Allah Teâlâ’nın indirdikleri ile hükmetmenin önemini anlatır mısınız?

seringel

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Ara 2018
Mesajlar
127
Puanları
18
Cevab: Bismillahirrahmanirrahim

Biz insanlar için, ALLAH Teâlâ’dan daha üstün bir hâkim ve O’nun verdiği hükümden daha güzel ve daha âdil bir hüküm yoktur. Çünkü insanları yaratan ALLAH Teâlâ’dır. Herhangi bir motoru en iyi, onu yapan ustası bilir.

Şimdi siz, motorun ustası varken, onu devre dışı bırakıp birkaç günlük çırağın dediğini yapmaya kalkışırsanız, motoru çalışamaz hale getirirsiniz. Bu kâinatı da en iyi, onu yaratan ALLAH Teâlâ bilir.

“Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.”

Bu sebeple, cemiyetin nizamı, ancak O’nu yaratan ALLAH Teâlâ’nın indirdiği hükümlere tabi olmakla mümkündür.

Adaleti sağlasın diye beşer tarafından yapılan kanunlar, beraberlerinde haksızlığı da getirmektedir. İşte görüyorsunuz! Bir kanun yapılıyor. Bir müddet uygulamadan sonra, yanlış olduğu görülüyor. Haksızlık ortadan kalksın diye değiştiriliyor. Bu sefer de başka adaletsizlikler ortaya çıkıyor.

ALLAH Teâlâ, Kur’an-ı Kerîm’inde indirmiş olduğu hükümlere iman edilmesini, inkâr edilmemesini ve indirmiş olduğu bu hükümlerle mutlaka hükmedilmesini emretmektedir. İşte konu ile ilgili bir kısım ayet-i kerimeler:

“ALLAH Teâlâ’nın kullarından dilediğine peygamberlik ihsan etmesini kıskandıkları için ALLAH Teâlâ’nın indirdiğini yani Kur’an-ı Kerîm’i inkâr ederek kendilerini harcamaları ne kötü bir şeydir! Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar. Ayrıca kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.” Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimizin hak peygamber, Kur’an-ı Kerîm’in hak kitap olduğunu, gönül rızasıyla kabullenip iman etmek gerekirken, bunu bile bile inkâr yolunu seçmek bütün kötülüklerin en fenasıdır

“Kendilerine: ALLAH Teâlâ’nın indirdiğine iman edin, denilince: Biz sadece bize indirilene yani Tevrat’a inanırız, derler ve O’ndan başkasını inkâr ederler. Halbuki o Kur’an kendi ellerinde bulunan Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gelmiş hak kitaptır. Ey Muhammed! Onlara: Şayet siz gerçekten inanıyor idiyseniz daha önce ALLAH Teâlâ’nın peygamberlerini neden öldürüyordunuz? deyiver.” Vahyin kime indirildiği değil, kimin tarafından indirildiği önemlidir. Nitekim âyet-i kerîmede “Muhammed’e indirilene inanın” yerine “ALLAH Teâlâ’nın indirdiğine İnanın” buyurularak bu gerçeğe işaret buyurulmuştur.

“Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat’ı indirdik. Kendilerini ALLAH Teâlâ’ya vermiş peygamberler onunla Yahudilere hükmederlerdi. ALLAH Teâlâ’nın Kitab’ını korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de onunla hükmederlerdi. Hepsi O’na, hak olduğuna şahitlerdi. Şu halde Ey Yahudiler ve hâkimler! İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim ALLAH Teâlâ’nın indirdiği hükümler ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”

“Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş karşılık ve cezadır. Yaralar da kısastır Her yaralama misli ile cezalandırılır. Kim bunu kısası bağışlarsa kendisi için o keffâret olur.

Kim ALLAH Teâlâ’nın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.”

Mülk sûresi:14 Bakara sûresi:90 Bakara sûresi:91

Bakara sûresi:91

Kaynak ; Mehmet Talu

https://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Allah_Telnin_Indirdikleri_Ile_Hukmetmek_-_2/23540

Allah Teâlânın İndirdikleri İle Hükmetmek - 2

Mehmet Talü

Arzedilen âyet-i kerimelerde görüldüğü üzere: ALLAH Teâlâ’nın indirdiği ile hükmetmeyerek ilâhî emir ve yasakları çiğneyenlerin durumu, bu bağlamda üç açıdan değerlendirilmiş olup işledikleri kusur ve günahın cinsine göre nitelendirilmişlerdir:


Birincisi (44.âyet-i kerime): ALLAH Teâlâ’nın indirdiğini inkâr ettikleri veya hafife aldıkları için onunla hükmetmeyenler olup bunlar kâfirlerdir.



İkincisi (45.âyet-i kerime), ALLAH Teâlâ’nın indirdiğine inandığı halde onunla hükmetmeyenlerdir. ALLAH Teâlâ’nın hükmü adaleti, onun zıddı zulmü temsil ettiğinden onunla hükmetmeyenler zalimlerdir.

Üçüncüsü (47.âyet-i kerime), ALLAH Teâlâ’nın indirdiği ile hükmetmemek, O’nun emrinden çıkmak mânasına geldiği için onunla hükmetmeyenler fâsıklardır.

Kısacası: Eğer bir kişi ilâhî hükmü yanlış, kendisinin veya başkasının hükmünü doğru kabul ederek, buna göre hüküm verirse bu kişi kâfir, zalim ve fâsıktır. Eğer bir kişi ilâhî hükmün doğruluğunu kabul eder ve buna aykırı bir hüküm verirse İslâm’ın dışına çıkmış olmazsa da imanına zulüm ve fışkı karıştırmış olur. Eğer bir kişi hayatın her alanında ALLAH Teâlâ’nın hükmünü inkâr ve reddederse her bakımdan kâfir, zalim ve fâsık sayılacaktır. İlâhî hükmü bazı noktalarda kabul eder, bazılarında reddederse iman ve İslâm’ını küfür, zulüm ve fiskla karıştırmış olur.


Bunlar, son derece kesin ve su götürmez bir ifadelerdir. Gerek ayet-i kerîmede şart edatı olarak “men”in kullanılması ve gerek cevap cümlesi, bu hükümlerin, herkesi kapsayabileceğinin göstergesidir. Âyet-i kerîmede herhangi bir kapalılık olmadığı gibi bu hüküm, zaman ve mekân sınırlarını da aşmaktadır. Bu, hangi kuşakta ve hangi ulusta olursa olsun, ALLAH Teâlâ’nın indirdiği hükümlere göre hüküm vermeyen herkesi kapsamına alan genel bir hükümdür...

Zira ALLAH Teâlâ’nın indirdiği hükümlere göre hüküm vermeyen, ALLAH Teâlâ’nın ilahlığını reddediyor demektir. Oysa ilahlık zorunlu olarak, egemenliği ve yasamayı da içermektedir. ALLAH Teâlâ’nın hükümlerine göre hüküm vermeyen bir kimse ise bir yandan, ALLAH Teâlâ’nın ilahlığını ve ilahlığının niteliklerini reddetmekte, diğer yandan da ilahlık hakkını ve ilahlığın niteliklerini kendisine mal etmeye kalkışmaktadır. Gerçekten de küfür bu değil de nedir? Pratik ki, bu teoriden çok daha önemlidir, sırf küfür kokuyorsa, dil ile Mü’min ya da Müslüman olduğunu iddia etmenin anlamı nedir?


Son derece kesin olan bu hüküm konusunda demagoji yani laf ebeliği yapmak, gerçekten kaçmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Böylesi bir hükmü te’vil etmeye çabalamak, ayet-i kerimeleri çarpıtmaktan başka bir şey olamaz. Bu bağlamda yapılan demagojiler ya da te’viller, söz konusu âyet-i kerimenin muhatabı konumundaki kimseler hakkında ALLAH Teâlâ’nın koyduğu hükmü hiçbir biçimde değiştiremez.

Önemli not: Semavî kitaplar genel itikadî esaslarda aynı olmakla birlikte şeriatlarında değişiklikler olmuş ve sonra gelen, öncekinin bazı hükümlerini neshetmiş yani yürürlükten kaldırmıştır.

Arz edilen Maide sûresi: 46 ve 47. Âyet-i kerimelerinden anlaşıldığına göre Hz.İsâ (A.S.) genel ilkelerde önceki peygamberlerin izine tâbi olmakla beraber bağımsız bir şeriata sahiptir. Bakara sûresi:91


*****************************
Bu ulema tefsiri ehli sünnet itikadı dır. Vahhabi görüşü değildir. Velev ki vahabi olsun ne fark eder? İsabet etiyorsa sonuca bakılır!

Milli gazete arşiv köşe yazı Sayfası error veriyor.
Demek ki memlekette wahabi kafir kalmamış herkez ılımlısilamcı oluvermiş..

Demek ki neymiş? Güneş balçıkla (iftira) ile örtülmezmiş..

hülasa sizlerin ikiside(laik kanunlar veya dogma tanrı kanunları da) işinize gelmiyor. Çünkü siz kanunsuzsunuz!
Avrupa kanunlarıda ümüğünüzü sıkar. İslam veya Tevrat kanunları da ümüğünüzü sıkar.
 
Son düzenleme:
Üst