Etiketlenen üyelerin listesi

HAZRET-İ ÂDEM a.s. Ezelde Allâh - celle celâlühû- yalnız kendisi mevcûd iken bilinmeyi murâd edip yüce sıfatlarının ve esmâ-yı ilâhiyesinin tecellîsi ile bu kâinâtı yaratmıştır. Cenâb-ı Hakk'ın bilebildiğimiz veya bilemediğimiz bütün ilâhî sıfatlarının en fazla tezâhür ettiği üç tecellî mekânı vardır: a. Kâinât b. Kur'ân-ı Kerîm

Bu konu 20702 kez görüntülendi 60 yorum aldı ...
NEBİLER SİLSİLESİ ( KURAN'I KERİM IŞIĞINDA ) (Osman nuri topbaş hoca efendinin kaleminden ) 5.00 20702 Reviews

    Konuyu değerlendir: NEBİLER SİLSİLESİ ( KURAN'I KERİM IŞIĞINDA ) (Osman nuri topbaş hoca efendinin kaleminden )

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı ve 20702 kez incelendi.

Sayfa 2/4 İlk 1234 Son
  1. #17
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    HZ.ADEM A.S. Yaratılışımızın Başlıca Sebep ve Hikmetleri -devamı-

    Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri insanın varlık âlemine gelişini ve bu varlık âleminden yine Hakk'a dönüşünü ne güzel ifâde eder:

    Ezelden aşk ile biz yâne geldik!
    Hakîkat şem'ine pervâne geldik! 4

    Tenezzül eyleyip vahdet ilinden, 5
    Bu kesret âlemin seyrâne geldik! 6

    Geçip fermân ile bunca avâlim 7
    Gezerken âlem-i insâne geldik!

    Fenâ buldu vücûd-i fânî mutlak,
    Bıraktık katreyi ummâne geldik!

    Nemiz ola Hudâyâ Sana lâyık?
    Hemân bir lutf ile ihsâne geldik!

    Umarız erelim bâkî hayâta,
    Civâr-ı Hazret-i Rahmân'e geldik!

    Geçip âhir bu kesret âleminden,
    Hüdâyî halvet-i sultâne geldik! 8

    Hâsılı insan, dünyaya gönderiliş maksadını idrâk ederek Cenâb-ı Hakk'ın kendisine bahşettiği sayısız nîmetlere nâmütenâhî şükrân hissiyâtı içinde bir kulluk hayatı yaşamalıdır.

    ___________
    1. İnsanın aslî bir cevher olarak topraktan yaratılmış olmasına mukâbil cinler, dumansız ve parlak ateşten halk edilmişlerdir. Kesâfetleri yoktur. Fakat kesâfet sâhibi muhtelif varlıkların şekillerine bürünme yâni temessül etme kâbiliyetleri vardır.

    Işık sür'atinde hareket kâbiliyetleri bulunmasına rağmen, birçok husûslarda insanlar gibi mütekâmil varlıklar değildirler.

    Seviye olarak insanlardan daha aşağıdadırlar. Sevgili Peygamberimiz kendine has bir özellik olarak hem insanlara hem de cinlere peygamber olarak gönderilmiştir.

    Bu sebeple O'na, insanların ve cinlerin Rasûlü mânâsında “Rasûlü's-sekaleyn” ; insanlara ve cinlere fetvâ veren İmâm-ı Gazâlî, Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi ve emsâli İslâm âlimlerine “müfti's-sekaleyn” ve ins ü cinne mânevî eğitimde bulunan mürşid-i kâmillere de “mürşidü's-sekaleyn” denir.

    2.Gafûr: Bütün günahları affeden. Rahîm: Affedip bağışlayan engin merhamet sâhibi. Mü'minleri âhirette mükâfatlandıracak olan.

    3.Arapça'da “halk: yaratma” kelimesi “bir şeyi îcad etmek” mânâsına da geldiği için başka varlıklara da izâfe edilebilmektedir. Bu sebeple “Ahsenü'l-Hâlıkîn: Yaratanların en güzeli” denilirken, Allâh'tan başka bir hâlık (yaratıcı) olduğu anlamına gelmez. Meselâ “Aliyyün ahsenü't-tullâb: Talebelerin en iyisi Ali'dir.” denildiğinde, sınıfta Ali ile beraber başka iyi talebelerin olması şart değildir. Sınıfta tek iyi talebe Ali olsa bile bu ifâde kullanılabilir ve bu “Ali çok iyi bir talebedir.” mânâsına gelir.

    4.Şem' : Mum, çerağ, kandil. Pervâne: Işığın (nûrun) etrâfında dönmeyi seven gece kelebeği.

    5.Tenezzül eylemek: İnmek, kibirsizlik. Vahdet: Yüce Allâh'a âit teklik âlemi; kulları için vuslat âlemi, kurb-i ilâhî.

    6.Kesret : Çokluk âlemi, bu dünyâ.

    7.Avâlim : Âlemler.

    8.Halvet : Yalnız ve tenhâ kalma.


    ..:: Nebiler Silsilesi ::..

  2. #18
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-'ın Yaratılması

    Kâinâtın hâlıkı ve mâliki olan Allâh Teâlâ, kendi varlığını bilmesi, ibâdet ve tâatte bulunması ve yeryüzünü îmâr etmesi için mahlûkâtın en şereflisi olarak “insan”ı yaratmayı murâd etti.

    Daha önce halkettiği ve sâdece ibâdetle vazîfelendir*diği meleklere bu ilâhî irâdesini şöyle beyân etti:

    “Hani Rabbin meleklere: «Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım.» buyurmuştu. Melekler: «Bizler hamdinle Sen'i tesbîh ve takdîs edip dururken, yeryüzünde fesad çıkaracak, kanlar dökecek bir kimseyi mi yaratacaksın?» dediler. Allâh da onlara: «Sizin bilemeyeceğinizi herhâlde Ben bilirim!» dedi.” (el-Bakara, 30)

    Allâh'ın bu buyruğu karşısında melekler, hep birlikte:

    “«Yâ Rab! Sen'i her türlü noksan sıfatlardan tenzîh ederiz, Sen'in bize öğret*tiklerinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Alîm ve Hakîm 1 olan ancak Sen'sin!» dediler.” (el-Bakara, 32)

    Hilâfet, vekâlet gibi asâletin mukâbili olarak başkasına niyâbet etmek yâni az veya çok onun yerini tutarak onu temsil etmek demektir.

    Burada halîfe , vekil mânâsında olup, Allâh'ın irâdesini yeryüzünde temsîl eden , emir ve nehiylerini tatbîk eden kimse demektir.

    Buna göre insan, Allâh'ın nûrunu tamamlamasına bir vâsıta ve vesîle olacaktır. 2

  3. #19
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-'ın Yaratılması -devamı-

    Vekâlet, aynı zamanda aslın nâibine bir şeref bahşederek onu tekrîm etmesidir. Cenâb-ı Hakk'ın peygamberlerini yeryüzünde halîfe kılması da bu kabîldendir.

    Zâten insana üflenen rûhta da, böyle bir emâret yâni bir yönetme vasfı bulunmaktadır. Yoksa bu hilâfet, hiçbir şekilde “ulûhiyete vekâlet” mânâsına gelmemektedir.

    Bu âyet-i kerîmede, Cenâb-ı Hakk'ın meleklerle bir nevî müşâveresinden bahsediliyor ve Allâh Teâlâ bir halîfe yaratacağını beyân ettiğinde melekler âdeta kendilerinin buna daha lâyık olduklarını sezdirmeye çalışarak, Allâh'ı çokça tesbih ve tenzih ettiklerini öne sürüyorlar.

    Ancak Cenâb-ı Hak, “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurarak bir bakıma meleklerin bu tesbih ve tenzih husûsiyetlerinin hilâfet için kâfî gelmediğini, kendisinden bir sır yâni rûh üflenmesi keyfiyetinin ve esmâ tâliminin buna vesîle olacağını ifâde buyurmuş oluyor.

    Dolayısıyla insan, bir îcâd bedîası, yâni ilâhî bir san'at hârikası olup hem zâhiri, hem de bâtını ile halîfeliğe lâyıktır.

    Allâh'ın hemen hemen bütün esmâsının kendisinde kâmil tecellîsi olan mükemmel bir varlıktır.
    ______________
    1. Alîm: Ezelî ilmiyle, olmuş ve olacak her şeyi hakkıyla bilen. Hakîm: Bütün emir ve işleri yerli yerinde olan.

    2.Nitekim Cenâb-ı Hak, İmâm-ı Âzam, İmâm Buhârî, Ahmed bin Hanbel Hazretleri, diğer mezhep imamlarımız ve tasavvuf büyüklerimiz gibi zâtları kıyâmete kadar dîninin devâmı için vesîle kılmıştır.

    ..:: Nebiler Silsilesi ::..

  4. #20
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    1. Melekler, insanın yaratılış hikmetinin ne olduğunu öğrenmek istemişlerdir. Yoksa bunu îtiraz olsun diye veya Hazret-i Âdem'e hasetlerinden dolayı yapmamışlardır. Zîrâ nassların bildirdiğine göre meleklerde Allâh'a isyan ve îtiraz etme vasfı, haset ve kin gibi kötü huylar bulunmaz.

    2. Meleklerin, insanın yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökeceğini levh-i mahfuzdan öğrenmiş olabilecekleri ihtimâli bulunmaktadır. Bu yüzden böyle bir suâl sormuş olabilirler. Nitekim bâzı kelâm âlimleri, meleklerin levh-i mahfûzu görüp okuyabildiklerini söylemişlerdir. 1

    3. Hak Teâlâ daha önce bu durumu onlara bildirdiği için böyle bir suâl sormuş da olabilirler.

    4. Bir başka görüşe göre de melekler, cinlerin bozgunculuk ve fesad çıkardıklarını daha önceden bildikleri için bu suâli sormuşlardır.

    Rivâyet edilir ki, Yüce Mevlâ, Âdem -aleyhisselâm-'ı yaratmak istediği zaman yeryüzüne:

    “Ben, senin toprağından kendime halîfe yaratacağım. Onlardan bana itaat edenler ve isyânda bulunanlar olacaktır. Bana itaat eden kimseyi cennete; isyân eden kimseyi de cehenneme sokacağım.” diye ilhâm etti.

    Sonra Allâh Teâlâ, dört meleği; Cebrâîl, Mîkâîl, İsrâfîl ve Azrâîl -aleyhimüsselâm-'ı sırasıyla yeryüzüne gönderdi. Onlardan, ayrı ayrı yerlerden birer avuç toprak getirmelerini istedi. Melekler bu emri yerine getirmek için yeryüzüne indiklerinde, yeryüzü:

    “–Bu alacağınız topraktan insan yaratılacak ve o, Allâh'a âsî olacak; bu yüzden de cehenneme girecek. Neticede benim bir parçam cehennemde yanacak!” diyerek toprağını vermek istemedi. 2

    Bunun üzerine Cebrâîl, Mîkâîl ve İsrâfîl -aleyhimüsselâm- yeryüzünden hiçbir şey alamadan Rab'lerinin katına dönüp şöyle dediler:

    “–Yâ Rabbî, yer sana sığındı, cehennemde yanmak üzere toprağını vermekten çekindi. Biz de kendisini zorlamayı uygun görmedik!”

    Ancak Azrâîl -aleyhisselâm- yeryüzünün bu sığınmasına:

    “–Ben de Allâh'ın emrini yerine getirmemiş olarak O'nun katına çıkmaktan yine O'na sığınırım.” şeklinde mukâbelede bulundu ve yeryüzünün muhtelif yerlerinden çeşitli renklerde kırmızı, beyaz ve siyâh topraklar aldı.

    Sonra bunları karıştırarak Cenâb-ı Hakk'a arzetti. Azrâîl -aleyhisselâm-'a, bu kararlılığından dolayı rûhları kabzetmek vazîfesi verildi. 3

  5. #21
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    İnsan topraktan yaratıldığı için toprağın özelliklerini taşır. Toprak, zaman zaman kurur, sıcaktan kavrulur, suya hasret çeker. Bir mevsim kışın cefâsına katlanır.

    Bereketli bahar yağmurları ile yeniden dirilir. Binbir güzellik, renk, koku ve âhengi ile ilâhî kudret nakışlarını sergiler.

    İnsanın da toprağa benzer ortak bir kaderi vardır. Dünyevî ihtirasların girdabında çöllerdeki kum fırtınaları gibi çalkalanır durur. Nefsin sultasında kendisini perişân eder.

    Ancak nefs engelini aşması neticesinde kâmilleşir. Toprağın bahar yağmurlarıyla hayat bulması gibi feyz ve rahmet tecellîlerine nâil olarak diğergâmlaşır.

    Böylece kendisine gelen nîmetleri, bir bahar bereketinin güzellik ve bolluğu içerisinde Allâh rızâsı için münbit topraklar misâli etrafına infâk eder.

    İnsanın fânî vücûdu, topraktan yaratıldığı için toprakla gıdâlanır ve neticede toprakta yok olur. Yâni aslına döner. Topraktaki bütün elementler, insan vücûdunda -az veya çok- mevcuttur.

    İnsan vücûdu, aynı zamanda toprağın ayrı bir görünüşüdür. Nitekim bir rivâyete göre Âdem -aleyhisselâm-, topraktan yaratıldığı için “Âdem” diye isimlendirilmiştir. 4 Âdem -aleyhisselâm-'ın topraktan yaratıldığı, âyet-i kerîmede şöyle bildirilir:

    “…Allâh onu topraktan yarattı. Sonra da ona «ol!» dedi ve (o da) oluverdi.” (Âl-i İmrân, 59)

  6. #22
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    Toprak, kırmızı, siyah, beyaz ve benzeri muhtelif renklere sâhip olduğu gibi ondan yaratılan insanlar da muhtelif renkler taşımaktadır.

    Aynı şekilde toprağın katı ve yumuşak tarafları olduğu gibi insanlar da kâbiliyet ve istîdâd olarak farklı farklıdır.

    Bu hakîkati âyet-i kerîme şöyle haber vermektedir:

    “Görmedin mi Allâh gökten su indirdi. Onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, değişik renklerde ve simsiyah yollar (yaptık) .
    İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allâh'tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allâh, Azîz'dir, Gafûr'dur.” (Fâtır, 27-28)

    Bu hususta Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de şöyle buyurmaktadır:

    “Allâh Teâlâ, Âdem'i yeryüzünün her tarafından aldığı bir tutam topraktan yaratmıştır. Bu sebeple Âdemoğullarının, o topraklara izâfeten bir kısmı kırmızı, bir kısmı beyaz ve siyah, bir kısmı da bu renklerin karışımındaki bir renkte; bir kısmı yumuşak, bir kısmı sert, bir kısmı iyi huylu, bir kısmı kötü huylu olarak (yâni muhtelif istîdâd, husûsiyet ve karakterde) dünyâya gelmiştir.” (Ebû Dâvud, Sünnet, 16)

    Rivâyet edildiğine göre , “Allâh, Âdem'in hilkat toprağını kırk gün eliyle yoğurmuştur.” (Taberî, Tefsir, III, 306) Bu günlerden her biri, keyfiyeti bizlerce meçhûl olan bir zaman dilimidir.

  7. #23
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    Kaynakların verdiği bilgiye göre Âdem'in yaratıldığı çamur, kırk sene kendi hâline bırakıldı. Kalıp olarak pişti. Üzerine otuz dokuz sene hüzün yağmuru, bir sene de sürûr yağmuru yağdı.

    Bunun için âdemoğlunun hüznü, sürûrundan daha çoktur. Hikmet ehli demişlerdir ki:

    “İşte dünyâ! Şâyet bir gün güldürecek olsa günlerce ağlatır.”

    Bahsedilen bu yağmur, maddî bir yağmur değil, mânevî bir tecellîdir. Mecâzen yağmur olarak bildirilmektedir.

    Hüzünden sonra, dâimâ sürûr gelir. Büyük mükâfâtlar, büyük sabır ve ıztıraplardan sonradır.

    Mîrâc mûcizesinin, cefâlı, ıztıraplı ve elemli Tâif Seferi'nin ardından ihsân edilmesi ve çileli bir Mekke devrinden sonra saâdetli bir Medîne devrinin gelmesi gibi...

    Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

    “Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten bu zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.” (el-İnşirah, 5-6) 5

    İnşirah Sûresi nâzil olduğunda Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Cenâb-ı Hakk'ın bir zorluğa karşılık iki kolaylık takdîr buyurmasına çok sevinmiş, son derece mesrûr ve mütebessim bir şekilde:

    “Bir zorluk iki kolaylığa aslâ gâlip gelemez. Çünkü «Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.» (el-İnşirah, 5-6) ” buyurarak ashâbının yanına çıkmıştır. (Hâkim, II, 575)

  8. #24
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    Hayatın meşakkatleri karşısında zor durumda kalan kimselere bir çıkış yolu göstermek üzere şâir şöyle der:

    “Herhangi bir zorlukla karşılaştığında İnşirah Sûresi'nin derin mânâlarını tefekkür et! Orada bir zorluk iki kolaylık arasında zikredilmektedir. Bunu iyice düşündüğün zaman ferahlarsın, sıkıntın zâil olur.”

    Muhakkak ki dünyâ, çeşitli çilelerle dolu bir imtihan mekânıdır.

    Âyet-i kerîmede bu hususla ilgili olarak şöyle buyrulur:

    “And olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz noksanlaştırma (fakirlik) ile imtihân ederiz. (Ey Rasûlüm!) Sabredenleri müjdele! O sabredenler ki, kendilerine bir belâ geldiği zaman: «Biz Allâh'a âidiz ve biz, elbette O'na döneceğiz!» derler. İşte Rablerinden mağfiret ve rahmet hep onlaradır. Ve hidâyete erenler de yalnız onlardır.” (el-Bakara, 155-157)

    Cemâdât ve nebâtâtta dahî yaygın bir sabırdan sonra olgunlaşma vardır.

    Baharın gelmesi, toprağın bir kış mevsiminde çektiği çileden sonradır.

    İnsan da çile ve sabırla olgunlaşır, kâmil insan hâline gelir.

  9. #25
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    Kur'ân-ı Kerîm'de Hazret-i Âdem'in topraktan yaratılış safhaları şöyle beyân buyrulmaktadır:

    1. Toprak Safhası

    “… (Allâh) Âdem'i topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi, o da hemen oluverdi. (Âl-i İmran, 59)

    İnsan topraktan yaratıldığı için toprağın farklı husûsiyetlerini bünyesinde taşımaktadır. Toprak killi, kumlu, sert, yumuşak olduğu gibi insanlar da tabiat itibâriyle farklılık arz etmektedir.

    Toprak çiğnenir, her şey onun üzerinde rahatlıkla işlenebilir. Toprak buna karşı hiçbir aksülamelde bulunmaz. İşte, insandaki sabır, tevâzu ve alçak gönüllülük gibi vasıflar buradan gelmektedir.

    Buna mukâbil, toprağın hareketsizliğinden atâlet ve tembellik gibi vasıflar da insanda tezâhür etmektedir.

    2. Çamur Safhası

    “Allâh yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratmış ve insanı yaratmaya da çamurdan başlamıştır.” (es-Secde, 7)

    Çamur safhasında su devreye girmektedir. Su, öncelikle temizleyicidir ve temizliği temsil eder. Bu açıdan da su insandaki iffeti, namusu ve maddî-mânevî temizlik duygularını temsil etmektedir.

    3. Yapışkan Çamur Safhası

    “…Şüphesiz Biz onları (Âdem ve neslini) yapışkan bir çamurdan yarattık.” (es-Sâffât, 11)

    Yapışmak, kopmamak insanın sadâkat duygusunu ve bağlılığını gösterir. İnsanın inat etmesi ve müdafaa ettiği fikirlerinde ısrar etmesi de bu safhanın bir neticesidir.

  10. #26
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    4. Havada Kurumuş Çamur Safhası

    “And olsun Biz insanı, (havada) kurumuş bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.” (el-Hicr, 26)

    Âyette zikredilen “salsâl: havada kurumuş çamur” safhasında “hava” unsuru devreye girmektedir. Hava, insanın çamuruna hareketliliği getirmiştir.

    İnsan tabiatındaki istikrarsızlık, döneklik, ahde vefâsızlık ve yıkıcılık vasıfları bu safhanın bir neticesidir.

    5. Şekillenmiş Balçık Safhası

    “Hani, Rabbin meleklere demişti ki: «Ben (havada) kurumuş bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan bir insan yaratacağım.»” (el-Hicr, 28)

    “Hame-i mesnûn: şekillenmiş balçık” safhası insanın şekil alma , terbiye ve tezkiye edilebilme husûsiyetine işâret etmektedir.

    Onun bu vasfının iyiye de kötüye de kullanılma imkânı vardır. Mühim olan ona, doğru bir istikâmet verebilmektir.

