Bursa Valisine Sorulan Çetin Sorular

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
ALİ USTA'NIN HATIRALARINDA ŞEYH ŞERAFEDDİN DAĞISTANÎ (K.S.)

Bursa Valisi Abbas Halim Paşaya Gelen Ecnebinin Sorduğu Sualler

Aslen Kafkasyalı olan Şeyh Şerafettin Dağıstanî, Osmanlının son dönemlerinde yaşamış, ilim, şahsiyet ve hizmetleriyle önde gelen Nakşibendi Şeyhlerindendir.. Kendisinin Kurtuluş Savaşında büyük yararlıkları ve hizmetleri nakledilir..

Ali Usta Anlatıyor:

Bir gün yatsı namazından sonra evime Hasan isminde birisi geldi.

- Ali Usta, Şeyh Efendi seni çağırdı, dedi. Şeyh Şerafeddin Efendi'nin evine gittim. Tek başına odasında oturuyordu ve yazı ile meşgul idi. Selam verip girdim.

- Efendim, beni çağırmışsınız, dedim.

- Ali Usta! Otur orada...

diye işaret etti. Kendisi yazısına devam etti. Yatsıdan sonra saat on ikiye kadar oturdum. Bu süre içinde bana bir şey söylemedi. Benim de hatırıma "Acaba Hasan beni kendiliğinden mi çağırdı?" diye geldi. Ben böyle düşünürken kapıya bir otomobil geldi. Evden koştular. "Bursa'dan Şeyh Servet gelmiş" dediler. Şeyh Servet yukarı çıktı, Şeyh Şerafeddin Efendi, Şeyh Servet'e dedi ki:

- Servet! Bu geç vakitte gelişinin sebebi nedir? (O sıralarda Şeyh Servet, Bursa'da Şeyhlik ve Ulu Cami'de vaizlik yapıyordu. Bursa mebusluğu da yaptı. O vakit seferberlik vardı. Abbas Halim Paşa Bursa'da Vali idi.)

Şeyh Servet:

- Abbas Halim Paşa'ya bir ecnebi gelmiş; bir takım dini sualler sormuş. Cevap veremeyince Paşa beni çağırdı. Ben de bir yere kadar cevap verdim. Ondan sonra ben de cevap veremedim. O vakit Abbas Halim Paşa kızdı:

- Camii Kebir'de taş kürsüye çıkarsınız; halkın karşısında bülbül gibi ötersiniz. Ver bunun cevabını, dedi. O vakit ben dedim ki:

- "Paşam, bana üç gün müsaade ver." İşte Efendim, bunun cevabını almaya sana geldim.

Şeyh Şerafeddin Hz.:

- Ne sordu sana? Sorduğu sualleri söyle bakalım. Şeyh Servet:

- İlk olarak, nesteizübillah "Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı-kuruyu -ki apaçık Kitab'dadır-, ancak O bilir." (6/59) ayetini okudu ve bu ayette, "dünyada yaş-kuru ne varsa Kur'an'da mevcuttur", deniyor. Halbuki gemileri aradım, bulamadım, dedi. Ben cevaben şu ayeti okudum:

- Nesteizübillah, işte, ALLAH (cc.) diyor ki: "Ben size demiri indirdim, onda korkunç bir şiddet var. İnsanlar için menfaatli bir çok şeyler de var." (57/25) İşte zırhlı gemiler bunun içindedir, dedim.

- Pekala, elektrikten hangi ayette bahsedilmektedir? diye sordu.

- Estaizübillah : "ALLAH göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. ALLAH dilediğini nuruna kavuşturur. ALLAH insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir." (24/35) ayeti elektriğe işaret etmektedir, dedim.

- Pekala, tayyare hangi ayette geçmektedir? Ben de dedim ki:

- Nesteizübillah : "Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır." (16/8)

- Pekala! Siz bu kadar güzel bunları biliyorsunuz da niçin bir tanesini siz yapmadınız da biz yaptık? dedi.

- O vakit, ilim ve siyaset birbirine uygun değildi de onun için, dedim.

- Sizin Peygamberiniz Hz. Muhammed'in (s.a..v.) siyasi meslek de ilmi meslek de elinde idi. Bu Kur'an'da O'na geldi. O niçin yapmadı?

