Beyin ölümü diye birşey yoktur

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,146
Puanları
113
Araştırmacı gazeteci-yazar Kemal Özer, "Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler" kitabında organ bağışıyla ilgili çok tartışılacak iddialar ortaya atıyor. "Beyin ölümü" diye bir şeyin olmadığını savunan Özer, organ naklinin cinayetle eşdeğer olduğunu iddia ediyor.


İlk olarak 1968 yılında Harvard Üniversitesi tarafından tanımlanmış olan beyin ölümü kriterleri, tıp dünyasında yaklaşık 50 yıldır bazı etik tartışmaları da beraberinde getiriyor. Beyin ölümü teşhisi konduktan sonra hayata geri dönen vakalar, kafa karışıklığına sebep oluyor. Lazarus Refleksi (kişinin beyin ölümünden sonra kollarını sarılır gibi havaya kaldırması) gibi fenomenler de, beyin ölümünün gerçekten ‘ölüm’ olup olmadığına dair soru işaretlerine yol açıyor.

Organ naklinin beyin ölümü gerçekleşmiş vericilerden yapılabiliyor olması ise, hal böyle olunca çok ciddi hukuki, vicdani ve itikadi bir tartışmayı körüklüyor.

Konuyla ilgili 5 yıllık çalışmalarını “Organ nakli hakkında gizlenen gerçekler” adı altında kitaplaştıran araştırmacı-yazar Kemal Özer ile bir araya geldik. Ölü bir bedenden organ alınamayacağını, vericinin diri olması gerektiğini hatırlatan Özer, “Bu sebeple 1968 yılında ‘beyin ölümü’ diye bir şey uydurdular. Böyle bir şey yok ve dünyadan birçok doktor artık beyin ölümüne inanmıyor, bunu da açıklıyor. Kitapta bu görüşlere ve beyin ölümü gerçekleştikten sonra hayata geri dönen vakalara yer verdim. İtikadi olarak da insan ancak ruh bedenden ayrıldıktan sonra ölmüş sayılır.

Hastanın kalbi attığı halde ‘beyin ölümü gerçekleşti, bir daha hayata dönemez’ demek şirk koşmaktır” diyor.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,146
Puanları
113
Beyin ölümü diye bir şeyin olmadığını iddia ediyorsunuz. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?

Nakil edilecek bir organ ancak diri bedenden alınabilir. Göz korneası hariç ölü bir bedenden hiçbir şey alınıp kullanılamaz. Bu sebeple 1968 yılında ‘beyin ölümü’ diye bir tez ortaya attılar. Beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin tekrar hayata dönemeyeceğini öngören bir tez bu. 20 yıl öncesine kadar da tıp dünyasında hakikat olarak kabul ediliyordu. Ama bugün basına çıkıp beyin ölümüne inanmadığını söyleyen yığınla doktor var dünyada.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,146
Puanları
113
Araştırmacı-yazar Kemal Özer

Beyin ölümü gerçekleştikten sonra hayata dönen çok sayıda vaka var.
Nedir bu teze olan inancı zedeleyen şey?

Çünkü beyin ölümü gerçekleştikten sonra hayata geri dönen çok sayıda vaka mevcut. Hatta morgda uyananlar bile var. Kendine geldikten sonra, tüm o zaman zarfında her şeyi duyduklarını ama tepki veremediklerini açıklıyor bu insanlar. Böyle durumlarda da ‘hata yapılmış, hastanın beyin ölümü gerçekleşmemiş, bitkisel hayata girmiş’ diye açıklama yapılıyor. 20 yıl sonra bile bitkisel hayattan çıkan hasta örnekleri var. Araştırma ve anketlere göre sağlık çalışanlarının yüzde 50’den fazlası beyin ölümü ile bitkisel hayatı birbirine karıştırıyor. Peki hata yapılıp yapılmayacağı garanti olmayan böyle bir durumda organ bağışı yapmak, alenen cinayet işlemek değil midir? Kendini savunacak durumda olmayan birinin ‘nasılsa bir daha hayata dönemez’ diyerek yaşam hakkını elinden alıyorsunuz.

Vatikan reddediyor, Diyanet'in bir beyanı yok. Ancak diyanet organ nakline karşı bir fetva vermiş değil. Bu konuda ne söylüyorsunuz?

Diyanet beyin ölümüne ilişkin bugüne kadar tek satır cümle kurmamıştır. Mesela Vatikan beyin ölümünü reddediyor ama Diyanet’in bu konuyla ilgili olumlu ya da olumsuz hiçbir beyanı olmadı.
Diyanet'e atfedilen ve Mehmet Haberal'ın tezviratıyla 35 yıl önce verilen Dinişleri Yüksek Kurulu fetvasında “beyin ölümü” kelimesi bile geçmez. Sadece organların canlıdan alınması ve vericinin zarar görmemesi şartı koşulur. Bu durumda fetva sadece kan, ilik ve böbrek naklini içerir. Vicdan sahibi hiç kimse, ‘beyin ölümü gerçekleşti’ diyerek bir insanı yedek parça gibi kullanmaya cevaz veremez.

"Nakil yapan doktorlardan bile organlarını bağışlamış olanların sayısı yok denecek kadar az."

Organ bağışı birçok insana umut oluyor. Zaten bağış yapanın çok az olduğu ülkemizde, söyledikleriniz bağışçıları hepten vazgeçirecek cinsten…
Peki madem sözlerinde samimiler, neden sağlıkçıları ve diyanet çalışanları kendilerinin ve çocuklarının organlarını bağışlamıyor? Nakil yapan doktorlardan bile organlarını bağışlamış olanların sayısı yok denecek kadar az. Şu an bir kaza geçirseniz ve üzerinizde de kimliğiniz yok ise, hastanede ‘beyin ölümünüz’ gerçekleştiği an kimseye sormadan organlarınızı alma hakkına sahipler. Bu korkunç bir şey. Bunun değiştirilmesi şart.
Ölümle ilgili tasarruf insanda değil, Allah'tadır

Söylediklerinize ‘hasta fişe bağlı yaşıyor, fişten çekince zaten ölecek’ diye bir karşı tez getirilebilir. Bu durumda organ bekleyen insanlara bir umut vermek iyi bir şey değil mi?

Ölümle ilgili tasarruf bizde değil Allah’tadır. Bu kişi ölecek diye kesin konuşulamaz. Ben hastayı fişe bağlasınlar ve yıllarca öyle yaşasın demiyorum ki. Madem öleceği konusunda iddialılar, çıkarsınlar o zaman fişi de görelim yüzde kaçı yaşayacak, yüzde kaçı ölecek… Organ nakli olan hastalar için de nakil olmak kalıcı bir çözüm değil zaten. Kalp nakli en fazla bir buçuk yıl dayanıyor. Sonra yeni kalp gerekiyor. Böbrek nakli ise sadece yakın aileden birinden yapılırsa en çok 10 yıl dayanıyor.Bu süre zarfında da beden organı reddetmesin diye bağışıklık sistemini baskılayan yığınla ilaç veriliyor hastaya. Zaten nakil olan hastaların önemli bir bölümü, bağışıklık sistemi baskılandığı için çok basit virüs ve bakterilerden dolayı yaşamını yitiriyor. Bunlarla uğraşılacağına, insanların hastalanmaması için uğraşmalı tıp. Yediğimiz içtiğimizle uğraşmalı. Bu çok daha garantili bir çözüm, umut adına…
"Ben buna imza atamam çünkü bu hasta yaşıyor"
Doğru… Bir insan için yaşam umudu, bir diğerini yaşatma umuduna karşı tercih ediliyor gibi…
İSAR yayınlarından çıkmış “Hayatın Başlangıcı ve Sonu…” adlı sempozyum eserinde, tüyleri diken diken eden itirafı da anlatmak isterim. Eserin 153. sayfasında şöyle deniliyor: “Mesela nörolog gelirdi, hastanın ayağına bir çizik atar ve hasta ayağını çekerdi ve derdi ki: ‘Ben buna imza atamam çünkü bu hasta yaşıyor’ Anlatırdık, ama anlatmakta zorlanırdık. Hiç unutamadığım bir anım var. R. Sadi Sun hocaya gittik, dedik ki: ‘Hocam biz ikna edemiyoruz bu nörologları, ne yapalım?’ Güldü ve dedi ki: ‘Önce bir spinal anestezi yapın, ondan sonra çağırın…’ Sonradan bunu reddettiler, şaka dediler ama bunun şaka olmama ihtimali de var. Ben gerçi Türkiye’deki doktorların bu kadar vicdansız olmayacağını biliyorum ama vicdanı kurumuş coğrafyalarda neler yapıldığını biliyoruz.

Kızları hamile bırakıp bebeklerinin organlarını zenginlere naklediyorlar
Evet, biraz da dünyadan bahseder misiniz? Birçok istismar yaşandığını okuyoruz biz de…
Dünyada en çok organ alan ülkeler İsrail ve Körfez ülkeleri. Rockefeller 100 yaşında ve şimdiye kadar 6 kalp, 2 böbrek nakli oldu. Açık söylüyorum ki organ nakli dünyada zenginler için kullanılıyor. Bizim ülkemizde istismarlar yok ama mesela Tayland’da kızları hamile bırakıp bebeklerini 5. ayında alıyorlar ve zenginler için organ nakillerinde kullanıyorlar. Bu çok vahşi bir endüstri. Batı, deprem ve savaş bölgelerinden insanları, özellikle de çocukları kaçırarak organ nakli endüstrisinde kullanıyor. Somali’den, Filistin’den, Suriye’den çocuk çalıyorlar. Çin’de çocukları sokak ortasında kaçırıp organlarını alıp yol kenarına atıyorlar. Türkiye Gazetesi 2011’de Somali’den organları için çocukların nasıl kaçırıldığını belgeleriyle haber de yapmıştı. Kenya’da Birleşmiş Milletler kontrolünde organ kaçakçılığı yapılıyor. İsveç’in önde gelen gazetelerinden Aftonbladet, 2009 yılında Gazze’deki olaylarda ölen Filistinlilerin cesetlerinin “otopsi” gerekçesiyle alıkonularak organlarının çalındığına yönelik iddialara yer vermişti.
 

Hakperest

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
6,960
Puanları
113
En vahşi hayvan insansılardır
Capcanlı öldürür de yarı canlı iken öldürmez mi
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
24,307
Puanları
113
bi film vardı ismi aklıma gelmedi şimdi
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
746
Puanları
43
Organ Nakillerinin hastaların henüz nefes alıp-vermeleri son bulmadan "beyin ölümü gerçekleşti" kılıfı ile canına kastedilerek yapıldığını halâ bilmeyen varsa, onlar sakın bu gerçeği görmek için başlarını gömmüş olddukları kumdan çıkarmasın diyoruz ! Ve bu hakikati haykıran bir doktorun konu ile ilgili bir makalesini gerçeklere kucak açanlar için paylaşıyoruz...


 

ihvanistanbul

AkhenAton
İhvan Üyesi
Katılım
4 Eki 2009
Mesajlar
6,422
Puanları
113
Beyin ölümü kavramı, organ naklini kolaylaştırmak için geliştirilmedi


Videodaki iddialar silsilesini tek tek ele aldığımızda, hiçbir bilimsel dayanağa rastlamıyoruz. Örneğin, beyin ölümü kavramının, organ nakline “kılıf uydurmak” için geliştirildiği iddiası. Beyin ölümü kavramı 1950’li yıllarda Fransız nörologlarca geliştirildi; ilk başarılı organ nakli ise, 1954 yılında yapılan bir böbrek nakliydi. Ancak bu kavramın geliştirilmesinin nedeni, canlı bir bedenden organ nakledilmesinin koşullarını yaratmak değildi. Bu tarihten önceki yaşam destek teknolojileri zayıftı ve zaten böyle bir tanıma ihtiyaç yoktu. Hasta beyinsel fonksiyonlarını kaybettiğinde, kısa bir süre sonra yaşama da veda ediyordu. Destek teknolojisindeki gelişmeler, yaşamla ölüm arasındaki farkın tıbben ortaya konmasını mecburi kıldı.
 

ihvanistanbul

AkhenAton
İhvan Üyesi
Katılım
4 Eki 2009
Mesajlar
6,422
Puanları
113
2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun’a göre, “…tıbbi ölümün gerçekleştiğine, biri nörolog veya nöroşirürjiyen, biri de anesteziyolji ve reanimasyon veya yoğun bakım uzmanından oluşan iki hekim tarafından kanıta dayalı tıp kurallarına uygun olarak oy birliği ile karar verilir.”





Yalnız Türkiye’de değil, dünyada da bu böyle. Dünya Sağlık Örgütü’nün tıbbi ölümün tespitine ilişkin uluslararası standartları, yapılması gerekli tüm test ve tetkikleri düzenliyor.


Diğer yandan organ naklinin başarılı olabilmesi için, organ dokularının halen yaşıyor olması gerekiyor. Bu nedenle tıbbi ölümü, yani beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın kalbi, yapay yaşam desteğiyle çalışır tutuluyor. Yani başka bir sebepten ötürü hastane dışında hayatını kaybetmiş bir hastadan organ nakli yapılması, çok kısa sürelerde hastaneye ulaşılamadığı sürece, tıbben mümkün değil. Ancak bu organ nakli yapılan hastaların yaşadıkları anlamına gelmiyor. Beyin ölümü gerçekleşmiş biri, tıbben hayatını kaybetmiş oluyor ve hukuken de ölü sayılıyor.


Beyin ölümü gerçekleştikten sonra hayata dönüş mümkün değil


Beyin ölümü gerçekleştikten sonra hayata dönebilmiş kimse yok. Sık sık karşılaştığımız “yeniden hayata döndü” haberleri, beyin ölümünden değil, bitkisel hayat ya da derin komadan çıkanların hikayelerine dayanıyor.


Beyin ölümü ile bitkisel hayat arasındaki temel fark geri döndürülemezlik. Beyin ölümü geri döndürülemez nitelikte bir beyin hasarını anlatıyor; halbuki düşük de olsa koma ve bitkisel hayattan geri dönüş ihtimali var. Beyin ölümündeyse, beyin hücreleri ölüyor ve beden nefes alma, kalbin atması, yutkunma, kan basıncını ayarlama gibi temel hayati fonksiyonlarını bile, yaşam destek ünitesi olmaksızın sürdüremiyor. Çünkü bu fonksiyonların tamamı, halen hayatta olması gereken beyin hücrelerince yerine getiriliyor. Derin koma durumu, beyin sapı reflekslerinin kaybolması ve solunum yokluğu testi yapıldıktan ve bu üç bulgudan emin olunduktan sonra teşhis konuyor.
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
746
Puanları
43
Bu videoda anlatılanların hepsi beyin ölümü gerçekleşen hastadan organ alınmasının mahzurlu olmaığına yönelik açıklamalardır ! Bunlara sadece şu soruyu sorun ! "Beyin Ölümü dediğiniz hastaların kalbi durmuş yani gerçek ölümleri gerçekleş mi - gerçekleşmemeiş mi ? Gerçekleşmemiş ! Şu halde siz yaşayan birinin canına kastetmiş oluyorsunuz ! Hastaların Beyin Ölümünden sonra ne kadar yaşayacağı hiç önemli değil ! Önemli olan onların canlı olup-olmadığıdır. Canlı iseler, yapılan iş CİNAYETTİR...
Olay bu kadar basittir. Organ Naklinin dinen mahzurlarını ve asla caiz olmaması durumunu da bir kenara iten kara cahiller, organ mafyasına bilerek veya bilmeden varikelri desteğin hesabını da öte alemde en şiddetlei bir şekilde verceklerdir.
 

ihvanistanbul

AkhenAton
İhvan Üyesi
Katılım
4 Eki 2009
Mesajlar
6,422
Puanları
113
kalbin durması hastanın ölmesi demek değildir. eğer öyle olsaydı kalp masajı, elektro şok vs ile yeniden çalıştıramazlardı değil mi? bazı şeylerde iddialı konuşmak için o işin alimi olmak lazım. beyin ölümü dedikleri şey geri döndürülemez şekilde kişinin ölümüdür. kalbin atması fişin çekilmesine kadardır. fiş çekildiğinde vücut iflas edecektir. doktorlar bunu söylüyorlar. Gazeteciler başka şey. Tıp ilminde doktora değil gazeteciye inanacaksak diyecek sözüm yok.

Organ bağışının fetvası olsa idi ben organlarımı bağışlardım. Hatta daha bir iki hafta önce evde bu konu geçti. içimden geçiyor ama güvendiğim bir yerden fetva alamadığım için bağışlamıyorum. bu fetvayı halil günenç hoca gibi bir hoca verdiği dakika bağışlayacağım inşaAllah.
 

abdullah birisi

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Mar 2013
Mesajlar
10,265
Puanları
83
kalbin durması hastanın ölmesi demek değildir. eğer öyle olsaydı kalp masajı, elektro şok vs ile yeniden çalıştıramazlardı değil mi? bazı şeylerde iddialı konuşmak için o işin alimi olmak lazım. beyin ölümü dedikleri şey geri döndürülemez şekilde kişinin ölümüdür. kalbin atması fişin çekilmesine kadardır. fiş çekildiğinde vücut iflas edecektir. doktorlar bunu söylüyorlar. Gazeteciler başka şey. Tıp ilminde doktora değil gazeteciye inanacaksak diyecek sözüm yok.

Organ bağışının fetvası olsa idi ben organlarımı bağışlardım. Hatta daha bir iki hafta önce evde bu konu geçti. içimden geçiyor ama güvendiğim bir yerden fetva alamadığım için bağışlamıyorum. bu fetvayı halil günenç hoca gibi bir hoca verdiği dakika bağışlayacağım inşaAllah.
halil hoca da böyle bir fetva vermeyeceğine göre. sıkıntı yok....:)
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
746
Puanları
43
kalbin durması hastanın ölmesi demek değildir. eğer öyle olsaydı kalp masajı, elektro şok vs ile yeniden çalıştıramazlardı değil mi? bazı şeylerde iddialı konuşmak için o işin alimi olmak lazım. beyin ölümü dedikleri şey geri döndürülemez şekilde kişinin ölümüdür. kalbin atması fişin çekilmesine kadardır. fiş çekildiğinde vücut iflas edecektir. doktorlar bunu söylüyorlar.

6. mesajımda konunun uzmanı bir doktorun "beyin ölümü" hakkında yazdığı makaleyi astım ! Herhalde size göre o bir doktor değil !
 

Hakperest

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
6,960
Puanları
113
kalbin durması hastanın ölmesi demek değildir. eğer öyle olsaydı kalp masajı, elektro şok vs ile yeniden çalıştıramazlardı değil mi? bazı şeylerde iddialı konuşmak için o işin alimi olmak lazım. beyin ölümü dedikleri şey geri döndürülemez şekilde kişinin ölümüdür. kalbin atması fişin çekilmesine kadardır. fiş çekildiğinde vücut iflas edecektir. doktorlar bunu söylüyorlar. Gazeteciler başka şey. Tıp ilminde doktora değil gazeteciye inanacaksak diyecek sözüm yok.

Organ bağışının fetvası olsa idi ben organlarımı bağışlardım. Hatta daha bir iki hafta önce evde bu konu geçti. içimden geçiyor ama güvendiğim bir yerden fetva alamadığım için bağışlamıyorum. bu fetvayı halil günenç hoca gibi bir hoca verdiği dakika bağışlayacağım inşaAllah.
Destek ünitesinde hiç kalp durmaması lazım madem
Ama bazen duruyor ve şokluyorlar
Demek ki kalbin ayrıca sinir sisteminden de komut alması lazım
Çalışan bir sinir sistemi canlıya işaret eder
 

Darul_Beka

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Kas 2013
Mesajlar
2,124
Puanları
63
araştırmacı yazar kimliği ile tıbbi bir konuda yazı yazmış çok tutarlı gelmedi bana
bu ciddi bir konu
tıp uzmanlarının bu konuda söyledikleri önemli
beyin ölümü konusu rahmetli erbakanın eşinde olmuştu yanlış hatırlamıyorsam fetva alınmıştı
bu konu ciddi bir konu tahmin ve varsayımlarla konuşulmamalı
 

Hakperest

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
6,960
Puanları
113
araştırmacı yazar kimliği ile tıbbi bir konuda yazı yazmış çok tutarlı gelmedi bana
bu ciddi bir konu
tıp uzmanlarının bu konuda söyledikleri önemli
beyin ölümü konusu rahmetli erbakanın eşinde olmuştu yanlış hatırlamıyorsam fetva alınmıştı
bu konu ciddi bir konu tahmin ve varsayımlarla konuşulmamalı
Tıp beynin ne kadarını çözmüş ki
Zarını bile çözmemiş
Hepsi tahmin
Beyin ölümünü tepkilere cevap vermemesi üzerinden öldüğünü söylüyorlar
Beyin komutu elektriği keserse öldüğünü iddia etmek, sadece bir iddia olur
Velevki geri dönüşü tek örnekle bile olmasın
 
Üst