Etiketlenen üyelerin listesi

ZAYIF HADİS TASAVVUF MESELESİ Şeyh İsmail Çetin Efendi Tasavvuf ZAİF HADİS BULUNDUĞU MÜDDETÇE FUKAHA VE EHLİ TASAVVUF KIYASTAN KAÇINIR Uzun asırlardan beri bir taife ehli hadise, sofilere saldırarak zaif ve mevdu’ hadisleri kitablarında yazdıklarını iddia ederler. Son son zaman geçtikçe bazı ehli hadis ve hatta suri ve zahiri ulemadan bir taife, tasavvufun aslının felsefe olduğunu ve İslamda yeri olmadığını iddia ederler.

Bu konu 1772 kez görüntülendi 4 yorum aldı ...
Zayıf hadis tasavvuf meselesi 1772 Reviews

    Konuyu değerlendir: Zayıf hadis tasavvuf meselesi

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1772 kez incelendi.

  1. #1
    dostluk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    19-06-2007
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    5.730
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @dostluk

    ZAYIF HADİS TASAVVUF MESELESİ

    Şeyh İsmail Çetin Efendi Tasavvuf



    ZAİF HADİS BULUNDUĞU MÜDDETÇE FUKAHA VE EHLİ TASAVVUF KIYASTAN KAÇINIR

    Uzun asırlardan beri bir taife ehli hadise, sofilere saldırarak zaif ve mevdu’ hadisleri kitablarında yazdıklarını iddia ederler.

    Son son zaman geçtikçe bazı ehli hadis ve hatta suri ve zahiri ulemadan bir taife, tasavvufun aslının felsefe olduğunu ve İslamda yeri olmadığını iddia ederler.

    Bu iddialarının hepsi batıldır.Mesela Reis-ut-Taifeyn Cüneyd Bağdadi, sofilerin meşhur imamlarından biridir; diyor ki:”ALLAH Azze ve Celle’ye giden yolların hepsi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in eserlerine = sünnetine = şeriatine tabi olandan başkasına kapanmıştır.

    Buna delilimiz,”Andolsun Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de sizin için güzel örnekler vardır...” mealindeki ayettir.Kutb-ul-Hakkani Seyyid Şeyh Abdulkadir Geylani, Şeyh Ebu Hasen Şazeli, İmam Rabbani gibi zevatlar hepsi bu yolda zihab ettiler. Binaenaleyh bunları inkar etmek, dini inkar etmekten ibarettir.

    Evet inkar etmiyoruz ; sofilerden bir kısmı, kendilerine hal galebe çaldığı için bazı şatahatlarda bulunmuşlardır. Bunlar, normal bir müdakkik alimin şeriatten anladığı kadar şeriatle yaşamışlardır. Fakat bununla beraber, sekir hallerinde bazı sözler söylemişlerdir. Sonra kendilerine geldikleri vakitte d , dedikleri sözleri inkar etmişlerdir.

    Bir kısım da, Ehli Sünnet vel’Cemaatin itikadından ayrılıp iddia edildiği gibi sünnet-i seniyye dairesinden çıkmışlar ve hadlerini aşmışlar; kimisi Batıni, kimisi Hululi, kimisi Vücudi olmuşlardır.

    Bunların yüzünden bir milyondan aşkın eser yazan tasavvuf ulemasını inkar etmek, aklın karı değildir. En azında tasavvufun varlığı tevatürle sabittir, temeli ayet ve hadistir.

    Ehli hadisten bir kısmı, imam Ahmed bin Hanbel ile el-Haris = el-Hars bin Esed el-Muhasibi Ebu Abdullah arasındaki münazarayı görünce, zanneder ki İmam Ahmed bin Hanbel ve tabileri tasavvufa karşıdır; amma iş öyle değildir.

    Bilmiş ol ki, İmam Ahmed bin Hanbel radıyallahu anh, istenmedik şeylere sirayet edeceğinden endişe ettiği için kelam ilminde konuşanlardan yüz çevirirdi

    Bazılar: ”Sofiler, mürsel, munkatı ve zaif hadisleri rivayet ederler. İhyau-l-Ulum’da zaif hadisler var.” Demekle gençleri ehli ehli tasavvuf ulemasından vazgeçirmeye çalışarak ,onları feyz-u kemalatlarından mahrum etmeye sebeb olur; ve bu yüzden gençler, ALLAH’ın dostlarını sevecekleri yerine, meşru olmayan sevgilere çarpılır; hayatın dalgalarının dehşetine yakalanır ve sayıklar.

    Hafız Zebidi, Ğazali’den i’tizar ederek diyor ki :”Sonra Musannif İhyası’da bazı mürsel, maktu ve senedlerinde söz edilen hadisleri rivayet etmektedir. Çoğu zaman maktu ve mürsel; imamların rivayet ettikleri bazı müsned hadislerden daha sahih olur.Vera’da, bu suretle yapmak, birkaç sebebden dolayı caizdir...

    Kaldı ki biz, Mü’min olan selefimizde, kendilerinin bizden daha hayrlı olmalarına inanmaya memuruz.

    Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem üzerinde ve tabilerinin üzerinde söz uydurmazken, nasıl onlara söz uydurmayı yakıştırabiliriz?

    Çünkü onlar bizim çok fevkimizdedirler.

    Ve nitekim çok zaif hadisler, çok sahih senedlerle gelmektedir. Çünkü başka bir yoldan sahih senedlerle hadisin rivayet edilmesi muhtemel olduğu için zaif senedlerle sahih hadislerin reddedilmesi de mümkündür.

    Çünkü ilmin hepsini ihata edemedik.

    Yahudda hadislerin onunla muaattal olduğu ve hadis ravilerinin tad’if edildiği bazı şeyler, fukaha ve Arif-u Billah olan ulema nezdinde cerh ve ta’dil sayılmaz..

    Bakınız nice Acluni gibi hadis hafızları, ehli tasavvufa itirazda bulunmayıp sözlerini tasdik ederler. Kaldı ki sofilerin içerisinde de birçok ehli hadis var dır . Vesselam.

    Tahkim-i Sadat Şerhi Mişkat c.3 s.73 Üstaz Fakih Şeyh İsmail bin Mahfuz el Abbasi rahimehullah





    İsmail çetin hazretlerinin ALLAH kendisine şifalar versin ömrünü uzun ve bereketli eylesin - kendisinden istifadeyi ilmi taleb eden ümmedi muhammede nasip eylesin inşALLAH.. şerh-i mişkat adlı eserinin 1.cildinin sahife 76 'sın da şöyle diyor imam gazali r.a dan naklen.


    ''1 - Gazali der ki.: bizler rivayet etdiğimiz hadislerin kesinlikle batıl olduğuna inanmıyoruz.


    2 - Der ki; bizimle beraber naklettiğimiz hadisde huccetimiz vardır;o da ehli hadisin işiterek rivayet etmeleridir.eğer ALLAH nezdinde hakikatde hata ettilerse bu hata onlardan sakıttır.

    3 - Der ki; zaif haberler kitab ve sünnete muhalif değildir.; onu redetmek gerekmez.bilakis içinde ayet ve hadise delalet eden yani tefsir edenler de vardır.

    4 - Der ki; hadisin hakikatine muayeneden başka bir yolla ulaşılmaz.ve buna yol da yokdur.biz taklide ve nakledenlere hüsn-ü zandan dolayı tasdike mecbur olduk.kalbimiz buna mutmain oldu,sinirlerimiz yatıştı ve naklettiğimizi hak gördük;haberde geldiği gibi.


    Kaldı ki biz mümin mümin olan selefimizde , kendilerinin bizden daha hayırlı olmalarına inanmaya memuruz.


    Biz Resululullah sallallahu aleyhi ve sellem üzerinde ve tabi'lerinin üzerinde söz uydurmazken ,nasıl onlara söz uydurmayı yakıştırabiliriz.? Çünkü onlar bizim çok fevkımızdedirler..''

  2. #2
    dostluk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    19-06-2007
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    5.730
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @dostluk
    konuyla alakalı,sayın Ebubekir sifilin makalesinden bir bölüm..


    Bu yorumdaki yanlışa Dr.Ebubekir Sifil hocamızın makul anlatımıyla reddiyemizi sunuyoruz:


    3- Sünnet: Mezhep İmamları'nın içtihatlarının büyük bir kısmının Sünnet'e dayanıyor olması ve Sünnet'in ve hadislerin birçok noktada rasyonel bakış açısına aykırılıklar arz ettiğinin kabul edilmesi, temelde akılcılığa (rasyonalizm) dayanan reformist/modernist hareketi, Sünnet'i ve hadisleri de "sorgulamaya" itmiştir.

    Tabiatiyle modern akla ve bugünkü bilimsel verilere uymadığı kabul edilen birçok hadis, bu bakış açısı tarafından "uydurma" olarak kabul edildi.

    Bu yaklaşımı desteklemek için, sadece Kur'an'ın ilahî garanti altında olduğu ve Sünnet için böyle bir garantiden söz edilemeyeceği temel bir tez olarak ısrarla işlendi.


    Zira işin içine beşer unsuru girdiği anda şüpheci davranmak "bilimsel" davranışın bir gereği idi.

    Geçmiş alimler tarafından sahih olarak kabul edilmiş olsa da, pek çok hadis, reformist/modernist çevreler tarafından "uydurma" olarak damgalandı.


    Böylece Sünnet'in büyük bir kısmından kurtulma imkânı doğmuş oluyordu.

    Burada, alimlerin (buradaki "alimler"den kastımız, özellikle Fıkıh ve Usûl-i Fıkıh alimleridir), mütevatir ve meşhur kategorisine girmeyen hadisleri "ahad hadis" (veya "haber-i vâhid") olarak değerlendirmeleri ve bu tür hadislerin ilim bildirmeyeceğini söylemeleri de, reformist/modernist çevreler tarafından iddialarını destekleyici bir unsur olarak kullanıldı.


    Burada üzerinde durulması gereken bir diğer nokta da, "Kur'an'a aykırı hadis olamayacağı" söylemidir. Bu söyleme göre eğer herhangi bir hadis –isterse eski alimler tarafından mütevatir olduğu söylenmiş olsun– Kur'an'a aykırılık teşkil ediyorsa, onun sahih olarak kabul edilmesi söz konusu olamaz.

    Oysa Kur'an'a aykırı görüldüğü gerekçesiyle uydurma olduğu söylenen hadisler hakkında, meseleyi bütün veçheleriyle araştırmadan verilen bu hükümler, Hz. Peygamber (s.a.v)'in Sünneti'nin büyük bir kısmının iptal edilmesinden başka bir anlama gelmemektedir.

    Meselenin bir diğer yönü de, Sünnet'in yol göstericiliğine baş vurmadan Kur'an'a doğrudan gitme söyleminin bünyesinde barındırdığı tehlikeler ile karşımıza çıkmaktadır. Tam bu noktada 4. merhale ile karşı karşıya geliyoruz ki, meselenin en can alıcı noktasını da burası oluşturmaktadır.

    4- Kur'an: Kur'an ayetlerinin anlamı ve ihtiva ettiği hükümlerin anlaşılıp uygulanması noktasında Sünnet'in otoritesi de dahil olmak üzere hiçbir vasıta kabul etmeye yanaşmayan reformist/modernist anlayış, bu aşamada artık önünde uçsuz bucaksız bir hareket alanı bulmaktadır.

    "Fikir hürriyeti", "ALLAH'ın Kitabı'na aracısız olarak baş vurmak", "Kur'an'ın, kendisini "açık/anlaşılır" bir kitap olarak nitelendirmesi"... gibi pek çok söylem burada devreye girdi ve artık her isteyen, Kur'an ayetlerinden istediği hükmü çıkarma "özgürlüğüne" kavuşmuş oldu. !!!


    Yüzyıllar içinde bitmez tükenmez samimi çabalarla ve tam bir ehliyetle vücuda getirilmiş olan Tefsir ve Fıkıh kitapları, Müfessirler, Fakihler ve diğer ulema, binbir ithamla töhmet altında bırakıldı ve asırların bilgi birikimi hoyratça çiğnenerek devre dışı bırakıldı. !!!


    Oysa Kur'an'ın doğru anlaşılması ve tefsiri[9] için öncelikle ilmîliği ispatlanmış bir metot geliştirilmesi gerekir. Böyle bir metot olmadan Kur'an'dan hüküm çıkarmak, onu tahrif etmekle eş anlamlıdır. Nitekim günümüzde bunun büyük bir rahatlıkla yapıldığını görmekteyiz. Her isteyen, Kur'an'dan istediği hükmü çıkarmakta ve "ben böyle anlıyorum" diyerek işin içinden sıyrılmaktadır. !



    Dr.Ebubekir SİFİL


    itibarHaber

  3. #3
    dostluk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    19-06-2007
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    5.730
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @dostluk
    konuyla alakalı Feyzullah Birışık beyfendinin makalesi


    Geçen haftaki yazımı bazı okuyucularımız oldukça sert bulmuşlardı. Oysaki hafifti bence… Hatta neden hafif yazdım diye üzülmüştüm dersem abartmamış olurum… Ben bir müslüman olarak peygamberimi sever, sözlerinin de vahiy olduğuna inanır, hadisleri inkâr eden ya da peygamberimizin hadislerini aklına vurup ta eleştirenlerin bir ayağının küfürde olduğuna inanan bir müslümanım. Kesinlikle tekfir etmem o kişiyi… Ama küfür bir amelin tam ortasında derim…

    Bazı yazarlar ve ilahiyatçılar aynı kurumdan özel dersler almışçasına hadisleri kurnazca inkar ediyorlar. Okuyucu ve dinleyicilerine; Vallahi sizin hocanız hadis inkârcısıdır. Uzak durun bu kişilerden dediğimizde; ben hadis inkârcısıyım dediğini duymadık ki! Ya da konuşmalarında yer yer hadisleri işitiyoruz ama! Demeleri karşısında işin yoksa uzun uzun kurnazlıklarından bahset!

    İblis bile şeytanlığımdan secde etmedim demedi ve diyecek kadar keriz değil… Gel gelelim sahih bir hadisin nasıl inkâr edildiğine;

    1. Hadisleri kur’ana arz edelim…

    Soru bir; Hadisleri kim ya da kimler kur’ana arz edecekler?

    Soru iki; Bunca asırdır niçin arz edilmedi?

    Soru üç; Kimin kur’an bilgisine inanacağız?

    Soru dört; Kur’ana arz edecek kişi ya da kişileri kimler belirleyecek?

    Soru beş; Kur’ana arz etmek için hangi vasıfların ön plana çıkması lazım?
    Soru altı; Her ülkenin Buharisi ve Müslim’i faklı olunca bunu bir hristiyana nasıl izah edeceğiz?

    Soru yedi; Hadisçiler neden aldıkları hadisleri kurana arzederek hadis kitaplarını derlemediler?

    Soru sekiz; Kur’ana arz sözünün uydurma olduğunu âlimlerimiz hemen hemen her kitaplarında altını çizerek uyarmalarına rağmen neden bu söz hadis olarak alınmak isteniyor?

    Soru dokuz; Bu söz kimin işine gelir?

    Soru on; Dünya çapında otorite olmuş hadisçilerimiz bir hadisin sıhhat derecesini ölçerken neden kur’ana arz metodunu uygulamadılar?

    Sorularımızı çoğaltabiliriz… Maalesef Kur’ana arz fitnesi birçok kişinin sünnetten soğumalarına vesile oldu…

    2. ‘Benim peygamberim böyle söylemez’ diyerek bal gibi de sahih olan bir hadis kurnazca inkâr edilmiş oluyor… Bu kez şöyle sorular akla gelir;

    Bir; Benim peygamberim böyle söyler diyenin hükmü nedir?

    İki; Hadis kitaplarındaki hadislerin büyük bir çoğunluğuna benim peygamberim böyle demez diyerek ibadetleri hayatlarında çıkaranların hükmü nedir?

    Üç; Benim peygamberim böyle demez bir hadis tenkit kriteri midir?

    Dört; nerden bilelim senin peygamberinin öyle demeyeceğini?

    Beş; peygamberin öyle demediğine dair Sana vahiy mi geldi?

    Altı; Kimin peygamberine inanacağız?

    Yedi; Ahmedin Buharisi, Mehmedin Buharisi Çkarsa bu ümmetin hali nolacak?

    Sekiz; Sıra acaba ‘benim inandığım Allah böyle demez’’e mi gelecek?

    Dokuz; Hangi hadis âlimimizin kitabınının dipnotunda Benim peygamberim böyle demeyeceği için bu hadis zayıf ya da uyduruktur yazısını gördünüz?

    On; Benim peygamberim böyle demez demek islamın temel taşlarıyla oynamak demek değil midir?…

    3. Ahad hadislerin inkârı küfür değildir! (Haşa!)

    Bir; Yani tüm ahad hadisleri korkusuzca inkar edebilirsiniz!

    İki; İnkâr edeceğiniz hadisler hadislerimizin en az % 80’ nini teşkil edeceği için ibadetleri hayatınızda çıkarabilirsiniz!

    Üç; Hadis inkârının önü açılmış olacak… Bu fitneyi kim çıkarmışsa toplu halde hadisler nasıl inkâr edilire çok kurnazca bir çözüm bulmuş!

    Dört; Velevki inkârı küfür değil! Bu aleni mi söylenmeliydi?

    Beş; Hadislere gölge düşüreceği hiç mi akla gelmedi?

    Altı; Ahad hadislerin inkarı küfür değilse salih bir amel midir?

    4. Hiçbir hadis kitaplarında göremedim fitnesi:

    Bazen işitiyoruz bu türden sözleri… Sanki mübarek hadislerin tamamını ezber ve bilgisayar gibi bir beyne sahip. Gözünden kaçmış ya da bir anlık unutmuş olamaz mısın?

    Müzik konusunda hiçbir sahih nass yoktur diyen vakıf başkanı bir yazar buhari ve müslimdeki sahih hadisleri nasıl görmezlikten gelir? Al sana buhari ve Müslimdeki hadislerin kurnazca inkâr edilmesi!

    5. Akla ve Kur’ana ters diyerek hadislerin inkar edilmesi;

    Bir; Kimin aklını baz alacağız?

    İki; Onun çok akıllı olduğunu nasıl anlayacağız?

    Üç; akıl yarışması mı düzenlenmesi lazım?

    Dört; Dinimiz evrensel olduğu için tüm dünya genelinde akıl yarışmalarının düzenlenmesi gerekeçek. Jüriler kimler olacak?

    Beş; Dünyanın en akıllısı ya bir münafıksa!

    6. Hadislerin yazımının yasaklandığı hadisi alıp, serbest bıraktığı hadisleri görmezlikten gelmek:

    Adama sorarlar; hadislerin yazımının yasaklanması yazılı olarak mı gelmeliydi yoksa sözlü olarak mı? Madem yasaklandı neden yasaklandığı yazılarak geldi günümüze kadar?

    Maalesef akla ters demek te hadis inkârının modern olanı…


    Örnekleri çoğaltmak mümkün fakat ne zamanki hadisleri inkâr konusu gündeme gelse akidemin burnuna leş kokuları gelir ve canım sıkılır…

    Hadis inkârcılarını Allah’a havale, sizleri de Allah’a emanet ediyorum

  4. #4
    dostluk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    19-06-2007
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    5.730
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @dostluk
    Sünnete Fransız Kalanlar İçin

    Bu başlığı takriben on sene kadar önce Malatya’da eski apartman komşumuzun dükkânında sünnet konusunu konuştuktan sonra yazacağım ilk kitap başlığı olarak ajandama notlamıştım… O tarihe kadar kitap yazmak gibi bir düşüncem yoktu… Ama arkadaşımın sünnet konusundaki fikrini öğrenmiş olmam pek de önemsemediğim bir konuyu araştırmama vesile oldu…

    Arkadaşım; Kur’anın korunduğunu ama sünnetin korunmadığını ve bizleri bağlamadığını iddia ediyordu… Sünnet, vahiy olamaz ve peygamberimiz kuran dışında emir ve yasak koyamaz demişti… O saate kadar sünnetin önemi ve dindeki yerini hiç düşünmemiştim… Kaynağı belli olmayan hadisler dışındaki tüm sahih hadisler başımla gözüm üstüneydi ki hala öyle…

    Arkadaşımı ikna edecek bilgi birikimim yoktu ama yanıldığından adım gibi emindim… Konuşurken ses tonu ve mimik hareketleri sanki ‘ iyi ki de sünnet dinde delil değil! İyi ki tüm emir ve yasaklar kuranla sınırlı! Yoksa rahat bir hayat yaşamazdık!’ der gibiydi…

    İlginçtir, o gündür bu gündür o sapık görüşü savunanlar sanki tek bir okul mezunlarıymış ve aynı hocadan ders almışlarmış gibi aynı tavrı sergiliyorlardı konuşmalarında ve mimik hareketlerinde…

    İnanın sünneti hafife aşlan prof.’lar la da görüştüm akademisyenler ve araştırmacılar la da… Konuşma üslupları ve kaynakları aynıydı… Bu görüşe sahip olanların bazı ortak özellikleri dikkatimi çekti. Bunlar;


    1. Zekâlarına aşırı güvenirler
    2. Tartışmayı çok severler
    3. Ahiret kaygıları yoktur bunların
    4. İbadetlerinde oldukça gevşektirler
    5. Hemen hemen her ortamda ve yazılarında sünnete gölge düşürmeye çalışırlar
    6. İlim adamlarımızı ve sahabeleri adam yerine koymazlar.
    7. Laubalidirler
    8. Kurana davet ederler ama kuranı hayata nasıl taşıyacağınızı öğretmezler.Ki kendileri de bilmezler…

    Bu görüşe sahip olan kişilerin yazmış oldukları kitaplara baktığımızda şu başlıklar göze çarpar;

    1- Buhari’de birçok uyduruk hadis vardır! – Ki alakası yok.

    2- Hadislerin yazılması yasaklandığı için yıllar sonra kaleme alınan bir kitaba nasıl güveneceğiz?- Yine alakası yok. Çünkü hadislerin yazılmasının yasak olduğu genel değildi. ve o dönemde hadisler kaleme alındı.

    3- Hadisler kurana arz edilmeli. Paralellik arz ederse alınmalı… Oysaki o hadis dedikleri sözün sıhhat derecesini araştırmazlar. Âlimlerimiz hadislerin kurana arzı sözünün uydurma olduğu görüşünde ittifaklar.

    4- Kitaplardaki dipnotlara baktığımızda Müsteşrikler ve akılcı olan yazarları görürüz.

    Ehlisünnet âlimlerimiz Buhari ve Müslim’de uydurma hadislerin olmadığını söylerler… Yüzyıllardır okunan ve yaşanılmaya çalışılan bu hadislere uyduruk sözlerin karıştığını fitnelemek sanırım kâfirlerin işi olmalıydı… Ama gelin görün ki kâfirlerin saldırması gereken sünnet kalesi içten yıkılmaya çalışılıyor…

    Bu görüşe sahip olanlara sordum;

    ‘ kitaplarınızda Buhari’de yüzlerce uydurma sözlerin olduğunu söylüyorsunuz. Diyelim ki beş yüz tane uydurma söz karışmış… Neden geriye kalan binlerce sahih hasislerden bahsetmiyorsunuz? Neden o sahih hadislere şerh düşmüyorsunuz? Çıkardığınız dergilerde de aynı saldırıyı görüyoruz… Yaptığınız sempozyumlarda da bağırırcasına ikinci kaynağımıza gölge düşürüyorsunuz…’Vallahi siz samimi değilsiniz… Sadece sırıttıklarına şahit olursunuz bunların…

    Aradan yıllar geçti ve bu gibi düşünen insanları nasıl ikna edebilirim diye düşünmeye başladım… Öncelikle yapmam gereken şeyin sünneti eleştiren yazarların kitaplarını incelemekti ve öyle yaptım… Yayın dünyasının göbeğinde olmam o kitaplara kolayca ulaşmamı sağladı… Yerli ve yabancı çıkmış kitapları aldım ve muhtevasına baktım… İnanın aynı okul mezunları bunlar!

    Bu kez de sünneti savunan ilim adamlarımızın kitaplarını topladım. Yerli ve yabancı… Sünneti savunan ilim adamlarımız maalesef karşısındaki insanların sanki samimi ve arayış içinde olduklarını sanmışlar ve bunlara ilmi cevaplar vermişler… Kısmen haklı olabilirler ama bunları adam yerine koymamaları lazımdı sanki…

    Gerçi Arap ülkelerindeki sünnet düşmanları bizim ülkemizdekiler gibi mi bilmiyorum… Bunların niyetlerinin bozuk olduğunu ispat etmek lazım… Bir hippinin ya da bir sarhoşun gelip te: Mezhepler arasındaki fıkhi ihtilaflarını sormasına ne cevap verirsiniz ki?

    Şeytan bunları nasıl da kandırmış, ama farkında değiller…

    Allah’ım! Günün yirmi dört saati, dünyanın herhangi bir yerinde peygamberimizi örnek almamız mümkün iken , bu insanlar şeytana askerlik yapıyorlar.Peygamberinle aramıza girmeye çalışıyorlar…Allah’ım senin kitabına sıkıca sarıldığını sanıyorlar…Oysaki tartışmalarda gelip gelmek için sözlerinin Türkçe sini ezberliyorlar…

    Allah’ım sen bu insanların şerrinden bizleri koru…

    Özet olarak;

    1-Sünnet, kuranla beraber 1.kaynağımızdır.

    2- Sahih hadisler korunmuştur

    3- Sünnet vahiydir.

    Feyzullah BİRIŞIK

  5. #5
    dostluk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    19-06-2007
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    5.730
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @dostluk
    Sünnet de Kur’an gibi Şer’î delildir ve Yüce Allah Subhenehû ve Teala’dan gelen bir vahiydir.

    Sünneti terk edip yalnızca Kur’an’la yetinmek açık küfürdür. Böyle bir görüş İslâm’dan çıkarıcı bir görüştür.

    Sünnetin Allahu Teâla’dan gelen bir vahiy olduğu Kur’an’ın açık nassı ile sabittir.

    Allahu Teâla ayette şöyle buyurmaktadır:

    قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ

    De ki ben ancak vahy ile uyarıyorum.”[1]



    إِنْ يُوحَى إِلَيَّ إِلا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ

    “Bana vahyolunur. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”[2]



    إِنْ أَتَّبِعُ إِلا مَا يُوحَى إِلَيَّ

    “Ben ancak bana vahyolunana uyarım.”[3]



    إِنَّمَا أَتَّبِعُ مَا يُوحَى إِلَيَّ مِنْ رَبِّي

    “Ben ancak Rabimden bana vahyolunana uyarım.”[4]



    وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى (3) إِنْ هُوَ إِلا وَحْيٌ يُوحَى


    “O hevasından konuşmaz. Ancak O’na vahyolunur.”[5]



    Hiçbir şekilde tevile-yoruma yer bırakmadan, Resulün getirdiklerinin, konuştuklarının ve uyardığı şeylerin yalnızca vahiyden kaynaklandığı, vahiy ile sınırlı olduğu hususunda bu ayetlerin hem delaletleri hem de sübutu kat’idir-kesindir.

    Bu nedenle Sünnet de Kur’an gibi vahiydir. Kur’an’a bağlı kalmanın farziyeti gibi Sünnete bağlı kalmanın farziyeti de yine Kur’an’ın açık nassı ile sabittir.


    Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

    وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا

    “Resul size neyi verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa onu da bırakın.”[6]



    مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ

    “Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”[7]



    فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    “Onun emrine muhalefet edenlere bir fitnenin veya elim bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.”[8]



    وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ


    “Allah ve Resulü bir şeye hükmettiği zaman, mümin erkek ve mümin kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz.”[9]



    فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا


    “Dikkat edin! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.”[10]



    أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ

    “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin.”[11]



    إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمْ اللَّهُ

    “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah’da sizi sevsin.”[12]



    Getirdikleri hususunda Resule tabi olmanın farziyeti hakkında bu ayetlerin tamamı açık ve net ifadelerdir. Zira Resule itaat Allah Subhenehû ve Teala’ya itaattir..

    Getirdiklerine tabi olmanın farziyeti açısından Kur’an ve Hadis Şer’î delildirler. Bu konuda Hadis de Kur’an gibidir.



    Bu nedenle, “yanımızda Allah Subhenehû ve Teala’nın Kitabı var, yalnızca onda olanı alırız” demek caiz değildir.

    Çünkü bu ifadeden Sünneti terk anlaşılır. Bilakis Kur’an ve Sünnet bir araya getirilmeli ve Kur’an delil olarak alındığı gibi Sünnet de delil olarak alınmalıdır.

    Hadis olmaksızın yalnızca Kur’an’la yetinmek düşüncesinin bir Müslüman’dan çıkması caiz değildir.


    Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bu noktaya dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:



    يوشك أن يقعد الرجل منكم عَلَى أَرِيكَتِهِ يحدث بحديثي فَيَقُولُ بَيْنَنَي وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَلالاً اسْتَحْلَلْنَاهُ وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَرَامًا حَرَّمْنَاهُ وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ كَمَا حَرَّمَ اللَّهُ

    “Sizden bir adam çıkarak, koltuğuna yaslanır bir halde benden bir hadis okuyacak ve ardından da “sizin ile benim aramızda Allah’ın kitabı var. Onda helal bulduğumuzu helal kabul ederiz. Haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz” diyecektir. Hâlbuki Allah’ın Resulünün bir şeyi haram kılması Allah’ın haram kılması gibidir.”[13]



    Cabir’den merfu olarak gelen rivayette ise şu ifade yer almaktadır:


    من بلغه عني حديث فكذب به فقد كذب ثلاثة : الله , ورسوله والذي حدث به



    “Kim benden bir hadis duyarsa ve yalanlarsa, üç şeyi yalanlamış sayılır: Allah’ı, Resulünü ve kendisine hadis aktaranı.”[14]




    Bu nedenle; “Kur’an’la Hadisi kıyaslarız. Eğer Hadis Kur’an’a uymazsa onu terkederiz” denilmesi hatadır.


    Çünkü bu tür bir ifade Kur’an-ı tahsis etmek, mukayyet kılmak veya mücmelini açıklamak için gelen Hadisi terk etmeye götüren bir ifadedir.


    Hadis ile gelen bir şeyin Kur’an’a uymadığı veya Kur’an’da bulunmadığı görülebilir.


    Fer’i olanları asli olanlara ilhak eden Hadisler bu türden hadislerdendir.


    Kur’an’da olmayıp Hadisler vasıtasıyla ulaşılan birçok hükümler vardır.

    Özellikle açıklayıcı hükümler Kur’an’la değil yalnızca Hadislerle gelmiştir. Bu nedenle Hadisler Kur’an’a kıyas edilmezler.




    Hadisin getirdikleri alınır onun dışındakiler ise geri çevrilir. Gelen bir hadis, Kur’an’da manası kat’i olan bir nassla çeliştiğinde hadis dirayeten yani metin açısından reddolunur. Çünkü Hadisin anlamı Kur’an’la çelişmektedir.


    Kays’ın kızı Fatıma’nın rivayet ettiği aşağıdaki Hadis dirayeten reddolunan hadislerdendir.


    “Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem zamanında kocam beni üç talakla boşadı. Bunun üzerine ben Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’e geldim. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem benim için ne nafaka ne de ev hükmünü uyguladı.”

    Bu Hadis reddolunur. Çünkü Kur’an-ı Kerimdeki Allahu Teâla’nın şu ayeti ile çelişmektedir:

    أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ


    “Boşandığınız, fakat iddeti dolmamış kadınları gücünüz nisbetinde kendi oturduğunuz yerde oturtun.”[15]



    Bu durumda Hadis hem sübutu hem de delaleti kat’i olan Kur’an’ın nassı ile çeliştiği için reddolunur.

    Ancak hadis Kur’an’la çelişmiyorsa, Kur’an’ın ifade etmediği şeyleri kapsıyorsa veya Kur’an da olanın üzerine ilave yapıyorsa hem Kur’an’da olan hem de Hadiste olan alınır.


    Yoksa Kur’an’da geçtiği için biz Kur’an’da olan ile yetiniriz denilemez. Çünkü Allah her ikisini de emretmiştir. Her ikisine birden inanmak vaciptir.

    ..................................................

    [1] Enbiya: 45

    [2] Sad: 70

    [3] Ahkaf: 9

    [4] Araf: 203

    [5] Necm; 3,4

    [6] Haşr: 7

    [7] Nisa: 80

    [8] Nur-63

    [9] Ahzab: 36

    [10] Nisa: 65

    [11] Nisa: 59

    [12] Âl-i İmrân: 31

    [13] Hakim ve Beyhaki

    [14] Mecmu’ul Zevaid

    [15] Talak: 6

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 563
    Son Mesaj: 08-03-2016, 19:53
  2. En zayıf noktalarından vururlar
    By Mustafa Cilasun in forum Mustafa Cilasun
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-05-2014, 15:43
  3. Tasavvuf , Evliya ve Hadis inkarına dair...
    By levent48 in forum MÜNAZARALAR
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 20-09-2013, 00:33
  4. El Albani'nin zayıf dediği ama sağlam olan hadis
    By lafons7275 in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 08-08-2013, 13:08
  5. Ebubekir sifil,uydurma hadis meselesi
    By zekaikc in forum Sohbet Videoları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-10-2011, 15:02

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş