Etiketlenen üyelerin listesi

Aşk Masalı http://img85.imageshack.us/img85/2262/fircasizkp9.jpg Ben aşk... Kalbin kafesindeki deruni büyünüz. Vakitsiz yollara düşüp aradığınız, tam buldum derken kaybettiğiniz mahrem-i esrarınız. Gah bir irem bahçesi gah bir mahbes yerine koyduğunuz... Hayatınızın en serin barınağı saydığınız gül kokulu eyvan. Her aşık için adım başka başkadır. .Bir adım aşk, bir adım yalnızlık, bir adım acı, bir adım mutluluk ve bir adım firak... Bütün yola çıkmış sevdalara ben kılavuzluk ederim.

Bu konu 51636 kez görüntülendi 117 yorum aldı ...
Aşk Masalı!!! 5.00 51636 Reviews

    Konuyu değerlendir: Aşk Masalı!!!

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı ve 51636 kez incelendi.

Sayfa 1/8 123456 ... Son
  1. #1
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu

    Aşk Masalı

    Ben aşk...
    Kalbin kafesindeki deruni büyünüz. Vakitsiz yollara düşüp aradığınız, tam buldum derken kaybettiğiniz mahrem-i esrarınız. Gah bir irem bahçesi gah bir mahbes yerine koyduğunuz... Hayatınızın en serin barınağı saydığınız gül kokulu eyvan. Her aşık için adım başka başkadır. .Bir adım aşk, bir adım yalnızlık, bir adım acı, bir adım mutluluk ve bir adım firak...
    Bütün yola çıkmış sevdalara ben kılavuzluk ederim. Önceleri yol kenarlarında hanım elleri kokar, mor menekşeler selam durur bana.
    Aşıklar hep benim adımı söylerler.Adımı ağızlarına pelesenk ederler. Tatlandırırlar. Tüm zorlu yollar benimle aşılır. Şirin’e varan dağlar benim soluğumla delinir, Aslı’ya giden yola benimle düşülür. Varılmaza varılır. Tüm karanlık geceler, benimle birer yıldız şölenine dönüşür. Benim efsunumun kokusu ölgün yürekleri ayaklandırır. Gülzar bahçelere dönüşür kötürüm duygular. Gelişim gül açtırır, gidişim dert saçtırır.
    Sevdanın uyuduğu bir fecir vaktinde...
    Ben, yüreklerin en kuytu vahasında çiçek açmaya dururum.


    Ben aşk...
    Kalbin hüznüne derman olurum. Yağmur olur, dökülürüm ayaklarına peri bakışlı güzellerin. Umudun keskin şavkında, rahmet olup yağarım, utangaç delikanlının bezgin yüreğinin çatlaklarına.
    Vakit akşam olunca, hüzünlü imbat rüzgarı olup, inceden inceye eserim avare yüreklere. Sevgi selinin hırçınlığı, alır götürür sevenleri yalnızlığın okyanusuna. Sessizlik biçare yüreklerde derinleştikçe, ben agah olurum. Hükümdarlığımı kurarım gönüllerin en yüksek taraçalarına. Tahtım kavi değildir. Keşakeş kavgalar beni savurur buzul yangınlarına, Aşıklar ellerini çekince üzerimden rüzgar girdaplarına tutunurum. Giderim.
    Sevgilinin sesine birazcık ney olurum.

    Ben aşk...
    Erguvan dallarını sessizce ben tutuştururum. Duygu merdivenini sözsüz bir musikiyle ben bırakırım yüreklerin ayaklarına . Dünyanın kalbine basa basa gelir bulurum sermayemi. Çok uzaklardaki bir sabahtan uyanıp gelen, ürkek ve çekingen bir kuş gibi, gelir konarım sevdanın hayal çiçeklerine. Sözün bittiği demlerde, benim türküm söylenir. Sırmadan hayal ipliği dokunur geceler boyu. Aslında sessiz bir fısıltıdır benim varlığım.
    Yalnızlığın derinleştiği demlerde sessizce okunurum.

  2. #2
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu
    Ben aşk...
    Güvercin güzelliğinde geldiğim dallara, kara kış indiğinde, hicret ederim vefa elbisesi giyinmiş yüreklere. Oyalanıp dururum gönüllerin kıyısında . Çiçeklerden bir tapınak yaparım. Sular, benim serinliğime iner ayaklarıma. Rüzgar, çiçek kokulu heybesini bırakırken kıyıma, yanında gözyaşıyla ıslanmış hatıraları da boşaltır dehlizlerime... Benim acı veren taraflarım vardır ... Öldürmeyen, kanatan, acıtan... Benden sonra şarkıların yüzü kızarır. Saadetin yalanı karışır çapkın rüzgarlara. Çiseleyen yağmurlara hasret, inleyen çöller bulurum. Her şeyin sustuğu demlerde...
    Hakikatin diyemediği her kelama öz olurum.

    Ben aşk...
    Sizden yana derdim çok ey insanlar... Beni, her yalanınıza katıp düşürdünüz ayaklarınıza. Sebat etmeyi bilmeyen yüreklerinizi örten çağın kırk bohçalı feracesi miydi sizi böylesine hissiz yapan? Her sabah güneşin akıp giden ırmaklara dalışı gibi, daldınız her gördüğünüz durgun sulara... ölgün bir utancın kucağında Kelimelerin diyemediği, sözlerin yetmediği, bitmiş türküler söylüyorsunuz benden yana. Oysa ben bitmiş türküleri sevmem. Yitik sevdalara, küsülüdür yüreğim. Sadakat, güneş gibi yakmayınca, aşk ilahi şifrelerden taşıp akmayınca, benim adım anılır mıymış? Sadakatin kirli urbalara sarındığı bir zamanda, her adam, aşık sanılır mıymış?
    Ben de topladım heybemi. İşte gidiyorum. Adımı bundan böyle yalanlarınıza adamayacaksınız. Sevda denilen periler ülkesinde, sadakat denen nazlı gelincik, ninniler söylemeyecek. Akşam bulutu dolaşmayacak bundan böyle üzerinizden.
    Çok uzaklarda kalan aşık ve maşuka yana yana köz olurum.
    Levh ü kalem usulünce sevdalara söz olurum.


    Ben aşk...
    Ten ülkesindeki sevdalara benim değil, eşkıya düşüncelerin hükmü geçer. İşte... Muhayyer makamında ezgilerin yakıldığı bir fasıldı, geçti gitti. İlkbaharın tatlı rüzgarı, narin tepeciklerin ardına saklandı. Ruhumun esrarı, göçebeler gibi uzaklara sürüklendi. Tülümsü hatıralar, böğürtlenli yamaçlarda kır uykusuna yattı. Öylesine huzurlu, öylesine aşikardı yüreklerin rıhtımı. Sözde saadetin yalanı, yıktı beyaz taşların vakurunu. Duygular, deruni duygular ölümüne yumdu gözlerini. Fırtına, en keskin fistanını dikti çalılıklardan. Kanata kanata, deli gömleği gibi giydirdi sevdalara. Ben unutuldum, sevdalar bitti...Ne aşık kaldı ne maşuk. Leyla, Mecnun’unu yitirip çöle vermişken, Aslı Kerem’ine kavuşmamışken, Züleyha aşk şarabını zehir niyetine içmişken, hünkar gönüllü ulular gitmişken, sevdanın esamesi okunmazken...
    Ben aşk...Gayrı bundan böyle:
    Yağmur getirmeyen küskün bulutlara ağlamaya göz olurum.



    M.A. Sinan

  3. #3
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu
    ASK



    Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.
    Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.

    Mecnun’a özendik sevdamızı bir Leyla’ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab–ı hayattı aşkı filizlendiren.
    Ferhat olup Şirin’ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
    Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla’ya, Şirin’e, Aslı’ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.

    “Aşk” ile “ilgi duyma”nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin “Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!” dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.

    Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.

    Sonu “kaf”la biten, “aşk”ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye “aş” (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.
    Mecnun’un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla’yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla’dır buseler konduran.
    Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla’nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.

    Biz sevemedik yaratılanı Yaratan’dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
    Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva’dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.

    En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, “Ben sana âşık olmuşam ey şerif!” hitabının tatlı sıcaklığı vardı. “Levlake...” hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
    Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla’ya, son Leyla’ya, en Leyla’ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe’sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
    “Kimsin?” diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık “benim” der. Ve tekrar seslenir sevgili. “Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular.” Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. “Sen’im” der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.

    Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.

    Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla... Buram buram hep Leyla... Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla’sıdır yağmurun; toprağın Leyla’sı yağmur...
    Mecnun’a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk...

    Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla’nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.

    Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.
    “Cennet gözlüm” dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza...
    “Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!” deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla’nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla’yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla’dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?

    Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün... Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla’dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun’a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. “Kusura bakma derviş baba, ben Leyla’nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla’nın aşkından beni nasıl gördün?”
    Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla’nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla’ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla’ya uzanır.


    Osman ALAGÖZ

  4. #4
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu

    Beni bu sevdanın ortasında, deli yağmurların altında bir başıma bırakıp gittiğin zamanlar seni hiç durdurmadım... Yoluna çıkıp hiç, gitme, demedim sana... Beni bırakma, diye yalvarmadım... Her gidişinin ardından sessizliğe gömülüp, seni sonsuza kadar kaybettiğimi düşündüm hep... Bir gün geri gelebileceğine hiç inanmadım...Bu yüzden mucizeydi her dönüşün ve bu yüzden her defasında sana daha sıkı sarıldım...
    Yıllar geçti aramızdan... Ayrılıklarla sırılsıklam, kavuşmalarla yıldızlı...Şimdi yanımdasın... Ama biliyorum, gideceksin yine... Rüzgar adını çağırıyor... Bu şehrin üzerini yine kara bulutlar sarıyor... Biliyorum, yine deli yağmurlar yağacak üzerime... Yine gizlenecek martılar saçakların altına... Yıldızlar kaybolacak... Biliyorum gideceksin ve ben yine kaybedeceğim yolumu...

    Biliyorum, deniz kenarında martıların peşinde koşan çocukluğumu düştüğü yerden kimse kaldırmayacak... Gözyaşlarımı silmeyecek o sevgi dolu, kutsal yüreğin... Biliyorum, gölgen bir İstanbul sokağının arnavut kaldırımı üzerinde ansızın gölgemi okşamayacak... Biliyorum, gideceksin... Ama bu kez sana sevdalı güvercinin yaralı yüreği bu gidişi kaldıramayacak...

    Belki de bu yüzden hiç yapmadığım bir şeyi yapıyor ve soluk soluğa geçen o yıllar boyunca hiç fark etmediğin bir sırrı ilk kez yüreğine fısıldıyorum:
    Ben sana çocukluğumdan vurgunum...
    Artık gitme sevgilim...



    Cezmi Ersöz

  5. #5
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu

    Gölgeyi güneş vareder. Sebep güneştir. Güneş aşk ise, korku ve sorular gölgedir.
    Aşkın ışıttığı alan içersinde varolurlar. Bir ağacın, bir elin gölgesi gibi bellidirler. Seslerinde gölgeleri vardır.
    Gölgesiz aşk olur mu? Çöllerde bile kum tepelerinin gölgeleri vardır. O alevin içinde zavallı bir sığınak gibi.
    Gölge karanlığa dönüşürse suçlu zamanmış gibi görünür. Suçlu insandır oysa.
    Geceyi bilmeyen(öğrenemeyen) -hem de yüzyıllar boyu- insan.
    Her insan ancak kendi yaşayabilir evet, ama öteki (o, yaşamış olan) ne kadar faklıydı senden?
    Senden daha fazla olan hep güneşte miydi?
    Ya, senden az olanın yetindiği bir yaşamı isteme bahtsızlığına mı düşüyorsun?
    Bir de gölgeye çekilenler vardır(gölge etmemek için gibi sanki). Işığı içlerinde saklı tutarlar.
    (Bir ipoteğin kalkması gereklidir üzerlerinden). En çok sevdiğini en az söyle-yebili-r, veya en az göster-ebil-ir.
    Ama en çok yaşa-yabili-r.
    Ebedi güneş istemiyle varolana itibar etmez. Ebedi olan için, "ışığın gölgesinde" susuz bekler.
    Ancak ebedi huzur, tatmin, saadet salt bu yaşam alanlarıyla ele geçirilemez. Zira kalp dünyevi (dünyaya bağlı, dünyaya ait, dünyada kalıcı) olan hiçbir şeyle tatmin olmaz. (Bana tam tatmin olmuş bir kalp gösterin. Hangi büyük şair, hangi bilim adamı, hangi herhangi biri? Hangi mükemmel -yaşamış-?)
    -Tatmin olmayan insan- bir sarhoşluktan diğerine.. İnsan değerini yıpratır bu.
    Ve ayaklarının üstünde sağlam kalmak, yürümek istediği yolun belirsizliği sürgüne dönmüş yolcunun ürkekliğiyle sarsılır.
    Söylüyorum size; ömürlüklerinizle , dünyalık olanla huzur bulacağım sanmayın. İnsan da bu dünyaya ait eşya da, tokluk da susuzluk da, söylemek de dinlemek de, sıkıntıda sevinç de, güzellik de kötülük de.. hepsi geçecektir, geçiyor..
    Sevmek, iyilik ve sakınmak üzere vardır insan,yani sorumlulukla. Ve bunları toplayan; kulluk (irade gerektirir).
    Aşkın da bunları barındırmazsa gölgeler gece karanlığına dönüşür hep senin için. Bundan şikayetçi olmayabilirsinde, çünkü ziyanda olduğunu bilmezsin.
    Bu bir yazı değil. Bu anlamak, idrak, varmak, kabul. Buraya kadar gelebildim.
    Okuyan anlamaz, gelen bilir. Öğrenmiştir çünkü. İnancı onu bırakmamıştır.
    Ümitli yaşamak lazım..ışığın ve gölgelerin karşısında.. gayretli.


    alıntı

  6. #6
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    SERÇE VE GÖÇMEN KUŞUN SEVGİSİ


    İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,
    Sadakatin adı ise; bir serçeye

    Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca
    Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber

    Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
    Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.

    Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
    Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler...

    Birbirlerine söz vermiş kuşlar;
    Ayrılmayacağız diye.

    Ama kış gelmiş,
    Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,

    Serçe ise her zamanki gibi sadık
    Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.

    Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için
    Yaşamaksa önemli imiş göçmen için.

    O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece
    Gel demiş serçeye benle beraber...

    Başka bir bahara uçalım.
    Serçe ise burada bekleyelim demiş yeni baharı

    Ama kış acımasızdır. demiş göçmen,
    Yaşayamayız burada, aç kalır üşürüz

    Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber
    Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.


    Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere
    Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye

    Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş
    Uçacakmış yeni bir bahara...

    Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
    Ama serçe zayıfmış,
    onun kanatları uzun uçuşlar için değil.

    Dayanamayacakmış bu yola
    Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş

    Çünkü o hep kaçarmış kışlardan
    Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara

    Bir fırtına yaklaşıyormuş.
    Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış

    Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış
    Göçmene duralım demiş artık.

    Biraz dinlenelim
    Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.

    Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş.
    Ama göçmen yürü demiş serçeye
    birazdan okyanuslara varacağız

    Serçe sevgisine uymuş ve
    peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin
    Birazdan varmışlar okyanusa

    Kurtuluşuymuş bu büyük deniz
    Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları

    Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki
    Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi

    Serçe artık dayanamıyormuş,
    Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene

    Artık gidemiyorum.... Göçmen serçeye bakmış,
    Bakmış ve devam etmiş........

    Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük
    Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük...

    Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT ...
    Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET...
    aıntı

  7. #7
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail


    yıkık kentlerin hayalleri devrik olur henna’..
    al bu düş’ü gecenin bağrından as !
    Üstü kapaklı bir cinayet olsun bizimkisi, giz karası öznelerin neşvesiyle yad edilmeli şanın..
    yeni bir cümlede dirilmenin adıyla; hudâ’nın, leylü nehârın, ve ayn’nın hatrına, aşk-u libasını yırt kefeninden!

    Kubur civarı gelenler var isra’na doğru…

    Çığırtkan uğrak efkarların fuhşunda, aklımı örtüne bürüdüm ..
    yastığımın sağ ucunda , ucu ucuna gelmeyen iki bulanık haki nehir gözlerin, b/aktıkça boğuluyorum henna’ !

    Ah ömrümün başını yiyenim, ah mütemadi isyanım..
    size secdegâhımdan yatacak yerim yok yarın!
    Anne, anne beni keşke doğurma! Güneşin ne haddine ki , billur suretinle aşık atmakta henna’.
    Bana doğduğuna bed nazar eyleme.. Seni sevecek kadar sana kıyamayışımdan bu kinim.
    Hıncımın köküne kibrit çak !
    Ya ölüm kadar susma, ya da ölümüne sus(a) henna’!
    Gecelerimi ağladığını duyurtma nolursun..
    yapma henna’!
    topla dem’ini,
    kapa perde aralığını, sokağa taşıyor atf-ı beyan’nın..
    onlar bilmez , içimde beş paradan kıymetli ah’ın!

    Kirpiğin yaslı, yine beni mi ağladın?
    Bana değmez henna’,
    bana değmezken ağla.
    Gözünden düşen ıslaklığın iştialime dalaşıyor..
    Edebi yok bu hüznün, arsız ayağıma dolaşıyor..
    Var git , h/içimi didikleme henna’! benden sana yaş çıkmaz sitem etme, için için içime çiselenenken sen..
    çek sularını uykularımın çetrefilli sapalarından! böylesi katlin neresi mübah henna ‘ , sebep olduğun sabi’yi boğuyorsun!
    Hadi, kurtar meftununu c/isminden!

    Hıfzımdasın daim, göz kapandığında ezberden değiyorsun rüzgâra. Alnımın çatısına çarpıyor nefesin, ah bu nasıl kasırgadır henna’, savur beni senden yana, senin aksâ’na…
    Çıkar/sızım, beni kendime ibtila kılma..
    adım başı hakkı, beşâret tütsüsü gezdirilen gecelerime aittir berî isyanın , iğfal edilemez ifrîtlerce, haşiye düş şehr-i yar’in kıyımına.. benim suçumsun, alınmasın kimse üstüne..
    Sana ç/ağlamalarımdan bu yana , yalnızlığımın namusuna göz dikti aşk!
    aklımın noksanını ar’la henna’..

    Bir elimde nar, öte avuçta sözlerin.. Dile yanmak aşka körük, tut günahımı çıkar cehenneminden…
    Yatıştım, aslımı tutuşturan kuru bir alevim , topla nefesini benden..
    Usul naralarınla kaldırımlarımdan kaldır ayyaş cüsseni henna’ , seni görürse annem beni doğurmayacak ! Ya da beni geçir yüzüne..
    öylesi masum bak işte İstanbul’un çehresine, ölesi sen bak !
    bir bankta az otur sonra, çok ağla.. bir durak da bekle seni. olmadı, her seferinde aynı soruyu sor kaptana!
    - müsait bir aşk ta inebilir miyim? ........... -
    burası dönüş yolu kardeşim .. ….
    dur ve düşün..
    düş’ünde düşün..
    sabaha varmadan az biraz çıldır geceye..
    ‘peki kim beni yolumdan döndüren’ de, seni sobele!
    suçluluğundan güçlü ol hadi, yakışır sana!

    Aşka na-şinas olan ne bilsin söz hakkı nedir..
    Sen üstüne alınma ..
    ne zaman çullansa enseme pıhtın , hacamat ediyor zebaniyeler kuytumdaki birikmişliğini.
    sağ elini koy yanağıma, saçlarını ayıkla tellerimden, sen uyu henna'.. ne de çok benziyorsun gilman’a..
    Ben düş başı beklerim..
    yastığını düzelt henna’, başın yalnızlığa düşmesin..
    Bas dizini bağrına , az biraz sancın geçsin..
    avuçlarının ötesindeki boşluğun omzuna elini at..
    sen beni hiç bilme özlersin, ben soluğumun ağzını avucumla tembihlerim..

    Geceden geçen yol sana mı çıkmaz?
    Öyleyse dilince aminle aşkı, baksana melekler dualarca hamağını sallıyor yazgımızın..
    sendele ve düş yamacıma!
    Ah ne çok yanmışsın henna’, en çok yandığımmışsın!
    Topla perçemini, gece terledi…

    Mütevazı bir çıldırış sureti sarsan.. kıyısına deliğimi vurduğum denizleri azdıracak cinsten hani.
    fazla değil, birkaç ölümlük kadarsın bende..
    ölme diye seni diri diri toprağa gömüyorum henna’!
    Seni sevmeye ölüyorum!
    Hiçliğimin zekatı olsun gözlerinin kırkta biri.

    İçinden çıkılmıyor..
    benim neyim’im henna’?
    Uykularımın örtüsünün sıyrıldığı utangaç bir geceden düştün tenimin ayazına.
    bu kış çetin geçecek belli, dilim bulutsuz, yağamıyorum da çise çise utangaçlığımın dimağına.
    Al bu ürkekliğimi , kınalı güvencinlerin ayağına ip yap, sal Sancılanya’ya …

    Bana yine bir masal anlat, senden başlayan..
    hiç/bilmediğim dillerde yaz sonunu, bildiğime öykünmek zor be henna’. kolayına kaç , hadi beni sevme yine! Buyur, haklı bul kendini içimde bir yerlerde. Âgâhım nicedir , yüreğimin kandillerini yak!
    ordaysan tut saçımı çek, ki yaşıyor muyum.
    - canım acımadı henna’..! -
    al beni sil baştan sev!
    Ölmezse canım, ölüyümdür!
    Yine seni sevmek için, gerdanıma akışına bedel, tut canımı çıkar henna’ !

    Aşka son bir söz, ölüme önsöz..

    Allah’a ısmarladım seni henna’,
    Allah’a ısmarlanma!



    (seni öle öle özledim, sakın gelme)

    züleyha çay

  8. #8
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu




    Düş ortağım.. İflah olmaz biçimde düşlerini kurduğum düş ortağım,
    Tutasıya dikiliyorum zamanın önüne, saklı dakikalarda kaybolmasın diye düşlerimiz.
    Kırasıya vuruyorum tutulmazlığına ve elinden alıyorum ikimizi sıraya dizdiklerinin arasından.
    Bekliyorum, zamana karşı haykırmak için seni.
    Gelmeyişlerini biriktiriyorum, gittiğimde ellerine bırakmak için bu mirası.
    Yazılmayacakları düşünüyorum olmayası olasıların girdabında.
    Işığın parlıyor gözlerimde guruba karşı.
    Şarkılarını söylüyorum, baki kalan kubbede sussun diye bir hoş seda.
    Yayılıyorum salkım saçak yıldızların arasından, geceyi tarayan gözlerine değmek icin.
    Köprüler kuruyorum düşlerimle yüreğimden, hayalyıldızımın düşleriyle buluşsun diye.
    Parmaklarımı basıyorum al binen şakaklarıma acıyı köreltsin diye.
    Seni yazıyorum kalbimden sayfalara, o beyaz cesaretleri titreyip dağılsın diye.
    Kocaman afişlerini yapıştırıyorum hayalyıldızımın gönlümün küskün duvarlarına.
    Seni düşünüyorum soğuk iklimlerde çoğalan çığlıkların arasından geçerek.
    * * *
    Tutmadım çirkin umutların yakasından yaşamak için.
    Öptüm umutsuzluğun yanaklarından, gözyaşları başka yere akmasın diye.
    Ölümüne boyadım hayalleri rengine, gökkuşağı üzerime hiç doğmasın diye.
    Uzun bir soluk olmak istiyorum, mucize karşısında tutulan.
    Seninle ölmek ne demek? Seninle yaşamak istiyorum.
    Masumiyeti parmaklarından tutup yürütmek için, bütün aşkları paçavra edip yolumuza sermek için, başlayıp bitmemesi için.
    Kahramanlar derleyelim fırtınalarımızdan, yalnızların umut destanı diye yüreklere yazılmak için.
    Dağılmalarımı süpürecek saçlarını eksik etme omuzlarımdan.
    Çalıkuşları ile sana haber uçurabilmek için..diyar-ı sevgilinin sevgilisi, başka bir söz başka bir soluk getir olmazlarıma bambaşka bir alemden.
    Sayfalarda abideleştiriyorum sözlerimin belasını. Ruhunu yatırman lazım fırtınaların beşiğine..
    Susamıyorum ve konuşamıyorum. Sayfalar arada kalışın belgeleri.
    Herşey bir ütopyaya, imkansızlığa ait ve fakat sevmemeye ait değil.
    Yine de sınırları kaldırılamıyor ütopyada zincire vurulmuş kelimelerin önünden.
    Ve yinede birer aslan zincirlerinde bu mağrur kelimeler.
    Ütopyayı kendi ormanları kadar hür bir ülkeye dönüşterecek yegane kudret bu kelimeler.
    Yazılmadan unutulan bir hikayenin yitik kelimeleri..
    Hürriyetleri arzın işgali. Arzın, yani senin.
    Parmaklarda duruşları fetih azmini yitirmiş bir ordunun timsali.
    Kanayan yaralara koklatılan alkolün keskin kokusu.
    Avunmalara saplanan kabusların hakikat dolu şamarları.
    Gül ol, dikenlerine sarılmak istediğim.
    Ayışığım ol, gecelerimin üstüne doğan.
    Kağıttan bir gemi içinde dolaştım kıyılarında. Ne derinlerine sürükleneceğim gel-git'lerin oldu,
    ne de bir çocuğun ellerinde boğuldum, şimdi karaya oturduğum kıyılarında.
    Dünya uğrunda yaşadığım araf. Bir yanı cennet, yani sen, öbür yanı cehennem.
    Sen; peşinde koştuğum hayal. Ben; peşinde koşan bir hayal.
    Kalbim yabancıların otağ kurduğu bir vaha.
    Vaha sensiz mevsime aşina.
    Yaşamım duvar diplerine sinmiş bir gölge. Yürümek için duvarın önünde duracak seni bekleyen.
    Bir gün gelirsin diye korkum sonsuz.
    Gelenek haline getirdim ben hezeyanlarımı.
    Kendi düşen ağlamazmış!
    Bu derin hastalığımı perçinle, ateşler yak yürek dağdağasında. Şifa olma.
    Bir de onursuz bir sefaletin pençesi.
    Ben titrek ışıkların ortasında bir karanlık, sen henüz yakmadığım meşale.
    Gözlerin yüreğimde açan çiğdem. Sesin eşsiz bir cıvıltı cemre düşmeyen baharımda.
    Ve yangın gülümseyişin, her defasında uçurum başlarına koşturan.
    Yüzün alnıma çarpan rüzgar, seni anışlarımın darmadağın toplantılarında.
    Hadi, tut beni ve kendini ver sayıklamalarla. Başımı döndür, rüzgarı savur, fırtınaya patla,
    yücelt aşkı sözcüklerin ihtişamıyla.
    Yazmayacağım bir kez daha seni sen yapan beni, alnımdan silinen kaderin ardından.
    Yanmak ve ölmek zamanı!
    Bunların hepsi geçecek, psikoloğuma güveniyorum hahhaaa!
    Parmaklarım sızlıyor parçalanan kelimelerin çılgınlığında..


    (alıntı)

  9. #9
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu


    Ha 5000 yıl önce, ha 5000 yıl sonra…
    Yaşayanlardan geriye kalan, (tabi rastlanılırsa izine bir yerlerde) sadece yaşananlardır.
    Bir yağmur bulutu gibi kısa oluşumudur bizi böylesine hasta eden? Özleriz onu; her tepemize geldiğinde ıslanacakmışız gibi.. Oysaki; çoğu zaman işlemez içimize, en sağnağı bile…
    Geçmişte karşılığını da bulduğunuz bir aşkınızı hatırlayın.. Nasılda yabancı duruyor şimdi. Çünkü aşk orada kaldı.
    Peki siz hiç tek taraflı bir aşkın taraf olan yanı oldunuz mu? Hasret, hüzün, gözyaşı, aptalca bir umut, belki…
    Bir eylül sabahı
    Yere düşen ilk yaprağım
    Tutulup kaldım menekşeye
    Tek taraflı sevdalıyım
    Deli olan yanısınızdır bu aşkın, eriyen, biten, direnen tek başına, belki gülümseyerek ölen yanısınızdır.
    Seven yanısınızdır. Aşkı ile uyuyan, uyanan, doyan, aç kalan, saf yanısınızdır.
    Ne fark var bu iki aşk arasında? (Altta şekil a ve şekil b) Ben göremiyorum. Çıkınca izi orta yere, çekersiniz içinizi, aşk, aşk diye.
    Tek taraflı bir aşkın
    Taraf olan yanıyım
    Moda akşamlarına da solan
    Kızıl bir menekşeye sevdalıyım

    Aşka taraf olanlara selam olsun.


    S. Tüvar

  10. #10
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail

    BİR SEVGİ EYLEMİYLE HARCANMAMIŞ

    BİR GÜN KAYBEDİLMİŞ BİR GÜNDÜR
    Sevmek için o kadar fırsatımız olmasına karşın dünyada o kadar az sevgi vardır ki.

    İnsanlar yalnız ağlamakta, yalnız ölmekteler.
    Çocuklara kötü muamele edilmekte, yaşlılar son günlerini sevecenlik ve sevgiden uzak geçirmektedirler. Sevgi gösterisine bu kadar çok ihtiyaç olan bir dünyada,yaşamımızdaki insanlara sadece sıcak bir kucaklama yada uzatılan bir elden daha karmaşık olmayan bir hareketle yardım edecek büyük bir gücümüz olduğunu,anlamak çok önemlidir.
    Avila'li Teresa şöyle yalvarmaktadır: "Pek çok sevgi eylemine alıştırın kendinizi, çünkü bunlar ruhu tutuşturur ve eritir.
    " Dünyayı daha iyi, daha sevgi dolu bir yer yapmak için neler yaptığımızı düşünmek için en uygun zaman günün sonudur.
    Geceler boyunca aklımıza hiç bir şey gelmiyorsa dünyayı daha iyiye doğru nasıl değiştirebileceğimizi düşünmek için de uygun bir zamandır bu.
    Öyle çok büyük boyutlu şeyler yapmamıza gerek yoktur; var olan basit şeyler üzerinde bir şeyler yapmak da yeterlidir: Etmediğimiz bir telefon,yazmayı ertelediğimiz o not, takdir etmediğimiz o iyilik.
    İş sevgiyi vermeye gelince fırsatlar sonsuzdur ve bunu hepimiz yapabiliriz.
    SEVGİ ANLAYIŞLA YAŞAR Anlayış karşıdakinin görüşünü anlamaktır.
    Başkalarına kendine davranılmasını istediğin gibi davran kuralı,anlayışın bir örneğidir.
    Bu, kişisel ilişkilerimizi güçlendirmeye yarayan çok kuvvetli bir insan huyudur.
    Anlayış, başkalarının görüşünü kabul etmemiz gerektiği demek değildir.
    Sadece onu anlamaya çalışmaya hazır olduğumuz demektir.
    Herkesin, bizimkilere uymayan,kendileri için geçerli olan kendi deneyimleri olduğunu kabul etmedikçe, bunu yapamayız.
    Herkesin dünyayı bizim gibi görmesini bekleyemeyiz. Gerçek anlayış,ancak kendi dışımıza çıkabildiğimiz ve nesnelerin öteki insanlara nasıl göründüğünü anlamaya çalıştığımız zaman gelecektir.
    Pek çok kere ilk görüşte kolaylıkla umursanmayacak ve unutulacak insanlara rastlamışımdır.
    Ancak, onlar hakkında daha çok bilgi edinmek için zaman >ayırdığımda hemen hemen her zaman onların davranışlarını kabul edebilir >bulmuşumdur.
    Bu da bana olumsuz önyargılarımın çoğu zaman ne kadar yanlış olabileceğini öğretmiştir.
    Anlayış bir huy haline dönünce, artık o anın tutkusunun esiri değilizdir ve sevme yeteneğimiz sınırsıza ulaşacaktır.
    GÜÇLÜKLERİ SEVGİYLE YENMEK Karşılaştığımız güçlükler eylem gerektirir.
    Sevgi eylemi çözüm getirir.
    Sevgimizin gücü, sorunlarla ve düş kırıklıklarıyla nasıl başa çıktığımızda kendini gösterir.
    Yaşamımızda her şey güzelce akıp giderken hoş ve olumlu olmak kolaydır.
    Ama yaşamın akışı değişip de geçici olarak bizi güçsüz bırakırsa, o zaman gerçek gücümüz ortaya çıkar.
    Sevgi bize "Neden ben?" diyerek zaman kaybetmemeyi,onun yerine, "Şimdi ne yapmalı?" demeyi öğretir.
    Birinci soru gereksiz ve anlamsız bir çatışmaya götürür, ama ikincisi kendine acımanın ve anlamsız suçlamanın yükünü taşımayan bir eylemi akla getirir.
    Eğer sevgi varsa, güçlükler bozulan ilişkilerin nedeni değildir.
    Aslında bu durum bizim değişip ayakta >kalmamızı sağlar.
    LEO BUSCAGLIA

  11. #11
    kardem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    22-08-2007
    Mesajlar
    490
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kardem







    Bir gün pervane böceği muma aşık olur...

    Biri pervaneye şu sözleri söyledi:


    Ey ufacık böcek, minicik kanatlı hayvan! Sen kendine lâyık bir dost tut. Öyle bir yola git, öyle bir yol tut ki, biraz olsun başarı umabilesin. Sen kim, mum kim? Sen neredesin, mum sevmek nerede? Semender değilsin. Ateşin etrafında dolaşma. İnsan önce kendini bilmeli, yiğitliğini denemeli, ondan sonra savaşa atılmalı.

    Yarasaya baksana! Güneşten saklanıp gizlendiği için gündüzleri ortalarda görünmüyor, geceleri meydana çıkıyor. Demir pençeli kimse ile savaşmak, câhillik, kendini bilmezliktir.
    Düşman olduğunu bildiğin birisini dost edinmek akıllıca bir hareket değildir.

    Ey pervane! Kimse sana mumun uğrunda nâhak yere ve boşu boşuna öldüğün için iyi ediyorsun demez.
    Bir dilenci padişahın kızını isterse, bu saçma bir fikir beslemek, mânasız bir harekette bulunmak demektir. Ensesine tokadı yer.
    Bir mecliste mum yandığı vakit, padişahlar bile yüzlerini ona çevirirler. Hâl böyle iken mum hiç sana, senin gibi âşıka yüz verir mi?
    Karşısında o kadar padişahlar varken, büyükler dururken senin gibi bir müflise iltifat eder mi hiç ? Ben zannetmem.

    Mum herkese nezaket, yumuşaklık, fakat sana kızgınlık gösterir. Çünkü sen zavallısın, biçâresin.

    Yüreği yanık pervane ona şu cevabı verdi:

    Ey tuhaf adam! Sen bu sözlerinle tuhaf oluyorsun ama iş tuhaf değil. Mum beni yakarmış, yanarmışım. Bunun ne önemi var. Yansam ne olur, kavrulsam ne çıkar. Gönlümde İbrahim'in ateşi var. Nemrud'un ateşi İbrahim'e nasıl bir gülizâr oldu ise, mumun ateşi de benim için bir gülistandır.

    Gönül, canânın eteğine çekmez, canânın aşkı canın yakasına yapışır.
    Ben kendi isteğimle kendimi ateşe atmıyorum ki! Boynumdaki aşk zinciri beni ateşe sürüklüyor. Mumun ateşine kavuştuğum zaman yanmıyorum ki, o beni uzakta iken yakmıştı.

    Yâr, güzellik ve sevilmek icabı istediğini yapar.

    Ona: Yapma, etme, günahtır denilmez ki!

    Ben, yârimi sevdiğim için onun ayakları altında can vermeye hazırım. Emelim budur, zevkim de bundan ibarettir. Can benim değil mi? Kim buna engel olabilir?

    Dost var iken bana varlık yakışmaz. İşte bunun için can veriyorum. İstiyorum ki, yalnız o var olsun.

    Yârim güzeldir, beğenilmiştir. İstiyorum ki, ben yanarken çıkardığım alev ona sirayet ederek onun ışığına katılsın, onun ziyasını arttırsın.
    Ey bana öğüt veren! Diyorsun ki: Git, kendine göre birisini bul, onu dost edin!
    Bu öğüdün bana hiçbir faydası yok. Bana kâr etmez, te�sir etmez. Bilir misin ki, aşığa nasihat etmek akrebin soktuğu kimseye sızlanma, inleme demeye benzer. Sindbad kitabında çok güzel bir nükte vardır. O da şudur:
    Aşk ateştir, öğüt yeldir.Yel, ateşi alevlendirir. Bir kaplanı ne kadar dövsen, o nisbette hırçınlaşır, öfkesi şiddetlenir.

    Ey nasihatçı! Sen bana fenalık yapıyorsun. İstiyorsun ki, yüzümü ateşli yerden ateşsiz, soğuk yere çevireyim.

    Şimdi sıra benim. Ben sana nasihat vereyim de dinle.
    Daima kendinden iyisini ara. Kendin gibilerle vakit geçirmek, vaktini zâyi etmektir. Kendi emsalinin peşinden ancak kendini beğenmişler gider. Tehlikeli yerlere ise ancak sarhoşlar gider.

    Nitekim ben aşka düştüğüm zaman onun bütün belâlarını da düşündüm. Kelleyi koltuğa aldım da bu yola girdim.

    Sadık bir aşık isen elini canımdan çek. Canını vermeye kıymayanlar kendini beğenen korkaklardır ve sevgiliye değil de kendi şahıslarına âşıktırlar.

    Bir gün gelecek, nasıl olsa ecel pusu kuracak beni alıp götürecek. Onun için nazlı sevgilim beni öldürsün daha iyi. Onun uğrunda, onun elinde güle oynaya can veririm. Madem ki, ölüm haktır ve alına yazılmıştır, cânan uğrunda, onun elinde ve yanında ölmek daha iyi değil mi?

    Bir gün ister istemez öleceksin. Yârin ayağı dibinde can vermek daha iyi değil mi?

    Pervâne sâdık bir âşıktır. Tek bir ışık etrafında döner durur ve kendini yok eder. Onun yok oluşu, Vahdet yolundaki dervişin hâline benzer. Işık ilâhî aşk, pervâne ise bu aşk ile yanıp tutuşan ve hatta yokluğa erişen derviş demektir.

    alıntı...

  12. #12
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu


    Bugün havada da bir esneme var sanki uykusu gelmiş de bir an önce günü kapatıp geceyi başlatmak istercesine mahmur gözleri yumulmakta e haliyle bana da çöktü onun bu kasveti yanan sobanın önünde yüzümü yalayan alev,gözlerime çöken ağırlık burnumda ağır bir boya kokusu aklımda sen. Acaba kime neyi anlatmaya çalışmakta yada üşüyen ellerini ısıtmaya çalışırken içini alan bir titreme esnasında aklına ben gelsem ısınırmıydı acaba diye. Kurulmuş düzenin içinde başrollerimizi almış oynarken bir efekt arası gerçekten bir bukle yaşamak mı? yoksa gerçek olamayacak kadar uzak yada hayal olamayacak kadar sıcak,samimi dostluklar mıydı aranan. Zaten hayatın kendisi bu değil mi? Kim kimin için yada ne neden dolayı pek karışık bir hengame,bu karışıklığın içinde doğru ne yanlış ne tartışılır bir esneklikte. Dünya yükünü almış giderken,bir gün daha nöbetini geceye devrederken,sönen umutlara meydan okurcasına doğan ceninler hala varken kim kiminle neyin kavgasını yapar anlaşılır değil. Anlaşılamayan birçok şey gibi yada yaşanamayan birçok duygu ve eksikliği her an hissedilen bayatlamış geçmiş gibi. Yine de taze umutlarla bakmak lazım hayata,büyük bir hoşgörü,içten gelen bir şevkat yada ne bileyim
    cenneti bir yetimin saçlarını okşayarak aramak gibi. Olmayacak şey değil bunlar madde aleminden mana alemine bir yolculuk nasılsa yaşanacaksa,bundan ne kurtuluş ne kaçış olmayacaksa,burda da elbette yaşanacaksa yaşanacak,kimseye ne zarar nede kuşku doğurmadan mana aleminde. O yüzden ben derimki neden birtakım şeylerin hesabını şimdiden yapmak neye göre artılar ve eksiler her gün değişirken buna imkan var mı .........Tek gerçek var oda bence kalbindeki sıcaklık gönlündeki şefkat,düsturunda doğruluk varsa o bana yeter. Bundan emin olmaksa her şeye değer.

    Cahit Sıtkı Tarancı

  13. #13
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu


    Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.
    Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.
    Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara.
    Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.


    Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak...
    Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.


    Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.
    Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen
    iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.
    Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir.
    Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi
    kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.


    Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.


    Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.
    Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.


    Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.
    Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.
    Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.


    İclâl Aydın

  14. #14
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    PAPATYA TARLASI

    Papatya tarlası.
    Bir papatya tarlası düşün..
    İlkbahar ayı..
    Ve sen onun yanından geçen yolda yürüyorsun ve o papatya tarlasında
    bir papatya dikkatini çeker..
    Binlercesinden birisidir ama sen onun yanına gidersin..
    Onda seni çeken bir şeyler vardır..
    O papatyayı olduğu yerden koparırsın..
    Sadece senin olsun istersin..
    Sadece senin..
    Öleceğini düşünmeden.
    Ve gidersin o tarladan.
    Bence bu tutku..
    İçindeki
    şiddetin durduramadığı bir bencillik ama bir o kadar güzel ve hapsedici.
    Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyorsundur..
    Yine milyonlarcası arasında bir tanesi seni çeker..
    Yaklaşırsın yanına..
    Yanına gidersin o papatyanın..
    Gözlerin başkasını görmez olur o an.
    Onun için her şeyi yapmak istersin..
    Dokunmak istersin..
    Dokunamazsın, orada onunla ölmek istersin.
    Ama birden hafif bir rüzgar eser ve bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna..

    Dayanamazsın onun kokusuna..
    Unutturur her şeyi bir anda ve o kokunun geldiği yöne gidersin..
    O papatya orada kalmıştır..
    Yüreğinin bir kenarında..
    Paylaşılmamıştır bir çok şey..
    Unutulmaz çok şey..
    Unutulmaz belki ama geri de dönülmez ona..
    Aşk bence böyle bir şey..
    Yine o yoldasın..
    Papatya tarlasının yanından geçen..
    Ve yine bir papatya...
    Milyonlarcasının içinde seni çeker..
    Gidersin yanına..
    Orada kalakalırsın..
    O hiç ölmesin diye her şeyi yaparsın..
    Tüm gücünle onunla olmak istersin..
    Oradan seni koparacak hiç bir güç olmadığına inanırsın..
    Ve orada onunla ölene kadar birlikte kalırsın..
    Bence sevgi de bu.
    alıntı
    ..........................


    Çaresizliktir aşk ...
    Ne yapacağını,ne yapması icap ettiğini bilememektir.
    Çareyi unutmanın çaresizliğidir,çıkışsızlıktır.
    Köprüden önceki son çıkışı hep geçmektir.
    Bir çıkış aramaktır.
    Kapıların kilitli olduğunu farkettiğinde
    başka bir kapıya yönelmek,
    sonra bir diğerine ve koşuşturmak
    her seferinde kilitli olduğunu bir kez daha
    acıyla farketmektir.
    Yanında olmak isteyipte olamamaktır.
    Sana ihtiyac hissettiğini bile bile yakınına gelememektir.
    Yürümekle tükenmeyen bir sonsuz yolculuktur.
    Kum fırtınalarına rağmen durmamak vaz geçmemektir.
    Kumların yüzünü kesmesidir belkide.

    Aşk:Şehri uyandırma arzusudur.
    Gecenin en kesif karanlığında herkes uykuya dalmışken ortalığı ayağa kaldırma isteğidir.
    Bir dost

  15. #15
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu
    Alıntı SesS!zL!k... Nickli Üyeden Alıntı
    PAPATYA TARLASI

    Papatya tarlası.
    Bir papatya tarlası düşün..
    İlkbahar ayı..
    Ve sen onun yanından geçen yolda yürüyorsun ve o papatya tarlasında
    bir papatya dikkatini çeker..
    Binlercesinden birisidir ama sen onun yanına gidersin..
    Onda seni çeken bir şeyler vardır..
    O papatyayı olduğu yerden koparırsın..
    Sadece senin olsun istersin..
    Sadece senin..
    Öleceğini düşünmeden.
    Ve gidersin o tarladan.
    Bence bu tutku..
    İçindeki
    şiddetin durduramadığı bir bencillik ama bir o kadar güzel ve hapsedici.
    Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyorsundur..
    Yine milyonlarcası arasında bir tanesi seni çeker..
    Yaklaşırsın yanına..
    Yanına gidersin o papatyanın..
    Gözlerin başkasını görmez olur o an.
    Onun için her şeyi yapmak istersin..
    Dokunmak istersin..
    Dokunamazsın, orada onunla ölmek istersin.
    Ama birden hafif bir rüzgar eser ve bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna..

    Dayanamazsın onun kokusuna..
    Unutturur her şeyi bir anda ve o kokunun geldiği yöne gidersin..
    O papatya orada kalmıştır..
    Yüreğinin bir kenarında..
    Paylaşılmamıştır bir çok şey..
    Unutulmaz çok şey..
    Unutulmaz belki ama geri de dönülmez ona..
    Aşk bence böyle bir şey..
    Yine o yoldasın..
    Papatya tarlasının yanından geçen..
    Ve yine bir papatya...
    Milyonlarcasının içinde seni çeker..
    Gidersin yanına..
    Orada kalakalırsın..
    O hiç ölmesin diye her şeyi yaparsın..
    Tüm gücünle onunla olmak istersin..
    Oradan seni koparacak hiç bir güç olmadığına inanırsın..
    Ve orada onunla ölene kadar birlikte kalırsın..
    Bence sevgi de bu.
    süper bir hikaye ...
    yüreğine sağlık...
    çok güzel anlatılmış...
    sağolasın güzel yürekli dost...

  16. #16
    ArZu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-06-2006
    Yer
    Kayıp Şehir...
    Mesajlar
    15.305
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ArZu
    Aşkçiçeği



    Bir gün tutar bir caneriği çiçeğini sunar bahara. Bür tutam serinlik, bir yürekte buğulanan sıcaklık .

    Ve konar gözlere bir öpücük gibi kuşların sevinci bahar. Okşar bir annenin parmakları gibi usulca saçlarımızı seher yeli.

    Bir tutam gün ışığı dolar içimize, bir tutam sevinç çığlığı.



    Ne zaman bahar gelse sevinci yaşar kırlar, dağlı çocuklar umudu kucaklar bir yanımızda; bir yanımız da kuşlar,

    çiçekler, kelebekler sevinci yaşar. Aydınlık gelir dört bir tarafa, gürül gürül akar dereler.

    Bir dağ pınarı gibi hayat kaynar kanımızda, yüreğimizde tomurcuk tomurcuk fışkırır aşk:

    Alıp götürür duygularımızı uzak dağların ötesine, serin serin esen rüzgarlar...



    Sen bu dağların sevda türküsüsün bahar gözlüm, denizlerin mavisi, bulutların beyazı.

    Çatlamış toprağın bağrına düşen bir damla su gibisin. Ne zaman bahar gelse, yağmur yağmur çiçek açar sesin gökyüzünde.

    Ben sonbaharın yorgun yanık türküsüyüm oysa, sarıya çalar rengim, rüzgarlar estikçe savurur yapraklarımı uzak diyarlara.

    Sen gülüşünde baharın ilk sevincini, gözlerinde göğün uçuk mavisini taşıyorsun. Baharın kokusudur yeryüzüne dağılan temiz nefesin.

    Yaşamak bir su gibi berrak yüzünün aydınlığında, bir köy türküsü gibi içli ve hilesiz...



    Ben seni ozanca sevdim türkübakışlım, sular gibi temiz, bir rüzgar gülü gibi hilesiz.

    Mehtabın güzelliği, yıldızların ışıltısısın sen karlı dağlarda, rüzgarların soluğu, güneşin dostluğusun.

    Umut, aşk ve alın terisin ak alınlarda. Toprağa ekilen tohum, bahara söylenen türküdür dilin.

    Ceylan gözlerin sevinci, dudakların ıslığısın türkülü ırmaklarda.



    Acılar içinde de olsam yaşamı çılgınca sevdim. Çılgınca sevdim dağları, ormanları, güneşi, çocukları.

    En çok da seni sevdim aşkçiçeğim.



    Yol türküleri kederlidir nazlım, yol türküleri dertli, yol türküleri acılı.

    Gidersen kar yağar istasyonlara, boynu bükük bakar ardindan akasyalar.



    Gitme, bir güvercin sıçaklığı gibi kal yüreğimde.

    Ben ki sevdamı dağlı bir çiçek gibi göğsümüm üstünde taşıdım hep, namusumun akında.

    Ne zaman gözlerine baksam beyaz beyaz güvercinler kanat çırpar mavilere;

    Güller açar ne zaman ellerimi uzatsam saçlarına, serin serin eser yeller.



    Bu sevdayı alıp gitme benden, alıp gitme buralardan, gözleri türkülü kuşum .

    İçimdeki baharı öldürüp gitme. Kimsiz, kimsesiz kalır türkülerim. Körpe bir dal gibi koparma sevinçlerimi yüreğimden.



    Gitme

    figan düşer denizlere sular çekilir

    yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime

    bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır

    boynunu büker sabah kervanları kelebekler ölür



    gitme

    bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk

    şaşırır yönünü rüzgarlar

    bütün pınarların suyu çekilir

    solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm



    gitme

    öksüz kalır içimdeki imge dağları

    saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı

    bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez

    çiçekler açmaz bahçemde ah be gülüm



    gitme

    içimdeki bütün vagonlar devrilir

    bir kar yağar istasyonlara, üşürüm



    gitme

    bütün ormanlar ateşe verilir

    kuşlarda gider bu kent de, ölürüm



    gitme kal

    menevşeler açsın dağlarda

    sevince dönüşsün gökyüzü

    iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm

    yokluğuna alışamam yokluğun ölüm




    Nuri CAN

Sayfa 1/8 123456 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Kızılderili Masalı
    By Serdar Yıldırım in forum ÖYKÜ ve HİKAYE
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27-02-2012, 14:15
  2. Hiç..Hiç Masalı...
    By efruz in forum AİLE ve ÇOCUK
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28-01-2010, 01:10
  3. Gül Masalı....
    By kalbin zümrüt tepesi in forum GENEL EDEBİYAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23-03-2007, 18:44
  4. Bir Ramazan Masalı
    By NehiR in forum ÖYKÜ ve HİKAYE
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 19-10-2006, 15:02

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş