BiR SULTAN YAŞARDI SuLTANTEPEDE......... | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

BiR SULTAN YAŞARDI SuLTANTEPEDE.........

Gülzar-ı İrfan

..............
İhvan Üyesi
Katılım
24 Eki 2006
Mesajlar
6,736
Puanları
0
Fotoğraflar..



Hayat filmimiz istesek de istemesek de çekiliyor, arşivleniyor. İhmal edilen bir tek anı yok hayatımızın. Bir gün "Oku kitabını" denecek, ya da "seyret filmini..."

Fotoğraflar, o hayat filminden koparılmış kareler sadece...

Ruh portresini ne kadar yansıtacağı pek de bilinemeyecek olan kareler...

Fotoğraf karelerinden Musa Topbaş Efendi'ye ait bir ruh portresi çıkarmak mümkün mü? Çok cür'etkar bir şey olur bu biliyorum. Ama fotoğraflara bakıp içime doğanları paylaşabileceğim, ya da içimde saklanmış görüntülerle fotoğraftakileri buluşturabileceğim bir portre denemesi olur diye düşünüyorum.

Bu, en net ifadeyle söylersek "Bir müslüman şahsiyetinin resmini çizme" denemesi olacaktır herhalde...

Rasulullah Efendimiz için yazdığımız bir yazıda şu çizgiler çizilmiş O (s.a.)nun muazzez şahsiyeti için:

"Cömertti o. Halimdi. Müşfikti. Merhametli idi. Celadetli idi. Ülfet edilebilendi. Rıfk sahibi idi. Mutedildi. Öfkesini yenendi. Gülümseyendi. Sevgisi musafahasında hissedilendi. Sevendi. Mükrimdi." (İnsan Krizi, Model Şahsiyet, s. 34)

Bir Allah dostu, bir mürşid-i kamil, kalbi, Rasulullah Efendimizden akıp gelen kalb iklimine eklemlenen insandır. Oradan beslenendir. O'nun rengine bürünendir. O'nun ahlakıyla ahlaklanandır. Kişiliğinde, O(s.a.)nun kişiliğinden derin izler taşıyandır.

Bakın şöyle 14 asra, Rasulullah'ın izine basarak yürüyen bir nice Allah dostu, kimi zaman cömertliğinde buluşur Allah Rasulü ile, kimi zaman tebessümünde, vakarında, sekinetinde, kimi zaman celadetinde...

Bir insanın güzelliği anlatılırken, ona zaten borç olan ibadetlerini ne kadar itina ile yaptığı anlatılmaz genellikle. Onlar bir anlamda kişiliğin olmazsa olmaz değerleridir. Onlardan mahrumsa varoluşunun anlamı yaralanır zaten insanın... Güzellik artılardadır. O olmazsa olmazlar üzerine ne koydunuz kişiliğinizde? Allah'ın "güzel esma"sından ne taşıdınız, Rasul'ün "güzel ahlak"ından hangi çizgilerin izi düştü üzerinize?

Yukarıda Rasulullah Efendimiz için sayılanlar bir anlamda kişiliğin an çerçevesi demek olan ibadetlerin etrafında tutunup da, kişiliği kemale doğru taşıyan artılardır.

Ve Musa Efendi bir gönül işçisidir bu meselede... Gergef gergef dokunmuştur kişiliği Allah Rasulü(s.a.)nden gelen çizgilerle...



Mesela şu, 1999 Ağustosu'nda Altınoluk'un kapağına konulan ve derinliğinde kaybolup gideceğiniz simaya yansıyan nedir? Bir sekinet mi, bir vakar mı, bir durulmuşluk mu, itmi'nan mı? Rıza hali mi? İç huzuru mu? Ahiret gölgesi mi? Mes'uliyet duygusu mu? Bir mutlak barış kıvamı mı? Yaratan'la barış, yaratılanla barış, kendi dünyası ile, insanlarla, çiçekle, böcekle, eşya ile... Okuyalım bakalım bu fotoğrafı... Acaba temkin vasfını kazanmış, mülevven dünyalardan kurtulmuş, mutmain bir kalbin yüze yansıması nasıl olurdu? Acaba bizim de içimiz yüzümüze yansıdığında böyle bir fotoğraf verebilir miydik?



