Ahmet Bozkuş:Müslümanca yaşamak ne zaman kolay oldu ki! | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Ahmet Bozkuş:Müslümanca yaşamak ne zaman kolay oldu ki!

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
NE ZAMAN KOLAY OLDU Kİ



Mizah onun yapısında var!
“Müslümanca yaşamak ne zaman kolay oldu ki!” diyor Ahmet Bozkuş Müslümanca kaygılarla mizah sizi kısıtlamıyor mu sorusuna böyle bir güzel cevap verdi.



Tv ekranlarından ve tek kişilik sahne gösterilerinden tanıdığımız Ahmet Bozkuş ile mizah, sahne, çok yönlülük ve dahi anlamındaki ‘de’ler hakkında konuştuk.

Takip ettiğimiz kadarıyla, senelerdir Dünya Radyo'da Uyurgezer programını ve Samanyolu Haber Tv'de “İstanbul Misafirhanesi”ni hazırlayıp sunuyorsunuz ve tek kişilik sahne gösterileri ile uğraşıyorsunuz. Ama biz yine de size “Ahmet Bozkuş kimdir?” diye bir soru sorsak, hikâye oldukça uzun olur sanıyorum. O zaman ne işle iştigal ettiğinizi soralım. Galiba bu sorunun da normalden epey uzun bir cevabı olacak.
İştigal ettiğim ne kadar iş varsa, hepsi çenemden kaynaklıdır, bunu söylemeliyim başlarken. Öğretmenlik yaptım, konuştum. Radyo programcılığı yaptım, konuştum. Tiyatrolarda oynadım, konuştum. TV programı sundum, konuştum. Bir şeyler yazdım, kalemle konuştum. Yoksa, aynada kendime şöyle tarafsız bir gözle nazar eyleyince, cazibedar bir simam olmadığı aşikar, ne varsa çenemden valla. Sermayem bu olunca, iştigal edebileceğim işler de doğal olarak bu saydıklarım oluyordu. Ben de hepsine dadandım.


Türkçe öğretmenliği mezunusunuz. Bu sorunun size daha önce defaatle sorulduğunu tahmin ediyorum, ama stand up gösterisi yapma fikri nereden çıktı? Yoksa eğitim çok da önemli değil midir, bir insan stand upçı mı doğar? Ve dahi, şunu da eklemek isterim, üniversite eğitiminizin alanınıza bir katkısı oldu mu?
Defaaetle sorulmuş olduğu doğrudur ve ben de büyük bir metanetle cevaplandırmışımdır çok şükür… Stand up veya tek kişilik gösteri –ben ikincisini tercih ederim- yapma fikri ihtiyaçtan ortaya çıktı desem çok doğru olur aslında. Yoksa benim öyle düşünüp taşınıp, planlar yapıp uygulamaya koyduğum bir fikir yok ortada. Birileri beni davet etti, bana anlatacak hikâye lazımdı, uydurdum, derledim, toparladım, bir baktım ki oluyor. Üniversite eğitimimin tek katkısı anlatacak hikâye bulma konusunda oldu. Bir de ekleri ve bağlaçları doğru yazmama vesile oldu. Şu an profesyonel bir şekilde tereddütsüz “de, da” kullanabilirim, her cümlede.


Stand up, ya da tek kişilik gösteri... Biraz Amerikanvari bir şey mi bu? Yoksa “meddahlık ne güne duruyor, bu iş bizim kanımızda var” mı diyeceksiniz?
Meddahlık başka şey. Bir kere kendine has ritüelleri, kuralları var. Tek kişilik gösteride durum biraz daha farklı. Amerikanvaridir ama Amerikan işi değildir. Almışız, yontmuşuz bir kuşa benzetmişizdir. Bizim kanımızda olan kısmı şu olsa gerek: “Bir yerde birisi yüksek sesle konuşuyorsa, etrafı kalabalık olur. Noluyor bakiim burada, diyen birileri çıkar. Söylenenler hoşa giderse, alkışlanır ve hatta Türkiye o şahısla gurur duyuverir.” Bundandır belki de bir cesaret parlamasıyla sahneye fırlayışım. Bir gün Türkiye benimle de gurur duysun istiyorum. (gülüyor)


Klişe bir söz var ya, “ağlatmak kolay, güldürmek zor” diye. Doğru mu? İnsanları ağlatacak olsaydınız, daha kolay mı olurdu işiniz?
Onu da yapmışlığım var. İkisini de denedim, başarılı da oldum. Yine olsa yine yaparım. (gülüyor) Bana kalırsa ikisi de eşit zorlukta. İşin ne kadar zor yapıldığından ziyade ne şekilde yapıldığıdır önemli olan. Yani vatandaşı neye ağlattık, neye güldürdük. Sonucunda ortaya fayda mı çıktı, zarar mı? Beni bu bağlar. Yoksa duygusal vidaları gevşemiş insanların ağlaması veya gülmesi haber değeri taşımaz.


Bir süredir Vav Sanat bünyesinde “Cangama” isimli tek kişilik gösterinizin turnelerinde görüyoruz sizi. Gülmek ve eğlenceli vakit geçirmek için insanların sizi izlemeye gelmesi ne güzel. Biz “çok güldük, yakında ağlayacağız” sözleri ile büyüdük. Bu anlamda tek kişilik gösteri yapmanın en zor yanları neler? Örneğin izleyiciler böyle bir gösteriye alışkın mı?

Böyle bir gösteriye alışkın olan bir kitle var aslında ama bizim yaptığımız işler onlara pek hitap etmiyor. Yani bizim gösteriler onların görmek istediği şeyler değil herhalde. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Benim seyircilerim, gülmekten karın ağrılarına gark olmayı istemiyor, böyle bir talepleri yok. İstesem karın ağrısına sebep olamam mı, elbette olurum da talep olmayınca arz da olmuyor. Yazarken şöyle diyebilirsin buna, “yazar burada kendisini övme girişiminde bulunur.” Benim yaptığım gösterinin slogan cümlesi uzunca şudur: “Zıvanadan çıkmaya teşebbüs edenlerin değil gülünecek bir şeyler olduğuna inananların meylettiği, seyirlik, gülümlük, tek kişilik bulaşıcı etkinlik.”
Bunları da düşününce ahlaki terazilerini her ortamda yanlarında taşıyan insanların eğlenmek maksadıyla benim gösterime gelmeleri ve bunda da başarılı olmaları hakikaten güzel şey. Sermayem finans kaynağım olmuş demektir!


Radyo programı, tv programı, tek kişilik gösteriler, şiir ve deneme yazıları... Alışılmışın üstünde bir çok yönlülüğünüz mü var? Ya da herkes çok yönlüdür de, eğitim sisteminin-hayat şartlarının-maddiyatsızlığın ve belki de maneviyat eksikliğinin sonucunda, tek yönünü mü yaşar?
Benim çok yönlü olduğumu da nereden çıkarıyorsunuz kuzum! En başta da ifade ettiğim gibi bu yaptığım işlerin hepsinin hammaddesi “beynim ve çenem.” Bendeki amansız konuşma isteğini kullanabileceğim alanlarda bulunmamı çok yönlülük olarak ifade etmeniz beni duygulandırdı. Sonuçta bunu açgözlülük olarak da ifade edebilirdiniz. Allah muhafaza…
Elbette insanoğlu tek bir maharetle yaratılmamıştır. Maharetsiz yaratılan birisi var mıdır acaba? Bak şimdi merak ettim. Hiçbir yeteneği olmadan yaşayabilen birisi varsa diz çöküp tedrisatında bulunalım, feyz alalım. Şaka bir yana, herkes hayallerini gerçekleştirme fırsatı bulamıyor bu hayatta. Kimisi de bulsa bile cesaret edemiyor. Belki yaşam koşulları belki kaygılar belki de “hadi başarısız olursam” düşüncesi geri adım attırıyor. Ama ne olursa olsun, bir şahıs gemileri yakmadan önemli bir şahsa dönüşemiyor. Gemileri yakayım derken, yemeğin altını yakanlar da oluyordur muhakkak... Onlar da haklarına rıza gösterecek artık, elden bir şey gelmez.
Anadolu’nun ufak bir ilinde öğretmenlik yaparken kendi kendime bir şarkıdan alıntı yaparak şunu demişimdir: “Sonunda boğulmak da olsa ben o sularda yüzmek istiyorum.” Şükür şimdiye kadar boğulmadım. Birkaç tehlike atlattım ama olsun, olgunlaştırdı kulaçlarımı…


Biraz daha zor soralım o zaman size... Bir Müslüman, sahneye çıkarken, yazı yazarken, gülerken-güldürürken kısıtlanır mı? Varsa bu kısıtlanma sanatçıyı olumsuz etkiler mi? Cangama'yı yazarken, tasarlarken hiç kısıtlandığınızı hissettiniz mi örneğin?
Bu hakikaten zor bir soru oldu, evet. Bir Müslüman, Müslümanca bir iş yapmak istiyorsa sağında solunda önünde arkasında birçok kritere dikkat etmek zorunda, bu konuda hemfikiriz. O halde gülmek-güldürmek kısmını da içine alarak şunu söyleyebilirim: “Müslümanca yaşamak ne zaman kolay oldu ki!”
Hele de; çok gülmenin kalbi öldürdüğü gerçeği selektör yaparak gözümüzün içine yansırken, güldürme iddiasıyla iş yapmak mayın tarlasında yürümeye benziyor. Elinde bir harita, bir dedektör, yanında bir rehber olmadan yürümek zor. Haritanın, dedektörün, rehberin ne olduğunu bilenler için durum biraz kolaylaşıyor galiba. Bir de hitap ettiğiniz kitleyle aynı kaygıları paylaşıyorsanız bu size çok yardımcı oluyor. Kısıtlandım mı? Elbette. Ama bundan şikayetim yok çünkü bunu ben istedim.


Bu keyifli sohbet için ne kadar teşekkür etsek, yine de azdır. Sizce de öyle mi?
Bugüne kadar kendisine bir mikrofon uzatılmamış, fikri alınmamış, görüşü sorulmamış, içinden gelen sesle röportajlar yapan, kendi kendine konuşan bir adamın derdini dinlediniz, mutlu ettiniz daha ne olsun. Allah, sorgulayıcı yanınıza zeval vermesin…

Sümeyye Karaarslan
 
Üst