Asırların Kavgası:İbn-i Teymiye

alkame

Üye
Katılım
23 Ara 2010
Mesajlar
20
Tepkime puanı
4
Puanları
0
profösör hikem kardeşim emeğinizden dolayı ALLAH sizi mükafatlandırsın ALLAH razı olsun sizden
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
mesela, cennet ve cehennemin sonsuz olmadığı yolundaki içtihadı gibi. onca ayetin "halidiyne fiyha" ifadesine rağmen!
onun bu fermanı(!) bizdeki bazı müçtehid taslaklarına da ilham kaynağı olmalı ki son dönemlerde yazılan bazı tefsirlerde aynı anlayış devam ettirilmiştir. (bayraktar bayraklı gibi)

Burada bir tashih yapalım. İbni Teymiyye Cennetin sonsuz olduğunu söylemektedir. Onun fikri, fena-i nar fikridir ki, Cehennem'in sona ereceği ma'nasındadır.

Ebubekir Sifil, 30 Aralık 2007 tarihli makalesinde Mustafa İslamoğlu'na cevap verirken şunları söylüyor:

"Ebediyet" kelimesi etrafındaki tartışma İbn Teymiyye ve talebesi İbnu'l-Kayyım ile başlamıştır. Evveliyatında Cehm b. Safvan'ın hem cennetin hem de cehennemin son bulacağı görüşü dışında bu kelimeyi cehennemin sonluluğu anlamında tartışan olmamıştır. Cehennemin ebedi olmadığını söylemenin küfür olduğunu ben söylemiyorum. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde bu mesele hakkında oldukça açık beyan ve hükümler var. Hadi'l-Ervah ve içindeki deliller okunmuş ve gerekli şekilde cevaplandırılmıştır. Hatta bu, daha İbnu'l-Kayyım hayattayken yapılmıştır. Pek çok alim tarafından "müçtehid" olduğu söylenen Takiyyüddin es-Sübkî, el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr" adlı eserinde Hadi'l-Ervâh'taki hatalı yaklaşımı açık biçimde gözler önüne sermiştir. Ondan yüzyıllar sonra Muhammed b. İsmail el-Emîr, "Ref’ul-Estâr" adlı reddiye ile meselenin üstüne bir kere daha gitmiştir. Bu ikinci eser, sıkı bir Selefî ve İbn Teymiyye takipçisi olan el-Albânî tarafından tahkik ve neşredilmiştir. el-Albânî de orada İbn Teymiyye ve öğrencisinin hatalı olduğunu açık bir şekilde itiraf etmektedir.
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Yukarıda geçen diğer bir konuya da temas edelim. Ömer Nasuhi Bilmen diyor ki:

"Filhakika İbni Teymiyye bazı itikadî ve amelî mes'elelerde büyük müctehidlere hatta sahabeye muhalefet etmiş; bu hususta hakka isabet edemediği birçok alimlerin tenkidleri ile sübut bulmuştur. Ulemadan bazılarına göre İbni Teymiyye mücessimedendir. Yani Allahü teâlânın bir cihette bulunduğuna, Arş-ı â'lânın nevîi itibariyle kadîm olduğuna kaanidir..." (Ahmed Davudoğlu'ndan naklen: Bkz. Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri, 5. Baskı, Huzur Yayınevi, İstanbul 1989, sayfa 47.)

Burada "Arş-ı â'lânın nevîi itibariyle kadîm olması" ne demektir, bunu da bir iktibas ile açalım. Ebubekir Sifil şöyle açıklıyor:

"İmam Ebû Hanîfe'nin de dile getirdiği "Allahü Teâlâ bu mekânları yaratmadan önce neredeydi?" sorusuna İbn Teymiyye'nin bulduğu cevap, "Arş'ın nev'î kıdemi"dir. Bu, şu demektir: Allahü Teâlâ ezelden beri üzerine istiva ettiği Arşlar yaratmaktadır. Yenisini yarattığında bir öncekini yok etmektedir ve bu, ezelden beri böyle devam edegelmektedir. Bu izah tarzının ne kadar problemli olduğu ise açıktır. Zira Allahü Teâlâ dışında varlığı ezelî olan bir başka varlık tasavvur edildiğinde, zorunlu olarak o varlığın mevcudiyetinin bir yaratıcının varlığına mütevakkıf bulunmadığını, varlığının zorunlu ("vâcibu'l-vücud") olduğunu söylemiş olursunuz. Bunun ne anlama geldiği ise açıktır..." (Dr. E. Sifil, Milli Gazete, 7 Ağustos 2004)

Hâfız İbni Hacer el-Askalânî (rahimehullah), Fethu'l-Bari isimli eserinde şöyle diyor (takribi tercüme):

Kâdî Ebu'l-Fadl İyaz'dan (rahimehullah) ve başkalarından nakledilmiştir ki alemin [Allahü teâlâdan başka herhangi bir şeyin] kadim olduğunu söyleyen, ulemanın icmaı ile kâfirdir.

Bu yazının aslı şöyledir (ilk paragraf):

قال شيخنا في شرح الترمذي : الصحيح في تكفير منكر الإجماع تقييده بإنكار ما يعلم وجوبه من الدين بالضرورة كالصلوات الخمس ، ومنهم - ص 211 - من عبر بإنكار ما علم وجوبه بالتواتر ومنه القول بحدوث العالم ، وقد حكى عياض وغيره الإجماع على تكفير من يقول بقدم العالم .

وقال ابن دقيق العيد : وقع هنا من يدعي الحذق في المعقولات ويميل إلى الفلسفة فظن أن المخالف في حدوث العالم لا يكفر لأنه من قبيل مخالفة الإجماع ، وتمسك بقولنا إن منكر الإجماع لا يكفر على الإطلاق حتى يثبت النقل بذلك متواترا عن صاحب الشرع ، قال وهو تمسك ساقط إما عن عمى في البصيرة أو تعام لأن حدوث العالم من قبيل ما اجتمع فيه الإجماع والتواتر بالنقل

Bu pasajı birkaç ay önce şu siteden bulup kopyalamıştım:

http://hadith.al-islam.com/Loader.aspx?pageid=261
 

UBEYDUN

Ordinaryus
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Tepkime puanı
286
Puanları
0
Konum
göçmen
sen kötü niyetli birisin bakın ebu bekir sifil neler söylüyor

BN TEYMİYYE VE İBNU'L-KAYYIM'IN CEHENNEM'İN EBEDİLİĞİ MESELESİNDEKİ GÖRÜŞÜNÜN TESBİTİ
İNKİŞAF - Eylül-Kasım 2006

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi merhumun, Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için ebedi değil geçici olduğunu savunan Kazan'lı Musa Carullah Bigiyef'e[1] reddiyesinden[2] sonra bu batıl davanın Kur'an ile temellendirilmesinin mümkün olmadığı, en küçük bir şüpheye mahal bırakmayacak tarzda tescillenmişti.[3]

Ancak mezkûr reddiye, bütün ihtişam ve nefasetine rağmen, Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için ebedi olmadığını savunanların ileri sürdüğü merviyyat üzerinde –son derece isabetli tesbitler sunmakla birlikte– alabildiğine kısa durduğu için, meselenin bu yönü bakımından takviyeye muhtaçtır. Hemen aşağıda değinileceği üzere konunun bu yönünü de Muhammed b. İsmail es-San'ânî, Ref'u'l-Estâr isimli eseriyle büyük ölçüde ikmal etmiştir..

Bu yazının amacı ise, İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının ebedi olmadığı görüşünü benimseyip benimsemediği tartışmasını bir sonuca bağlamaktır.[4]

İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın konuyla ilgili görüşü

"İbnu'l-Vezîr" diye bilinen, el-Avâsım sahibi Muhammed b. İbrahim el-Yemânî[5], Sübülü's-Selâm sahibi Muhammed b. İsmail es-San'ânî[6] ve Zâhid el-Kevserî, kâfir ve müşrikler için Cehennem hayatının sonsuz olmadığı görüşünü İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a nisbet etmiştir.[7]

DİA'daki "Cehennem" maddesinin "Kelam" ilmiyle ilgili kısmının[8] müellifi Bekir Topaloğlu, "İbn Teymiyye ve onun yolunu benimseyenlerden oluşan bir grup âlim..." diyerek aynı şekilde davranmıştır.[9]

Aynı kaynaktaki "Azap" maddesinin yazarı Yusuf Şevki Yavuz'un da bu görüşü İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a nisbet ettiği görülmektedir.[10]

Bu listeyi birkaç katı artırmak mümkün olmakla birlikte, öteden beri yaygın olarak benimsenen kanaatin, İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın Cehennem hayatının son bulacağı görüşünü benimsediği doğrultusunda olduğunu söylemek için bu kadarını yeterli görüyorum.[11]

Ancak günümüzde konuyla ilgilenen bir kısım araştırmacıların, İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın bu görüşte olmadığında ısrar ettiği, tam aksini söylediklerine dair kendi ifadelerinden deliller aktararak isbatlama yoluna gittiği görülmektedir. Meseleyi "problem" haline getiren de bu noktadır.

"Beka-i nar" görüşü

1. İbn Teymiyye

İbn Teymiyye, Mecmû'u'l-Fetâvâ'da, "Yedi şey vardır ki bunlar ölmeyecek, fena bulmayacak ve yokluğu tatmayacaktır: Cehennem ve sakinleri, Levh, Kalem, Kürsi, Arş"[12] şeklindeki rivayetin sahih olup olmadığı tarzındaki bir soruya verdiği cevapta şöyle der:

"Bu haber bu lafızla Hz. Peygamber (s.a.v)'in sözü değildir; o, alimlerden birine ait bir sözdür. Bu Ümmet'in selefi, imamları ve sair Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat şu itikattadır: Mahlukat arasında yok olmayacak ve tamamen fena bulmayacak varlıklar vardır.[13] Cennet, Cehennem, Arş vd. varlıklar böyledir. Mahlukatın tamamının fena bulacağını, Cehm b. Safvân ve Mu'tezile'den ve benzerlerinden kendisine muvafakat edenler gibi bid'atçı Kelamcılar'dan bir grup dışında söyleyen olmamıştır. Bu, Allah'ın Kitabı'na, Resulü'nün Sünneti'ne ve Ümmet'in selefinin ve imamlarının icmaına aykırı batıl bir sözdür. Nitekim bu hususta Cennet ve ehlinin ve daha başka varlıkların bekasına delalet (eden deliller) vardır ki, bu sayfa, bu noktanın zikri için yeterli değildir. Kelamcılar'dan ve Felsefeciler'den çeşitli kesimler, bütün mahlukatın fena bulmasının mümteni (muhal) olduğuna, aklî delillerle istidlal etmiştir. Vallâhu a'lem."[14]

Bu ifadeler esas alındığında İbn Teymiyye'nin, Cehennem'in son bulacağı görüşünde olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.

Yine bir başka eserinde İmam el-Eş'arî'nin Makâlâtu'l-İslâmiyyîn'inden, herhangi bir itiraz getirmeksizin şöyle bir nakil yapar:

"… Yine şu meselede de iki görüş halinde ihtilaf etmişlerdir: Allah Teala'nın fiilleri için bir son var mıdır, yoksa O'nun fiillerinin sonu yok mudur? el-Cehm b. Safvân şöyle demiştir: "Allah'ın malumat ve makduratının bir son noktası ve sınırı, fiillerinin de bir sonu vardır. Cennet ve Cehennem fena bulacak, içindekiler de yok olacaktır. Tâ ki Allah, tıpkı el-Evvel olup, (ezelde) kendisiyle birlikte herhangi bir şey bulunmadığı gibi, (bütün mahlukat yok olduktan sonra da) el-Âhir (en son kalan) olacak ve O'nunla birlikte herhangi bir şey bulunmayacaktır." Buna karşılık Ehl-i İslam bir bütün olarak şöyle demiştir: "Cennet ve Cehennem'in sonu yoktur. Bu ikisi baki kalmaya devam edecektir. Aynı şekilde cennetlikler Cennet'te nimetlenmeye, cehennemlikler de Cehennem'de azap görmeye sürekli olarak devam edecektir. Bunun bir sonu yoktur. Allah'ın malumat ve makduratı için de bir son nokta ve sınır mevcut değildir."[15]

İbn Hazm, üzerinde icma bulunan meseleleri zikretmek maksadıyla kaleme aldığı Merâtibu'l-İcmâ'da "beka-i nar" meselesini de zikretmiş ve şöyle demiştir: "… Cehennem'in hak olduğunda, buranın ebedî bir azap yurdu olduğunda, kendisinin de içindekilerin de sonsuz ve ebedî olarak devam edip, fena bulmayacağında ittifak etmişlerdir…"[16]

Bu esere Nakdu Merâtibi'l-İcmâ' adıyla bir tenkit yazmış olan İbn Teymiyye'nin, yukarıdaki satırlar hakkında tek kelime etmemiş olması da bu konuda farklı düşünmediğini gösteren önemli bir noktadır.

2. İbnu'l-Kayyım

İbnu'l-Kayyım da el-Vâbilu's-Sayyib'inde şöyle demiştir: "İnsanlar, "herhangi bir pisliğin çirkinleştirmediği/bulaşmadığı temiz", "kendisinde hiçbir temizlik olmayan pis" ve "kendilerinde hem pislik, hem de temizlik bulunanlar" şeklinde üç tabaka olduğuna göre, bunların kalacakları yerler de üç çeşit olacaktır: Mahza temizlerin yurdu ve mahza pislerin yurdu. Bu iki yurt fena bulmayacaktır. Üçüncüsü ise kendisinde hem pislik, hem de temizlik bulunanların yurdudur ki, fena bulacaktır. Bu, (mü'min olan) isyankârların yurdudur. Zira Cehennem'de muvahhitlerin isyankârlarından kimse kalmayacak ve onlar cezaları miktarınca azaplandırıldıktan sonra ateşten çıkarılıp Cennet'e sokulacaklardır. Geriye mahza temizlerin ve mahza pislerin yurtlarından başkası kalmayacaktır..."[17]

Bütün bunlar İbn Teymiyye ve gözde öğrencisi İbnu'l-Kayyım'ın "fena-i nar" görüşünü kesinlikle benimsemediğini göstermektedir. Öyleyse onların bu görüşte olduğu kanaatinin yaygınlık kazanmasını nasıl izah edebiliriz?

"Fena-i nar" görüşü

Nâsıruddîn el-Albânî, Hanbelî mezhebine mensup Hadis hafızlarından "İbnu'l-Mibred"[18] veya İbn Abdilhâdî diye bilinen Cemâluddîn b. Hasan'ın (909/1503) Fihrist'inde İbn Teymiyye'nin, Cennet ve Cehennem'in fena bulacağı görüşüne reddiye mahiyetinde bir eseri bulunduğunun zikredildiğini söyler.[19] Aynı bilgiye es-Safedî'nin el-Vâfî bi'l-Vefeyât'ında da rastlıyoruz[20] ki bu eser, er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr ve Beyânu'l-Akvâl fî Zâlik ismiyle neşredilen risale olmalıdır.[21]

Takiyyüddîn es-Sübkî'nin (756/1355) el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr adlı risalesini[22] neşreden Tâhâ ed-Düsûkî Hubeyşî, bu eserin sonunda "Mülhak" ünvanıyla yer verdiği bölümde[23], İbn Teymiyye'nin bir risalesinden bazı pasajlar aktaran bir yazma risaleden söz eder. M. Nâsıruddîn el-Albânî tarafından tahkik edildiğini belirttiği bu üç sayfalık risale –yine el-Albânî'den naklen belirttiği gibi– İbn Teymiyye'nin, "Cennet ve Cehennem'in son bulacağı görüşüne" reddiye olarak kaleme alınmıştır.

Nitekim risalenin tanıtım cümlesi, "Şeyhülislam Ahmed b. Teymiyye –Allah ona rahmet eylesin–, Cennet ve Cehennem'in son bulacağı görüşüne reddiye olarak kaleme aldığı risalede şöyle dedi:…" tarzındadır.

Bu teşhis cümlesi, söz konusu risalenin, yukarıda mezkûr er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr veya onun bir parçası olup olmadığı hakkında fikir vermek için yeterli değilse de, risalenin "mülhak" kısmında verilen metni, onun, er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'dan aktarılan bazı bölümlerden ibaret olduğunu göstermektedir.

İstihale süreci

Esas meseleye geçmeden önce, burada okuyucuyu yanılgıya sevk edebilecek bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: İbn Teymiyye, Cennet ve Cehennem'in ikisinin de yok olacağını söylememektedir. Dolayısıyla onun, bu görüşü savunan el-Cehm b. Safvân ve daha başkalarının karşısında yer alması ve bu müddeaya reddiye mahiyetinde görüş beyan edip eser yazmış olması son derece normaldir. Bu itibarla onun bu konuda yazıp söylediklerinin "er-Redd ale'l-Kâilîne bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nar" (Cennet ve Cehennem'in (her ikisinin de) son bulacağını söyleyenlere reddiye) başlığı altında toplanmasında ve takdiminde şaşılacak bir durum yoktur.

Bizim meselemiz ise İbn Teymiyye'nin, sadece Cehennem'in son bulacağını söyleyip söylemediğidir. Bir diğer ifadeyle onun, Cennet ve Cehennem'in son bulacağını söyleyen el-Cehm b. Safvân ve benzerlerine reddiye yazarken, sadece Cehennem'in son bulacağı görüşünü savunabileceğine, zira bu ikisinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat edilmelidir.

el-Cehm b. Safvân, Cennet ve Cehennem'in yok olacağı görüşünü, "hâdis olanın ebedî olamayacağı" kazıyyesiyle temellendirmekte,[24] İbn Teymiyye ise daha farklı bir zeminde hareket etmektedir.

Muhtevasından biraz sonra bahsedeceğim er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'a geçmeden önce, bu risalenin İbn Teymiyye'ye aidiyeti üzerinde de durmamız gerekiyor.

İbnu'l-Kayyım bu meseleyi, etraflıca ele aldığı başlıca eserlerinden birisi olan Şifâu'l-Alîl'de[25] enine boyuna tartışıp, karşıt deliller arasından kâfir ve müşriklerin Cehennem'de uzun bir azap süreciyle "temizlendikten" sonra azabın sona ereceği görüşünü, "Mahza şer için ve Yaratıcı'sının bekasınca devam edecek olan azap için bazı nefisler yaratmak, hikmet ve rahmete uygunluğu açık olmayan bir husustur. Her ne kadar ilahî kudretin şümulüne girse de, bu meselenin hikmet ve rahmetin şümulüne girdiği açık değildir. Akıllıların aklının tökezlediği bu meselede nazarın vardığı netice budur" sözleriyle ortaya koyduktan sonra şöyle der:

"Ben bu meseleyi Şeyhülislam'a[26] (Allah onun ruhunu takdis eylesin) sorduğumda, "Bu, azim ve büyük bir meseledir" demiş ve herhangi bir cevap vermemişti. Aradan bir zaman geçtikten sonra Abd b. Humeyd el-Keşşî'nin tefsirinde yukarıda zikrettiğim rivayetlerden bazılarını gördüm. Bu eseri kendisine gönderdim. O sırada kendisi son meclisinde idi ("ve huve fî meclisihi'l-ahîr"). Rivayetlerin zikredildiği yere bir işaret koydum ve kitabı kendisiyle gönderdiğim kişiye, "Burası ona müşkil gelmiş; ne olduğunu bilememiş" demesini söyledim. Bunun üzerine bu konudaki meşhur eserini yazdı. Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun..."

İbnu'l-Kayyım'ın burada sözünü ettiği "meşhur eser" hangisidir? er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr mıdır, yoksa aksi istikamette kaleme alınmış bir başka kitap mıdır?

Şu an için elimizde bulunan malzeme bizi, bu "meşhur" eserin, yukarıda zikri geçen er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr olduğunu söylemeye icbar ediyor. Zira İbn Teymiyye'nin, münhasıran Cehennem hayatının son bulacağı görüşüne reddiye mahiyetinde bir eser kaleme aldığına dair herhangi bir malumata rastlanabilmiş değildir.

İbnu'l-Kayyım'ın yukarıda iktibas ettiğim ifadelerinde geçen "son meclis" tabirini, İbn Teymiyye'nin 726/1325 yılında Şam kalesindeki "mecburi ikamet"inden[27] hemen önceki dönem olarak anlayabilir miyiz? Bu süreçteki "mecburi ikamet"i esnasında İbn Teymiyye'nin kitap yazmasına ve fetva vermesine imkân tanınmadığına göre, şu anda elimizdeki bilgiler doğrultusunda, konuyla ilgili müstakil telifinin belirlediğimiz zaman diliminde kaleme alındığını söylemek mümkün görünüyor…

Buna göre İbn Teymiyye, önceleri "beka-i nar" görüşünde iken bilahare bu konuda bir tereddüt safhası geçirmiş olmalıdır. İbnu'l-Kayyım'ın sorusuna "Bu, azim ve büyük bir meseledir" demekle yetinmesini, bu tereddüt sürecinin devam ettiği bir safhaya ait bir tavır olarak okumak yanlış olmasa gerek...

Risalenin İbn Teymiyye'ye aidiyeti

Nitekim İbnu'l-Kayyım'ın, Hâdi'l-Ervâh'ta meseleyi Şifâu'l-Alîl'e kıyasla daha geniş bir şekilde işlemesinden ve kâfir ve müşriklerin azabının sonlu olduğu görüşünü daha detaylı delillendirmeye çalışmasından, sadece kendisinin bu meseledeki kanaatinin pekiştiğini değil, aynı zamanda İbn Teymiyye'nin görüşünün de onunkiyle aynı doğrultuda istikrar bulduğunu gösterdiği sonucunu çıkarabiliriz.

İbnu'l-Kayyım'ın bu eserinde İbn Teymiyye'den yaptığı uzun alıntı, ilgi çekici biçimde Abd b. Humeyd'in tefsirinden iktibaslar içermekte ve orada yer alan rivayetler konusunda hocasının yorumlarını ihtiva etmektedir.

İbnu'l-Kayyım, önceleri bu noktada iken bilahare Şifâu'l-Alîl'in telifi öncesinde bir tereddüt süreci yaşamış, hatta kâfir ve müşriklerin azabının sonlu olduğu görüşüne meyletmekle birlikte kesin bir şey söylemekten kaçınmış ve nihayet Hâdi'l-Ervâh'ın telifi aşamasında bu meyil "tercih"e dönüşmüş ve pekişmiş olmalıdır.

Nitekim el-Kasîdetu'n-Nûniyye'de[28] –yukarıda görüşünü özetle verdiğim– el-Cehm b. Safvân'ı eleştirirken, sadece Cennet ve içindekilerin fena bulmayacağını söylemekle yetinmesi de bu tesbiti doğrulayan bir tavırdır.

Bu meseleyi en fazla detaylandırdığı Hâdi'l-Ervâh'ta hocasından, aykırı bir görüş nakletmek şöyle dursun, malum görüşü destekler mahiyette iktibasta bulunması, İbn Teymiyye'nin de bu meselede aynı şekilde düşündüğünü ortaya koyan önemli bir göstergedir.

Mezkûr eserinde, Cehennem'in ebedî/sonsuz olup olmadığı konusundaki görüşleri 7 madde halinde zikrettikten sonra sözlerini şöyle sürdürür:

"Şeyhülislam şöyle dedi: "Bu görüş[29] Ömer, İbn Mes'ûd, Ebû Hureyre, Ebû Sa'îd ve daha başkalarından nakledilmiştir. Abd b. Humeyd –ki Hadis ulemasının büyüklerindendir–, meşhur tefsirinde şöyle rivayet etmiştir: "Bize Süleyman b. Harb... el-Hasan'ın şöyle dediğini tahdis etti: "Ömer şöyle demiştir: "Ateş ehli ateşte "Âlic" (denen mevki)'in kumları miktarınca..."

"(Yine Abd b. Humeyd) şöyle demiştir: "Bize Haccâc b. Minhâl... el-Hasan'ın şöyle dediğini tahdis etti: "Ömer şöyle demiştir..."[30]

"Bunu, Hadis hafızı imamlardan ve Sünnet ulemasından olan Abd (b. Humeyd), şu iki büyük zattan rivayet etmiştir: Süleyman b. Harb ve Haccâc b. Minhâl. (...)

"Her ne kadar el-Hasan (el-Basrî) Ömer'den birşey işitmemiş ise de, bu rivayeti bazı Tabiun'dan rivayet etmiştir. Eğer bu söz el-Hasan nazarında sahih olmasaydı, onu rivayet etmez ve "Ömer şöyle dedi..." tarzında kesin bir ifade kullanmazdı. (...)

"Yine şöyle dedi: "Şüphe yok ki bu sözü Ömer'den naklen söyleyen ve ondan rivayet edenler, ateş ehli olan "Cehennemlikler" tabirini ancak (kâfir ve müşrikleri anlatan) bir "cins isim" olarak ifade etmek istemiştir. Günahları sebebiyle ateşe girecek olanlara gelince, bu rivayeti nakledenler de, başkaları da bunların Cehennem'den (belli bir süre azap gördükten sonra) çıkarılacaklarını, ne Âlic'in kumları miktarınca, ne de buna yakın bir zaman için orada kalacaklarını bilmektedirler.

"Ateş ehli tabiri, Muvahhitler'e değil, onların dışındakilere mahsus bir ifadedir..."

Sorun, "Şeyhülislam şöyle dedi..." diye başlayarak bu minval üzere uzayıp giden ifadelerin kime ait olduğu noktasında düğümlenmektedir. İlgili bahsin sonuna kadar herhangi bir yerde İbn Teymiyye'nin sözlerinin nerede bittiği konusunda hiçbir tasrihat veya işaret mevcut değildir.

Ancak er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'la karşılaştırma yapıldığında yukarıdaki ifadelerin İbnu'l-Kayyım tarafından İbn Teymiyye'den aynen alıntılandığı ve yer yer aralara kendi ifadelerinin girdiği açıkça görülmektedir.

el-Albânî'nin itirafı

İbn Ebi'l-İzz tarafından şerh edilen el-Akîdetu't-Tahâviyye'deki[31] hadislerin tahricini yapan el-Albânî, yukarıda bir kısmını naklettiğim sözleri İbnu'l-Kayyım'a nisbet ederek eleştiri konusu yaparken[32] Nakdu Ta'lîkâti'l-Albânî adlı tenkidinde İsmail Muhammed el-Ensârî buna itiraz ederek, bu sözlerin İbnu'l-Kayyım'a değil İbn Teymiyye'ye ait olduğunu söyler. [33]

Burada her ikisinin de kısmen haklı olduğu ortaya çıkmaktadır. Zira nakledilen ifadeler yüzde yüz oranında ne İbn Teymiyye'ye, ne de İbnu'l-Kayyım'a aittir. Yukarıda da belirttiğim gibi İbnu'l-Kayyım, hocasından yaptığı alıntıların sonuna kendi ifadelerini eklemiş ve onun yazdıklarına katkıda bulunarak "fena-i nar" görüşünün delillerini detaylandırmıştır.

Şu kadar ki, er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'ın henüz neşredilmediği döneme ait olan bu tartışmada el-Albânî, İbn Teymiyye'yi "fena-i nar" görüşünden tebrie etmekte isabetli değildir.

Nitekim aradan uzun yıllar geçtikten sonra, Muhammed b. İsmail es-San'ânî'nin Ref'u'l-Estâr'ına yazdığı takdim yazısında[34] hem İbn Teymiyye'nin, hem de İbnu'l-Kayyım'ın "fena-i nar" görüşünde olduğunu tasrih edecek ve şöyle diyecektir:

"Bundan 20 yıl önce Silsiletu'l-Ahâdîsi'd-Da'îfe'de (II, 71-5) o ikisinin (İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın), bazılarını "fena-i nar" görüşüne delil olarak kullandıkları bir kısım merfu ve mevkuf rivayetlerin tahrici münasebetiyle onların bu görüşüne red sadedinde kısaca değinmiştim.[35] Orada bu rivayetlerin zaafını da beyan etmiştim. İbnu'l-Kayyım'ın, Cehennem'in hiç son bulmayacağı şeklinde bir görüşü daha vardır.[36] İbn Teymiyye'nin de Cennet ve Cehennem'in son bulacağını söyleyenlere reddiye sadedinde bir eseri (kaide) mevcuttur.

"O zaman İbn Teymiyye'nin, İbnu'l-Kayyım'ın bu ikinci görüşünü paylaştığını sanmıştım.[37] (Ancak Ref'u'l-Estâr'da gördüm ki) Müellif es-San'ânî, İbnu'l-Kayyım'dan yaptığı nakille, yukarıda işaret edilen reddiyenin[38], Cehennem'in son bulacağını söyleyenlere değil, sadece Cennet'in son bulacağını söyleyen Cehmîler'e reddiye mahiyetinde olduğunu beyan etmekte ve kendisi, yani İbn Teymiyye de Cehennem'in son bulacağını söylemektedir. Hatta sadece bunu söylemekle kalmamakta, Cehennem son bulduktan sonra cehennemliklerin, altından ırmaklar akan cennetlere gideceğini de ileri sürmektedir…"[39]

İbn Teymiyye tam olarak ne diyor?

el-Albânî gibi "sıkı" bir selefînin bile katılmadığı bir görüşün İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a nisbeti, bu iki alimin bağlılarınca elbette refleksif bir tepkiyle reddedilecektir. Nitekim sadece onların bu konuda yazdıklarından haberdar olmayanların kaynak sorması değil, onların bu görüşüne muttali olanların da ısrarla tevil yoluna gitmesi gösteriyor ki "fena-i nar" görüşü "tevessül" vb. diğer meseleler gibi değildir.

Tevilcilerin, "Onların "fena-i nar" görüşünün delillerini detaylı olarak zikretmiş olması, bu görüşü benimsediklerini göstermez" tarzındaki itirazı, aşağıda bizzat İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'dan alıntılanan ifadeler tarafından boşa çıkarılmaktadır.

Ancak alıntılara geçmeden önce bir hususu belirtelim: Onların bu meseleyi ele alış tarzının "objektiflik"ten çok öte bir tavrı yansıtması, hatta bu meselede "taraf" olduklarını göstermesi, tevilcilerin yaptığının "suyu yokuşa akıtmaya çalışmak"tan farksız olduğunu ortaya koyuyor.

Zira eğer İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın ileri sürdüğü gibi "fena-i nar" konusunda Selef arasında gerçekten görüş ayrılığı var ise, yapılması gereken, her iki tarafın delillerini zikrederek takdiri okuyucuya bırakmaktır. Ancak böyle yapmayıp da sadece "fena-i nar" görüşünün delilleri üzerinde durmuş, "beka-i nar"ın delillerini ise sadece "çürütmek" maksadıyla zikretmiş iseler, burada tevilcilerin boşuna tekellüfte bulunduğunu söyleme zaruretiyle karşı karşıya bulunuyoruz demektir…

İbn Teymiyye bu meseleyi, adı geçen eserinin 52 ila 87. sayfaları arasında ele almış ve şöyle demiştir:

"… Cehennem'in son bulacağı görüşüne gelince, bu konuda selef ve halef ulemasından maruf iki görüş vardır ve Tabiun ile daha sonra gelenlerin bu konudaki anlaşmazlıkları malumdur. (…) Cehennem'de bulunanların azabının gelip dayanacağı bir son sınır olduğunu ve azabın Cennet nimetleri gibi daimi olmadığını söyleyenler, bununla Cehennem'in son bulacağını kasdetmiş olabilecekleri gibi, cehennemliklerin (bir gün) buradan çıkacağını ve orada hiç kimsenin kalmayacağını da kasdetmiş olabilirler. Ancak şöyle de denebilir: Onlar bununla, azap devam ettiği halde cehennemliklerin buradan çıkacağını değil, Cehennem'in azabının sona ereceğini, onun yok olmasının bu anlamda olduğunu kasdetmişlerdir.

"Bu görüş Hz. Ömer, İbn Mes'ûd, Ebû Sa'îd el-Hudrî ve daha başkalarından nakledilmiştir…"

İbn Teymiyye daha sonra Hz. Ömer (r.a)'den nakledilen rivayeti zikredip sıhhat değerlendirmesi yaptıktan sonra sözlerini şöyle sürdürür:

"… Buradaki "ehl-i cehennem" ifadesi, cehennemlikleri anlatır. Zira bunlar orada ne ölecek, ne de dirilecektir. (Yine rivayette geçen), "oradan çıkarlar" ifadesi, "Cehennem'in azabı sona erip kesildikten sonra buradan çıkarlar" demektir. Böylece onlar Cehennem'den çıkmış olmamaktadır. Aksine Allah Teala'nın haber verdiği gibi onlar orada "kalıcı"dırlar; ancak ömrü sona erdiği ve tıpkı dünyanın son bulması gibi Cehennem de son bulduğu zaman artık orada azap kalmaz.

"Şöyle ki, alem yok olmayacaktır; arzda bulunan Cehennem de tamamen fena bulmayacaktır. Ancak onun son bulması, halinin değişmesi ve bir halden diğerine geçip değişmesi şeklinde olacaktır."[40]

Müteakiben Abdullah b. Mes'ûd (r.)'dan, "Cehennem'e öyle bir zaman gelecek ki, içinde hiç kimse bulunmayacak. Bu, cehennemliklerin, orada "ahkâb"[41] süresince kaldıktan sonra olacaktır" şeklindeki sözünü nakleder ve "Bunlar kâfirlerdir. Ebû Hureyre'den de benzeri bir söz nakledilmiştir" der.

Burada anlatılanların günahkâr mü'minler olamayacağı görüşünü delillendirmek için bazı ayetler zikrettikten sonra da şöyle der: "Sahabe'den buna aykırı meşhur bir naklin mevcudiyetine rastlamadım."

"… (Allah Teala Cennet nimetleri hakkında "kesintisiz bir lütuf…" buyurduğu halde) Cehennemlikler(in akıbeti) hakkında ne dilediğini haber vermemiştir. Sünnet ve Hadis uleması bu konuda Sahabe ve Tabiun'dan çeşitli rivayetler nakletmiştir. (…) Şu halde Cehennem'in son bulacağına Kitap, Sünnet ve Sahabe akvaliyle ihticac edil(ebil)irken, Cehennem'in baki olacağını söyleyenlerin elinde ne Kitap, ne Sünnet, ne de Sahabe akvalinden bir delil vardır!" (…)

"Cehennem'in devamlı olacağını söyleyenlerin (bunu isbat etmek için başvurduğu) 4[42] yol vardır" diyerek sürdürdüğü bahiste sözü, Cennet'in devamlılığı ile Cehennem'in devamlılığı arasındaki farka getirir, Cennet'in devamlılığının kesintisiz ve ebedi olduğunu, Cehennem'in devamlılığının ise birgün son bulacak bir devamlılık olup ebedi olmadığını isbata yönelir ve bilahare İbnu'l-Kayyım tarafından Hâdi'l-Ervâh'ta tekrarlanacak aklî istidlal tarzı ile sözlerini sürdürür.

Son sözleri söylediği kısımda Cehmiyye'nin Cennet ve Cehennem'in ikisinin de yok olacağı iddiasına kısaca değinir ve bunun niçin itibara alınabilecek bir görüş olmadığına anlatır, sonra da şöyle der :

"Fena bulmak, sadece Cehennem içindir. Bu, Ehl-i Sünnet'in isbat ettiği görüştür. Cehennem'in yok olması, bir halden başka bir hale geçerek değişmesi anlamındadır, yoksa el-Cehm'in dediği gibi tamamen yok edilmesi anlamında değildir…"

Burada tümüyle zikredilmesi mümkün olmayacak kadar uzun bir yer tutan bu bahisten net olarak anlaşılmaktadır ki İbn Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz olmayacağı, azapta çok uzun zaman kalsalar da oradan çıkacakları bir günün mutlaka geleceği görüşünü benimsemiş ve hiçbir yoruma mahal bırakmayacak tarzda savunmuştur.

Konuyla ilgili olarak ileri sürdüğü delillerin tartışması ise ayrı bir makalenin konusudur.



------------------------------------------------------------

[1] Rahmet-i İlahiye Bürhanları, Orenburg-1911.

Ayrıca bu eser, aynı müellifin İnsanların Akide-i İlahiyelerine Bir Nazar'ı ve İdil-Ural müftüsü Rızaeddin b. Fahreddin'in Carullah'ı desteklemek amacıyla kaleme aldığı Rahmet-i İlahiye Meselesi adlı risale ile birlikte Hikmet Akpur tarafından sadeleştirilerek Çıkış Yolu -Evrensel Kurtuluş- adıyla basılmıştır. (İstanbul-1991)

[2] Yeni İslam Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiyesi, İstanbul-1337.

Bu eser de, biri latinize edilmiş (Bedir Yayınevi, İstanbul-1998), diğeri Carullah'ın mezkûr iki risalesi ile birlikte Ömer H. Özalp tarafından sadeleştirilmiş olarak (Pınar yayınları, İstanbul-1996) neşredilmiştir.

[3] Takiyyüddîn Ali b. Abdilkâfî es-Sübkî'nin el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'ı ile "el-Emîr" diye bilinen Muhammed b. İsmail es-San'ânî'nin Ref'u'l-Estâr li İbtâli Edilleti'l-Kâilîne bi Fenâi'n-Nâr'ı bu meselede İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a reddiye olarak kaleme alınmış iki meşhur çalışmadır.

[4] DİA'da da belirtildiği gibi İbnu'l-Vezîr ve İsmail Hakkı İzmirli'nin de Cehennem azabının fena bulacağı görüşünü benimsediği bilinmektedir. Çağdaş araştırmacılardan Yusuf el-Karadâvî de bu isimlere eklenmelidir. el-Karadâvî'nin konu hakkındaki görüşü için aşağıdaki adrese bakılabilir:
http://www.qaradawi.net/site/topics...o=3728&version=1&template_id=187&parent_id=18

[5] Îsâru'l-Hakk, 203.

[6] Ref'u'l-Estâr, muhtelif yerler.

[7] Mesela bkz. Te'nîbu'l-Hatîb, 147; Makâlât, 450.

[8] VII, 232.

[9] Ancak "Cehennem" maddesinin sonunda verilen bibliyografyada Mecmû'u'l-Fetâvâ'sına yapılan atıflarda belirtilen yerlerde İbn Teymiyye'nin bu doğrultuda herhangi bir ifadesi mevcut değildir. Bu atıflar, ilgili maddenin başka yerlerinde zikredilen hususlarla bağlantılı olarak yapılmış olmalıdır.

[10] IV, 305.

Mecm'u'l-Fetâvâ için bir önceki dipnotta söylenenler, mezkûr eserin bu maddenin sonundaki bibliyografyada zikredilen cilt ve sayfa numaraları için de geçerlidir.

[11] Çağdaş araştırmacılardan Ali el-Harbî, Keşfu'l-Estâr li İbtâli İddi'âi Fenâi'n-Nâr adlı çalışmasında İbn Teymiyye'nin Cehennem hayatının son bulacağı görüşünde olmadığını ve bu görüşü savunan herhangi bir eser yazmadığını, dolayısıyla bu konudaki risaleyi ona nisbet eden İbnu'l-Kayyım ve İbnu'l-Vezîr'in hatalı olduğunu söylerken, Abdülkerîm Sâlih el-Humeyd, el-Kavlu'l-Muhtâr li Beyâni Fenâi'n-Nâr'ında İbnn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın bu görüşü benimsediğini belirterek, hem onları hem de bu görüşü savunmaya çalışmıştır.

[12] Baş tarafta "yedi" rakamı zikredildiği halde metin içinde zikredilenlerin eksik olduğu dikkat çekmektedir.

[13] Bu ifadenin anlamı, ileride er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'dan yapacağım alıntı ile vuzuha kavuşacaktır.

[14] İbn Teymiyye, Mecmû'u'l-Fetâvâ, XVIII, 307.

[15] İbn Teymiyye, Der'u Te'ârudi'l-Akl ve'n-Nakl, I, 406. Alıntı için bkz. el-Eş'arî, Makâlâtu'l-İslâmiyyîn, 164.

[16] İbn Hazm, Merâtibu'l-İcmâ', 268.

[17] el-Vâbilu's-Sayyib, 25.

[18] "Müberrid" olarak okunması hatalıdır.

[19] Silsiletu'l-Ahâdîsi'd-Da'îfe ve'l-Mevdû'a, II, 75.

[20] es-Safedî, el-Vâfî, VII, 26.

[21] er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr ve Beyânu'l-Akvâl fî Zâlik, (Muhammed b. Abdillah es-Semherî tahkikiyle), Dâru Belensiye, Riyad-1415/1995.

[22] es-Sübkî'nin mezkûr eserini neşreden Hubeyşî'nin, bu eserin İbn Teymiyye'ye değil de İbnu'l-Kayyım'a reddiye olarak kaleme alındığını söylemesi isabetli değildir. (Bkz. el-İ'tibâr, 4-5) Zira İbnu'l-Kayyım'ın konuyla ilgili olarak muhtelif eserlerinde yazdıkları, İbn Teymiyye'nin ilgili risalesindeki argümanların geliştirilmesinden ibarettir.

[23] Takıyyüddîn es-Sübkî, el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr, ("Mülhak"), 90 vd.

[24] Dolayısıyla sadece Cennet ve Cehennem'in değil, hâdis olan bütün varlıkların bir gün fena bulacağını söylemektedir.

[25] İbnu'l-Kayyım, Şifâu'l-Alîl, 264.

[26] Hocası İbn Teymiyye.

[27] Bkz. İbn Kesîr, el-Bidâye, XIV, 127 vd.

[28] el-Kâfiyetu'ş-Şâfiye adıyla da bilinir, I, 39 vd.

[29] Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için de sonlu olduğu görüşü.

[30] Bu rivayetlerin metin ve senetleri üzerinde detaylı olarak durulacaktır.

[31] el-Kevserî merhum (el-Hâvî, 37, dpnt.), 6/13. asır ulemasından Ebû Şucâ'/Ebu'l-Fedâil Bekbers (Baybars) b. Yalınkılıç en-Nâsırî'ye ait olan en-Nûru'l-Lâmi' ve'l-Bürhânu's-Sâtı' adlı eserin el-Akîdetu't-Tahâviyye üzerine yazılmış en meşhur şerhlerden birisi olduğunu söyler.

Bu eser üzerine kaleme alınmış diğer şerhler için bkz. el-Kevserî, el-Hâvî, a.y.; DİA, II, 260.

[32] el-Akîdetu't-Tahâviyye, 428 vd.

[33] İsmail Muhammed el-Ensârî, Nakdu Ta'lîkâti'l-Albânî, 132 vd.

[34] Ref'u'l-Estâr, 7.

[35] Oysa Silsiletu'l-Ahâdîsi'd-Da'îfe'de (II, 71 vd.) fena-i nar görüşünü sadece İbnu'l-Kayyım'a nisbet ettiği görülmektedir.

[36] Bu ifade, İbnu'l-Kayyım'ın, yukarıda değindiğim istihaleden önceki görüşüne atıf yapmaktadır ki, el-Vâbilu's-Sayyib'den naklen yukarıda vermiştim.

[37] İbn Teymiyye'nin bu eserini görmediği anlaşılıyor.

[38] er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr kastediliyor.

[39] Görünen o ki, bu görüşe İbn Teymiyye'nin de iştirak ettiği noktasında el-Albânî önceleri olumsuz düşünmektedir. Tıpkı el-Akîdetu't-Tahâviyye'nin İbn Ebi'l-İzz şerhindeki hadislerin tahricini yaptığı dönemde olduğu gibi, Silsiletu'l-Ahâdîsi'd-Da'îfe'nin kaleme alınış sürecinde de böyle düşündüğü anlaşılmaktadır. Ancak Ref'u'l-Estâr'a muttali olduktan sonra bu görüşü değişmiştir.

[40] Böylece İbn Teymiyye'nin yukarıda Mecmû'u'l-Fetâvâ'dan naklettiğim ifadesinin anlamı daha net olarak ortaya çıkmaktadır.

[41] Bu kelime "hukb"un çoğuludur. Tefsirlerde "hukb"un ifade ettiği zaman diliminin miktarı hakkında muhtelif rakamlar verilmiştir.

[42] İbnu'l-Kayyım Hâdi'l-Ervâh'ta bunu 6'ya çıkarmıştır.
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
sen kötü niyetli birisin bakın ebu bekir sifil neler söylüyor

BN TEYMİYYE VE İBNU'L-KAYYIM'IN CEHENNEM'İN EBEDİLİĞİ MESELESİNDEKİ GÖRÜŞÜNÜN TESBİTİ
İNKİŞAF - Eylül-Kasım 2006

İbn Teymiyye tam olarak ne diyor?

el-Albânî gibi "sıkı" bir selefînin bile katılmadığı bir görüşün İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a nisbeti, bu iki alimin bağlılarınca elbette refleksif bir tepkiyle reddedilecektir. Nitekim sadece onların bu konuda yazdıklarından haberdar olmayanların kaynak sorması değil, onların bu görüşüne muttali olanların da ısrarla tevil yoluna gitmesi gösteriyor ki "fena-i nar" görüşü "tevessül" vb. diğer meseleler gibi değildir.

Tevilcilerin, "Onların "fena-i nar" görüşünün delillerini detaylı olarak zikretmiş olması, bu görüşü benimsediklerini göstermez" tarzındaki itirazı, aşağıda bizzat İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'dan alıntılanan ifadeler tarafından boşa çıkarılmaktadır.

Ancak alıntılara geçmeden önce bir hususu belirtelim: Onların bu meseleyi ele alış tarzının "objektiflik"ten çok öte bir tavrı yansıtması, hatta bu meselede "taraf" olduklarını göstermesi, tevilcilerin yaptığının "suyu yokuşa akıtmaya çalışmak"tan farksız olduğunu ortaya koyuyor.

Zira eğer İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın ileri sürdüğü gibi "fena-i nar" konusunda Selef arasında gerçekten görüş ayrılığı var ise, yapılması gereken, her iki tarafın delillerini zikrederek takdiri okuyucuya bırakmaktır. Ancak böyle yapmayıp da sadece "fena-i nar" görüşünün delilleri üzerinde durmuş, "beka-i nar"ın delillerini ise sadece "çürütmek" maksadıyla zikretmiş iseler, burada tevilcilerin boşuna tekellüfte bulunduğunu söyleme zaruretiyle karşı karşıya bulunuyoruz demektir…

İbn Teymiyye bu meseleyi, adı geçen eserinin 52 ila 87. sayfaları arasında ele almış ve şöyle demiştir:

"… Cehennem'in son bulacağı görüşüne gelince, bu konuda selef ve halef ulemasından maruf iki görüş vardır ve Tabiun ile daha sonra gelenlerin bu konudaki anlaşmazlıkları malumdur. (…) Cehennem'de bulunanların azabının gelip dayanacağı bir son sınır olduğunu ve azabın Cennet nimetleri gibi daimi olmadığını söyleyenler, bununla Cehennem'in son bulacağını kasdetmiş olabilecekleri gibi, cehennemliklerin (bir gün) buradan çıkacağını ve orada hiç kimsenin kalmayacağını da kasdetmiş olabilirler. Ancak şöyle de denebilir: Onlar bununla, azap devam ettiği halde cehennemliklerin buradan çıkacağını değil, Cehennem'in azabının sona ereceğini, onun yok olmasının bu anlamda olduğunu kasdetmişlerdir.

"Bu görüş Hz. Ömer, İbn Mes'ûd, Ebû Sa'îd el-Hudrî ve daha başkalarından nakledilmiştir…"

İbn Teymiyye daha sonra Hz. Ömer (r.a)'den nakledilen rivayeti zikredip sıhhat değerlendirmesi yaptıktan sonra sözlerini şöyle sürdürür:

"… Buradaki "ehl-i cehennem" ifadesi, cehennemlikleri anlatır. Zira bunlar orada ne ölecek, ne de dirilecektir. (Yine rivayette geçen), "oradan çıkarlar" ifadesi, "Cehennem'in azabı sona erip kesildikten sonra buradan çıkarlar" demektir. Böylece onlar Cehennem'den çıkmış olmamaktadır. Aksine Allah Teala'nın haber verdiği gibi onlar orada "kalıcı"dırlar; ancak ömrü sona erdiği ve tıpkı dünyanın son bulması gibi Cehennem de son bulduğu zaman artık orada azap kalmaz.

"Şöyle ki, alem yok olmayacaktır; arzda bulunan Cehennem de tamamen fena bulmayacaktır. Ancak onun son bulması, halinin değişmesi ve bir halden diğerine geçip değişmesi şeklinde olacaktır."[40]

Müteakiben Abdullah b. Mes'ûd (r.)'dan, "Cehennem'e öyle bir zaman gelecek ki, içinde hiç kimse bulunmayacak. Bu, cehennemliklerin, orada "ahkâb"[41] süresince kaldıktan sonra olacaktır" şeklindeki sözünü nakleder ve "Bunlar kâfirlerdir. Ebû Hureyre'den de benzeri bir söz nakledilmiştir" der.

Burada anlatılanların günahkâr mü'minler olamayacağı görüşünü delillendirmek için bazı ayetler zikrettikten sonra da şöyle der: "Sahabe'den buna aykırı meşhur bir naklin mevcudiyetine rastlamadım."

"… (Allah Teala Cennet nimetleri hakkında "kesintisiz bir lütuf…" buyurduğu halde) Cehennemlikler(in akıbeti) hakkında ne dilediğini haber vermemiştir. Sünnet ve Hadis uleması bu konuda Sahabe ve Tabiun'dan çeşitli rivayetler nakletmiştir. (…) Şu halde Cehennem'in son bulacağına Kitap, Sünnet ve Sahabe akvaliyle ihticac edil(ebil)irken, Cehennem'in baki olacağını söyleyenlerin elinde ne Kitap, ne Sünnet, ne de Sahabe akvalinden bir delil vardır!" (…)

"Cehennem'in devamlı olacağını söyleyenlerin (bunu isbat etmek için başvurduğu) 4[42] yol vardır" diyerek sürdürdüğü bahiste sözü, Cennet'in devamlılığı ile Cehennem'in devamlılığı arasındaki farka getirir, Cennet'in devamlılığının kesintisiz ve ebedi olduğunu, Cehennem'in devamlılığının ise birgün son bulacak bir devamlılık olup ebedi olmadığını isbata yönelir ve bilahare İbnu'l-Kayyım tarafından Hâdi'l-Ervâh'ta tekrarlanacak aklî istidlal tarzı ile sözlerini sürdürür.

Son sözleri söylediği kısımda Cehmiyye'nin Cennet ve Cehennem'in ikisinin de yok olacağı iddiasına kısaca değinir ve bunun niçin itibara alınabilecek bir görüş olmadığına anlatır, sonra da şöyle der :

"Fena bulmak, sadece Cehennem içindir. Bu, Ehl-i Sünnet'in isbat ettiği görüştür. Cehennem'in yok olması, bir halden başka bir hale geçerek değişmesi anlamındadır, yoksa el-Cehm'in dediği gibi tamamen yok edilmesi anlamında değildir…"

Burada tümüyle zikredilmesi mümkün olmayacak kadar uzun bir yer tutan bu bahisten net olarak anlaşılmaktadır ki İbn Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz olmayacağı, azapta çok uzun zaman kalsalar da oradan çıkacakları bir günün mutlaka geleceği görüşünü benimsemiş ve hiçbir yoruma mahal bırakmayacak tarzda savunmuştur.

Konuyla ilgili olarak ileri sürdüğü delillerin tartışması ise ayrı bir makalenin konusudur.

Niçin "kötü niyetli" olduğumu anlayamadım.

Burada naklettiğin yazıyı daha evvel defalarca okudum, hatta kısmen İngilizceye çevirdim.

Bu yazı, yukarıda naklettiğim bilgileri teyid etmektedir. Zaten daha evvel naklettiğim pasaj da tümüyle E. Sifil'e aittir. Ben bir yorum yapmadım ki!
 

spesifik

آزادی قید و بند
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,869
Tepkime puanı
4,115
Puanları
113
Konum
Hayâlistan/bul
ibni teymiyenin nefis tezkiyesini okumuştum süper bir kitaptı yani
videoyu dinlemedim her dönem alim olsa da hata eden olmuştur tabi ki
biz beşeriz nakısıyetimiz ezelden..
 

Cevad

Profesör
Katılım
4 Ocak 2012
Mesajlar
826
Tepkime puanı
48
Puanları
0
ibn teymiyye bir islam alimidir.zamanında ehli sünneti şia ve diğer sapık fırkalara karşı savunmuştur. bununla berbaer bazı taassubi sözleri ve hataları da olmuştur.yalnız cehennem ebedi değildir falan demez kıtabtan kesik cümle alarak onu yargıalmak vebal olur. dediğim gibi ibn teymiyye bazı konularda hataları olan ve aşırı giden bir islam alimidir.onu ne kafir biliriz ne de her düşüncesini kabul ederiz.ve onu kabul edenleri de ehli sünnet dışı sayamayız vesselam. zaten ibn teymiyye sevenleri ehli sünnet dışı saysak hemen hemen tum arapları ehli sünnet dışı saymak gerekir.
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
yalnız cehennem ebedi değildir falan demez kıtabtan kesik cümle alarak onu yargıalmak vebal olur.

Yukarıdaki yazıları okudun mu? Hiç olmazsa, Ubeydun'un naklettiği yazıya bir bak. Kırmızı ile gösterdiğim yerler yeterlidir.
 

Cevad

Profesör
Katılım
4 Ocak 2012
Mesajlar
826
Tepkime puanı
48
Puanları
0
"Fena bulmak, sadece Cehennem içindir. Bu, Ehl-i Sünnet'in isbat ettiği görüştür. Cehennem'in yok olması, bir halden başka bir hale geçerek değişmesi anlamındadır, yoksa el-Cehm'in dediği gibi tamamen yok edilmesi anlamında değildir…"

ben bu cumleeden cehennem yok olacak anlamıyorum.
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
"Fena bulmak, sadece Cehennem içindir. Bu, Ehl-i Sünnet'in isbat ettiği görüştür. Cehennem'in yok olması, bir halden başka bir hale geçerek değişmesi anlamındadır, yoksa el-Cehm'in dediği gibi tamamen yok edilmesi anlamında değildir…"

ben bu cumleeden cehennem yok olacak anlamıyorum.

Yazıların tamamı okunursa, daha iyi anlaşılır. Mesela, Teymiyyeci olan el-Albânî bile diyor ki:

İbn Teymiyye de Cehennem'in son bulacağını söylemektedir. Hatta sadece bunu söylemekle kalmamakta, Cehennem son bulduktan sonra cehennemliklerin, altından ırmaklar akan cennetlere gideceğini de ileri sürmektedir.

***

İngilizce bilenler, şu kaynaklara müracaat edebilirler (bunlar web'de bulunabilir; özet olarak benim İngilizce blogumda da okunabilirler):

"Muslim Scholarly Discussions on Salvation and the Fate of Others' " (Ph.D. diss., University of Michigan, 2007) by Muhammad Hassan Khalil

Islamic Universalism: Ibn Qayyim al-Jawziyya's Salafi Deliberations on the Duration of Hell-Fire, The Muslim World, Jan 2009 by Jon Hoover

"The Creation and Duration of Paradise and Hell in Islamic Theology." Der Islam 2002, vol. 79, no 1, pp. 87-102 by Binyamin Abrahamov

Bir de, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'nin eseri var ki, Pınar Yayınları tarafından basılmıştır. Orada İbni Kayyım'a ve Musa Carullah'a cevap vermektedir.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Tepkime puanı
286
Puanları
0
Konum
göçmen
Niçin "kötü niyetli" olduğumu anlayamadım.

Burada naklettiğin yazıyı daha evvel defalarca okudum, hatta kısmen İngilizceye çevirdim.

Bu yazı, yukarıda naklettiğim bilgileri teyid etmektedir. Zaten daha evvel naklettiğim pasaj da tümüyle E. Sifil'e aittir. Ben bir yorum yapmadım ki!
kötü niyetlisin çünkü kafanda kafir olarak damgalayıp sonra kendi görüşüne dair olan nakilleri aktarıyorsun.
ibni teymiye ne söyledi ise bunu bir isnad dairesinde söylemiş bu delillerden istinbat yapmıştır.eğer mezkur risalenin aidiyeti sizin muhaddis olarak bile görmediğiniz elbaninin sözleri delilleniyorsa buda manidardır.demekki işinize geleni yerip işinize geldiğindede kullanmaktan çekinmiyorsunuz.
son olarak sifilin söylediği şu sözün çalışması yapılmışmıdır sizden alalım

Konuyla ilgili olarak ileri sürdüğü delillerin tartışması ise ayrı bir makalenin konusudur.
ilmin gereği bir kimseyi kafir olarak yaftalamadan önce ona da söz vermektir. teymiye gibi cevab veremeyecek olanların ise görüşlerini neyle delillendiriyorsa onlarıda aktarmaktır.
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
kötü niyetlisin çünkü kafanda kafir olarak damgalayıp sonra kendi görüşüne dair olan nakilleri aktarıyorsun.
ibni teymiye ne söyledi ise bunu bir isnad dairesinde söylemiş bu delillerden istinbat yapmıştır.eğer mezkur risalenin aidiyeti sizin muhaddis olarak bile görmediğiniz elbaninin sözleri delilleniyorsa buda manidardır.demekki işinize geleni yerip işinize geldiğindede kullanmaktan çekinmiyorsunuz.
son olarak sifilin söylediği şu sözün çalışması yapılmışmıdır sizden alalım

ilmin gereği bir kimseyi kafir olarak yaftalamadan önce ona da söz vermektir. teymiye gibi cevab veremeyecek olanların ise görüşlerini neyle delillendiriyorsa onlarıda aktarmaktır.

el-Albânî'nin görüşleri senin aktardığın yazıda geçmektedir.

Sen kendi aktardığın yazıyı doğru-dürüst okumadıysan veya okuyup da anlamadıysan, ben ne yapayım?

el-Albânî'nin sözlerinin bahis konusu yapılmasının mantığı ise açıktır: İbni Teymiyye'nin takipçilerindendir ve İbni Teymiyye'yi küçük düşürmek için bir saiki yoktur. Ayrıca, Vehhabilerin itibar ettiği bir kişidir. Yoksa, benim için el-Albânî'nin sözü elbette delil olmaz.

İbni Teymiyye'nin "delillerini" ise bu forumda ve blogumda özet olarak aktardım. Takipçilerinden İbn Ebi'l-İzz'in de kitabında kısmen vardır. Tercümesi yayılmıştır. Yukarıda verdiğim kaynaklarda da (bilhassa Dr. Hasan Halil'in doktora tezinde) detaylı olarak vardır. Daha ne olsun?
 

UBEYDUN

Ordinaryus
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Tepkime puanı
286
Puanları
0
Konum
göçmen
el-Albânî'nin görüşleri senin aktardığın yazıda geçmektedir.

Sen kendi aktardığın yazıyı doğru-dürüst okumadıysan veya okuyup da anlamadıysan, ben ne yapayım?

el-Albânî'nin sözünü aktarmanın mantığı ise açıktır: İbni Teymiyye'nin takipçilerindendir ve İbni Teymiyye'yi küçük düşürmek için bir saiki yoktur. Ayrıca, Vehhabilerin itibar ettiği bir kişidir. Yoksa, benim için el-Albânî'nin sözü elbette delil olmaz.

İbni Teymiyye'nin "delillerini" ise bu forumda ve blogumda özet olarak aktardım. Takipçilerinden İbn Ebi'l-İzz'in de kitabında kısmen vardır. Tercümesi yayılmıştır. Yukarıda verdiğim kaynaklarda da (bilhassa Dr. Hasan Halil'in doktora tezinde) detaylı olarak vardır. Daha ne olsun?
bu makaleyi okudum okumadığımı söylemeniz teymiye hakkında olduğu gibi su-i zannınzdır.el baniyi adam saymıyorsunuz ama önceki kısa mesajınızda neden yer veriyorsunuz.delil kabul etmem dediğiniz halde.
delillere gelince kitaplarda,blogumda var .. ne ala
kitaplarda diğer alimlerinde muarız sözleri var. buraya alında okuyucu hükmü kendisi versin.ama yok tabi teymiye kimilerinin işkembesinden çıkardığı gibi sözler söylemediği anlaşılacak.
isnadlarını vede alimlerin bunların hakkında görüşlerini getirin eğer biraz ilmi objektifliğiniz varsa.
 

Cevad

Profesör
Katılım
4 Ocak 2012
Mesajlar
826
Tepkime puanı
48
Puanları
0
bana bir ara ibn teymiyye hz.aliye kafir diyor diye yazı asmışlardı kitabından ama son cümleyi çıkarmışlardı.son cümle şu böyle deyip hz.aliye kafir demek ne kadar yanlıştır diye.onun için o paragrafın hepsının tamamını okumak lazım.
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
bana bir ara ibn teymiyye hz.aliye kafir diyor diye yazı asmışlardı kitabından ama son cümleyi çıkarmışlardı.son cümle şu böyle deyip hz.aliye kafir demek ne kadar yanlıştır diye.onun için o paragrafın hepsının tamamını okumak lazım.

Kim demiş, nerede demiş? Bu forumda mı? Bağlantısını verin de bakalım. Yoksa bir faydası olmaz.

Benim naklettiğim yazılar şunlardı:

Hâfız İbni Hacer el-Askalânî, Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında, İbni Teymiyye'nin sahabenin büyükleriyle ilgili sözleri hakkında alimlerden bazı nakiller yapmaktadır:

“İbni Teymiyye Ömer ibnu’l-Hattab’a üç talak meselesinde ve Hazret-i Ali'ye de on yedi meselede Kur'anın nassına muhalefet etti diye isnadda bulunmuştur. Hazret-i Ebu Bekir ne dediğini bilen yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul etti, ama Hazret-i Ali çocukken İslamiyeti kabul edip bir kavle göre çocuğun İslamiyeti sahih değildir, demesi ve yine Hazret-i Ali hakkında, kendisi Ebu Cehil'in kızını istemiş ve ölünceye kadar onu severek unutmamıştır, demesi üzerine alimler ona münafıklığı isnad etmişlerdir. İbni Teymiyye Hazret-i Osman hakkında (Osman malı severdi) demiş ve (Peygamberden -aleyhisselam- istigasede bulunulmaz) dediği için ona zındıklık isnad etmişlerdir.” (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.410.)

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

Leknevî diyor ki:

İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

Son iki pasaj, Prof. Zekeriya Güler'den iktibastır.
 

Cevad

Profesör
Katılım
4 Ocak 2012
Mesajlar
826
Tepkime puanı
48
Puanları
0
İşte öyle demiyor yazılarının devamı var.mesele şiileri çürütütrken onlardan alıntı yapıp cevaplıyor.o yaptığı alıntı onunmuş gibi alınıyor.oysa ibn teymiyye üç halifeyi şiaya karşı tüm gücüyle korumuştur.hiç direk ibn teymiyye kitabı alıp okudunuz mu ?
 

Cevad

Profesör
Katılım
4 Ocak 2012
Mesajlar
826
Tepkime puanı
48
Puanları
0
Şunuda söyleyeyim vahhabi değilim.türbeleri ziyaret küfür değildir ve helal olan tevessul vardır.sınırı aşmadan tevessul olur ama mesela falan şeyh gunahlarımı affet dersen bu olmaz.
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
İşte öyle demiyor yazılarının devamı var.mesele şiileri çürütütrken onlardan alıntı yapıp cevaplıyor.o yaptığı alıntı onunmuş gibi alınıyor.oysa ibn teymiyye üç halifeyi şiaya karşı tüm gücüyle korumuştur.hiç direk ibn teymiyye kitabı alıp okudunuz mu ?

Bunları Şiiler mi söylemiş? Sen ciddi misin?

Hâfız İbni Hacer el-Askalânî, Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında, İbni Teymiyye'nin sahabenin büyükleriyle ilgili sözleri hakkında alimlerden bazı nakiller yapmaktadır:

“İbni Teymiyye Ömer ibnu’l-Hattab’a üç talak meselesinde ve Hazret-i Ali'ye de on yedi meselede Kur'anın nassına muhalefet etti diye isnadda bulunmuştur. Hazret-i Ebu Bekir ne dediğini bilen yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul etti, ama Hazret-i Ali çocukken İslamiyeti kabul edip bir kavle göre çocuğun İslamiyeti sahih değildir, demesi ve yine Hazret-i Ali hakkında, kendisi Ebu Cehil'in kızını istemiş ve ölünceye kadar onu severek unutmamıştır, demesi üzerine alimler ona münafıklığı isnad etmişlerdir. İbni Teymiyye Hazret-i Osman hakkında (Osman malı severdi) demiş ve (Peygamberden -aleyhisselam- istigasede bulunulmaz) dediği için ona zındıklık isnad etmişlerdir.” (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.410.)

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

***

Hazret-i Ali'yi kötüleyen sözlerin Şiilerden iktibas olduğunu söylemek gerçekten tuhaftır. Benim bunlara cevap vermeye vaktim yok.
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Şunuda söyleyeyim vahhabi değilim.türbeleri ziyaret küfür değildir ve helal olan tevessul vardır.sınırı aşmadan tevessul olur ama mesela falan şeyh gunahlarımı affet dersen bu olmaz.

Kim demiş "falan şeyh günahlarımı affet"?

Bunları nereden çıkarıyorsun?

Kaynak lütfen! Hadi bize kaynak veya bağlantı ver, beraber tenkid edelim.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Tepkime puanı
286
Puanları
0
Konum
göçmen
Kim demiş "falan şeyh günahlarımı affet"?

Bunları nereden çıkarıyorsun?

Kaynak lütfen! Hadi bize kaynak veya bağlantı ver, beraber tenkid edelim.
kaynak deyince bizde bekliyoruz teymiyenin isnadlarını ve bu konudaki alimlerin görüşlerini.
ama sanırım vaktiniz yoktur.
 
Üst