CAHİLE SÖZ KÂR ETMEZ; HERKES HADDİNİ BİLMELİ

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
1,938
Puanları
63
CAHİLE SÖZ KÂR ETMEZ; HERKES HADDİNİ BİLMELİ
(KUR'AN-I KERİM'İ ANLAMADA DİLİ HESABA KATMAYANLARA...)
Unutulmamalı ki konuşulan dillerin mekânı vardır. Buna dilin coğrafyası denir. Dilin iyi anlaşılmasında etkili olan coğrafyasından kasıt, bir dilin anlatım yollarını, o dili konuşan toplumun geçmişini, yaşam biçimini, geleneklerini ve çeşitli özelliklerini belirten önemli ipuçlarını bilmektir.[1] Tüm bu sayılanlar, semantik yapabilmenin de anahtarlarıdır.[2] Bu çerçevede Arap dilini ele alırsak, Kur’an’ın nâzil olduğu dönemindeki dili; o dönemin ve bölgenin, kendisine özgü şartların, Arap örf ve adetlerinin, kısaca bir hayat tarzının ürünü olduğu görülecektir. Kelimelerin anlamı, o çevrenin ve o şartların içerisinde doğmuş, o dönem Arap kültürünün etkisiyle şekillenmiştir.[3] “Belirli bir kültürün ve coğrafyanın oluşturmuş olduğu dil olgusunun ürünlerini; çeşitli amaçlar için ortaya konan metinleri sadece birer araç olarak görmek, çok yönlü bağlamından koparmak suretiyle ele almak, ahlâk dışı bir davranıştır.”[4] Bu sayılan hususların hangi meal hazırlayıcısı tarafından göz önünde bulundurulduğunu ve ahlaki davranıldığını iddia edebiliriz. Ciddi bir meal hazırlayabilmek için dil yatağına gidip Arapların örfleri ve deyimleri üzerinde yıllarını veren hangi meal yazarlarıdır? Bu söylenenlere olumlu cevaplar vermek zordur. Bunlar olmayınca da ortaya mükemmel ürünler çıkarmak mümkün olmuyor.
Buraya kadar yazdıklarımızın özeti; dili iyi anlamak için bir takım öncüller vardır. Bu öncüller ne kadar iyi bilinirse dil o kadar iyi bilinir. Bu öncüllerin en önemlilerinden birisi de, dilin bağlamıdır: “Kur’an metninin anlaşılabilmesi için önce onun dil dokusu, dokuyu oluşturan sözcük ve tümcelerin yapı ve delalet yönlerini, sözcüklerin kök manalarıyla sonradan müktesep delalet zenginliklerini; ayrıca anlamın oluşmasında etkisi ve katkısı olan dil dışı unsurları, kısaca kültürel, toplumsal, tarihsel ve olgusal bağlamları bilmek gerekmektedir.”[5] Usûlî anlamda tanımını öne çıkardığımız sahâbîler, tüm bunları bilen insanlardı. Fetihlerle beraber sınırları genişleyen İslâm coğrafyasında, Müslümanların dini sözcüklerine izafî manalar yüklendi. Sözcük ve terimler, bağlamından koparıldı.[6] Sahâbîlerden sonra dili anlama sorunu ortaya çıktı ve büyüdü. Zira sahabenin her biri Kur’an’ı ve onun ayrı ayrı kelime terkiplerinin tamamını bilirdi.[7] Öyle ki, Hz. Ömer, Kur’an’ı en iyi şekilde anlamanın olmazsa olmaz iki anahtarı olarak kabul ettiği dil ve sünnet konusunda valisi Ebu Musa el-Eş’arî’ye (ö: 44/664) gönderdiği mektupta şu talimatı veriyordu: “Sünneti ve Arap dilini iyi öğreniniz.”[8] Hatta Hz. Ömer’in seçmiş olduğu sözcüğün “Tefakkuh ediniz” şeklinde olduğunu iyi düşünürsek; öğrenmekten kasıt, dile tam vukûfiyeti içeren mükemmel bir anlama faaliyetidir.
Dilde yetersiz, hadis ve sünnet konularında reddiyeci tutum sergileyen kişiler vahyi anlama faaliyetinin iki anahtarını da kaybetmişlerdir. Ellerinde bu öncüllerin olmadığı meal/tefsir hazırlayıcıları önce ciddiyetlerini takınıp ayetleri oyuncak edinmemeli dilde ve dinde derinleşmeli. Kur’an’ın Kur’an’la, Kur’an’ın sünnetle ve Kur’an’ın sahabe tarafından yapılan tefsirlerini iyi bilmeliler ve klasik kaynakları da yeterince tanımalıdırlar. Aksi hâlde hevalarından konuşmuş olurlar ki bir değeri olmaz…
[1] Aksan, Doğan, Her Yönüyle Dil, T.D.K. Yay., Ankara 1982, s. 38.
[2] Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 17
[3] Cündioğlu, Dücane, Kur’an Çevrilerinin Dünyası, Kitabevi Yay., İstanbul 1999, s. 37.
[4] Eco, Umberto, Yorum ve Aşırı Yorum (trc.: Kemal Atakay), Can Yay., İstanbul 1996, s. 119.
[5] Kılıç, Sadık, Mak: “Dil ve İnsanın Tarihselliği Bağlamında Dini Metin”, Dil ve Hermenotik Sempozyumu, Erzurum 2001, s. 98.
[6] Keleş, Ahmet, Hadislerin Kur’an’a Arzı, İnsan Yay., İstanbul 1998, s. 122.
[7] İbn Haldun, Mukaddime, II, 464.
[8] İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Muhammed, el-Musannef fi’l-Ehâdîsi ve’l-Âsar, tahk.; Said Muhammed Liham, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1989, VI, 139
MEHMET SÜRMELİ
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
Kur'an'ın anlaşılmaz ve yaşanmaz olduğunu söylemenin süslü kandırmacası olan bir yazı.
Bir şeyi yok etmenin hayattan koparmanın yöntemi o şeyi aşırı yüceltmek değil midir?
Aşırı övgülerle yücelttiğiniz şeye kimseyi yaklaştırmazsınız."Vay be doğru söylüyor biz kim bunları bilmek kim bunları bildiğine göre sen anlat biz dinleyelim." Noktasına gelen insanın o şeyle irtibatı biter.
Yani bu yazıya aldananın sonu Kur'an'ı anlamaya çalışmaktan vazgeçmek olacaktır.
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
1,938
Puanları
63
Kur'an'ın anlaşılmaz ve yaşanmaz olduğunu söylemenin süslü kandırmacası olan bir yazı.
Bir şeyi yok etmenin hayattan koparmanın yöntemi o şeyi aşırı yüceltmek değil midir?
Aşırı övgülerle yücelttiğiniz şeye kimseyi yaklaştırmazsınız."Vay be doğru söylüyor biz kim bunları bilmek kim bunları bildiğine göre sen anlat biz dinleyelim." Noktasına gelen insanın o şeyle irtibatı biter.
Yani bu yazıya aldananın sonu Kur'an'ı anlamaya çalışmaktan vazgeçmek olacaktır.
yazı senin söylediğinin tam tersini söylüyor hayatta boşluklar bırakmayan laik olmayan bir din anlayışından bahsediyor
aslında yazının son cümlesi sana cevap vermiş
Dilde yetersiz, hadis ve sünnet konularında reddiyeci tutum sergileyen kişiler vahyi anlama faaliyetinin iki anahtarını da kaybetmişlerdir. Ellerinde bu öncüllerin olmadığı meal/tefsir hazırlayıcıları önce ciddiyetlerini takınıp ayetleri oyuncak edinmemeli dilde ve dinde derinleşmeli. Kur’an’ın Kur’an’la, Kur’an’ın sünnetle ve Kur’an’ın sahabe tarafından yapılan tefsirlerini iyi bilmeliler ve klasik kaynakları da yeterince tanımalıdırlar. Aksi hâlde hevalarından konuşmuş olurlar ki bir değeri olmaz…
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
yazı senin söylediğinin tam tersini söylüyor hayatta boşluklar bırakmayan laik olmayan bir din anlayışından bahsediyor
aslında yazının son cümlesi sana cevap vermiş
Dilde yetersiz, hadis ve sünnet konularında reddiyeci tutum sergileyen kişiler vahyi anlama faaliyetinin iki anahtarını da kaybetmişlerdir. Ellerinde bu öncüllerin olmadığı meal/tefsir hazırlayıcıları önce ciddiyetlerini takınıp ayetleri oyuncak edinmemeli dilde ve dinde derinleşmeli. Kur’an’ın Kur’an’la, Kur’an’ın sünnetle ve Kur’an’ın sahabe tarafından yapılan tefsirlerini iyi bilmeliler ve klasik kaynakları da yeterince tanımalıdırlar. Aksi hâlde hevalarından konuşmuş olurlar ki bir değeri olmaz…
Bu sayılanların öğrenemeyen Kur'an'ı anlayamayacaksa hiç kimse Kur'an'ı anlayamayacak demektir.
Öyleyse Kur'an bu kişinin yazdıklarına göre anlaşılmaz bir kitaptır.Bu kişi bu mesajı vererek Kur'an'ı anlamak isteyenlere "Kur'an'ı benden anlayın" mesajı veriyor.

Bu adamın söylediği doğru ise o zaman bu çalışmayı sadece beyan kelimesi için yap ve beyan kelimesinin manasını söyle bir zahmet.
Tek kelime için dahi bu çalışmayı yapamayacaksan bu yazı yalandır.
Buyur tek kelime ile iddianı ispatla hepimiz görelim hakikati.
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
1,938
Puanları
63
Bu sayılanların öğrenemeyen Kur'an'ı anlayamayacaksa hiç kimse Kur'an'ı anlayamayacak demektir.
Öyleyse Kur'an bu kişinin yazdıklarına göre anlaşılmaz bir kitaptır.Bu kişi bu mesajı vererek Kur'an'ı anlamak isteyenlere "Kur'an'ı benden anlayın" mesajı veriyor.

Bu adamın söylediği doğru ise o zaman bu çalışmayı sadece beyan kelimesi için yap ve beyan kelimesinin manasını söyle bir zahmet.
Tek kelime için dahi bu çalışmayı yapamayacaksan bu yazı yalandır.
Buyur tek kelime ile iddianı ispatla hepimiz görelim hakikati.
tam tersinden söz ediyor niye yazıyı okumuyon kuranın kuranla kuranın sünnetle hadisle ve sahabe uygulamaları ile tefsirinin en azından ilme saygı açısından ve mantıksal açıdan zorunlu olduğunu söylüyor
dil
çoook önemli
sen kimin mealini okuyon
öbürü kimin mealini okuyor
samimi olalım bir defa bir de tasavvuf şeyhlerini eleştiriyorsunuz kendilerene makam adlediyorlar diye
sizin şeyhleriniz hadis ve ilmi red ederek kendilerini peygamber makamına göz dikiyorlar
binlerce hatta milyonlarca yalancı peygamber üretiyorsunuz
farkında değilsiniz
HUKUK
çok önemli
cevap ver bakim
islam hukukunun kaynakları nedir yoksa öyle bir hukuk tanımıyormusun roma hukukuna göre mi hareket edeceksin

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Peygamberin bir kadı ve hâkim olduğunu açıklamıştır. Allah Teâlâ, insanlara “Anlaşmazlıklarda onun vereceği hükme başvurmalarını”[2] İslâm’a düşmanlığıyla ön plana çıkan “tağutların” hükümlerine müracaat etmemelerini,[3] Hz. Peygamber hüküm verince “gönülden itaat göstermelerini”,[4] Allah’ın ve Resulünün vermiş olduğu hükümlerde “Mü’minlerin seçme hakkının olmayıp”[5] Allah’a ve Peygamberine teslimiyet gerektiğini sık sık vurgulamıştır. Hz. Peygamber kendisine getirilen birçok davaya bakmış ve hâkimlik yapmıştır. İslam Hukukundaki yargılama usulüyle ilgili hükümlerin çoğu, O’nun sözlü uyarılarından ve uygulamalarından çıkartılmıştır. Sözün özü; hadisler ve sünnet ayetlerin beyanı, dinin hikmetinin tefsiri, ibadetlerin uygulaması, hadlerin tatbiki, davranışların modelleri; Resulullah’ın Kur’an-ı Kerim’den anladıklarını hayata yansıtmasıdır. Dolayısıyla hadis ve sünneti rededenler insanlığın hayatından Resulullah’ı kovmak isteyen cahiller ve zalimlerdir.
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
tam tersinden söz ediyor niye yazıyı okumuyon kuranın kuranla kuranın sünnetle hadisle ve sahabe uygulamaları ile tefsirinin en azından ilme saygı açısından ve mantıksal açıdan zorunlu olduğunu söylüyor
dil
çoook önemli
sen kimin mealini okuyon
öbürü kimin mealini okuyor
samimi olalım bir defa bir de tasavvuf şeyhlerini eleştiriyorsunuz kendilerene makam adlediyorlar diye
sizin şeyhleriniz hadis ve ilmi red ederek kendilerini peygamber makamına göz dikiyorlar
binlerce hatta milyonlarca yalancı peygamber üretiyorsunuz
farkında değilsiniz
HUKUK
çok önemli
cevap ver bakim
islam hukukunun kaynakları nedir yoksa öyle bir hukuk tanımıyormusun roma hukukuna göre mi hareket edeceksin

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Peygamberin bir kadı ve hâkim olduğunu açıklamıştır. Allah Teâlâ, insanlara “Anlaşmazlıklarda onun vereceği hükme başvurmalarını”[2] İslâm’a düşmanlığıyla ön plana çıkan “tağutların” hükümlerine müracaat etmemelerini,[3] Hz. Peygamber hüküm verince “gönülden itaat göstermelerini”,[4] Allah’ın ve Resulünün vermiş olduğu hükümlerde “Mü’minlerin seçme hakkının olmayıp”[5] Allah’a ve Peygamberine teslimiyet gerektiğini sık sık vurgulamıştır. Hz. Peygamber kendisine getirilen birçok davaya bakmış ve hâkimlik yapmıştır. İslam Hukukundaki yargılama usulüyle ilgili hükümlerin çoğu, O’nun sözlü uyarılarından ve uygulamalarından çıkartılmıştır. Sözün özü; hadisler ve sünnet ayetlerin beyanı, dinin hikmetinin tefsiri, ibadetlerin uygulaması, hadlerin tatbiki, davranışların modelleri; Resulullah’ın Kur’an-ı Kerim’den anladıklarını hayata yansıtmasıdır. Dolayısıyla hadis ve sünneti rededenler insanlığın hayatından Resulullah’ı kovmak isteyen cahiller ve zalimlerdir.
tam tersinden söz ediyor niye yazıyı okumuyon kuranın kuranla kuranın sünnetle hadisle ve sahabe uygulamaları ile tefsirinin en azından ilme saygı açısından ve mantıksal açıdan zorunlu olduğunu söylüyor
dil
çoook önemli
sen kimin mealini okuyon
öbürü kimin mealini okuyor
samimi olalım bir defa bir de tasavvuf şeyhlerini eleştiriyorsunuz kendilerene makam adlediyorlar diye
sizin şeyhleriniz hadis ve ilmi red ederek kendilerini peygamber makamına göz dikiyorlar
binlerce hatta milyonlarca yalancı peygamber üretiyorsunuz
farkında değilsiniz
HUKUK
çok önemli
cevap ver bakim
islam hukukunun kaynakları nedir yoksa öyle bir hukuk tanımıyormusun roma hukukuna göre mi hareket edeceksin

