17 yıl önce bugün: Pazar Yeri Katliamı | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

17 yıl önce bugün: Pazar Yeri Katliamı

K

Kaçak

Misafir
Aliya

Ayşenur BULUT(Aliya’nın ölümünün 5. yıl anısına ithafen)

Emperyalizmin Avrupa’nın ortasında, dünyanın gözleri önünde vahşet saçtığı zamanlardı. Devlet, toprak vaadiyle parçalanan insanlar "ulus" çatısı altında birleşeceklerini zannediyorlardı. Gittikçe daha çok bölünüyordu insan, dünya gittikçe daha fazla küçülüyordu. İnsanlık derin bir zulmet kuyusunda ayağa kalkmaya çabalıyordu. Bir avuç Müslüman, Avrupa’nın ortasında adeta ikinci Endülüs soykırımına maruz kalmıştı.

Tükenişi andıran bu zor zamanların en önemli ismi oldu Aliya. Adeta köşeye sıkıştırılmış, çaresiz, umutsuz bir halk... Sahip oldukları tek şey ile iman ile mücadele edenler ordusunun lideri Aliya... Bu "dev" ordu, kan ile beslenen düşmanlarına muzaffer olacak, dünya sadece seyretmekle yetindiği bu direniş karşısında utanacaktı.

Çoğumuz Aliya’yı başarılı bir devlet adamı, mazlum halkı için mücadele eden kahraman bir asker olarak tanıyoruz. Aliya ve O’na inananlara yönelik bu hürmet, içinde bulundukları "kıyamet" ile eşdeğerdi şüphesiz. Savaş eğer karşılıklı bir muharebe söz konusu ise savaştır, tek tarafın saldırısı savaş değil, Bosna gerçeğinde olduğu gibi katliamdır. Buna savaş demek de doğru olmaz kanımca. Tüm savaş kaidelerini ihlal eden, hiçbir yaptırım gücü tanımaksızın asker-sivil tüm halkı katleden zihniyetin askerleri savaşıyor olamaz. Bu adaletsizliğe ve ahlaksızlığa rağmen Müslüman halk direndi ve sonunda vaat edilen zafere ulaştı. Onlara "İslam Ordusu" demek yanlış olmaz sanırım.

Kendilerine bu zulmü eden düşmanlarına karşı bile adil bir komutan idi Aliya. Başarılı bir siyasi geçmişi vardı ve devlet adamı olarak sadece jeostratejik değil jeopolitik deneyimleriyle de kendisine verilen lider unvanını hak ediyordu. Aslında Aliya tüm bunlardan çok daha fazlası idi.

Henüz çocukken dini nosyonları çok iyi özümsemişti. İslami bir gelenekten geliyordu; tefekkürü asla ihmal etmiyordu. Küçükken camide kıldığı sabah namazlarının tadını hala unutamadığını söylemişti. Belli ki sabrı çok erken öğrenmişti. Kendilerini Sırp, Hırvat ya da Yugoslav olarak tanımlayanların yer aldığı çokuluslu bir zeminde, etnik kimliklerini "Müslüman" olarak açıklayan bir coğrafyada her şeyden önce insan olmanın faziletine inanıyordu.

Gençlik yıllarında sahip olduğu İslami geleneği sorgulayacak ve bu sorgulamalardan yeni ve daha sağlam bir Aliya doğacaktır. Tanrısız bir kâinatın anlamdan yoksun oluşunu düşünmesi iki yıl sürdü. "Sallantı" olarak tanımladığı bu dönemden çıkışını şu şekilde anlatır:"O artık yalnızca atalarımdan devraldığım bir din değildi; yeni baştan edinilmiş bir inançtı. Ve onu bir daha hiç yitirmedim."

Henüz lise çağında 18–19 yaşlarında iken Avrupa felsefesinin tüm temel metinlerini okumuştu. Bu okumalarının yeni bir zihin inşasının temeli oluşturduğunu ve bu Avrupa-merkezci olmayan okumaları ile Avrupa’ya bakışı değişti. Kendisi de bir Avrupalı olan Aliya, "içerden" biri olarak eleştirdiği Batı’yı daha sonra kendi Doğu sentezi ile mukayese ederek "İslam Deklarasyonu, Doğu-Batı arasında İslam" isimli kitapları yazdı ve bu kitaplar ile sadece Avrupa’da değil dünya Müslümanları genelinde de "Müslüman Entelektüel" değerine mazhar oldu. Müslümanları bir kez daha kendi tarihlerinin aktif katılımcısı olmaya muktedir kılabileceği özünde şekillenen bu heyecanlı ve başarılı eserler, kendisinden çok sonra, kendi ülkesinin de sınırlarını aşan bir ilgiye kavuştu.

Vatansever ve entelektüel olmak iki ayrı tanım gibi durur. Entelektüel daha çok bakış açısını evrensel tutan biridir ama bunu yaparken yereli göz ardı edenler çoğunluktadır. Vatansever olmak ise milliyetçi söylemle eş tutulur hale gelmiş, bu kez de evrensel olanı yakalamak zorlaşmıştır. Aliya İzzetbegoviç, bu iki tanımı bünyesinde bir "denge" unsuru olarak bulundurmuş ve ölene kadar korumuştur. "Özgürlüğe kaçışım" isimli hapishane notlarından oluşan kitabında bu dengeyi görmek mümkün. Kendisi hakkında verilecek o muamma kararı bekleyen her mahkûm gibi Aliya da bu kararı beklemiş, uzun bir hapishane hayatı geçirmiş ancak hiçbir zaman "gerçek özgürlüğün Allah’a kul olmak"ta olduğunu unutmamıştır.

Nerede olduğunu umursamaz bir tavır ile okumalarına ve tefekküre devam eden Aliya aynı zamanda müthiş bir âlim idi. Ziraat, kimya ilimlerinin ardından tutku ile bağlı olduğu Hukuk eğitimini de tamamlamış biri olarak, dini bilgilerinin yanı sıra kazandığı bu fenni ilimler ile muhakeme kabiliyetini çokça geliştiren Aliya, dünü, bugünü ve geleceği çok iyi görebilen bir bilge idi. Hapishanede siyaset ve felsefe üzerine düştüğü notlar, dışarıdaki onlarca gazeteci, yazar ve akademisyenden çok daha gerçekçi idi. Reddettiği Avrupa-merkezci bencil Batı zihniyetine karşı o zamanlar zihin düzleminde bir öfke duyuyorken, bu Batıl zihniyetin işgal edip katlettiği "savaş" döneminde de kahramanca direndi.

Hapishane notları, yazdığı kitapları O’nun daha çok İslam dünyası için, Müslümanların geleceği için kafa yoran bir mütefekkir olduğunu gösteriyor. Başarılı sentezleri ve eleştirileri ile bulanık kafaları aydınlatmaya çalışan Aliya, çizdiği yol ile de tüm dünya’ya örnek oluyordu. Ne yazık ki emperyalizmin kirli eli sonunda Bosna’ya dokundu ve yirminci yüzyıl tarihinde yeni bir Endülüs soykırım sayfası açılmıştı. Uzun yıllar siyaset, kültür ve sosyal alanda verilen mücadeleler yerini silahlı mücadeleye bırakmıştı. Uluslararası savaş kaidelerini ve tüm ahlak öğretilerini çiğneyen düşmana karşı koyan halk ve onun bilge lideri Aliya II. Endülüs soykırımına geçit vermedi.

Soykırım’dan başka bir tanım kabul etmeyen bu vahşetten sağ kalan Bosna, şehitleri ve gazileri ile yaşadı. Özgürlük uğruna binlerce insanını verdiği, bir o kadarını kaybettiği bu yüce vatan topraklarının bugüne yansıyan tarihi gerçeği hakkında çok şeyler yazıldı, çok şeyler söylendi. Mümkün olduğunca nesnellikten uzak, tamamen kalbi hicran ve nedamet ile yazdığım bu yazıyı, "Bosna" gerçeğini bilmeden yaşadığımız için bizi affetmesini temenni ettiğim-hay ve meyyit- tüm kahraman Bosna halkına ithaf ediyorum.

Ve Aliya... Biliyorsun ki düşüncelerin ve eserlerin kadar direnişçi gücünle de dünya var oldukça anılacaksın. Ben de şunu biliyorum ki Seni anlatan cümlelerimin hepsi birer müsrif tespitlerden öte gidemeyecek. Seni tanıyanlar kendilerine senin gibi bir lider bahşetmeleri için Allah’a yalvarıyor. Ancak Sen nasıl ki layık olduğun halka lider oldunsa, senin gibi lidere layık olacak halk lazım. Avrupa, dünya üzerinde az bir alan kaplayan Bosna denizinde boğuldu. Tarık Bin Ziyad imanına eş bir imana sahip komutan oldun ve köle olmayı asla kabul etmedin. "Asla köle olmayacağız" derken, asıl köleliğin zihinlere vurulmuş prangalar olduğunu haykırdın.

Emperyalizmin soğuk nefesi hala ensemizde. Medeniyetleri çatıştıran tez’e karşılık medeniyetleri kucaklaştıran Aliya, sahip olduğu kültürel ve tarihi miras ile emperyalizme karşı yegâne güç olan İslamiyet yolunu bir kez daha gösterenlerden oldu. Bu yolda farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda nice gençlik adımlarını atmaya başladı. Bir medeniyet köprüsü olan Mostar’ın ziyaretçilerinin ve sevenlerinin artması bu yüzden.

Aliya’nın sözü ile bitirelim:

Nehir üzerinde köprüleri yeni baştan inşa etmek için, ilk önce insanların kalbinde inşa etmeliyiz. Biz buna hazırız!”

*Her şeyden önce Allah’ın rızasını uman bir kul olduğu için, sadece isminin yer aldığı bu mütevazı ve iddiasız başlığı koymayı uygun gördüm.
 
K

Kaçak

Misafir
"Asla köle olmayacağız"


Aynı çagda yaşayıpta, aynı mekanı paylaşamamak ne kötü ...
Bundan güzel bir tarif bilmiyorum ...

Ruhun Şad olsun ..
Mekanın Cennet olsun Bilge Kral ...

 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
Srebrenitsa Unutulanlar unutturulanlar arasına girmesin!

[FONT=arial black,sans-serif]Srebrenitsa'da [/FONT]

[FONT=arial black,sans-serif]Hüzün ve Gözyaşı Hakim... [/FONT]​


[FONT=trebuchet ms,sans-serif][/FONT][FONT=trebuchet ms,sans-serif] Bosna’da SREBRENİTSA KATLİAMI kurbanları anılıyor. 15 yıl aradan sonra bugün (11 Temmuz 2010) 775 kişi daha törenle defnedilecek. [/FONT]

[FONT=trebuchet ms,sans-serif]Acılı anneler çocuklarının cesetleri nasıl teşhis ettiklerini anlattı;[/FONT]​


[FONT=trebuchet ms,sans-serif]Bosna-Hersek'teki savaşta 11 Temmuz 1995 tarihinde 12.500 kardeşimizin katledildiği Srebrenitsa'da, soykırımın 15. yılı anma törenleri, kurbanların mezarlarının bulunduğu Potaçari'de geniş katılımla yapılıyor. [/FONT]​


[FONT=trebuchet ms,sans-serif]Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşından sonra yaşadığı en büyük trajedi olan Srebrenitsa soykırımının 15. yıldönümünde, yine hüzün ve gözyaşı hakim... Boşnak aileleri erkeksiz, çocukları babasız, anneleri evlatsız bırakan bu soykırımın acısı, aradan geçen 15 yıla rağmen hiç dinmedi. [/FONT]​
[FONT=trebuchet ms,sans-serif][FONT=times new roman,serif]Srebrenitsa Katliamı Anısına Bir Video[/FONT] [/FONT]
http://video.mynet.com/video/168806/
[FONT=courier new,monospace][/FONT]​

[FONT=trebuchet ms,sans-serif]Bir zamanlar evlatları ve kocalarıyla yaşadıkları mutlu hayatı ansızın yok edilen Srebrenitsalı kadınları yalnız bırakmamak için on binlerce Boşnak törenlerin yapılacağı alanda bir gün öncesinden toplanmaya başladı. Etrafı ormanlarla çevrili yeşil arazi üzerine "beyaz zambaklar" gibi dizilen uçsuz bucaksız mezar taşlarının bulunduğu Potoçari'de toplanan Müslümanlar, savaşta kaybettiği yakınları için dua ediyor ve gözyaşı döküyor. [/FONT]​
[FONT=trebuchet ms,sans-serif]
[/FONT]​
Bosna-Hersek'ten ve yurt dışından törenler için gelen insanlardan bazıları geceyi Potoçari Mezarlığı çevresinde kurulan çadırlarda ve kentteki Boşnak ailelerin yanında geçirdi.​
İnsanların yüreğindeki acı ve hüzün yüzlerine de yansıyor. Gülmeyi adeta unutmuş bu insanlar, sadece derin bir sessizlik içinde 15 yıl önce dünyanın gözleri önünde yaşanan trajedinin hüznünü yaşıyor.
Törenler bir büyük buluşmaya da sahne oluyor. 15 yıl önce baba, kardeş, eş olanlar yemyeşil örtülere bürünmüş narin ve hafif tabutlarıyla Poto çari'de bir araya geldi. Doğum tarihleri farklı, ancak ölüm tarihleri hep 11 Temmuz 1995 tarihini gösteren 775 tabut, ilk olarak bu insanların "umut" diye içeri girmeye çalıştığı BM bünyesinde görev yapan Hollanda birliğinin konuşlandığı fabrikanın içinde bekletildi. 15 yıldır kaybettikleri ve bir mezarın dahi çok görüldüğü yakınlarının tabutlarına sarılan kadınlar gözyaşı döktü.​
Bu gözyaşları, 15 yıl önce katledilen, daha sonra bedenleri parçalara bölünüp çeşitli toplu mezarlarda bulunan, uzun çalışmalar sonucu kimlikleri belirlenen kurbanlar için akıtılıyordu.
Anneleri onları doğururken kolsuz, bacaksız, başsız doğurmamış tı... Ancak onların tabutları çok hafifti. Çünkü birçoğunun bedeninin bir kısmı hala bilinmeyen yerlerde saklı duruyordu. Tabutlar içinde ise kimisinin tek bacağı, kimisinin sadece kaburgaları, kimisinin ise sadece kafatası bulunuyordu. Hala iki bin kişinin yakınları, kurbanlarının bir tırnağını dahi bulamadı.​
Bazı kadınların pencerelerinden düşen güneşin hüzmeleriyle aydınlanan fabrikanın geniş alanında yakınının cenazesini bulmak için tabutların üzerindeki küçük harflerle yazılmış isimleri tek tek kontrol etmesi ise yürek burkan bir başka manzara.​
Tabutlar başında ağlayan kadınlar, bir taraftan kaybettikleri için gözyaşı döküyor, diğer taraftan yakınlarını 15 yıl sonra olsa bile inançları doğrultusunda toprağa verecek olmanın buruk sevincini yaşadı.
Cenazelerin fabrikadan törenin yapılacağı alana taşınma süreci ise saatler sürdü. Yaklaşık 300 metre ötedeki mesafeye elden ele uzatılarak taşınan yeşil örtülere sarılmış tabutlar numaralarına göre bulunduğu yerden alındı. Tabutlar, elden ele uzatılarak Potoçari Mezarlığı'nda cenaze namazlarının kılınacağı alana tek tek dizildi. Yine burada da her tabutun başında aileleri ve yakınları gözyaşı dökerek dayanılması zor bir tablo oluşturdu. Burada tabutlar başına toplanan kadınların kimi ağabeyisi, kimi kardeşi, kimi eşi, kimisi ise babası için gözyaşı döktü.​
Srebrenitsalı 775 kurbanın yakınının 15 yıllık hasreti bug ün sona erdi. Çünkü Srebrenitsalı kadınlar kaybettikleri yakınlarının ardından bugün "doya doya ağlıyordu".
Başı belli, ancak sonu görülmeyen bu tabutların başında ağlayan kadınlardan birisi de İsmeta Omeroviç idi... 15 yıl önce kaybettiği eşininin tabutu başında dua eden, iki kardeşini ve babasını da bu trajedi de kaybeden Omeroviç, "Öldürüldüğünde 38 yaşında olan eşimin cesedi üç farkl ı toplu mezardan çıkartıldı. Cesedinin birçok uzvu eksik. Ancak buna da şükür... Bu tabutlar o zaman bu olaylara göz yuman dünyanın ayıbı" şeklinde duygularını dile getirdi.​
11 Temuz 1995'te hasta babasına Srebrenitsa'da veda eden Safet İbrahimoviç, "Babam 15 yıl sonra tekrar bize döndü ama tabutun içinde" diyor. İki oğlunu, kocasını ve 22 akrabasını kaybeden Srebrenitsa Anneleri Derneği Başkanı Hatice Mehmedoviç de tabutlar başında ağlayan bir başka kadındı.
Oğlu Azur'a ait tabutun başında gözyaşı döken Mehmedoviç, "Oğlumun DNA sonucu 10 Mayısta tamamlandı. Onu 15 yıl önce giydiği kot pantolonunun kemer parçasından tanıdım. Oğlumdan sadece bacak kemikleri ve sol kol kemiği bulundu. Ben çocuklarımı başsız, kolsuz doğurmadım, ama onlardan geriye birkaç kemik kaldı" dedi.​









[FONT=trebuchet ms,sans-serif]SREBRENİTSA KATLİAMINI UNUTMADIK...[/FONT]

[FONT=trebuchet ms,sans-serif]İstanbul Taksim'de [/FONT][FONT=trebuchet ms,sans-serif]Srebrenitsa Katliamını Protesto Mitingi[/FONT]​
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Bosna Bilge Kral Aliya'yı anıyor


Yaşadığı bütün zorluklara rağmen Bosna-Hersek'i bağımsız bir devlet yapmayı başaran, en zor anında halkının bir ''baba'' gibi etrafında kenetlendiği, derin bilgi birikimiyle ''Bilge Kral'' adıyla anılan Aliya İzzetbegoviç ölümünün 7. yılında anılıyor.