- Burada cevapsız kaldım, Efendim. Cevap veremedim. O vakit Şeyh Efendi dedi ki:

- Peki bunun cevabını ben sana versem; o adam daha büyüğünü sorarsa ne yaparsın?

- Aman Efendim, sen bilirsin. O vakit Şeyh Efendi dedi ki:

- Sen git. Yarın bana bir araba gönder. O ecnebi de beklesin. Ben onu cevaplandıracağım.

Şeyh Efendi ertesi sabah gitti. Ben her gün gidip "Şeyh Efendi geldi mi?" diye yokluyorum. Şeyh Efendi'nin niçin gittiğini benden başka bilen yok. Şeyh Efendi geldiği vakit bana haber verdiler. "Şeyh Efendi çağırıyor seni" dediler. Gittim.

- Efendim, neden bu kadar geç kaldın? dedim.

- O ecnebiyi cevaplandırdığım vakit, Abbas Halim Paşa çok sevindi ve bana "Ne maksadın varsa benden iste" dedi. Ben de "Köyümüz 70 haneye verilmiş bir köydü. Şimdi çoğaldık. Arazi dar olduğu için hükümet arazisinden arazi isterim" dedim. İstanbul'a bir kaç defa telgraf çekildi. Oradan şöyle cevap geldi: "Bu civarda müsait arazi yoktur. Anadolu dahilinde başka yerlerden verelim." Biz de razı olmadık. Ondan sonra Abbas Halim Paşa bana dedi ki:

- Sen bir iki tane çiftlik bul. Ben kendi paramla alacağım. (Daha sonra Karakilise denilen yerden iki tane çiftlik aldı köy namına.)

- Cevabın nasıl oldu Efendim? dedim. Şeyh Efendi şöyle anlattı:

- Eğer Resulullah tayyare yahut zırhlı gemii yapmış olsaydı halkı İslam dinine zorla sokmuş olurdu. "Korkuttu da halkı müslüman etti" denirdi. Ve din çabucak kaybolurdu. Halbukiyse mecbur etmedi ve korkutmadı. Güzel ahlak ile dine davet etti. Peygamber Efendimiz, "ALLAH beni güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderdi" dedi. İnsanları öldürmek için değil. Ayrıca, Resulullah (s.a.v.), kendisine inanmayanların neslinden İslam dinine hizmet edecek bir kimse gelecek ise, O'nun hatırına o kimseleri öldürmezdi, dedim. O zaman o yabancı:

- Hz. Muhammed, düşmanlarının neslinden gelecek kimseleri nasıl bilebilir ki? dedi. Cevaben:

- Değil Resulullah, O'nun varisi durumunda olan evliya bile bilir. Senin baban filan, deden şu, dedenin babasının ismi şu, deyip adamın şeceresini saydım. Biz bunları görüyoruz. Onları gördükten sonra senden kıyamete kadar gelecek nesili de görürüz. Onlardan bir kişi iyi ise, O'na hürmeten seni de öldürmeyiz. Biz insan öldürmeye gelmedik dünyaya, amma siz öldürürsünüz. Siz insan öldürmeyi düşündüğünüzden yaptınız bu silahları, dedim. İnşaALLAH bu konuşma üzerine o yabancı müslüman olmuştur.


(alıntıdır)
 

AlAcA

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ara 2006
Mesajlar
117
Puanları
0
Yaş
32
hocam süper Allah razı olsun
 

ekvani

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
7 Ara 2006
Mesajlar
243
Puanları
0
teşkkürler,insan haddini hududunu bir kez daha görüyor böylelikle..
teşekkürler.
 

Kajin

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Haz 2006
Mesajlar
240
Puanları
0
Allah razı olsun zevkle okudum.
 

melde

helina_roje
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
2,238
Puanları
0
Rabbim razı olsun hirahos abi çok güzel yazılar paylaşıyorsunuz.
 

HURİ

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
29 Eyl 2006
Mesajlar
84
Puanları
0
Çok etkileyiciydi ALLAH razı olsun
 

Savm

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
3,874
Puanları
0
Allah Razı Olsun kardeşlerim ..



Selam ve Dua ile...
 

