Caglarin Imami Azami Ebu Hanife | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Caglarin Imami Azami Ebu Hanife

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Caglarin Imamı Azamı Ebu Hanife...

Milli Gazete Yazarı Nurettin Yıldız`dan İmamı Azam`ın hayatına ilişkin
nefis bir yazı...

"Allah kimin hakkında hayır dilerse onu dinde fakih yapar.
" Hadis-i Şerif

--Adı, Numan bin Sabit.
--Künyesi, Ebu Hanife...
--Şöhretli adı, İmam-ı A`zam`dır.
--Hicretin 80. yılında Kûfe`de doğdu.
--Hicretin 150. senesinde Bağdat`ta vefat etti...

Arap olmayan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Arapça`nın önemli isimlerinden biri oldu.
Müslümanların imamlarındandır.
İmamlığını da a`zamlıkla perçinledi.
Onu şu veya bu nedenle sevmeyenler bile ilmi önünde diz çöktü.
İlerleyen asırlar onu hep yüceltti...

Yeryüzünün mamur olan her yerinde müminler varsa,
onun adı da muhakkak orada oldu.
İlim denince o anlaşıldı.

Hele "fıkıh" demek Ebu Hanife demek oldu.

Kitaplara girdi, gönüllere girdi. Kalplerde taht kurdu.
Çağdaşları arasında ve ardından gelenlerden onun gibi ilmi şöhreti
olan adı unutulmuş yüzlerce âlim varken o,
milyarlara varan mümine ışık tuttu.
İbadet ve hayat rehberi oldu. Sevildi, sayıldı...

Önce ticaretle ilgileniyordu.
Muttaki bir ailenin çocuğu olarak sadece Kur`an`ı ezber bilen ve
herkes kadar bilgisi olan bir gençti.
Zamanın büyük âlimi Şa`bi`nin bir ikazı üzerine 22 yaşında iken ilim
yoluna girdi. Hocası Hammad bin Ebi Süleyman`ın derslerine on sekiz
yıl devam etti. O ölünce onun kürsüsüne oturdu.

Okudu, okuttu. Üst el olabilmek için de ticareti bırakmadı.
Ölünceye kadar Kûfe`deki kumaş dükkânını işletti.
Kimsenin himmetine muhtaç olmadan hatta başkalarına himmet
ederek ilim yolunda ilerlemeyi,
zirvelere tırmanmayı gösterdi.
Talebelerinin hem hocası hem babası oldu...

Ticaret yaptı; ama yetmiş yaşında vefat ettiğinde;
"İmam-ı A`zam"dı.
Talebelerinden İmam Züfer diyor ki:

Ebu Hanife`nin yanında yirmi yıldan fazla kaldım.
İnsanlara ondan daha merhametli ve iyiliksever kimse görmedim.
Kendisini Allah`a adamıştı.
Gündüzleri ilim öğrenme ve öğretmeyle,
insanların meselelerine cevap vermeyle geçerdi...

Oturduğu yerden kalktıysa bir hasta ziyareti, cenazeye iştirak,
bir fakire yardım, bir arkadaşını ziyaret için kalkmış olurdu.
Gece olunca da namaz ve Kur`an okumayla geçerdi vakti.
Öldüğü zamana kadar onu böyle gördüm.

Bir "Âlim" tavrı
Halife Mansûr, Ebu Hanife`ye hürmet eder, ilgi gösterirdi.
Bir defasında yüklü bir hediye gönderip duasını almak istedi.
Ebu Hanife hediyeyi kabul etmeyip geri gönderdi.
Hâlbuki değil hediyesini almak, terliklerine el sürmek için yarışanlar vardı.

Mansûr, hediyesini neden kabul etmediğini sorunca şu cevabı verdi:
Müminlerin emiri olarak bana verdiğiniz hediye,
sizin kendi malınızdan olsa onu geri çevirmezdim.
Verdiğiniz Müslümanların malındandı.
Benim o malda hakkım yok ki, nasıl alayım!

Vakarlı idi ...
Vakarlı ve şıktı. İlmin heybetini hiç sarsmadı.
Yediren, ikram eden o olurdu. Fakirlerin umudu,
hastaların müşfik eli oldu. Veren el oldu, alan el olmadı.
Ders okuttuğu talebelerinin ihtiyaçlarını da giderdi.
Onları başkalarının sadakasına muhtaç etmedi.

En büyük üç talebesinden birisi olan Ebu Yusuf diyor ki:
"Beni ve ailemi tam yirmi yıl o baktı."

Ufku açık göğsü genişti. Bildiği meseleleri bile istişare ederdi.
Dün ders halkasına katılıp talebesi olmakla şereflenen bir talebesine
bile "Sen ne diyorsun?" demekten çekinmezdi.
Sinirlenmezdi. Sonuna kadar dinler,
kısa bir cevapla karşısındakini sustururdu.
İkna kabiliyeti dillere destandı.

"Şu direk altındır derse, itiraz etme.
Ona seni muhakkak ikna eder." sözü onun için denmiştir.
 

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Fıkıh sistematiğini kurdu...
Sahabilere görüştü. Tabiinden olduğu da söylenmiş olmakla beraber,
üçüncü nesil olan tebeuttabiinin büyüklerinden olduğunda görüş birliği
vardır. İlmini sahabilerin dizi dibine oturmuş ilk kuşaktan ve onların
talebelerinden aldı...

İslamî ilimler alanında çığır açtı...
İlim ve fıkıh sistematiğini kurmak ona nasip oldu.
Kendisinden sonra gelen fakihler onun açtığı çığırdan istifade etti.
Onun zamanı, neyin nasıl olacağının henüz sistemleşmediği bir
zamandı. O adeta mücevher dolu bir dağın kazılıp işlenmesini öğretti.

Bu yüzden İmam Şafii:
"İnsanlar fıkıhta Ebu Hanife`nin evlatlarıdır." demiştir...
Siyasetçilere ilgi duymadı, devlet görevi almayı kabul etmedi.
Siyasilerin hatalı tutumlarını açıkça tenkit etti.
Doğru gördüğü eylemlere maddi manevi destek verdi.
Küçük bir şüphe üzerine bile kafaların uçurulduğu bir zamanda,
zalim olarak gördüğü halifelere karşı açık bir tavır koydu.
Onlara karşı haktan yana gördüklerine destek verdi...

Çağın akımlarına kapılmadı...
İlim ve şöhreti arttıkça tevazuu arttı.
Etrafındakilerin ona hayranlığı ilerledikçe,
onun Allah korkusu ilerledi. İlmini kendisi için değil,
dini için kullandı...

Kimin ne dediğine aldırmadı. Çağının akımlarına kapılmadı.
Dik durdu ve etrafındakilere cesur bir örnek oldu.
Eğilmedi ve eğmedi...

Takva ehli idi.
Gündüz ilim meclislerinde gece de seccadede olurdu.
Bir gün iki kişinin kendisi hakkında "Sabaha kadar ibadet edip
uyumuyor." denildiğini duydu.
"Vallahi, ben dedikleri gibi olmak zorundayım." diyerek,
o günden sonra gece uykusunu kendisine tamamen yasakladı...

Halife, kadılık görevini kabul etmesini emretti.
"Ben o iş için uygun değilim." diye cevap verdi.

Halife: "Yalan söyleyip kurtulmak istiyorsun.
Sen bu görev için uygunsun."
diye itiraz edince.

cevabı şu olmuştu:

"Evet sen de yalancı olduğumu söyledin.
Yalancı birinin böyle bir görevde olması doğru değildir."

Allah rahmet eylesin. Çağının en büyük imamına!
Açtığı çığırda müminlerin çağlardır yürüdüğü ve hayırla andığı imama!
Fıkıh imamlarının a`zamına!

Hapsedildi, işkence gördü...
Ders halkasına katılan talebelerine doğrunun yanında yer almalarını emretti.
Zamanın siyasi iktidarı onun halk katındaki saygınlığından
yararlanmak için en üst seviyede bir görevi kabul etmesini ısrarla
teklif ettiler. Kabul etmediği gibi onları küçük düşüren cevaplar bile
verdi. Bunun üzerine hapsedilmiş ve dövülmüştür...

Ölüm nedeni de hapishanede gördüğü işkenceler olmuştur.
Hapsedildi, işkence gördü, ölümü göze aldı;
ama hak bildiğinden taviz vermedi.
İlmini geçim kaynağı olarak görmedi.
Değnek bulup arkasına gizlenmedi.
Asrının dehası olduğu halde,
köle gardiyanların kırbaçları aylarca vücudunda indi kalktı.
O ise, zulme ve zalime destek olmaya yanaşmadı...

Allah rahmet eylesin. Çağının en büyük imamına!
ALLAHA Emanet olun...
SaygILarImla...


[Bir siteden alintidir bu yazi da (€fs@n€]
 
Üst