Etiketlenen üyelerin listesi

HAZRET-İ ÂDEM a.s. Ezelde Allâh - celle celâlühû- yalnız kendisi mevcûd iken bilinmeyi murâd edip yüce sıfatlarının ve esmâ-yı ilâhiyesinin tecellîsi ile bu kâinâtı yaratmıştır. Cenâb-ı Hakk'ın bilebildiğimiz veya bilemediğimiz bütün ilâhî sıfatlarının en fazla tezâhür ettiği üç tecellî mekânı vardır: a. Kâinât b. Kur'ân-ı Kerîm

Bu konu 20702 kez görüntülendi 60 yorum aldı ...
NEBİLER SİLSİLESİ ( KURAN'I KERİM IŞIĞINDA ) (Osman nuri topbaş hoca efendinin kaleminden ) 5.00 20702 Reviews

    Konuyu değerlendir: NEBİLER SİLSİLESİ ( KURAN'I KERİM IŞIĞINDA ) (Osman nuri topbaş hoca efendinin kaleminden )

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı ve 20702 kez incelendi.

Sayfa 1/4 1234 Son
  1. #1
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays

    HAZRET-İ ÂDEM a.s.

    Ezelde Allâh - celle celâlühû- yalnız kendisi mevcûd iken bilinmeyi murâd edip yüce sıfatlarının ve esmâ-yı ilâhiyesinin tecellîsi ile bu kâinâtı yaratmıştır.

    Cenâb-ı Hakk'ın bilebildiğimiz veya bilemediğimiz bütün ilâhî sıfatlarının en fazla tezâhür ettiği üç tecellî mekânı vardır:

    a. Kâinât

    b. Kur'ân-ı Kerîm

    c. İnsan

    Kâinât, esmâ-yı ilâhiyenin fiilî, Kur'ân-ı Kerîm ise kelâmî bir tezâhü*rüdür. Diğer bir ifâdeyle Kur'ân-ı Kerîm, kelâm sûretine bürünmüş bir kâinâttır.

    İnsan ise, o kâinâtın bir özü, tohumu gibidir. Çünkü Allâh'ın hemen hemen bütün sıfatların*dan az veya çok nasîb almış tek varlık odur. Ve onun “eşref-i mahlûkât” olarak zik*redilmesinin sebebi de budur. Ancak onda Mudill 1, Mütekebbir 2 ve benzeri celâlî sıfatla*rın yanında Hâdî 3, Rahmân , Rahîm ve benzeri cemâlî sıfatların tecellîsi de bulunduğun*dan, insan hayra da şerre de fıtraten meyyâldir. Zîrâ âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:

    “Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilhâm edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu günah ve isyanlarla kirleten de elbette ziyan etmiştir.” (eş-Şems, 7-10)

  2. #2
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S.

    Bundan dolayı insan, enbiyâ ve evliyânın irşâdı vâsıtasıyla nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesi yaparak, kendisindeki süflî sıfat ve temâyül*leri temizlemek ve rûhânî sıfatları da tekâmül ettirmek sûretiyle kâmil bir insan ol*maya çalışmalıdır.

    Meleklerde şerre istîdâd ve iktidâr olmadığı için insan, vâsıl-ı ilâllâh olma (Allâh'a kavuşma) yolunda ilerleyerek onları bile aşabilme gücüne sâhiptir.

    Bunun için insan, ilâhî vahye tâbî olup olmamasına göre melekten üstün âlî dereceler ile hayvandan bile aşağı süflî derekeler arasında bir yerde bulunur. Nefs engelini aşabilen insan, bir zarâfetler meşheri ve bir san'at hârikasıdır. Kâinât kitâbının hulâsası, fâtihası ve yaratılış sırrıdır.

    Çünkü zâhirde et ve kemikten ibâret olmasına rağmen, onun bu görüntüsünün altındaki mânevî varlığında ilâhî tecellînin nice sırları, nûrları ve hakîkatleri rekzolunmuştur (depolanmıştır).

    Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- bu hakîkati bir beytinde şöyle dile getirir:

    “Devân sendedir fakat görmezsin,

    Derdin sendendir fakat bilmezsin.

    Kendini küçük bir cisim sanırsın.

    Hâlbuki koskoca âlem sende dürülmüştür.” 4

    Önemli olan tüm varlığa dercolunmuş bulunan âyât-ı sübhâniyeyi okumak ve onları hakîkî vechesiyle idrâk etmeye çalışmaktır. Cenâb-ı Hak Rasûlullâh Efendimiz'e indirdiği ilk vahyin birinci âyetinde “Oku!” buyurmuştur.

    Burada geçen “kıraat” kelimesi sâdece yazılı bir şeyden okumak mânâsına gelmemekte, bununla birlikte gözle mütâlaaya ve zihinden tezekkür ve tefekküre de delâlet etmektedir.

    Bundan hareketle âyet şu mânâya gelebilir: “Ey Rasûlüm! Kelâm-ı İlâhî'yi oku, kendindeki ve kâinattaki gizli hakîkatleri tefekkür ve tezekkür et, eşyânın hakîkatini idrâke çalış.”

  3. #3
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. -devamı- 03/12/2009 perşembe

    Bu mânâda olmak üzere Mesnevî şârihleri şöyle bir tefsir yapmışlardır:

    “Kur'ân-ı Kerîm “Oku!” ; Mesnevî ise “Dinle!” diye başlamaktadır. sözü, 'ın tefsîri mâhiyetinde olup: «Kelâm-ı İlâhî'yi dinle! Esrârı dinle! Kendinde meknûz hakîkati dinle!» mânâsındadır.”

    İnsanın bu âlemde zuhûru, Âdem -aleyhisselâm- ile başlamıştır. İlk insan, ilk peygamber ve ilk mürşid-i kâmil odur. Kıyâmete kadar teselsül edecek bütün insan*lık nesli, ilk yaratılış ânında üstüste çakışmış sonsuz gölgeler gibi onun ferdî varlı*ğında meknûz ve mündemiçti. Bu hakîkate işâret etmek üzere âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:

    “Ey insanlar! Sizi tek bir nefsten (Âdem'den) yaratan, ondan da eşi (Havvâ'yı) yaratarak (yeryüzünde) ikisinden birçok erkek ve kadın var eden Rabbinizden sakının!..” (en-Nisâ, 1)

    Allâh Teâlâ, insanı mükerrem kıldığını ve bütün mahlûkattan daha şerefli yarattığını şöyle beyân buyurmaktadır:

    “Celâlime yemin olsun ki Biz, hakîkaten insanoğlunu şan ve şeref sâhibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vâsıtaları ile) karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik, yine onları, yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.” (el-İsrâ, 70)

  4. #4
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. -devamı- 03/12/2009 perşembe

    Böyle mükemmel yaratılmış bulunan insan, kudret-i ilâhiyenin binbir nakışı ile müzeyyen olan bu âlemde ilâhî san'atın zirvesini teşkîl eder.

    Bu husûsu Süleyman Çelebi “Mevlid”inde şöyle ifâde etmektedir:

    Hak Teâlâ çün yarattı Âdem'i
    Kıldı Âdem'le müzeyyen âlemi.

    Küçük bir âlem olması açısından Âdem ile büyük bir âlem olan kâinât, aslı aynı olan bir hakîkatin iki ayrı imkânda birer farklı tezâ*hürü olduğundan, bir yaprağın iki yüzü gibidir; âdeta ikiz kardeştir.

    Diğer bir ifâdeyle insan, kâinâtın küçültülmüş şekli olduğu için, kâinâttaki esrârın anlaşılması ve eşyânın hakîkatinin idrâk edilmesinde en büyük vazîfe ona düşmektedir.

    Bir buğday tanesi, buğday cinsinin tüm husûsiyetlerini içinde taşıdığı gibi, her çeşit tohumun içinde o cinsin bütün husûsiyet ve karakteri mevcuttur.

    İnsan da, kâinatta var olan her şeyin hakîkatini muhtevî müstesnâ bir varlıktır.

    Bu bakımdan insan, âdeta kâinâtın içinde dürüldüğü bir öz, bir tohum gibidir.

  5. #5
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. -devamı- 03/12/2009 perşembe

    Nitekim bu hakîkati beyân sadedinde Şeyh Gâlib şöyle der:

    Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,
    Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen!

    “Gönül gözü ile bir bak kendine. Yaratılanların özüsün sen. Kâinâtın gözbebeği olan âdemsin sen.”

    İnsanın yaratılmasında birçok ilâhî maksat vardır. Bunlardan biri de, Allâh Teâlâ'nın, hilkat san'at ve güzelliğine delil olabilecek bir zirve vücûda getirmek istemesidir.

    İnsanın yaratılmasındaki mu*râd-ı ilâhî o kadar mühimdir ki bu maksadın gerçekleşebil*mesi için Cenâb-ı Hak, idrâk edebildiğimiz ve edemediğimiz husûsiyet*leriyle bütün bir kâinâtı halketmiş ve onu insanın istifâdesine sunmuştur.

    İnsan, yeryüzünü îmâr etmek ve gönül mahsûlü eserler meydana getirmekle mükelleftir. Çünkü o, yeryüzünde Allâh'ın halîfesi olmak için yaratılmıştır.

    Cenâb-ı Hakk'a vekîl olarak yaşamak demek olan bu hilâfet vazîfesi, fıtrat-ı asli*yede meknûz istîdâdlarında, yâni fıtratında bu vazîfeyi yerine getirebilecek kâbiliyetleri taşıması itibâriyledir.

  6. #6
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. -devamı- 03/12/2009 perşembe

    Allâh Teâlâ, bu istîdâdın yeşermeye memur bir tohum gibi geliştirilerek matlûb neticeyi hâsıl edebilmesi için gerekli programı, yâni emir ve nehiyleri Kur'ân-ı Kerîm'de beyân etmiştir.

    Buna hakkıyla riâyet edenlerin mânevî derecelerini bildirmek üzere hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur:

    “Her kim Ben'im velî bir kuluma düşmanlık ederse, Ben ona karşı harb îlân ederim. Kulum, Bana en çok kendisine emrettiğim farzları îfâ ederek yaklaşır.

    Farzlara ilâveten işlediği nâfile ibâdetlerle de yaklaşmaya devâm eder; nihâyet Ben onu severim.

    Kulumu sevince de Ben âdeta onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Ben'den ne isterse mutlaka veririm, Bana sığınırsa onu korurum.” (Buhârî, Rikâk, 38)

    Âyet-i kerîmede:

    “Hamd, ancak Âlemlerin Rabbi olan Allâh'a mahsustur.” (el-Fâtiha, 1) buyrulur. Hak Teâlâ birçok âlem yaratmıştır.

  7. #7
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. -devamı- 03/12/2009 perşembe

    Bu âlemlerin 18.000'den 360.000'e kadar olduğuna dâir muhtelif rivâyetler bulunmaktadır.

    Bu rivâyetler, insan aklının âlemlerin sayısını idrâk edemeyeceğinden dolayı kesretten kinâye sayılabilir.

    Bütün bu âlemler:

    1. Halk âlemi,

    2. Emr âlemi,

    şeklinde iki esas sınıfta mütâlaa edilebilir. İnsanın yaratılışı bu iki âlem*den de hisse almıştır.

    Allâh Teâlâ'nın yaratmasının halk ve emr şeklinde olduğu âyet-i kerîmede şöyle bildirilir:

    “…Bilmiş olun ki, halk da emr de ancak Allâh'a âittir. Âlemlerin Rabbi olan Allâh ne yücedir!” (el-A'râf, 54)

    devamı var

  8. #8
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. -devamı- 07/12/2009 pazartesi

    Bu âyetle alâkalı olarak Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır, şu îzâhı yapmaktadır:

    “Baştan sona takdîr ve tekvîn (var etme) de O'nun, kabul etme ve şerîat koyma da O'nundur.

    Şu hâlde hacim ve miktârı bulunan yaratıklar da O'nun mülkü, onlar üzerinde cereyan eden hacimsiz miktarsız emirler de…

    Yâni yaratma da O'nun, yürütme de O'nun; cisim, madde ve şekil O'nun îcad ve yapısı, onları yürüten kuvvet ve rûh da O'nun tesir ve gücüdür.

    O'ndan başkası ne yokluğa vücud ne de mümkünlere vücûb verebilir.

    Var etme O'nun, vâcib kılmak O'nun, hârika O'nun, kanun O'nun, bütün mâsivâ (Allâh dışında her şey) O'nun hükmü altındadır; O'nun yaratma ve emrinden ibârettir.

    O ise her şeyi yaratan ve mutlak tasarruf sâhibidir; gerçekte ne O'nun îcâdına dayanmayan bir mevcûd bulunabilir, ne de onun emir ve îcâbına uymayan emirler, emir olabilir.”

  9. #9
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. -devamı- 07/12/2009 pazartesi

    Zaman ve mekânla mukayyed olarak yaratılmış varlıklardan teşekkül eden âleme “halk âlemi” denir.

    Buna mülk ve şehâdet âlemi de denilir.

    Zâhirî beş duyumuzla hissettiğimiz şeyler bu âlemdendir.

    Metafizik, mânevî ve derûnî âleme de “emr âlemi” denilir. Diğer bir ifâdeyle emr âlemi, zaman ve madde mevzuubahis olmaksızın Cenâb-ı Hakk'ın “kün” yâni “ol” emri ile var olan âlemdir.

    Buna melekût ve gayb âlemi de denilir. Akıl, nefs, rûh, kalb, sır vb. letâifler bu âleme âittir.

    Kur'ân-ı Kerîm'de:

    …De ki: Rûh, Rabbimin emrindendir!..” (el-İsrâ, 85) buyrularak rûhun da emir âleminden olduğu beyân edilmiştir.

    Bu iki âlemde cereyân eden iki ayrı yaratmaya işâret etmek üzere âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Bir şey yaratmak istediği zaman O'nun yaptığı (sadece) «Ol!» demekten ibârettir. (O da) hemen oluverir.” (Yâsîn, 82)

    _________
    1.Mudill: Müstehak olanları dalâlete sevkeden.
    2.Mütekebbir: Her şeyde ve işte yücelik ve azametini gösteren.
    3.Hâdî: Hidâyete eriştiren, murâda erdiren.

    Bâzı âlimler, insan vücûdundaki cismânî varlıklarla kâinâttaki varlık ve hâdiseler arasında bir irtibat kurarlar. Kemikleri dağlara, kılları nebâtâta, damarları nehirlere, nefes almayı rüzgarlara, konuşmayı gök gürültüsüne… benzetirler.

    Yâni kâinâtın küçültülmüş şekli olan insanda bir bakıma kâinâttan esinti ve izler bulunmaktadır.

    ..:: Nebiler Silsilesi ::..

  10. #10
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. Yaratılışımızın Başlıca Sebep ve Hikmetleri 07/12/2009 pazartesi

    1. İnsanın yaratılışının esas maksadı, Cenâb-ı Hakk'a kulluk ve mârifetullâhtır.

    Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “Ben cinleri 1 ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım!” (ez-Zâriyât, 56)

    Âyette yaratılışın gâyesi olarak zikredilen “kulluk” öyle şerefli bir mertebedir ki, onun bu yüce mevkii kelime-i şehâdette de görülmektedir.

    Nitekim orada Peygamber Efendimiz'in önce “kul” sonra “rasûl” olduğu ifâde edilmektedir. Bu da kulluğun daha öncelikli, risâletin ise kulluğun sınırları dâhilinde olduğunu göstermektedir.

    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisine aşırı tâzim gösteren kimselere:

    “Siz beni, hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz! Çünkü Yüce Allâh, beni rasûl edinmeden önce kul edinmişti.” (Heysemî, IX, 21) ikâzında bulunarak kulluğun kıymetini bildirmiştir.

    Diğer bir âyet-i kerîmede Allâh Teâlâ:

    “ (Rasûlüm!) De ki: Duânız (kulluk ve yalvarmanız) olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?! (Ne kıymetiniz var!) …” (el-Furkân, 77) buyurmaktadır.

    Kulluğun bir mânâsı da “mârifetullâh” yâni Cenâb-ı Hakk'ın tanınması ve bilinmesidir. Nitekim İmâm-ı Mâturîdî -rahmetullâhi aleyh-, îmân için iki esâsın mecbûrî olduğunu söylemektedir:

  11. #11
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. Yaratılışımızın Başlıca Sebep ve Hikmetleri -devamı- 07/12/2009 pazartesi

    a. Mârifetullâh

    İnsanın yaratılması, “kulluğun yerine getirilmesi” ve “Cenâb-ı Hakk'ın bilinmesi” gâyesine mâtuftur. Zîrâ yaratılışımızın sebebiyle alâkalı olarak yukarıdaki âyet-i kerîmede “Bana kulluk etmeleri için” (ez-Zâriyât, 56) buyrulmuştur.

    Bâzı müfessirler bu kelimeyi “Allâh'ı tanıyabilme, Rabbi kalbde tanımak sûretiyle mârifetullâha erme” şeklinde tefsir etmişlerdir. (İbn-i Kesîr, Tefsîr , IV, 255)
    b. Muhabbet

    Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede şöyle buyurur:
    “…Îmân edenlerin Allâh'a olan muhabbetleri ise her şeyden daha şiddetli ve daha kuvvetlidir…” (el-Bakara, 165)

    İnsanın yaratılmasına evveliyetle Cenâb-ı Hakk'ın varlığı ve mârifetini (bilinmesini) murâd etmesi sebep olmuştur. Nitekim hadîs-i kudsîde şöyle beyân buyrulmuştur:

    “Ben gizli bir hazîne idim. Bilinmemi arzu ettim (mârifetime muhabbet ettim) de (bu) kâinâtı yarattım…” (İ. Hakkı Bursevî, Kenz-i Mahfî )

  12. #12
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. Yaratılışımızın Başlıca Sebep ve Hikmetleri -devamı- 07/12/2009 pazartesi

    Dolayısıyla yaratılışımızın en önemli sebep ve hikmetlerinden bir diğerini de Cenâb-ı Hakk'ı her şeyden çok sevmek teşkil etmektedir.

    Çünkü O bizi sevmiş, sayamayacağımız sonsuz nîmetler lutfetmiş, bunun netîcesi olarak da kullarından en çok Zât-ı Ulûhiyet'ine muhabbet etmelerini ve diğer varlıklara duydukları muhabbetin bunu gölgede bırakmamasını istemiştir.

    Şâyet aksine davranırlarsa bunun büyük bir vebâli ve elîm bir azâbı mûcib olduğunu beyân etmiştir.

    Mevzuyla alâkalı bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:

    “Ey îmân edenler! Sizden kim dîninden dönerse (bilsin ki) Allâh onların yerine öyle bir kavim getirir ki Allâh onları sever onlar da Allâh'ı severler…” (el-Mâide, 54)

    Diğer bir âyet-i kerîmede de, fertlerin ve kavimlerin helâkinin âdeta birinci sebebinin, “muhabbetin kesilmesi” olduğu bildirilmektedir:

    “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesâda uğramasından korktuğunuz ticâretiniz, hoşlandığınız meskenler size Allâh'tan, Rasûlü'nden ve Allâh yolunda cihâd etmekten daha sevgili ise, artık Allâh hakkınızda (azap) emrini getirinceye kadar bekleyin. Allâh öyle fâsıklar gürûhunu hidâyete erdirmez.” (et-Tevbe, 24)

  13. #13
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. Yaratılışımızın Başlıca Sebep ve Hikmetleri -devamı- 07/12/2009 pazartesi

    Hadîs-i şerîfte ise îmânın halâvetini, ancak şu üç husûsiyeti taşıyan kimsenin tadabileceği bildirilmektedir:

    “- Allâh ve Rasûlü'nü her şeyden daha çok sevmek,

    - Îmandan sonra küfre düşmeyi, ateşe düşmek kadar tehlikeli görmek,

    - Allâh için sevmek ve Allâh için buğzetmek.” (Buhârî, Îmân, 9, 14; Müslim, Îmân, 67)

    Ancak Allâh'a muhabbetin şartı, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e gö*nülden ittibâ, iktidâ ve fart-ı muhabbettir.

    Yâni O'nda fânî olmaktır.

    Cenâb-ı Hak buyurur:

    “ (Ey Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh'ı seviyorsanız, Bana tâbî olunuz ki Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı mağfiret etsin! Allâh Gafûr'dur, Rahîm'dir.” 2(Âl-i İmrân, 31)

    Hadîs-i şerifte de Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e muhabbet hakîkî îmânın şartı olarak zikredilmiştir:

    “Nefsim kudret elinde olan Allâh'a yemin olsun ki, sizden biriniz, ben kendisine anasından, babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça hakîkî mânâda îmân etmiş olamaz.” (Buhârî, Îmân, 8)

  14. #14
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. Yaratılışımızın Başlıca Sebep ve Hikmetleri -devamı- 07/12/2009 pazartesi

    2. Cenâb-ı Hak yaratma sıfatındaki azamet ve hârikulâdeliği yâni san'atının yüceliğini göstermek için insanı yaratmıştır.

    Zîrâ insan bir yaratılış hârikası ve îcad bedîasıdır.

    Nitekim Zâriyât Sûresi'nin 20 ve 21. âyetlerinde şöyle buyrulur:

    “Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefslerinde Allâh'ın aza*metini gösteren deliller vardır. Görüp de düşünmez misiniz?”

    Ayrıca Cenâb-ı Hak, bir başka âyet-i kerîmede insanın yaratılış safhalarını bildirdikten sonra azametini şu şekilde ifâde buyurur:

    “…Yaratanların en güzeli 3 Allâh, ne yücedir!” (el-Mü'minûn, 14)

    İnsanın yaratılış bedîası olmasının bir diğer vechesi de mahlûkâtın en şereflisi ve Cenâb-ı Hakk'ın yeryüzündeki halîfesi kılınmasıdır.

    Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “Hatırla ki Rabbin meleklere: «Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım.» demişti...” (el-Bakara, 30)

    Müfessir İ. Hakkı Bursevî, âyeti kerîmedeki “halîfe yaratacağım” ifâdesini şöyle tefsîr etmiştir:

    “Kendi irâdemden, kudret ve sıfatımdan ona bâzı salâhiyetler vereceğim; o Bana izâfeten, Bana vekâleten mahlûkâtım üzerinde birtakım tasarruflara sâhip olacak; Ben'im nâmıma ahkâmımı icrâ edecek; o bu hususta asıl olmayacak; kendi zâtı ve şahsı adına asâleten ahkâmı icrâ edecek değil, ancak Ben'im bir nâibim ve vekîlim olacak. İrâdesiyle Ben'im irâdelerimi, Ben'im emirlerimi, Ben'im kanunlarımı tatbîke memur bulunacak. Sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak aynı vazîfeyi icrâ edecek olanlar bulunacak, «O (yüce Allâh) sizi yeryüzünde halîfeler kıldı.» (el-En'am, 165) sırrı zâhir olacak.” ( Elmalılı, Hak Dîni Kur'ân Dili, I, 299-300)

    devamı var

  15. #15
    .şüheda. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    18-03-2008
    Yer
    Şehr-i Yâr
    Mesajlar
    2.149
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @.şüheda.


    konu dışı msjlar silinmiştir.

  16. #16
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. Yaratılışımızın Başlıca Sebep ve Hikmetleri -devamı-

    Gerçekten insan, Hakk'a yakınlık bakımından meleklerin bile gıpta ettiği bir vasıf ve istîdâdda yaratılmıştır.

    Bu hakîkat âyet-i kerîmede şöyle ifâde buyrulur:

    “Muhakkak ki biz insanı ahsen-i takvîm üzere (en güzel biçimde) yarattık.” (et-Tîn, 4)

    3. Cenâb-ı Hak, esmâ-i ilâhiyesinin tecellîsini daha üstün bir seviyede göstermek için insanı yaratmıştır.

    “Allâh Teâlâ'nın ahlâkı ile ahlâklanınız.” (Münâvî, et-Teârîf , s. 564) hadîs-i şerîfi de bu mânâya işâret etmektedir.

    Zîrâ esmâ-yı ilâhiyenin en büyük nisbette tecellîsi, mahlûkât arasında daha ziyâde insanda görülmektedir.

    Meleklerde kibriyâ ve mudill gibi esmânın tecellîleri olmadığı için nefs engeli de yoktur, günah işlemezler.

    Bu sebeple nefs engelini aşıp vâsıl-ı ilâllâh ve halîfetullâh olabilme istîdâdı, yalnız insana lutfedilmiştir.

    Nitekim eşref-i mahlûkât olan Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Mîrâc'da, meleklerin en büyüğü olan Cebrâîl -aleyhisselâm-'ın bile geçemediği hudûdun, yâni Sidre-i Müntehâ'nın ötesine geçirilmiştir.

Sayfa 1/4 1234 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Sohbetin önemi (osman nuri topbaş hoca efendinin kitabından)
    By fuatulku in forum SİZİN YAZDIKLARINIZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26-02-2012, 19:20
  2. Cevaplar: 75
    Son Mesaj: 21-10-2011, 09:33
  3. Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 11-11-2009, 15:06
  4. mesnevi bahçesinden osman nuri topbaş hocaefendinin kaleminden
    By kays in forum Sahabeler ve İslâmî Önderler
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 12-10-2007, 17:05
  5. osman nuri topbaş efendinin resimleri
    By carizma560 in forum Kapatılan Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16-08-2007, 15:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş