz ve Mustafa Tatçı’nın hazırladığı “Bayburtlu Celali ve Şiir Dünyası” adlı eserde buluyoruz:

“Nakşibendi büyüklerinden Muhammed Beşir Erzincani (vefatı 1932), yanında bir grup mensubu ile birlikte Celali Baba'nın köyü olan Tahsini’ye gelir. Beraberlerinde Ekmel halifesi Dede Paşa Hazretleri de bulunmaktadır. Dede Paşa Hazretleri (Vefatı 1973), Celali Baba’nın Beşir Efendi’ye bağlanışını şöyle anlatmıştır:

Özetle nakledersek; Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri, ihvanlarıyla beraber Celali’nin köyüne giderler; meclisler kurulur, sohbetler olur. Celali’nin de bulunduğu bir mecliste bir ara Şeyh Efendi murakebeye dalar, murakabeden sonra başını kaldırır:

– Celali, bizden el alsan (bize bağlansan) iyi olurdu, buyurur. Celali de,

– Ben el almışam!

karşılığını verir. Çünkü, Celali Baba, Hızır AS'dan ders almıştır, Ondan istifadelerde bulunmakta ve Hızır AS ile neredeyse günlük görüşmektedir. "Benim zaten Mürşidim var" deyip Beşir Efendiyi reddetmesinin sebebi de budur.

Bu reddedişin hemen sabahında Celali’nin ağır bir hastalığa yakalandığını duyan misafirler, bir müddet sonra köyden ayrılırlar. Celali Baba ağır bir hastalık baygınlığı ve ıstırabı içinde Kırk gün yatağında kalır. Kırkıncı gün, kendine gelerek bir mektup hazırlatır ve Beşir Efendiyi köyüne davet eder. Çünkü kendisi yürüyecek takati dahi bulamamıştır.

Celali’den gelen davet mektubu üzerine Beşir Efendi bir heyetle beraber Celali’nin köyüne tekrar gelir. Celali, etrafından kendisini kucaklarına almalarını, köyün dışına çıkarıp Beşir Efendiyi öyle karşılamalarını rica eder. Öyle de yaparlar. Beşir Efendi ve yanındaki topluluğu uzaktan görününce Celali irticalen (o anda, manevi bir beliriş eseri olarak) söylediği şu şiirle karşılar misafirlerini:

Yanında bir bölük melek simalar
Gene esti bize bâd–ı sabâlar
Derd ehli derdine alsın devalar
Hayat iksirinin lokmanı geldi

Habib–i Kibriyanındır bu dergah
Kasem olsun inan vALLAH billah
Neden münkir olalım ALLAH ALLAH
Sultan–ı Enbiya varisi geldi

Celali dur selama gözle râhı
Budur burc–ı felekin sems ü mâhı
Tarik–i Nakşi’nin Piri penahı
Elinde gavislik fermanı geldi.

Celali Baba'nın, “yanında bir bölük melek simalar” demesi, Muhammed Beşir Efendi’den sonra yerine geçen Dede Paşa Hazretlerinin de beraberlerinde gelmesi sebebiyledir..

Bayburtlu Celali’nin Beşir Erzincani ile buluşmasını bize nakleden ve Beşir Efendi’nin vefatından sonra da irşad makamına oturan Dede Paşa’nın irşad selahiyeti ile ilgili bir paragrafını sözünü ettiğimiz kitaptan birlikte okuyalım:

“Dede Paşa Hazretleri sohbetinin devamında;

Hızır Aleyhisselam ile her gün konuşan bir zatın bile mürşitsiz kemale kavuşamayacağını ifade eder ve irşad etme selahiyetinin, Kur’an, ilim, Hızır, melek veya başka bir vasıtada bulunmadığını bu yüce vazifenin ancak ve ancak Mürşitlerin kârı olduğunu, sadece velayet kemalinin ve veraset şerefinin bu işin tek lokmanı bulunduğunu ifade ile başka türlü konuşanların hepsinin de aldanmış ve yanılmış kimseler olduklarını;

Zahirde, şeriat ve sünneti ikmal edenlere bir Mürşidin manen sahip olup irşad etme selahiyetlerini kullanmak suretiyle kemale ulaştıklarını böylece irşad olanlara Üveysi denildiğini belirterek istisnasız her hal ve şartta; “Mürşitsiz müşkil hallolmaz” buyurup Eşrefoğlu Rumi Hazretlerinin şu beytini okumuştur:

Gör ol Şeyhsiz gidenleri
Kimi mülhid kimi dehrî
Olma Cebri ya Kaderi
Zinhar Şeyhe eriş Şeyhe"

(Bu alıntı tarafımdan, olayın aslını Dede Paşa Hazretlerinden dinleyenlerden bizzat öğrendiğim için genişletilmiş, kitapta bildirilmeyen ayrıntılar da eklenerek nakledilmiştir.. hirahos)
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Celali Babanın meşhur şiirlerinden:


Beni kınamayın Hakk'ı sevenler
Rüzgâr esmeyince dal ırganır mı
Küllî boş değildir aşka düşenler
Katre düşmeyince sel uyanır mı

Dil meftun olmazsa âşık yârine
Yanar mı pervane şem'in nârına
Ah u zâr çekmese Hak dîdârına
Uyanıp hâbından su dolanır mı

Öyle bir Leylâ'ya Mecnûn'um billâh
İsminde okunur Harf-i Bismillah
Tutuştu her yanım hasbeten-li'llâh
Mevlâ'yı zikreden kul kınanır mı

Nice bir âlemin Perverdigârı
Mevlâm her kuluna vermez bu kârı
Gûn-be-gün artıyor bülbülün zârı
Goncasız gülşene gül yamanır mı

Buldu Celâli'yi Kırklar Yediler
Erkânı öğretip hizmet verdiler
Haşre dek bu çarhı çevir dediler
Sormadım ki buna kol dayanır mı

Irganmak: Sallanmak, oynamak.. Katre: Damla.. Hab: Uyku.. Gaflet.. Pervane: Kelebek.. Ateşe aşık olduğundan, ateşin etrafında döner döner, kendini ateşe atıp yakar.. Külli: tamamen.. Şem: Ateş.. Mum.. Işık kaynağı.. Sevgili.. Meftun: Âşık, Mecnun. Deli divane.. Didar: Vech, cemal, yüz.. Perverdigar: Allah.. Zar: İnleme, feryad, yanıp yakılmak.. Gülşen: Gül bahçesi.. Erkan: Kurallar, edepler, yapılması gerekenler, kaçınılması gerekenler..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
BAYBURTLU CELALİ BABA KİMDİR? HAYATI:

Celâlî'nin asıl adı Ahmet'tir. Bayburt'un Pulur (Şimdiki adı Demirözü) bucağına bağlı Tahsini (Ozansu) Köyü'nde dünyaya geldi (1850).

Babası Abus, bu köyün Nasuhoğulları, annesi ise Kerimoğulları ailesindendir. Babasını küçük yaşta kaybetti. İki kardeş oldukları bilinmektedir. Küçük kardeşinin adı Kadir'dir. Dayıları tarafından büyütülmüştür.

Celâli, 14 yaşlarında iken. Akkoyunlu Ferahşad Bey'in yaptırdığı meşhur Sünür Medresesi'nde öğrenim gördü. Burada, bilhassa Hacı Hoca lakabıyla anılan müderristen istifade etti..

On yedi yaşında icazetname aldı. Tekrar köyüne döndü. Annesinden kendisine kalan miras hissesini istediyse de, dayısı ona rutubetli bir "merek" (saman ve tahıl ambarı), kıraç bir tarla ve küçük bir bostan verdi.

Celâli, yokluk içinde geçimini sürdürmeye çalışırken, on dokuz yaşındayken köyünden evlendiği hanımını kaybetti. Kundakta bir de oğlan çocuğu kalmıştı. Şair, hanımı için yazdığı ağıtta, ona olan sevgisi yanında yokluk içinde geçirdikleri günleri de dile getirmiştir..

Celâli, küçük çocuğunu kayın validesine bırakarak Bayburt, Erzincan ve Elazığ yörelerini dolaştı. Pek çok şairle tanıştı. Bu ilk gezisinden sonra köyüne döndü. Bayburt Merkez bucağı Hindi köyünden Leyla adında bir hanımla evlendi. Leyla’dan Bahri adında bir oğlu oldu. Şiirlerinde eşi Leyla'dan ve köyü Hindi'den de söz eder..

Celâli, 1915 yılında köyünde vefat etmiştir. Kabri, Bayburt'tan Tahsini'ye giden yolun kuzeyindedir.

Şairliği:

Celâli, "badeli" âşıklardandır. On dört yaşında çobanlık yaparken, bir kaya dibinde uyuklamış, rüyasında bir Pir gelerek (muhtemelen Hızır AS.) bileğine bilezik takmış ve ona Celâli mahlasını vermiştir. Ahmed, bundan sonra Celâlî mahlasıyla şiirler söylemeye başlamıştır. Rivayete göre, onun söylediği ilk şiir, "Bir peri aşkından dîvâne oldum" diye başlayan şiiridir.

Celâli, medrese öğrenimi görmüş bir şairdir. Onun, "Tahsilsiz bir şair, yavan pilava benzer" sözü bu bakımdan anlamlıdır.

Doğaçlama (irticalen) şiir söylemekte çok yetenekli olan Celâli, hiç saz çalmamıştır. Bunda, aldığı medrese öğreniminin yanında, bağlandığı Nakşibendî tarikatının de etkisi olduğu düşünülebilir. Ancak, çok sevdiği arkadaşı Mahmut, onun deyişlerini besteleyip okuyarak şöhretinin yayılmasında önemli rol oynamıştır. Şair, onun saz çalmasından memnun olmuş, hatta zaman zaman birlikte seyahat etmişlerdir.

Genç yaşta ölen Mahmut hakkında yazdığı şiirler, Celâlî'nin ona olan sevgisini açıkça göstermektedir..

Celâli, şiirlerini genellikle hece vezniyle yazmıştır. Aruzla yazdığı az sayıda şiiri de vardır. Celâlî'nin bir divanı olduğu, 1. Dünya Savaşı sırasında Bayburt'un Ruslar tarafından işgali üzerine köylülerince Zile'ye götürüldüğü söylenmekteyse de, günümüze ulaşmamıştır. 1916–1918 arasında yaşanan "Bayburt muhacereti" sebebiyle şiirlerinin çoğu kaybolmuştur. Türk-Rus savaşı, Balkan savaşı ve Umumi harbe dair söylediği şiirler de bunlar arasındadır.

Celâlî'nin şiirlerinden, zengin bir dinî-tasavvufî kültüre sahip olduğu anlaşılmaktadır. Mizahî şiirlerinde de oldukça başarılıdır. Söylemiş olduğu destanlar da ölümünden sonra yayılan ve geniş bir çevrede tanınan şiirlerindendir.

Celâli Baba Hazretleri, Bayburt, Erzincan ve Elazığ havalisini dolaştığında pek çok şairle tanışmıştır. Celâli, hemşerisi Zihni'den sonra Bayburt'un yetiştirdiği en ünlü ve yetenekli şairidir, denilir. Zihni'den etkilenmiş, ona nazireler kaleme almıştır.

Celâlî'nin Narmanlı meşhur Aşık Sümmani ile tanışması da onun şairlik gücünü ve şöhretini gösteren önemli bir olaydır. Söylentiye göre, Sümmânî Baba, Celâlî'nin şiirlerini duyup beğenmiş, ona bir mektup yazarak altı ay sonra ziyaretine geleceğini söylemiş. 1882 yılında, dediği gün Bayburt'a gelmiş. Celâli de aynı gün onu beklemekteymiş. İki şair, bir terzi dükkânında karşılaşmışlar. Sümmani Baba Hazretleri, Celâlî'nin kulağına şu kıt'ayı okumuş:

Aşkın kervanını düzüp bezersin
Sokakları adım adım düzersin
Neden böyle miskin miskin gezersin
Galiba sarhoşsun Baba Celâli

Celâli de Sümmânî'ye şöyle karşılık vermiş:

Aşkın kervanını düzüp bezetdim
Altı ay oldu ki yolun gözetdim
Rüyamda görmüştüm seni benzetdim
Hakikat sadıksın Baba Sümmânî

Sûmmani'nin bir manzum mektubu, onun Celâli ile münasebetinin daha sonra da devam ettiğini göstermektedir..

Celâli, çevresindeki pek çok şairi de etkilemiştir. Bu şairlerin başında Bayburtlu Aşık Hicrani (1908–1959) gelmektedir. Hicrânî'nin Celâli'ye söylediği nazireler vardır..

Rivayete göre, Celâlî'nin söylediği son şiir de "Nedir bu sevdalar serde ilâhî" diye başlayanıdır..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Tarikatı:

Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu, Abdulbaki Gölpınarlı gibi kimi araştırmacılar Celali Baba Hazretlerinin Alevî veya Bektaşî olduğunu sanmışlardır. Bazı yazarlar da şiirlerinde geçen ifadelerden onun Kadiri Tarikatına bağlandığını zannetmişlerdir.

Araştırmacıları yanıltan bir husus, şairin "Baba" lakabıyla anılmasıdır. Celâli ile Sûmmânî'nin birbirlerine "Celâli Baba", "Sûmmânî Baba" şeklinde hitap etmeleri, bu "Baba" kelimesinin tarikat kültüründen ziyade, mahalli bir hürmet ifadesi olarak kullanıldığını göstermektedir.

Halbuki Celâlî'nin Nakşibendî tarikatine bağlı olduğu uzun zamandan beri bilinmektedir. Celâlî'nin Nakşibendi tarikatine intisabı (bağlanması, girmesi) ise şu şekilde olmuştur:

Nakşibendi büyüklerinden Es-Seyyid Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri, yanında bir grup dervişi ile birlikte Tahsini’ye gelmiştir. Bunlar arasında, Muhammed Beşir Efendi'den sonra yerine geçen Dede Paşa Hazretleri de bulunmaktadır. Dede Paşa Hazretleri, Celâlî'nin intisabını şöyle anlatır:

"Hazreti Pir (Muhammed Beşir Efendim), Tahsini’yi teşrife karar verince, birkaç ihvandan ibaret bir kafileyle refakat etmeye başladık.

Yolda, ne hikmetse, Hazreti Pir'in atı bir türlü yürümedi... Gençlik âlemi, tüfek ata olan merakım sebebiyle o zaman kırmızı altın liraya aldığım o havalide bir eşi daha bulunmayan cins atımı hemen Hazreti Pir'e takdim ederek, nefsim de yürümemekte ısrar eden ata bindim. Ne hikmetse Hazreti Pir'in altında yürümeyen bu at, inadı bırakarak onu takibe başladı...

Tahsini’de büyük bir alâka ile karşılandık... Çok kimseler el ve himmet aldılar. Bu esnada, Celâli de ziyarete geldi. Mecliste beş dakika kadar sükût hâli hâsıl oldu. Hazreti Pir ile Celâlî'nin ikisi de murakabeye vardılar (sessizce başları önde gözleri yumuk bir süre beklediler)... Bir müddet sonra Hazreti Pir:

— "Celâli, bizden el alsan iyi olur" diye buyurunca, Celâli iftiharla:

- "Ben el almışam" karşılığını verdi.

Sabahleyin, Celâlî'nin tepetaklak düşüp hastalandığını işittik ve bir müddet sonra Tahsini’den ayrıldık.

Aradan kırk gün kadar bir müddet geçtikten sonra, Celâlî'den bir mektup alan Hazreti Pir:

“Dede, haydi Tahsini’ye dönüyoruz” buyurdu ve süratle hazırlanıp acele ile köy meydanına ulaştığımızda, Celâli:

Durun üftâdeler istikbâline
Velayet tahtının sultânı geldi
Dest uzadın lâl-i lebin balına
"Ledünni" ilminin irfânı geldi

Habib-i Kibriya'nındır bu dergâh
Kâsem olsun inan vallahi billâh
Neden münkir olalım Allah Allah
Sultân-ı enbiyâ vârisi geldi

Diye başlayıp devam eden; göz ve gönül perdelerinin kaldırılması üzerine açıkça görmeye başladığı velayet kemâllerini nazmeden meşhur şiirini irticalen okudu ve bu büyük mürşide (Muhammed Beşir Efendiye) bağlanarak o gün manevî nimetine ulaştı...

Celâli, ani hastalığında, kırk gün yiyip içmeden yatmış, vücûdu eriyip ufalmış, yakınları ümidi keserek cenaze hazırlığına başlamışlar... Kırkıncı günü birdenbire doğrularak:

'Beşir Efendi Hazretlerinden haberiniz var mı? Bana kalem kâğıt getirin' diye iç yakıcı bir mektup yazarak özel olarak Hazreti Pîr'e göndermiş ve hastalığını şöyle anlatmıştır:

'Kırk gündür beni azaba tuttular... Yiyip içmeme, konuşma ve hareketime mâni olmalarından ayrı, her gece önüme bir çuval dolusundan koyarak, 'Haydi bunu say' diye zorlarlar, yüz binlerce küçük daneyi sayarken yaptığım bir yanlış üzerine de yeniden 'Haydi bunu say' diye karşı konması imkansız bir azap ve çileyi tekrar edip dururlardı...' "

Celâli, Beşir Efendi Hazretlerinin manen tecellisine kadar bu tarifsiz azabın devam ettiğini belirterek, 'Hazreti Pir'in eliyle işaret edip 'Kalk Kalk' demesiyle de hiç rahatsızlık çekmemişim gibi, bu acaib hastalık geldiği şekilde, yine birden bire zayi oluvermiştir' demiştir...

Dede Paşa Hazretleri, sohbetinin devamında, Hızır Aleyhisselâm'la her gün konuşan bir zatın bile mûrşitsiz kemâle kavuşamayacağını ifade eder ve irşad etme selâhiyetinin, Kur'an, ilim, Hızır, melek veya başka bir vasıtada bulunmadığını, bu yüce vazifenin ancak ve ancak mürşitlerin kârı olduğunu, sadece velayet kemâlinin ve Peygamberlere veraset şerefinin bu işin tek Lokmanı bulunduğunu ifade ile başka türlü konuşanların hepsinin de aldanmış ve yanılmış kimseler olduklarını;

Zahirde, şeriat ve sünneti ikmal edenlere bir mürşidin manen sahip olup irşâd etme selâhiyetlerini kullanmak sureliyle kemâle ulaştırdıklarını, böylece irşâd olanlara "Üveysi" denildiğini belirterek istisnasız her hâl ve şartta:

"Mûrşitsiz müşkül hallolmaz..." buyurup Eşrefoğlu Rumi hazretlerinin şu beytini okumuştur:

Gör ol şeyhsiz gidenleri
Kimi mülhid kimi dehrî
Olma Cebrî yâ kaderi
Zinhar şeyhe eriş şeyhe

Şeyhi Muhammed Beşir Efendi Hazretleri: “Celâli bir müddet daha yaşasaydı, çok yüksek makamlara ulaşabilirdi” demiştir.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Şiirlerinden:

Seni görenin aklı zây'olur
Elbet Servi serin halka saye bağlamış
Ne boyda ser çektin ey servi kâmet
"Elif" zülfün serin "bâ"ya bağlamış

Yanağın "Tebârek Kasem" suresi
"Er-Rahmân" okunur cismin turası
"Alleme'l-esmâ"da ismin süresi
İki "mim" bir "dal"ı "hâ'ya bağlamış

Celâli sâildir kapında dilber
Hüsnün pertevinden bir buse ister
Dediler muteber bir delil göster
Dedim hüccet "Ve'd-duhâ"ya bağlamış


Zay: yitirmek.. Ser: Baş.. Kamet: Boy, endam.. Er-Rahman: Rahman Suresine atıf.. Allemel Esma: "Adem'e Esmaları öğretti" Ayet-i Kerimesi.. İki mim bir dal ve ha'ya: Muhammed İsm-i Şerifi.. Harflerinden bu mübarek ismi anlatıyor.. Sail: Dilenci, isteyen.. Pertev: Işık, nur.. Hüccet: Delil.. Ve'd-duha: Ve'd duha ayet-i kerimesi..

Lâm-elif dersinde aşk ocağında
Ben “elif” dedikçe dilim döndü “mim”
Yedi kalem çalmış kudret bağında
Kalemi "mim" imlâsı "mim" pendi "mim"

O serv-i semendin öz otağında
Yedi nâr beslemiş şâh dudağında
Dört ırmak akıyor cânân bağında
Çeşmesi "mim" gözesi "mim" bendi "mim"

Çoktan âşık oldum ben o dilbere
İsmin kitap ettim aldım ezbere
İstedim Celali yazam deftere
Ülkesi "mim" durağı "mim" kendi "mim"

Lam-elif dersi: Ledün ilmi, Kalb ilmi.. Allah'ta fani olmayı hasıl eden bilgi.. Elif: Allah.. Mim: Muhammed.. Pend: Nasihat.. Serv: Selvi.. Semend: Çevik ve güzel at..

Belâ-yı kazadan kurtulmaz başın
Gün-be-gûn yürekte artıyor cûşun
Celâli yâd ile görülmez işin
Bu dertli sinemin dermanı geldi

Bu fânî dünyâya "benim" diyenler
Son deminde pişman olsa gerektir
Yeşil atlas kutnu kumaş giyenler
Soyunup da üryan olsa gerektir

"Nahnû Kasemnâ" dan ayrılmış payın
Bir günde çekerler çarhını yayın
Tâc u tahtı elvan köşk ü sarayın
Yıkılıp da viran olsa gerektir

Sana davacıdır ehlü ıyâlin
Yarın mahşer günü ne olur hâlin
Kimi yakan çeker kimi sakalın
Çeşmin yaşı umman olsa gerektir

---------------------------------------------------------------------

Bir kuru dâvada olmuşsun sebâ
Geceler subha dek çalarsın heba
Şöhreti dillerde Celâli Baba
Bu ad bize bühtan olsa gerektir

Celâli dert ehli derdin ağlamış
Kendi neşteriyle bağrın dağlamış
İki çeşmin yedi bahre bağlamış
Bir de sen bağlama sel incinmesin

----------------------------------------------------------

Beni kınamayın Hakk'ı sevenler
Rüzgâr esmeyince dal ırganır mı
Küllî boş değildir aşka düşenler
Katre düşmeyince sel uyanır mı

Dil meftun olmazsa âşık yârine
Yanar mı pervane şem'in nârına
Ah u zâr çekmese Hak dîdârına
Uyanıp hâbından su dolanır mı

Öyle bir Leylâ'ya Mecnûn'um billâh
İsminde okunur Harf-i Bismillah
Tutuştu her yanım hasbeten-li'llâh
Mevlâ'yı zikreden kul kınanır mı

Nice bir âlemin Perverdigârı
Mevlâm her kuluna vermez bu kârı
Gûn-be-gün artıyor bülbülün zârı
Goncasız gülşene gül yamanır mı

Buldu Celâli'yi Kırklar Yediler
Erkânı öğretip hizmet verdiler
Haşre dek bu çarhı çevir dediler
Sormadım ki buna kol dayanır mı

Irganmak: Sallanmak, oynamak.. Katre: Damla.. Hab: Uyku.. Gaflet.. Pervane: Kelebek.. Ateşe aşık olduğundan, ateşin etrafında döner döner, kendini ateşe atıp yakar.. Külli: tamamen.. Şem: Ateş.. Mum.. Işık kaynağı.. Sevgili.. Meftun: Âşık, Mecnun. Deli divane.. Didar: Vech, cemal, yüz.. Perverdigar: Allah.. Zar: İnleme, feryad, yanıp yakılmak.. Gülşen: Gül bahçesi.. Erkan: Kurallar, edepler, yapılması gerekenler, kaçınılması gerekenler..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Hızır AS.'ın Nebi mi Veli mi? Sağ mı? Değil mi?

Konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir.. Kehf Suresinde, Musa AS.'ın ilm-i Ledün öğrendiği, ALLAH katından ilme sahip kulun Hızır AS. olduğu Hadis-i Şerifler ile bildirilmiştir..

Tasavvuf inkarcıları, Musa AS.'a kalb ilmini öğreten Hızır AS.'ın Hızır olmadığı iddia ederler.. Bazıları ona Nebi diyerek işin içinden çıkmak isterler.. Bazıları da o ilim öğretene Melek diyerek işi aslından saptırmaya kalkmışlardır.. Çünkü Hızır'ın Hızır olmadığı Nebi olduğu ya da Veli olmadığı kabul edilirse rahatlayacaklar.. Çünkü içinde bulundukları inkarın "doğru" çıkması için böyle anlaşılması gerekir, böyle olması istekleridir..

Peki, gerçekten bunların ileri sürdükleri konularda Alimler ittifak etmiş midirler? İşte bu başlıkta geniş bir şekilde bu konuları ele alacağız inşaALLAH:
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Kehf 60. Bir vakit Musa, genç adamına (Yuşa AS.'a) demişti ki: “Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.”

Kehf 65. Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki ona katımızdan bir Rahmet vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

Kehf 66. Musa ona: “Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı?” dedi.



'Musa Aleyhisselam'ın Hızır Aleyhisselâm'la Buluşma İsteği' İle İlgili Rivayetler:


274. Buhari, Hızır Aleyhisselâm'ın Musa Aleyhisselâm ile buluşmasıyla ilgili hadisi C.4, s.154'de vermiştir:

Aliyyu'bnu Abdillah, Süfyan'dan, o, Amru'bnu Dinar'dan, o, Sa'îdu'bnu Cubeyr'den rivayet etmiştir, Sa'îdu'bnu Cubeyr der ki:

"ibnu Abbas RadıyALLAHü Anh'a, 'Nefv el-Bikâlî, Hızır ile buluşan Musa'nın Beni israil'e gönderilen Musa olmadığını, Onun başka bir Musa olduğunu sanıyor' diye söyledim. Ibnu Abbas şöyle söyledi: 'ALLAH'ın düşmanı yalan söylüyor, Übeyyu'bnu Kaab'ın Resulullah Aleyhisselam'dan bize rivayet ettiğine göre Musa Aleyhisselâm bir gün Benî israil içinde bir konuşma yapmaya durdu, ona: 'İnsanların içinde en bilgilisi kimdir?' diye soruldu. O da: 'Benim' dedi. Yüce ALLAH, asıl ilim sahibinin Hakk Teala olduğunu zikretmediği için onu azarladı ve ona: 'Hayır,iki denizin buluştuğu yerde benim bir kulum vardır, o senden daha bilgilidir' diye buyurdu. Musa Aleyhisselâm: 'Ey Rabbim, beni ona kim ulaştırabilir?' diye sordu.

Hadisin ravilerinden Süfyan der ki:

"Ben ona nasıl ulaşabilirim?" diye söylemiş de olabilir-

Yüce ALLAH: 'Bir balık alırsın, onu bir zenbile koyarsın, nerede balığı kaybedersen bil ki orası onun yeridir' diye buyurdu. Musa Aleyhisselâm zenbilin içine balığı koydu. Sonra adamı Yuşa bin Nun ile birlikte yola koyuldular. Bir kayaya geldiklerinde, başlarını o kayaya koyup dinlendiler...

Hadisin devamı hayli uzundur..

----

274., 275. ve 276. No'lu Hadisler tamamen bu konuya aittir..

el-Kastallanî Rahmetullahi Aleyh C.7,s.221'de Kehf Suresi ile ilgili bölümde: Bu hadis Kitabu'l-îlm'de geçti, müellif Rahmetullahi Aleyh bu hadisi, kitabı el-Cami'de (yani el-Cami'u's-Sahih'de) ondan fazla yerde zikretmektedir, diye kaydetmektedir.

--------------------------

Yukarıdaki "İnsanların içinde" ifadesine hassaten dikkat ediniz efendim..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Hızır AS. ile ilgili başka bilgiler mesela Müslim'in "Fitne ve Kıyamet Alametleri" bölümünde de rivayet edilmiştir, bununla ilgili olarak:

2938. Nolu Hadis-i Şefif "Deccal gelecek, fakat kendisine Medine'nin yollarına girmek haram edilecektir. ... " diye başlamaktadır.. Devamında: "Müteakiben kendisine o günün en hayırlı insanı yahut en hayırlı insanlarından bir adam çıkacak ..." diye rivayet devam ediyor..

Ebû İshak dedi kî: «Bu zâtın Hızır Aleyhisselam olduğu söylenir.»

***

«Bu zât Hızır Aleyhisselâm'dır» diyen Ebû îshak, İmam Müslim'in kitabını rivayet eden İbrahim b. Süfyan'dır. Bu sözü hadîs râvilerinden Ma'mer de aynen Ebû îshak'ın yaptığı gibi hadîsin arkasında zikretmiştir. Mezkûr kavil Hızır Aleyhisselâm'ın sağ olduğunun delillerindendir. Bu mes'eleyi Kitabu'l-Menâkıb'de görmüştük.»

-------------


Yukarıdaki "En hayırlı insanı" ifadesine hassaten dikkat ediniz efendim..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Yine Müslim'in "Emirlik" bahsinde 1861. nolu Hadis-i Şerifte Rıdvân denilen Hudeybiye bey'atında Sahabe Efendilerimizle beraber Hızır AS'ın da hazır olduğunu, onlarla birlikte bulunduğunu haber verenler olmuştur..

Mübarek Resulullah Efendimiz, bu beyat hakkında Câbir RadiyALLAHu anh hadîsinde:

«Bugün siz, yeryüzü halkının en hayırlısısınız »

buyurmuştur.. Bu Hadise dayanarak Şiiler bu bey'atta yer almayan Hz. Osman Efendimizle ilgili olarak "Beyatta hazır bulunan Hz. Ali Efendimiz Hz. Osman'dan üstündür" demişlerse de bu tenkid edilmiştir..

Yine bu haberlere dayanarak Hızır AS.'ın bir Peygamber değil, Beni İsrailin Velilerinden olduğuna kanaat getirenler olmuştur.. Gerçekten de eğer bey'atta hazır bulunan Hızır AS. eğer Peygamber olsa idi, O da o anda yer yüzünde bulunduğundan, yine bey'atta hazır bulunan Sahabe Efendilerimizin bir Peygamberden daha üstün olduğu manası çıkardı ki bu yanlış olurdu.. Bununla ilgili ifadeler şunlardır:

" Yine bu hadîsle bâzıları Hızır (Hadır) Aleyhisselâm'ın peygamber olmadığına istidlal etmiş ve: 'Peygamber olarak sağ bulunsa idi, Ashabın bir peygamberden üstün olmaları lâzım gelirdi; bu gösterir ki o zaman Hızır Aleyhisselâm sağ değildi.' demişlerse de sağ ve peygamber olduğunu söyleyenler buna cevap vermiş; 'Onun peygamberliğine delâlet eden âyetleri hatırlattıktan sonra o gün Ashabla birlikte Hızır Aleyhisselâm'ın da orada bulunduğunu söylemişlerdir. "

***

Sözün kısası Peygamber Efendimiz zamanında Hudeybiye Bey'atinde Ashab Efendilerimizle beraber Hızır AS'ın da o ağaç altında birlikte bulundukları haber verilmiştir.. Bu haber Hızır AS'ın var ve sağ olduğuna delil olarak gösterilmektedir..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Demek ki:

1- Kehf Suresinde verilen "ALLAH katından ilim sahibi kimse" ile Musa AS.'ın macerası Sahih Hadis kaynaklarında da geçmekte ve orada ismi zikredilmeyen zatın Hızır AS. olduğu bildirilmektedir..

2- Kıyamete yakın olması haber verilen hadiseler içinde Hızır AS. ile ilgili rivayetler de muteber kaynaklarda yer almaktadır.. Bu haber de tek başına Hızır AS.'ın sağ olduğunu, bir efsane olmadığını göstermektedir..

3- Rıdvan Bey'atinde Ashabla beraber Hızır AS'ın da beraber bulunduğu rivayet olunmuş yine muteber kaynaklarda bu rivayetler yer almıştır.. Bu haberler de Hızır AS. var ve sağ olduğunun delillerindendir..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Yine Buhari'de, "Kitabu'l Enbiya" da, Hızır AS. Musa AS. macerasının uzun ayrıntılarının peşine, Hızır AS'ın ayağının bastığı yerin yeşermesi haberi yer almaktadır:

"76-.......Bize İbnu'l-Mubârek, Ma'mer'den; o da Hemmâm ibn Münebbih'ten; o da Ebû Hureyre (Ra)'den haber verdi ki, Peygamber Efendimiz:

"Hızır'a Hızır (Hadır) denilmesinin sebebi şudur: Hızır otsuz kuru bir yere oturduğu zaman ansızın o otsuz yer Hızır'ın arkasından yeşillenip dalgalanırdı"

buyurmuştur..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Müslim'in "Faziletler" bölümünde Hızır AS. ile ilgili haberler yine ayrıntılarıyla yer almıştır.. Abdulvahid Metin'in Hadis Ansiklopedisinde bu bölüm arkasına Hızır AS. ile ilgili ayrıca şu bilgiler / nakiller verilmektedir:

"Hızır yahut Hazır Belya b. Melkân ismindeki zattır. Künyesi Ebû'l-Abbâs'dır, İsminin Kelyân yahut Ahmed olduğunu söyleyenler de vardır.

Kendisine Hızr denilmesinin sebebi sahih rivayetlere göre beyaz bir postekinin üzerine oturup postekinin arkadan yemyeşil olarak sallanmaya başlamasıdır. Bu postekiden murad yeryüzüdür.

Bâzılarına göre Hızr denilmesine sebep yüzünün güzelliği ve parlaklığıdır. Ulemâdan bazıları onun Nûh Aleyhisselâm’ın sülâlesinden geldiğini, bir takımları da İshak Aleyhisselâm'ın torunlarından olduğunu söylerler.

İbni Abbâs'dan bir rivayete göre Hızr Aleyhisselâm’ın Hz. Âdem'in oğlu olduğu, eceli te'hir edilerek Deccal'in yalancılığını meydana çıkarıncaya kadar kendisine Ömür verildiği rivayet olunmuştur. Fakat bu hadîs de munkatı ve garibdir.

Rivayete göre Hızr Aleyhisselâm Hayat Suyu denilen sudan içmiş, onun için kendisine uzun ömür verilmiştir. Buhari'nin bir rivayetinde bu suyun bir ağacın dibinden kaynadığı, içine düşen her şeyin canlandığı, Hz. Musa'nın balığına da ondan isabet ettiği için dirildiği bildirilmektedir.

Hızr Aleyhisselâm'ın Peygamber mi, yoksa Velî mi olduğu ve halen yaşayıp yaşamadığı ulemâ arasında ihtilaflıdır. Peygamberliğine kail olanlar, çocuğu öldürdüğü zaman : «Ben bu işi kendiliğimden yapmadım...» demesiyle istidlal ederler. Çünkü kendiliğinden yapmaması onu ALLAH'ın emriyle öldürmüş olmasını iktiza eder. Bu da onun vahye mazhar bir Peygamber olduğunu, hattâ Hz. Musa'dan daha âlim bulunduğunu gösterir. Zira velî olsa Musa Aleyhisselâm'dan daha âlim olması mümkün sayılamazdı.

Velî olduğunu iddia edenler Hızr'a bu emrin o zamanın Peygamberi tarafından verilmiş olması caizdir, demişlerdir.

Müfessirlerden Salebî'ye göre Hızr Aleyhisselâm uzun ömürlü bir Peygamberdir. İnsanların ekserisine görünmez. Âhir zamana, yâni Kur'ân-ı Kerîm'in kaldırılmasına kadar yaşayacağı söylenir. Yine Salebi'nin beyânına göre Hızr Aleyhisselâm Hz. İbrahim zamanında yaşamıştır. Bu husustaki üç kavilden biri budur. Diğer bir kavle göre onun zamanından az sonra dünyaya gelmiş; üçüncü kavle göre Hz. İbrahim 'den çok zaman sonra doğmuştur.

Nevevî diyor ki: «Cumhûr-u ulemâya göre Hızr Aleyhisselâm sağdır; aramızda bulunmaktadır. Bu cihet Safiyye ile Salah ve Marifet erbabına göre ittifakdır. Onu gördüğünü söyleyenler ve onunla buluşarak kendisinden ilim aldığını, aralarında sualli cevaplı muhavere geçtiğini söyleyenler, şerefli ve hayırlı yerlerde bulunduğunu nakledenler sayılmayacak kadar çok; gizlenmeyecek kadar meşhurdur.»

Ebû Amr îbni Salah: «Cumhûr-u ulemâ ile sulehaya göre Hızr sağdır. Avam tabakaları da bu hususta beraberdir; onu inkâr hususunda yalnız bazı hadîs imamları şüzûz göstermişlerdir. O bir Peygamberdir.» diyor.

Kuşeyrî ile ulemâdan birçoklarına göre Hızr Aleyhisselâm Peygamber değil, Velidir. Ma'rûdi bu hususta üç kavil olduğunu söylemiştir. Bunlardan birinciye göre Hızr Aleyhisselâm Peygamber, ikinciye göre velî, üçüncüye göre melekdir. Nevevî bu üçüncü kavlin garib ve bâtıl bir söz olduğunu söylemiştir.

Buhârî, İbrâhimi Harbî, İbni Münâvî, îbni Cevzî ve diğer bir takım ulemâ Hızr Aleyhisselâm'ın vefat ettiğine kânidirler.

Ubey RadiyALLAHu anh: «Musa, ilmine mağrur oldu. ALLAH da onu Hızr'dan gördüğü şeylerle muaheze eyledi» demiştir. Ulemâ Hz. Musa ile Hızr görüşmesini Mûsa Aleyhisselâm için bir tenbih, ondan sonra gelecekler için, kendilerini temize çekerek büyüklenmesinler diye bir ta'lim kabul etmişlerdir."
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Son iletinin neticesi şudur:

Hızır AS.ın sağ olup olmadığı, Peygamber mi Veli mi olduğu konusunda alimler ihtilaf etmişler; ancak ulemanın çoğunluğu Hızır AS.'ın halen sağ ve Nebi olduğuna; Tasavvuf ulemasının çoğunluğu da sağ ve Veli olduğuna kail olmuşlardır..

Buna göre, Beni İsrailin Velilerinden olan Hızır AS., çok uzun vakitlerdir yaşamaktadır ve Kıyametten önce ahir zamanın sonlarına kadar yaşayacağı da bildirilmiştir..

Safiyye, Salah ve Marifet erbabı Hızır AS.'ın sağ olduğuna dair ittifak etmişlerdir. Zira, Onu gördüğünü söyleyenler ve onunla buluşarak kendisinden ilim aldığını, aralarında sualli cevaplı muhavere geçtiğini söyleyenler, şerefli ve hayırlı yerlerde bulunduğunu nakledenler sayılmayacak kadar çok; gizlenmeyecek kadar meşhurdur.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Hızır As. Konusunda çıkan ihtilafların özeti:

Câfer-i Sadık'ın babasından yaptığı bir rivayete göre, Zülkarneyn'in meleklerden bir arkadaşı vardı. Ondan, ömürünü uzun kılacak bir çare göstermesini talep etti. Melek ona hayat gözesini gösterdi. Karanlık içerisindeydi. Hızır önünde olduğu halde oraya gitti. Suyu Hızır bulup içti, Zülkarneyn bulamadı.

Kâ'bu'l-Ahbar'ın bir rivayetine göre, insanlardan dört peygamber diridir ve arz ahalisi için emândır: İkisi yeryüzündedir: Hızır, İlyas; ikisi semâdadır: Hz. İsa ve Hz. İdris. (Evliyaullahtan Yazıcıoğlu Ahmed Bican Hz.leri İlyas As'ın, Cennetten yeniden yeryüzüne indirilen İdris AS. (Ahnun, Hanok, Honok)olduğunu bildirmiştir.. Yanlış hatırlamıyorsam Envarü'l Aşıkin'de geçmektedir..)

Ehl-i ilim umumiyetle Hızır'ın nebî olduğunu söylemiş, ancak resul mü, değil mi ihtilaf etmiştir.

Kuşeyrî başta olmak üzere bir kısım âlimler de velî olduğunu söylemiştir. Sa'lebî tefsirinde, bütün ulemânın onun görünmeyen, hayat sahibi bir zât olduğunda ittifak ettiğini belirtir. Der ki: "Dendiğine göre, âhir zamanda Kur'ân-ı Kerîm'in refedilmesiyle vefat edecektir."

Hızır aleyhisselam'ın nebi olduğu görüşünü iltizam eden Kurtubî şöyle bir delil de beyan eder: "Cumhura göre nebidir. Âyet-i kerîme de buna şehadet eder. Zira ALLAH nebisi (Hz. Musa), mertebece kendineden dûn olan kimseden ilim tahsil edecek değildir. Ayrıca bâtınla ilgili hükme sadece nebîler muttali olabilir."

İbnu Salâh: "Cumhur-u ulemâya ve onlarla birlikte olan ammeye göre, Hızır hayattadır. Bazı hadisçiler bunu inkâr etmekle şaz bir görüş ortaya atmış olmaktadır."

Bu meselede Nevevî de İbnu Salâh gibi hükmetmiş ve ilaveten: "Sufiler ve ehl-i salâh arasında bu meselede ittifak vardır. Üstelik onların Hızır aleyhisselâm'ı görmeleri, onunla biraraya gelmeleriyle ilgili hikâyeleri sayılamayacak kadar çoktur" der.

İbnu Hacer, Hızır aleyhisselâm'ın hâl-i hazırda mevcut olmadığını söyleyenlerin Buhârî, İbrahim el-Harbî, Ebu Ca'fer İbnu'l-Münâdî, Ebu Ya'lâ İbnu'l-Ferra, Ebu Tâhir el-İbâdî, Ebu Bekr İbnu'l-Arabî ve bir grup başkasının olduğunu kaydeder ve bunların görüşlerine delil olarak, Aleyhissalâtu vesselam'ın hayatının sonlarında ifade buyurduğu şu hadisi ileri sürdüklerini belirtir:

"Bugün yaşayanlardan hiç kimse, yüz sene sonra yeryüzünde hayatta olmayacaktır."

Bu hadisi İbnu Abbâs'tan Buhârî rivayet etmiştir. Hiç bir sahîh haberde Hızır'ın Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldiğine, onunla beraber olup savaştığına dair rivayet gelmemiştir. Halbuki Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Bedir günü: "ALLAH'ım, bu birlik helak olursa artık sana yeryüzünde ibadet edilmeyecek" buyurmuştur. Eğer Hızır mevcut olsaydı Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu kadar kesin bir nefiyde bulunmazdı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "ALLAH, Musâ'ya rahmet buyursun; keşke sabretseydi de Hızır'la onun haberinden bize anlatsaydı, ne hoş olurdu" buyurmuştur. Eğer Hızır mevcut olsaydı, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bu temennisi hoş olmazdı. Onu yanına getirtir, o da bu kısım acib şeyler gösterirdi. Resûlullah o zaman kafirleri bilhassa Ehl-i Kitabı fazlaca imâna davet ediyordu (onun bu çeşit yardımına muhtaçtı).

İbnu Hacer, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Hızır'la karşılaşmasına dair bir rivayetin varlığını, ancak zayıf olduğunu kaydeder. Ondan sonra Hızır'ın görüldüğüne dair rivayetlerden örnekler verir ve hepsinin zayıf olduğunu belirtir.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
"Bugün yaşayanlardan hiç kimse, yüz sene sonra yeryüzünde hayatta olmayacaktır."

Bu hadisi İbnu Abbâs'tan Buhârî rivayet etmiştir.

***

Bu Hadis-i Şerif, Hızır AS'ın sağ olup olmadığı konusunda ihtilaf yaşanmasına neden olan Hadis-i Şeriftir.. Yukarıda "Hızır AS. sağ değildir" diyenlerin bu Hadis-i Şerifi nasıl mesned edindiklerini özetlemişdik.. Şimdi ise, bu Hadis-i Şeriften Hızır AS.'ın sağ olmadığının çıkarılamayacağını söyleyen ulemanın gerekçesini verelim:

"Hızır aleyhisselamın hayatta olduğunu söyleyenler ise 'Bu hadis, Hz. İsa, Hz. Hızır, melekler ve iblis'e şamil değildir. Yeryüzündekilerden maksat Rasûlullah'ın ümmetidir ki bunların bir kısmı ümmeti icabet (müslümanlar) bir kısmı da ümmet-i davet olanlardır (yani müslüman olmayanlardır). Yukarıda saydıklarımız ise ümmet sınıfına dahil değillerdir.' derler."
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Birçok ulema bazı hadislerle ve "Senden önce hiç bir insana ebedîlik vermedik." Enbiya (21), 34.

Ayet-i Kerimesiyle ve diğer aklî ve naklî delillerle istidal ederek Hızır'ın vefat ettiğini söylemişlerdir.

Tacüddin İbn Ataullah el-İskenderi ise bu konuda şöyle diyor:

"Hızır'ın hayatta olduğuna dair tasavvuf ulemasının icmaı vardır ve evliyanın Hızırla kavuşup görüştüklerine dair olan rivayetler tevatür derecesine ulaşmıştır."

Bk. Letaîfü'l-Minen, I, 84.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Kehf Suresinin Tefsirlerinde Hızır As.

Tefsir ulemamız da Hızır AS.ın yaşayıp yaşamadığı meselesini ele almışlardır..

Mesela İmam Kurtubi, bu ihtilafı işlemiş ve kanaatini belirtmiştir:

"Ancak sahih olan ikinci görüştür; yani ileride belirteceğimiz üzere Hızır AS. hayattadır."

"Hocamız İmam Ebu Muhammed Abdu'l-Mû'ti b. Mahmud b. Abdi'l-Mû'ti el-Lahrnî, Kuşeyrî'ye ait 'er-Risale' şerhinde salih pek çok erkek ve pek çok kadından bir takım hikâyeler nakletmektedir ki bunlara göre bu kimseler Hızır AS.'ı görmüş ve onunla karşılaşmışlardır.

Bunların toplamı, en-Nekkâş, es-Sa'lebî ve diğerlerinin de zikrettikleri ile birlikte Hızır AS.ın hayatta olduğuna dair zannı oldukça kuvvetlendirmektedir."

"İbn Ebi'd-Dunya 'el-Hevâtif' adlı eserinde Ali b. Ebi Tâlib (ra)'a ulaşan mevkuf bir senet ile naklettiğine göre Ali (ra) Hızır ile karşılaşmış ve Hızır ona şu duayı öğretmiş ve bu duayı her namazın akabinde tekrarlayan kimseye pek büyük bir sevap, mağfiret ve rahmet olacağını da zikretmektedir. Yine Ömer b. el-Hattâb (ra)dan, Ali b. Ebi Tâlib (ra)ın Hızır'dan duyduğu belirtilen bu duaya yakın bir duayı işittiğini de zikretmektedir. İlyâs'ın, Peygamber (sav) ile bir araya gelişini de zikretmiştir."

Mesela Fahruddin Razi, Tefsirinde, sağ mı değil mi meselesine girişmeden:

"Ekseri âlimler, Kehf Suresinde geçen bu ayette bahsedilen o kulun, bir peygamber olduğunu söyleyerek, şu delilleri getirmişlerdir..."

"Ekseri âlimler şöyle demişlerdir: 'Bu kul, Hz. Hızır AS idi. Ona bu isim, durduğu, bastığı her yerin yeşillenmesinden (hazırlanmasından) ötürü verilmiştir."
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
İkinci bin yılın müceddidi mübarek İmam Rabbani Hazretleri Mektubatı'nda Hızır AS.'ın sağ olduğuna dair bir kıssa nakleder:

"Hazret-i Hace Muhammed Parisa şöyle yazdı:

'Hızır'ın (as) ruhaniyeti, ledünni ilimlerin gelmesinde vasıtadır.'

Zahir olan mana şu ki: Bu kelâm, iptida ve orta hallere nisbetledir. Müntehinin muamelesi, bir başkadır. Nitekim, açık keşif, buna şehadet eder. Üstte anlatılan manayı, Şeyh Abdülkadir Geylani'den -ALLAH sırrının kudsiyetini artırsın- yapılan bir nakil teyid etmektedir. Şöyle ki:

'Bir gün o, minbere çıkmış; ilimleri ve maarifi beyan ediyordu. Bu esnada oradan Hızır (as) geçti. Şeyh ona seslenerek, şöyle dedi:

'Ey israili, gel de Muhammedi kelâmı dinle.' " (368. Mektup)

...

“Bugün sabah vakti toplanmıştık. İlyas aleyhisselâm ile Hızır alâ nebiyyinâ ve aleyhimessalevâtü vetteslîmât rûhânî şekillerde geldiler. Hızır aleyhisselâm rûhânî olarak dedi ki

‘Biz rûhlar âlemindeniz. ALLAHu teâlâ, bizim rûhlarımıza öyle kuvvet vermiştir ki insan şeklini alırız. İnsanların yaptığı işleri, bizim rûhlarımız da yapar. İnsanların yaptığı gibi yürürüz, dururuz, ibâdet ederiz’

‘Namâzları Şâfi’î mezhebine göre mi kılarsınız?’ dedim.

‘Biz İslâmiyet'e uymakla emr olunmadık. Kutb-i medârın işlerine yardım ederiz. Kutb-i medâr Şâfi’î mezhebinde olduğu için, biz de onun arkasında Şâfi’î mezhebine göre kılıyoruz’ dedi.

Bu sözünden anlaşıldı ki bunların ibâdetine sevâb yoktur. Yanında bulundukları kimseler gibi ibâdet ederler. İbadetin yalnız şeklini yaparlar.” (282. Mektup)
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,940
Puanları
83
Yaş
51
Miftah'ul Kulub isimli eserde:

“Merhaba dediğin halkın içinde mevcud olan ârif-i billah olan irfan sahiplerinin kalbleridir. Bunlar arasında gayb erleri, zamanın gavsı, vaktin kutbu, zamanın kutbu, devreler kutbu, iki imam, amud evtad, büdela, rukaba, nüceba, efrad, ümena, ahyar, ebdal, Hızır, İlyas vardır. O kadar evliyaullah, ricalullah, ALLAH katında sevilmiş meczuplar vardır ki onların sayılarını ancak Yüce ALLAH bilir. Çünkü bu manada, ALLAHu Teâlâ, bir kudsî hadiste şöyle buyurmuştur: «Velîlerim kubbelerim altındadır; onları benden başkası bilmez”

“Kutuplardan birine ölüm emri geldiği zaman, Rahman ALLAH tarafından kutuplar kutbu zata Hızır aleyhisselâm gelir, durumu haber verir. Kutuplar kutbu da, halin ve Rabbani ilhamın bir gereği olarak, bazen şöyle eder: Katarı oynatıp sonda bulunanı öne doğru çeker; dışarıdan birini katara alır. Bazen de şöyle olur: “Falan yerde, falan mahallede, şu şekilde bir adam vardır. Git, onu getir.” şeklinde, kutuplar kutbu ile Hızır aleyhisselâma emir gelir; gider o zatı getirirler. Bazen de, Hızır aleyhisselâma şu emir gelir: “Git, gece yarısı dünyayı dolaş. Gece yarısı ayık ve uyanık birini bulursan getir. O da gidip getirir.”

Nazmen, “Büyük kutuptur cihanda baştan başa halife olan; ne isterse var olur o zat, ey habersiz... O şah, Hızır'ı da, İlyas'ı da emrine almıştır; hiç şüphe edilmeye onlar emrindedir, ne isterse yaptırır.”

***

Mesela Reşahat’te kayıtlıdır..

Abdulhalik Gucdüvani Hz.lerinin babası Hızır AS. İle arkadaş olmuş, Onun sohbetiyle yetişmiştir.. Abdulhalik ismini koymasını öğütleyen de Hızır AS.dır.. Hızır AS. Maneviyatta Abdulhalik Gucdüvani Hz.lerine de ilim öğretmiş, bu nedenle Abdulhalik Gucdüvani Hz.leri Üveysilerden olmuştur:

“Abdulhalik Hazretlerine gizli zikri Hızır talim ettirmiştir. Bir zaman sonra Hoca Hazretleri Buhara'ya geliyor ve orada Yusuf Hemedanî Hazretlerinin sohbetine erişiyorlar. Görüyorlar ki Yusuf Hemedanî de kendileri gibi gönül zikriyle meşgul .. Böylece, sohbette mürşidleri Yusuf Hemedanî, harekette de Hızır oluyor … Kendisi yazmıştır: ‘Henüz 22 yaşlarındaydım ki Hızır, beni Yusuf Hemedanî Hazretlerine ısmarladılar.’ ”

Yine Reşahat’ten: Hace Ali Ramitini Hz. “ALLAH'ın kulları arasında öyle âşıklar vardır ki Hızır da onlara âşıktır.” buyurmuştur..

Bir derviş Hoca Mahmud zamanında Hızır'ı gördü ve sordu : "Bu zamanda, eteğine yapışılacak, doğruluk caddesi üzerinde sabit mürşid kimdir?" Hızır, cevap verdi : "Hoca Mahmud Encir Fagnevî'dir.”
 
Üst