*.Bediüzzamanın (RA) üç cihetle Isparta'lı OLduğu.* | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

*.Bediüzzamanın (RA) üç cihetle Isparta'lı OLduğu.*

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
(Üstad Hazretlerinin nesebi hakkında makale derlemeleri)

Aziz kardeşlerim,

Yakınınızda bulunmakla çok bahtiyarım. Sizin hayalinizle ara sıra konuşurum, müteselli olurum. Biliniz ki, mümkün olsaydı, bütün sıkıntılarınızı kemâl-i iftihar ve sevinçle çekerdim. Ben, sizin yüzünüzden Isparta'yı ve havâlisini taşıyla, toprağıyla seviyorum. Hattâ diyorum ve resmen de diyeceğim: Isparta hükümeti bana ceza verse, başka bir vilâyet beni beraet ettirse, yine burayı tercih ederim.

Evet, ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum; fakat kanaatım var ki, İsparit nahiyesinde dünyaya gelen Said'in aslı buradan gitmiş. Hem Isparta vilâyeti öyle hakikî kardeşleri bana vermiş ki; değil Abdülmecid ve Abdurrahman, belki Said'i onların herbirisine maalmemnuniye feda eylerim.

Tahmin ederim, şimdi küre-i arzda Risale-i Nur şakirtlerinden, kalben ve ruhen ve fikren daha az sıkıntı çeken yoktur.(On Üçüncü Şua )

İki asker, kemâl-i sevinçle, gayet dostâne, "Sen Ispartalısın, bizim hemşehrimizsin."

Ben de dedim: "Maaliftihar, her cihetle Ispartalıyım. Isparta taşıyla, toprağıyla benim nazarımda mübarektir, benim vatanımdır ve herbiri yüze mukabil, yüzer ve binler hakikî kardeşlerimin meskat-ı re'sleridir."

Evet, bu havaliye gelen Ispartalılar asker olsun, başkalar olsun, ekseriyet-i mutlakayla beni hemşehri biliyorlar. Hangisi benimle görüşüyor, "Sen Ispartalı mısın?"

Ben de diyorum: "Maaliftihar, ben Ispartalıyım." Ve Isparta'da o kadar hakikî kardeşlerim ve akariblerim var ki, meskat-ı re'sim olan Nurs karyesine pek çok cihetlerle tercih ediyorum. Ve büyük Isparta'nın bir küçük evlâdı hükmünde olan Isparit nahiyemize, büyük Isparta'nın birtek köyünü tercih ediyorum.

O kadar hâlis, kahraman kardeşleri bana veren Isparta, taşı da, toprağı da bana ve belki Anadolu'ya mübarek olmuş. İnşaallah hem Anadolu'ya hem âlem-i İslâma neşrettikleri Nur tohumları birer rahmete mazhar olur, sümbül verir. Hem gıda, hem ziya, hem deva olup mânevî galâ ve veba ve zulmü ve zulmeti dağıtır.(Kastamonıu Lâhikası - Mektup No: 164 )
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Evet doğrudur.. bu hakikate dair biraz uzunca bir yazıyı bir vakit kaleme almıştım münasebet geldi -lüzumsuz bazı kısımlarını tayy ederek- tekrar ediyorum..

Üstadın hem anne hem de baba tarafından seyyid - seyyid ve şerif diye de nitelendiriliyor - yani neslen Peygamber efendimizin neslinden olması itibariyle en nihayette şeceresi Arap olarak çıkar.

Fakat neslinin Ispartadan şark vilayetlerine gittiğini söylemekle şunu anlıyorum ki, Arap diyarlarından bir kısım seyyidler taifesinin bazı maksatlardan dolayı ezcümle Emevilerin bazı zalim reislerinin zulmünden kaçarak hicret ettikleri veya bazı zengin aileler tarafından Peygamber efendimize hürmet maksadiyle Isparta yöresine seyyid çocuklarının getirilerek buralarda ikamet ettirildiği vs bilinmektedir.

İşte Üstadın nesli mübareki bunlar gibi bir sebep tahtında Ispartaya yerleşmiş olabilir. Ve bu cihetle Türk neslinden olarak Türklerle imtizac etmişlerdir.



Bundan dolayı kendisine Türk denilebilir.

Sonraki dönemlerde ise Üstadımızın nesli mübarekleri şark vilayetlerine yerleşmişlerdir. Bu cihetle de Kürt diye vasıflandırılmıştır..

Bunlar zahiri sebeplerdir.. Kader noktasından bakılsa, Üstadımızın alem i İslamı ihata eden, kudsi ve cihanşumül iman hizmeti cihetiyle, farklı ırklardan herbirine sevimli gelen bir vechesi vardır ki umum onlar Üstadımıza ve takip ettiği iman ve Kur'an hizmetine sahip çıksınlar diye kader i ilahinin bir remzidir. Bu manaya kuvvet veren pek çok deliller mevcuttur. Bir ikisine işaret edip geçeceğiz..

Ezcümle: Hutbe i Şamiye eserinde,

Alıntı:
İnşaallah, yine Araplar ye’si bırakıp, İslâmiyetin kahraman ordusu olan Türklerle hakikî bir tesânüd ve ittifak ile el ele verip Kur’ân’ın bayrağını dünyanın her tarafında ilân edeceklerdir..

Alıntı:
Ey bu Cami-i Emevideki kardeşlerim! Ve kırk-elli sene sonra âlem-i İslâm mescid-i kebirindeki dört yüz milyon ehl-i İmân olan ihvanımız!

Alıntı:
Hakikî milliyetimizin esası, ruhu ise İslâmiyettir. Ve Hilâfet-i Osmaniye ve Türk Ordusunun o milliyete bayraktarlığı itibarıyla, o İslâmiyet milliyetinin sadefi ve kalesi hükmünde Arap ve Türk hakikî iki kardeş, o kale-i kudsiyenin nöbettarlarıdırlar.

İşte, bu kudsî milliyetin rabıtasıyla, umum ehl-i İslâm bir tek aşiret hükmüne geçiyor. Aşiretin efradı gibi, İslâm taifeleri de birbirine uhuvvet-i İslâmiye ile mürtebit ve alâkadar olur. Birbirine mânen-lüzum olsa maddeten-yardım eder. Güya bütün İslâm taifeleri bir silsile-i nuraniye ile birbirine bağlıdır.



Alıntı:
Ey bu camideki kardeşlerim ve kırk-elli sene sonraki âlem-i İslâm mescid-i kebirindeki ihvanlarım! Zannetmeyiniz ki, ben bu ders makamına size nasihat etmek için çıktım. Belki buraya çıktım, sizden olan hakkımızı dâvâ ediyoruz. Yani, küçük taifelerin menfaati ve saadet-i dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, sizin gibi büyük ve muazzam taife olan Arap ve Türk gibi hâkim üstadlarla bağlıdır. Sizin tembelliğiniz ve füturunuzla, biz biçare küçük kardeşleriniz olan İslâm taifeleri zarar görüyoruz. Hususan, ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiş veya gelecek olan Araplar, en evvel bu sözlerle sizinle konuşuyorum. Çünkü, bizim ve bütün İslâm taifelerinin üstadlarımız ve imamlarımız ve İslâmiyetin mücahitleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk milleti o kudsî vazifenize tam yardım ettiler.


Alıntı:
..ittihad-ı İslâmın tam zamanı gelmeye başlıyor..

Alıntı:
Asya kıt’asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı şûrâdır. Yani, nasıl fertler birbiriyle meşveret eder; taifeler, kıt’alar dahi o şûrâyı yapmaları lâzımdır ki, üç yüz, belki dört yüz milyon İslâmın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak, meşveret-i şer’iye ile şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüd eden hürriyet-i şer’iyedir ki, o hürriyet-i şer’iye, âdâb-ı şer’iye ile süslenip garp medeniyet-i sefihanesindeki seyyiatı atmaktır.


Risale i Nurda pek çok yerde Üstadın İslam taifeleri olan Türk, Kürt, Arap vs. milletleri, ittihad ı İslam fikrinde birleşmeye davet ettiği görülmektedir.. bunun delilleri çoktur uzun gitmemek için burada yalnız bu kadar deriz ki,

Üstadın bütün hayatı boyunca takip ettiği Medresetüzzehra isim verdiği bir projesi ki memleketimizde bir İslam Üniversitesi kurmak hayaliyle çok zaman bu mesele için çalışmıştı.

Hatta zamanın padişahlarından Sultan Reşada bu fikirlerinden bahsetmiş padişah bu proje için 19 bin altun lira tahsisat buyurmuşlar. Bediüzzaman da bu tahsisatla Van vilayetinde Üniversitenin temelini atmış ancak I.Dünya Harbinin patlak vermesiyle yarım kalmış Bediüzzaman talebeleri ile birlikte Vatan Müdafaasına iştirak etmişti.

Harpten sonra yine bu meseleye eğilmiş ve Ankarada yeni kurulan Mecliste milletvekillerine bu projeden bahsetmiş ve milletvekillerinin oy çoğunluğuyla o zamanın parası 150 bin banknot tahsisatı kabul ettirmişti. Ancak daha sonra medreselerin kapanması vs bazı sebeplerden geri kalmıştı.

Anlaşılan o ki Bediüzzaman memleketin kurtuluşunu milletin irşadında görüyordu. Zaten böyle düşündüğünü kendisini ayaklanmaya çağıran Şeyh Saide verdiği cevapta gösteriyordu. "..millet irşad ve ıslah edilmelidir. teşebbüsünüzden vazgeçiniz.."

Şark vilayetlerinde tesis etmek istediği bu İslam Üniversitesinde dini ilimlerin yanısıra pozitif ilimlerin de okutulacağı ve bu suretle İslam gençliğini devrin şartlarına göre hazırlamak gayesi hedef edilmişti.

Doğuda düşünmesinin sebebini de şöyle izah eder ki İslam Milletleri olan Türk, Kürt, Arap ve hatta Türkistan vs. Türki Devletlerin ortasında bir ilim irfan yuvası olacağını izah etmiştir. Hakikaten de bahsedilen bölge sözü edilen toplumların tam ortasındadır. - Hem teşebbüs ettiği İslami üniversite teşkil edilebilseydi belki de pek çok anarşi olaylarının önünün alınması için yöre halkı bilinçlendirilebilecekti. Aciptir ki ekser insanlar uyurken O mübarek zat memleketin sorunlarını ve çözümlerini düşünüyordu..

Bu gibi maksatlara matufen Bediüzzamanın nesli mübareklerinin de farklı memleketlerde yerleşmelerine kader i ilahinin bir cilvesi nazarıyla bakılabilir.. - Allahu alem bissavab -

Hak yolunda olana selam olsun..
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
- Bedîüzzaman Hazretleri’nin dedelerinin Isparta’dan gittigini. Dedesinin ismi Ali, onun babasi Hizir, Onun babasi Mirza Halid onun babasinin da Mirza Resan oldugunu…biliyor musunuz???


Aziz kardeşlerim,

Yakınınızda bulunmakla çok bahtiyarım. Sizin hayalinizle ara sıra konuşurum, müteselli olurum. Biliniz ki, mümkün olsaydı, bütün sıkıntılarınızı kemâl-i iftihar ve sevinçle çekerdim.

Ben, sizin yüzünüzden Isparta'yı ve havâlisini taşıyla, toprağıyla seviyorum.

Hattâ diyorum ve resmen de diyeceğim:

Isparta hükümeti bana ceza verse, başka bir vilâyet beni beraet ettirse, yine burayı tercih ederim.

Evet, ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum;

fakat kanaatım var ki,

İsparit nahiyesinde dünyaya gelen Said'in aslı (ISPARTADAN)buradan gitmiş.

Hem Isparta vilâyeti öyle hakikî kardeşleri bana vermiş ki; değil Abdülmecid ve Abdurrahman, belki Said'i onların herbirisine maalmemnuniye feda eylerim.




ISPARTA ilinin önceki isimlerle anılması:
Alıntı:
[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...][Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...]


Üstad (RA) HAzretlerinin dedelerinin buradan o zamanki adıyla kürdistana göç etmişlerdir...sonra ISPARTA nın aynı ismini yani İSPARİTAyı İSPARİT olarak koymuşlardır.. yani Isparta nın ismini koymuşlardır..

Bu konu yüksek lisans çalışmalarında işlenmiş ve ispatlanmıştır...

Dolayısıyla İsparit ismi Şimdiki ISPARTA dan gelmektedir..

****İsparit güller ve nurlar diyarı Isparta'dır***
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Aslında Üstad (RA) Hazretlerinin büyük dedelerinin de Isparta'ya nereden geldiği araştırma konusu olmuştur...

Bunu araştıranlardan biri de talebesi rahmetli Ali İhsan TOLA (RA) yapmıştır...
Alıntı:
Ali İhsan Tola, 23 yaşında Orman Fakültesi mezunu bir genç iken 1950 yılında Emirdağ’da Bediüzzaman’ı ziyaretle şereflenir.

Bu ilk ziyaretinde Bediüzzaman, Ali İhsan Tola’nın yüzüne bakarak, “Kardeşim, biz seninle akrabayız!” der. O zamanlar henüz üniversiteyi yeni bitirmiş olan ve okuduğu pozitif ilimlerin tesirinde kalan Ali İhsan Tola, bir maneviyat büyüğünü ilk defa ziyaret ettiğinden usul erkân bilmediği için “Efendim siz Şarklısınız, ben ise Garplı, nereden akraba olacağız?” diye itiraz eder.

Bediüzzaman bunun üzerine tekrar “Kardeşim, biz seninle akrabayız” der. Ali İhsan Tola, bu defa içinden “Herhalde bana iltifat olsun diye böyle söylüyor” diye geçirir. Bediüzzaman, bu defa daha gür bir sesle, “Hayır kardeşim, seninle akrabayız!” deyince yanında bulunan Ceylan Çalışkan, eliyle Tola’nın dizine dokunarak itirazını sürdürmemesini ikaz eder.

Ali İhsan Tola, yıllar sonra yeğeninin nüfus planlamada çalışırken nesilleri hakkında yaptığı bir araştırma sonunda soyunun Âl-i Beyt’e dayandığını öğrenince, Üstad’ın “Seninle akrabayız” sözünün ne manaya geldiğini anlar.


Rahmetli A.Hüsrev Abimizin (RA) yaşantısından bir kesitle tezimizi ispatlamaya çalışalım..
Alıntı:

Hacca giden Isparta zenginlerinin, öksüz veya yetîm kalmış seyyid çocuklarını memleketlerine getirdikleri bilinen bir vâkıadır.

İtibârlı, geniş ve varlıklı olan Hüsrev Efendi 'nin sülâlesi de, İslâm 'a fıtraten taraftar olan Âl-i beyt neslinin o havâlîde çoğalması gayesine ma 'tûf bu güzel âdeti idâme ettirmişlerdir.

Isparta kahramanlarının imân ve Kur 'ân hizmetinde hârikulâde muvaffakiyetlerinde ve sebâtlarında bu âdet-i müstahsenenin azîm hissesi olduğu âşikârdır.

Üstad (RA) Hazretlerinin dedelerinin de, kutsal topraklardan seyyid ve şerif olan sahabi torunlarını yok etmek üzere yapılan savaşlardan kaçarak gemilerle Türkiyeye (ki büyük bir ihtimalle Antalya üzerinde Ispartaya) geçiş yaptıkları söylenebilir..

Bir kısmını Ispartada kaldığı (A.Tola ve A.Hüsrev Abilerimizin dedeleri) bir kısmını da daha içerilere doğru göç ettiklerini (doğuya doğru) varsaymaktayım.. Bunlar arasında da Üstad (RA) Hazretlerinin dedelerinin de olması büyük bir ihtimalle doğrudur... -Allah-u Alem Bis Sevap-

 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Eski Said çok zaman Medresetü'z-Zehrayı gaye-i hayal ederek çalışmış. Cenab-ı Hak kemal-i merhametinden, Isparta'yı o Medresetü'z-Zehra hükmüne getirdi. Ve nahiyemiz olan küçücük Isparta'nın mahdut akraba ve ahbap yerine mübarek Isparta vilayetini verip binler kardeşi ihsan eyledi.

Belki muhtemeldir ki, o küçük Isparta'nın aslı, bu büyük Isparta'dan gitmiş. Benim vatan-i aslim, o Isparta olmak caizdir. Hatta Ispartalı kim olursa olsun, başkalara nispeten benimle ve Risale-i Nur'la fazla alâkadar görüyorum.

Kastamonu Lâhikası 159

***

“Isparta benim mübarek bir vatanım ve çok kıymettar kardeşlerimin dahi sevgili vatanlarıdır...”

(Kastamonu Lâhikası, s. 173)

***

Bütün bu hususlarla alâkalı bir de hatıra mevcuttur. Mehmet Sözer anlatıyor:

“Üstad’dan dinlemiştim, buyurmuştu ki:


‘Bana vaktiyle mânen, ‘Sen Isparta’ya git’ denilmişti. İsparit nâmında bizim nahiyemiz vardı. Ben orası zannetmiştim. Yanlış anlamışım... Benim vatan-ı aslîm, bu Isparta’daymış.” (Son Şahitler, c. 2, s. 15)
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
ISPARTA DENDİ; ISPARTA ADI NEREDEN GELMEKTEDİR?

Kente niçin Isparta denildiği, Isparta adının nereden geldiği, kesin olarak bilinmemektedir. Bu konuda pek çok araştırma, inceleme, görüş ve düşünüşler vardır; bunlardan en önemlileri ve akla yakın olanları şunlardır:
  1. Büyük İskender Kral olduktan sonra (M.Ö. 356 - 323) Anadolu'nun Batısı Yunan egemenliği altına geçti. İskender öldükten sonra bile, daha 36 yıl bu bölge Atina'ya bağımlı kaldı.Bu yıllarda Mora yarımadasında yaşamakta olan Ispartalılarla, Atina Yunanlıları, Anadolu'nun Batısına göç etmeye başladılar.
    Mora Yarımadası Ispartalılarından büyükçe bir topluluk geldi; Isparta Kenti'ne yerleşti. Kente de kendi ülkelerinin ISPARTA adını verdiler.
  2. Kentin önceki adı BARİS'ti. İranlılarla yaptıkları savaştan sonra ülkelerine dönmeyen Mora Yarımadası Isparta'lıları BARİS'te yerleştiler. Yunanca bir İS belirteci başa getirip, birleştirdiler İSPARİTA oldu; sonra da bu ad İSPARTA olarak söylenmeye başlandı.
  3. Yunan dilinde İSPORADA dağınık anlamına gelmektedir. Gerçekten de kent o yıllarda, tıpkı Mora yarımadasındaki ISPARTA nasıl yedi tepe üzerinde kurulmuş ise, kent de onun gibi dağınık durumda idi. Dağınık anlamına İSPORADA dediler; sonra bu isim ISPARTA haline geldi.
  4. Mitolojide ISPARTA kelimesi Ekilmiş anlamına gelmektedir.
    Isparta adı, şuralarda da geçer.
    ISPARTA - Anadolu'da kentimizin adı.
    ISPARTA - Mora Yarımadasında bir ülke.
    ISPARTA - Çatalca'da bir kule.
    ISPARTA - İstanbul'da Fatih'in vakfiyesi.
    ISPARTA - Konya'da bir angı taşı.
    ISPARTA - Venezüella'da bir yer adı.
    Ekilmiş anlamına gelen mitolojideki ISPARTA'nın bir efsanesi bile vardır.
  5. Kentin asıl ismi BARİDA'dır. Bu isim kesinlikle Yunanca değildir. Belki Etice, belki de Lidya dilinden gelmiş olabilir. Çünkü Etiler ve Lidyalılar:
    Asya'ya .................... AUVA
    Ankara'ya...................ANKUVA
    diyorlardı. İskender'in Atina'dan getirdiği ilk Yunan göçmenleri kentin güzelliğini görmüşler, Isparta_manarta demişler, sonra bu isim ISPARTA haline gelmiş olabilir.
  6. Isparta adının, Bizanslılar devrinde aynı şehri gösteren EİS BARİDA dan geldiği anlaşılıyor.
  7. Eski bir şehirdir. İsmi BARİS idi. Rumlar bir İS taktılar İSBARİTA oldu. Sonra ISPARTA haline geldi.
  8. Isparta'nın önceki yerleşim yeri Öküzbattı sırtları idi. Kentin bugünkü bulunduğu topraklar üzerinde de sebze, tahıl gibi ürünlerle, çokçalık ARPA ekiliyordu. ASPARTYAT eski Yunan dilinde ARPALIK demektir. Bir Atina Üniversitesi Eski Zamanlar Profesörü 1334 yılında Isparta'ya gelmiş; Isparta ve çevresinde incelemelerde bulunduktan sonra, verdiği bir konferansta Isparta adının Arpalıktan geldiğini söylemiştir.
Isparta eski ve tarihi bir kenttir. Bu;
  1. Isparta'nın Tarihten Önceki Devrine Ait Tetkikler (Dr. Kurt BİTTEL).
  2. Ön Tarihte Isparta Ovası Kültürü ve Yeni Buluntular (Prof. Dr. Tahsin ÖZGÜÇ).
  3. Isparta ve Burdur İlleri Çevrelerinde Türk Tarih Kurumu Adına 1944 yılı Haziranında Yapılan Kazılara Dair Rapor (Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz KANSU).
  4. Kitabeler (İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI).
  5. Küçük Asya'da Isparta (Ramzey).
başlıklarını taşıyan arkeologlar, tarih bilginleri, bilim adamları ve profesörler tarafından yazılmış kitap, makale, rapor, inceleme, araştırmalarla.. belgelenmiş bulunmaktadır.
http://www.ispartaya.com/isparta/tarih/tarih3.htm

 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
"Benim vatan-ı aslim Isparta'ymış"

"Üstad'dan dinlemiştim, buyurmuştu ki:
"Bana vaktiyle mânen, 'sen Isparta'ya git' denilmişti. İsparit namında bizim nahiyemiz vardı. Ben orası zannetmiştim. Yanlış anlamışım. Isparit nahiyesi zannetmiştim. Benim vatan-ı aslim, bu Isparta'daymış."
MEHMET SÖZER---(Tenekeci Mehmed Efendi)--- Son Şahitler 2.Cild s. 15



"Isparta'ya çok ehemmiyet verirdi"
"Üstadımız Isparta'ya çok ehemmiyet veriyordu. 'Benim son hayatımı Isparta havalisinde geçirmek büyük bir arzumdu. Isparta taşıyla, toprağıyla benim için mübarektir. Hattâ yirmi beş seneden beri beni işkence ile tazib eden eski hükümete, kalben ne vakit hiddet etmişsem, hiçbir zaman Isparta Hükümetine hiddet etmeyip, o mübarek vatandaki hükümetin hatırı için ötekileri de unutuyordum. Hususan orada eski tahribatı tâmirata başlayan hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli ahrarlar yani hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnetdarım, onların muvaffakiyetlerine çok dua ediyorum. İnşaallah o ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer'iyeye vesile olacaklar' [1][2] diyordu.
Son Şahitler 3.Cild s. 31
BAYRAM YÜKSEL

"Isparta ve civarı benim için taşı toprağıyla mübarektir"

"Ben Barla'yı, Süleyman ve Tevfik gibi kardeşlerimi unutamıyorum. Hayalen çok vakitlerde kendimi orada tahayyül ediyordum. Ahir hayatımı da o mübarek yerde geçirmek isterdim ve bazı vakitte Senirkent'te oturmak arzu ederdim. Fakat şimdilik ihtiyar elimde değil. Isparta ve civarı benim için taşı toprağıyla mübarektir. Isparta'nın Medreset'üz-Zehrâsı ise; umum Anadolu Üniversitesi ve alem-i İslâmın darü'l-fünunu olacağını kuvvetle ümit ediyoruz. Onun için ben kabrimi o havalide istiyorum.'

"Zaten Nur'ların telifi ve neşri de buradan başlamış ve Ispartalı kahraman, mübarek, sadık ruhların, Nur'lara sahip olmasıyla, alemde dal budak salmış. Onun için Isparta, Risale-i Nur'a daima sahip çıkmıştır. Ve yine müteaddid mektuplarında Üstadımız Isparta hükümetinden sitayişle bahsetmektedir.

"Benim son hayatım Isparta havalisinde geçirmek büyük bir arzumdur. Isparta taşıyla toprağıyla benim için mübarektir. Hatta yirmi beş seneden beri beni işkence ile tazib eden eski hükümete kalben ne vakit hiddet etmişsem, hiçbir zaman Isparta hükümetine hiddet etmeyip, o mübarek vatandaki hükümetin hatırı için ötekileri de unutuyordum. Hususan oradaki eski tahribatı tamirata başlayan, hakiki vatanperver olan Demokrat namında hamiyetli ahrarlar, yani hürriyet-perverler, Nur ve Nurcuları takdir etmeklerine çok minnettarım. Onların muvaffakıyetine çok dua ediyorum. İnşaallah o ahralar, istibdat-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer'iye'ye vesile olacaktır."
Said Nursî

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=92924&p=886037#_ftnref1
 

CaMer

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 May 2008
Mesajlar
39
Puanları
0
Ve Sübhanellah daha nelere Şahid olacağız daha neleri duyacağız:))
Ustad Üzerine basa basa KÜrd olduğunu ,Kürdlüğüyle gurur duyduğunu dile getirmiş Sizler hala nelerin peşindesınız.
Ustad kendi el yazısıyla yazmiş olduğu her risalenın altına Saide Kürdi yazmıştır

M. Sıddık ŞEYHANZADE: ''Biz Nur talebeleri; Kuran’a tabiyiz, bize yalan yakışmaz. Onun için ben, Said-i Kürdi’ye Said-i Nursi demem. Onun devrindeki kendi tabiri budur. Devamlı kendi imzasını atmıştır, kendi ifadesi ile kendisine Said-i Kürdi demiştir. Bende eserleri vardır. Yeni Said devrinde dahi, Said-i Kürdi imzasını kullanmıştır. ''

Şu safsatanızlardan vaz geçiniz Lütfen
 

Hafsanin Kuzeni

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
8 Ocak 2011
Mesajlar
9
Puanları
0

“Isparta benim mübarek bir vatanım ve çok kıymettar kardeşlerimin dahi sevgili vatanlarıdır...”

(Kastamonu Lâhikası, s. 173)

Allah razi olsun kardesim çok guzeldi.. Vesselam..
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Ve Sübhanellah daha nelere Şahid olacağız daha neleri duyacağız:))
Ustad Üzerine basa basa KÜrd olduğunu ,Kürdlüğüyle gurur duyduğunu dile getirmiş Sizler hala nelerin peşindesınız.
Ustad kendi el yazısıyla yazmiş olduğu her risalenın altına Saide Kürdi yazmıştır

M. Sıddık ŞEYHANZADE: ''Biz Nur talebeleri; Kuran’a tabiyiz, bize yalan yakışmaz. Onun için ben, Said-i Kürdi’ye Said-i Nursi demem. Onun devrindeki kendi tabiri budur. Devamlı kendi imzasını atmıştır, kendi ifadesi ile kendisine Said-i Kürdi demiştir. Bende eserleri vardır. Yeni Said devrinde dahi, Said-i Kürdi imzasını kullanmıştır. ''

Şu safsatanızlardan vaz geçiniz Lütfen
bizden de binlerce (safsatanıza) fe-subhanALLAH...

Üstadın sözleri ve risaleden alıntı yapılan metinler meydanda iken.. kendi kendilerine Üstadlık verdikleri kişinin sözlerini referans almak kadar art niyet olamaz..

syn ağabeyleri 10 sene hapiste kaldıktan sonra bir oyunun parçası olarak danıştay tarafından salına verilen zat-ı muhteremler ne zaman endamlarını net te gösterecek diye merak ediyordum.. o zaman bu zamanmış..

Üstad (RA) hazretlerinin değişik fotoğraflarını dergilerini kapak yaparak KÜRT MİLLİYETCİSİ gibi lanse eden siz kardeşlerimiz yanlış yoldasınız..

Risale-i nur hizmeti ve islamiyette ırkcılık vb. fikirlerin olmadığını dünya alem bilirken.. Üstadın kürdi soy ismini kürdlüğüyle gurur duyduğunu ima etmek bile aşırılıktır..

LÜTFEN aşağıda alıntı yaptığım kısımları iyi inceleyip okuyunuz kardeşim..

Bir iki asır öncesine gidildiğinde şu an Türk olarak görülenler Kürd, Kürd olarak görülenlerde Türk olabilir. 600 yüzyıl boyunca aynı çatı altında yaşayan ve Osmanlı'dan öncede yine birliktelikleri bulunan, özellikle Türk ve Kürtler, gerek aynı topraklarda yaşamaları, gerekse de birbirlerinden kız alıp vermeleri vb. sebebler neticesinde adeta tek millet haline gelmişlerdir.. Nesebi net olarak bilinenlerin dışında, diğer kimselerin nesep noktasında fazla teferruata girmemeleri gerekmektedir.

Bizim için esas olan İslamiyet noktasıdır. Milliyet ise ayeti kerimenin ifadesiyle "tanışıp kaynaşma" mız noktasından, bizim isteğimizin dışında Rabbimizin bize bağşettiği bir husustur.

Osmanlı döneminde doğu illerine "Kürdistan" deniliyordu. Bu isim herhangi bir ırki mana taşımıyordu.
Yalnızca coğrafi bir bölgeye verilen bir ismi çağrıştırıyordu. Pakistan, Afganistan gibi…

O bölgeden olan insanlara ise "Kürdi" denilmekteydi.
Yine bu, şahsın o bölgeden olduğunu gösteren bir aidiyet ihsas ediyordu. Erzurumi, Konevi, Bursevi, Rumi, Bağdadi gibi…

Bu manada Üstad hazretleri de, Osmanlı döneminde bu nam ile çağrılıyordu. Fakat bu aidiyetin daha sonra farklı manalar ihsas etmesi sebebiyle, Üstad, Osmanlı sonrasında kendi köyüne nisbetle "Nursi" soyadını almış ve bunu kullanmıştır.
Makale Yazarı: Sorularla Risale
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Bazıları aşağıdaki cümlesi sebebiyle üstadı kürtçülükle itham ediyorlar:

"Ey Asurilerin, Keydanilerin cihangirlik zamanında pişdar kahraman askerleri olan Aslan Kürtler.
Beş yüz senedir yattınız. Yeter artık uyanınız"

Konunun aslı nedir? Bu cümle nasıl değerlendirmeli?


Üstadın İslam milliyetçisi olduğuna bütün eserleri delildir. Buradaki cümle Üstadın "eski Said" tabir ettiği dönemdeki yazdığı bir eserinde geçer.


Kişi ailesine fıtraten taraftar olduğu gibi, mensup olduğu ırka fıtri bir taraftarlığı olur, milletinin ilerlemesini ister.

Cehalet, fakirlik, ihtilaf gibi problemlerle asırlarca mübtela olan hemşehrilerine böyle hitap etmesi onları gaflet uykusundan uyarmak içindir.

Kürtler İslam milletleri içinde bir gruptur. Üstad da bu millet içinde dünyaya geldi.


Nurcular her sağduyulu müslüman gibi- ırkçılığı şiddetle reddederler.

Bunun adı ister Türkçülük ister Arapçılık ister Kürtçülük olsun farketmez.

Kaynak: SorularlaRisaleiiNur.com
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Gelelim, Hasan Feyzi Efendinin, bir zamanlar “Said-i Kürdî” de denilen Üstad Bediüzzaman’ın zahirî ve batınî nesli, nesebi, hüviyeti ve milliyeti ile alâkalı düşünce ve kanaatlerine…

Hasan Feyzi, Üstadının zahiren Kürt olmakla beraber, hakikatte Seyyid ve Şerif oluğuna dair fikir ve itikadını şu sözlerle ifade ediyor:

“Ona (Bediüzzaman’a) ‘Kürdî’ denilmesi ve kaside-i Hazret-i İmam-ı Ali’de (r.a.) görülen

‘Yâ müdrike’ kelimesinin hazf ve kalbiyle (tersinden ve düzünden iki mânâ: Ey Kürt ve ey idrak eden) ‘Kürt’ imâ ve işaretinin bulunması, gerçekten Kürtlüğüne delâlet etmez ve onun mânevî silsile-i şerafet ve siyadetten (şerif ve seyyid olmaktan) tenzil ve teb’idini (düşürme ve uzaklaştırmayı) icap ettirmez.

“Bu isnad ve izafe (yani, onun Kürdî lâkabı), Kürdistan’da doğup büyüyen ve bu lâkapla mâruf ve meşhûr olan bu zâtın Risâletin-Nur’un tercümanı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir; yoksa Kürtlüğünü ispat etmek için değildir.

M. Latif SALİHOĞLU (Yeni Asya)


http://www.risaleinurakademisi.org/content/view/295/
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Bir sözün, hangi makamda söylendiği gibi hususlara dikkat etmeden, gelişigüzel okumak ,nakletmek meseleye ''Manayı ismi'' ile bakmak demektir.Halbuki meseleye '' ''manayı harfi'' ile bakmak gerek.Üstad Hazretlerinede bu cihetten bakmak gerek.Üstad Hazretleri parmağıyla bir şeyi(hakikati) gösterirken, gösterilen yere(hakikate) değilde, parmağa nazar etmek, meseleye ''manayı ismi'' ile bakıldığını gösterir.Aynen bunun gibi, yukarıdaki yazıda , yok üstadın asıl memleketi orası değil , burası; aslı şu değil, bu demek, ''üstadın parmağına' bakıp, gösterdiği hakikatten sarfınazar etmek demektir.Lütfen ''manayı harfi'' ile ilgilenelim! Vesselam..
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Bir sözün, hangi makamda söylendiği gibi hususlara dikkat etmeden, gelişigüzel okumak ,nakletmek meseleye ''Manayı ismi'' ile bakmak demektir.Halbuki meseleye '' ''manayı harfi'' ile bakmak gerek.Üstad Hazretlerinede bu cihetten bakmak gerek.Üstad Hazretleri parmağıyla bir şeyi(hakikati) gösterirken, gösterilen yere(hakikate) değilde, parmağa nazar etmek, meseleye ''manayı ismi'' ile bakıldığını gösterir.Aynen bunun gibi, yukarıdaki yazıda , yok üstadın asıl memleketi orası değil , burası; aslı şu değil, bu demek, ''üstadın parmağına' bakıp, gösterdiği hakikatten sarfınazar etmek demektir.Lütfen ''manayı harfi'' ile ilgilenelim! Vesselam..
buyrun bir de sizin bu konudaki görüşlerinizi alalım..

-manay-ı harfi anlatmak güzel de gerisini de getirmek gerek..

alıntı yaptığımız kısımlar ekseriyetle Üstadın kendi sözleridir... eğer Üstad hz. lerine eleştirme hakkınız varsa yazarak belirtiniz..

YOKSA sırf muhalefet olmak için muhalif olunmaz gari muhterem kardeşim..
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
buyrun bir de sizin bu konudaki görüşlerinizi alalım..

-manay-ı harfi anlatmak güzel de gerisini de getirmek gerek..

alıntı yaptığımız kısımlar ekseriyetle Üstadın kendi sözleridir... eğer Üstad hz. lerine eleştirme hakkınız varsa yazarak belirtiniz..

YOKSA sırf muhalefet olmak için muhalif olunmaz gari muhterem kardeşim..
Ayrı ayrı vadilerdeyiz galiba...Biz üstadın hayatını ortaya koyarak dava ettği İslami hakikatlerin , Risalei Nur zaviyesinden anlatılmasını ,yani meseleye manayı harfi ile bakılmasını dile getirirken, Orhancan, üstada muhalefetten bahsediyor...Herhalde kendileri risalei Nurdan, manayı harfi ile ne kasdedildiğini ya okumamış, yada anlamamış, değilse bu kadar saptırma olamaz..Üstad şuralı olsa ne olur; menşei şu veya bu olsa , İslami nokta nazarından ne ehemmiyeti olur...Bu , meseleye yukarıda da yazdığımız gibi manayı ismi bakmak demektir...üstadın eserleri ortada, ümmete faydalı olan, imani meseleler ,risalelerde yazılmış, bunlardan nakledinde ümmet faydalansın.Üstadın şu memleketli olmasından , menşeinin şu olmasından ümmetin faydalanacağı ne vardır, orhancan yazsada bizde istifade etsek...
 
Üst