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Peygamberin bir kadı ve hâkim olduğunu açıklamıştır. Allah Teâlâ, insanlara “Anlaşmazlıklarda onun vereceği hükme başvurmalarını”[2] İslâm’a düşmanlığıyla ön plana çıkan “tağutların” hükümlerine müracaat etmemelerini,[3] Hz. Peygamber hüküm verince “gönülden itaat göstermelerini”,[4] Allah’ın ve Resulünün vermiş olduğu hükümlerde “Mü’minlerin seçme hakkının olmayıp”[5] Allah’a ve Peygamberine teslimiyet gerektiğini sık sık vurgulamıştır. Hz. Peygamber kendisine getirilen birçok davaya bakmış ve hâkimlik yapmıştır. İslam Hukukundaki yargılama usulüyle ilgili hükümlerin çoğu, O’nun sözlü uyarılarından ve uygulamalarından çıkartılmıştır. Sözün özü; hadisler ve sünnet ayetlerin beyanı, dinin hikmetinin tefsiri, ibadetlerin uygulaması, hadlerin tatbiki, davranışların modelleri; Resulullah’ın Kur’an-ı Kerim’den anladıklarını hayata yansıtmasıdır. Dolayısıyla hadis ve sünneti rededenler insanlığın hayatından Resulullah’ı kovmak isteyen cahiller ve zalimlerdir.
Boş konuşma beyan kelimesi için yukarıdaki kişinin söylediği gibi bir çalışma yapabilecek misin yoksa yapamayacak mısın onu söyle,
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
1,938
Puanları
63
Boş konuşma beyan kelimesi için yukarıdaki kişinin söylediği gibi bir çalışma yapabilecek misin yoksa yapamayacak mısın onu söyle,
yani sen çalışma yaptın ve biliyon öylemi
beyan en basit ifade ile açıklama
tebyin de yine en basit ifade ile peygamberlerin vahyi açıklmasıdır
sen benim soruma cevap ver
islam hukuku diye bir hukuk sistemi olduğuna inanıyormusun
inanıyorsan bu hukuk sisteminin kaynakları nedir yada ne olmalıdır
beşeri hukukun kaynakları nelerdir
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
İslami hukuk ya da beşeri hukuk diye ayırım yapılamaz.Herkes hayatın getirdiği ihtiyaçlara göre hukuku belirler.Hukukun şartı adil olmasıdır.
Nesine inanacağım itikat meselesi mi bu?
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
Bu kadar boş konuşacağına beyan kelimesinin manasını Anlasaydın konuyu açtığın yazının yanlışlara dolu ve Allah'ın kitabına aykırı olduğunu görürdün.
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
1,938
Puanları
63
Bu kadar boş konuşacağına beyan kelimesinin manasını Anlasaydın konuyu açtığın yazının yanlışlara dolu ve Allah'ın kitabına aykırı olduğunu görürdün.
şuana kadar tek cümlesine cevap veremedin
tebyin yetkisi
örnekle anlatayım
namaz kılın ayeti
namazı sen kafana göre kılamazsın kaç vakit kaç rekat kılınış şekli vs
onu fiili ve sözlü olarak açıklama yetkisi peygambere verilmiştir
anlamak istemiyorsun
peygambere itaatı emreden ayetler neden inmiştir.
peygambere teşri yetkisini veren yaratandır
peygamberi devre dışı tutmaya uğraşını anlamıyorum
bu uğraş milyonlarca yalancı peygamber üretmeye sebeptir
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
1,938
Puanları
63
İslami hukuk ya da beşeri hukuk diye ayırım yapılamaz.Herkes hayatın getirdiği ihtiyaçlara göre hukuku belirler.Hukukun şartı adil olmasıdır.
Nesine inanacağım itikat meselesi mi bu?
hah işte sizin gibi mealcilerin EN BÜYÜK ÇELİŞKİSİ BU
HAYATIN GETİRDİĞİ İHTİYAÇLARA GÖRE OLUŞUTURALAN KANUNLARI BEŞERİN YAPMASINA KARŞI ÇIKMIYON TAM TERSİ NORMAL BULUYON
ALLAHIN VERDİĞİ TEŞRİ YETKİSİNİ PEYGAMBERE ÇOK GÖRÜYON
yani yukarıda yazıda da belirtildiği gibi lailk bir anlayışa sahipsiniz öylede olmak zorunasınız çünkü peygamberi hadisi sünneti sahbeyi islam tarihini yok sayarsanız batının roma hukukuna muhtaç olursun Allahın hükümü ile hükmet yerine beşeri hukuka göre hükmetmeyi kabul etmek zorunda kalırsınız
tıpkı hıristiyanlık dini gibi etliye sütlüye karışmayan iktisadi hukuku ve sosyal bir devlet analayışı olmayan bir dine inanmış olursunuz
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
hah işte sizin gibi mealcilerin EN BÜYÜK ÇELİŞKİSİ BU
HAYATIN GETİRDİĞİ İHTİYAÇLARA GÖRE OLUŞUTURALAN KANUNLARI BEŞERİN YAPMASINA KARŞI ÇIKMIYON TAM TERSİ NORMAL BULUYON
ALLAHIN VERDİĞİ TEŞRİ YETKİSİNİ PEYGAMBERE ÇOK GÖRÜYON
yani yukarıda yazıda da belirtildiği gibi lailk bir anlayışa sahipsiniz öylede olmak zorunasınız çünkü peygamberi hadisi sünneti sahbeyi islam tarihini yok sayarsanız batının roma hukukuna muhtaç olursun Allahın hükümü ile hükmet yerine beşeri hukuka göre hükmetmeyi kabul etmek zorunda kalırsınız
tıpkı hıristiyanlık dini gibi etliye sütlüye karışmayan iktisadi hukuku ve sosyal bir devlet analayışı olmayan bir dine inanmış olursunuz
Şeriat,kanun oluşturma,kanun koyma yetkisinin tüm insanlarda olduğunu söylüyorum.Allah'ın bu konuda istediği şart adil olmaktır.Allah insanlara Kur'an'da iyiyi kötüyü bildirir.Kanun ve yasaları düzenlerken ayetlere uygun kanun ve yasalar yapılmalıdır.Resul de zamanında kanun ve yasa yapmıştır.Bu kanunlardan da faydalanılabilir.
Benim sana söylediğim kanun ve yasalar yapılırken Kur'an'a uygun olma gerekliliğidir.Buna resul de uymak zorundadır ve uymuştur.
Geçmiş dönemlerde yapılan ve resule isnat edildiği halde Kur'an'a uymayan kanun ve yasaları resul yapmış olamaz.Bunlar sonradan gelen kişilerin yaptıkları kanunların. Kur'an'a uymayan kanunları resule atfederek meşrulaştırmak için hadis rivayetleri uydurmuşlar.Zaman içerisinde Kur'an'a uymayan bu kanunların resul'ün uygulamaları olarak görülmesiyle din kanunları olarak kabul görmüş ve insanlar Kur'an çizgisinden sapmıştır.
Bu kanunların Kur'an'a uyanları araştırıp kullanılabilir ancak günümüze uyarlamak gerekirse düzenlemeler de yapılabilir.
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
şuana kadar tek cümlesine cevap veremedin
tebyin yetkisi
örnekle anlatayım
namaz kılın ayeti
namazı sen kafana göre kılamazsın kaç vakit kaç rekat kılınış şekli vs
onu fiili ve sözlü olarak açıklama yetkisi peygambere verilmiştir
anlamak istemiyorsun
peygambere itaatı emreden ayetler neden inmiştir.
peygambere teşri yetkisini veren yaratandır
peygamberi devre dışı tutmaya uğraşını anlamıyorum
bu uğraş milyonlarca yalancı peygamber üretmeye sebeptir
Tebyin izah etmek, tafsilatlı olarak,detaylı olarak açıklamak manasıdaki açıklama türü değildir.
Tebyin,beyan bildirme türündeki açıklama türüdür.
Resul gelen vahyi beyan eder yani olduğu gibi bildirir.Kuranda olmayan şeyleri vahyin içine takarak insanlara sunmaz.
Detaylı izah etmek manasındadır açıklamak kelimesinin karşılığı fussilet'tir.Fusilet tafsilattır.Detaylı olarak izah etmek manasındadır açıklamaktır.Bu tafsilatlı açıklamayı sadece Allah yapar.Kuran ayetleri Allah tarafından tafsilatlı olarak gelmiştir.
Resul,Allah tarafından tafsilatlı vahyediliyor bu ayetleri beyan eder bildirir.
Resul,Allah tarafından tafsilatlandırılmış ayetleri insanlara bildirerek insanların bu ayetlere uymasını ister.Bizler de resul tarafından bildirilen ayetlere uyduğumuzda Resulün istediğini yanlış resule uymuş oluruz.Ayetleri Allah gönderdiği için Allah'a da uyarız.Allah'a ve Resulü ne uymak Kur'an'a uymakla olur.
Kur'an'ı açıkladığını düşünerek başka sözlere başka kitaplara uymak Kur'an'a uymak, Kur'an'ı detaylı anlamak değildir.
Bununla birlikte insan her güzel söz ve davranıştan da iyiye ve doğruya ulaşmak için faydalanabilir.Ancak bunları Kur'an'ı anlamak ve dini yaşamak yolundaki mutlak gerek ve şartlar olarak başkalarına dayatamaz yani bunları kanun haline getiremez.
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
Resulün istediğini yanlış resule uymuş oluruz.
Bu cümle yanlış yazılmış,doğrusu
Resulün istediğini yapmış,resule uymuş oluruz..
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
1,938
Puanları
63
Şeriat,kanun oluşturma,kanun koyma yetkisinin tüm insanlarda olduğunu söylüyorum.Allah'ın bu konuda istediği şart adil olmaktır.Allah insanlara Kur'an'da iyiyi kötüyü bildirir.Kanun ve yasaları düzenlerken ayetlere uygun kanun ve yasalar yapılmalıdır.Resul de zamanında kanun ve yasa yapmıştır.Bu kanunlardan da faydalanılabilir.
Benim sana söylediğim kanun ve yasalar yapılırken Kur'an'a uygun olma gerekliliğidir.Buna resul de uymak zorundadır ve uymuştur.
Geçmiş dönemlerde yapılan ve resule isnat edildiği halde Kur'an'a uymayan kanun ve yasaları resul yapmış olamaz.Bunlar sonradan gelen kişilerin yaptıkları kanunların. Kur'an'a uymayan kanunları resule atfederek meşrulaştırmak için hadis rivayetleri uydurmuşlar.Zaman içerisinde Kur'an'a uymayan bu kanunların resul'ün uygulamaları olarak görülmesiyle din kanunları olarak kabul görmüş ve insanlar Kur'an çizgisinden sapmıştır.
Bu kanunların Kur'an'a uyanları araştırıp kullanılabilir ancak günümüze uyarlamak gerekirse düzenlemeler de yapılabilir.
Neyse en azından şeriatın yani islam hukukunun gerekliliğini kabul etmiş oldun.Ancak mealcilerin tamamına yakını bu konuda laik düşünüyorlar beşeri kanunlarla beşeri sistemler ile ilgili bir eleştirileri yok.Yani insan hayatının nerdeyse tamamını düzenleyen beşeri kanunları normal sayıyorlar ancak peygamberin insan hayatını düzenleyen teşri yetkisine karşı çıkıyorlar.Ne büyük çelişki değil mi?
bu konuda diğer başlıkta yazılan makaleden alıntı aşağıda var mı buna itirazın

-Hadis ve sünneti reddedenler, hayatın ayrıntılarıyla ilgili dini hükümlerin kısm-ı azamının kaynaklarının sünnette olması münasebetiyle, sünneti devre dışı bırakarak hayatta boşluk oluşturmak istemektedirler. Bu istemin arka plânında moderniteye; hayatın Allahsız yorumu olan batı medeniyetine iktidar yolu açmak düşüncesi vardır. Bu sebeple de sünneti itibarsız kılma ve hadis inkârcılığı daha çok sömürge ülkelerinde yaşayan Müslüman toplumlarda ortaya çıkmıştır. Büyük Âlim Mevdudi, Hint ve Pakistan topraklarında bunlara karşı, özellikle hadis düşmanlıklarıyla müsellen Kadıyani’lere karşı büyük mücadeleler vermiştir. Halkı Müslüman toplumlardaki hadis inkârcılarının çoğu, batı medeniyetinin üstünlüğünü kabul etmiş, kendileri de hayatın sorunlarına dinden çözüm üretecek donanımda olmayan “kabız” kimselerdir.
3-Hadis ve sünneti reddedenler, Müslümanların derece farklarını belirlemenin en önemli ölçüsü olan sünneti kabul etmeyerek, batılılaşmayı din hâline getiren insanlarında Müslümanlığına hükmederek dünya sisteminin meşruluğuna yol aramaktadırlar. Sünnet en önemli ölçüdür. Kimin iyi, kimin kötü Müslüman olduğunun biricik kriteri Kur’an ve sünnettir. Sünneti reddedenler bu kriteri yok ederek batı merkezli değerleri insan olmanın ölçüsü yapmak isteyenlere taşeronluk yapmaktadırlar. Ya da değer merkezli parelel bir dinin zuhuruna yardımcı olmaktadırlar.
4-Hadis ve sünneti reddedenler, Hz. Peygamber’i ve tevhit mücadalesini tarihselleştirerek Müslümanların batılılaşmaya karşı alternatif bir medeniyet kurmalarını engellemek istemektedirler. Alternatif bir medeniyet oluşturmanın ayrıntıları hadis ve sünnetin içerisindedir. Hayatın genişlik alanı ve insanca kurgulanması bağlamında hadislerde birçok özel ve genel hüküm mevcuttur. Sünnet dışlandığı zaman, boşluk kabul etmeyen hayat bunu farklı dünya görüşleri ve medeniyet anlayışlarıyla dolduracaktır.
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
Neyse en azından şeriatın yani islam hukukunun gerekliliğini kabul etmiş oldun.Ancak mealcilerin tamamına yakını bu konuda laik düşünüyorlar beşeri kanunlarla beşeri sistemler ile ilgili bir eleştirileri yok.Yani insan hayatının nerdeyse tamamını düzenleyen beşeri kanunları normal sayıyorlar ancak peygamberin insan hayatını düzenleyen teşri yetkisine karşı çıkıyorlar.Ne büyük çelişki değil mi?
bu konuda diğer başlıkta yazılan makaleden alıntı aşağıda var mı buna itirazın

-Hadis ve sünneti reddedenler, hayatın ayrıntılarıyla ilgili dini hükümlerin kısm-ı azamının kaynaklarının sünnette olması münasebetiyle, sünneti devre dışı bırakarak hayatta boşluk oluşturmak istemektedirler. Bu istemin arka plânında moderniteye; hayatın Allahsız yorumu olan batı medeniyetine iktidar yolu açmak düşüncesi vardır. Bu sebeple de sünneti itibarsız kılma ve hadis inkârcılığı daha çok sömürge ülkelerinde yaşayan Müslüman toplumlarda ortaya çıkmıştır. Büyük Âlim Mevdudi, Hint ve Pakistan topraklarında bunlara karşı, özellikle hadis düşmanlıklarıyla müsellen Kadıyani’lere karşı büyük mücadeleler vermiştir. Halkı Müslüman toplumlardaki hadis inkârcılarının çoğu, batı medeniyetinin üstünlüğünü kabul etmiş, kendileri de hayatın sorunlarına dinden çözüm üretecek donanımda olmayan “kabız” kimselerdir.
3-Hadis ve sünneti reddedenler, Müslümanların derece farklarını belirlemenin en önemli ölçüsü olan sünneti kabul etmeyerek, batılılaşmayı din hâline getiren insanlarında Müslümanlığına hükmederek dünya sisteminin meşruluğuna yol aramaktadırlar. Sünnet en önemli ölçüdür. Kimin iyi, kimin kötü Müslüman olduğunun biricik kriteri Kur’an ve sünnettir. Sünneti reddedenler bu kriteri yok ederek batı merkezli değerleri insan olmanın ölçüsü yapmak isteyenlere taşeronluk yapmaktadırlar. Ya da değer merkezli parelel bir dinin zuhuruna yardımcı olmaktadırlar.
4-Hadis ve sünneti reddedenler, Hz. Peygamber’i ve tevhit mücadalesini tarihselleştirerek Müslümanların batılılaşmaya karşı alternatif bir medeniyet kurmalarını engellemek istemektedirler. Alternatif bir medeniyet oluşturmanın ayrıntıları hadis ve sünnetin içerisindedir. Hayatın genişlik alanı ve insanca kurgulanması bağlamında hadislerde birçok özel ve genel hüküm mevcuttur. Sünnet dışlandığı zaman, boşluk kabul etmeyen hayat bunu farklı dünya görüşleri ve medeniyet anlayışlarıyla dolduracaktır.
Kardeş o kadar çok itirazım var ki nereden başlayacağımı bilmiyorum.
İtirazımın en önemli kısmı hayata bakışınızla ilgili.Bu yazı ve senin söylediklerin bana öyle hissettiriyor ki sanki sizler bu dünyada yaşamıyor muşsunuz gibi geliyor.Benim bu sözlerden anladığım bu dünyadan bahsetmiyorsunuz ya da körsünüz.

Öylesine kurgular yaparak ve insanları itham ederek yazmış ki yazdıklarının tamamının yalan olduğu düşüncesini veriyor.Ayrıca bir kişi bu kadar çok fikirlere değil de şahıslara saldırı yaparak ithamlarda bulunuyorsa bana göre de bu kişinin sakladığı art niyeti vardır.Yani aslında tüm bu kişiler için söylediği amaçları kendisi besliyor olabilir zira batı medeniyeti yıllardır İslam coğrafyası üzerinde tam bir hakimiyet kurmuş.Bu hakimiyeti kurarken müslümanlar hadis ve sünneti red eden kişiler miydi?Değildi değil mi ve bu kişi hadis ve sünneti red edenlerin batı dünyasının adamlarını olduğunu söylüyor.Peki hadis ve sünneti red edenler ve söylüyor.

"Bu hadis ve sünnetten gelen hayat tarzı çağımıza cevap verecek nitelikte değildir.İslam toplumları bu görüşlerde devam ederlerse bu geri kalmışlık devam edecek.Bu yüzden bizler bu hayat tarzında değişiklik yapmalıyız.Bu değişikliği de Kuran'a göre yapmalıyız çünkü bizler hadis ve sünneti dinin ve hayatın kaynağı gördüğümüz için içindeki hurafe ve yalanlardan kurtulup doğru düşünceye doğru bilgiye yönelemiyoruz.Kuran ile hadislerdeki hayatın da farklı olduğunu görüyoruz.Bu yüzden Kuran'ın gösterdiği yolda sosyal ve bilimsel yenilikler yaparak bilgi ve kabiliyetlerimizi arttırmalıyız." (Hadis ve sünneti red edenler ne söylüyor diye başladım ama bu gerekçe tamamen benim gerekçelerimin bir kısmıdır.Yukarıda isimleri verilen kişilerin ve fikir akımlarının hiç birini tanımam.)

Şimdi sen ne dersin İslam alemi bu batı medeniyetine karşı kendisini değiştirmedikçe galip gelebilir mi?
İslam alemi yüzyıllardır içinde bulunduğu yanlışlarını görüp değiştirmedikçe batı medeniyetine karşı galip gelebilir mi?
İslam medeniyetinin yanlışları hiç yokmuş gibi yazılar yazan ve yanlışları görüp bunları düzeltme konusunda söz ve fikir üreten kişilere karşı yazılarıyla düşmanca tavır alan,bu yanlışları görüp düzeltmemiz gerektiğini savunan kişileri batı medeniyetinin adamı olmakla suçlayan kişi yanlışları yaptıkça batı medeniyetine karşı mağlup durumun değişmeyeceği için aslında kendisi batı medeniyetinin adamı değil midir?

Ben ayrıca bu yazıyı yazan kişinin kendisine de sen bu yazıları buradan yayınlamadan önce itirazda bulundum ve beyan ve fussilet kelimelerinin manalarını sordum.Kendisi cevap vermedi.Takipçileri her zamanki gibi hakaretler ettiler.Bu kişiler iki kelimenin bile manasını veremeyecek anlayamayacak bir zihniyete sahipler.Bu yüzden kimlerin peşinden gidiyorsanız kendiniz için kendi akıl,fikir sağlığınız için gittiğiniz yolu kendi kendinize bir muhasebe edin.Yalanları yanlışları mutlak doğru olarak sizlere bizlere sunuyorlar ve hepimizi kandırıyorlar.
Biz bu yanlışlara devam ettiğimiz sürece aynı sıkıntılar başımıza gelmeye devam eder ve bizler sadece birbirimizi yeriz ve o beğenmediğimiz batı medeniyeti ürettiği bilim ile islam coğrafyasını sömürmeye devam eder.
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
1,938
Puanları
63
yazı uzun olduğu için alıntı yapmadım.Mehmet SÜRMELİ hocayı nerdeyse 30 yıldır tanırım çizgisinde en ufak değişiklik yapmamış tamamen kurana ve sünnete göre hareket eden ender dava adamıdır.
Bu konuda şüphen olmasın.
Onun çabası tüm yazılarının ortak noktası dünyaya islam medeniyetinin hakim kılınmasıdır.
Bu nedenle mealcilere son günlerde sert eleştiriler getirmektedir.Çünkü kuru meal demek insan ve toplum hayatının düzenlenmesinde boşluklar bırakmak bu boşlukarı ise beşeri ideolijinin doldurması demektir.Hukuk iktisad alanında bir şey söylemeyen din hıristiyanlık ve diğer dinler gibi dünyavi düzenlemelerde ilah olarak beşeri ideolijileri kabul eder.
hatırlattığın için linkini vereyim facebook hesabı https://www.facebook.com/mehmetsurmelihoca/
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
yazı uzun olduğu için alıntı yapmadım.Mehmet SÜRMELİ hocayı nerdeyse 30 yıldır tanırım çizgisinde en ufak değişiklik yapmamış tamamen kurana ve sünnete göre hareket eden ender dava adamıdır.
Bu konuda şüphen olmasın.
Onun çabası tüm yazılarının ortak noktası dünyaya islam medeniyetinin hakim kılınmasıdır.
Bu nedenle mealcilere son günlerde sert eleştiriler getirmektedir.Çünkü kuru meal demek insan ve toplum hayatının düzenlenmesinde boşluklar bırakmak bu boşlukarı ise beşeri ideolijinin doldurması demektir.Hukuk iktisad alanında bir şey söylemeyen din hıristiyanlık ve diğer dinler gibi dünyavi düzenlemelerde ilah olarak beşeri ideolijileri kabul eder.
hatırlattığın için linkini vereyim facebook hesabı https://www.facebook.com/mehmetsurmelihoca/
30 yıldır çizgisinde en ufak değişiklik yapmayan kişi 30 yıldır iyi bir şey yapmamış demektir.İnsan 30 yılda kendini daha iyiye daha doğruya yönlendirip 30 yılda İslam medeniyetini dünyaya hakim kılmalıydı.Bizim bu cemaat liderleri gerçekten İslam medeniyetini dünyaya hakim kılmak konusunda samimi olsalardı müslümanlar emperyalistler tarafından dünyada böylesine ezilip sömürülmezlerdi.

Bak 30 yıldır "çizgisinde en ufak değişiklik yapmamıştır" dediğin kişi ne yapıyor?Kuran ile islamı anlamaya çalışan müslümanlara laf söyleyip düşmanlığı körüklüyor değil mi?Niye bunları söylüyorum biliyor musun birazcık nasıl kandırıldığımızı anlaman umuduyla yazıyorum.Sen bu adamdan övgü ile bahsediyorsun çünkü sana göre doğru çünkü seni bu zihniyette yetiştirmişler hepimizi olduğu gibi fakat bu görüş,bu bakış açısı yanlış.Dünyada bu söylediğini yapan insanlara bir bak bir ömür boyu çizgilerini değiştirmedikleri halde medeniyetlerini kuramadıktan sonra kendi dindaşlarına kendi fikirdaşlarına mı saldırmışlar yoksa amaçları uğrunda çaba gösterip aklı başında davranıp hedeflerine doğru yürüyüp zafer mi kazanmışlar.Mealcilere ya da başka müslümanlara sert eleştiriler getirerek mi kuracak dünyaya İslam medeniyetini?Bunu yapacaksa nereye kadar yapacak bir 30 sene de bunun için mi uğraşacak.Bu arada senin çok hoşuna gidecek ve 30 sene daha aldanmaya hep beraber devam edeceğiz değil mi?
Nereye kadar kandırılmaya devam edeceğiz ?Sence de bu işte bir yanlış yok mu?
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,236
Puanları
63
Ayrıca "kuru meal" ya da "mealci" ne demek Allah aşkına meal Kuran'ın tercümesi değil mi?Ne kadar tam manasını veremez desek de meal dediğin Allah'ın kelamının anlayabildiğin dile tercümesidir.Meal olmasa Allah'ın kelamını nasıl anlayacaktın?Arapça öğrensen bile yine meal yaparak anlamak zorundasın çünkü Arapça anadilin değil.
Sence de Allah'ın kelamını "kuru meal" diyerek aşağılayıcı ve dışlayıcı konuşman edebe ve terbiyeye aykırı değil mi?
Üstelik mealci dediğin kişi,ben mesela sana bu tartışmamızın başından beri beyan ve fussilet kelimelerinin anlamlarını soruyorum ve beyan kelimesini Mehmet Sürmeli'nin ve bu görüşteki herkesin yanlış kullandığını söylüyorum.Bu kelimelerin doğru anlamlarını bulmak için günlerimi verdim pek çok yerden araştırmalar yaptıktan sonra ulaştığım sonucu Arap tanıdıklarıma sorarak teyid ettirdim.Bu mealcilik midir?
Bu kelimelerin anlamlarını kime sorsam bilmiyor araştırmamış ne kadar izah etsem de kafalarındaki sisteme uymadığı ve bu kelimelerin manaları Mehmet Sürmeli'nin yazısının manasını etkisiz kıldığı gibi inandıkları sistemi de yıktığı için kabul edemiyorlar ve araştırmaktan bile kaçınıyorlar.Araştırmadan önüne gelen bilgiyi yanlış olduğunu gördüğü halde kabul eden doğruyu red eden kişiler mi mealcidir yoksa her kelimenin manasını araştırıp doğruya ulaşmaya çalışan kişiler mi ?
 

tengiz

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
214
Puanları
18
Ayrıca "kuru meal" ya da "mealci" ne demek Allah aşkına meal Kuran'ın tercümesi değil mi?Ne kadar tam manasını veremez desek de meal dediğin Allah'ın kelamının anlayabildiğin dile tercümesidir.Meal olmasa Allah'ın kelamını nasıl anlayacaktın?Arapça öğrensen bile yine meal yaparak anlamak zorundasın çünkü Arapça anadilin değil.
Sence de Allah'ın kelamını "kuru meal" diyerek aşağılayıcı ve dışlayıcı konuşman edebe ve terbiyeye aykırı değil mi?
Ve kaleci(darul_beka) ters köşeye yatar.
 
Üst