Arifane

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Kas 2006
Mesajlar
843
Puanları
0
Yaş
52
hirahos, merhaba görüşemiyoruz
dostum güzel bir yazı yazmışsın gönlüne
sağlık yazındaki ali ustayı tanıyan arkadaşlarım var
bu konuyu bana bir kez anlatmıştı şeyh efendi hz.
bursa güney köyde bulunuyor yalovaya 15 km.
acaba dedim sende bağın gülümüsün hu.............
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Allah razı olsun Arifane üstadım.. Teveccüh göstermişsiniz.. Biz, mübareğin silsilesini bilmiyoruz.. Nette rast gelmiş ve buraya almıştım..
 

sufi7007

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
24 Nis 2007
Mesajlar
1,161
Puanları
38
Ali Usta müriddir.

hirahos' Alıntı:
mübareğin silsilesini bilmiyoruz.

Ali Usta ; Şeyh Şerafeddin Dağıstani'nin "sade bir müridi"dir. Kabri Yalova Güneyköy'deki Şerafeddin Dağıstani hz. türbesinin de bulundugu kabristandadır. Mezartaşında ALİ SESKIR olarak kayıtlıdır.

Bu mubarek silsileden devam eden bilinen silsileler:

1. NAZIM KIBRISÎ dergahı

2. Hasan BURKAY dergahı

3. Sultan BABA (İhsan Tamgüney) dergahı.
 

hafsa

SABIR DOSTU
İhvan Üyesi
Katılım
19 Nis 2007
Mesajlar
3,057
Puanları
0
Yaş
39
Allah razı olsun..
 

sufi7007

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
24 Nis 2007
Mesajlar
1,161
Puanları
38
ali ustayı tanıyan arkadaşlarım var; bu konuyu bana bir kez anlatmıştı.
şeyh ŞERAFEDDİN DAĞISTANÎ efendi hz. güney köyde bulunuyor; yalovaya 15 km.dedir.
Ali Usta'nın hatıratı internetten okunabilir.

(İlk yazıda bazı harf karakterleri bozuk görünüyor. Düzeltilmesi mümkün mü acaba?)
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
ALİ USTA'NIN HATIRALARINDA ŞEYH ŞERAFEDDİN DAĞISTANÎ (K.S.)

Aslen Kafkasyalı olan Şeyh Şerafettin Dağıstanî, Osmanlının son dönemlerinde yaşamış, ilim, şahsiyet ve hizmetleriyle önde gelen Nakşibendi Şeyhlerindendir.. Kendisinin Kurtuluş Savaşında büyük yararlıkları ve hizmetleri nakledilir..
Konuyu açtığımız vakit: 26-12-2006 21:49… O zaman sorun yoktu. Şimdi Türkçe karakterler bozulmuş. Konu okunması güç hale gelmiş. Düzeltip yeniden yazalım:

ALİ USTA'NIN HATIRALARINDA ŞEYH ŞERAFEDDİN DAĞISTANİ (K.S.)

Bursa Valisi Abbas Halim Paşaya Gelen Ecnebinin Sorduğu Sualler

Aslen Kafkasyalı olan Şeyh Şerafettin Dağıstani, Osmanlının son dönemlerinde yaşamış, ilim, şahsiyet ve hizmetleriyle önde gelen Nakşibendi Şeyhlerindendir.. Kendisinin Kurtuluş Savaşında büyük yararlıkları ve hizmetleri nakledilir..

Ali Usta Anlatıyor:

Bir gün yatsı namazından sonra evime Hasan isminde birisi geldi.

- Ali Usta, Şeyh Efendi seni çağırdı, dedi. Şeyh Şerafeddin Efendi'nin evine gittim. Tek başına odasında oturuyordu ve yazı ile meşgul idi. Selam verip girdim.

- Efendim, beni çağırmışsınız, dedim.

- Ali Usta! Otur orada...

diye işaret etti. Kendisi yazısına devam etti. Yatsıdan sonra saat on ikiye kadar oturdum. Bu süre içinde bana bir şey söylemedi. Benim de hatırıma "Acaba Hasan beni kendiliğinden mi çağırdı?" diye geldi. Ben böyle düşünürken kapıya bir otomobil geldi. Evden koştular. "Bursa'dan Şeyh Servet gelmiş" dediler. Şeyh Servet yukarı çıktı, Şeyh Şerafeddin Efendi, Şeyh Servet'e dedi ki:

- Servet! Bu geç vakitte gelişinin sebebi nedir? (O sıralarda Şeyh Servet, Bursa'da Şeyhlik ve Ulu Cami'de vaizlik yapıyordu. Bursa mebusluğu da yaptı. O vakit seferberlik vardı. Abbas Halim Paşa Bursa'da Vali idi.)

Şeyh Servet:

- Abbas Halim Paşa'ya bir ecnebi gelmiş; bir takım dini sualler sormuş. Cevap veremeyince Paşa beni çağırdı. Ben de bir yere kadar cevap verdim. Ondan sonra ben de cevap veremedim. O vakit Abbas Halim Paşa kızdı:

- Camii Kebir'de taş kürsüye çıkarsınız; halkın karşısında bülbül gibi ötersiniz. Ver bunun cevabını, dedi. O vakit ben dedim ki:

- "Paşam, bana üç gün müsaade ver." İşte Efendim, bunun cevabını almaya sana geldim.

Şeyh Şerafeddin Hz.:

- Ne sordu sana? Sorduğu sualleri söyle bakalım. Şeyh Servet:

- İlk olarak, nesteizübillah "Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı-kuruyu -ki apaçık Kitab'dadır-, ancak O bilir." (6/59) ayetini okudu ve bu ayette, "dünyada yaş-kuru ne varsa Kur'an'da mevcuttur", deniyor. Halbuki gemileri aradım, bulamadım, dedi. Ben cevaben şu ayeti okudum:

- Nesteizübillah, işte, ALLAH (cc.) diyor ki: "Ben size demiri indirdim, onda korkunç bir şiddet var. İnsanlar için menfaatli bir çok şeyler de var." (57/25) İşte zırhlı gemiler bunun içindedir, dedim.

- Pekala, elektrikten hangi ayette bahsedilmektedir? diye sordu.

- Estaizübillah : "ALLAH göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. ALLAH dilediğini nuruna kavuşturur. ALLAH insanlara misaller verir. O, her şeyi bilir." (24/35) ayeti elektriğe işaret etmektedir, dedim.

- Pekala, tayyare hangi ayette geçmektedir? Ben de dedim ki:

- Nesteizübillah : "Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır." (16/8)

- Pekala! Siz bu kadar güzel bunları biliyorsunuz da niçin bir tanesini siz yapmadınız da biz yaptık? dedi.

- O vakit, ilim ve siyaset birbirine uygun değildi de onun için, dedim.

- Sizin Peygamberiniz Hz. Muhammed'in (s.a..v.) siyasi meslek de ilmi meslek de elinde idi. Bu Kur'an'da O'na geldi. O niçin yapmadı?

- Burada cevapsız kaldım, Efendim. Cevap veremedim. O vakit Şeyh Efendi dedi ki:

- Peki bunun cevabını ben sana versem; o adam daha büyüğünü sorarsa ne yaparsın?

- Aman Efendim, sen bilirsin. O vakit Şeyh Efendi dedi ki:

- Sen git. Yarın bana bir araba gönder. O ecnebi de beklesin. Ben onu cevaplandıracağım.

Şeyh Efendi ertesi sabah gitti. Ben her gün gidip "Şeyh Efendi geldi mi?" diye yokluyorum. Şeyh Efendi'nin niçin gittiğini benden başka bilen yok. Şeyh Efendi geldiği vakit bana haber verdiler. "Şeyh Efendi çağırıyor seni" dediler. Gittim.

- Efendim, neden bu kadar geç kaldın? dedim.

- O ecnebiyi cevaplandırdığım vakit, Abbas Halim Paşa çok sevindi ve bana "Ne maksadın varsa benden iste" dedi. Ben de "Köyümüz 70 haneye verilmiş bir köydü. Şimdi çoğaldık. Arazi dar olduğu için hükümet arazisinden arazi isterim" dedim. İstanbul'a bir kaç defa telgraf çekildi. Oradan şöyle cevap geldi: "Bu civarda müsait arazi yoktur. Anadolu dahilinde başka yerlerden verelim." Biz de razı olmadık. Ondan sonra Abbas Halim Paşa bana dedi ki:

- Sen bir iki tane çiftlik bul. Ben kendi paramla alacağım. (Daha sonra Karakilise denilen yerden iki tane çiftlik aldı köy namına.)

- Cevabın nasıl oldu Efendim? dedim. Şeyh Efendi şöyle anlattı:

- Eğer Resulullah tayyare yahut zırhlı gemi yapmış olsaydı halkı İslam dinine zorla sokmuş olurdu. "Korkuttu da halkı Müslüman etti" denirdi. Ve din çabucak kaybolurdu. Halbukiyse mecbur etmedi ve korkutmadı. Güzel ahlak ile dine davet etti. Peygamber Efendimiz, "ALLAH beni güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderdi" dedi. İnsanları öldürmek için değil. Ayrıca, Resulullah (s.a.v.), kendisine inanmayanların neslinden İslam dinine hizmet edecek bir kimse gelecek ise, O'nun hatırına o kimseleri öldürmezdi, dedim. O zaman o yabancı:

- Hz. Muhammed, düşmanlarının neslinden gelecek kimseleri nasıl bilebilir ki? dedi. Cevaben:

- Değil Resulullah, O'nun varisi durumunda olan evliya bile bilir. Senin baban filan, deden şu, dedenin babasının ismi şu, deyip adamın şeceresini saydım. Biz bunları görüyoruz. Onları gördükten sonra senden kıyamete kadar gelecek nesli de görürüz. Onlardan bir kişi iyi ise, O'na hürmeten seni de öldürmeyiz. Biz insan öldürmeye gelmedik dünyaya, amma siz öldürürsünüz. Siz insan öldürmeyi düşündüğünüzden yaptınız bu silahları, dedim. İnşaALLAH bu konuşma üzerine o yabancı Müslüman olmuştur.


(alıntıdır)
 

Ehl-i Sünnet

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
5 Şub 2011
Mesajlar
3,061
Puanları
63
Gerçekten mükemmel Allah razı olsun paylaşım için...
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
ALİ USTA'NIN HATIRALARINDA ŞEYH ŞERAFEDDİN DAĞISTANÎ (K.S.)

Bursa Valisi Abbas Halim Paşaya Gelen Ecnebinin Sorduğu Sualler

Aslen Kafkasyalı olan Şeyh Şerafettin Dağıstanî, Osmanlının son dönemlerinde yaşamış, ilim, şahsiyet ve hizmetleriyle önde gelen Nakşibendi Şeyhlerindendir.. Kendisinin Kurtuluş Savaşında büyük yararlıkları ve hizmetleri nakledilir..

Ali Usta Anlatıyor:

Bir gün yatsı namazından sonra evime Hasan isminde birisi geldi.

- Ali Usta, Şeyh Efendi seni çağırdı, dedi. Şeyh Şerafeddin Efendi'nin evine gittim. Tek başına odasında oturuyordu ve yazı ile meşgul idi. Selam verip girdim.

- Efendim, beni çağırmışsınız, dedim.

- Ali Usta! Otur orada...

diye işaret etti. Kendisi yazısına devam etti. Yatsıdan sonra saat on ikiye kadar oturdum. Bu süre içinde bana bir şey söylemedi. Benim de hatırıma "Acaba Hasan beni kendiliğinden mi çağırdı?" diye geldi. Ben böyle düşünürken kapıya bir otomobil geldi. Evden koştular. "Bursa'dan Şeyh Servet gelmiş" dediler. Şeyh Servet yukarı çıktı, Şeyh Şerafeddin Efendi, Şeyh Servet'e dedi ki:

- Servet! Bu geç vakitte gelişinin sebebi nedir? (O sıralarda Şeyh Servet, Bursa'da Şeyhlik ve Ulu Cami'de vaizlik yapıyordu. Bursa mebusluğu da yaptı. O vakit seferberlik vardı. Abbas Halim Paşa Bursa'da Vali idi.)

Şeyh Servet:

- Abbas Halim Paşa'ya bir ecnebi gelmiş; bir takım dini sualler sormuş. Cevap veremeyince Paşa beni çağırdı. Ben de bir yere kadar cevap verdim. Ondan sonra ben de cevap veremedim. O vakit Abbas Halim Paşa kızdı:

- Camii Kebir'de taş kürsüye çıkarsınız; halkın karşısında bülbül gibi ötersiniz. Ver bunun cevabını, dedi. O vakit ben dedim ki:

- "Paşam, bana üç gün müsaade ver." İşte Efendim, bunun cevabını almaya sana geldim.

Şeyh Şerafeddin Hz.:

- Ne sordu sana? Sorduğu sualleri söyle bakalım. Şeyh Servet:

- İlk olarak, nesteizübillah "Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı-kuruyu -ki apaçık Kitab'dadır-, ancak O bilir." (6/59) ayetini okudu ve bu ayette, "dünyada yaş-kuru ne varsa Kur'an'da mevcuttur", deniyor. Halbuki gemileri aradım, bulamadım, dedi. Ben cevaben şu ayeti okudum:

- Nesteizübillah, işte, ALLAH (cc.) diyor ki: "Ben size demiri indirdim, onda korkunç bir şiddet var. İnsanlar için menfaatli bir çok şeyler de var." (57/25) İşte zırhlı gemiler bunun içindedir, dedim.

- Pekala, elektrikten hangi ayette bahsedilmektedir? diye sordu.

- Estaizübillah : "ALLAH göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. ALLAH dilediğini nuruna kavuşturur. ALLAH insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir." (24/35) ayeti elektriğe işaret etmektedir, dedim.

- Pekala, tayyare hangi ayette geçmektedir? Ben de dedim ki:

- Nesteizübillah : "Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır." (16/8)

- Pekala! Siz bu kadar güzel bunları biliyorsunuz da niçin bir tanesini siz yapmadınız da biz yaptık? dedi.

- O vakit, ilim ve siyaset birbirine uygun değildi de onun için, dedim.

- Sizin Peygamberiniz Hz. Muhammed'in (s.a..v.) siyasi meslek de ilmi meslek de elinde idi. Bu Kur'an'da O'na geldi. O niçin yapmadı?

- Burada cevapsız kaldım, Efendim. Cevap veremedim. O vakit Şeyh Efendi dedi ki:

- Peki bunun cevabını ben sana versem; o adam daha büyüğünü sorarsa ne yaparsın?

- Aman Efendim, sen bilirsin. O vakit Şeyh Efendi dedi ki:

- Sen git. Yarın bana bir araba gönder. O ecnebi de beklesin. Ben onu cevaplandıracağım.

Şeyh Efendi ertesi sabah gitti. Ben her gün gidip "Şeyh Efendi geldi mi?" diye yokluyorum. Şeyh Efendi'nin niçin gittiğini benden başka bilen yok. Şeyh Efendi geldiği vakit bana haber verdiler. "Şeyh Efendi çağırıyor seni" dediler. Gittim.

- Efendim, neden bu kadar geç kaldın? dedim.

- O ecnebiyi cevaplandırdığım vakit, Abbas Halim Paşa çok sevindi ve bana "Ne maksadın varsa benden iste" dedi. Ben de "Köyümüz 70 haneye verilmiş bir köydü. Şimdi çoğaldık. Arazi dar olduğu için hükümet arazisinden arazi isterim" dedim. İstanbul'a bir kaç defa telgraf çekildi. Oradan şöyle cevap geldi: "Bu civarda müsait arazi yoktur. Anadolu dahilinde başka yerlerden verelim." Biz de razı olmadık. Ondan sonra Abbas Halim Paşa bana dedi ki:

- Sen bir iki tane çiftlik bul. Ben kendi paramla alacağım. (Daha sonra Karakilise denilen yerden iki tane çiftlik aldı köy namına.)

- Cevabın nasıl oldu Efendim? dedim. Şeyh Efendi şöyle anlattı:

- Eğer Resulullah tayyare yahut zırhlı gemii yapmış olsaydı halkı İslam dinine zorla sokmuş olurdu. "Korkuttu da halkı müslüman etti" denirdi. Ve din çabucak kaybolurdu. Halbukiyse mecbur etmedi ve korkutmadı. Güzel ahlak ile dine davet etti. Peygamber Efendimiz, "ALLAH beni güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderdi" dedi. İnsanları öldürmek için değil. Ayrıca, Resulullah (s.a.v.), kendisine inanmayanların neslinden İslam dinine hizmet edecek bir kimse gelecek ise, O'nun hatırına o kimseleri öldürmezdi, dedim. O zaman o yabancı:

- Hz. Muhammed, düşmanlarının neslinden gelecek kimseleri nasıl bilebilir ki? dedi. Cevaben:

- Değil Resulullah, O'nun varisi durumunda olan evliya bile bilir. Senin baban filan, deden şu, dedenin babasının ismi şu, deyip adamın şeceresini saydım. Biz bunları görüyoruz. Onları gördükten sonra senden kıyamete kadar gelecek nesili de görürüz. Onlardan bir kişi iyi ise, O'na hürmeten seni de öldürmeyiz. Biz insan öldürmeye gelmedik dünyaya, amma siz öldürürsünüz. Siz insan öldürmeyi düşündüğünüzden yaptınız bu silahları, dedim. İnşaALLAH bu konuşma üzerine o yabancı müslüman olmuştur.


(alıntıdır)
ALİ USTA'NIN HATIRALARINDA ŞEYH ŞERAFEDDİN DAĞISTANÎ (K.S.)

Bursa Valisi Abbas Halim Paşaya Gelen Ecnebinin Sorduğu Sualler

Aslen Kafkasyalı olan Şeyh Şerafettin Dağıstanî, Osmanlının son dönemlerinde yaşamış, ilim, şahsiyet ve hizmetleriyle önde gelen Nakşibendi Şeyhlerindendir.. Kendisinin Kurtuluş Savaşında büyük yararlıkları ve hizmetleri nakledilir..

Ali Usta Anlatıyor:

Bir gün yatsı namazından sonra evime Hasan isminde birisi geldi.

- Ali Usta, Şeyh Efendi seni çağırdı, dedi. Şeyh Şerafeddin Efendi'nin evine gittim. Tek başına odasında oturuyordu ve yazı ile meşgul idi. Selam verip girdim.

- Efendim, beni çağırmışsınız, dedim.

- Ali Usta! Otur orada...

diye işaret etti. Kendisi yazısına devam etti. Yatsıdan sonra saat on ikiye kadar oturdum. Bu süre içinde bana bir şey söylemedi. Benim de hatırıma "Acaba Hasan beni kendiliğinden mi çağırdı?" diye geldi. Ben böyle düşünürken kapıya bir otomobil geldi. Evden koştular. "Bursa'dan Şeyh Servet gelmiş" dediler. Şeyh Servet yukarı çıktı, Şeyh Şerafeddin Efendi, Şeyh Servet'e dedi ki:

- Servet! Bu geç vakitte gelişinin sebebi nedir? (O sıralarda Şeyh Servet, Bursa'da Şeyhlik ve Ulu Cami'de vaizlik yapıyordu. Bursa mebusluğu da yaptı. O vakit seferberlik vardı. Abbas Halim Paşa Bursa'da Vali idi.)

Şeyh Servet:

- Abbas Halim Paşa'ya bir ecnebi gelmiş; bir takım dini sualler sormuş. Cevap veremeyince Paşa beni çağırdı. Ben de bir yere kadar cevap verdim. Ondan sonra ben de cevap veremedim. O vakit Abbas Halim Paşa kızdı:

- Camii Kebir'de taş kürsüye çıkarsınız; halkın karşısında bülbül gibi ötersiniz. Ver bunun cevabını, dedi. O vakit ben dedim ki:

- "Paşam, bana üç gün müsaade ver." İşte Efendim, bunun cevabını almaya sana geldim.

Şeyh Şerafeddin Hz.:

- Ne sordu sana? Sorduğu sualleri söyle bakalım. Şeyh Servet:

- İlk olarak, nesteizübillah "Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı-kuruyu -ki apaçık Kitab'dadır-, ancak O bilir." (6/59) ayetini okudu ve bu ayette, "dünyada yaş-kuru ne varsa Kur'an'da mevcuttur", deniyor. Halbuki gemileri aradım, bulamadım, dedi. Ben cevaben şu ayeti okudum:

- Nesteizübillah, işte, ALLAH (cc.) diyor ki: "Ben size demiri indirdim, onda korkunç bir şiddet var. İnsanlar için menfaatli bir çok şeyler de var." (57/25) İşte zırhlı gemiler bunun içindedir, dedim.

- Pekala, elektrikten hangi ayette bahsedilmektedir? diye sordu.

- Estaizübillah : "ALLAH göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. ALLAH dilediğini nuruna kavuşturur. ALLAH insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir." (24/35) ayeti elektriğe işaret etmektedir, dedim.

- Pekala, tayyare hangi ayette geçmektedir? Ben de dedim ki:

- Nesteizübillah : "Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır." (16/8)

- Pekala! Siz bu kadar güzel bunları biliyorsunuz da niçin bir tanesini siz yapmadınız da biz yaptık? dedi.

- O vakit, ilim ve siyaset birbirine uygun değildi de onun için, dedim.

- Sizin Peygamberiniz Hz. Muhammed'in (s.a..v.) siyasi meslek de ilmi meslek de elinde idi. Bu Kur'an'da O'na geldi. O niçin yapmadı?

- Burada cevapsız kaldım, Efendim. Cevap veremedim. O vakit Şeyh Efendi dedi ki:

- Peki bunun cevabını ben sana versem; o adam daha büyüğünü sorarsa ne yaparsın?

- Aman Efendim, sen bilirsin. O vakit Şeyh Efendi dedi ki:

- Sen git. Yarın bana bir araba gönder. O ecnebi de beklesin. Ben onu cevaplandıracağım.

Şeyh Efendi ertesi sabah gitti. Ben her gün gidip "Şeyh Efendi geldi mi?" diye yokluyorum. Şeyh Efendi'nin niçin gittiğini benden başka bilen yok. Şeyh Efendi geldiği vakit bana haber verdiler. "Şeyh Efendi çağırıyor seni" dediler. Gittim.

- Efendim, neden bu kadar geç kaldın? dedim.

- O ecnebiyi cevaplandırdığım vakit, Abbas Halim Paşa çok sevindi ve bana "Ne maksadın varsa benden iste" dedi. Ben de "Köyümüz 70 haneye verilmiş bir köydü. Şimdi çoğaldık. Arazi dar olduğu için hükümet arazisinden arazi isterim" dedim. İstanbul'a bir kaç defa telgraf çekildi. Oradan şöyle cevap geldi: "Bu civarda müsait arazi yoktur. Anadolu dahilinde başka yerlerden verelim." Biz de razı olmadık. Ondan sonra Abbas Halim Paşa bana dedi ki:

- Sen bir iki tane çiftlik bul. Ben kendi paramla alacağım. (Daha sonra Karakilise denilen yerden iki tane çiftlik aldı köy namına.)

- Cevabın nasıl oldu Efendim? dedim. Şeyh Efendi şöyle anlattı:

- Eğer Resulullah tayyare yahut zırhlı gemii yapmış olsaydı halkı İslam dinine zorla sokmuş olurdu. "Korkuttu da halkı müslüman etti" denirdi. Ve din çabucak kaybolurdu. Halbukiyse mecbur etmedi ve korkutmadı. Güzel ahlak ile dine davet etti. Peygamber Efendimiz, "ALLAH beni güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderdi" dedi. İnsanları öldürmek için değil. Ayrıca, Resulullah (s.a.v.), kendisine inanmayanların neslinden İslam dinine hizmet edecek bir kimse gelecek ise, O'nun hatırına o kimseleri öldürmezdi, dedim. O zaman o yabancı:

- Hz. Muhammed, düşmanlarının neslinden gelecek kimseleri nasıl bilebilir ki? dedi. Cevaben:

- Değil Resulullah, O'nun varisi durumunda olan evliya bile bilir. Senin baban filan, deden şu, dedenin babasının ismi şu, deyip adamın şeceresini saydım. Biz bunları görüyoruz. Onları gördükten sonra senden kıyamete kadar gelecek nesili de görürüz. Onlardan bir kişi iyi ise, O'na hürmeten seni de öldürmeyiz. Biz insan öldürmeye gelmedik dünyaya, amma siz öldürürsünüz. Siz insan öldürmeyi düşündüğünüzden yaptınız bu silahları, dedim. İnşaALLAH bu konuşma üzerine o yabancı müslüman olmuştur.

(alıntıdır)
 
Üst