Fatih Sultan Mehmed'in 1463 yılında Bosna-Hersek'i fethi ile kısa sürede kitleler halinde İslam'ı kabul eden Boşnaklar, Osmanlı'da buldukları huzuru ve güveni Türklerin bu topraklardan 1877-78 Berlin Antlaşmasıyla çekilmesiyle kaybetti. Bu tarihten sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun parçası olan Bosna-Hersek, sırasıyla Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı ve ardından Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetleri idaresi altında kaldı. Bu idareler altında Boşnaklara yapılan zulüm ve katliamlar nedeniyle çok sayıda insan ülkesinden göç etmek zorunda kalırken, kalanları ise çok daha kötü günler bekliyordu.
Ancak Boşnaklar hiçbir zaman iki seçenekli durumlara razı gelmediler ve hep bir ''üçüncü yol'' buldular. Bu üçüncü yol ise onların ayakta kalabilmesi, tarih sahnesinden silinmemesi için inançlarına ve bağımsızlıklarına sarılmaları oldu. 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve 1992-1995 yıllarındaki savaşta nüfusunun önemli kısmı katliamlara maruz kalan Boşnaklar, şimdi dünya sahnesinde tanınan bir bağımsız devletlerine ve bayraklarına sahip olmanın gururunu yaşıyor. Zor ve büyük acılar sonucu kazanılan bu özgürlüğün mimarı olarak, ''Bilge Kral'' diye anılan Aliya İzzetbegoviç görülüyor.
Aliya İzzetbegoviç, 1970'li yıllarda yayımladığı ''İslam Manfiestosu (Bildirge)'' ile Cezayir'den Bosna'ya, Fas'tan Endonezya'ya, Türkiye'den Pakistan'a uzanan İslam coğrafyasındaki tüm Müslümanlara hitap ediyordu. Öncelikli olarak özgürlük, İslami düşüncenin çağımızda yeniden canlandırılması ve yaygınlaştırılması, günümüz Müslümanlarının vahim durumunun iyileştirilmesi, Batı ile İslam dünyasının ilişkisi, İslam ile diğer dünya dinleri arasında bağlantı kurulması, yeni bir medeniyetin nasıl inşa edileceği gibi konuları bu bildirgesinde işleyen Aliya İzzetbegoviç, bir anda bütün dikkatleri de üzerine çekmişti.
Bosna-Hersek'in batısındaki Bosanska Kruba şehrinde 1925 yılında dünyaya gelen ve babaannesi Üsküdarlı bir Türk olan Aliya İzzetbegoviç, Saraybosna'da 1943 yılında Alman Erkek Lisesi'ni bitirdi. Aliya İzzetbegoviç, II. Dünya Savaşı boyunca faşist ve Çetnik ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) isimli, kolej ve üniversite öğrencilerinden oluşan, Bosnalı Müslümanları II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan biyolojik soykırımdan, savaş sonrasında ise manevi soykırımdan kurtarmak amacını güden teşkilatın kurucusu oldu.
İlk kez 1946 yılında tutuklandı ve 1949 yılına dek hapiste kaldı. İzzetbegoviç daha sonra 1970'li yıllarda kaleme aldığı ''İslam Manfifestosu'' nedeniyle 12 Bosnalı aydınla birlikte 1983 yılında yargılanarak 14 yıl hapis cezası aldı.
Zor koşullarda hapis hayatını sürdüren Aliya İzzetbegoviç, 1988 yılının sonunda Yugoslavya hükümetinin ''sözlü muhalefet sebebiyle cezalandırılan bütün mahkumların serbest bırakılması'' kararıyla hapisten çıktı ve "ateşten gömleği" giyme hazırlığı başlattı.
Bosnalı Müslümanların, silahsız bir şekilde savaşla yüzleştikleri II. Dünya Savaşı'nda tecrübe edilen durumun tekrarını önlemek için Aliya İzzetbegoviç, 27 Mart 1990 tarihinde Demokratik Hareket Partisi'ni (Stranka Demokratske Akcije-SDA) kurdu.
Yugoslavya'yı oluşturan 6 Cumhuriyetten biri olan Bosna-Hersek'te 18 Kasım 1990 tarihinde yapılan ilk çok partili seçimlerde Aliya İzzetbegoviç'in genel başkanlığını yaptığı SDA, parlamentodaki toplam 240 milletvekilliğinden 86'sını ve Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin başkanlığını kazanmıştı.
Aliya İzzetbegoviç, önce Slovenya'nın ardından Hırvatistan'ın Yugoslavya'dan bağımsızlığını ilan etmesinin ardından, ya bağımsızlığı tercih edip bir bedel ödeyecek ya da o zamanki Yuoslavya'nın devlet başkanı olan Slobodan Miloşeviç'in ''ırkçı'' yönetimi altında kalacaktı. Aliya İzzetbegoviç, bu zor durumu her zaman büyük saygı duyduğu halkının tercihine bıraktı ve 29 Şubat ile 1 Mart 1992 tarihlerinde ülkede referandum yapıldı. Halkın yüzde 63’ü referanduma katıldı ve Bosna-Hersek’in özerkliği ve bağımsızlığı lehine oy kullandı. Referandumu baz alan AB, 6 Nisanda, ABD ise 7 Nisan 1992'de Bosna-Hersek'in bağımsızlığını tanıdı.
Aynı gün, Bosnalı Sırpların siyasi lideri ve halen Lahey'deki uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanan Radovan Karadziç ile Lahey'de yargılanırken 2006 yılında ölen Miloşeviç, uluslararası arenada tanınan Bosna-Hersek'e karşı savaş başlattı.
-CEHENNEME ÇEVRİLEN ÜLKEYİ DÜNYA SEYRETTİ-
Hızla gelişen savaş sürecinde, Bosna-Hersek Başkanlığı, Bosna-Hersek Cumhuriyeti ordusunu ve savaş hükümetini kurma kararı aldı. Aliya İzzetbegoviç, 2 Mayıs 1992 günü, Başbakan Yardımcısı Zlatko Lagumdzija ve kendisinin resmi tercümanı olan kızı Sabina ile Lizbon'da yapılan barış görüşmelerinden dönerken Saraybosna Havaalanı'nda Yugoslav ordusu (JNA) askerlerince esir alındı. Ancak Bosna ordusunun başarılı operasyonları sonucu esir alınan çok sayıda Yugoslav askerine karşılık İzzetbegoviç ve beraberindekiler salıverildi.
Dünyanın gözleri önünde, ekmek sırasında, su sırasında, pazarda bulunan insanlar kitlesel şekilde katlediliyordu. Evler, camiler, tarihi eserler yıkılıyor, dünya güçleri bu olanları ancak izliyordu. En korkunç savaş günlerinde ülkesi her gün çocuklarını kaybederken, ülkesi kanlar içindeyken İzzetbegoviç, başkalarının ibadet yerlerine, sivillere, kadınlara asla dokunulmaması yönünde birliklerine emir veriyordu.
Birleşmiş Milletler'in koruması altındaki Srebrenitza'da 8 bin insan bir gecede katledilirken Aliya İzzetbegoviç, ''dünyanın sağır ve dilsiz'' haline isyan ediyor, ancak bu isyanını dışarıya ve halkına asla yansıtmıyordu.
En zor günlerinde halkının etrafında kenetlendiği ve bir ''baba'' olarak gördüğü Aliya İzzetbegoviç, yaşanan olayları, "Her şeye kadir olan Allah'a andolsun ki; köle olmayacağız. Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa, onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına. Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna'nın özünü de zedeliyor'' ifadeleriyle özetliyordu.
Avrupa'nın en büyük 4'üncü silahlı gücüne sahip Yugoslav ordusuna karşı 3 yıl boyunca el yapımı silahlarla direnen Bosnalıların arasında Sırplar, Hırvatlar da bulunuyordu. Bosnalılar, Aliya İzzetbegoviç önderliğinde 21 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Antlaşması ile devletlerini devam ettirmeyi başardı. Halkına uluslararası arenada tanınan bir devlet ve bayrak bırakan Aliya İzzetbegoviç, dünya güçleri tarafından imzalanan bu anlaşma ile bir kez daha, Bosna-Hersek'in siyasi sınırlarını korumayı başardı.
Ömrünün sonuna kadar, ülkesini, ülkesinin kurumlarını kuvvetlendirmek, mültecilerin dönüşünü sağlamak, işlenen savaş suçlarının mahkemeye taşınmasını sağlamak, daha iyi uluslararası ilişkiler kurmak ve insan haklarının yayılması için mücadele eden Aliya İzzetbegoviç, sağlık durumu kötü olmasına rağmen, savaştan sonraki dört yıl boyunca da ülkenin kalkınmasına önemli katkılarda bulundu.
Sağlık durumundan dolayı, Ekim 2000'de, Bosna-Hersek başkanlığı görevinden çekilen Aliya İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003'te vefat etti. Merhum Aliya İzzetbegoviç'i hastanedeki odasında vefatından önce son ziyaret eden devlet adamı olarak ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kayıtlara girdi.
-''BİLGE KRAL''DAN HALKINA TAVSİYELER-
-''Bize yapılan soykırımı unutursak bunu bir daha yaşamaya mecburuz, size asla intikam peşinden koşun demiyorum, ama yapılanları da asla unutmayın''
-''Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak bunu onlardan (Sırplardan) dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiçbir şey borçlu değiliz. İnsan olmak ve insan kalmak, Allah'a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Onlara karşı değil."
-''Hiçkimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın.''
-''Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım. Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem. Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.''
-''İlerlemiş yaşıma rağmen, ümit ediyorum ki, halkımın özgürlüğe ve kurtuluşa ulaştığını görecek kadar yaşayacağım. 70 yaşındayım ve önümüzde daha uzunca bir yol var. Kişiler ölür, halklar yaşar. Mücadelemiz bana bağlı değildir. Önemli olan da bu, sancağı binlerce insan taşıyor...''
-''Bu günleri gösteren yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennette buluşacağız, onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada herşey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüzbinler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın."

Merhum Aliya İzzetbegoviç'in ailesi, cezaevinde yattığı dava arkadaşları, son anlarında sürekli yanında bulunan doktoru, vefatının 7. yıl dönümü nedeniyle Bilge Kral'la ilgili ilginç hatıraları ve bugüne kadar söylenmemiş konuları Anadolu Ajansı ile paylaştı.
Bağımsız bir devlet bıraktığı halkı tarafından bir "baba" olarak görülen ve çok sevilen Aliya İzzetbegoviç'in, 3 Ekimdeki seçimlerde Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Üçlü Konseyi üyeliğine seçilen oğlu Bakir İzzetbegoviç'in yanı sıra Leyla ve Sabina isimli 2 de kızı bulunuyor.
Merhum İzzetbegoviç'in Saraybosna'daki Boşnak Lisesinin müdürlüğünü yapan büyük kızı Leyla Akşamiya (60), babasının herkese çok tolerans gösteren, hoşgörülü bir kişi olduğunu belirtti.
Kendilerinin yetişme döneminde babalarının annelerine göre daha çok kendilerine tolerans gösterdiğini ve seçme hakkı tanıdığını ifade eden Akşamiya, merhum İzzetbegoviç'in kendi felsefesine göre çocuklarını yönlendirdiğini ve yetiştirdiğini belirtti.
Akşamları ailece oturup uzun uzun konuştukları günleri hiç unutmadığını belirten Akşamiya, babasının her zaman kendilerine prensip soruları sorduğunu ve ondan "yapamazsınız" kelimesini duymadıklarını kaydetti.
"Biz çok söz dinleyen çocuklar değildik, biz ona benziyorduk. Çünkü kendisi de söz dinlemezdi" diyen Leyla Akşamiya, babasıyla ilgili şunları anlattı:
"Her zaman istediği gibi hareket ederdi, düşünün 21 yaşındayken cezaevine kapatılmıştı. Çünkü belirli bir hareketi, bir düşünceyi, halkı, dünyadaki insanların iyiliği için savunmak istemişti. Müslümanlara yardım etme ihtiyacı duyuyordu. Müslümanlara yeni bir dönem getirmek istemişti: 'Yeniden doğuş' olarak nitelendirebiliriz, siyasetle ilgili değil de kültürel bakımdan yeniden doğuş. Bu hareketin (Genç Müslümanlar Teşkilatı) içinde 18 ile 28 yaşları arasında arkadaşları vardı. Onların çoğu öldürüldü, komünistler o zaman onların gelecek için tehlike oluşturabileceklerini düşünerek 18–19 yaşındaki bu teşkilatın üyesi gençleri öldürdü. Babam ise ilk önce 3 yıl, sonra da 6 yıl kadar hapishanede kaldı. O iktidar istemedi, sadece Müslümanlar için yeni bir dönem istemişti... Müslümanların yeteri kadar Kur'an-ı Kerim okumadığını görmüştü, sadece güzel bir bez içinde sarılı olarak evlerin raflarında duruyordu. O kutsal kitabın mealinin okunmasını istiyordu. Müslümanların hayatlarını ve davranışlarını, etiği, ahlakı Kur'an-ı Kerim'e göre yönlendirmeleri gerektiğini düşünüyordu."
Babasının felsefesinin temellerinde de Kur'an-ı Kerim'in temel öğelerinin bulunduğuna işaret eden Leyla Akşamiya, babasının vefatından sonra kullandığı Kur'an-ı Kerim'in mealini aldığını ve orada not kağıtları bulduğunu söyledi. Bu defterde kutsal kitaptan 'kadın hakları, erkeklerin kadınlara karşı olan sorumlulukları, aile önemi, insan ilişkileri, karı koca ilişkileri, esir olanlara, azınlıklara, diğer karşı nasıl davranılması' gerektiğine dair konuları ele alan ayetler yer aldığına dikkati çekti.
-"BABAMIN ÖZ NİNESİ TÜRK'TÜ"-
Leyla Akşamiya, Aliya İzzetbegoviç'in kendisiyle aynı ismi taşıyan dedesinin askerliğini İstanbul Üsküdar'da yaptığını ve orada bir Türk kızıyla evlendiğine işaret ederek, yakın akrabalarının da hem fiziken hem de karakteristik özellik bakımından Türklere çok benzediğini söyledi.
Türkiye'nin çok kuvvetli, dürüst ve duygulu bir halka sahip olduğunu vurgulayan Leyla Akşamiya, "Hiçbir zaman duygularını kaybetmediler. Sadece Müslümanlara karşı değil, doğru olan tüm insanlara karşı sempati duyuyorlar ve onlara zor zamanlarında yardımcı oluyorlar. Türk halkı belki sahip oldukları erdemin farkında bile değil. Bu erdemlerin kaynağı inançlarıdır. İstikrarlı Türk halkının temeli budur" dedi.
Rahmetli Aliye İzzetbegoviç'in en küçük kızı olan ve savaş zamanında resmi tercümanlığını da yapan Sabina Berberoviç, babasının iş hayatında kendisinden yaşça çok küçük olanlara oranla bile daha fazla enerjiye sahip olduğunu belirtti.
Babasının çalışmalarını hiçbir zaman yarım bırakmadığını anlatan Berberoviç, "Onun çok büyük bir çalışma enerjisi vardı ve gençlerden onu kimse takip edemezdi. Bu ilk olarak aklıma gelen özelliğidir" dedi.
Babasının kendilerini küçük yaşlarında ailece uzun seyahatlere götürdüğünü ve bu seyahatleri sırasında İstanbul başta olmak üzere dünyanın birçok yerini gördüklerini ifade eden Berberoviç, babalarının asla kendilerine talimatla iş yaptırmadığını kaydetti.
Sabina Berberoviç, babasıyla gece yarılarına kadar uzun süren sohbetlerini hiç unutamadığını ifade ederek, "Babam bizim düşüncemizi anlamak ve duymak için hep ortamlar oluştururdu. Ondan sonra kendi düşüncesini bize söylerdi. Asla bir şeyi empoze etmezdi. Örneklerle beraber bize nasihat verirdi. Biz de kendi fikirlerimize ekledikten sonra bir konu hakkında karar verirdik. Sadece bir defa ünlü bir insan olmanın büyük bir yük olduğunu söylemişti. Bu bir bakıma özgürlüğünü, hareket etmesini kısıtlamıştı. Çok yorulduğunda bu sözü söylemişti. Nasihati, 'Çocuklar, mümkün olursa ünlü insan olmayın' şeklindeydi. Ben de babamın bu sözünü dinliyorum" dedi.
Merhum İzzetbegoviç'in torunu ve savaş yıllarında yaklaşık 2 yıl annesiyle birlikte Türkiye'de yaşayan Naca Berberoviç de şu anda kitap okuma alışkanlığı bulunduğunu ve bu özelliği dedesinden edindiğini söyledi.
Dedesi vefat ettiğinde 18 yaşında olduğunu ve onu hep güler yüzü, babacan tavrıyla hatırladığını anlatan Naca Bereberoviç şöyle konuştu:
"Küçüklüğümüzde kuzenlerle beraber dedemizin evinde toplanırdık ve onunla oyunlar oynardık, ne kadar çok yaramazlık yaptıysak da o bize karşı çok sabırlıydı. O her zaman çok büyük bir hoşgörü gösterirdi, bizimle konuşurdu, bizimle oynamayı severdi ve her zaman güler yüzlüydü. Çok ciddi değildi, bizimle şakalaşmayı severdi."
AA
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Aliya'dan sonra nasıl bir Bosna oldu?

Onun bıraktığı düşünce mirasını, dünya ne kadar anladı bilinmez ama ardından onu iyi anlayan entelektüel beyinlere olan ihtiyaç halen önemli bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Bu gerçeklikten yola çıkarak, Aliya İzzetbegoviç’in vefatının ardından nasıl bir Bosna Hersek tablosuyla karşı karşıya olduğumuz sorusunu irdeledik.

Zaman Gazetesi Köşe Yazarı Ali Bulaç:
ONUN GİBİ BİR LİDER ÇIKMADI

Aliya İzzetbegoviç’e Allah rahmet eylesin. O hayattayken Bosnalıları toparladı, onlara İslami bir kimlik verdi. Ve aynı zamanda onların bağımsızlıkları yolunda önemli adımlar atıldı. Fakat onun vefatından sonra maalesef onun mirasını devam ettiren aynı formasyon da aynı karizmatik özellikte bir lider ortaya çıkmadı. Bunun tabii bazı sebepleri de var. Bunlardan bir tanesi ne kadar ABD’nin liderliğinde batı dünyası ve NOTO kuvvetlerini de harekete geçirerek Sırpları cezalandırırmış gibi göründüyse de, Dayton Anlaşması ve Avrupa’nın müdahalesiyle gelişmeler Bosnalı Müslümanların aleyhinde oldu. İddia edildiğinin aksine sonradan ortaya çıkan anlaşma ne yazık ki Bosna’da Müslümanların durumlarını rahatlatmadı. İkincisi Bosna Hersek’in coğrafyasında Müslüman Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar bir arada yaşıyordu. Fakat bu üç etnik ve dini gurubu barış içerisinde, adalete ve hakkaniyete dayalı bir biçimde yaşatacak bir projede ortaya çıkmadı. Eğer Aliya İzzetbegoviç hayatta olsaydı muhtemelen savaş hengâmesini atlattıktan sonra büyük oranda bu konuyla uğraşacaktı ve bir arada yaşamayla ilgili iyi bir çerçeve ortaya çıkabilecekti. Fakat bu da olmadı. Üçüncüsü tabii ki Aliya İzzetbegoviç, çok seçkin bir liderdi. Çok iyi bir İslami tefekküre, mirasa sahipti. Maalesef ondan sonra gelenler tarihi ve İslami mirasa onun kadar sahip olmadılar. Ve dolayısıyla da Bosna’da onun gibi karizmatik bir lider ortaya çıkmadı. Ama Aliya İzzetbegoviç’in Bosnalı ve tüm dünya Müslümanlarının kolektif hafızasında çok önemli bir yeri var. İnşallah bundan sonra da onun mirasını devam ettiren entelektüel gençler insanlar çıkacaktır. Bunu ümit ediyorum.

Sosyolog Alev Erkilet:
O BOSNA’NIN YÜKSELEN ÇIĞLIĞIYDI

Aliya İzzetbegoviç yirminci yüzyılın yetiştirdiği Müslüman önderler arasında çok özel bir yere ve öneme sahiptir. Çünkü hem benzerleri ile aynı İslami mücadele geleneğine sahip çıkan hem de o geleneği derin bir özgürlük arayışı ile yoğuran bir düşünürdü. Hayatı boyunca Müslümanların baskı ve zulüm altında kalmalarının nedenleri ve bu nedenlerin nasıl ortadan kaldırılabileceği üzerine düşünmüştü. Onun “köle olmayacağız” sloganı, hem savaşla yok edilmek istenen Bosna’nın dışarıya karşı yükselen çığlığıydı, hem de bağımsız Müslüman devletlerde bireyin haklarının nasıl korunabileceğine dair aydın düşüncelerinin ifadesiydi. O, hem işgalci ve baskıcı dış güçlere hem de ulus devletler içindeki baskı ve belirleyiciliğe karşı Allah’tan başkasına boyun eğmeyi reddeden özgür bir ruhtu. Bosna savaşına da bu ruhla önderlik etti. Ama Aliya’nın halkını korumak adına, daha fazla kan dökülmesini önlemek, tecavüz ve işkenceleri durdurmak amacıyla imzalamaya mecbur kaldığı Dayton anlaşması, özgür Bosna’nın Aliya’nın idealleri doğrultusunda inşa edilmesine izin vermedi. Bugünkü koşullar Dayton anlaşmasının yarattığı koşullardır. Bu bakımdan, mevcut koşulların sadece rıza göstermek zorunda kalınan koşullar olduğunu hatırdan çıkarmamak ve Aliya’nın “Köle Olmayacağız” ya da “İslam Deklarasyonu” metinlerinde dile gelen ideallerinin arayışında olmak gerekiyor. Bu konuda da realist değil idealist olmak lazım. Malum, sevgili Aliya realizmi şiddetle eleştirir ve onun bizi statükoya nasıl mahkûm ettiğini acı duyarak vurgulardı. Kendisini biz kez daha muhabbet ve rahmetle anıyorum.

Türkiye-Bosna Hersek Dostluk Grubu Başkanı Feyzullah Kıyıklık:
ONUN DÜŞÜNCESİ BİR GÜN HAYATA GEÇECEK

Aliya İzzetbegoviç Beyfendiye Allah gani gani rahmet etsin. Çok ileri görüşlü anı ve geleceği çok iyi planlayan bir insandı. Zaten kendisi de Bilge Kral olarak anılan bir isim… Hakikaten de öyle bir insandır. Kendisinin Bosna Hersek için eski Yugoslavya’nın dağılımı esnasında ki görüşleri çok daha değişikti. Ancak o dönemde bu kadarıyla bu işi halledebildiler. Kabul etmek gerekir ki Bosna’da ya da diğer yerlerde henüz daha Aliya İzzetbegoviç’in anladığı şekilde bir idari sistem oluşamadı. Şimdilik barış içinde devam ediyor ama tedirginlik de mutlaka var. Ama zannediyorum ki onun düşünceleri tam anlamıyla bir gün hayata geçecek. Şu anda Bosna Hersek, Sırbistan ve Hırvatistan sakin gözüküyor. Umarım böyle devam eder. Birlikte yaşamayı, ötekileştirmeden, insanın değer ve kıymeti bir gün anlaşılacaktır. O zamanda Bosna Hersek’de her tarafta kurtulacaktır. Şu an sıkıntı yok ama dediğim gibi sistem de maalesef daha oturmadı.
Biz dostluk grubu olarak ise karşılıklı olarak diyalogun gelişmesi için elimden geleni yapıyoruz. Orada gerçekleşen seçim sonrası içinde bazı çalışmalar gerçekleştirmek arzu içerisindeyiz.

Bilge Kral der ki;
"Allah’a Yemin Ederim Ki, Köle Olmayacağız!"
Bu savaşta tarafsızlığımızı ilan ettik; çünkü bu, bizim için ellerimizi kirletemeyeceğimiz ve buna ihtiyacımızın da olmadığı kirli bir kardeş kavgasıdır. Genç erkeklerimizi askere göndermeyi reddettik çünkü bu bir özgürlük savaşı değildi. Böyle davranmakla insanlarımızdan birçoğunun hayatlarını ve ruhlarını kurtardık: Hayatlarını kurtardık diyorum çünkü öldürülmediler ve ruhlarını diyorum çünkü öldürmediler. Ne cellât ne de kurban olacak biçimde davrandık. Bizim bu duruşumuz, iyi niyetli bütün insanların onayını ve desteğini kazanmış ve Bosna’nın dünyadaki itibarını ölçülemeyecek denli artırmıştır. Bölgede cereyan etmekte olan bazı olaylardan haklı olarak utandığımız böyle bir zamanda, eğer yabancı bir ülkede iseniz, Bosnalı olduğunuzu gururla söyleyebilirsiniz. Orada bu, sizin barıştan, demokrasiden ve insan haklarınızdan yana olduğunuz anlamına gelir.

Bu kısa konuşmayı Müslüman halka seslenerek bitireceğim. Bir zamanlar küçük bir ulus, kendisini aynı dramatik seçimle yüz yüze bulmuştu, tıpkı bugün olduğumuz gibi; başını eğmek ya da onu gururla dik tutmak; köle olmak yada özgür bir halk olarak kalmak. O ulusun bir şairi, benim de konuşmamı kendisiyle bitireceğim şu meşhur sözlerle karşılık vermişti: "Her şeye kadir olan Allah’a yemin ederim ki, köle olmayacağız!" *
* SDA’nın birinci kongresinde yaptığı konuşmadan bir bölüm. Aliya İzzetbegoviç, Tarihe Tanıklığım’dan (Klasik Yayınları, 2003, sayfa 117) alıntılanmıştır.

www.on5yirmi5.com
 
K

Kaçak

Misafir
Neden böyle liderimiz yok bizim ...
Cesur ama gerçekten cesur oldugunu hissettiren cinsten ...
Takkiyeden nefret eden , egilip bükülmeyi sevmeyen , açık ve net olan ...
Mütevazi yaşayan, gördüğünüzde debdebe den çok sadelik okuduğunuz , halk adamı, karşısında el pençe divan durulmayan ...
Gerçekten birikimli ve tecrübeli , dolu dolu konuşan , konuştukca dinleten ...
Bayılıyorum şu Aliyaya ...
Böyle lider görmek istiyorum şu ömrümde ...
Nasip nasip nasip
 
K

Kaçak

Misafir
Şöyle az yetenekli olsam ..
Bir klip patlatırdım ...
Reis duyarmı ki sesimizi ...
Tüyleri diken diken eden cinsten bir Aliya klibi hazırlarmı ki ?
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Bosna'nın bağımsızlığının kurtuluşunda en büyük rolü oynayan Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç'in Dar'ul Beka'ya irtihalinin 7. yıldönümü...

Özgürlüğün Adı: Aliya İzzetbegoviç

"Ben bir Müslüman'ım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da öyle hissedeceğim. Çünkü İslam benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı..."

Gözlerinden salıncaklar kuruludur gökyüzüne... Ufka ayarlı bakışlarından yarınlara adanmış zaferler tüter. Sessiz bir çığlıktır o... Kuşatılmış duyguların, hapsedilmiş hayallerin özgürlüğe açılan kapısıdır. Yalnızlığı sürgün etmeye meyilli olanların yanı başındadır. Ümidi tükenenlerin ümididir o... Barışa inananların gönül yıldızıdır... Kendi kaderini seçmeyi bilmeyen bir milleti ayağa kaldırandır... Bir hayali binlerle bölüşen gönüllerin fatihi Aliya İzzetbegoviç'tir o...


Yıldızların rengini seçememişti hiç kimse...
Bulutların gökyüzünü gölgelemesine engel olunamamıştı...
Karanlığa alışmıştı herkes ve her şey siyahtı...
Rüyaları prangalıydı insanların bu ülkede...
Hayalleri çalıntı...
"Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım" diyen Aliya'ya ayarlıydı saatler...
Zaman ona meyilliydi.
O olmasaydı karanlığı güneş sanacaktı herkes...
Esareti özgürlük...
Acıları halkıyla göğüsleyendi o...

Adını aldığı dedesi Üsküdar'da askerlik yaparken tanıştığı Türk kızı Sıdıka hanım ile evlenerek Şamats'a dönmüş ve bu evlilikten beş erkek çocukları olmuştu.
Aliya'nın babası Mustafa da Şamats'da doğmuştu. 8 Ağustos 1925'de Bosanski Şamats'da doğan Aliya iki yıl sonra ailesi ile Saraybosna'ya taşındı.
Artık onun için vazgeçilmez bir tutkuya dönüşecek sevdanın tohumları da yüreğinde kök salmaya başlamıştı.

II. Dünya Savaşı sırasında Mladi Müslimani (Genç Müslümanlar) birliğine katılmıştı.
Henüz on beş yaşındaydı bu birliğe katıldığında...
Anti komünist ve anti faşist olan bu birliğin amacı Balkanlarda müslümanlığı tekrar diriltmekti.
Ne var ki savaş sonrası Yugoslavya'da kurulan komünist yönetim bu birliği yasadışı sayacak ve örgüte üyelik suçundan 1946'da Aliya'nın 3 yıl sürecek mahkumiyet süreci başlayacaktı.

Hapisten çıkan Aliya Saraybosna'da 1956'da Saraybosna Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra uzun yıllar avukatlık ve hukuk danışmanlığı yapacak bir yandan da siyasi faaliyetlerini sürdürecekti. 1960'lı yıllarda İslam Deklarasyonu adıyla kaleme aldığı kitabıyla yeniden mahkumiyeti başlamıştı. 1983 de başlayacak ikinci hapis hayatı ise 1988 de son bulacaktı. 1950'lerden 1990'lara kadar geçen bu uzun süreçte komünist yönetim altındaki Bosnalı Müslümanların umudu olacak ve Yugoslavya'nın dağıldığı bir dönemde halkına önderlik yapacaktı. Müslüman halkın kararan günlerinin ardında yüreklerinden doğacak bir güneşin var olduğunu hep hatırlatacaktı.


Bosna'da tarihe dipnot düşülecek günler Aliya ile başlamıştı


26 Mayıs 1990 tarihinde Demokratik Eylem Partisi'nin kurucusu olmuş, ilk genel başkan olarak siyasi bir kimlik kazanmıştı. Partisi 18 Kasım 1990'da ilk girdiği genel seçimde ülke genelinde birinci çıkmış, 6 Ocak 1991'de Bosna-Hersek'in ilk cumhurbaşkanı seçilmişti. Bu seçim Demokratik Eylem Partisi'nin (SDA) girdiği ilk seçim olmasına rağmen büyük bir başarı gerçekleştirmiş ve cumhurbaşkanlığını kazanmasının yanı sıra parlamentoda da 86 sandalye elde etmişti. Artık Bosna'da tarihe dipnot düşülecek günler Aliya ile başlamıştı.
1990'lı yıllara girildiğinde Yugoslavya Federasyonu içinde bir bağımsızlık hareketi baş göstermiş, eyaletler birbiri ardından bağımsızlıklarını ilan etmeye ya da bu yönde niyetlerini ortaya koymaya başlamışlardı. Bosna-Hersek de 1 Mart 1992'de gerçekleştirdiği referandum sonrasında bağımsızlığını ilan etti. Çünkü yapılan referandumda halkın % 62,8'i bağımsızlığı tercih etmişti. Ancak Sırplar hemen arkasından Bosna-Hersek yönetiminde söz sahibi olan Müslümanlara karşı savaş açarak yeni bir katliam hareketi başlattılar. Hırvatistan ve Slovenya'nın bağımsızlık mücadelesine destek olan Avrupa ülkeleri ve ABD ise Bosna-Hersek'i Sırp vahşeti karşısında yalnız bırakmıştı.
4 Nisan 1992'de Sırplar saldırıya geçip insanlık tarihinin en kanlı savaşlarından birini başlattıklarında Aliya İzzetbegoviç parlamento kararıyla kurulmaya başlayan Bosna-Hersek ordusunun ilk başkomutanı olmuştu. Cephede Bosna halkına karşı uygulanan akıl almaz katliama karşı ordusuyla direnirken aynı zamanda savaşı durdurmak için yapılan uluslararası konferanslarda aktif bir diplomasi yürütmüştü.


Bosna'da ölüm yaşamın ta kendisiydi


Yalnızlığı koynunda beslemişti Bosna Hersek'in dağları... Yıl 1995 Temmuz'uydu. Srebrenika'da birkaç gün içinde sadece yedi sekiz bin kişiyi katletmişti Sırplar... Bunun adı soykırımdı. Aliya ve halkı bin iki yüz gün kuşatma altında kalırken dünya bu olaya seyirci kalmıştı. Ölüm bir o kadar yakındı. Çocukların gözlerinde korku, kadınların bedenlerinde öfkenin izi vardı. Özgürlüğün diğer adı ölümdü... Bosna'da ölüm yaşamın ta kendisiydi... Ayakta kalmanın en cesur bedeliydi. Işıklarının söndürülmek istendiği yerdi Saraybosna... Ölmeye ve öldürmeye hazır bakışlar devasa bir inançla besleniyordu. Ölüme yürüyen Bosna'nın kadınları ve çocuklarıydı.
Saraybosna'da on binden fazla insan öldü ve bunun 1300'ü çocuktu. Ölülerini gömecek mezarlık kalmadığından parklar bile mezarlık haline getirilmişti. 1993'ün Kasım ayında Mostar Köprüsü bombalanırken Bosna halkı savaşın üçüncü kışına giriyordu. Müslümanlarsa herhangi bir askeri destekten yoksun ve silah yönünden çok zayıftılar. Sonuçta Sırplar Bosna-Hersek'in önemli şehirlerini işgal ettiler. Bu işgal hareketi bir milyona yakın Müslümanı göçe zorlamıştıı. Sırplar işgal ettikleri yerlerde hem katliam hem de yıkım gerçekleştiriyorlardı. Özellikle camileri ve İslâmi izler taşıyan tarihi eserleri yıkmaya özen gösteriyorlardı. Bosna-Hersek meselesinin çözümü için değişik tarihlerde gerçekleştirilen görüşmeler ve arabuluculuk çalışmaları da bir sonuç vermemişti. 1994'ün sonuna gelindiğinde Bosna-Hersek'teki iç savaşın aldığı can sayısı 250 bini, göçe zorladığı insan sayısı ise 1 milyonu aşmıştı. Ama Bosna halkına yorulmak yasaktı. Onlar yılmayacaktı. Rüzgarlardan ve fırtınalardan kendilerini koruyacak bir yuvaya sahip olmaya kararlıydı onlar... Hiç kimse onlara nasıl yaşayacaklarını söylemeyecekti. Bosna halkının direnişine hayran kalacaktı dünya... Kuşatma altında ateşle imtihanı zaferle bitiren azimli bir halk olarak tarih sahnesindeki yerlerini alacaklardı.


"Hayatımda en zor attığım imza olmuştur"


Savaş sonrası bir ay süren Dayton Görüşmeleri ile usta bir diplomat olduğunu da kanıtlamıştı Aliya... Ölümünden kısa bir süre önce hastanede Aliya'yı ziyaret eden Dayton Barış Antlaşması'nın mimarı Richard Holbrooke onun için şöyle diyecekti: "Eğer Aliya İzetbegoviç ve onun kararlı tutumu olmasaydı, bugün Bosna-Hersek diye bir devlet olmayacaktı". Hungtington'un medeniyetlerarası fay hatlarında yer alan Bosna'nın bölünüklüğü Dayton Anlaşması ile onaylanmış, adaletsiz bir barış olan Dayton Antlaşması'nı imzalamak Begoviç için "savaş içre bir savaş" olmuştu. Bu anlaşma, Bosnalılar'ın azimli ve onurlu direnişlerinin Batı'nın baskısıyla tutsaklaştırılmasıdır. Aliya, bu antlaşma için "Hayatımda en zor attığım imza olmuştur. Ne yazık ki bütün ideallerimizin yok olmaması için bu anlaşmayı imzalamak zorundaydık."diyecektir.
"Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennette buluşacağız, onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada her şey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüz binler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın." diyordu Aliya İzzetbegoviç... Bosna Hersek'in asil lideri, bilge kralı... Tevazu sahibi kişiliğiyle, tarihe yöne veren karizmatik yapısıyla akıllardan silinmeyecek izler bıraktı. Yüreklerimiz sevmeyi öğrendi. Kirlenmiş ve kirletilmiş duygular karşısında arınmayı öğrendi onu severken...
"Ey Boşnaklar! Bu savaşta sizden daha çok sıkıntı çeken insanlar var. Onlar dağa çıkıp size kurşun yağdırmak yerine sizinle birlikte yaşamayı tercih eden Sırp komşularınızdır. Onlara merhamette, saygıda kusur etmeyin" sözleriyle de geniş bir vizyona sahip olduğunu gösteriyordu bizlere... Savaş hukukunun nasıl olmasının gerektiğini hatırlatıyordu belki de savaşmayı katliam zannedenlere...


Ey teslimiyet senin adın İslam'dır


Aliya bütün dünyanın bilge kralıydı. Zihinlerde ve gönüllerde hep böyle anılacaktı. Çağımıza damgasını vuracak büyük liderlerin belki de son temsilcisi olacaktı. Halkı için ve dünya barışı için verdiği onurlu mücadele ile aslında sadece Bosna'nın değil barışı unutanların, özgürlüğü tanımayanların, soykırımı demokrasi zannedenlerin de gönüllerinin lideriydi o... Hayatı üç mücadele arasında geçmişti. İslâm'ı anlama ve yaşama mücadelesi, komünist dönemde hapishanelerdeki özgürlük mücadelesi, komünizmin yıkılışından sonra ise Sırp ve Hırvat katliamına karşı halkının başında verdiği ölüm kalım mücadelesi...
"Ben bir Müslüman'ım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da öyle hissedeceğim. Çünkü İslam benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı..."diyordu ardında yetiştirdiği vasıflı insanlar bırakırken Aliya... Hiçbir zaman liderlik hırsı taşımadı, siyasi makamlara kendiliğinden talip olmadı. Hayatı boyunca İslam ve batı kültürlerini anlamak için çabaladı. Eşsiz bir sentez kurarak dünyaya entelektüel bir bakış açısı kazandırdı. Kendi toplumu için bir okuldu o... Bosna halkının en büyük şansıydı... Bizim şansızlığımız onu erken kaybetmek olmuştu.
"Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız. Devamını sizlerden bekliyorum." sözleri Bosna halkına vasiyetiydi adeta... "Ey teslimiyet senin adın İslam'dır." diyen Aliya ruhunu teslim ettiğinde tarihler 19 Ekim 2003'ü gösteriyordu. Onun cenazesi Bosna halkını İslam ve batı ülkeleriyle buluşturan bir törene sahne olmuştu. Sevenlerinin gözyaşları aralıksız yağan yağmurlara karışıyordu. Bosna halkı kendisine vefa gösteren Aliya'ya vefasını göstermişti. Aliya ardında özgürlüğü taç yapan bir halk bırakmıştı. Sevgi dolu bir eş ve iyi yetişmiş üç değil binlerce vatan evladı bırakmıştı ardında... Tarih onun onurlu mücadelesini ve onu hiç unutmayacak... Ufka ayarlı bakışlarında tüten zafer coşkusunu, sessiz bir çığlık oluşunu ve hapsedilmiş hayallerin özgürlüğe açılan kapısının yine kendisi, Aliya İzzetbegoviç olduğunu... Rabbim rahmetini üzerinden ve onurlu Bosna halkından eksik etmesin... Mekanın cennet olsun Bilge Kral... Hz. Peygamberin liva-ı hamd sancağı altında gölgelenmen için dua ediyoruz şimdi. Bir hayali binlerle bölüşen gönüllerin fatihi Aliya İzzetbegoviç ruhun şad olsun.
(Ayşenur Menekşe Çalıkçı / Dünya Bülteni)
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
VEFATININ 7. YILINDA ALİYA İZZETBEGOVİÇ

Bosna-Hersek'i bağımsız bir devlet yapmayı başaran, derin bilgi birikimiyle ''Bilge Kral'' adıyla anılan Aliya İzzetbegoviç vefatının 7. yılında anılıyor.
Fatih Sultan Mehmed'in 1463 yılında Bosna-Hersek'i fethi ile kısa sürede kitleler halinde İslam'ı kabul eden Boşnaklar, 1877-78 Berlin Antlaşmasıyla Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun egemenliği altında yaşamak zorunda kaldılar. Bosna-Hersek, sırasıyla Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı ve ardından Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetleri idaresi altında kaldı. Bu idareler altında Boşnaklara yapılan zulüm ve katliamlar nedeniyle çok sayıda insan ülkesinden göç etmek zorunda kalırken, kalanları ise çok daha kötü günler bekliyordu.
Ancak Boşnaklar hiçbir zaman iki seçenekli durumlara razı gelmediler ve hep bir ''üçüncü yol'' buldular. Bu üçüncü yol ise onların ayakta kalabilmesi, tarih sahnesinden silinmemesi için inançlarına ve bağımsızlıklarına sarılmaları oldu. 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve 1992-1995 yıllarındaki savaşta nüfusunun önemli kısmı katliamlara maruz kalan Boşnaklar, şimdi dünya sahnesinde tanınan bir bağımsız devletlerine ve bayraklarına sahip olmanın gururunu yaşıyor. Zor ve büyük acılar sonucu kazanılan bu özgürlüğün mimarı olarak, ''Bilge Kral'' diye anılan Aliya İzzetbegoviç görülüyor.

Aliya İzzetbegoviç, 1970'li yıllarda yayımladığı ''İslam Manfiestosu (Bildirge)'' ile Cezayir'den Bosna'ya, Fas'tan Endonezya'ya, Türkiye'den Pakistan'a uzanan İslam coğrafyasındaki tüm Müslümanlara hitap ediyordu. Öncelikli olarak özgürlük, İslami düşüncenin çağımızda yeniden canlandırılması ve yaygınlaştırılması, günümüz Müslümanlarının vahim durumunun iyileştirilmesi, Batı ile İslam dünyasının ilişkisi, İslam ile diğer dünya dinleri arasında bağlantı kurulması, yeni bir medeniyetin nasıl inşa edileceği gibi konuları bu bildirgesinde işleyen Aliya İzzetbegoviç, bir anda bütün dikkatleri de üzerine çekmişti.

Bosna-Hersek'in batısındaki Bosanska Kruba şehrinde 1925 yılında dünyaya gelen ve babaannesi Üsküdarlı bir Osmanlı kadını olan Aliya İzzetbegoviç, Saraybosna'da 1943 yılında Alman Erkek Lisesi'ni bitirdi. Aliya İzzetbegoviç, II. Dünya Savaşı boyunca faşist ve Çetnik ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) isimli, kolej ve üniversite öğrencilerinden oluşan, Bosnalı Müslümanları II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan biyolojik soykırımdan, savaş sonrasında ise manevi soykırımdan kurtarmak amacını güden teşkilatın kurucusu oldu.
İlk kez 1946 yılında tutuklandı ve 1949 yılına dek hapiste kaldı. İzzetbegoviç daha sonra 1970'li yıllarda kaleme aldığı ''İslam Manfifestosu'' nedeniyle 12 Bosnalı aydınla birlikte 1983 yılında yargılanarak 14 yıl hapis cezası aldı.
Zor koşullarda hapis hayatını sürdüren Aliya İzzetbegoviç, 1988 yılının sonunda Yugoslavya hükümetinin ''sözlü muhalefet sebebiyle cezalandırılan bütün mahkumların serbest bırakılması'' kararıyla hapisten çıktı ve "ateşten gömleği" giyme hazırlığı başlattı.
Bosnalı Müslümanların, silahsız bir şekilde savaşla yüzleştikleri II. Dünya Savaşı'nda tecrübe edilen durumun tekrarını önlemek için Aliya İzzetbegoviç, 27 Mart 1990 tarihinde Demokratik Hareket Partisi'ni (Stranka Demokratske Akcije-SDA) kurdu.
Yugoslavya'yı oluşturan 6 Cumhuriyetten biri olan Bosna-Hersek'te 18 Kasım 1990 tarihinde yapılan ilk çok partili seçimlerde Aliya İzzetbegoviç'in genel başkanlığını yaptığı SDA, parlamentodaki toplam 240 milletvekilliğinden 86'sını ve Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin başkanlığını kazanmıştı.
Aliya İzzetbegoviç, önce Slovenya'nın ardından Hırvatistan'ın Yugoslavya'dan bağımsızlığını ilan etmesinin ardından, ya bağımsızlığı tercih edip bir bedel ödeyecek ya da o zamanki Yuoslavya'nın devlet başkanı olan Slobodan Miloşeviç'in ''ırkçı'' yönetimi altında kalacaktı. Aliya İzzetbegoviç, bu zor durumu her zaman büyük saygı duyduğu halkının tercihine bıraktı ve 29 Şubat ile 1 Mart 1992 tarihlerinde ülkede referandum yapıldı. Halkın yüzde 63'ü referanduma katıldı ve Bosna-Hersek'in özerkliği ve bağımsızlığı lehine oy kullandı. Referandumu baz alan AB, 6 Nisanda, ABD ise 7 Nisan 1992'de Bosna-Hersek'in bağımsızlığını tanıdı.
Aynı gün, Bosnalı Sırpların siyasi lideri ve halen Lahey'deki uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanan Radovan Karadziç ile Lahey'de yargılanırken 2006 yılında ölen Miloşeviç, uluslararası arenada tanınan Bosna-Hersek'e karşı savaş başlattı.



CEHENNEME ÇEVRİLEN ÜLKEYİ DÜNYA SEYRETTİ

Hızla gelişen savaş sürecinde, Bosna-Hersek Başkanlığı, Bosna-Hersek Cumhuriyeti ordusunu ve savaş hükümetini kurma kararı aldı. Aliya İzzetbegoviç, 2 Mayıs 1992 günü, Başbakan Yardımcısı Zlatko Lagumdzija ve kendisinin resmi tercümanı olan kızı Sabina ile Lizbon'da yapılan barış görüşmelerinden dönerken Saraybosna Havaalanı'nda Yugoslav ordusu (JNA) askerlerince esir alındı. Ancak Bosna ordusunun başarılı operasyonları sonucu esir alınan çok sayıda Yugoslav askerine karşılık İzzetbegoviç ve beraberindekiler salıverildi.
Dünyanın gözleri önünde, ekmek sırasında, su sırasında, pazarda bulunan insanlar kitlesel şekilde katlediliyordu. Evler, camiler, tarihi eserler yıkılıyor, dünya güçleri bu olanları ancak izliyordu. En korkunç savaş günlerinde ülkesi her gün çocuklarını kaybederken, ülkesi kanlar içindeyken İzzetbegoviç, başkalarının ibadet yerlerine, sivillere, kadınlara asla dokunulmaması yönünde birliklerine emir veriyordu.
Birleşmiş Milletler'in koruması altındaki Srebrenitza'da 8 bin insan bir gecede katledilirken Aliya İzzetbegoviç, ''dünyanın sağır ve dilsiz'' haline isyan ediyor, ancak bu isyanını dışarıya ve halkına asla yansıtmıyordu.
En zor günlerinde halkının etrafında kenetlendiği ve bir ''baba'' olarak gördüğü Aliya İzzetbegoviç, yaşanan olayları, "Her şeye kadir olan Allah'a andolsun ki; köle olmayacağız. Ben Avrupa'ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa, onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı'nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına. Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna'nın özünü de zedeliyor'' ifadeleriyle özetliyordu.
Avrupa'nın en büyük 4'üncü silahlı gücüne sahip Yugoslav ordusuna karşı 3 yıl boyunca el yapımı silahlarla direnen Bosnalıların arasında Sırplar, Hırvatlar da bulunuyordu. Bosnalılar, Aliya İzzetbegoviç önderliğinde 21 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Antlaşması ile devletlerini devam ettirmeyi başardı. Halkına uluslararası arenada tanınan bir devlet bırakan Aliya İzzetbegoviç, dünya güçleri tarafından imzalanan bu anlaşma ile bir kez daha, Bosna-Hersek'in siyasi sınırlarını korumayı başardı.
Ömrünün sonuna kadar, ülkesini, ülkesinin kurumlarını kuvvetlendirmek, mültecilerin dönüşünü sağlamak, işlenen savaş suçlarının mahkemeye taşınmasını sağlamak, daha iyi uluslararası ilişkiler kurmak ve insan haklarının yayılması için mücadele eden Aliya İzzetbegoviç, sağlık durumu kötü olmasına rağmen, savaştan sonraki dört yıl boyunca da ülkenin kalkınmasına önemli katkılarda bulundu.
Sağlık durumundan dolayı, Ekim 2000'de, Bosna-Hersek başkanlığı görevinden çekilen Aliya İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003'te vefat etti. İzzetbegoviç'i hastanedeki odasında vefatından önce son ziyaret eden devlet adamı olarak ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kayıtlara girdi.



"BİLGE KRAL"DAN HALKINA TAVSİYELER

-''Bize yapılan soykırımı unutursak bunu bir daha yaşamaya mecburuz, size asla intikam peşinden koşun demiyorum, ama yapılanları da asla unutmayın.''
-''Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak bunu onlardan (Sırplardan) dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiçbir şey borçlu değiliz. İnsan olmak ve insan kalmak, Allah'a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Onlara karşı değil."
-''Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın.''
-''Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım. Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem. Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.''
-''İlerlemiş yaşıma rağmen, ümit ediyorum ki, halkımın özgürlüğe ve kurtuluşa ulaştığını görecek kadar yaşayacağım. 70 yaşındayım ve önümüzde daha uzunca bir yol var. Kişiler ölür, halklar yaşar. Mücadelemiz bana bağlı değildir. Önemli olan da bu, sancağı binlerce insan taşıyor...''
-''Bu günleri gösteren yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennette buluşacağız, onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada herşey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüzbinler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın."
***
Bilge Kral İzzetbegoviç, Bağcılar'da Anılacak

Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç vefatının 7'inci yılında Bağcılar'da yapılacak sempozyumla anılacak.
Bağcılar Belediyesi tarafından düzenlenen programda daha önce gerçekleştirilen Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu'nun kitabının da tanıtımı yapılacak.
20 Ekim akşamı saat 18.30'da gerçekleştirilecek programda yapılacak panele Bosna-Hersek Dayanışma Vakfı Eski Başkanı ve 22. Dönem İstanbul Milletvekili Dr. Süleyman Gündüz, 22. Dönem İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu, İHH Başkan Yardımcısı Murat Yılmaz, Gazeteci Yazar Mehmet Koçak katılacak.
Sempozyum, Bağcılar Belediyesi Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilecek.






http://www.ihvanforum.org/author_article_detail.php?id=18343
 
K

Kaçak

Misafir
Aliyayı yazarlardan değilde , halkından dinlemek nasip olsa ...
onlar gerçek Aliyayı yaşadılar ...
Şu resimlerin birinde de koruma kılıklı birileri olsa arka fonda gözüm arkada gidecegim yoksa ...
Lider dediğin hele devlet başkanı dediğin 40 jip eskortuyla korunur kardeşim ...
Veya fotografcısı pek mahirmiş ...
Hoş fotografcısı varmıydı onuda bilmiyoruz ya ...
İnançlı bir insandı Aliya ...
İleriye dönük düşünürdü herzaman ...
Savaş patladığında 4 otobus gençi aldı ayırdı , has kafaları ...
Biraz telefon diplomamasisi yaptı Özalla ..
Ve o 4 otobus genç vizesiz , işlemsiz , parasız , savunmasız Türkiye topraklarına giriş yaptı ...
Yarım kalan ünv. türkiyede tamamladılar ...
Çoğunluğu sancaklıydı , Sırpların göbeginde ...
Ve çogunlugu döndü ülkelerine ...
Belki sayı azdı ama , sayıyla işi olmadı ki ...
Birde Aliya fıkrası anlatıyım ...

Bir odaya her milleti temsilen papağanlar konur ...
72 milletin papaganı vardır ..
Ve Sırp, Hırvat ve Boşnak liderlere denirki ..
Odaya girin , kendi dilinde konuşan papaganı kim bulursa yönetim onda olacak ...
Sırp lider gider , üç beş papagan hırpalayıp birini alır çıkar ama papağan japonca konuşur ...
Hırvat lider girer , ayin yapar besmele çeker alır çıkar bir papağan almanca konuşur ..
Aliya girer odaya ..
Alır bir sandalye oturur ...
bekler, bekler, bekler ...
Artık papaganlar huzursuz olmaya başlar ..
Döner papağanlar ...
-Sabur , sabur der .. ( sabırın boşnakcası anladınız :) )
En son boşnak papağan ..
-Ya Aliya sabır sabır da nereye kadar der ...
Aliyada papağanı alır ve çıkar ...
Ruhun şad olsun Bilge Kral ...
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
"Düşmanlarımıza bir tek borcumuz var: Adalet!"


 
K

Kaçak

Misafir
Şimdi otur kafa kırma ...
6 kelimeyi yanyana koymuş sadece ...
Özne yüklem edat sıfat sıralaması yapmış ...
Gel de kafayı kırma ...
40 fırın ekmek yesem yapabilecegim sadece garkkk demek olur ...
Yok abi ...
Adam Bilge kral işte ...
Hem bilge , hem kral ...
 

Nur-uL Envâr

Enis ~
İhvan Üyesi
Katılım
20 Ara 2009
Mesajlar
1,885
Puanları
0
Hâlâ yaşıyor,maşaAllah...

Allah makamını âli eylesin...
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
sorun tamda orası
bilge olanlar kral olmaya yanaşmıyor
kral olanlar bilgelikten uzak
ikisini bir arada bulundurmak zor
ya kralları bilgeleştirmek lazım ya bilgeleri kral olmaya zorlamak lazım
 

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
Bosna’da bir yıldız daha kaydı..

Bosna’da bir yıldız daha kaydı..

Bosna Hersek İslam Birliği’nin önemli isimlerinden Hacı Hafız Halid Ef. Hacımuliç Saraybosna’da vefat etti. Hacımuliç, ömrünü Boşnaklara ve İslamiyet’e adamış bir nefer olarak biliniyordu.
10.01.2011 - Bosna’da bir yıldız daha kaydı..

1915 yılında Saraybosna’da dünyaya gelen Hacımuliç, 1937’de Saraybosna lisesinden mezun oldu. Zagreb ve Saraybosna’da Filoloji eğitimi alan Hacımuliç; Arapça, Farsça, Türkçe, Fransızca, İngilizce, Almanca ve Latince olmak üzere tam 7 yabancı dil biliyordu.
Hacımuliç, Mesnevi’yi dünya üzerinde ezbere bilen 3 hafızdan biriydi. Saraybosna’daki Carska Dzamija-Padişah Camii’nde tam 50 sene hiçbir ücret almadan imamlık yaptı. Bosna Hersek’in her camisine yapmış olduğu katkılar ve yetiştirdiği öğrencileri ile bu alanda “efsane” unvanını fazlasıyla hak eden bir şahsiyet olarak, Boşnakların İslamiyet’e tutunmaları yolunda ömrünü verdi.
Geride sayısız çeviri ve el yazması eser bırakan Hacımuliç, yaşadığı sağlık sıkıntılarının neticesinde 8 Ocak Cumartesi günü 96 yaşında Hakk’a yürüdü. Büyük âlimin cenazesi, Gazi Hüsrev Bey Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Cenaze namazını Bosna Hersek Reis-ul Uleması Dr. Mustafa Ef. Ceriç kıldırdı.
 

Mahpeyker

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
2 Eyl 2009
Mesajlar
4,456
Puanları
113
kendisi için rahmet
kalanları içinde sabır ihsan etsin Yaradan

mekanı cennet ,toprağı bol olsun inşAllah
 

cicek demeti

Sükut
İhvan Üyesi
Katılım
7 Ocak 2011
Mesajlar
11,683
Puanları
0
Rabbim rahmet eylesin geride kalanlarina sabirlar ihsan eylesin...her canli olumu tadacaktir..inseallah bizde bir gun gidecegiz ve inseallah imanla gideriz...
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Bosna Savaşı, bundan 19 yıl önce 1992 baharında Bosna Hersek’in referandumla bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Sırp güçlerinin başkent Saraybosna’yı kuşatma altına almasıyla başlamıştı. 3,5 yıl boyunca kesintisiz devam eden savaş süresince 312.000 kişi hayatını kaybederken; 2 milyon Boşnak evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bosna’nın tarihi ve kültürel mirasının çok önemli bir kısmı yok edilirken, kurulan 100’ün üzerindeki toplama kamplarında en ağır işkenceler yapıldı.


17 yıl önce bugün: Pazar Yeri Katliamı

Savaş süresince başkent Saraybosna kuşatma altında tutuldu. Şehrin etrafında konuşlanan Sırp güçleri şehre giriş çıkışları engelledikleri gibi şehri kesintisiz olarak bombalamaya devam ettiler. Savaşın en hareketli dönemlerinde Saraybosna’da saatte 4 binden fazla patlamanın meydana geldiği bilinmektedir. Kuşatma ve işgal altında bulunan onlarca şehir ve kasabada insanların en temel ihtiyaçlarının dahi karşılamalarına engel olundu. Kuşatma süresince başkent Saraybosna’da hedef olmamış ev kalmadı. 400 bin nüfuslu Saraybosna’da savaş süresince 10 binden fazla insan öldürülürken, 56 bin kişi yaralandı.
Bosna Savaşı’nın hafızalara kazınan görüntülerinden birisi de Pazar Yeri Katliamı’dır. 17 yıl önce bugün, 5 Şubat 1994 günü Markale Pazar Yeri’ne öğle saatlerinde atılan bomba ile Boşnak halkı dünyanın gözleri önünde bir katliama daha maruz kaldı. Kuşatma altında hayatlarına devam etmeye çalışan, pazarda satış veya alışveriş yapan ya da bir Bosna gününde Ferhadiye Caddesi’nde yürüyen onlarca kişi Sırp saldırısına hedef oldu. Pazaryeri Katliamı sonucunda 68 kişi hayatını kaybetti, 200 kişi yaralandı.


Bosna Savaşı, 21 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Antlaşması ile sona erdi. Ancak 20. yüzyılın ortasında Avrupa’nın merkezinde Bosna’da yaşanan katliamların izleri tazeliğini koruyor. Bosna’da işlenen insanlık suçlarının baş sorumlularından Ratko Mladiç halen yakalanabilmiş değil, Slobodan Miloseviç ise Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ndeki yargılaması devam ederken öldü. Bosna Savaşı’nın izleri tazeliğini korurken Boşnakların adalet arayışı sürüyor.

 
Üst