Irak İslami Direniş Sözcüsü Dr. Seyfeddin Mahmud ''Eğer Türkiye kendi içinde genel olarak görüşünü değiştirirse Irak’ta Yavuz Sultan Selim Han’ın döneminin tekrar etmesi mümkündür”

Allahuekber

Röportaj: Osman Akyıldız

Osman Akyıldız- Öncelikle Dr. Seyfeddin Mahmud kimdir? Bize hayat seyriniz hakkında bilgi vermeniz mümkün mü?

Seyfeddin Mahmud- Evvelâ bizimle iletişim kurduğunuz için size çok teşekkür ederiz ve Çarşamba’daki Faziletli Şeyh Mahmud Ustaosmanoğlu’na ve Şeyhülislâm İsmail Efendi Camii’nin cemaatine selâmlarımızı bildiririz. Faziletli Şeyh’den -Allah onu afiyette kılsın- ve kıymetli bağlılarından dua ve niyazlarını istirham eder, işlerinde istikamet üzere olmalarını temenni ederiz. Allah’tan bize, size ve bütün Müslümanlara başarı ve isabet dileriz.

Bu fakir kula gelince, ben sadece Irak İslâmî Direniş Cephesi’nin fertlerinden biriyim. Bu sorunuzun cevabını detaylı olarak vermek güvenlik problemi sebebinden bazı sıkıntıları beraberinde getireceği için ancak kendim hakkında şunu söyleyebilirim: İslâmî Hareket’in çocuklarından bir kardeşiniz… İslâmî ilimler alanında dersler aldı, usûl, fıkıh, ferâiz, mantık ve tefsir ilimleriyle ilgili bazı kıymetli, fâzıl ilim ehlinden şer’î icazetler aldı. Şeyhlerimden birisi –ki Allah onun ömrünü uzatsın, amelini çoğaltsın ve hepimize salih amellerle dolu bir hayatla göz kapamayı nasib eylesin- ilmî senedi Mevlânâ Hâlid en-Nakşibendî’ye -Allah ona rahmet eylesin- dayanmaktadır. Ondan da İmam Gazalî’ye dayanmaktadır. İcazet silsilesimiz Sultan Muhammed Fatih’in medreselerindeki senedlere ulaşmaktadır. Sonra, bütün bunlardan sonra çağdaş tarih konusunda ihtisas sahibi oldum. Allah’tan rahmet, güzel son ve ihlâs dilerim.


O.A.- Irak İslâmî Direniş Cephesi (CAMİ) ne zaman kuruldu ve meydanlara ne zaman indi? Bize hareketin başlangıcından, kuruluş sebeplerinden bahsetmeniz mümkün mü, örgütsel yapısı hakkında bilgi verebilir misiniz?

S.M.- Irak İslâmî Direniş Cephesi (CAMİ) resmi olarak 2004’ün Mayıs ayında kuruldu. Tabiî, hareketin ferdleri resmî olarak kurulmadan önce faaliyetlerini başlatmıştı. Biz yeni bir örgüt olarak kendimizi ilân etmeyi düşünmeden önce meydanları seçtik ve örgütün saflarını oluşturmayı yeğledik. Örgütün birinci hedefi Irak’ı tüm yabancı işgalcilerden kurtarmaktı, ikincisi ise direnişin birliğini sağlamaktı. Çünkü direnişin birliği ancak işgalcileri kovmakla mümkündür. Irak İslâmî Direniş Cephesi (CAMİ) bu hedefleri kendisi için lüzumlu görmüştür ve düşmanın saldırısına karşı askerî ve siyâsî birliği hedeflemektedir.


O.A.- Irak’taki silâhlı cemaatlerden birisi olarak askeri kanadınız olan Selahaddin Eyyubî Tugayları ne gibi bir rol oynadı?

S.M.- Selahaddin Eyyubî Tugayları önemli rollere ortak oldu. Bütün direniş gruplarının iştirak ettiği saldırılar düzenledi ve onlarla işgalciyi vurmak için cihâdî sabitelerimiz ve sivillerin kanlarını akıtmamak üzere ittifak ettik. Biz bu ilkemizi hep koruduk ve bunu yapılması gereken en önemli şey olarak gördük. Şu an düşman direnişi tasfiye etmek için direniş gruplarının içine girmeyi ve kendilerine bağlı bir takım planları icra etmek istemektedir. Biz her hâlükarda sabitelerimizi tercih ediyor, bütün cihad saflarındaki kardeşlerimize aralarında barışçı bir rol oynamaları konusunda tavsiyelerde bulunmaktayız.

“İşgalcilere Yönelik 410’u Video Kayıtlı Olmak Üzere 4000 Operasyon Gerçekleştirdik”


Cihad sahasındaki rolümüze gelince; çeşitli hedeflere yapılmış 4000’e ulaşan operasyonumuz oldu ve bunların 410 tanesini görüntülü operasyonlar oluşturuyor. İnternetteki sitemize girenler çeşitli hedeflere ve mekânlara yönelik yaptığımız, “100 atak” başlığıyla yayınladığımız operasyonları her gün görebilirler. Başta ve sonda Allah’a hamd ederiz.

Sonra biz cihadımızda çeşitli gruplar çıkardık ki bunlardan birisi kıymetli hanımlardan oluşan yeni bir tugaydı. Bu tugay düşmana saldırılarda bulunuyor. Çünkü şu an bizim yaptığımız müdafaa cihadıdır, ki her bir Müslüman erkek ve kadına farzdır. Bu cihad için kimseden izin almaya gerek de yoktur.

Selahaddin Eyyubî Tugayları’ndaki mücahidlerin askerî, rûhî ve terbiye metodu nasıldır?

Biz cihadımızda fikrî ve terbiyevî olarak İhvan-ı Müslimîn Medrese’sinden yola çıktık. Malûmdur ki şehid İmam Hasan el-Benna “Cihad” başlığı altında kıymetli bir risale yazmıştır. O kitap bizim için rûhî ve terbiyevî olarak istinadgâhımızdır. Lâkin şunu da deriz; kim ki işgalciyle savaşırsa bizim fikrimize muvafık olmasa bile savaşmayanlardan bize daha yakındırlar. Bizim duruşumuzdaki asıl, zabtedilmiş içtihadlarla kâim olan fıkhî duruştur. Bununla beraber biz bütün nasihatleri dinleriz ve direniş saflarına yol göstermeye ortak olan her fikri dikkate alırız.


O.A.- Ordunuzun işgalciyle savaşması için gerekli olan maddî gereksinimlerini nasıl karşılıyorsunuz?

S.M.- Öncelikle örgüt içinde mal tahsil ediyoruz, Irak’ın içinden ve dışından kardeşlerimiz vasıtasıyla sınırlı şekilde mal elde ediyoruz. Biz Allah-u Teâlâ’nın, “Kim ki Allah’tan korkarsa ona bir çıkış kılarız ve hiç ummadığı yerden onu rızıklandırırız” âyetini kendimize yardımcı olarak alırız.


O.A.- Diğer direniş gruplarıyla beraberliğiniz veya yardımlaşmanız var mı?

S.M.- Elhamdülillah yalnızca işgalciyi hedefleyen ve onları Irak’tan çıkarmayı arzulayan bütün gruplarla yardımlaşma ve beraberliğimiz var. Cephemizin ilânının gecikmesinin sebebi ise aceleyle cihad meydanlarına katılmamızdan dolayı oldu. Biz kendimizi açık bir metodla tarif ettik ve elhamdülillah Irak Direnişi Siyasî Meclisi’ni ilân etme kararıyla birlikte de tekrar metodumuzu açıkladık. Bu kararla niyetimiz, meydandaki Iraklı grupları birleştirmektir. Aynı şekilde biz diğer direniş gruplarıyla da ortak operasyonlar yapıyoruz. Meselâ Irak İslâm Ordusu, Irak’ın Hamas’ı, 1920 Devrim Tugayları ve diğerleriyle yaptığımız operasyonlar El-Cezire TV’de ve internet sitelerinde yayınlanmıştır.


O.A.- Irak ordusuna ve polisine karşı savaşıyor musunuz?

S.M.- Biz cihadımızı, müdafaa cihadı üzere kâim olan fıkhî hükümlerden alıyoruz. İmam Muhammed bin el-Hasen eş-Şeybânî bu meseleyi çok farklı yönlerinden ve durumlarından ele almıştır. Evet, biz işgalciyi ve işgalcilerin yardımcılarını hedefliyoruz. Polis ve ordunun çalışmaları insanların canlarını, mallarını ve güvenliklerini korumak olmalı. Ülkelerdeki orduların en mühim görevi o beldeyi hâricî düşmandan korumak ve sınırları tutmaktır. Bizim ordu ve polise yönelik siyâsî hitabımızı ve elektronik açıklamalarımızı sitemizde görebilirsiniz. Biz bu konuda Iraklı’nın Iraklı’yla dövüşmemesinin gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu işgalci düşmanın işine gelmektedir. Allah en doğrusunu bilir.

O.A.- İşgalin beşinci yılında Irak’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz. Sizce Amerika Irak’ta daha fazla dayanabilecek mi?

S.M.- İmam Zehebî -Allah ona rahmet etsin- Tezkiretü’l Huffaz’da diyor ki: “Bir müslümanın işi tamam olsa da olmasa da bitmez.” Bir şey üzerine hüküm vermek o işin tasavvurunun şûbesi olduğu gibi biz de deriz ki: Çatışmamız cidden uzun.


O.A.- Direnişin gidişâtını nasıl görüyorsunuz? Şu an Irak’ın muhtaç olduğu şey nedir?

S.M.- Bu soruları beş mesajla cevaplandırmamız mümkündür:

Birinci mesaj Irak İslâmî Direniş Cephesi (CAMİ)’ndeki kardeşlerimize… Şüphesiz ki biz Allah Subhânehû ve Teâlâ’ya ülkemiz Irak’ı işgal edenleri çok uzun da sürse ve de çok kayıp da versek çıkaracağımıza söz verdik. Şüphesiz ki ecir meşakketin kıymeti kadardır. O yüzden sabredin, sabırda yarışın, Allah’tan korkun ve O’na bağlanın. Şüphesiz ki buluşma yerimiz cennettir ve zafer ancak sabırla gelir.

İkinci mesaj direniş gruplarına... Biz ruhlarını Allah’a kurban eden herkese elimizi uzattık. Biz olaylar karşısında ortak duruşa ve ortak düşünceye sahibiz. Eğer nefislerimizden kaynaklanarak birbirimize eziyet edersek ve birbirimizin hakkına tecavüz edersek bu şeytanın aramıza soktuğu bir fitnedir. Aramızda bağ kuralım, birbirimize yakınlaşalım, dinimize ve vatanımıza hizmet edelim.

Üçüncü mesaj Irak halkına, Irak’taki muhlislere, Irak’ın birliğini, özgürlüğünü ve kanını muhafaza eden herkese… Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın buyurduğu gibi deriz ki: “Eğer siz Uhud’da bir acıya uğradınız ise, Bedir’de de düşmanınız olan o kavim aynı acıya uğramıştır. İşte böylece biz, zafer günlerini insanların kâh bir kesimine, kâh diğer kesimine nasib ederiz. Tâ ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şehidler edinsin. Allah zalimleri sevmez” (Âl-i İmrân; 140) Sabredin, bilin ki işgalcinin bize bir kedi kadar bile hayrı yoktur, ırzlarımızı kirleten düşmana zerre kadar sevgi beslemeyiz.

Dördüncü mesaj İslâm ve Arap alemine… Irak sadece Irak’tan ibaret değildir ve İslâm âleminin önemli bir noktasıdır. Burası düştüğü zaman, iyi bilin ki sıra diğer ülkelere de gelecektir. O yüzden ırzlarınızı ve beldelerinizi koruyun.

Beşinci mesaj Irak’ın tüm düşmanlarına... Bittiniz ve yenildiniz. Irak’ın tarihine bakınız, orası savaşçılar yurdudur. Ne kadar yara alırsa alsın ayakta kalmayı bilir Irak.


O.A.- İran hakkınızdaki tavrınız nedir? İran’ın Irak’taki gerçek rolü nedir?


“İran’ın Irak’taki kötü rolü ortadadır”


S.M.- İran’ın Irak’taki rolü tartışmasız vardır. İşgalciler bazı mühim kararları İran’la birlikte almaktadırlar. Şu an Irak hükümetindeki siyasete baktığımızda da bu durumu net bir şekilde görüyoruz. Mesela Abdulaziz el-Hekim’in Yargı Meclisi başkanı olduğu döneme baktığımızda Irak-İran savaşı için İran’a 100 milyar dolar vermeyi kabul ettiğini görüyoruz. Yine el-Caferî’nin Başbakan olduğu zaman aldığı ilk kararın İranlı tutuklar hakkında hiçbir sebep göstermeden af çıkarmak olduğunu görüyoruz. Yine İran istihbaratının şehirlerde ve Şiî milislerdeki etkisi de ortadadır. Onların çalışmaları birinci derecede kendi menfaatleri içindir, akaid ve fikirlerini de bunun için çok güzel kullanmaktadırlar. Umulur ki İran’ın bu plânlarından dolayı Iraklı direnişçiler işgalcilere ve onlara karşı tek vücud olarak hareket eder. Yine İran Bağdat’taki Sünnî mescidlerinin yıkılmasının arka plânındaki güçtür. İran’ın Irak’taki bu kötü rolü delile ihtiyaç duyulmayacak kadar açıktır.


O.A.- Lübnan Hizbullahı’nı niçin tenkid ettiniz? Hizbullah, Irak direnişine karşı mı durdu? Hizbullah’ın Irak’taki Şiî milisler içindeki rolü var mıdır, varsa bunlar nelerdir?

S.M.- Hangi mesele olursa olsun üç noktada incelenmesi gerekir: Fikrî ve akâidî açıdan, bu ilkidir. İkincisi tatbikat açısındandır. Üçüncüsü ise gelecekteki hedef açısındandır.


“Hizbullah İran İstihbaratının Elinde”

Hizbullah’la fikrî usûl olarak aramızda tartışmaların olması normaldir. Gelecekteki hedefine gelince; Hizbullah velâyet-i fakih nazariyesini hâkim kılmak istemektedir ve bu İran’ı taklid mercii olarak kabul etmelerinden ileri gelmektedir. Bu onların liderleri tarafından da açıkça söylenmiştir. Bununla birlikte biz Şia âlimlerinden Şiîleştirme konusunda velâyet-i fakih nazariyesine karşı olanları ve onu farklı yorumlayanları da görüyoruz. İşte Hizbullah’ın eski genel başkanı olan Şeyh Subhi et-Tufeylî Hizbullah’a hücum etmektedir ve İran istihbaratı tarafından nasıl da yönlendirildiğine dikkat çekmektedir. İran, içine Suriye ve Irak’ı da alacak şekilde Pakistan’daki Karaçi’den Lübnan’a kadar uzanan Büyük Fars Hilâli’ni oluşturmaya çalışmaktadır. Kim Hizbullah hakkında bilgi edinmek isterse Şeyh Subhi et-Tufeylî’nin derslerine müracaat etsin ve son Lübnan olaylarını iyice düşünsün.

Hizbullah Bağdat ve Basra’da muhaliflerine işkence eden ve tutuklayan milislerin eğitimini yaptırdı. Aynı şekilde Samarra olaylarından sonra Basra’daki mescidlerin patlatılmasına da iştirak etti. Hizbullah, Amerika-Siyonist kuşatmasına karşı olduğunu iddia ettiği bir vakitte, işgalciyi hedefleyen Irak direnişiyle beraber olmadı, bilakis onlarla işbirliği yaptı.


O.A.- Şiîlerin Irak’taki siyasî hakları konusundaki görüşünüz nedir?

S.M.- Biz her Iraklı’nın kanının haram olduğunu yineleriz. Her bir Iraklı’nın Irak’ta var olmaya ve yaşamaya hakkı vardır. Bizler dışarıdan bize dayatılan kanunlarla kendi içimizde farklı ırk ve mezheplerin arasındaki hususları ayırıyoruz. Çünkü fıkhî, fikrî, itikâdî tartışmalar ilmî bir şekilde ve tarafların âlimleriyle çözülür. Bu tür ayrılıkların olması birbirimizin kanını helâl olarak görmemizi gerektirmez. Dolayısıyla Sünnîler, Şiîler ve diğerleri Irak’ta mevcutlar!

O.A.- Mehdî ordusu ve Bedir Tugayları gibi Şiî gruplar hakkındaki duruşunuz nedir?

S.M.- Mehdî ordusu ve Bedir Milisleri işgalciyi hedeflese o zaman işgalciye karşı direnen olurdu. Bu sorunuza soruyla cevap vereyim: Onlar şu ana kadar kaç tane işgalci ordu mensubunu öldürdü? Buna mukabil Irak halkından Şiî ve Sünnî kaç kişiyi öldürdüler? Birinci sorunun cevabı olarak hatırda kalacak bir sayı verilemez. Çünkü işgalciye karşı savaşmıyorlar. İkinci sualin cevabına gelince; Irak’ın çocuklarından bir sürü insanı ve kendilerine muhalif olanları öldürdüler. Irak’ın güneyindeki ordu ve polis gücüne olan nüfuzları ve orada yaptıkları açık bir delildir.

O.A.- Şiî gruplar Amerika’ya karşı savaşmıyor mu?

S.M.- Irak halkından ihlâslı olanlar Amerika’ya karşı dururlar. Şiî grupların savaşmasına gelince; biz bu konuda onlardan hiçbir eser bile göremiyoruz. Çünkü onlarda esas olan fetva mercîlerinin verdiği fetvadır. Merciîleri ise işgalciye karşı savaşılmaması ve siyasî arenaya girilmesi konusunda fetva vermişlerdir. Necef olayları ve İmam Ali’nin -Allah ondan razı olsun-türbesinin bombalanması buna en büyük delildir. Çünkü hiçbir karşılık vermemişlerdir.

O.A- Bazı direniş gruplarının siyasî arenaya girdiği söyleniyor. Siz şu anda Irak’ta yürürlükte olan siyasî arenaya nasıl bakıyorsunuz?

S.M.- Bilinen hiçbir cihâdî grubun siyasî arenaya girdiğine dair elimizde bir bilgi yok. Çünkü siyasî yola giren bir grup kendi yolunu değiştirmiş olur ve metodunun yanlışlığını ortaya koymuş olur. Bu işi yapanlardan biz hiç kimsenin ihlâslı olduğunu zannetmiyoruz. Siyasî arena tamamen Amerikan maslahatlarına uygun düşmektedir. O yolla insanlara bir hizmet vermek mümkün değildir ve istikrar da elde edilemez.

Amerikan Kayıpları

O.A.- Irak’taki Amerikan kayıplarının sayısı hakkında neler söylersiniz? Gerçekte Amerika’nın kaybettiği asker sayısı kaça ulaşmıştır?

S.M.- Biz yaptığımız operasyonları vesikalandırıyoruz ve Amerika yönetiminin halkından gerçek kayıpları sakladıklarını düşünüyoruz. Amerikan kayıplarını tahmin etmek için tank, uçak, hamr, hamvee gibi askeri unsurlarına yönelik yüzlerce görüntülü operasyon yetmez mi? Bush yönetimi kayıplarını saklamak ve ölenlerin isimlerini gizlemek için durmadan komutanlarını değiştirdiğini iddia etmekte ve askerlerinin kimliklerini yok etmektedir. Irak cihadının hâsılatı büyük olmuştur elhamdülillah.

Irak Halkının Duruşu Osmanlı Hilafeti ile Beraberliktir

O.A.- Osmanlı Hilâfeti hakkında neler söylersiniz? Irak’ın Osmanlı Hilâfetindeki mevkii ne idi? Yavuz Sultan Selim’in Bağdat’a girerek Safevîleri kovması Irak’a nasıl bir etkide bulundu?

S.M.- Bütün Müslümanlar İstanbul şehrini ziyaret ettiği zaman oranın kendi başkenti olduğunu bilir. Irak halkının duruşu Osmanlı Hilâfeti ile beraberliktir. Osmanlı Hilâfeti Abbasi Hilâfetine uzanır ve Bağdat Kahire’ye uzanır ve İstanbul’da nihayete erer. Irak halkı Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve 4. Murad dönemlerini ve Irak’ı müdafaalarını unutamaz. Bağdat halkı, Irak Osmanlı Hilâfetinden koparıldığı zaman bunu kabul etmedi ve Başbakan Şeyh Abdurrahman en-Nakîb zamanında Irak’ın Osmanlı Hilâfetine yeniden bağlanmasını talep etmişti. Böylece Emir Abid Efendi’yi Irak için melik olarak aday göstermişti. Lâkin o sırada Hilâfet ilga edilmişti. Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh… Biz deriz ki; Eğer Türkiye kendi içinde genel olarak görüşünü değiştirirse, Irak’ta Yavuz Sultan Selim Han’ın döneminin tekrar etmesi mümkündür. Bağdat ahlâk ve şeriat ilmiyle kendi kurtarıcısını bekliyor. Allah yardımcımızdır.

O.A.- Tasavvuf hakkında neler söylersiniz? Irak’ın tarihinde ve Irak halkında tasavvufun yeri nedir?


“Bugün Şer’î Tasavvufa muhtacız”

S.M.- Her amel ateştedir, yalnız Allah rızası için yapılan müstesna. Tasavvuf ictihad kaidelerine, Kitab ve Sünnet’e mutabık olduğu zaman Allah’ın lütfüyle tam bir kâmilliğe eriştirir insanı. Biz bugün şer’î kayıtlarla kayıtlanmış olan, ictihad ve fetvalarla kâim şer’î ve ilmî tasavvufa ve ruh terbiyesinin yeniden iadesine muhtacız. Müslümanların Sultanı Muhammed el-Fatih’in (Fatih Sultan Mehmed) Şeyh Akşemseddin’den nasıl etkilendiği bizim için büyük bir tecrübedir. Biz şer’î tasavvufu cihad ruhuyla yeniden ikame ettiğimizde Allah’ın lütfüyle iş tamamdır.


O.A.- Genel olarak Müslüman halklara bir mesajınız var mı?

S.M.- Dünyadaki bütün gayretli Müslümanlara Allah’ın inâyetiyle deriz ki: Bugün Irak halkı düşmanla savaşmaktadır. Bugün bizler bu düşmanı öldürmekle sadece Irak’ı değil, bütün İslâm âlemini müdafaa etmiş oluyoruz. Biz sevgili Filistin davasını da savunmuş oluyoruz. Biz sizlerin duasına, yol göstericiliğinize ve yardımına muhtacız.


O.A.- Türkiye hükümetine ve Anadolu halkına yönelik bir mesajınız var mı?

S.M.- Türkiye hükümetine mesajımız; Irak davası sadece Iraklılara ait bir dava değildir. Eğer Irak düşerse Amerika Türkiye’ye girecektir. O yüzden bölgede Amerikan çıkarlarından ziyade dinî, târihî ve kültürel birlikteliği olan Irak halkıyla birlikte olma zaruretiniz vardır. Allah isabetli kararlar almayı nasip etsin.


O.A.- Son olarak Furkan dergimizin okuyucularına, hususen Üstadımız Mahmud Ustaosmanoğlu’na –Allah onu korusun- ve cemaatimize yönelik bir mesajınız var mı?

S.M.- Bütün kardeşlerimize bizim için dua etmelerini, bütün Müslümanlara Irak’ta cihadın silâhını taşıyan kardeşlerine dua silâhıyla yardım etmelerini tavsiye ederiz. Gece ortasında edilen dualar cihadın oklarıdır. Tereddütsüz bunlar Müslümanların düşmanlarına atılan bir silâhdır. Bu dualar genelde isabet eder ve kurşundan daha etkilidir. Faziletli Şeyh’e -Allah ona şifalar ihsan eylesin- gelince; Allah’ın düşmanlarına karşı Irak halkına yardım etmesi, saflarının birleşmesi ve işlerinin isabetli olması için dua etmesini istirham ederiz. Bütün kardeşlere de şu an öncesinden çok daha fazla birlik olmak için çalışılması gerektiğini hatırlatırız. Biz izzetliyiz. Biz Allah’ın her işe galib geleceğine inanmışız. Öyleyse ya zafer, ya şehadet…

Irak İslami Direniş Cephesi