Bunlar da geçer.

durmuş göktekin

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ağu 2009
Mesajlar
185
Beğeniler
7
Puanları
0
Yaş
83
#1
Bunlar da geçer!

“Gelin tanış olalım, / İşi kolay kılalım, / Sevelim, sevilelim. / Dünya kimseye kalmaz!”
İnsan bir şeyi, tanıdığı kadar sever. Tanımadığına düşmandır. Önce Yaratıcımız olan Allah ile sonra O’nun Resulü Peygamber Muhammed Mustafa (sav) ile, sonra sırasıyla onların dostlarıyla tanışmalıyız. Neyimiz varsa Rabbimiz verdi. Yine O’na döneceğiz. O’nun la tanışmalıyız ki dönüşümüzde O’nun huzuruna çıkmaya yüzümüz olsun. İsteklerimize cevap versin. O’nun Resulü bizi karşılasın. Her şeyin kudreti elinde olan biriyle tanışmalıyız ki ihtiyaçlarımızı O’ndan isteyelim. Tanımadığımızdan ne isteyebiliriz veya istemeye yüzümüz olur mu? Bu gün insanlar, meşhurları tanıdığı kadar Allah’ı tanımıyor. Tanısa toplumun çehresi değişecek. Daha birkaç yaşındaki çocuk bile televizyona çıkan pek çok şöhreti tanıyor ve anlatıyor. Daha sonraki dönemlerde bu çocuk Allah’ı nasıl tanıyıp sevecek? Geçmişte bize, dini öcü gibi göstermişlerdi. İnsana hayat veren inanç kaynağımız kurutulmuştu. Çorak bir iklimde yetişmiştik. İnancımızı öğrenmek ve yaşamaktan mahrumduk. İnancına ambargo konan insandan ahlaklı bir hayat beklenir mi? Ahlaksız bir toplumdan kalkınmış bir millet çıkar mı? Medenilik, ilericilik; içkide, kumarda ve fuhuşta arandı. Düşmanın da aradığı buydu. Çünkü uyuşmuş, sarhoş bir adamı dövmek kolaydı. Sopalar bağlı, köpekler serbestti. Şimdi Müslümanlar dövülüyor, dövüştürülüyor. Böyle bir yerde, emniyet içinde yaşamak mümkün mü? Kapılar ışığa kapalı, karanlığa açıksa, neyi nasıl göreceğiz? Karanlıkta kalan, doğruluk ve çalışkanlık başka yerlere gitti. Herkes kalkınıp mutlu bir hayat yaşarken biz kavgaya ve sürünmeye devam ettik.

Zamanın çarkı dönmeye devam etti. Millet dışarıya açılmaya başlayınca baktı ki dış piyasalarda kendi değerleri satılıyor. İnsanı insan eden o değerler karşısında hem üzüldü, hem de düşündü. 1960 larda Amerika’da karşılaştığım, Amerikalı bir Müslüman bana örnek olmuştu. 30 yaşlarında, kompüter mühendisiydi. Kendi lisanından başka Fransızca ve Arapça biliyordu. Kur’anı okuyor, namaz bahsini de benden iyi biliyordu. Ben; Müslüman bir memlekette, Müslüman bir ana-baba’dan dünyaya gelmiştim. Dinimi onun kadar tanımıyor ve bilmiyordum. İnandığım dinin kitabını bile okuyamıyordum. Adam, çatır, çatır Kur’an ve tefsir okuyor, ben onu seyrediyordum. O gün geçirdiğim şok’u anlatamam. Türkiye’ye dönünce İstanbul sahaflarda bir Kur’an alfabesi kitabı buldum, ondan kendi kendime Kur’an okumayı öğrendim. Acı gerçeklerle yüz yüze gelmiştim.

Düşünün kendi memleketimde, kendi değerlerimden habersiz yaşamış birisiydim. İnsani değerlerin kazanılması yasak, onun dışında her türlü rezalete kapılar açıktı. Böyle bir toplumda yetişen insandan iyilik adına ne beklenirdi? İyiye ve iyiliklere düşman, kötülüklere dosttuk. Onlarla oturup kalkıyorduk. Hayat çalıp oynamakla geçiyordu. Bize, dinin afyon olduğu telkin ediliyordu. Dini faaliyetler yasaktı. Dini kitaplar okumak, konuşmak kanunla engellenmişti.

Siyasetçiler camilerin açık olduğunu, isteyenin gidip namaz kılabileceğini söylüyordu. Allah’ın mülkünde, Allah’ın istediği gibi yaşayamıyorduk. Gün geldi, hayatın tabii seyri içinde değişimler yaşandı, millet ayağa kalktı. Aradığının çoğunu buldu. Bu defa da bulduklarıyla bunadı. Nimet azgınlığına düştü. Gurur ve benliği güçlendi. Ellerine geçirdikleri nimetlerle birbirlerinin üzerine yürüdü. Zarar gören millet oldu. Millet kendini bir yangın içinde buldu. Allah’a karşı itaatsizlik arttı, israf çoğaldı, nankörlük meziyet oldu, zevk ve sefaya dalındı. Müslümanlar birbirine düştü. Herkes cellat oldu, baş alma zamanı başladı. Tanışmak düşmanlığa döndü. Kader de adalet etti. Ateş verdi, yanıyoruz. Gelişli-gidişli bir dünyada yaşıyoruz. Bunlar da geçer, düşüncesinde bekliyoruz!
05. 07. 2014
Durmuş Göktekin
 

HTML

Üst