    6. Ateşte Pişmiş Çamur Safhası

    “Allâh insanı, ateşte pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” (er-Rahmân, 14)

    Bu safhada ateş unsuru devreye girmektedir. İnsanın kibir, gurur, kıskançlık, Allâh'ın emirlerine karşı gelme ve aldatıcı olma vasıfları ateşten neş'et etmektedir.

  11. #27
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    Mü'minûn Sûresi'nin 12-14. âyetleri Hazret-i Âdem'den sonra onun sulbünden gelecek her bir insanın yaratılış mâcerâsını şöylece hülâsa etmektedir:

    “And olsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta (ana rahminde) bir nutfe hâline getirdik. Sonra o nutfeyi, bir aleka (yapışkan ve döllenmiş yumurta) yaptık.
    Peşinden, o alekayı bir mudğa 6(bir çiğnem et) hâline getirdik; peşinden bu bir çiğnem eti, kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla (insan olarak) meydana getirdik. İşte yaratanların en güzeli 7 olan Allâh pek yücedir.” (el-Mü'minûn, 12-14)

    Tıp ilmi, bu bilgilere ancak asrımızda ulaşabilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de ise; Cenâb-ı Hak, insanın yaratılış safhalarını 1400 küsur sene evvel ilmî gerçeklere uygun bir sûrette haber vermiştir.

    Yukarıdaki âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, insanın ibretlerle dolu dikkate şâyân yaratılış safhalarından bahsetmektedir. Bu safhaların evvelini teşkîl eden çamur yâni Hazret-i Âdem'in yaratılışındaki toprak safhası, görünüm itibârıyla hiçbir zarâfeti bulunmayan değersiz bir maddedir.

    Bundan sonraki safhalar ise, atılmış değersiz bir su; yapışkan ve donuk bir kan pıhtısı; ağızda çiğnenmiş bir görüntü arzeden, câzib olmayan ve hattâ tiksinti veren bir madde... Daha sonra ilâhî kudret tecellîsiyle bir zarâfet ve ihtişâm manzarasını teşkîl eden san'at hârikası insanın teşekkülü...

    Müteâkıben maddenin ve rûhun dinçlik ve zindeliği, nihâyet bu gelişme seyrinin tersinden tekrârıyla, yine geldiği yer olan toprakta çürüyüp kayboluş!.. Ardından, çürümüş beden içerisinde âdeta bir cıva damlacığı gibi çürümeyen ve kendisine “acbu'z-zeneb” adı verilen tek bir tohumdan, bir bitkinin vücûda geliş seyrinin sür'atlendirilmiş şekli gibi yeniden ortaya çıkış ve diriliş!..

  12. #28
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    Cenâb-ı Hak, pek çok âyet-i kerîmede insanı bu kesret âlemindeki mâcerânın tefekkürüne dâvet etmektedir:

    “Kime uzun bir ömür verirsek, Biz onun yaratılışını (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviririz. Hiç (bu manzarayı) düşünmüyorlar mı? (Bu ibretli yolculuğu idrâk etmiyorlar mı?) ” (Yâsîn, 68)

    “Allâh sizi önce zayıf olarak yarattı, zayıflığın ardından size kuvvet verdi, kuvvetin ardından da tekrar bir zayıflık ve ihtiyarlık verdi. O, hakkıyla bilendir, her şeye kemâliyle kâdirdir.” (er-Rûm, 54)

    “Sizi o (toprak) tan yarattık, yine oraya döndüreceğiz ve sizi (mahşerde) bir kez daha ondan çıkaracağız!” (Tâhâ, 55)

    Bu hakîkat gösteriyor ki, insanın cesedi, dünyâda yaşadığı safhalarla ve kendi zâtî durumuyla fânîliğe mahkûmdur. Aslolan ve ebedî olan rûh-i sultânîdir ki, cen*net-cehennem, saâdet veya şek_vet yolculuğu bununla olacaktır.

    Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- der ki:

    “Cesedine yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü tenini besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezîl olup gidiyor.”

    “Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdâlar sun da, gideceği yere, ukbâ âlemine güçlü, kuvvetli gitsin!”

  13. #29
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ( Meleklerin Cenâb-ı Hakk'a Suâl Sormalarının Hikmeti )

    1. Bkz. Râzî, Tefsîr , XXXI, 114.

    2.Cemâdât olarak bildiğimiz varlıkların bile kendilerine âit mükellefiyetin ağırlığını fark edebilecek bir şuura sâhip olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- bir defasında Hazret-i Ebû Bekir, Ömer ve Alî -radıyallâhu anhüm- olduğu hâlde Uhud Dağı'na çıkmışlardı. Uhud, sallanmaya başladı.

    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:

    “Sâkin ol ey Uhud! Üzerinde bir nebî, bir sıddîk ve iki şehîd var!” (Tirmizî, Menâkıb, 18/3703) buyurdu.

    Öyle ki cemâdât, nebâtât ve hayvanâtın her biri kendi dillerinde Rab'lerini hamd ile tesbih etmektedirler.

    Bu husus âyet-i kerîmede şöyle beyân buyrulmaktadır:

    “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey O'nu tesbîh eder. O'nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbîhini anlayamazsınız! O, Halîm'dir, Gafûr'dur.” (el-İsrâ, 44)

    Hurma kütüğünün Efendimiz'in hasretiyle enîni (inlemesi), (Buhârî, Menâkıb, 25) Kızıldeniz'in Hazret-i Mûsâ ile Firavun'u ayırdetmesi (el-Bakara, 50) bunun en güzel misâllerindendir.

    Diğer bir misâl de şudur: Japon bilim adamı Masaru Emoto, donmuş su kristalleri üzerinde yaptığı araştırmada, bunların düzgün, estetik ve altıgen şekillerden meydana geldiğini ve bu kristallerin insan eli değmemiş tabiî kaynak sularında, insanı büyüleyecek kadar düzgün ve güzel şekle sâhip olduğunu fark etmiştir.

    İki ayrı kaba bu sulardan alarak deney yapmıştır. Üzerine sevgi, şefkat, duâ ve minnettarlık ifâdelerinin fısıldandığı birinci kaptaki suyun kristallerinin tabii ihtişamını koruduğunu; üzerine hakaret içeren sözlerin ve “şeytan” lafzının söylendiği suyun kristallerinin ise parçalanmış olduğunu ve bütün estetik özelliğini yitirerek şekillerinin bozulduğunu görmüştür. Aynı deneyde sular, güzel ve hoş mûsikîye ve rahatsız edici çirkin ritimlere de farklı tepki vermiştir.

    Masaru Emoto ulaştığı bu hakîkati daha da pekiştirmek için benzeri bir incelemeyi ayrı kavanozlara konulmuş haşlanmış pirinçler üzerinde de yapmıştır. Birinin içine “teşekkür” diğerinin içine “aptal” yazan kağıtlar bırakılan kavanozlara bir ay boyunca bu sözler telaffuz edildiğinde birinci kavanozdaki pirinçlerin beyazlığını ve tâzeliğini koruduğunu diğer kavanozdaki pirinçlerin ise karararak dışarıya kötü kokular vermekte olduğunu keşfetmiştir. (M. Akif Deniz, İlk Adım , Şubat, 2003)

    3. Bkz. Taberî, Târih, I, 89-90.

    4. Bkz. İbn-i Sa'd, Tabakât , I, 26.

    5. Bu âyetlerde “usr” (zorluk) ve “yüsr” (kolaylık) kelimeleri tekrar edilmiştir. Ancak “usr” elif-lâm takısı ile mârife olarak, “yüsr” ise nekra olarak gelmektedir. Arapça dil kâidelerine göre mârife kelimenin tekrar edilmesi aynı şeyi ifâde ederken, nekra kelimenin tekrarlanması farklı bir şeyi ifâde etmektedir. Bu sebeple “usr” iki defa tekrar edilmesine rağmen tek bir zorluk olarak kalmış, “yüsr” ise iki ayrı kolaylık olmuştur. (Bkz. Buhârî, Tefsîr, 94)

    6. Bir çiğnem et: Âyet-i kerîmedeki bu tâbir, asrımızda yeni keşfedilen bir Kur'ân mûcizesidir. İnsan yaratılışının üçüncü safhasını teşkîl eden mudğa dö*nemi, sanki çiğnenmiş ve üzerinde diş izleri kalmış bir et görünümündedir. (Geniş bilgi için bkz. O. Nûri Topbaş, Rahmet Esintileri , s. 178)

    ..:: Nebiler Silsilesi ::..

  14. #30
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem as. ( Rûhun Nefhedilmesi (Üfürülmesi )

    Cenâb-ı Hak insanın zâhirini bir avuç topraktan yarattıktan sonra ona mahlûkât arasında en yüce mertebeyi lutfederek kendinden bir sır nefhetmiştir. Bir cisim olarak yaratılan insanda canlılık, ancak rûhun üflenmesiyle başlamıştır.

    Bu bakımdan rûhun üflenmesi, her şeyden evvel Allâh'ın kuluna bir değer vermesi ve ona hayâtiyet kazandırmasıdır.

    Allâh Teâlâ, bu hakîkati:

    “Artık onu yaratıp muntazam bir insan kıvamına getirdiğim ve ona rûhumdan üflediğim zaman…” (el-Hicr, 29) âyet-i celîlesiyle beyân buyurmaktadır.

    Allâh Teâlâ'nın, Âdem -aleyhisselâm-'a rûhundan üflemesi, temsîlî bir ifâdedir.

    Bu, büyük bir hakîkatin, gelişmesini henüz tamamlamış bir çocuğa anlatılmasındaki zarûrete benzer bir keyfiyetin eseridir ve Cenâb-ı Hakk'ın kendisindeki bâzı husûsiyetleri kuluna onun istîdâd ve iktidârı nisbetinde vermesi demektir.

    İnsan, bu nefha ile birlikte Rabbinden aldığı emânetin bereket ve iktidârı ile Rabbini tanır, O'na kul olur.

    Esrâr-ı ilâhî ve azamet-i ilâhiyeye tâkati nisbetinde vâkıf olur. Bu vukûfiyetin merkezi ise, kalbdir.

    Burada kalb, fizikî bir varlık olarak değil, tahassüsün merkezi olan bir tecellî mekânı mânâsınadır.

  15. #31
    ummuhan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-09-2007
    Yer
    Arz
    Mesajlar
    12.940
    Adı geçen
    10 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ummuhan
    çok kayboluyorsunuz ortalıktan kays...

  16. #32
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Hazret-i Âdem as. ( Rûhun Nefhedilmesi (Üfürülmesi )

    Rûh-i Sultânî'ye mâlik olmak, insanı üç esaslı vazîfeyle mükellef ve bu vazîfeleri îfâ husûsunda bir iktidâr ile mücehhez kılar:

    1. Nefsini tanımak; kendi zâtını ve hakîkatini bilmek,

    2. Kendisinin mûcidini bilmek; Rabbini tanımak (mârifetullâh),

    3. Mûcidine karşı fakr u zarûretini bilmek; hiçliğe vâsıl olmak.

    Eserde vârid olmuştur ki:

    “Kim kendini tanırsa, Rabbini de tanır!” (Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ , II, 361)

    Yaratılan ilk varlık, nûr-i Muhammedî olduğu gibi, rûhların yaratılışında da O'nun rûhu ilktir.

    Diğer rûhlar, O'nun rûh-i şerîfinin kadr u kıymetinin bilinmesi için bir mücevherin mazrûfu kabîlindendir.

    Bu sebeple Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e “Ebu'l-Ervâh: Rûhların Babası ” denir.

    Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- anlatıyor:

    Ashâb-ı kirâm hazarâtı Allâh Rasûlü'ne sordular:

    “–Size peygamberlik ne zaman ihsân olundu?”

    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- cevâben:

    “–Âdem, rûh ile cesed arasında iken...” (Tirmizî, Menâkıb, 1) buyurdular.

Sayfa 2/4 İlk 1234 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Sohbetin önemi (osman nuri topbaş hoca efendinin kitabından)
    By fuatulku in forum SİZİN YAZDIKLARINIZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26-02-2012, 19:20
  2. Cevaplar: 75
    Son Mesaj: 21-10-2011, 09:33
  3. Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 11-11-2009, 15:06
  4. mesnevi bahçesinden osman nuri topbaş hocaefendinin kaleminden
    By kays in forum Sahabeler ve İslâmî Önderler
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 12-10-2007, 17:05
  5. osman nuri topbaş efendinin resimleri
    By carizma560 in forum Kapatılan Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16-08-2007, 15:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş