Başbakana meydan okumak

Dergaz

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ara 2007
Mesajlar
1,685
Beğeniler
28
Puanları
0
Yaş
33
#1
Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur’’, ‘’Dört tarafımız düşmanlarla çevrili’’ tarzı hastalıklı yaklaşımların sona erdiği bir dönemdeyiz.

İster neo-Osmanlılık deyin, ister komşularımızla sıfır problem. Bugün geldiğimiz noktanın 10 yıl öncesinden çok daha olumlu olduğu kesin.
Komşularla vize sorunu birer birer ortadan kalkıyor.
Ülkeler arası iyi ilişkiler kurulmasında kilit rol oynayan ticarete önem veriliyor.
Bütün bunlar da laikçilerin korkusunun aksine, ilişkinin geliştirildiği ülkenin hristiyan veya müslüman olmasına bakılmadan yapılıyor.
Yani, Suriye ile olduğu kadar Rusya ile, İran’la olduğu kadar Yunanistan’la da dostane, derin bağlar kurulmaya çalışılıyor.
Zaten adalarda bu sorunu halklar çözmüş durumda.
Ege adaları halkları buzdolabından yatağa, etten sebzeye kadar tüm ihtiyaçlarını Anadolu’nun sahil kasabalarından sağlıyor.
Çünkü Yunanistan’dan gelen mallar, ulaşım maliyeti nedeniyle pahalı, Türkiye ucuz.
Bu tamamen güvene dayalı bir sistem.
Deftere yazılan bir taksit yöntemi var adalar halkıyla kasaba esnafı arasında.
Yani onlar birbirine güveniyor.
Allah göstermesin, bir savaş durumunda çocukları birbirini öldürsün diye silaha sarılacak insanlar bunlar.
Yani onlar birbirine güveniyor.
Sorun devletlerde veya öyle idi.
İki ülke geriliminden en çok kazananın silah tüccarları olduğu ortada.
Yunanistan bütçesinin yüzde 5’ini, ağırlıklı olarak Türk tehdidini bertaraf etmek amacıyla silahlanmaya harcıyor.
Bu, herhangi bir Avrupa Birliği üyesi ülkenin askeri harcamalarından çok fazla.
Bu paralar, eğitime, sağlığa, yoksulluğun ortadan kaldırılmasına harcanabilir.
Başbakan Erdoğan Atina’da tam da bunu önerdi.
Ancak o bu öneriyi yapmak için yanında 10 bakan dahil olmak üzere 300 küsur kişilik bir ekiple Atina’ya uçarken, Ege’de yine it dalaşı yaşanıyordu. The Guardian’ın Atina muhabiri gazetesine şu satırlarla aktarmıştı olayı:
‘’Dün (cuma) Erdoğan ve eşi Emine Atina’ya uçarken 6 Türk F-16’sının Yunan jetleriyle it dalaşına girdiği haberi geldi. Analistler, bu hareketin Ankara’daki askeri yetkililerin bir güç gösterisi olduğunu ve Türk lideri küçük düşürme amacı taşıdığı yorumunu yaptı.
Türkiye’nin generalleri uzun süredir reformcu ve neo-İslamcı Erdoğan’la kavga içinde. Güç savaşı son aylarda hükümeti devirmeye yönelik asker destekli darbe planının ortaya çıkmasıyla iyice kızıştı.’’
Generaller ve eylemleri yurtdışında, demokratik dünya medyasında böyle görülüyor.
Kendi başbakanını, silah harcamalarının azaltılması, iki ülke ilişkilerinin iyileştirilmesi amacıyla çıktığı bir gezide küçük düşürme çabasına girmeye cüret edebiliyor.
Sorun zaten burada.
Asker kendi içinde bir devlet mi olacak, yoksa sivil otoriteye mi itaat edecek.
Şu an, kendi bildiğini okuduğu görülüyor.
Bunun nasıl aşılacağını Yasemin Çongar Taraf’ta kaleme aldığı 4 günlük yazı dizisinde mükemmel bir şekilde anlattı.
Mutlaka okuyun.
Yunanistan’a gelince...
Yunan gazeteleri, Yunan tarafının Türkiye’nin ihlalleri nedeniyle silahlanma harcamalarının kısılmasına çok sıcak bakmadığını yazıyordu.
Silaha harcanan her kuruş, sizin çocuğunuzun eğitimden, sağlığından, geleceğinden çalınan paradır.
Yavrunuzun geleceğine kim karar versin istersiniz?
Kendi seçtiğiniz siyasetçilerin mi, generallerin mi?
Mesele bu kadar basit.

12 Eylül’e utanmazca övgü
Bu ülkede yönetimi darbe yoluyla ele geçirmek için şartların olgunlaşmasını beklediğini söyleyen darbe eskisi generale sahip çıkanlar var.
Bedrettin Cömert’ten Cavit Orhan Tütengil’e uzanan tüm cinayet silahlarında onların parmak izi var.
Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’yı asmaktansa beslemeyi tercih eden onlar.
Diyarbakır’da insanlara bok yediren onlar.
1 Mayıs’ta da onlar var, Kahramanmaraş’ta da.
Katillerin bu kadar arsızca sahiplenildiği bir medya Türkiye için utanç verici.
Bu ilişkiler yüzünden hala Ergenekon’a, Balyoz’a sahip çıkıyorlar ya.
Allah’ın sopası yok.
Onlar 12 Eylül’e sahip çıkarken Radikal’de Ertuğrul Mavioğlu’nunhaberi bize darbecilerin gerçek yüzünü bir kez daha hatırlatıyordu.
12 Haziran 1980’de İnciraltı yurtlarının bahçesinde şenlik düzenleyen 1000’i aşkın gencin üzerine ateş açılmış 18 yaşındaki İsmail Baytok, 20 yaşındaki Mustafa Uslu, 19 yaşındaki Ali İhsan Tan, 23 yaşındaki Hüseyin Akdağ ile Mehmet Ali Arun öldürülmüştü.
Kendi gençlerini acımasızca katleden bir sistem.
Bence Kenan Evren’i iyileştirip anayasa referandumunda meydanlara çıkarsınlar.
Çok iyi olur.



kaynak
 
Üst