Anlatım (İfade) ve Anlatım Biçimleri

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Anlatım (İfade) Nedir?
Bir dilin kendi zevk ve kurallarına uygun bir şekilde yazılıp söylenmesine anlatım adı verilir. Hem
gelişigüzel, hem de edebî nesirde anlatım güzelliği ve doğruluğu şarttır. Lise ve ortaokullardaki kompozisyon çalışmalarının amacı öğrencilere, doğru bir anlatım gücü sağlamaktır. Anlatım, üslûptan apayrı bir kavram değildir. Ana dili, daha şahsî ve üstün bir zevkle kullanmayı başaran anlatıma üslûp denir.

Anlatım Yolları (Anlatım Biçimleri)
Nesirde ve nazımda dört türlü anlatım yolu görülür:
  1. Tasvir
  2. Tahkiye
  3. Hitap
  4. Söyleşme
Bu tarzlar, aşağıda, örnekler verilerek incelenecektir. Fakat hemen söyleyelim ki, bu anlatım yollarını, Edebî Türler ile karıştırmamak ve bağımsız yazı çeşitleri sanmamak gerekir. Aynı eserin hatta aynı yazının örgüsü içinde, yazar bunların hepsini kullanabilir ve anlatım tarzını değiştirebilir. Bir tasvirden tahkiyeye, oradan hitaba geçmek ve yine tasvire dönmek çok yazıda görülen husustur. Bütün bir eserde tek anlatım yolu tutulmasına pek az rastlanır.

1. Tasvir (Description)
İç ve dış âlemdeki her nesnenin yazı, çizgi, ses, madde veya söz vasıtasıyla tanıtılması (resmedilmesi) demektir. Çizgi ve renk kullanarak tasvir resimde; ses ve âhenkle tasvir musikîde; taş ve madenle tasvir heykelde ve mimarlıkta görülür. Konumuz olan edebî tasvir ise yazı ve söz vasıtasıyla yapılır.
Tasvir, bütün edebî türlerde görülen bir anlatım çeşididir. Canlı ve cansız olan her şeyi ve türlü ruh hallerini tanıtmak için tasvire başvurulur.
Tasvir yapılırken, beş duyu organından, yani görme, işitme, koklama, dokunma, tatma organlarından faydalanılır. Bu beş organla elde edilen duyumlar (ihsas) hepsine birden müşahede (gözlem) adı verilir, demek ki tasvir bir nesne üzerinde yapılan gözlemlerin, sıraya konularak tespit edilmesi ve yazıyla anlatılması demektir.
Müşahedeleri sıraya koymak bir hünerdir. Her anlatımda olduğu gibi tasvirde de az kelime ile çok şey söylenmelidir. Dış âlemi tanıtmak için göz alıcı noktalar bulunmalı, gereksiz ayrıntılardan kaçınılmalıdır. Tasvir objesinin sırf kendine mahsus olan ve başkalarına benzemeyen özellikleri bulunmalı, ayırıcı vasıflarını belli etmelidir. Meselâ bir bahçe veya hayvan tasvirinde o bahçe veya hayvanı, milyonlarca benzerinden ayıran tarafların belirtilmesi gerektir. “Pullu bir balıktı” “Gövdesi tüylü bir kediydi” veya “Yeşil ağaçlar bulunan bir bahçeydi” gibi tasvirler bir değer taşımaktan uzaktır. Balığın pulunda kedinin tüyünde, bahçenin ağaçlarında bir özellik varsa ancak sözü edilebilir.
Tasvir yapılırken parçadan bütüne ya da bütünden parçaya doğru gidilebilir. Bir evin bütün görünüşünü anlattıktan sonra özellik taşıyan ve meramımıza uygun olan bir odası üstünde durmak, bütünden parçaya doğru bir tasvirimizdir. Bir hayvanın çok dikkati çeken gözlerinden başlayarak bütün vücudunu tanıtmaya çalışmak, parçadan bütüne doğru bir tasvir yapmaktır.
Tasvir, bir edebiyat türü değildir. Yani sırf tasvir için tasvir yapmak gerekmez. Tasvir, yazıda bir şeyi tanıtmak içindir, ya bir konu anlatılacak ya bir fikir söylenecek yahut bir tip çizilecektir. Bunun için tasvir, konu, fikir veya tipe yaradığı kadar olmalı, fazlalık bulunmamalıdır.
Klâsik, romantik, realist ve çağdaş yazarların tasvire verdikleri anlam ve değer birbirinden ayrılır. O konular gelince, bu husus da incelenecektir.

1.1. Tasvir Çeşitleri
Buraya kadar tasvirin genel kavramı üzerinden duruldu. Aynı temel vasıfları taşımakla birlikte, yazı hizmetleri değişik olan tasvir çeşitleri vardır ki her biri özel adlarla anılmaktadır. Bunlar aşağıda örnekleri ile inceleyeceğimiz Panorama, Tahlil, Portre ve Dekor'dur.

1.1.1. Panorama
Yunanca Pan (tüm) ve Orama (görüş) sözlerinden yapılmıştır. Bir büyük manzaranın yücelerden görünüşü anlamına gelir. Edebiyatta panorama, bir şehrin, bir ormanın, bir geniş çevrenin umumî görünüşünü tasvir etmektir.

1.1.2. Portre
Aslında resim terimi olan Fransızca bir sözdür. Bir kişiye veya başka tek bir varlığa tıpatıp benzeyen resimlere Portre adı verilir. Edebiyatta, bir şahsın dış görünüşünü (çehre, kıyafet, boy, baş, vücut ve yüz hareketleri) tanıtan yazılara portre denmektedir.

1.1.3. Tahlil (Çözümleme – Analyse)
Tahlil bir nesnenin (obje) yüzeyinde kalmayıp iç yüzüne, derinliğine ulaşmak çabasıdır. Sözgelişi bir kişinin huy ve özelliklerini, olayın bir yazıcı, tahlil yapıyor demektir.

1.1.4. Dekor
Daha çok tiyatro terimi olan Fransızca bir sözdür. Bilindiği gibi, oyun temsillerinden çevre, yazı ve söz ile değil, çizgi, desen yahut nesneler koymak suretiyle göz önüne serilir. Bu, kişilerin yaşadığı yerin bir çeşit temsili demektir. Oyun yazarları, sahnenin nasıl bir çevre içinde geçeceğini ve ne türlü eşya (aksesuar) ile donatılacağını her perdenin başında kısaca belli ederler. İşte canlı olarak göz önüne serilen bu tasvir çeşidine Dekor denir.

Tasvir örneği
HARZ DAĞLARI
Gönlüm neşe dolu, dağlara tırmanmaya başladım. Çok geçmeden, çamları göklere kadar yükselten bir orman ülkesine girdim; bu çamlar içimi her bakımdan saygı ile dolduruyordu.
...Sincaplar çam dallarına tırmanıyor, aşağıda da çok parlak tüylü geyikler dolaşıyordu. Böyle sevimli bir hayvanı görürüm de akıllı uslu insanların onu nasıl öldürebileceğini bir türlü anlayamam.
Güneşin altın ışıkları çam ağaçlarının sık, koyu yeşilli yaprakları arasından tatlı ve neşeli süzülüyordu. Ağaç kökleri tabiî merdiven basamakları gibiydi. Her tarafta kapalı yosun sedirleri vardı. Taşlar kadifeden minderler gibi, bir kadem yüksekliğinde en güzel yosunlarla örtülmüştü. Tatlı bir serinlik. Rüyada duyulur gibi bir pınar şırıltısı... Yer yer, suyun, taşların altından gümüş parlaklığıyla nasıl sızladığı, çıplak ağaç köklerini, kayaları nasıl yıkadığı görünüyordu. İnsan tabiatta olup bitenleri şöyle bir eğilip kulak verse, nebatların esrarlı oluş hikâyesini, dağlardaki kalbin sessiz atışını işitir.
Su, bazı yerlerde, taşların arasından, köklerin dibinden daha kuvvetle fışkırıyor, ufak çağlayanlar yapıyor. Oralarda oturmak ne hoş. Dört taraftan harikulade güzel sesler geliyor; kuşlar, kavuşma isteğiyle zaman zaman şarkılar söylüyorlar. Ağaçlar, bin bir kızın dileğinden fısıldaşıyor. Garip dağ çiçekleri, bin bir kızın gözüyle bize bakıyor, biçim biçim acaip yapraklarını bize doğru uzatıyolar.
...Brocken oteline giriş bende tuhaf masallarda duyulanlara benzer bir his uyandırdı. Çamların kayalıkların arasında, insan tek başına, uzun bir dağ yolculuğu yaptıktan sonra, kendini birden bire, bulutlar içinde bir evde buluveriyor. Şehirler, dağlar, ormanlar, hepsi ayağınızın altında ve şimdi, yükseklerde, garip şekilde bir araya toplanmış, çeşit çeşit yabancılardan meydana gelmiş bir insan topluluğuna rastlarsınız. Böyle yerlerde âdet olduğu üzere, kalabalık sizi, beklenen bir dostuymuşsunuz gibi yarı merak, yarı lâkaytlıkla karşılar...
(H. Heine. Seyahat tabloları, Cilt:1, Türkçesi: P. N. Boratav)

Açıklama
Harz Dağları, Almanya’da Hanovre ile Brunswcik arasında uzanan bir dağ silsilesi. Madenleri ile meşhur ve birçok efsanelerin yatağıdır. H. Heine; Seyahat Tabloları’nda, bu masal ve efsanelerin ilhamlarına büyük yer ayırmıştır.
Henri Heine (1797 – 1856), Romantik çığıra bağlı meşhur Alman şairidir. Istıraplı ve alaycı şiirleriyle tanınmıştır.
2. Tahkiye (Narration)
Çok başvurulan anlatım yollarından biri de tahkiyedir. Arapça olan bu kelime: “bir olayı anlatmak, anlatış düzeni” demektir. Kısaca, bir olayın hikâye edilişine tahkiye denir.
Tasvir gibi tahkiye de bir edebiyat türü olmayıp her türde kullanılabilen bir anlatım tarzıdır. Üslûp güzelliğinin önemli bir unsuru da tahkiyede gösterilen ustalıktır. Olayları bir sıraya koymak, anlatılan bir vakayı ötekine karıştırmamak, esas ve ayrıntıları iyice belirtmek, ilk okunuşta anlaşılır olmak iyi bir tahkiyenin vasıflarıdır.
Tahkiye üç şekilde olabilir:
  1. Yazar, olayı kendi başından geçmiş gibi anlatır.
  2. Olay üçüncü şahısların başından geçmiş gibi anlatılır.
  3. Yazar, olayı başka bir kimseden işitmiş gibi anlatır, nakleder.
Her üç halde de anlatılan vaka gerçek veya tasarlanmış olabilir.

3. Hitap (Oration)
Çok başvurulan anlatım yollarından biri de hitaptır. Arapça olan bu söz, tek kişinin karşısındaki birine veya bir kabalığa karşı konuşması, anlamına gelir.
Öbür anlatım yolları gibi hitap da roman, oyun, hikâye, makale, fıkra... gibi her edebiyat türünde görülebilir. Nutuk, konferans, masal vb. sözlü verimlerde sırf hitaba dayanan edebiyat türleridir. Fakat nutuk, konferans gibi türlerle bir anlatım yolu olan hitap kavramlarını karıştırmamak gerekir.
Bu anlamda hitap denince ille de bir kişinin uzun uzadıysa söylediği sözler anlaşılmamalıdır. Bilgi veren kitaplar, gazete haberleri, mektuplar vb. de aslında bir kişinin bir veya daha çok kimseye seslenişleri olduğuna göre buralarda hitap anlatım tarzı kullanılıyor demektir. Hitap nesirler gibi manzum eserlerde de önemli yer tutar.
Tiyatro türünde hitabın özel bir adı vardır. Bir kişinin kendi kendine ya da seyircilere karşı uzun uzun söylenmesine Tirat adı verilir.

4. Söyleşme (Muhavere- Dialogue)
Her türlü eserde çok başvurulan anlatım yollarından biri de söyleşmedir. Yazılı ve sözlü bir eserde iki veya daha çok kişinin karşılıklı konuşmaları demektir. Kişiler bu konuşma arasında tahkiyeler, tasvirler ve hitaplar da yapabilirler.
Söyleşme anlatım yolu, ötekilerden bilhassa biçim bakımından ayırt edilir. Söyleşmeyi belirtmek için sözü, satır başına geldikçe bir (--) işaretiyle, satır ortalarına düşerse “ ” arasında göstermek gerekir.
Kişileri söyleştirirken başarı sağlamak hayli zordur. Bunun için halkın konuşurken kullandığı kelime ve deyimleri dikkatle incelemek ve yerli yerine koymak gerekir.
Herkesçe bilinmeyen uydurma veya çok az rastlanan kitâbî sözleri, cıvıl cıvıl hareketli olması gereken bu anlatıma katarsak yapmacık, soğuk üslûptan kurtulamayız.
Sait Faik, hikâyelerini yazarken kendisine en zor gelen şeyin “kişileri konuşturmak” olduğunu söylemektedir.
Söyleşme, hikâye, roman, fıkra, deneme ve bütün edebî türlerde görülebilir. Bazı manzumelerde, fabllerde, manzum hikâyelerde de yer alır. Ancak seyirlik (tiyatro) eserler ve diyaloglar sırf söyleşme üstüne kurulmuştur. Yalnız söyleşmeden ibaret hikâyeler, fıkra ve sohbetler de olabilir.


 

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Anlatım ve Anlatım Biçimleri

Paragrafta yazarın herhangi bir düşünceyi ya da durumu ortaya koyma biçimine anlatım denir. Çeşitli amaçlara yönelik olarak gerçekleştirilen anlatımın etkileyici olması için çeşitli yöntemlere başvurulur. Anlatım gerçekleştirilirken başvurulan bu yöntemlere “anlatım biçimleri” denir. Yazar aktaracağı duruma uygun bir anlatım biçimi seçemezse, yazısının etki gücü azalır. Bir bilgiyi aktarmakla bir olayı hikaye etmek ya da bir manzarayı betimlemek farklı bir anlatım gerektirecektir.

Paragraflarda duygu ve düşünceleri aktarırken anlamı belirginleştirmek, daha iyi ve etkili kılabilmek için birtakım yollardan yararlanılır. Bu anlatım yolları hem yazının kolayca anlaşılmasını sağlar, hem de düşüncelerin kanıtlanmasına, inandırıcı kılınmasına yardımcı olur.

Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdır. Bir yazar, acaba söz veya yazıyla başvururken neyi amaçlar? Kendini dinleyecek ya da okuyacak olanlar üzerinde nasıl bir etki yaratmak ister?
Konuşmaları ve yazıları bu sorular açısından değerlendirilenler başlıca şu amaçları saptamışlardır:

  • Kavramları tanımlamak
  • Bir durum ya da karakteri incelemek
  • Bir düşünceyi aydınlatmak
  • Varlıkları belirgin özellikleriyle tanıtmak
  • Bir olayı aktarmak
  • Yerleşmiş duygu, düşünce, davranış ve kanıları değiştirmek
  • Gözlemlenen varlıkları başkalarının zihninde can­landırmak
  • Kişileri, tasarlanan olaylar içinde yaşatarak duygu ve izlenim kazandırmak
Bu amaçlara bağlı olarak dört anlatım biçimi kullanılır:

  • Açıklayıcı Anlatım
  • Tartışmacı Anlatım
  • Betimleyici Anlatım
  • Öyküleyici Anlatım
Bu anlatım biçimleri çoğu zaman tek başlarına kullanılmaz. Birkaçı bir arada bulunabilir.

1. Açıklayıcı Anlatım
Her türlü konuya uygulanabilen bu anlatım biçiminde amaç bilgi vermek, herhangi bir düşünceyi aydınlatmaktır. Bu bakımdan en çok kullanılan anlatım biçimidir.
Açıklayıcı anlatım, üzerinde durulan konuyla ilgili 'Niçin?, Nedir?, Nasıl?" gibi soruların yanıtını vermeye yarar.
Bu anlatım biçimiyle bir olay anlatılır, bir şeyin olu şu belirtilir, bir durum, davranış nedeniyle ortaya konur, kavramlar tanımlanır, varlıklar belirgin nitelikleriyle tanıtılır, düşünceler aydınlatılır.
Açıklama, bilgi verme amacı taşıdığı için ansiklopediler, ders kitapları, gazeteler, açıklamalı sözlükler, yemek tarifi kitapları... bu anlatım biçimini kullanır. Yine bir düşüncenin aydınlanması amaç edinildiğinde makale, fıkra, deneme, eleştiri, röportaj... gibi yazı türlerinde bu anlatım biçimine diğerlerine oranla daha çok yer verilir.
Açıklamada bir konuyu berraklaştırmak, geliştir­mek, anlaşılır duruma sokmak ön planda olduğu için sanatlı kullanımdan kaçınılır.
Açıklayıcı anlatım biçimi uygulanırken tanımlama, karşılaştırma, örnekleme... gibi düşünceyi geliştirme yolları kullanılabilir.

Örnekler


  • Milyonlarca kişi kitap okuyor, müzik dinliyor, tiyatroya sinemaya gidiyor. Neden? Belli ki kendisini aşmak istiyor insan. Gerçek anlamda insan olmak istiyor. Ayrı bir birey olmakla yetinmiyor; bireysel yaşamının kopmuşluğundan kurtulmaya, bireyciliğinin bütün sınırlarıyla onu yoksun bıraktığı ama yine de onu sezip özlediği bir dostluğa, daha anlamlı bir dünyaya geçmek için çabalıyor.
Bu paragrafta insanların kitap okuma, müzik dinleme, sinema ve tiyatroya gitme nedenleri açıklayıcı anlatım biçimiyle veriliyor. Yazara göre bunların nedeni "insanın kendini aşma isteği, daha anlamlı bir dünyada yaşama arzusu"dur.

  • Ankara'daki yoksul halka parasız ilaç dağıtacak belediye eczanesi dün hizmete açılmıştır. Açılış töreninde Belediye Başkanı, amacın, yoksul ve dar gelirli halka hizmet götürmek olduğunu belirtmiştir. Bu eczane, Belediye Sağlık İşleri Müdürlüğüne bağlı olacaktır. Eczaneden yararlanmak isteyenlerin, mahalle muhtarlarından yoksulluk belgesi almaları gerekmektedir. Söz konusu belge ile belediye hastanelerinin yazdığı reçetelerdeki ilaçlar hiçbir ücret alınmadan hastalara verilecektir.
Bu parçada da "belediyenin yoksul ve dar gelirli halka sağlık hizmetleri konusunda yapacağı çalışma" açıklanmıştır.

2. Tartışmacı Anlatım
Bu anlatım biçimi, herhangi bir düşünceyi savunmak, okuyucuyu ya da dinleyiciyi bu düşünceye inandırmak amacıyla kullanılır.
Aslında tartışmacı anlatım, açıklayıcı anlatımın biçim değiştirmiş şeklidir. Bu anlatım biçimini açıklamadan ayıran yön, okuyucunun ya da dinleyicinin yerleşmiş kanılarını, düşünce ve davranışlarını değiştirmeye yönelmesi, savunulan düşüncenin doğruluğunu kanıtlamaya çalışmasıdır.
Tartışmacı anlatım biçiminin uygulanabilmesi için öne sürülen önermenin tartışmaya, delillerle kanıtlanmaya uygun olması gerekir. Herkesin üzerinde anlaştığı bir düşünce bu yolla işlenmez. Ancak böyle bir düşünce yerleşmiş anlayışlara aykırı bir taraf bulunduğu zaman tartışmacı anlatımla işlenebilir.
Tartışma, çok yaygın olarak kullanılan bir anlatım biçimidir. Örneğin deneme, fıkra, makale, söyleşi ve eleştirilerde, roman ve öykülerde; konuşma ve konferanslarda kısaca görüş ayrılığını gidermek için yapılacak her türlü anlatımda yer alır.
Tartışmacı anlatım biçimini uygularken, düşünceyi geliştirme yollarından tanık gösterme, kanıtlama, örneklendirme... kullanılabilir.

Örnekler


  • Günümüzde yaygın bir yanlış vardır: Bilimin kesin olduğu inancı; çağdaş yaşayışın, çağdaş uygarlığın değişmez temeli olan bilimsel kesinlik. Oysa sürekli bir değişikliktir bilimi var edip ayakta tutan. Bilim bilgi üretir; bilimsel doğrulardır bunlar. Ancak bilim sonsuz bir yenilenme içindedir. Bilimde öne sürülen her doğru, yanlış olduğu henüz kesinlikle belgelenmemiş olan doğrudur. Birtakım koşutlardan ötürü doğru sayılan bilgilerdir bunlar.
Bu paragrafta yazar, mantık yoluyla bilimsel doğruların, henüz yanlışlığı belgelenmemiş doğrular olduğunu, her bilginin değişebileceğini kanıtlamaya çalışıyor.

  • Kimi şair ve yazarlar, yazdıklarını anlayabilmek için okurların çaba harcamasını, zorlanmasını isterler. Bence bu, kendini beğenmişliktir. Yazdıklarımı anlayabilmek için okur zorlanacağına, onları anlatabilmek için ben zorlanmalıyım. Bence okur bir kitabı, bir yazıyı okurken, salt anlamak için değil, okuyup anladıktan sonra birtakım sonuçlar çıkarabilmek için çaba harcamalıdır.
Bu paragrafta da yazar, "bir yazar, anlatacağını açık seçik anlatmalı", düşüncesini kabul ettirme çabasındadır. İnandırıcı, etkileyici olmak için tartışmacı anlatım biçimini kullanmıştır.

3. Betimleyici Anlatım
Betimleme, varlıkları sözcüklerle görünür kılmadır. Betimlemede varlıkların duyu organları ile algılanan nitelikleri belirtileceği gibi bu niteliklerin iç dünyamızda uyandırdığı izlenimleri de yansıtabilir.
Bu anlatım biçiminde amaç, varlığı belirgin nitelikleriyle tanıtmak, varlık hakkındaki izlenimlerimizi belirtmektir.
Betimleme, anlatıcının amacına göre iki gruba ayrılabilir:

  • İzlenimsel (Sanatlı) Betimleme
  • Açıklayıcı Betimleme
3.1. İzlenimsel (Sanatlı) Betimleme
Yazar, gördüklerini duygularının, düşüncelerinin etkisiyle betimler. Bu bakımdan kişisel kanı ve beğenileri ön plandadır. Yazarın amacı, varlıkların kendisinde bıraktığı kişisel izlenimleri duyurmak, başkalarının zihninde de aynı izlenimleri yaratmaktır. Bundan dolayı roman, öykü gibi sanatsal türlerde bu anlatım biçimi ağırlık kazanır.
Bu anlatım türünde yazar, varlığın nitelikleri arasında seçme yaparak en belirleyici olanları verir. Bunları ise üzerinde bıraktığı etkiye göre görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama duyularından birine ya da birkaçına diğerlerinden daha çok yer vererek anlatır.

Örnek sorular

1. Kenar mahalleler... Birbirine geçmiş, yaslanmış tahta evler... Kiminin kaplamaları biraz daha kararmış, kiminin balkonu biraz daha eğrilmiş, kimi biraz daha öne eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiştir. Hepsi hastadır; onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum.
Bu parçanın anlatım biçimi, aşağıdakilerden hangisine bir örnektir?

A) Betimleme (tasvir)
B) Tartışma
C) Açıklama
D) Öyküleme
E) Örnekleme (1987/II)
ÇÖZÜM: Yazarın amacı, kenar mahallelerdeki evleri tanıtmak, onları okurun gözünde canlandırmaktır. Ancak yazar, tanıttığı evlerle kendisi arasında benzerlik kurarak, bu varlıkları duygularının etkisiyle betimlemistir.
YANIT: A

2.
Turna katarları geçiyordu gölün üstünden, gölgeleri maviye dönüşerek. Van Gölü, günün her anında bir renk cümbüşünde yunup arınıyordu. Bir bakmışsın, göl bir anda som turuncuya kesmiş. Bir bakmışsın, gölün ucundan bir mor şimşeği girmiş,bütün gölü som mora boyayarak öteki ucundan çıkmış, ak köpüklü dalgalarla bütün gölü süsleyerek.
Bu betimlemede bulunmayan özellik aşağıdakilerden hangisidir?

A) Doğa olaylarını kişileştirme
B) Ayrıntılar üzerinde yoğunlaşma
C) Görsel öğelere ağırlık verme
D) Doğayı devinim içinde yansıtma
E) İşitsel öğelere yer verme (1982/1)
ÇÖZÜM: Betimlemede insan dışındaki varlıklar ya da doğa olayları insana özgü nitelikleriyle anlatılarak kişileştirilebilir. "Van Gölü, yunup arınıyordu." sözüyle kişileştirme yapılmıştır. Varlığa ait nitelikler (renk, biçim) ayrıntılarıyla verilebiiir, böylece görsel öğelere dikkat çekilmiş olur. Bu paragrafta "Göl mora kesmiş... som mora boyanarak... ak köpüklü dalgalar" gibi ifadelerle görsel ögelere yer verilmiştir. Betimlemede varlıklar devinim içinde yansıtılabilir. Parçada "turnaların geçişi... gölün gün içindeki her anı, şimşeğin akması" devinim unsurlarıdır.Yazar, Van Gölü'nün görünümünü ayrıntılarıyla sunmuştur. Bu betimlemede bulunmayan özellik işitsel öğeler sesler, konuşmalar) dir.
YANIT : E

3.2. Açıklayıcı Betimleme
Bu betimlemede yazar nesnel bir bakış açısıyla varlığa ait nitelikleri sıralar. Burada amaç, varlığı tanıtmak, okura bilgi vermektir. Yazarın varlıklar karşısındaki kanı ve beğenileri yer almayacağından dolayı bu betimleme yalnız görüneni belirleyen bir fotoğraftan farksızdır.
Açıklayıcı betimleme daha çok ders kitaplarında kullanılır (coğrafya kitapları gibi).

Örnek

Akdeniz Bölgesi'nin çatısı, Toros dağları tarafından oluşturulmaktadır. Dağlar bazı yerlerde denize çok sokulur, kayalık ve az girintili çıkıntılı bir kıyı üzerine dikine inerler. Bazı yerlerde ise kıyı çizgisi ile dağ sıraları arasına Adana Ovası gibi geniş düzlükler girer.

Betimleme bir yazı türü değil, anlatım biçimidir. Ancak betimlediği varlıklara göre bazı gruplara ayrılmaktadır:

  • Kişi Betimlemeleri
Kişilerin dış görünüşlerini (fiziksel) ve karakterlerini (ruhsal durum) tanıtan betimlemedir.
Kişi betimlemelerine portre denir. Portre; fiziksel portre ve ruhsal portre olarak ikiye ayrılır.

  • Fiziksel portre: Kişilerin dış görünüşlerinin anlatıldığı betimlemedir. Betimlemede kişiyi, diğer kişilerden ayıran fiziksel özellikler belirtilir. Portresi çizilen kişi hakkında özel görüş ve izlenimler de verilebilir.
  • Ruhsal portre: Kişilerin karakter özelliklerinin anlatıldığı betimlemedir.
  • Hayvan Betimlemeleri
  • Cansız Varlık (eşya) Betimlemeleri
  • Doğa Betimlemeleri
Bütün bu varlıklar izlenimsel ya da açıklayıcı betimleme ile verilebilir. Sınavlarda, çoğunlukla kişilerin karakter özellikleriyle ilgili sorular verilmektedir. Biz bu betimleme çeşitlerinden yalnızca kişi betimlemelerini işleyeceğiz.

Örnek sorular

1. Sinema perdesinde dünyayı gülmekten katıltan bu adamın, aslında ne dokunaklı, ne derin, ne acılarla dolu bir ruhu ve bu ruhun o yüze ne hazin bir yansıması vardı. Milyonlarca insanın kim bilir ne kadar şen şakrak diye tanıdığı bu adam, özel yaşamında karamsar, mutsuz bir felsefe taşıyan, insanoğlunun trajedisini ta içinde duyan, "sonsuz bir üzgün"den başkası değildi.
Bu parçada nasıl bir insandan söz edilmektedir?

A) Duygularını başkalarına anlatmaktan kaçınan
B) Yaşadığı olaylar yüzünden insanlardan kaçan
C) Mutlu görünmesine karşın son derece mutsuz olan
D) Olaylara ve insanlara olumsuz bir yaklaşımla bakan
E) Mutluluğu çektiği sıkıntılarda, acılarda arayan (1990 / II)
ÇÖZÜM: Parçada tanıtılan komedyen, milyonlarca insanı güldürdüğü için mutlu ve neşeli bir kişi izlenimi bırakıyor herkeste. Ancak o aslında acılarla dolu bir ruhu olan, üzgün bir kişidir. Bu sözlerle tanıtılan bir kişinin karakter özelliği mutsuz olduğu hâlde mutlu görünmesidir.
YANIT: C

2. Yazılarımı bin bir güçlükle yazarım. Yazıp bitirdikten sonra hiçbir ferahlık duymam. Zira, o kadar sıkıntıyla, zahmetle meydana getirdiğim yazı, benim yazmak istediklerimin soluk bir gölgesi gibidir, Onun için çok defa bunları nefretle bir yana atarım. Şunu da itiraf edeyim ki, eserlerim, kitap hâlinde ya da parça parça yayımlandığında büyük bir pişmanlık duyarım. Ama yazma gücümü ve daha iyiye ulaşma umudumu da asla yitirmem.
Kendinden böyle söz eden bir yazar, aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?

A) Kusursuzu arayan
B) Zor beğenen
C) Karamsar
D) Kararlı
E) Açık sözlü (1990/1)
ÇÖZÜM: Bu parçadaki yazar kişilik özelliklerini yarattığı eserler karşısındaki tutumu ile veriyor. Yazarın "Meydana getirdiğim yazı, yazmak istediklerin--soluk bir gölgesidir." sözünden "kusursuzu arayan" ve "zor beğenen" birisi olduğunu; "Yazma gücümü ve umudumu asla yitirmem." Sözlerinden kararlı olduğunu ve "şunu da itiraf edeyim ki" sözünden "açık sözlü" olduğunu anlıyoruz. "Karamsarlık" yazarın özelliği olarak verilmemiştir.
YANIT: C

4. Öyküleyici Anlatım
Öyküleyici anlatımda düşünceler, olaylar aracılı­ğıyla anlatılır. Bu anlatım biçiminde amaç, olmuş ya da olabilecek bir olayı oluşuyla, gelişmesiyle vermekj okuyucunun da gözünde canlandırmaktır.
Öykülemede olay; kişi, zaman ve yer öğelerine bağlanarak verilir. Bu anlatım biçimi, yazarın amacına bağlı olarak ikiye ayrılır:

  1. Açıklayıcı Öyküleme
  2. Sanatsal Öyküleme
4.1. Açıklayıcı Öyküleme
Bu öyküleme türünün amacı, gerçek bir olayı anlatarak okuyucuya bilgi vermektir. Açıklayıcı öykülemede sanat amacı ön planda değildir.
Anı, gezi yazısı, yaşamöyküsü (biyografi), tarih . gibi yazı türlerinde bu anlatım biçimine yer verilir.

Örnekler

  • Ünlü şairin ölüm haberini radyodan işiten kişiler bir an sustular. Ne kadardır bu an? Bir saniye mi? O kadar işte! Sonra hiçbir şey olmamış gibi geçtiler gündelik konuşmalara. Bu kadarcıktı bir şairin,hem de tanınan, sevilen bir şairin ölümünün uyandırdığı yankı, tepki. Böyle mi olmalıydı? Yüreğimi burkan bu soru geldi, takıldı kafama.
Yazar, ünlü bir şairin ölümüne insanların gösterdiği tavrı gözlemlemiştir. Bunları da olay içinde yansıtarak vermiştir.

  • İşini olabilecek titizlikte yürütür, dükkânını tertemiz tutardı. Dükkânında her şeyin bir yeri vardı. Bir gün acele bir alışveriş anında, titrek parmaklarıyla toz şeker tartıyordu. Biraz ekliyor, terazinin dengesi bozulunca azıcık çıkarıyor, gene denk getiremeyince biraz daha katmaya özen gösteriyordu.
  • "Oluversin canım" dedim. "Ne titizleniyorsun?"
  • Gözlüklerinin üstüne kalkan kaslarıyla şaşarak baktı: "Ama fazla veren eksik de verir."
Bu paragrafta yazar "doğruluk" konusunu işlemektedir. Bu düşünceyi vermek için bir kişinin "tartı" konusundaki titizliğini oluş hâlinde, öyküleyerek anlatmıştır.

4.2. Sanatsal Öyküleme
Olmuş ya da tasarlanmış olayların anlatımında kullanılan bir anlatım biçimidir. Sanatsal öykülemede amaç, okuru bir olayın içinde yaşatmak, onun duygu ve düşüncelerini zenginleştirmektir.
Öykü ve roman gibi edebî türlerde kullanılan temel anlatım biçimidir. Bu anlatım biçiminde olay, kişi, zaman ve yer temel öğelerdir. Öykü, bir ana olayın etrafında gelişirken romanda birden çok olay vardır. Olay, gerçek olabileceği gibi tasarlanmış da olabilir. Ancak olayda gerçeğe benzerlik aranır.
Kişiler insan dışındaki varlıklar da olabilir. Zaman genellikle bilinen geçmiştir. Yazar, zamanı tarih vererek, mevsim, ay, gün belirterek ya da döneme ait özelliklerle (eşyalar, dil, kılık, kıyafet...) verebilir.
Yer; dış ve iç mekânlar olarak yansıtılır. Dış mekânlar; meydan, sokak. vb. İç mekânlar; kapalı yerler.
Anlatıcı ya üçüncü tekil kişi (her şeyi bilen, gören kişi) ya da birinci tekil kişi (olayın içinde yaşayan) olabilir. Bazen her ikisi bir arada verilebilir.

Örnek
O sabah koşup dolabı açtığım zaman, dondum kaldım. Oyuncak bebeğim yerinde yoktu. Bebeği, annemle üstüne oturttuğumuz raf, katı bir yürekti sanki. Hemen anneme koştum; yeri süpürüyordu. Karşısında hiçbir şey söylemeden duruyordum. Durmuş, hep anneme bakıyordum. Annem ise durmadan yeri süpürüyordu. Bin yıl süpürdü, yüz bin yıl süpürdü o yeri; başını bir türlü kaldırmıyordu. Sandım ki bundan böyle annem hep o daracık sofayı süpürüp duracak. Başını kaldırmayacak. Yüzüme bakmayacak. Bana, yiten bebeğimden hiç haber vermeyecek.
Bu parçada küçük bir çocuğun yaşadığı olay, okuyucunun kafasında canlandırılacak bir biçimde anlatılmıştır. Okuyucu da bir an için kendini o eylemin içinde hissetmiştir. Kişi, zaman ve yer öğelerine bağlı kalınmıştır.

Örnek soru
Köyden kasabaya taşınmıştık. Cadde üstünde, sol tarafta bahçesi olan, beyaz boyalı bir ev satın almıştık. Bahçemizden, komşu bahçeden gelen küçük bir su yolu geçiyordu. Bu su, yan duvarın altından aşağıdaki bahçelere akıyordu. Bizim bahçenin bir köşesinde ufak bir tel kümes vardı. Dip tarafta domates, biber, yeşil salata ekilmişti. Cadde tarafında sardunyalar, pembe karanfiller, hanımelleri bulunuyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangilerine başvurulmuştur?

A) Açıklama - öyküleme
B) Tartışma - betimleme
C) Öyküleme - betimleme
D) Açıklama - tartışma
E) Örneklendirme - öyküleme (1991 / II)
ÇÖZÜM: Bu parçada bir kişinin yaşadığı olaylar, okuyucunun kafasında canlandırılacak biçimde anlaılmıştır. Eylem içinde yaşatma söz konusudur. Bir metinde olayların, olguların, yaşantının aktarılmasına öyküleme denir. O hâlde paragrafta öyküleyici anlatım kullanılmıştır. Ayrıca anlatılanlar, okuyanın kafasında görünür kılınmış bahçe betimlemesi yapılmıştır. Hem betimleyici anlatım hem de öyküleyici anlatım bir arada kullanılmıştır.
YANIT: C
 

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Anlatım biçimleri
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Anlatım biçimleri, yazarın anlatımını yaparken kullandığı üsluba, başvurduğu yönteme anlatım biçimi denir. Anlatılacakların türüne ya da amacına göre değişik anlatım biçimleri kullanılır. Örneğin romanda kullanılan anlatım biçimi ile bir makalede kullanılan anlatım biçimi birbirinden farklıdır.


Anlatım biçimleri


  • Açıklayıcı Anlatım
  • Betimleyici Anlatım,
  • Öyküleyici Anlatım,
  • Tartışmacı Anlatım , olmak üzere dört grupta incelenir.
Açıklayıcı Anlatım

Okura bilgi vermek, okuru bir konuda aydınlatmak, bir konuyu açıklamak, bir şey öğretmek amacıyla kullanılan anlatım biçimine açıklayıcı anlatım denir. Açıklayıcı anlatım genellikle makale, deneme, sohbet, fıkra, eleştiri... gibi eser türlerinde kullanılır. Başlıca özellikleri şunlardır:

  • Genellikle nesnel anlatım kullanılır.
  • Sanatlı söyleyişlere yer verilmez.
  • Dili yalın ve anlaşılırdır.
  • Daha çok düşünce yazıları, bilimsel yazılar, ders kitapları, ansiklopedilerde rastlanılır.
Örnek: “...Evrende sayısız gök cisminin oluşturduğu kümelere galaksi; çevresine ısı ve ışık yayan gök cisimlerine ise yıldız denir. Güneş bir yıldızdır. Bir galakside yer alan yıldızlardan bazılarının bir araya gelerek oluşturduğu gruplara ise sistem denir. Dünya Samanyolu Galaksisi’nde bulunan Güneş Sistemi’nde yer alır...”

Betimleyici Anlatım

Canlı ve cansız varlıkları en ince ayrıntılarına kadar anlatma sanatına tasvir (betimleme) denir. Çevremizde gördüğümüz her şey betimlenebilir. Betimleyici anlatımın genel özelliklerinden bazıları şunlardır:

  • Betimlemelerde görsellik vardır. Genellikle görülen varlıklar betimlenir.
  • Betimlemelerde görmenin dışında koklama, tatma, duyma, dokunma gibi diğer duyulardan da yararlanılabilir.
  • Betimleyici anlatımın kullanıldığı yazılarda niteleyici sözcüklere sıkça rastlanılır.
  • Betimleyici anlatımı kullanan bir yazar ayrıntılara çok dikkat eder ve varlıkları birbirlerinden ayıran özelliklere bolca yer verir.
Örnek: “Çoban Mehmet ile evlenecek olan Zehra, insanın rüyasına girse korkutacak kadar acayip bir mahluk, bir nevi delidir. Kına renginde çalı gibi sert, karmakarışık saçları, balmumu gibi renksiz yüzünde yine o renkte çilleri, daracık alnı ile bir hizada korkunç gözleri vardır.” Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu
Betimleyici anlatım yazarın anlatıma kendi duygu ve düşüncelerini katıp katmamasına göre izlenimsel ve nesnel (açıklayıcı betimleme) olmak üzere ikiye ayrılır:

İzlenimsel Betimleme

Yazarın kendi duygu ve düşüncelerini de içeren betimleme türüdür. Öznel bir anlatıma sahiptir. İçerdiği yargıların doğruluğu kişiden kişiye değişebilir. Edebi eserlerin birçoğunda da izlenimsel betimleme kullanılır. Çünkü yazarlar genellikle gördüklerine kendi yorumlarını da katarlar.
Örnek: "Eylül sabahının bu kapanık ve serin gününde bahçenin bütün ağaçları durgun ve karanlık... Havuzların suları, bulutlu gökyüzünün yansımalarıyla kirli bir katran renginde...Neşesiz fıskiyeler havada tutunamıyor. Derinden derine, perişan kuş feryatları, bin tempoda hayvan bağırmaları duyuluyor. İnsan daha kapıdan girerken bir gurbet ve ıstırap bahçesinin eşiğine ayak bastığını anlıyor.” (Ahmet Haşim, Bize Göre)

Nesnel Betimleme (Açıklayıcı Betimleme)

Yazarın kendi duygu ve düşüncelerini içermeyen betimlemelerdir. Bu tür bir betimleme yazmakta olan bir yazar anlatıma kendi duygularını katmamaya, yani objektif kalmaya titizlik gösterir.
Örnek: “Numaralı maroken koltukları yataklı vagon gibi önceden kiralanan lüks otokarlardan minimini kaptıkaçtılara kadar son derece zengin çeşitler. Kamyonlar vardır ki İstanbul’daki benzin kamyonları gibi alçak kenarlı bir tekneden ibarettir. Yalnız bunlara teneke yerine insan oturtulacağından içlerine bir miktar arkalıksız kahve iskemlesi konmuş, dört köşesine dikilen dört sırığa da bir tente çekilivermiştir.” (R. Nuri Güntekin, Anadolu Notları)
İnsanları anlatan betimlemelere portre denir. İnsanın dış görünüşünü anlatan betimlemelere fiziki portre; insanın iç dünyasını, ruhsal yapısını, karakterini anlatan portrelere de ruhsal portre denir. Ruhsal portrelerde görsel ayrıntılar bulunmaz. Ruhsal portreler kişilerin görülebilen özelliklerinden çok karakterlerini betimlerler.

3. Tartışmacı Anlatım
Herhangi bir alanda ileri sürülen bir görüşün yanlışlığını kanıtlamak, o tezi çürütmek veya değiştirmek amacıyla yazılan yazılarda kullanılan bir anlatım biçimidir. Tartışmacı anlatımın genel özelliklerinden bazıları şunlardır:


  • Daha çok eleştiri, makale, deneme... gibi düşünce yazılarında kullanılır.
  • Ortaya atılan görüşler genellikle kanıtlanır.
  • Yazının başında yazarın karşı çıktığı düşünce belirtilir. Daha sonra yazar bu düşünceleri hangi yönden ve neden yanlış bulduğunu açıklar. Sonra da bunları kanıtlarla desteklemeye çalışır.
  • Gerek duyuluyorsa örnekler, bilirkişi raporları, konunun uzmanlarının sözleri, bilimsel araştırma sonuçları, sayısal veriler... gibi kanıtlar gösterilerek okuyucu ikna edilmeye, inandırılmaya çalışılır.
  • Devrik cümlelere de rastlanılabilir.
  • Sohbet ve söyleşi gibi rahat, samimi bir dile sahiptir.

Örnek: “Türkçenin kurallarına uygun olarak dikkatle türetilen güzel, yeni terimlere Türkçe yerine Öztürkçe diyerek bir ayrım yapmak, hele hele bu terimlere uydurmaca demek büyük bir hatadır. Kaldı ki diğer Türk budunları [halkları, toplulukları] ile dil birliğimizi bozuyor diye, Türkçe terimlere karşı çıkanlar herhalde çoğu kez yanılmışlardır. Çünkü o ‘yeni’ terimlerin bir çoğuna ya da benzerine Kazak, Özbek gibi Türk lehçelerinde rastladım.” (O. Sinanoğlu, Bye Bye Türkçe)


4. Öyküleyici Anlatım
Olayları bir akış halinde; yer, zaman, kişi ögeleri üzerine kurulmuş bir anlatım biçimidir. Daha çok roman, hikaye, anı, gezi, biyografi, otobiyografi, tiyatro... gibi eser türlerinde kullanılır. Olay: eserde yer alan kişi ya da kişilerin yaptıkları işlerdir. Olaylar olağanüstü olabileceği gibi günlük yaşantımızda sık sık karşılaştığımız türden de olabilir. Olaylar yer, zaman ve kişilere bağlı olarak gerçekleşir. Öyküleyici anlatımın genel özelliklerinden bazıları şunlardır:

  • Betimleyici anlatımdan farklı olarak zaman ve olay kavramlarına sahiptir. Betimleyici anlatımdaki bir resim karesi gibi tek bir zamanın anlatılmasının aksine öyküleyici anlatımda zaman hareket halindedir ve gerçekleşen olaylar barındırır.
  • Olaylar genellikle geçmiş zaman kullanılarak anlatılır; ancak şimdiki zaman kullanılmış anlatıma sahip eserler de vardır.
  • Olaylar oluş sırasına göre anlatılır.
  • Anlatılmak istenen düşünceler olayların içindedir.

Örnek: “Yusuf’u çenesinin altından tuttu, başını yukarıya doğru kaldırdı. Fakat Yusuf silkindi ve başını geri çekti. Yavaş yavaş odanın bir köşesine çekildi. Tahkikat bitip hiçbir iz bulunmadan kasabaya dönülürken Yusuf da beraberdi. Köyden tedarik edilen küçük bir atın üzerinde dimdik duruyordu. Yalnız gece, Kaymakam’ın evinde yatağa yatırıldığı zaman, kendini kaybetti ve iki gün ateşler içinde sayıkladı.” (Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf)

“Kadın bir gözyaşı seline boğulur gibi ağlayıp dövünmeye başladı. Kübra başını kaldırarak anasına baktı, fakat bir şey söylemeden ve en küçük bir harekette bulunmadan başını tekrar yorganların arasına soktu. Bu sefer de onu teskine filan çalışmayarak susmasını bekledi. Kadın biraz sonra gözlerini koltuğunun yenine silerek tekrar anlatmaya başladı. İlk zamanlarda sözlerini hıçkırıklar kesiyor ve hiçbir şey anlaşılmıyordu...” (Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf)
 

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Açıklayıcı Anlatım Biçimi

Herhangi bir konu hakkında bilgiler vermek,bir şeyler öğretmek amacına yönelik anlatım biçimidir. Bilgilendirme amacıyla yazılan fikir yazılarında ve bilimsel eserlerde (ansiklopediler, ders kitapları, bilimsel yazılar… vb) kullanılan bir anlatım içimidir. Bu tür yazılar bir konuda bilgi vermek; bir konuyu öğrenmek amacı güder.
Açıklama, günlük yaşamda herkesin başvurduğu yaygın bir anlatım biçimidir. Okullarda yöneticilerin tüzüklere ve yönetmeliklere dayanarak yaptıkları konuşmalar; derslerde öğretmenlerin yönelttikleri sorulara öğrencilerin verdiği cevaplar; subayların erlerini, ustaların çıraklarını yetiştirmek için yaptıkları tanımlamalar, verdikleri bilgiler birer açıklamadır. Birçok kimsenin sorduğu “Niçin?” “Nasıl?” “Neden?” gibi sorular açıklama ile karşılanabilir. Bu nedenle açıklama, genellikle “ bir konuyu aydınlatma, gün ışığına çıkarma” amacıyla kullanılır. Yani açıklama, üzerinde durulan konuyla ilgili bir sorunun cevabı niteliği taşır.

Öğretici özellik gösteren bir anlatım biçimidir. Yazarın amacı bilgiyi en kısa yoldan okuyucuya anlatmak olduğundan, yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere pek yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır. Soyutluktan, kişisellikten kaçınır. Tanımlarla, örneklerle konunun en iyi biçimde anlaşılmasını sağlar. Ansiklopedilerde daha çok bu tür bir anlatım görülür.
Toplumsal kalkınmada eğitimin rolü nedir, nasıldır?
Klasisizm, Türk edebiyatında hangi dönemlerde etkili olmuştur?
Edebiyatımızda tiyatro ne zaman Batılı bir özellik kazanmıştır?
Uzay çalışmalarının teknolojideki gelişmelere katkısı var mıdır?
Sanat sevgisi düşük toplumlarda eğitimin özellikleri nelerdir?
Gelir düzeyi düşük toplumlarda eğitimin özellikleri nelerdir?
Toplumsal şiir ile bireysel şiirin ayrıldığı noktalar nelerdir?
Lirik şiirde şair, hangi duyguları ön plana çıkarır?


Bu gibi konularda yazma çalışmaları açıklayıcı anlatım ile yapılır. Bir atasözünün ya da özdeyişin genişletilmesi; edebiyat, sanat, dil… vb alanlarda bir sorunun açıklanması; bir sözcüğün, bir terimin tanımlanması gibi yazma çalışmaları hep açıklamaya dayalıdır. Bu anlatım biçiminde amaç, “bilgilendirme”, “öğretme” olduğunda düşünceyi geliştirebilmek daha etkili kılmak için “tanımlama, karşılaştırma, neden ve kanıt gösterme, tanık gösterme, örnekleme” gibi açıklama yöntemlerine başvurulur. Açıklamanın iki ayrı türü vardır: Birincisi her tür kişisellikten sıyrılmış, nesnel bir yaklaşımla gerçekleştirilir; yani özneldir. Bu yol makale, fıkra, deneme, sohbet gibi düşünce yazılarında kullanılır.

Örnek: Memduh Şevket Esendal öykülerini sade ve temiz bir Türkçeyle yazmış,öykücülükte Çehov tarzını benimsemiştir. Onun öykülerini okuyanlar eserin içinde kendilerini,çevrelerini ve hayatta karşılaştıkları kişileri bulur gibi olurlar.Esendal,günlük hayatı iyimser bir hava içinde verir. Öykülerindeki olaylar son derece basittir.

Örnek: MÖ. VI. yüzyılda başlayıp yüzyılımızın başına dek etkisini yoğun biçimde sürdüren türler arasında tiyatro, felsefe ve tarih vardır. İlkçağ tiyatrosu tragedya ve komedya diye ikiye ayrılır. Tragedya, bağbozumu tanrısı Dionysos adına düzenlenen törenlerden doğmuştur. Tragedyanın amacı, seyircide korku ve acıma duygusu uyandırmaktır. Bu da gerilimlerle sağlanır. Oyunun sonunda ise her şey çözüme kavuşur. Bu parçada tiyatro, tarih ve felsefenin ortaya çıkışı, tragedyanın hemen bütün özellikleri bilgilendirmeye yönelik, açıklayıcı bir yöntemle, anlatılmıştır.

Örnek: Herkes her şey olamaz. Nasıl iyi asker olmak için disiplin, iyi öğretmen olmak için bilgi, iyi tüccar olmak için para yeterli değilse, nasıl bütün mesleklerin, kendilerine göre biraz doğuştan gelme, çoğu da sonradan öğrenilen incelikleri varsa politikacıların da rastgele, herkesin beceremeyeceği yönleri vardır. Bunları becerebilen kimseler, on binlerce kişinin karşısına çıkıp nutuk söyleyebiliyor, binlerce kişinin elini sıkabiliyor, çömelip ayran içebiliyor…
Bu parçada politikacıda bulunan ve bulunması gereken özellikler açıklanmıştır.
 

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Öyküleyici Anlatım Biçimi

Bu anlatımda amaç;olayı okuyucunun gözü önünde canlandırmak,anlatmak istenileni bir olay içerisinde vermektir.Öyküleyici anlatımda olaylar oluş haline uygun olarak bir dizi halinde verilirse birbirine bağlanır.Öyküleme, tasarlanan ya da yaşanan bir olayın anlatımıdır.Roman, hikaye ve masalların anlatımı öyküleyici anlatım biçimindedir.

Belli bir zaman diliminde gelişen olayların anlatıldığı durumlarda başvurulan anlatım biçimidir. Olayın olmadığı yerde öyküleme olmaz. Anlatım yönüyle betimlemeye benzer; ancak betimlemelerde yazarın izlenimleri söz konusu olduğu halde, öykülemede olayın aktarımı, durumların değişmesi, zaman süreci söz konusudur.

Konuyu, yani anlatılanı eylem içinde verme ve gösterme biçimidir. Nasıl bir eylemin bir ortaya çıkış, bir gelişim, bir de sona eriş durumu varsa öyküleyici anlatımda da öyle bir akış görülür. Bir durumdan bir duruma geçme, bir aşamadan bir aşamaya dönüşme bu tür anlatımın belirleyici özelliklerindendir. Bu özelliğinden ötürü okuyucu eylem içinde yaşar, sürekli bir devinim içinde bulur kendini. Çünkü belirli zaman dilimi içinde olay ve olgular ya birbirinin uzantısı olarak ya da geriye ve ileriye sıçrayışlar yapılarak verilir. Ancak bu olay ve olgular dizisi birbirine bağlantılı anlamlı bir bütün oluşturur. Bunun yanı sıra şu iki soru anlatımın dokusuna egemen olur; “Ne oldu?”, “Nasıl oldu?” Bundan dolayı bir olayı okuyucunun gözü önünde canlandırmak, varlıkların başından geçenleri aktarma amacı güdüldüğü zaman öyküleyici anlatıma başvurulur. Bu anlatımda okuyucuyu olay içinde yaşatmak amaçlanır.

Bu anlatım biçimi öykü, roman, masal, biyografi… gibi eserlerin temel örgüsünü oluşturur. Yazar, konuyla ilgili ana düşüncesini okuyucusuna belirli bir olayı yaşatarak algılatmayı amaçlamıştır. Bu anlatım biçimi çoğu zaman “betimleme” ile birlikte kullanılır.

Örnek: …Ateş oyunları arasında daha büyükleri, hatta kazalara yol açanları vardı. Baruttan gemiler, kuleler yapılarak şenlik yerine taşınır, burada bunlara ateş verilir, büyük patlamalarla yanıp tutuşmaları zevkle seyredilirdi. Ağzından ateş püsküren ejderhalar, tekerlekler üstünde halk arasında gezdirilir, görenler kaçar, seyredenler gülerdi.

Örnek: On altıncı katta asansörden indik. Bana odayı gösterecek çocuğun peşlinden yürüyordum. Çocuk kısa bir koridoru geçti, bir odanın önünde durdu. Ben de durdum. Kapıyı açtı, içeri girdik. Perdeler sıkı sıkıya kapalı. Çocuk perdeleri açıp dışarıyı göstermek istedi. Engel oldum. Lambaları yaktı. Banyonun kapısı açtı. Bir şey isteyip istemediğimi sordu. İstemediğimi söyledim. Haşişini verdim, gitti.

Örnek: Ağır adamlarla kahveye girdi Hasan.Olanları düşündü bir süre.Otursam mı oturmasam mı diye bir tereddüt geçirdi.Sonra oturdu bir köşeye isteksiz.Babadan kalma tütün tabakasını çıkardı,kalınca bir sigara sardı.Öyle dalmıştı ki masasına konan çay bardağının sesi bile dikkatini çekmemişti.
 

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Betimleyici Anlatım Biçimi

Betimleme en yalın biçimiyle sözcüklerle resim çizme işidir. Varlıkların niteliklerini,bu varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtmektir.Betimleme nesnelerin, varlıkların, belirgin özelliklerini tanıtıp göz önünde canlandırmaktır.Bu anlatımda okuyucunun çeşitli duyularına seslenilerek anlatılan varlıkla ilgili izlenim kazanılması amaçlanır.Bu amacın gerçekleşmesi için titiz bir gözlem gerekir.Gözlem sırasında ayırt edici özelliklerin anlatılmasına özen gösterilir.

Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak biçimde anlatmasıyla oluşan bir anlatım biçimidir. Betimlemede asıl olan görselliktir. Bu nedenle gözle algılanan renk ve biçim ayrıntılarına büyük yer verilir.
Betimleme, yalın bir söyleşiyle sözcüklerle resim çizme sanatıdır. Görme, işitme, tatma, dokunma, koklama… gibi duyu organlarımız aracılığıyla varlıkların belirleyici niteliklerini algılama, bu nitelikleri belirterek onları görünür kılmadır. Betimleme, varlıkların kendilerine özgü niteliklerini sözcüklerle anlatma işidir. Varlıkların, eşyaların ve olayların en belirgin özellikleriyle tanıtılıp, göz önünde canlandırılmasına yönelik bir anlatım yoludur. Betimleme, bir bakıma varlıkların, nesnelerin ve olayların sözcüklerle resmini çizmektir. Bu anlatım okuyucuların duygularına, hayal gücüne seslenir; yani yazar dış dünya ile, varlıklarla ilgili izlenimlerini okurlara da aktarmak ister. Bunun için de bilinçli, titiz bir gözlem yoluyla ayrıntı seçer. Seçtiği ayrıntıları imge (hayal) oluşturacak biçimde düzenler.

Ayrıntılar genelden özele ya da özelden genele doğru sıralanabilir. Sözgelimi bir kentin genel görünümünü anlattıktan sonra özellik taşıyan bir yapısını (hastane, kışla, park, cami…) ele almak genelden özele doğru bir betimlemedir. Bir hayvanın ilgiyi üstüne çeken gözlerinden başlayarak tüm gövdesini tanıtmak da özelden genele doğru bir betimlemedir.

Konuları Bakımından Betimleme Türleri
İnsan betimlemesi
Hayvan betimlemesi
Eşya betimlemesi
Manzara betimlemesi
Olay betimlemesi


Amaçları Bakımından Betimleme Türleri
Açıklayıcı – teknik betimleme
Sanatsal – izlenimsel betimleme


Örnek: Gökyüzünün açık güneşli olduğu bir ilkbahar günüydü. Öğleden sonra saat tam beşe çeyrek kala, arabamla Guercina’nın Pazar yerine geldim. Alan insan kaynıyordu. Birden çanlar çalmaya, sirenler ötmeye başladı. İlk kez gökten düşen bir bombayı, sonra bunun ardından on sekiz tane kadar olduğunu sayabildiğim savaş uçaklarını gördüm. Bombaların patlaması anlatılamaz bir panik yarattı. Ben beş milis askeriyle birlikte küçük bir tahta köprünün altına saklandım. Oldukça iyi gizlendiğimiz yerden meydanda olup bitenleri, kadınların, erkeklerin, çocukların ve hatta hayvanların nasıl bir şaşkınlık ve korku içinde kaçıştıklarını dehşetle görebiliyorduk… Bu parçada yazar, birdenbire karşısına çıkan savaş ortamını; bu ortamda insanların nasıl davrandıklarını betimliyor.

Örnek: Sarı yağmur incecik, ışığın üstüne yağan başka bir ışık gibi iniyordu. Yerler, ince yağmuru buradan alıp hızla az öteye döküveriyordu. Kuşlar boyunlarını içlerine çekmişler, tüyleri domur domur, dallarda kıpırtısız duruyor. Yağmurun içinden mor bir kelebek seli geçti. İleride akar çayın kıyısında bir çıvgına tutulup, bir hayat çalısının üstünde kasırgalandı, hayat çalısı mosmor oldu, tepeden tırnağa; bir süre karmakarışık iç içe uğunarak, salkım saçak toparlanıp dağılarak, orada savruldu. Sonra mor toparlak sarının ışıltısında eridi, dağıldı, usul usul yitip gitti. Bu parçada doğadaki olaylar bir devinim içinde verilirken varlıklar çeşitli özellikleriyle çoğunlukla görme duyusuna seslenen bir biçimde gözler önünde canlandırılmıştır.

Örnek: Eski bir taş köprü geçildikten sonra fakir mahallelere giriliyor ve sefalet,bütün dehşeti ve çirkinliğiyle başlıyordu.Ortalarından akan çirkin sularında yarı çıplak çocuklarla çamurdan köpekler, eğri büğrü sokaklar… Tezekten, çamurdan yapılmış yarı yarıya toprağa gömülmüş penceresiz kulübeler…


 

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Tartışmacı Anlatım Biçimi

Okuyucuyu veya dinleyiciyi istenilen davranış ve düşünce biçimine yöneltmek amacıyla başvurulan bir anlatım biçimidir.Bu anlatım biçimiyle okuyucunun sahip olduğu düşüncenin değiştirilmesi amaçlanır. Yani amaç düşünce ve konularda değişiklik yapmaktır.
Yazarın, bir düşüncenin, bir önerinin doğru olmadığını ortaya koymak amacıyla hazırladığı yazılarda başvurduğu bir yöntemdir. Yazar okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir üslupla yazısını oluşturur. Devrik cümlelerle, soru ve cevaplarla yazısına akıcılık kazandırır. Sonuçta burada da bilgi ortaya konmuş olabilir; ancak bir görüşün başka bir görüşe karşı savunuculuğunun yapılması onu açıklamadan ayırır. Yazar, görüşlerini inandırıcı kılmak için kanıtlama yoluna başvurur. Kanı niteliği taşıyan yargılardan kaçınır, nesnel olmaya çalışır.

Bir yargıyı, bir düşünceyi ya da öneriyi çürütme, değiştirme amacıyla yazılan yazılarda kullanılan anlatım biçimine tartışmacı anlatım denir. Yazı ve yazınsal yaratılarda yer alan önemli anlatım biçimidir. Bu anlatım biçiminde üzerinde durulan düşünce, yargı ya da öneri ortaya konur. Sonra da düşüncenin neden doğru olmadığı, geçersiz olduğu tartışılır. Doğal olarak tartışmanın amacı okurların belli bir konudaki kökleşmiş yargı ve kanılarını değiştirmek; onların da kendimiz gibi düşünmesini sağlamaktır. Bu anlatımda önce, ele alınan, ispatlanmak veya çürütülmek istenen düşünce açıklanır. Sonra bunun neden doğru olduğu veya olmadığı gerekçeleriyle tartışılır. Yazar bunları yaptıktan sonra kendi görüşünün haklı olduğunu ispata çalışır. Bazen sorular sorar ve bu sorulara cevaplar arar. Tartışmada örneklendirme, karşılaştırma, tanımlama, tanık gösterme gibi yollara başvurulur. Tartışmada “düşünce ve kanıları değiştirme” amacı güdüldüğü için bu anlatım biçimiyle fikirsel ağırlıklı yazı türleri (deneme, eleştiri, sohbet, fıkra, makale… vb) ele alınır.

Örnek: Edebiyat metninin dili günlük iletişim dilinden bütün bütüne ayrıymış gibi görülegelmiştir bizde.İstiareli, aktarmalı, doğallıktan uzak bir dil olarak düşünülmüştür hep.Edebiyat sözcüğü;süslü püslü, özentili, abartmalı ve boş sözler yığını gibi bir anlam kazanmıştır bu yüzden.Bunu da,edebiyat dilini günlük dilden apayrı gören bir anlayışa bağlayabiliriz.Oysa edebiyat dili günlük dilden tümüyle kopuk bir dil değildir.Gündelik dilin güzel, duygusal bir doku içinde yeniden düzenlenimidir bir bakıma.

Örnek: “… Politika “ahkâk kesmek” olsaydı, bunu becerebilecek o kadar çok insan bulunurdu ki Türkiye’de. Üniversite kürsüsünün yüksekliğinde ahkâm kesmek, üniforma zırhının gerisinde ahkâm kesmek gazete sütununun açıklığında ahkâm kesmek, büyük memur masasında ahkâm kesmek çok kolay. Hatta oralarda kesilen ahkâmın politikacılardaki düşüncelerden de parlak olduğu söylenebilir. Ama, onlarınki kadar gerçekçi ve yığınlarla bağlantılı olduğu söylenebilir mi? Parçada “ahkâm kesmek” ile ilgili görüşler tartışmacı bir anlatımla ele alınmıştır.


Örnek: Eskiden Türk hafif müziği, şimdilerde Türk pop müziği denilen şarkılar bir yanıyla müzik, öbür yanıyla şiir olması gereken yapıtlar değil midir? Bu şarkılara söz yazanlar, hak edilmemiş şöhretlere ulaşmanın yanı sıra, Türkçe’den milyonlar, milyarlar vururken biraz daha özen gösteremezler mi? Üstelik bunu söylerken herkesçe alay konusu edilen “Kıl oldum abi”leri, “Bandıra bandıra ye beni”leri kast etmiyorum… Bu parçalarda konuya tek taraflı yaklaşıldığı görülmektedir. Yani ileriye sürülen düşüncelere karşı çıkılabilir. Bu nedenle bir tartışma konusu olabilecek konularda görüş açıklandığından bunlar tartışmacı anlatıma örnek oluştururlar.
 
Üst