O Allah ki: "Mü'minler yalnızca kardeştirler" buyurur. O Allah ki: İşte bu ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben de sizin (bir tek) Rabbinizim" buyurur. O Allah ki: "birbirinizle didişmeyin; sonra başarısızlığa uğrarsınız da (arkanızda size destek için esen ilahi) rügarınız kesilir" buyurur. O Allah ki: 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve asla bölünmeyin!' buyurur. O Allah ki: "Dinlerini paramparça edip fırkalara ayıranlar gibi olmayın!" buyurur. O Peygamber ki: "Birbirinizi sevmedikçe

Bu konu 6970 kez görüntülendi 33 yorum aldı ...
Allah'ın Ipine Sımsıkı Sarılın! 6970 Reviews

    Konuyu değerlendir: Allah'ın Ipine Sımsıkı Sarılın!

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 6970 kez incelendi.

Sayfa 1/3 123 Son
  1. #1
    muğlakgölge - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ordinaryus
    Üyelik tarihi
    19-04-2008
    Yaş
    35
    Mesajlar
    1.015
    @muğlakgölge

    O Allah ki: "Mü'minler yalnızca kardeştirler" buyurur.
    O Allah ki: İşte bu ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben de sizin (bir tek) Rabbinizim" buyurur.
    O Allah ki: "birbirinizle didişmeyin; sonra başarısızlığa uğrarsınız da (arkanızda size destek için esen ilahi) rügarınız kesilir" buyurur.
    O Allah ki: 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve asla bölünmeyin!' buyurur.
    O Allah ki: "Dinlerini paramparça edip fırkalara ayıranlar gibi olmayın!" buyurur.
    O Peygamber ki: "Birbirinizi sevmedikçe gerçek mümin olamazsınız, iman etmedikçe cennete giremezsin" der.
    O Peggamber ki: "Cahiliyye'de (olduğu gibi) asabiyete çağıran bizden değildir" buyurur.
    O Peygamber ki: "Birlik rahmet, ayrılık azaptır" buyurur.
    O Peygamber ki: " Size allah'ın kitabını bırakıyorum; ona sarılın ve kurtukun" buyurur.

    Ne diyordu Kur'an şairi akif: " Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
    toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez".

    Sözün özü: Dostlarıyla dalaşanlar düşmanlarıyla savaşamazlar, düşmanlarıyla savaşanlar dostlarıyla dalaşamazlar.

  2. #2
    grozny - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    27-09-2007
    Mesajlar
    497
    @grozny
    Alıntı muğlakgölge Nickli Üyeden Alıntı
    O Allah ki: 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve asla bölünmeyin!' buyurur.

    O Allah ki: "Dinlerini paramparça edip fırkalara ayıranlar gibi olmayın!" buyurur.


    O Peygamber ki: "Birlik rahmet, ayrılık azaptır" buyurur.

    O Peygamber ki: " Size allah'ın kitabını bırakıyorum; ona sarılın ve kurtukun" buyurur.

    Senin yazdıklarınla aşağıdakiler çelişiyor.
    Hangileri doğru?
    Ümmetin birliği mi rahmet yoksa ihtilafı mı?
    Peygamberimiz bize Kuranla beraber ve sünnetini mi yoksa Ehli-Beytini mi bıraktı?
    Yoksa sadece Kuranı mı bıraktı.
    -------------------------------------------------------------------------------
    "Ümmetimin ihtilafı rahmettir"

    "Ben, size iki şey bırakıyorum: Kur'an ve Ehl-i Beytim. Onlara uyarsanız kurtulursunuz."

    "Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız. Onlar da; Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir,"

  3. #3
    şah-ı velayet
    Alıntı grozny Nickli Üyeden Alıntı
    Senin yazdıklarınla aşağıdakiler çelişiyor.
    Hangileri doğru?
    Ümmetin birliği mi rahmet yoksa ihtilafı mı?
    Peygamberimiz bize Kuranla beraber ve sünnetini mi yoksa Ehli-Beytini mi bıraktı?
    Yoksa sadece Kuranı mı bıraktı.
    -------------------------------------------------------------------------------
    "Ümmetimin ihtilafı rahmettir"

    "Ben, size iki şey bırakıyorum: Kur'an ve Ehl-i Beytim. Onlara uyarsanız kurtulursunuz."

    "Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız. Onlar da; Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir,"
    sana katılıyorum grozny;
    Yüce Allah fırkalara bölünmeyin diyor ayetinde.
    fırka ne demek?
    fırka; mezhep,yol,rah demek.
    o zaman neden bir yol yok.
    Hz Muhammed hangi mezhebe mensuptu acaba.
    neden birlik yok.
    neden Ehli sünnet inancına göre hakka giden yol 4.
    hak doğrudan yanadır.
    doğruda 1 dir hak da.
    Hz. Resul Gadir-i Hum meydanında demedi mi?
    sizi iki emanet bırakıyorum; biri kuran biri işte ehlibeyt.

    [et-tabarani "zehair-ül-ukba" adlı kitabında (syf:16) abdul-aziz'den naklen buyuruyorki;

    Hz.Resul:
    - ben ve ehlibeytim, dalları dünyada, kökü cennette olan bir ağacız...
    bize tutunan herkes,Allah'a giden yolu bulmuş olacaktır.]

    temin ettiğim kaynak:ŞEYH SAFAEDDİN AKSOY Ehli sünnet alimi.
    İmam Ali İbni Ebu Talip'in FAZİLETLERİ ve YÜCE MENKIBELERİ
    can yayınları 1998
    linkte bulunan kitabın arka yüzünü okuyup bilgi edinebilirsiniz.
    [IMG] http://m.YollaYap.com/b22/536904137.jpg

  4. #4
    rıdvanuyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Doçent
    Üyelik tarihi
    18-01-2008
    Mesajlar
    736
    @rıdvanuyan
    Kur’an ve İnsan

    İnsan hakkında konuşmak zenginliği çeşitliliği ve tezatlarıyla kıyamete kadar devam edecek gibi görünüyor. Bu konuşma tüketilebilecek bir konuşma değil Konunun zorluğundan mı ya da konunun muğlaklığından mı veya isin nizamının böyle kurulmasından mıdır bilinmez. Hangisi olursa olsun yine netice isin nizamının böyle kurulmasına gelip dayanıyor. Kur’an-ı Kerim’i dikkatlice okursak; onun pek çok farklı konuşma ve söylemlere ipucu verdiğini görmekteyiz O yüzden de Islâm kültüründe fıtratı bozmamak ve fıtrat çizgisinden ayrılmamak kaydıyla herhâlde 40 50 ya da 100 çeşit konuşma söylem vardır. Bunların blok
    hâlinde olanları vardır.

    Meselâ insana ilişkin bir kelâm söylemi veya bir Ibn Sina ve Farabî söylemi vardır. Ibn Sina ve Farabî söylemi bir Ibn Arabî söyleminden oldukça farklıdır. Ama yine de dikkatle teemmülle tefekkürle
    dinlerseniz orada Müslüman insanı tanırsınız. Ama yine de insan denen zengin varlığın birtakım özelliklerinin her söylemde merkeze çekilerek bir söylem insasının yapıldığını fark edersiniz. Bu yanlış değildir Bu bir zenginlik getiriyor. Meselâ Ibn Arabî daha kozmik plânda daha nefesten başlayan ve gidebildiği yere kadar giden bir söylem stratejisiyle hareket ediyor Ama kelâmcı belki daha akıl merkezli ondan uzaklaşmanın kendisine hep korku
    getireceği düşüncesiyle hareket ediyor. Ağzından çıkan her sözün acaba manası var mı? gibi. O mana çok farklı zaten. Sufî de aynı şeyi söylüyor.

  5. #5
    NaR-ı FiRKaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    03-06-2008
    Mesajlar
    127
    @NaR-ı FiRKaT
    Allah razı olsun kardeşim..

  6. #6
    GÖK GÖZLÜM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Doçent
    Üyelik tarihi
    09-04-2008
    Yer
    yaşadığım yerde
    Mesajlar
    600
    @GÖK GÖZLÜM
    kurtulmak isteyenler ALLAHIN İPİNE SARILIN İNŞALLAH

  7. #7
    alanyali07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    11-05-2008
    Mesajlar
    6.024
    @alanyali07
    Alıntı şah-ı velayet Nickli Üyeden Alıntı
    sana katılıyorum grozny;
    Yüce Allah fırkalara bölünmeyin diyor ayetinde.
    fırka ne demek?
    fırka; mezhep,yol,rah demek.
    o zaman neden bir yol yok.
    Hz Muhammed hangi mezhebe mensuptu acaba.
    neden birlik yok.
    neden Ehli sünnet inancına göre hakka giden yol 4.
    hak doğrudan yanadır.
    doğruda 1 dir hak da.
    Hz. Resul Gadir-i Hum meydanında demedi mi?
    sizi iki emanet bırakıyorum; biri kuran biri işte ehlibeyt.

    [et-tabarani "zehair-ül-ukba" adlı kitabında (syf:16) abdul-aziz'den naklen buyuruyorki;

    Hz.Resul:
    - ben ve ehlibeytim, dalları dünyada, kökü cennette olan bir ağacız...
    bize tutunan herkes,Allah'a giden yolu bulmuş olacaktır.]

    temin ettiğim kaynak:ŞEYH SAFAEDDİN AKSOY Ehli sünnet alimi.
    İmam Ali İbni Ebu Talip'in FAZİLETLERİ ve YÜCE MENKIBELERİ
    can yayınları 1998
    linkte bulunan kitabın arka yüzünü okuyup bilgi edinebilirsiniz.
    [IMG] http://m.YollaYap.com/b22/536904137.jpg
    Güzel kardeşim ehl-i sünnet itikadında ehl-i beyti sevmek ve onlara hürmet etmek zaten esastır..
    Şeyh Safaeddin Aksoy, ehli sünnet alimi demişsin ,tanımıyorum, ama demek ki ehl-i sünnette ehl-i beyt sevgisi ve hürmeti varmış dimi? olmasa o kitabı yazmazdı dimi? (kitabın içeriğini bilmiyorum tabi)
    ehl-i beyti sevmek için şii olmak,alevi olmak,rafizi olmak gibi bir ölçü de yok,zira muhabbette ifrat merduddur..Bizim itikadımıza göre, ehl-i beyte sevginin elbetteki sınırları vardır,haddi aşmak yanlış olur..Peygamberlere bile sevgide dengeyi korumak lazım,Hristiyanların Hz.İsayı vasfetme biçimleriyle, İslam'ın vasfetme biçimi arasında ki fark gibi..
    Bir hristiyana da sorsan "Hz.İsayı çok severim" diyecektir..Ama bu sevgisi, ifrat bir sevgi olduğu için reddedilecektir..Biz müslümanlar olarak, Hz.İsa'yı seviyoruz dimi? O'nu Allah'ın büyük peygamberlerinden birisi olarak biliyor ve öyle görüyoruz,muhabbetimizi bu ölçüler dairesinde tutuyoruz,
    Hz.İsayı sevmek için hristiyan olmamız lazım diye bir iddia ortaya atılamaz dimi?

    Bir şii kardeşimiz de, ehl-i sünnete karşı "ehl-i beyti sevmek için alevi veya şii olmak zorundasınız" diyemez elbette..Çünkü zaten ehl-i sünnet akidelerinin içinde bu muhabbete yer verilmiş..Ama ölçüsü içinde..

    Gadir-i hum için ise; ehl-i sünnet alimleri bu konuyu da anlatmışlar, Gadir-i Humda Hz.Ali medhedilmiştir ama bu medhedilme hilafet vermek için değildi elbette..Hz.Aliyi üzenler olmuştu,bazı dedikodular olmuştu o sırada..

    Büyük İslam âlimi şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:
    Resulullah, Hazret-i Ali’yi Yemene hakim [Vali] yapmıştı. Beytülmalda olan bir cariyeyi Hazret-i Ali hizmetlerinde kullandı. Bu hareketi, dedi-kodu halini aldı. Bu dedi-kodu Resulullahın mübarek kulağına kadar geldi. Fitneyi önlemek için, Hazret-i Ali’yi sevmeyi emir buyurdu. (Kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır) buyurdu ki, (Beni seven, Aliyi de sevsin) demektir. Mevla kelimesi, Kur'an-ı kerimin birçok âyetinde vardır. Sevilen kimse manası verilmiştir. Bu hadis-i şerif, (Allah’a inanan, misafirine ikram etsin) hadis-i şerifi gibidir. Bu hadis-i şerif, yalnız Hazret-i Ali için değildir. Hazret-i Hasan için, (Ya Rabbi, Onu seviyorum. Onu sen de sev! Onu sevenleri de sev) buyuruldu. Resulullah Mekke ile Medine arasında bulunan Gadir-i Hum ismindeki yere gelince, Hazret-i Ali’nin elini tutup, (Kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır! Ya Rabbi, onu seveni sev! Onu sevmeyeni sevme) buyurdu. Sonra, Hazret-i Ömer, Hazret-i Ali’nin yanına gelip, (Ne mutlu sana ya Ali! Bütün müminlerin sevgilisi oldun) dedi."

    Görülüyor ki burada Hz.Ali'yi sevmemizi nasihat ediyor Resulullah(sav)..
    Hilafet verme gibi bir durum mevzubahis değil..Resulullah(sav)'ın sevmemizi istediği çok kişiler vardır, bunların hepsini hilafet anlamında mı anlıyoruz,başka hadis-i şeriflerde ensarı,muhaciri ve başka kimseleri de sevmemizi öğütler..Şimdi bunları sevin demek, bunları halife yapın mı demek?

    Hem Ahzab 33.ayetine göre, Allahü teala Resulullah(sav)'ın hanımlarına da "ey ehl-i beyt" diyerek hitap ediyor,Resulullah(sav)'ın hanımlarını inciten de ehl-i beyti incitmiş olmuyor mu burası da ayrı bir muamma..Ehl-i beyt sevgisi davasında olan şii itikadı kimselerin, Resulullah(sav)'ın zevcelerine ve ayetin hükmüyle "ümmetin anaları" olan ve Allahü tealanın "ey ehl-i beyt" dediği kimselere dil uzatmaları ne kadar çirkin olur kıyas edilsin..

    Ayrıca 4 doğru yol nasıl olmuş diyorsun?
    Evvela temellerinde farklılık yok..bariz bir ayrılık yok..sadece ameli konuların teferruatlarında farklılık vardır, bu da ictihad neticesindedir, ve 4 mezhep kendi aralarında birbirini hak kabul eder..Bir şafi, bir hanefiyi reddetmiyor;bir maliki bir hanbeliyi reddetmiyor,,demek ki ortada ayrılık gayrılık yok,demek ki ittihad hasıl olmuş,kin ve garaza dayalı bir ihtilaf yok,demek ki ayetin kötülediği tür bir ihtilaf değil,öyle olsaydı 4 mezhep arasında kin ve garazın hüküm sürmesi icap ederdi,böyle bişey de yok...


    bu konuda Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nurda şöyle beyan ediyor:

    "Eğer desen: "Hak bir olur. Nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?"
    Elcevap: Bir su, beş muhtelif mîzaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır, şöyle ki: Birisine, hastalığının mîzâcına göre, su, ilâçtır; tıbben vâcibdir. Diğer birisine, hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır. Diğer birisine, az zarar verir; tıbben ona mekruhtur. Diğer birisine, zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. Diğer birisine, ne zarardır, ne menfaattir, âfiyetle içsin; tıbben ona mübahtır. İşte hak burada taaddüd etti. Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki, "Su yalnız ilâçtır, yalnız vâcibdir, başka hükmü yoktur"?
    İşte bunun gibi, ahkâm-ı İlâhiye, mezheblere, hikmet-i İlâhiyenin sevkiyle ittibâ edenlere göre değişir; hem, hak olarak değişir ve herbirisi de hak olur, maslahat olur. Meselâ, hikmet-i İlâhiyenin tensibiyle İmâm-ı Şâfiîye ittibâ eden, ekseriyet itibâriyle Hanefîlere nispeten köylülüğe ve bedevîliğe daha yakın olup, cemaati bir tek vücud hükmüne getiren hayat-ı içtimâiye de nâkıs olduğundan, her biri bizzat dergâh-ı Kâdiü'l-Hâcâtta kendi derdini söylemek ve hususi matlûbunu istemek için, imam arkasında Fâtihayı birer birer okuyorlar. Hem, ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir. İmâm-ı âzama ittibâ edenler ekseriyet-i mutlaka itibâriyle, İslâmî hükümetlerin ekserîsi o mezhebi iltizam etmesiyle, medeniyete, şehirliliğe daha yakın ve hayat-ı içtimâiyeye müstaid olduğundan, bir cemaat bir şahıs hükmüne girip, birtek adam umum nâmına söyler; umum, kalben onu tasdik ve rabt-ı kalb edip-onun sözü umumun sözü hükmüne geçtiğinden, Hanefî mezhebine göre imam arkasında Fâtiha okunmaz. Okunmaması ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir. "

  8. #8
    şah-ı velayet
    Bir hristiyana da sorsan "Hz.İsayı çok severim" diyecektir..Ama bu sevgisi, ifrat bir sevgi olduğu için reddedilecektir..
    fakat biz kimseyi Allah ın oğludur diye bir iddiada bulunmuyoruz

    her zat ı kendi mevkisinde çok seviyoruz

    bunun batıni alemde karşılığını da alıyoruz

    gören göze aşk olsun

  9. #9
    alanyali07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    11-05-2008
    Mesajlar
    6.024
    @alanyali07
    Alıntı şah-ı velayet Nickli Üyeden Alıntı
    fakat biz kimseyi Allah ın oğludur diye bir iddiada bulunmuyoruz

    her zat ı kendi mevkisinde çok seviyoruz

    bunun batıni alemde karşılığını da alıyoruz

    gören göze aşk olsun
    Allahü teala herkese hakikatleri görmeyi nasip etsin diyelim o zaman kardeşim, en güzel o dimi?

  10. #10
    şah-ı velayet
    Alıntı alanyali07 Nickli Üyeden Alıntı
    Allahü teala herkese hakikatleri görmeyi nasip etsin diyelim o zaman kardeşim, en güzel o dimi?


    Hicretin onuncu yılında, Zilhiccet-il Haram ayının on sekizinde[5] Resulullah (s.a.a) vedâ haccından dönerken[6] Gadir-i Hum bölgesinde, Cuhfe ismindeki bir menzilde,[7] Medine, Mısır ve Şam (Suriye) yollarının ayrımında[8] Resul-i Ekrem'e (s.a.a) şu ayet nazil oldu:

    "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevi) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır." (Maide, 67)

    Bu ayet indikten sonra, Resul-i Ekrem (s.a.a) kervanlara durmalarını ve oracıkta bineklerinden inmelerini emretti. İleridekileri çağırttı, geride kalanlar da gelip yetiştiler.[9]

    Sonra ashabını, dağılmamaları için oradaki dikenlerin gölgesinde gölgelenmekten alıkoydu, ağaçların dibini de diken, çör-çöpten temizlemelerini buyurduktan sonra[10] halkı cemaat namazına davet etti.[11]

    Ashap bir diken ağacının dalları üzerine elbiseler atarak Resulullah (s.a.a) için bir gölgelik hazırladılar.[12] O hazret öğle namazını o yakıcı sıcaklıkta,[13] o cemaatla birlikte kıldıktan sonra, hutbe için ayağa kalktı. Allah'a hamd-u senâve insanlara öğüt ve nasihatte bulunduktan sonra şöyle buyurdu:

    "Yakında ben (İlahî) davete icabet edeceğim; (dünyadan göçüp gideceğim). Ben de, siz de Allah katında sorumluyuz. O gün siz Allah'a ne cevap vereceksiniz?" Oradakiler hep bir ağızdan:

    "Senin risaletini tebliğ ettiğine, bize nasihat edip hayrımızı istediğine tanıklık edeceğiz; Allah seni hayırla mükafatlandırsın!" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve peygamberi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ediyor musunuz? diye sorunca da insanlar, "evet" dediler. "Bütün bunlara tanıklık ederiz." Bu defa da, "Benim sesimi duyuyor musunuz?" diye sordu. Buna da "evet" cevabını verdiler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu:

    "Ey insanlar! Ben sizden önce, sizden ayrılacağım ve siz Kevser Havuzu'nun başında bana geleceksiniz. O öyle bir havuzdur ki, genişliği Busrâ'dan San'â'ya kadardır.[14] O havuzun kenarında, gökteki yıldızların sayısınca gümüş kadehler vardır. Ben orada, sizin aranızda emanet bıraktığım iki paha biçilmez şeyi soracağım. O halde benden sonra o iki şeye nasıl davranmanız gerektiğine dikkat edin!"

    Bu arada halkın içinden biri seslenerek, "Ya Resulullah! O iki paha biçilmez şey nedir?" diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu:

    "Onlardan biri, bir tarafı Allah'ın elinde ve diğer tarafı ise sizin elinizde olan Allah'ın Kitabı'dır. Ona yapışın; sapmayın ve değiştirmeyin; diğeri ise, İtretim olan Ehl-i Beytim'dir. Latif ve her şeyden haberdar olan (Allah), bu ikisinin (Kevser) Havuzu'nun başında bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmayacağını bildirdi. Ben Allah'tan bunu istedim. O halde, o ikisinden öne de geçmeyin, arkaya da kalmayın; yoksa helak olursunuz. Onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın; çünkü onlar sizden daha bilgilidirler."

    Sonra şöyle devam etti:[15]

    "Benim müminlere kendi nefislerinden daha evla ve üstün olduğumu (onlar üzerinde tasarruf ve yetki sahibi olduğumu) bilmiyor musunuz?"

    Halk "Evet, ya Resulullah biliyoruz!"[16] diyince şöyle buyurdu:

    "Benim her mümine kendi nefsinden daha evla olduğumu bilmiyor musunuz?" Halk yine "evet, biliyoruz ya Resulullah!" dediler.[17]

    Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) Ali'nin elinden tutarak koltuğunun altındaki beyazlık görününceye kadar kaldırıp[18] şöyle buyurdu:

    "Ey insanlar! Allah benim mevlamdır, ben de sizin mevlanız-efendinizim.[19] O halde ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır."[20] "Allah'ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.[21] Ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak.[22] Ona muhabbet edene muhabbet et, ona buğz edene buğz et."[23] Sonra şöyle buyurdu: "Allah'ım sen de şahid ol"[24]

    Ravi der ki, daha bu ikisi (Resulullah ve Ali) birbirinden ayrılmamıştı ki şu ayet nazil oldu: "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim." (Mâide/3)

    Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Dini mükemmelleştiren, nimetleri tamamlayan, benim risaletimden ve Ali'nin velayetinden hoşnut olan Allah en yücedir."[25]

    Yakubi kendi Tarih'inde Medine'de nazil olan ayetlerden bahsederken şöyle yazar: Resulullah'a (s.a.a) nazil olan en son ayet "Bugün size dininizi kemale erdirdim" ayetidir. Bu rivayet sahihtir. Bu ayet, Resulullah (s.a.a) Gadir-i Hum'da Ali b. Ebi Talib'in velayet ve hilafetini açıkça herkese duyurduktan sonra nazil oldu.[26]

    Bu törenin ardından Ömer b. Hattab Hz. Ali'yi görerek şöyle dedi: "Ey Ebu Talib oğlu, ne mutlu sana! Erkek ve kadın her mu'minin velisi-efendisi oldun."[27]

    Başka bir rivayette ise şöyle geçer: Ömer b. Hattab Hz. Ali'ye "Ne mutlu sana ey Ebu Talib'in oğlu!" dedi.[28]


    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] - Nâsih-ut Tevârih, Hicret Bölümü, S.499, Bihâr-ül Envâr, C.21, S.405.

    [2] - Siret-u İbn-i Hişam, S.605, Nâsih-ut Tevârih, Hicret Bölümü, S.499, Bihâr-ül Envâr, C.21, S.405, El-Hisal, C.2, S.84.

    [3] - Bihar-ül Envâr, C.37, S.113. Hutbenin son bölümü (Bilin ki sizden bazi kisiler...), cüzî bir farkla Ehl-i Sünnet'in Şu kaynaklarında da nakledilmiştir: Sahihi Buhâri, Maide Suresi tefsirinde "... ve kuntu aleyhim şehîdâ..." babında ve Kitab-ül Enbiya "... ve ittehazallahu..." babında ve Sahihi Tirmizi "Saffet-ul Kıyame" ve "...Macâe fî şa'n-il Haşr..." babları ve Tâhâ Suresi tefsiri kısmında. Sahihi Buhari, Kitab-ur Rıkâk, Fi'l Havz bâbı, C.4, S.95 ve Kitab-ül Fiten "Ma-câe fi kavlillahi Teala" babı ve Sünen-i İbni Mâce, Kitab-ül Menâsik, "Hutbet-u yevmin-nehar" babı, 5830. hadis ve Müsned-i Ahmed, C.1, S.453 ve C.3, S.28 ve C.5, S.48. Sahihi Müslim, Kitab-ül Fezâil, "İsbât-u havz-ı nebiyyina" babı, C.4, S.1800 40. hadis

    [4] -]- Bihar-ül Envâr, C.37, S.113.

    [5] - Hakim Haskani, c.1, s.192-193.

    [6] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.105 ve 163-165.

    [7] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.163-165; İbn-i Kesir, c.5, s.209-213.

    [8] - Mu'cem-ul Buldan, "el-Cuhfe" maddesi

    [9] - Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.213.

    [10]- Mecma-uz Zevaid, c.9, s.105 ve İbn-i Kesir, c.5, s.209'da buna yakın söyler.

    [11] - Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.6, s.281; Sünen-i İbn-i Mace, "Fazl-u Ali (a.s)" babı; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.209-210.

    [12] - Müsned-i Ahmed, c.4, s.372; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.212.

    [13] - Müsned-i Ahmed, c.4, s.281; Sünen-i İbn-i Mace, "Fazl-u Ali (a.s)" babı; Tarih-i İbn-i Kesir, c.4, s.212.

    [14] - Busra Dimeşk'in yakınlarında bir kasabaydı, diğeri ise Bağdat yakınlarında bir yerdi. Elbette Resulullah'ın (s.a.a) bu benzetmesi, etrafındakilerin sadece o havuzun genişliğini düşündükleri içindi. -mütercim-

    [15] - Mecma-ul Beyan, c.9, s.162-163 ve 165. Bazı sözcükleri Hakim Haskanî'nin rivayetlerinde, c.3, s.109-110 ve Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.209'da geçmiştir.

    [16] - Müsned-i Ahmed, c.1, s.118 ve 119 ve c.4, s.281; Sünen-i İbn-i Mace, c.1, s.43, h:116. "Evet öyledir" anlamında olan "belâ" kelimesi yerine Müsned-i Ahmed'de, c.4, s.281, 368, 370, 372'de "Neam" (evet) kelimesi kaydedilmiştir. Tarih-i İbn-i Kesir,de, c.5, s.209 ve c.5, s.210. "Elestu evla bi-kulli imriin min nefsihi" de gelmiştir.

    [17] - Müsned-i Ahmed, c.4, s.281, 368, 370, 372; Tarih-i İbn-i Kesir, c.9, s.209, 212.

    [18] - Hakim Haskani'nin naklettiği rivayette, c.1, s.190'de "Fe refea yedehu hetta yura beyazu ibteyhi" ve s.193'de "Hetta bane beyazu ibteyhima" tabiriyle geçmiştir.

    [19] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.191; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.209 "Ene mevla kulli mümin" lafzıyla geçmiştir.

    [20] - Bu konu şimdiye kadar ismini getirdiğimiz bütün kaynaklarda kaydedilmiştir.

    [21] - Müsned-i Ahmed, c.1, s.118, 119, c.4, s.281, 370, 372, 373, c.5, s.347, 370; Müstedrek-i Hakim, c.3, s.109; Sünen-i İbn-i Mace, "Fazl-u Ali" babı; Hakim Haskani, c.1, s.190, 191; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.209, 210-213. Bu kitapta c.5, s.209'da şöyle geçer: Zeyd'e, "sen bunu Resulullah'tan duydun mu?" diye sordum. Zeyd, "O çölde bunu gözleriyle görmeyen ve kulaklarıyla duymayan kimse yoktur" dedi. İbn-i Kesir daha sonra, bu hadisi Abu Abdullah Zehebî sahih bilmiştir, der.

    [22] - Müsned-i Ahmed, c.1, s.118, 119; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.104, 105, 107; Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.193; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.210, 211.

    [23] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.191; Tarih-i İb-i Kesir, c.5, s.210.

    [24] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.190.

    [25] - Haskani Ebu Said'i Hudri'den, c.1, s.157-158, h:211 ve 212 ve Ebu Hüreyre'den, s.158, Hadis: 213 ve İbn-i Kesir'in tarihinde bu konu özetle kaydedilmiştir.

    [26] - Tarih-i Yakubî, c.2, s.43.

    [27] - Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.4, s.281, Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.210, Sünen-i İbn-i Mace, "Fazl-u Ali" babı; Rıyad-un Nadire, c.2, s.169; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.210.

    [28] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.157-158.


  11. #11
    şah-ı velayet
    Gadir-i hum için ise; ehl-i sünnet alimleri bu konuyu da anlatmışlar, Gadir-i Humda Hz.Ali medhedilmiştir ama bu medhedilme hilafet vermek için değildi elbette..Hz.Aliyi üzenler olmuştu,bazı dedikodular olmuştu o sırada..
    Hz.Ali bu yazılanlara şahit olsun

    hilafetini asla yoksayamam...

    saygı değer yazı şeklinizden dolayı da bilare saygılarımı sunarım...

  12. #12
    alanyali07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    11-05-2008
    Mesajlar
    6.024
    @alanyali07
    Alıntı şah-ı velayet Nickli Üyeden Alıntı

    Hicretin onuncu yılında, Zilhiccet-il Haram ayının on sekizinde[5] Resulullah (s.a.a) vedâ haccından dönerken[6] Gadir-i Hum bölgesinde, Cuhfe ismindeki bir menzilde,[7] Medine, Mısır ve Şam (Suriye) yollarının ayrımında[8] Resul-i Ekrem'e (s.a.a) şu ayet nazil oldu:

    "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevi) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır." (Maide, 67)

    Bu ayet indikten sonra, Resul-i Ekrem (s.a.a) kervanlara durmalarını ve oracıkta bineklerinden inmelerini emretti. İleridekileri çağırttı, geride kalanlar da gelip yetiştiler.[9]

    ...
    "Ey insanlar! Allah benim mevlamdır, ben de sizin mevlanız-efendinizim.[19] O halde ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır."[20] "Allah'ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.[21] Ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak.[22] Ona muhabbet edene muhabbet et, ona buğz edene buğz et."[23] Sonra şöyle buyurdu: "Allah'ım sen de şahid ol"[24]

    Ravi der ki, daha bu ikisi (Resulullah ve Ali) birbirinden ayrılmamıştı ki şu ayet nazil oldu: "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim." (Mâide/3)

    Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Dini mükemmelleştiren, nimetleri tamamlayan, benim risaletimden ve Ali'nin velayetinden hoşnut olan Allah en yücedir."[25]
    Arkadaşım uzunca yazmışsında, bu yazdıklarından Hz.Ali'nin hilafeti açıklandığı yazmıyor zaten..

    Ehl-i sünnet alimlerinden Abdullah Süveydi,İranda şii mollalarıyla münazara ederken de bu hadisi şerifin bu manaya gelmediğini ispat etmiştir,okuyalım:

    "
    (Ben, kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır) hadis-i şerifi, Hazret-i Ali’nin imam olacağını göstermez. Çünkü, mevla sözünün birçok manası vardır.
    ...
    Bu hadis-i şerifin, Hazret-i Ali’yi sevmek ve ona düşman olmaktan kaçınmak demek olduğu anlaşılır. Hatta Ebu Nuaym Ahmed bin Abdullah, Hazret-i Hasan’ın oğlu Hasan’dan bildiriyor ki, bu Hasan’dan soruldu. (Ben kimin mevlası isem...) hadis-i şerifi, Hazret-i Ali’nin halife olmasını gösteriyor mu, dediler. Hasan buna cevap olarak, eğer Resulullah bu hadis-i şerif ile, Hazret-i Ali’nin halife olmasını bildirmek isteseydi, (Ey insanlar! Bu zat benim işlerimin velisidir. Benden sonra, halife olacak budur. İşitiniz ve itaat ediniz!) buyururdu. Allahü teâlânın ismine yemin ederim ki, Allahü teâlâ ve Onun Resulü, Ali’nin halife olmasını isteselerdi, Ali, bu emri yerine getirmeye kalkışmaması ile böylece Allahü teâlânın emrine karşı gelmesi ile, çok büyük günah işlemiş olurdu, dedi.

    Dinleyenlerden biri: Öyle ise Peygamberimiz (Ben kimin velisi isem, Ali de onun velisidir) buyurmadı mı? deyince, Hasan, vallahi eğer Resulullah, Ali’nin halife olmasını isteseydi, namaz kılmayı ve oruç tutmayı emreylediği gibi, bunu da, açıkça emrederdi, dedi. İşte, Ehl-i beytin en ileri gelenlerinden biri olan ve Hazret-i Ali’nin torunu olan Hasan’ın bu sözleri, senin sözlerinin bozuk ve yalan olduğunu açıkça göstermektedir. Molla başı sustu. (Hucec-i katiyye)

    Evet kardeşim, gösterdiğin kaynaklarda ,Hz.Ali'nin açıkça halife olması için bir delil yok,zira bir kişinin sevilmesini istemek, O'nun halife yapılmasını istemekten farklıdır..Eğer REsulullah(sav) Hz.Ali'nin halife yapılmasını murad etseydi, açık ve net bir şekilde,yoruma mahal bırakmadan bildirirdi,zira ayette "açıkça bildir" diyor..

    Hem delil gösterdiğin ayetin Gadir-i humda nazil olduğu hakkında kaynaklarda bir delil göremedim..hem ayete de uymuyor:
    zira ayette "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim." (Mâide/3)" bildirirken ayetin başı şu şekilde:
    "
    3 - Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir."

    Görüyorsun ya ayette, haram olan yiyecekler bildiriliyor, Gadir-i hum ve hilafet ile , leş,kan,domuz etinin ne alakası var, bi alaka kurabildiysen haber ver lütfen..
    Hem tefsirlerde de öyle bi şey göremedim..

    İşin bi de şu boyutu var, Hz.Ömer, gadir-i humdan sonra Hz.Ali'yi ne şekilde tebrik ediyor,"müminlerin sevgilisi oldun" diye..
    "müminlerin halifesi oldun" veya "artık halife sensin" diye mi tebrik etmiş..

    Hem REsulullah(sav) vefat etmeden önce, imam olarak yerine Hz.Ebubekir'i tayin etmiş..Sadece bu bile, hilafetin Hz.Aliye verildiği iddiasını çürütür..Eğer, kesin olarak Hz.Ali'yi halife olarak tayin etseydi, imam olarak Hz.Ali'yi tayin etmesi icap ederdi, zira imamlığı önceden Resulullah(sav) yapıyordu, kim halifesi ise Resulullah'ın yerine o yapar..

    Hem Hz.Ali hilafet kendisinin olduğunu düşünseydi ve öyle itikad etseydi, bir an için müsade edermiydi istemediği şeylere..
    Çocuk yaşta iken , müşriklerin kılıcından korkmayıp, hicret esnasında Resulullah(sav)'ın yatağına yatıp, gayet cesur bir şekilde inandığı dava uğruna hayatını feda eden Hz.Ali, hiç mümkün mü Allah'ın ve REsulü'nün verdiği bir vazifeye ehemmiyet vermesin de, o vazifeden geri kalsın, o vazifeyi ehil olmayanlara teslim etsin, hem de istemeye istemeye 20 küsur sene ilk 3 halifeye yardım etsin..Böyle bir durumu Hz.Aliye yakıştırıp, sonra da Hz.Ali ye "Allah'ın arslanı" demek akıl ve mantıkla bağdaşır mı?

    Hz.Ali, hiçbirşeyden çekinmeyen ,İslamiyet uğruna hayatını feda eden üstün bir şahsiyettir, az ordusuna rağmen, Hz.Muaviye ile harp etmekten korkmayan ,mağlup olsa bile davasından vazgeçmeyen Hz.Ali, hiç mümkün mü REsulullah(sav) vefat edince,kendine verilen vazifeyi istemeyerek başkalarına kaptırsın..Asla ve Kat'a..

    Anlıyoruz ki, REsulullah(sav) hilafet için Hz.Aliyi tayin etmedi, zira bu Allah'ın ve Resulullah'ın emri ise, Hz.Ali Allah'ın ve REsulullah'ın emrine karşı gelmiş olurdu..

    Hucec-i Katiye kitabında şöyle bildiriyor:
    "Şii âlimlerinden ibni Ebi Âsım ve Elkai’nin, Enes bin Malik’ten bildirdikleri hadis-i şerifte (Allahü teâlâ, benim ümmetimi, dalalet üzerinde sözbirliği yapmaktan korudu) buyuruldu. Hadis âlimi Hakim Uyeyne’nin bildirdiği hadis-i şerifte (Allahü teâlâ, bu ümmeti, dalalet üzerinde toplamaz) buyuruldu. (Allahü teâlânın yardımı, cemaat iledir) hadis-i şerifi gibi, daha nice hadis-i şerifler gösteriyor ki, ümmet-i Muhammed, hiçbir zaman dalalet üzerinde sözbirliği yapamaz. Böyle olmadığını söylemek, bu hadis-i şeriflere inanmamak olur."





  13. #13
    şah-ı velayet
    şimdilik öyle olsun

  14. #14
    Red Baron - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    11-09-2007
    Yaş
    37
    Mesajlar
    186
    @Red Baron
    Alıntı muğlakgölge Nickli Üyeden Alıntı
    O Allah ki: "Mü'minler yalnızca kardeştirler" buyurur.
    O Allah ki: İşte bu ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben de sizin (bir tek) Rabbinizim" buyurur.
    O Allah ki: "birbirinizle didişmeyin; sonra başarısızlığa uğrarsınız da (arkanızda size destek için esen ilahi) rügarınız kesilir" buyurur.
    O Allah ki: 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve asla bölünmeyin!' buyurur.
    O Allah ki: "Dinlerini paramparça edip fırkalara ayıranlar gibi olmayın!" buyurur.
    O Peygamber ki: "Birbirinizi sevmedikçe gerçek mümin olamazsınız, iman etmedikçe cennete giremezsin" der.
    O Peggamber ki: "Cahiliyye'de (olduğu gibi) asabiyete çağıran bizden değildir" buyurur.
    O Peygamber ki: "Birlik rahmet, ayrılık azaptır" buyurur.
    O Peygamber ki: " Size allah'ın kitabını bırakıyorum; ona sarılın ve kurtukun" buyurur.

    Boşuna tartışmayın Peygamberimiz sadece Kuranı bıramıştır.
    Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.
    Çünkü ne ehli beytinden gelen soyunun garantisi var ne de sözlerinin çarpıtılmayacağının,onun adına söz uydurulmayacağının garantisi vardır.

    Güzel bir paylaşımdı.Teşekkürler

  15. #15
    fakiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-01-2007
    Yer
    KOCAELİ
    Mesajlar
    16.077
    @fakiri
    Alıntı Red Baron Nickli Üyeden Alıntı
    Boşuna tartışmayın Peygamberimiz sadece Kuranı bıramıştır.
    Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.
    Çünkü ne ehli beytinden gelen soyunun garantisi var ne de sözlerinin çarpıtılmayacağının,onun adına söz uydurulmayacağının garantisi vardır.
    Güzel bir paylaşımdı.Teşekkürler
    Baronluk yapmayınız ve hakikatları çarpıtmayınız ! Allah-u Tealâ Kuran-ı kerimi de , Sünnet-i Seniyyeyi de, bu İslâm Dinin de , Peygamberlerine de, evliyalarını da hep korumuştur ve korumaktadır. Nasıl mı ? işte izahı :

    Sünnetin Korunmuşluğu
    Allah Teala Kur'an-ı Kerîm'de, kafirler istemeseler de nûrunu tamamlayacağını açıklamaktadır. (Saf: 8). "Allah'ın nûru", kulları için seçtiği, onları kendisinden sorumlu tuttuğu ve Resulü'ne vahyettiği şeriatıdır. Bu hem Kur'an'ı hem de Sünnet'i içine alır.
    Allah Teala "Gerçekten Zikr'i biz indirdik; onun koruyucusu da elbette biziz" Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de: “Gerçekten Zikr’i biz indirdik; onun koruyucusu da elbette biziz.”(el-Hicr, 15/9.) buyurmuştur. Bu ayette geçen zikri, Kitap ve Sünnet olarak anlamak mümkündür. Zikir kelimesi Kur'an ile tefsir edilecek olursa, bu takdirde ayetteki hasr ifadesinden, Kur'an'ın dışında hiçbir şeyin korunmayacağı, koruma hükmünün sadece Kur'an'ı içine aldığı anlamı çıkmaz. Çünkü Allah Teala, Kur'an'da Kur'an dışında başka şeyleri de mesela, Resülullah'ı insanların vereceği zararlardan koruyacağını bildirmiş ve korumuştur. Yine arşı, gökleri ve yeri kıyamete kadar yok olmaktan koruyacaktır. Sonra ayetteki "lehü" kelimesinin öne alınmış olması, hasr için değil, ayet sonlarındaki uyuma riayet içindir.
    Kur'an'ın korunması, sünnetin korunmasını da içine alır. Çünkü Sünnet, Kur'an'ın açıklayıcısı, güvenilir bekçisidir; keyfi yorumlara tabi tutulmasını önler. O halde sünnetin korunması, Kur'an'ın korunması için gerekli önlemlerden biridir. Bu sebeple de Kur'an'ın korunması, sünnetin de korunması demektir.
    Sünnetin korunması ümmete, ümmetin alimlerine havale edilmiş gözükmektedir. Yani sadece Kur'an ile sünnetin korunma şekillerinde farklılık vardır. Bu da İslam bilginlerinin hadis ilimlerinin bütün branşlarında gerçekleştirdikleri her türlü takdirin üstünde değer arzeden ilmî mesailer ile gözler önüne serilmiş bir gerçektir.
    Sünnetin tamamı ümmet tarafından korunmuştur. Tek tek fertler ele alındığı zaman, elbette onların bütün sünneti ihata edemedikleri görülürse de, ümmetin bütünü ele alındığı zaman sünnetten hiçbir şeyin kayıp olmadığı anlaşılacaktır. Tıpkı herhangi bir dili, bir dil aliminin bütünüyle bilmesi mümkün olmasa bile, o dili konuşan milletin o dilin bütün kelimelerini bilmesinin pek normal olduğu gibi. Hatta İmam Malik'e, devrin halifesi, Muvatta’ yegane hadis kitabı olarak ilan etme teklifini iletince, büyük imam "Bizim muttali olmadığımıza başkaları muttalî olmuş olabilir" diyerek karşı çıkmış, sünneti, ümmetin bütünü çerçevesinde düşünmek gerektiğini hatırlatmıştır. Yani fert olarak bilgileri sınırlı da olsa alimlerin tümü, sünnetin tümünü ihata etmişlerdir. Bu da sünnetin korunmuşluğunu gösterir.


  16. #16
    alanyali07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    11-05-2008
    Mesajlar
    6.024
    @alanyali07
    Alıntı Red Baron Nickli Üyeden Alıntı
    Boşuna tartışmayın Peygamberimiz sadece Kuranı bıramıştır.
    Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.
    Çünkü ne ehli beytinden gelen soyunun garantisi var ne de sözlerinin çarpıtılmayacağının,onun adına söz uydurulmayacağının garantisi vardır.

    Güzel bir paylaşımdı.Teşekkürler
    Evet, Kuran-ı Kerimi bırakmıştır, Kuranı Kerim de bize REsulullah(sav)'a ve Alimlere uymamızı emrediyor..Demek ki Resulullah(sav)'ın sünnetini reddeden Kurana uymuş olmuyor..Arkadaşım sen Resulullah(sav)'ın sünnetini ve alimleri reddediyorsun ama maşallah aslanların ne yiyip yemediğine göre hayatını tanzim edebiliyorsun, Resulullah(sav)'a ve alimlere tabi olmak mı daha mantıklı yoksa aslanlara mı? (Diyeceksin ki sen de taktın benim o sözüme;
    ne yapayım arkadaş, alimleri reddeden bi kişinin ve alimlere uymayı akıldan uzak gören bir kişinin ,aslanlara tabi olma meselesini ,"aslanlar yemiyor ,ben de yemem" demesini mantıklı bulmasına takmış durumdayım, kusura bakma)

    Burdan şu sonucu çıkarıyoruz, Resulullah(sav)'a ve alimlere uymayan bir kişi, uyacak başka bir yer kalmayınca, hayvanlara uymaktan başka bir çare bulamıyor..

Sayfa 1/3 123 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 30-12-2014, 07:34
  2. Hala sizinleyse; Ona bir daha sarılın!
    By MÜTEŞEKKÜR in forum ÖYKÜ ve HİKAYE
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 24-11-2009, 07:22
  3. Kitab'a Sımsıkı Sarılmak
    By Uzak Yollar in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 11-11-2009, 22:25
  4. Allahın ipine sarılmak
    By cüneytkaya in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26-11-2007, 23:37
  5. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21-09-2007, 16:16

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş