• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Ben bu tartışmada yokum!

Verda

Gales
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,919
Beğeniler
993
Puanları
113
#1
8 Mart’ta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Dünya Kadınlar Günü Programı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan dinî alanla ilgili olarak çok dikkat çekici sözler söyledi. Mesela, “İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi var… Siz İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız, böyle bir şey yok…” dedi. Bu ifadelerin “muhafazakâr gelenekçi” çevrelerde hüsnü kabulle karşılanmayacağını söylemek kehanet olmasa gerek… Nitekim söz konusu konuşmanın hemen ardından “bir kısım medya”, Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmasından, “Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız” ifadesini hazfetmeyi, ertesi gün de gazetelerinin ilk sayfalarında bu konuşmayı görmezden gelmeyi tercih etti. Buna mukabil başka “bir kısım” medya, “İslam’ın hükümleri güncellenir” tarzında manşetler atmayı yeğledi.

***
Belli ki Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşması muhafazakâr dünyada hararetli tartışmalar ve ihtilaflara yol açacak. Mesela, bir kesim “Cumhurbaşkanımız ne söylediyse el-Hak doğrudur” deyip konuyu kapatacak, bir kesim, “Yok, efendim, İslam’ın güncellenmesinden maksat tecdittir; bundan öte yorumlar tehlikelidir” gibi teviller üreterek kendilerince itidalli bir çizgide savunma hattı kuracak, başka bir kesim, “Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız gibi söylemler zinhar kabul edilemez” diyerek kökten karşı çıkacaktır. Şahsımı da dâhil ettiğim bir başka kesim ise bu tartışma karambolünde hiçbir pozisyon almayacaktır. Kendi adıma konuşursam, böyle bir tartışmaya dâhil olmamak gerektiğine ilişkin en temel gerekçem, Diyanet ve İlahiyat camialarındaki hâkim zihniyetin dinî alanla ilgili hemen hiçbir meseleyi farklı görüşlerin özgürce dillendirilmesine elverişli platformlarda usul ve adabınca tartışma kültürüne sahip olmaması, hatta böyle bir kültürü teolojik tehdit olarak algılayıp sakıncalı bulması, fakat devlet katından şer’î-fıkhî ahkâmın nasıl anlaşılması ve yorumlanması gerektiği hususunda sarih bir beyan sadır olduğunda, özellikle Diyanet’in behemehâl harekete geçme ihtiyacı duyması ve muhtemelen bugün yarın görüleceği üzere yenilikçi bir söylemle konuşmaya başlayacak olmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Hocalarımız ne iş yapıyor?” şeklindeki yakıcı sorusuna verilecek en gerçekçi cevap da maalesef bu garip manzarada saklıdır.

Gerek Diyanet gibi resmî kurumlar, gerek diğer müesses yapılar, gerekse sivil oluşumlar ve şahıslar dinî alanla ilgili hemen hiçbir meseleyi kavgasız gürültüsüz, dedikodusuz, tezviratsız şekilde konuşup tartışmayı beceremiyor. Ayrıca hemen her farklı eğilim, yakın geçmişteki “felsefesiz İlahiyat” projesinde görüldüğü üzere kendi din anlayışının devlet katında onaylanıp resmiyet kazanmasını ve devlet gücüyle topluma dayatılmasını istiyor. Bu yüzden de İlahiyat gibi önemli kurumlar bizim dünyada gemlenemez fetihçi arzuların “kızıl elma”sını temsil ediyor. Sivillik, çoğulculuk, çok seslilik gibi kavramlar ve olgulardan pek hazzedilmiyor. Dinî alanla organik ilişkisi bulunan hemen hiçbir müesses yapı bu alanda şerik kabul etmiyor. Nitekim FETÖ ve diğer birçok patolojik yapı bize gösterdi ki din bu topraklarda taraftar, güç, nüfuz devşirme gibi dünyevî emellerin en kullanışlı istismar aracına tekabül ediyor.
Hâl böyle olunca dinin sosyolojik düzlemdeki özgül değer katsayısı sürekli düşerken istismar, infial, sansasyon ve tezvirat katsayısı sürekli yükseliyor.

***
Gönül isterdi ki din konusunda farklı görüşler, kaviller, yorumlar hem sivil, çoğulcu, demokratik bir atmosferde konuşulsun hem de ilmî ciddiyete uygun biçimde tartışılsın, böylece müsâdeme-i efkârdan bârika-ı hakikat doğsun… Lakin bugünkü sosyolojide maalesef böyle bir imkân pek yok… Dinî alanla ilgili meselelerin kendi mecrasında, bilhassa Diyanet ve İlahiyat camiasında ilmî adaba uygun tarzda ve serinkanlılıkla tartışılamadığı bir vasatta devlet katından sadır olan bir görüş peşinen iştirak ettiğim görüş dahi olsa bu görüşün tetikleyeceği hiçbir tartışmaya dâhil olmayacağımı özellikle belirtmek isterim. Keza herhangi bir görüş bana göre saçma sapan dahi olsa bunun adlî makamlarca soruşturma konusu yapılmasından memnuniyet duymadığımı da belirtmek isterim. Zira mekanizma bu şekilde işlemeye başladığı takdirde, yarın bir gün bizim savunduğumuz bir görüş de pekâlâ soruşturma konusu olabilir. Kaldı ki ardı arkası kesilmeyen Cimer, Bimer şikâyetlerine yazılı meram anlatmaktan, bazı konuşmalarımızdan kesilip kırpılarak servis edilen 30-40 saniyelik operasyonel videolar hakkında izahatta bulunmaktan gına geldiği bir ortamda kendimizi adlî makamların huzurunda bulmak işten bile değildir. Yani “bugün sana, yarın bana” olabilir; lakin böyle bir gidişat hayra alamet olmasa gerektir.

Bütün bu sorunları bir kenara bırakıp kısaca toparlamam gerekirse, hem Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Hocalarımız ne iş yapıyor?” sözünde ifadesini bulduğu, hem de 17/25 Aralık sürecinde yaşandığı üzere, devlet erkânı konuştuktan sonra konuşmaya başlayan ve o andan itibaren de gevezelik sınırlarını zorlayan kimselerle aynı karede yer almak istemiyorum. Kaldı ki söz konusu meselelerin bu saatten sonra tartışılmasının ilmî-fikrî açıdan fazla bir anlam ifade edeceğini de düşünmüyorum. Bu yüzden, konu ne kadar kışkırtıcı olursa olsun, kendi gündemimi takip etmeyi ve bilhassa ilmî çalışmalarıma hız vermeyi çok daha hayırlı bir karar olarak görüyorum. Karar demişken, yayın hayatına başladığı günden beri hakikaten zor şartlarla baş etmeye çalışan ve birkaç gün önce ikinci yaşını dolduran gazetemiz “KARAR”a da bu vesileyle uzun ömür diliyorum.

Mustafa Öztürk

http://www.karar.com/yazarlar/mustafa-ozturk/ben-bu-tartismada-yokum-6416#
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
264
Beğeniler
15
Puanları
18
#2
Yazar Efendiye sanki "Siz bu tartışmanın içinde misiniz?" diye bir soru sorulmuş da onun cevabını bir hayli uzun vermiş bir yazı olmuş ! Oysa, bu veya bir başka herhangi bir yazar-çizer veya herhangi bir akademik isim bu tarışmanın içinde olsa da olmasa da değişen bir şey olmaz diye düşünüyorum! Kimse kendisini fasulyeden daha fazla fonksiyona sahip bir nimet yerine koymasın diyorum!
 

cemaliii

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ağu 2009
Mesajlar
4,024
Beğeniler
353
Puanları
83
#3
Böyle nazik kibar tarafsız adil ulema vs gibi görünüpte olayları saptıranlara hayret ediyorum. Yazar efendi 30 sn. Video Kesilip operasyona uğramak istemiyormuş. Sanki nurettin efendinin sadece kesilen bir videosuyla başına bunlar geldi. Adam susmak bilmedi. Hergün yeni infial, hergün yeni cinsel konu. Sanki islamiyette fetvalar sadece şehvet konusunda olması gerekiyor gibi hergün benzer konularda yeni bombalarla sosyal medyada yer aldı. Yani bugünlerin geleceği davul çalarak gümbür gümbür belliydi.

iki soru? 1 nurettin yıldız hergün cinsellik temalı bir konuşmasının daha infial yarattığını göre bile neden aynı konularda fetvaya devam etti? Şımardı mı? Sosyal medya yoluyla Kendi reklamını mı yapmak istedi?

2- Bu durumun yukarıda belirttiğim gibi geleceği belli olduğu halde yazar efendi bu yazısıyla neyi amaçlıyor?

Erdoğanı açıktan eleştiremeyenler böyle topu orta sahada oynar gibi kelime oyunlarıyla kavramlarla oynuyorlar. Bu yolla eleştirdikleri zannındalar.

Feto bitti ama onların takiyye adeti muhafazakar camiaya zehirli bir miras olarak kaldı anlaşılan.

Erdoğanı en çok mertliginden net oluşundan ve dobralığından ötürü çok seviyorum. Erdoğanın sevdiğim özellikleri abdullah gülde davutoğlunda arınçta olmadığı içinde onları sevmiyorum. Zorla mı? Hiçbir zamanda sevmeyecegim.
 

Verda

Gales
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,919
Beğeniler
993
Puanları
113
#4
Yeni Diyanet Başkanı Erbaş'ın konuşmasını dün çok az dinleme fırsatı buldum ve dinlediğimde bana yetti, maalesef ki konuşmasında hiçbir özgünlük bulamadım, bulunduğu konum itibariyle böyle olmak zorunda sanırım. Konuşma, ne kızı verelim ne de dünürü küstürelim minvalinde her kesimi memnun etme kompleksi içinde yazılmış ya da yazdırılmış. Öncelikle, söz konusu şahıs için; bilgisi olmayanlar ihtilaflı meselelerde konuşmasın gibi yüzeysel ve sorunun hiçbir yerine dokunmayan söylemler sarfetti, halbuki mesele ne bilgiydi ne de ihtilaflı bir konuydu, konu/sorun "zihniyetti" ki kendisini savunanlar ve haksızlık yapıldığını düşünenler de bilgiyi değil tevile kaydırılmış zihinsel yorumunu savunmaktalar bu sebeple de yok başı başka, sonu başka, kırpıldı yan yatırıldı vs sözleriyle kendilerini de komik duruma düşürmektedirler, bu hamur çok su götürmez aslında çünkü açık ve net ifadeler mevcut, fakat dayak atmak isteyen erkekler ve dayak yemek isteyen kadınlar var sanırım, tamam yapsınlar ama bunu "dine" dayandırıp Allah'a iftira etmesinler derim. Erbaş'ın ikinci söylemi olan "reform" sözünü bana göre aman aman hafazanallah tarzında lanse etmesi ve muhafazakar çoğunluğun da bu sözlerden fena halde ürkmesi fazlaca düşündürücü, sanki çok doğru giden şeyler var da konu düzeltime, yenilenmeye gelince din elden gidiyor yaygarası çıkartmak inanın bana fazlaca trajıkomik geliyor. Bugün anne babalar bile çocuklarının algı diline yetişmekte zorluk çekiyor, siz 1400 yıl önceki algıyı bugüne taşımaya çalışıyorsunuz, sırıttığını söyleyenlere de dinsiz muamelesi vs.
 

Kaptan

Stajyer Moderatör
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
13,829
Beğeniler
435
Puanları
83
#5
Sen bir de eskisini dinleseydin dün TRT'de. Adam dokturdu valla.
Bu adamı niye diyanete aldılar yaw.
 

Verda

Gales
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,919
Beğeniler
993
Puanları
113
#6
Duydum ama dinleyemedim henüz. M. Görmez özgün biri diyanet gibi ezber bi yapının gölgesinde durmazdı, durmadı da zaten.
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
264
Beğeniler
15
Puanları
18
#7
Diyanetle oynamak ve o makamdan kendi lehine fetva veya eğilim beklemek yanlıştır ! Bu herkes için geçerli bir durumdur. Adalet ancak, kendi aleyhimizde dahi olsa verilen verilen hüküm ve kararlara uymakla teessüs eder.
Bunu herkes kulağına küpe yapsın!
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,709
Beğeniler
958
Puanları
113
#8
Yazar Efendiye sanki "Siz bu tartışmanın içinde misiniz?" diye bir soru sorulmuş da onun cevabını bir hayli uzun vermiş bir yazı olmuş ! Oysa, bu veya bir başka herhangi bir yazar-çizer veya herhangi bir akademik isim bu tarışmanın içinde olsa da olmasa da değişen bir şey olmaz diye düşünüyorum! Kimse kendisini fasulyeden daha fazla fonksiyona sahip bir nimet yerine koymasın diyorum!
Yazar bunu şundan dolayı dedi. Erdoğan'ı tarihselci mi acaba diye suçlayanlar çıkınca, ben bu topa girmem dedi, zira kendisi şu an tarihselcilik denilince akla gelen ilk isim belki.
 
Üst