Bediüzzaman Ve Tasavvuf

M

Murat Sâki

Misafir
Bediuzzaman'ın hem müteşerrii hem mutasavvıf olduğu, hem Nakşıbendi, hem Kadiri, hem Şazeli tarikatlarından tefeyyüz ettiği, fakat Kadiri tarikatının onda daha galebe çaldığı ifadelerinden anlaşılmaktadır.

Üstad efradlardan olup ilm-i Kelamda müceddiddir. İhyau'l-Ulumiddin kitabı Allah'ın muhabbetini, Şeyh Yusuf-ı Hemedani'nin kitabları Resulullah'ın muhabbetini, İmam-ı Şa'rani'nin kitabları Hüsn-i Zan ve Edebi, Bediuzzamanın kitabları iman kuvvetini temin ve teyid edicidir. Bunların mütaalası Müslümanlar'a önemle tavsiye olunur.
Görevi, Mehdi Aleyhisselam'a zemin hazırlamaktır. Bunu birçok yerde ifade ettiği gibi aşağıda ki nazmında da ifade etmiştir.

Ya naziru inne eh(kalın h)feru ya siral meşevve şeti an emrin azimin.

Yine bir mektubunda Hz. Mehdi'nin üç görevi olduğunu belirtir;
Birincisi İnkişaf-ı Hakayık-ı İmaniyye;
İkincisi İttihadi İslamiyye;
Üçüncüsü Tesisi Şeriatı Muhamediyye' dir. Bu görevlerin üçünü ancak ve ancak Hz. Mehdi ifa edecektir.

Bediuzzaman diyor ki '' Birçok safdil evliyalar Mehdi olacağım demişlersede bu üç vazifeyi ifa edenediklerinden Mehdi-i Ma'hut olamamışlardır.''
Bediuzzaman, Birinci Dünya Harbinde Ruslara karşı talebeleriyle beraber bizzat mücadele vermiş, Dini İslamın hakimiyeti için amansız mücadele vermiştir. Kendisin hapisten hapise atılmış.Hoacam yüksek ferasetinden istifade etmek istiyoruz, yüksek fikirlerinizi ibraz etmenizi rica ediyoruz'' dendiğinde , Bediuzzaman da '' Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur'' demiştir. Bediuzzaman , Hakk'ı her yerde korkmadan , taviz vermeden haykırmıştır. Bediuzzamanın yolundan gitmeyip, onun ismini istimal etmek üstada büyük bir hakarettir.
Üstad Beşinci Sözlerde '' Zaman tarikat zamanı değil, iman kurtarma zamanıdır'' demektedir.; bu herkese şamil olmayıp imanı olmayanlar için geçerlidir.
İslamı bir binaya benzetecek olursak ilk önce arsaya, sonra binaya, sonrada tefrişata gerek vardır. Bina sağlam bir imandır, tefrişat ise tarikatla olur. İman olmayınca tefrişat olmaz. Üstad zamanında , okullarda ve her tarafta amansız bir imansızlık salgını vardı. Okullarda, haşa Allah'ın olmadığı aşılanıyordu o küçücük çocuklara.

İşte bu şartlarda üstad Allah'ın varlığını, birliğini, azametini ilmi delillerle isbat etmiştir. ''Eczane'' temsil ile bu Kainat'ın bir tesadüfün neticesi olarak meydana gelmediğini, bir Halik'ının olduğunu ispat etmişti. Hal böyle iken üstadın tefrişatla başlaması işi yokuşa sürmekten başka birşey olmazdı.

Üstadın kendisi efradlardan olup, hayatında tasavvuf yolunu tatbik etmiştir. Yukarıda '' Zaman tarikat zamanı değildir'' sözünün mukayyed olmadığını , herkes için geçerli olmadığını ifade etmiştik; şimdi bunu üstadın kendi sözleriyle isbat edelim

Üstad Diyanet'in Daru'l Hikmet müessesinde aza iken Gavs Abdulkadir Geylani (k.s) hazretlerinin Futuhatu'l- Gayb adlı eserini aldı ve tefeül etti, yani rastgele açtı; orada

'' Sen Daru'l-Hikmettesin; kalb(hastalıklarının) tedavisi çin tabib ara'' ibaresini okudu....
Üstad '' Tahkik ettim, Resulullah'tan bu zamana kadar böyle bir müessese kurulmamıştı. Anladım ki , Abdulkadir Geylani(k.s) burada bana hitab ediyor ve hemen '' Sen benim tabibim ol'' dedim, oldu. Beni cerrahi bir ameliyat yaptı; sonra o kitab bana o kadar tesir ettiki onu zorla bitirdim'' buyurmuştur. Çoğu yerde üstad bir müşkili olduğunda, üç ihlas bir Fatiha okuyup Abdulkadiri Geylani(k.s) Hazretlerinin ruhuna hediye edip ondan istimdad dileyerek giderdiğini beyan etmektedir.

Telvihat-ı Tis'a adlı eserinde ise tarikatın mahiyetini, gerekliliğini beyan etmektedir.(merak eden olursa oraya başvurabilir)

Yine eserlerinde de '' Benim maneviyatım üveysidir; İmam-ı Gazali den ders aldım; sonra Hz. ALİ den ders aldım. İmamı Gazali nin verdiği dersleri Hz. ALİ de verdi. Anladım ki İmam-ı Gazali nin de üstadı Hz. ALİ dir.''

Üveysi, hayatta olmayan büyükten manen ders alana denir. Hatta büyük bir haşiyesinde diyor ki, Nakşibendi tarikatına mensup Şeyh Abdurrahman- Taği Hazretlerinin son demlerinde bir melaike taifesi ona görünmüş, onlara demişki ''Niçin geldiniz'' Demişler ki ''Biz Evliyaullahın ruhunu kabz etmeye gelmşiz''; onlara demişki '' Gidiniz, Alim-i Amil'in ruhunu kabzeden melaikeler gelsin''. Bir müddet sonra bir taife melaike gelmiş onlara demişki ''Niçin geldiniz?'' onlar demiş ki''Alimi Amil'in ruhunu kabz etmeye gelmişiz.'' o vakit onlara demiş ki 'benim ruhumu kabzediniz'. Onun ruhunu o vakit kabzetmişler.

Bunlardan anlaşılıyor ki üstad ehl-i tarikataa çok saygı duyuyordu. Tarikat zamanı değildir, diyenlerin kulakları çınlasın...

İslam binası tamam olanın tarikat feyzleriyle tefriş olması elzemdir. Üstad tarikat pirlerinden Gavs-ı Geylani yi dualarında dahi, dualarının kabul olunması için onu vesile yapmış ve ona istiğase ettiğini, birçok ifadelrinde apaçık beyan etmiştir...

'' Kalbi işlettirmek için en büyük vasıta velayet meratibinde zikri-ilahi ile tarikat yolunda, hakikat-ı ilahiye teveccüh etmektir''.

Bediüzzaman (Mektubat)

'' Merkez-i hilafet olan İstanbul, 550 sene bütün alem-i hıristiyan karşısında muhafaza ettiren İstanbulda 500 yerde fışkıran envar-ı tevhid ve o merkez-i İslamiye'deki ehli imanın mühim bir nokta-i istimdadı o büyük camilerin arkalarındaki tekkelerde Allah Allah diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve marifet-i ilahiyeden gelen bir muhabbet-i ruhaniye ile euşu huruşlarıdır.''
Bediüzzaman (Mektubat)

hazırlayan; zınar
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
Eline sağlık kardeş. Baya bi açıklayıcı olmuş. Rabıtaya şirk deyenler üstatın dediklerini okuyunca belki yüzleri kızarır ve tövbe istiğfar da bulunurlar.
 

ozti

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ağu 2006
Mesajlar
468
Puanları
0
Yaş
35
gerçekten çok açıklayıcı olmuş Allah razı olsun
 
S

SaLtan

Misafir
ustad tarikatlara saygılıdır. ama hiç bir zaman ne bir tarikat şeyhi gibi yaşamış nede onlar gibi düşünmüştür, said nursi hzlerinin ruh dünyası gözlemlendiğinde bilgelik, ve alçakgönüllük değerleri iki temel öğe olarak ortaya çıkar. fotografik biir zekaya sahipti. acılara rağmen her hucresinde ilim ve kudret inkişaf etmiştir. dünya nın kış yasadıgı bir dönemde, kar çiçeklerinin açmasına vesile olmuş bahçevandır. suların durulduğu anlarda taş atarak değil suyun altındaki pislikleri temizleyerek enerji ve aksiyon haleleri oluşturmuştur.
gerçekte bir alimin, düşünürün, bilge bir insanın geniş neredeyse ansiklopedik bir düzeye varacak bilgi donanımlarına haiz; münevver ve tefekkürel dünyasındaki bir sözü alıp hatta bu sözü kendi kafasına göre yorumlayıp emir diye telakki etmek o ışığın önündeki sinekleri görmek demektir.
hasılı kelam said nursi tasavvufa karşı değilse bile (ki karşı olduğunu iddia edecek hiç bir şey yok ortada- kimsede karşı değil- insanım diyen saygıyla bakıyodur) gördüğümüz, çevremizde olan tasavvuf demiyeyimde tarikatlarla hiç bir alakası olmadığını düşünüyorum. en azından nihai hedefi bu değildi. risalei nur okuyan arkadaşlarımız daha iyi bilirler kısa bir müddet bir tarikat medresesinde ders alması tarikat ehli olduğunu göstermez(osmanlı dergahları birer üniversite, fakulte nüvesindeydi, emiz iklimlerde her türlü ders verilirdi.günümüz tarikatları zikir dışında başka yaptığı bir işlevi yok)..nitekim kendisinin alakası, ilişiği olmadığı medrese ve alim, şeyh, münevver olmasın..bir şekilde gençliğinde sıklıkla..olmuştur.
 

Uveys El Konevi

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
284
Puanları
0
Said Nursi'nin Sami Efendimiz(ks) ile olan ilişkileri de bilinmektedir...
Kıymetli kardeşim ben Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin kitaplarını okumaya çalışan biriyim.Üstadı çok seviyorum..Aynı zamanda Mahmut Sami Efendi'nin tasavvuf hizmetinden de istifade etmeye çalışıyorum..Onu da çok seviyorum..
Bu iki mübarek zatın alakasını biraz anlatırsan şeyhlerime ve üstadlarıma olan muhabbet daha da artacaktır..Lütfen yardımcı olur musun...Allah razı olsun....
 

ezfer

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
23 Eki 2006
Mesajlar
480
Puanları
0
Allah razı olsun cok güzel açıklanmış
 

buhara

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eki 2006
Mesajlar
2
Puanları
0
Bediuzzaman'ın hem müteşerrii hem mutasavvıf olduğu, hem Nakşıbendi, hem Kadiri, hem Şazeli tarikatlarından tefeyyüz ettiği, fakat Kadiri tarikatının onda daha galebe çaldığı ifadelerinden anlaşılmaktadır.

Üstad efradlardan olup ilm-i Kelamda müceddiddir. İhyau'l-Ulumiddin kitabı Allah'ın muhabbetini, Şeyh Yusuf-ı Hemedani'nin kitabları Resulullah'ın muhabbetini, İmam-ı Şa'rani'nin kitabları Hüsn-i Zan ve Edebi, Bediuzzamanın kitabları iman kuvvetini temin ve teyid edicidir. Bunların mütaalası Müslümanlar'a önemle tavsiye olunur.
Görevi, Mehdi Aleyhisselam'a zemin hazırlamaktır. Bunu birçok yerde ifade ettiği gibi aşağıda ki nazmında da ifade etmiştir.

Ya naziru inne eh(kalın h)feru ya siral meşevve şeti an emrin azimin.

Yine bir mektubunda Hz. Mehdi'nin üç görevi olduğunu belirtir;
Birincisi İnkişaf-ı Hakayık-ı İmaniyye;
İkincisi İttihadi İslamiyye;
Üçüncüsü Tesisi Şeriatı Muhamediyye' dir. Bu görevlerin üçünü ancak ve ancak Hz. Mehdi ifa edecektir.

Bediuzzaman diyor ki '' Birçok safdil evliyalar Mehdi olacağım demişlersede bu üç vazifeyi ifa edenediklerinden Mehdi-i Ma'hut olamamışlardır.''
Bediuzzaman, Birinci Dünya Harbinde Ruslara karşı talebeleriyle beraber bizzat mücadele vermiş, Dini İslamın hakimiyeti için amansız mücadele vermiştir. Kendisin hapisten hapise atılmış.Hoacam yüksek ferasetinden istifade etmek istiyoruz, yüksek fikirlerinizi ibraz etmenizi rica ediyoruz'' dendiğinde , Bediuzzaman da '' Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur'' demiştir. Bediuzzaman , Hakk'ı her yerde korkmadan , taviz vermeden haykırmıştır. Bediuzzamanın yolundan gitmeyip, onun ismini istimal etmek üstada büyük bir hakarettir.
Üstad Beşinci Sözlerde '' Zaman tarikat zamanı değil, iman kurtarma zamanıdır'' demektedir.; bu herkese şamil olmayıp imanı olmayanlar için geçerlidir.
İslamı bir binaya benzetecek olursak ilk önce arsaya, sonra binaya, sonrada tefrişata gerek vardır. Bina sağlam bir imandır, tefrişat ise tarikatla olur. İman olmayınca tefrişat olmaz. Üstad zamanında , okullarda ve her tarafta amansız bir imansızlık salgını vardı. Okullarda, haşa Allah'ın olmadığı aşılanıyordu o küçücük çocuklara.

İşte bu şartlarda üstad Allah'ın varlığını, birliğini, azametini ilmi delillerle isbat etmiştir. ''Eczane'' temsil ile bu Kainat'ın bir tesadüfün neticesi olarak meydana gelmediğini, bir Halik'ının olduğunu ispat etmişti. Hal böyle iken üstadın tefrişatla başlaması işi yokuşa sürmekten başka birşey olmazdı.

Üstadın kendisi efradlardan olup, hayatında tasavvuf yolunu tatbik etmiştir. Yukarıda '' Zaman tarikat zamanı değildir'' sözünün mukayyed olmadığını , herkes için geçerli olmadığını ifade etmiştik; şimdi bunu üstadın kendi sözleriyle isbat edelim

Üstad Diyanet'in Daru'l Hikmet müessesinde aza iken Gavs Abdulkadir Geylani (k.s) hazretlerinin Futuhatu'l- Gayb adlı eserini aldı ve tefeül etti, yani rastgele açtı; orada

'' Sen Daru'l-Hikmettesin; kalb(hastalıklarının) tedavisi çin tabib ara'' ibaresini okudu....
Üstad '' Tahkik ettim, Resulullah'tan bu zamana kadar böyle bir müessese kurulmamıştı. Anladım ki , Abdulkadir Geylani(k.s) burada bana hitab ediyor ve hemen '' Sen benim tabibim ol'' dedim, oldu. Beni cerrahi bir ameliyat yaptı; sonra o kitab bana o kadar tesir ettiki onu zorla bitirdim'' buyurmuştur. Çoğu yerde üstad bir müşkili olduğunda, üç ihlas bir Fatiha okuyup Abdulkadiri Geylani(k.s) Hazretlerinin ruhuna hediye edip ondan istimdad dileyerek giderdiğini beyan etmektedir.

Telvihat-ı Tis'a adlı eserinde ise tarikatın mahiyetini, gerekliliğini beyan etmektedir.(merak eden olursa oraya başvurabilir)

Yine eserlerinde de '' Benim maneviyatım üveysidir; İmam-ı Gazali den ders aldım; sonra Hz. ALİ den ders aldım. İmamı Gazali nin verdiği dersleri Hz. ALİ de verdi. Anladım ki İmam-ı Gazali nin de üstadı Hz. ALİ dir.''

Üveysi, hayatta olmayan büyükten manen ders alana denir. Hatta büyük bir haşiyesinde diyor ki, Nakşibendi tarikatına mensup Şeyh Abdurrahman- Taği Hazretlerinin son demlerinde bir melaike taifesi ona görünmüş, onlara demişki ''Niçin geldiniz'' Demişler ki ''Biz Evliyaullahın ruhunu kabz etmeye gelmşiz''; onlara demişki '' Gidiniz, Alim-i Amil'in ruhunu kabzeden melaikeler gelsin''. Bir müddet sonra bir taife melaike gelmiş onlara demişki ''Niçin geldiniz?'' onlar demiş ki''Alimi Amil'in ruhunu kabz etmeye gelmişiz.'' o vakit onlara demiş ki 'benim ruhumu kabzediniz'. Onun ruhunu o vakit kabzetmişler.

Bunlardan anlaşılıyor ki üstad ehl-i tarikataa çok saygı duyuyordu. Tarikat zamanı değildir, diyenlerin kulakları çınlasın...

İslam binası tamam olanın tarikat feyzleriyle tefriş olması elzemdir. Üstad tarikat pirlerinden Gavs-ı Geylani yi dualarında dahi, dualarının kabul olunması için onu vesile yapmış ve ona istiğase ettiğini, birçok ifadelrinde apaçık beyan etmiştir...

'' Kalbi işlettirmek için en büyük vasıta velayet meratibinde zikri-ilahi ile tarikat yolunda, hakikat-ı ilahiye teveccüh etmektir''.

Bediüzzaman (Mektubat)

'' Merkez-i hilafet olan İstanbul, 550 sene bütün alem-i hıristiyan karşısında muhafaza ettiren İstanbulda 500 yerde fışkıran envar-ı tevhid ve o merkez-i İslamiye'deki ehli imanın mühim bir nokta-i istimdadı o büyük camilerin arkalarındaki tekkelerde Allah Allah diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve marifet-i ilahiyeden gelen bir muhabbet-i ruhaniye ile euşu huruşlarıdır.''
Bediüzzaman (Mektubat)

hazırlayan; zınar
Selamlar , Ben üstadin zaman tarikat zamani degildir, sözünü yine üstadin kendi agzindan cevapladigini bildirmek icin yazdim , bu konuda bilgilenmek isteyen lütfen.emirdag lahikasinin ikinci kismi olan (Mahkeme-i Kübraya Sekva ve Müdafaaanin bir hasiyesi olan parcanin) son kismina müracat etmesini tavsiye ederim sayfa 297 Yeni asya baskisi
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
''Hoacam yüksek ferasetinden istifade etmek istiyoruz, yüksek fikirlerinizi ibraz etmenizi rica ediyoruz'' dendiğinde , Bediuzzaman da '' Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur'' demiştir. ''

Aktarılan cümle birbiriyle münasebetsiz görünüyor, zira tam nakledilmemiş.1.şef,Bediüzzmanı meclise davet ettğinde, meclise hitab etmesi istenmiş.Bediüzzman merhum bakmış mebusların bir kısmı namazı terketmiş.Bunun üzerine namazın önemine dair bazı açıklamalar yapmışYapılan bu açıklama hoşuna gitmeyen ve kızan 1.şef:''Biz seni yüksek fikirlerini dinleyelim diye çağırdık, sen aramıza ihtilaf verdin, namaz kılanlar ve kılmayanlar olarak...'' deyince yukarıda yazılan cümleyi söylemiş, Bediüzzaman hazretleri.Bazı yerleri makaslamak ne maksatla olursa olsun iyi bir şey değil.!
 

dervıs

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
26 Eki 2006
Mesajlar
39
Puanları
0
Efendim,
Ancak MASAALLAH deriz, hazretin ayaklarindan, esiginden öper esigini sakalimiz ile süpürürüz. Kendilerinden himmet taleb ederiz.
Evliyalarin, velilerin hallerinden anlamayan, maneviyat, sir, hikmet sahibi olmayip hazretin ismini kulananlarin da ayni sekilde davranmasini ümit ediyoruz. Her Evliyanin ve Velinin kendisine verilen emir cercevesinde vazifeleri vardir ve bunlari ifa ederler. ZAten yapmasalar o Makama cikarilmazlar veya o vazifeler verilmez.
 
Üst