ONLAR ÇARMIH İÇİN ÇİVİ TOPLAYANLAR…

“MARMARİS’ te çağdaş görüntüyü bozduğu
gerekçesiyle, işçilerin sahilde ve
ana caddelerde dolaşması yasaklandı.”
Gazeteler


Yazmak bazen kelimelerin önünde acıdan kıvranmaktır. Önünde gezinen harfler insanın başını çatlatacak bir cümlenin habercisidir. Hangilerini alıp yan yana dizsen bir öfkenin bir acının keskin yüzleri haline dönüşürler. Yazmak, göz göre göre bir ateşin içine atmaktır bedenini. Kalbini avuçlarının içine alıp acıdan kıvranacak kadar kuvvetlice sıkmaktır yazmak.

Tanrım! Sahiden başım çatlayacak gibi. Bunu nasıl anlatmalı şimdi? Hangi lanet olası kelime bunu anlatmaya yetecek? Bir sokakta yürüyememek nasıl bir şeydir? Bir sahil kenarında çalışırken ve vücudunun her yanı terden sırılsıklam olmuşken şöyle bir serinlemek için denize girememek nasıl bir şeydir? Bir tatil sabahında denize girmek istediğini söyleyen çocuğuna nasıl bir cevap verecek adama? Hayır oğlum ben işçi olduğum için sahile girmem yasak dediğinde çocuk ne cevap verecek?

Tıpkı gelen misafirlerin yanına çıkarılmaktan utanılan bir cüzamlı gibi. İnsanların kalabalık oldukları eğlendikleri yerlere girememek. Görüntüyü bozduğundan ötürü ortalıkta dolaşmanın yasak olduğu yerlerde çalışan bir adamın öfkesini hangi güç yok edebilir?

Bu kadar kolay işte?

Görüntüyü bozuyorsun. Esmersin, terliyorsun, kötü kokuyorsun, saçın sakalın uzamış, üstün başın kirli, kılığın kıyafetin düzgün değil. Bu kadar kolay. Bana benzemiyorsun, öyleyse defol buradan. Çimentoyu kar, çöpleri temizle, tuğlaları taşı ve buradan defol. Bu kadar alçak ve bu kadar dil ucuyla söylenmiş kolay bir defol buradan! Köylü karını, görmemiş çocukları, konuşmayı bilmeyen anneni, babanı al ve defol bizim topraklarımızdan. Yaşadığı her yeri azgınca sahiplenen ve kendisi gibi olmayan hiç kimseyi kendi sokağına kabul etmeyen, gözü bir türlü doymak bilmeyen bir avuç sahte kentlinin hezeyanları bunlar. Görmek istemiyorlar çünkü sürekli kaçtıkları gerçek bir dünyanın habercisi işciler. Kendi yaşadıkları bir ülkede bazı topraklara girmesi yasaklanıyor bir grup insanın ve herkes bir şey olmamış gibi davranıyor.

Ne kadar da tanıdık bir davranış biçimi aslında!

Kendi hayatlarının ve kendi inandıklarının peşinde olan insanları bazı yerlere sokmamak. Böylece hayatın dışına itmek. Ne hali varsa görsün diye kapıları yüzüne kapamak.

Başörtülü yada köylü yada işçi yada esmer fark etmez. Görüntüyü bozuyorsun giremezsin. Bir kısım insan artık eğlenme tarzını bile can sıkıntısından aptalca şeylerle ayin haline getirirken, sen yolda yürümek hakkından mahrum bırakılıyorsun. Eşcinsel şarkıcıların sabahlara kadar şarkılar söylediği ve insanların deli gibi dans ettiği yerlerde sen yolda yürüyemeyeceksin.

Sen bir ateşsin aslında.

Elinde tutan herkesin avuçlarını yakacak bir ateşsin.

Bu yüzden senden uzaklaşmaya çalışıyorlar. Seni kapılardan, sokaklardan, sahillerden kovmaya çalışıyorlar. Seni hayal kırıklıklarında boğmaya çalışıyorlar. Yüzünden utanman için bütün bunlar. Yüzünden, hayallerinden, sana dair ne varsa onlardan utanman için yapıyorlar bunu. Böyle kalırsan bu sokaklarda yürüyemeyeceğini, bu okullara girmeyeceğini söyleyip, gerçekte onları eğlendirmeni bekliyorlar.

Sen bir ateşsin aslında.

Dilersen bu kenti yakabilecek kadar güçlü bir ateşsin.

Şimdi kendinden nefret etmeni bekliyorlar. Onlar aynı yemek masasında oturdukları İsa’yı, güçlülere teslim edebilmenin hesaplarını yaparken, sen hep dost kaldın onunla. Onlar çarmıh için çivi toplarken sen ekmeğini paylaşıyordun. Sen hayat başladığından beri onuru korumanın yollarını arayıp, çocuklarına, üstü avuçlarının terleriyle ıslanmış ekmek getirirken, onlar kirli paralarıyla doyumsuz bedenlerini tatmin etmeye çalışıyorlardı.

Sen bir ateşsin unutma!...


Tarık Tufan/ Kraliçenin Pireleri