Amerikalı Gazeteciden Obama’ya “Hilafet” Mektubu | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Amerikalı Gazeteciden Obama’ya “Hilafet” Mektubu

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
“…Duygu ve ideoloji güçlerinin çarpıştığı bir dönemden geçiyoruz. Bu durum, Amerikalıların cesetlerinden oluşan ve çok da uzak olmayan kan şelaleleri akmadan önce, İslam ile yeni bir uzlaşmaya gitmemizi gerektiriyor. Kendimizi ateşin ortasına atmayacak, ama Hilâfet’e karşı Savaş’ın hemen sınır çizgisinde duracak bir bilgelik sergilemeliyiz. Amerikalılar olarak kendimizi kendi vicdanımızda iyi tartmalıyız. Günahlara ve günahkârlara karşı affedici olan, hoşgörüyle muamele ettiği Yahudi-Hıristiyan inançlarından daha fazla yolsuzluk ve ahlaksız yöneticilere savaş açan İslami temellere dayalı olacak Hilâfet Devleti’ne karşı anti-demokratik ve aşırı yolsuz rejimlerle dayanışma halinde olmamız hiç de akıllıca değil.”
Yukarıda ki cümle Ünlü Amerikalı gazeteci ve American Reporter dergisinin yazı işleri müdürü olan John Shea’ya ait, John Shea ABD Başkanı Obama’ya “Beşinci Hilâfet Devleti ile Kaçınılmaz Uzlaşma” başlıklı mektup gönderdi.
Makale şeklinde yazılan bu mektubu ilginize sunuyoruz.
Beşinci Hilâfet Devleti ile Kaçınılmaz Uzlaşma
John Shea’nın Başkan Obama’ya Mektubu
Başkan, üst düzey askeri ve sivil savunma danışmanlarıyla bir araya gelip Afganistan’a takviye birlikler konuşlandırılmasını emretti. Artık bir fark yaratmak için oldukça geç olduğunu kendisine söylemek zorundayım. Aylar süren istişarelerden sonra 30 bin takviye asker, yaklaşık 20 yıldır aşırı İslamcıların cirit attığı bir oyunda bacağı kırık piyon haline gelmiş bir ülkeye doğru yola çıktı. Ancak bu oyun, yeni ve önemli bir yol ayrımında. Amerikalıların, Başkan’ın ve danışmanlarının kabul etmiyor göründükleri hakikat şu: Cihatçılar, nüfuslarının çoğu tarafından İslam’ın manevi liderleri olarak görüldükleri İslam ülkelerini fethetmeye çalışmıyorlar. Aksine yönetimleri altında tüm Müslümanları birleştirecekleri, kendilerine ait sınırlara sahip olacakları ve kendi yöneticilerini bizzat seçebilecekleri Beşinci Hilâfet Devleti’ni kurmaya çalışıyorlar. Çünkü Halife, İslam inancına sahip olan herkesin imamı, manevi ve siyasi lideri olacak.
Peki bu Başkan için ne anlama geliyor: Yeni gönderdiği ve zaten orada bulunan birliklerinin yeni bir düşmanla karşı karşıya kalması, bunun düşmanların en korkuncu olması ve pek çoklarına göre asla mağlup edilemez bir düşman olması. Çünkü bu bir fikir.
Bu Cihatçı hareketlerin amacı topraklar fethetmek değil, tüm laik, seküler, yerinde oturan ve ılımlı olarak tanımlanan Müslümanları, Kur’an’ın katı yorumlarına dayandırılarak yeni ihya edilmiş İslam’a yöneltmek. Özellikle ABD’de düzenlenen başarılı 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra, İslam dünyası çapında yayılmış birbirine benzer yüzlerce İslami hareketin benimsediği bir İslam bu. Bir fikir olarak Hilafet, sıradan Müslümanlar arasında hızla yayılan bir popülariteden aşağı kalmayan askeri zaferler mesabesinde. Sıradan Müslümanların bu düşünce lehine yeterince kazanılmasıyla, artık değişim rüzgarları Amerikalıların aleyhine esecek.
Böyle bir değişime ilişkin senaryo hakkında benim düşüncem, bunun şöyle meydana geleceği: Ortadoğu’daki ulus devletler zaten zayıf olan meşruiyetlerini kaybedecek. Artık emirler ve kararlar, bu yönetimlerin başkentlerinden değil, oradan gelecek, Cihatçı hareketlerin liderlerinin yerleşik bulunduğu dağlık bölgelerden. En önemli değişim ise Şiilerde yaşanacak, Şia’nın yönü Kum ve Tahran’dan çıkıp bu Sünni hareketlere doğru değişecek. Ancak bu, aralarında İran Cumhurbaşkanı da olmak üzere, İran’daki Ayetullahlar ve liderlerin Şiiler arasındaki etkilerini kaybedecekleri anlamında değil. Otoriteleri etkili olmaya devam edecek, ancak kendilerini, bu Cihatçı hareketlerin dayattığı Sünni anlayışa boyun bükmek zorunda kalacakları bir pozisyonda bulacaklar.
Direnmekte ısrar edenler ise Beşinci Hilâfet Devleti’nin kuruluşunun ilanını engelleyemeyecek. Bu tür ülkelerdeki liderler, bu durumu başlangıçta umursamayacak, ama yönünü değiştirmek için uğraşacaklar. Bunu da beceremezlerse, hapsedilmek veya öldürülmekten kurtulamayacaklar.
Beşinci Hilâfet’in ilk işaretleri, birkaç İslamcı fundamentalist web sitesinde yayınlanan ve sessiz sedasız güçlenen “Hilâfet” kavramına atıfta bulunan referanslardan fazla bir şey değildi.
Batı açısından dramatik sinyaller anlamına gelen bu işaretler çoğalırken, Beşinci Hilâfet kendisini gerçek doğumuna götürecek bir meydan zaferi beklemekte.
Cihatçı hareketlerin izlediği stratejiler, muhtemelen hiçbir savaş stratejisinin daha önce hiç öngöremediği türden. 100 bin Amerikan ve müttefik birlikleri Afganistan’a konuşlandırılmışken, bu Cihatçı hareketler ve liderleri, İslam düşmanlarına karşı savaşmak üzere kendi sancakları altına fiilen katılmaya hazırlanan milyonlarca Müslüman’ın değişimi için manevi otoritelerini ve akidevi söylemlerini kullanmaya yönelmekte. Afganistan’a ilk girdiğimizde Afganlılar ve onlar için dikte ettiğimiz hükümetleri bizi memnuniyetle karşılamıştı. Dün böyleydi, yarın ise gerçekten bambaşka olacak. İslam topraklarının çoğu üzerinde hâkimiyet kuracak olan modern Hilâfet Devleti’nin seçilmiş meclisleri, her Müslüman’dan bize karşı Cihatta ellerinden geleni yapmalarını talep edecek. İşte o zaman güç dengesindeki pozisyonumuz çarpıcı şekilde değişecek, onurlu bir konumdan her geçen gün derinleşen büyük bir tuzağın içine saplanacağız, çevremizdeki çember gittikçe daralacak.
Apaçık gerçek şu ki -silahlanma düzeyi ne kadar yüksek olursa olsun- dünyadaki hiçbir ordu veya hiçbir askeri güç, bir fikre karşı direnemez. Kabul etmeliyiz ki kitaplarını yakamazsınız, sırlarını ifşa edemezsiniz, liderlerini yok edemezsiniz. Çünkü ortada bu fikir üzerinde bir görüş birliği var, geniş bir yayılım var, ilk dört Hilâfet zamanında görülmemiş müthiş bir kenetlenme var. Bugün Ortadoğu Avrupa ülkelerinin ekonomik gücü karşısında eziliyor, ama itiraf etmeliyiz ki yarın Batı Beşinci Hilâfet’in bütünleşik gücü karşısında ezilecek. İzin verirseniz, Sayın Başkan Obama ile bazı önemli mülahazalarımı paylaşmak isterim.
Sayın Başkan, İslam ile Batı arasındaki çatışma, kaçınılması mümkün olmayan ve tarihsel köklere sahip kesin bir savaş. Bu çatışma karşısında, İslam ile barış müzakerelerine girmekten başka çözüm yok önümüzde.
Eminim ki herkes size diyecek ki “Beşinci Hilâfet” denilen böyle bir “sanal” varlıkla müzakerelere başlamak için çok çok erken. Oysa askeri bir lider olarak sizin amaçlarınız, İslam’ın tarihsel bir parçalanmışlık içinde olduğu şeklindeki iddianın saçma olduğu ve aynı inanç ve tek bir karizmatik lider etrafında bütünleşmelerinin son derece muhtemel olduğu kabulünden hareketle formüle edilmiş olmalı.
Elbette göremediğiniz ve gerçekten var olduğuna inanmadığınız bir hayaletle savaşmanız çok zor. Ama bu Büyük Tersinir Değişim –büyük tuzak– öngörülerinizin aksine gerçekleşecek olursa -ki Cihatçı hareketlerin uğraştığı şey tam da bu- o zaman bu fantastik imkânsızlık bir anda gerçeğe dönüşebilir. O koşullar altında, milyonlarca Müslüman’ı karşımızda buluveririz ki artık geri dönüş imkanımız da kalmaz.
Afganistan’a sivil bir demokrasi götürmek veya Pakistan ve Irak’taki rejimlere destek olmak uğrunda uzun vadeli bir savaşla birlikte yaşamak düşüncesi artık Amerikalıların çoğu için tiksindirici. Yine Cihatçı hareketlerin kesin bir zafer elde etmesi olasılığını engellemek için, Amerikalıların canına pahalıya mal olacak şekilde, bölgede kalıcı bir Amerikan varlığı bulundurulması düşüncesi de bizim için iğrenç. Bizler güçlü irade sahibi bir milletiz. Bizden daha güçlü irade sahibi bir düşman tarafından irademizin kırıldığını görünceye kadar beklememeliyiz.
Duygu ve ideoloji güçlerinin çarpıştığı bir dönemden geçiyoruz. Bu durum, Amerikalıların cesetlerinden oluşan ve çok da uzak olmayan kan şelaleleri akmadan önce, İslam ile yeni bir uzlaşmaya gitmemizi gerektiriyor. Kendimizi ateşin ortasına atmayacak, ama Hilâfet’e karşı Savaş’ın hemen sınır çizgisinde duracak bir bilgelik sergilemeliyiz. Amerikalılar olarak kendimizi kendi vicdanımızda iyi tartmalıyız. Günahlara ve günahkârlara karşı affedici olan, hoşgörüyle muamele ettiği Yahudi-Hıristiyan inançlarından daha fazla yolsuzluk ve ahlaksız yöneticilere savaş açan İslami temellere dayalı olacak Hilâfet Devleti’ne karşı anti-demokratik ve aşırı yolsuz rejimlerle dayanışma halinde olmamız hiç de akıllıca değil.
Sayın Başkan, niteliği ne olursa olsun, dürüst bir yönetimden korkmamalıyız. Asıl ve en çok korkmamız gereken, kendi temel ilkelerine ihanet etmiş yöneticilerin yönetimlerdir.
Ortadoğu ülkelerinde yolsuzlukların önünü açan pek çok anlaşmanın yürürlüğe girmesinin, yolsuz hükümetlerin iktidarda kalmaları için attığımız pek çok akılsız adımın sorumluluğunu üzerimize alabilmeliyiz. Bir düşüncenin görünmez ordusuna karşı, kesintisiz ve kaçınılmaz bir ivme kazanan böyle bir savaşa dalmaktan geri durabilmeliyiz. Ya kesin bir hezimet, ya da onurlu bir geri çekiliş öngörmeliyiz. Şunu bir bilelim: Kiminle savaşıyoruz? Nerede savaşıyoruz? Ne için savaşıyoruz? Dinci düşman günden güne bize saldırmaya devam edecek mi? Herhangi bir toprağı veya bölgeyi ele geçirerek zafer kazanabileceğimiz bir savaş mı bu? Yoksa bizden, yüz binlerce masum insanın canının intikamını alma zamanı gelmiş bir düşünceye karşı mı savaşıyoruz? Bu motivasyonun etkisi altındayız işte.
Şu anda dünyanın en büyük uyuşturucu taciri olan Afganistan’da savaşıyoruz, savaşımızı Pakistan’a da yayıyoruz ve bunu dünyanın en yolsuz hükümetleri için yapıyoruz. Savaştığımız güçlerin yeniden dirildiği bir zamanda Irak’tan çekiliyoruz ve bir kez daha onların askerlerimize ve sivillere karşı ölümcül saldırılarına maruz kalıyoruz. Kurduğumuz hükümet bile, özgür ve açık bir demokrasinin inşasını engellemek ve varlığını yok etmek için yeni yollar arıyor.
Bizler, ne Ortadoğu’nun geleceğini dikte edebiliyoruz, ne de mevcut rejimlerin bekâsını temin edecek ve kaynak tedarikinin sürekliliğini sağlayacak politikalar belirleyebiliyoruz. O halde bu sorunları çözmeli ve ileri doğru hareket etmeliyiz. Geleceğimiz, barış içinde tüm dünya ile ticarette. Burada halkımız için iş, teknoloji ve inovasyon konusunda ilerleyişimiz için olanak var. Bu gerçekten bir fark yaratabilir. Gelin bunun için mücadele edelim, şer hükümetler uğrunda değil.
Sayın Başkan, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim, son Başkanlık seçimlerinde oyumu size vermiş olmaktan gurur duyuyorum.
JOE SHEA, “HİLAFET’E KARŞI SAVAŞ”, American Reporter, Cilt: 16, No. 3857 –
Kaynak: kokludegisim.net
 
Üst