Ya 2000 Temmuz'unda Yuvamız dergisinin kapağına alınan şu fotoğraf? "Gözlerinden sevgi akardı" diye okunmuş... Bir çocuğun eliyle buluşmuş bir el, ve yüz hatlarında pırıl pırıl bir sevinç... Öyle ki bu görüntüden yüreğin pır pır uçtuğunu anlayabilirsiniz. 80 yaşındaki bir insanın, bir çocukla yürek buluşması bu... Bir çocukla bir gülücüğü paylaşmak...



Evet "Paylaşmak..." Bu, bir anahtar kelime olabilir Musa Efendi'nin kişiliğinin bir boyutunu resmetmek için...

Çocukla gülücüğü paylaşmak... Erenköy'ün işaretlerle konuşabilen Şevket Efendi'si ile dostluğu, şefkati, tevazuu paylaşmak... Mekke'de tünellerde sabahlayan gariplerle gece ayazını paylaşmak... Bosna'da acıyla yoğrulanlarla evrensel kardeşliği paylaşmak... Hayvanların, çiçeklerle paylaşacak bir rahmet iklimi bulmak...



Kaç "sima" görüntüsü verilebilir böyle alt alta, hepsinde "tebessüm"ü "sadaka" diye niteleyen Allah Rasulü'nün tebessüm cömertliğine temessük cehdinde bir Allah dostunun yüz çizgilerini seyredersiniz. Şurada Doktor Hulusi Baybal ile (rh.a.) şurada Ali Kaplan ile, şurada Fadlullah Efendi ile, şurada, şurada, şurada... Eli göğsünde bir ipeksi sevgi halesi, bir sevinç-sevgi buketi... İçin içebildiğiniz kadar... Saklayın yüreğinizde... Her zaman içinizi ısıtabilirsiniz... Hep düşünmüşümdür, şu simayı kuşansak ve bir tebessüm günü yaşasak tüm İslam dünyası olarak... Tüm insanlığa tebessüm infak etsek...

İnfak... İşte ikinci anahtar kelime Musa Efendi'nin kişiliğini resmedecek...

"Mükrimdi" ifadesini, Allah Rasulü'nden alıp getirip Musa Efendi'nin kişilik çizgisine hiç tereddüt etmeden ekleyebilirdiniz. Herkeste bir hediyesi vardır desem, yanılır mıyım, sanmıyorum. Sımsıcak tebessümlerini böylesine bezleden bir insanın herkeste bir armağanının bulunmasından daha tabii ne olabilir? Bir gül esansı, bir seccade, bir kumaş, bir tesbih, bir takke, bir Mevlid Kandili ikramiyesi, bir selam, bir hat, bir çiçek... Hepsi de armağan edenin "Efendiliği" ölçüsünde, nezahetinde, zarafetinde...



Efendilik... bir başka anahtar kelime... Bakın şu su içen insanın bardakla temasındaki zarafete... Her yudumda "Elhamdülillah"ı unutmayan bir incelik görülmüyor mu? Bardağın hakkını gözeten bir hassasiyet yok mu bu tutuşta? Suya bir izzet atfetme gayreti yok mu? Bu efendiliktir işte...Fatih sultan Mehmet Han'ın gül koklayan resmini hatırlayın... Yunus'un "Gül Muhammed teridir" dediği Gül'ü koklayan Fatih'in el zarafeti ile suyun azizliğinin farkında olan şu zarafet...

Bakın tesbihle ilişkisine... Zikirlerin can yoldaşı ile ünsiyete...



Bakın şu insanın giyim kuşamına... Şahsiyetine itinadır Efendilik... Allah'ın verdiği nimeti üzerinde sergileme hassasiyetidir... Dökülen bir görüntü bulabilir misiniz şu fotoğrafın herhangi bir kenarında köşesinde... Bu, Efendiliğin görüntüsüdür.

Nasıl anlarsanız, öyle bir Efendi'ydi Musa Efendi... İster bir tasavvuf büyüğü olarak alın, ister bir münevver olarak... "Osmanlı Efendisi" az bir tanımlama olur, o çünkü, bakracını çook çok derinlere daldıran yürek kıvamına ulaşmış bir Efendiydi. Aşırı bir söz, aşırı bir jest, mimik, öfke, feveranın olmadığı bir dünya... Udvanı ancak zalimlere olan bir sakin yürek... Efendilik tüm bunları ihtiva etmiyor mu?

Ve en önemlisi statü arayışında olmayan... En sade - en mütevazı sofralara oturacak, en yüzü kavrulmuş Anadolu insanıyla kalben kucaklaşacak kadar da rütbesiz, nişansız... Van'ın hangi köyünde bir gönül dostu olsun da, o yürekte onun izi olmasın... Bu mümkün değil. "İhvan" yani "kardeş" kelimesi, bu Allah dostunun dünyasında onun için sımsıcak sevgilerin, tevazuların, eşitleşmelerin muhatabıdır.



Bir fotoğraf... Musa Efendi Sadat'ın ikliminde... Taşkent, Buhara, Çimkent... Şah Nakşbend, Gucduvani, Yusuf Hemedani, Emir Külal, Ubeydullah Ahrar...

Yolun altın halkalarıyla bir gönül buluşmasının deruni hislerini yansıtıyor bu fotoğraf... Dua için durulduğunda, asırları aşıp gönüller bir büyük sükunette sarılıyor birbirine... Acaba Musa Efendi oralara mı gitti, yoksa onlar şu mütevazı makbere mi rücu etti ki, şu kısa sessizlikte bir nüfuz edilmez vuslat yaşanıyor. Şimdi artık Musa Efendi de, altın halkanın vuslat dünyasına eklenmiş bulunuyor.

Asırların emanetini üstlenmek ne büyük sorumluluktur, düşünmek bile insanı ürpertiyor. Gönlünü gönlüne raptetmiş her bir insanın farkında olmak, "Beni farketsin" diye içinizden geçirdiğinizde bunun karşılığını simasında bulabildiğiniz... Bu, ancak derya gönüllü insanların, yüreği dünyalar kadar büyük olanların işi... Musa Efendi'nin yüreğinde Asya'nın gönül bağları vardı, Afrika'nın, Avrupa'nın... Siz vardınız biz vardık... Bu Allah'ın "dost kulları"na verdiği bir mazhariyyet olmalıydı...



Şu fotoğraf, Musa Efendi'nin binlerce kere çoğaltabileceğiniz bir görüntüsüdür. Yemyeşil bahçeler, küçücük bayraklar, sünnet olmuş çocuklar, cıvıl cıvıl insanlar, ikramlar, ikramlar... Anadolu ve Musa Efendi... O, bu mübarek vatanın bir parçası, bu mübarek vatanın güzel çocuklarının Efendisi, hocası, büyüğü, gönül rehberi... Kökleri bu toprakta...



Hadi diyelim, Asya'nın Sadat iklimiyle gönül irtibatı içinde bir Allah dostu... Ha Horasan'da Anadolu'ya sevda tohumları eken bir Ahmet Yesevi, ha Anadolu'da bu mübarek ülkenin kalb iklimini dokuyarak, onun hayatına ebediyyet ilmekleri atan Sami Efendi, Musa Efendi... Bu fotoğraf güzel bir fotoğraf vesselam...

Fotoğraflara doymak zor... İçimizi yokladığımızda da bazı sımsıcak kareler ekleriz bu fotoğraflara... Ama...



Çekilmiş fotoğraflar gitti gideceği yere. Güzel fotoğraflara güzel şeyler yazmak kolay, ama çekilmiş fotoğraflar üzerinde rötuş yapmak mümkün değil. Önemli olan net, rötuş gerektirmeyen fotoğraflar vermek.... Bizimkisi sadece alınmış görüntülere şehadetten ibaret... Yaşayan yaşadı ve gitti... Şimdi Rabbimizin rahmet iklimindedir...

Sıra bizde...

Rabbim hepimize güzel fotoğraflar bırakmayı nasip etsin geride ve hepimize güzel hayat dosyaları taşımak nasip etsin gittiğimiz, gideceğimiz yere... Rabbim ebediyyet yurdunda kendi dostlarıyla buluştursun, onlara yakın eylesin hepimizi...

Ahmet TAŞGETİREN



ALLAHA EMANET OLUN
 

Gülzar-ı İrfan

..............
İhvan Üyesi
Katılım
24 Eki 2006
Mesajlar
6,736
Puanları
0
Kendi Kalemlerinden Kısa Terceme-i Hal

Dünya misâfirhanesinde, her dünyaya gelen Cenabı Hakkın kendisine tahsis ettiği müddet mikdarınca yaşar. Sonra ahirete intikal eder. Bu zamanı değerlendirebilene ne mutlu.

ALLAHü azze ve celle hazretleri, günâhkâr fakire çok değerli mürebbîler gönderdi. Merhum pederim Hacı Ahmed Hamdi efendi, kalbi ALLAH ve Peygamber sevgisiyle yanar ve daima müslümanların dertleriyle dertlenirdi Merhamet ve sahâvetle ashabı kiram hazeratının meşrebindeydi.

Merhum pederimin ahirete intikalinden sonra on altı sene kadar Hulûsi ağabeyimle beraber bulunduk. Bu müddet zarfında kendisinde en ufak dünyaya temayül görmedim. Her hattı hareketi ALLAH teâlanın emirlerine uygundu. Bütün güzel ahlaklar kendisinde cem olmuştu.

13-15 yaşlarında Elmalılı Muhammed Yazır Efendinin derslerine devam ettim. Kendisine zamanın allâmesi derlerdi. Buna rağmen son derece tevâzu ve mahviyet sahibi idi. 23-25 yaşlarında iki sene Mustafa Asım Yörük Efendinin sohbetlerine devam ettim. Bu iki sene zarfında, hiç bir ferdin îmalı dahi olsa aleyhinde bulunduğunu duymadım. Bu zat da tevazuda ön safta gidenlerden idi. Ancak vefatından bir kaç gün evvel hafız-ı Kur'an olduğunu öğrendim.

Bekir Hâki, Ali Yekta, Ömer Nasuhi Efendiler gibi pek değerli alim, fazil, kâmil kişilerin fırsat buldukça ziyaretlerine gittim, her halde bu zâtlardan da istifade ettim.

Rabbım Teâlâ hazretlerinin en büyük ihsan ve ikramı da 1950 senesinde (takriben 32 yaşlarında idim) Sultanül Arifin, Mürşidi Mükemmil, Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu kuddise sirruh hazretleri ile olan mülâkattır.

1956 senesinde fakiri bu âli yola kabul buyurdular. Fakire karşı istisnai bir ihtimam gösterdiler. Otuz üç sene geçmesine rağmen nefsimden sıyrılamadım. Bütün ömrüm hata, nisyan ve gaflet içinde geçdi. Buna rağmen Rabbımıza hüsnü zannım, sevgim daima tezayüt etti. Rabbımın sevdiklerini canı gönülden sevdim, düşmanlarına da adavet ettim.


ALLAHA EMANET OLUN
 

Gülzar-ı İrfan

..............
İhvan Üyesi
Katılım
24 Eki 2006
Mesajlar
6,736
Puanları
0
Vasiyetlerinden...

Her dünyaya gelen, vakti saati, sayılı nefesleri tamamlandıktan sonra, ebedi hayata intikal edecektir.

Ne mutlu o kimseye ki, hayatını Hakk yolunda ifna etmiş ve yüzünün ak'ı ile ahirete göçmüşdür.

Fakir de bu hususu nasibim derecesinde bulduğum halde layıkıyla kulluk edemedim. Pîr i fani olduğum halde kendime çeki düzen veremedim. İslâm büyüklerinin şuurlu, şerefli hayatlarını okudum, nefsimde tatbik edemedim. Hatalarla dolu bir ömürden sonra Rabbımız Teâlâ hazretlerinin mağfiretini umarım. Çünkü O, Rahmandır gaffardır.

Varislerimin İslâmî hukuklara riayet ederek hayatlarını değerlendireceklerini umarım.


ALLAHA EMANET OLUN
 

Gülzar-ı İrfan

..............
İhvan Üyesi
Katılım
24 Eki 2006
Mesajlar
6,736
Puanları
0
Ardından Söylenenler

1999 yılında kaybettiğimiz Musa Topbaş Efendi’nin vefatı Eğitim Bilim Dergisi’nde şöyle ilan edilmiştir:


Bir güzel insan daha ebedi makama uğurlandı. Adı, hayır ve hizmet kelimeleriyle anılan bir ailenin muhterem büyüğü, Musa Topbaş vefat etti. Cenazesinde gördüğümüz candan, içten, ihlaslı ve mübarek kalabalık, merhumun temsil ettiği inanç ve ahlakın güzel bir misalini yaşattı.
(Eğitim Bilim, sayı 12, s. 63)

Musa Topbaş Hoca Efendi’nin yaktığı ilim ışığını ondan sonra da devam ettiren, Osman Nuri Topbaş, onun üstün özelliklerinden bazılarını şöyle anlatmıştır:


O, zâhirde (dıştan bakınca) beni, hakikatte ise (aslında) kendisinden feyz almış (ilminden istifade etmiş) bulunan nice insanı bırakıp âhirete intikâl etti. İfâde etmeliyiz ki, nasıl yüce bir dağın azameti (büyüklüğü), ona eteklerinden bakılınca lâyıkıyla anlaşılıp kavranamazsa, büyük şahsiyetler de böyledir. Mânevi rehberlerin birçoğu hayatlarında nice derinlikleri bilinmeden bu fâni âleme vedâ etmişlerdir.


Şu hadis-i şerif ne kadar mânâlıdır:


'Kâmil mü'minler ölmezler! Sadece dünyâ evinden âhiret yurduna hicret ederler.


Bunun içindir ki ehl-i basiret, (görebilenler) her diriye diri, her ölüye de ölü demezler. Zirâ kul vardır ki, daha hayattayken bile ölüdür ve kul vardır ki, cesedi toprağa intikâl etse (girse) de dipdiridir. Onlar, fâniliği ebedi olana fedâ ederek ölümsüzleşmiş ve zevâlden (yokoluştan) kurtulmuş müstesnâ rûhlardır.


Biz de Mûsâ Efendi Hazretleri'ne bu pencereden baktığımızda onun hakkında söyleyeceğimiz ilk söz, ''O ne güzel kuldu!'' ifadesinden ibarettir.


Hâlık'tan (Yaratıcı’dan) ötürü mahlûkâta (yaratılmışa) muhabbet (sevgi) ve şefkatte ne güzel bir kuldu!


İncelik, zerâfet ve rikkat-i kalbiyyesi (içliliği) ile bu gök kubbede hoş bir sadâ bırakan ne güzel bir kuldu!


Bu yüksek hâline rağmen ömür boyu mahviyete (tevazuya) bürünürdü. Her güzelliği Hakk'tan bilir ve dâimâ şükür hâlinde olurdu. Maddi ve mânevi hiçbir nimeti kendisine izâfe etmezdi (üzerine alınmazdı).


Bir sohbet meclisinden sonra Bosna-Hersek'teki yaraların sarılması için yardım toplanmıştı. Herkes kendi adına belli bir yardımda bulunduğu mecliste, O, büyük bir meblağ uzatmış ve, "Bir dostun buraya verilmek üzere fakire emâneti" diyerek takdim etmişti.



ALLAHA EMANET OLUN
 

Gülzar-ı İrfan

..............
İhvan Üyesi
Katılım
24 Eki 2006
Mesajlar
6,736
Puanları
0
Bir Sultan Yaşardı Sultantepe'de

Musa Topbaş Hazretlerinin Unutulmaz Hatırasına...

Hayali nur dolu bir çimen olan,
Gönlü Hakk sırrına tercüman olan,
Misk ile yoğrulmuş püriman olan
Bir Sultan yaşardı Sultantepe'de.

Bütün varlığıyla Kur'an meali,
Bu ahlak içinde ehli-iyali,
Çiçekten iffetli, gülden hayalı
Bir Sultan yaşardı Sultantepe'de.

Mübarek kuluydu Rabbin cihanda;
Yarı Medine'de, yarı bu yanda!
Abdestli kalemi Hakkı beyanda
Bir Sultan yaşardı Sultantepe'de.

Arzular Sultanı, bir gönül eri!
Sevgisi sarmıştı bahr ile beri!
Unutmuş dünyayı, çark-ı çemberi,
Bir Sultan yaşardı Sultantepe'de.

Köşkünün üstünde beyaz martılar
Nurlu çehresinden hep şımardılar,
Kedisi, köpeği hür yaşardılar...
Bir Sultan yaşardı Sultantepe'de...

Geldim huzuruna bir daha bugün,
Günler nazarımda ejdarha bugün,
Azaldı ümidim hem çarka bugün;
Sultanım görünmez Sultantepe'de.

Cife-i dünyadan uzaklığıyla,
Duygu temizliği, söz aklığıyla,
Kavuşmuş Rabbine yüz aklığıyla!
Ruhu dolaşmada Sultantepe'de.



Mehemmed ASLAN
(Azerbaycan Milli Şairi)

ALLAHA EMANET OLUN

 

ibrahimi

Has Uşak
İhvan Üyesi
Katılım
19 Haz 2006
Mesajlar
23,463
Puanları
0
Yaş
34
[video=dailymotion;xcng38]http://www.dailymotion.com/video/xcng38_bir-sultan-yaard-sultantepede_lifestyle[/video]
 
Üst