Etiketlenen üyelerin listesi

http://img230.imageshack.us/img230/7806/32146mf3.jpg Tasavvuf'un Gâyesi Bilmiş ol ki, Tasavvuf mertebelerinde mesafe kat etmekten gaye, nefsin huzur bulmasıyla alakalı olan gerçek imanı yakalamaktır. Nefis, mutmainne (huzura eren) olmadıktan sonra, kurtuluş düşünülemez. Nefsin mutmainn olabilmesi için de, kalbin onu kontrol ve idare etmesi gerek. Kalbin onu kontrol edebilmesi ise, kalbin nefisten gelebilecek bütün her şeyden boş olup Hak Teâlâ'dan gayrı şeylerle alaka kurmaktan

Bu konu 390746 kez görüntülendi 641 yorum aldı ...
Mektûbât-ı Rabbânî Köşesi... 390746 Reviews

    Konuyu değerlendir: Mektûbât-ı Rabbânî Köşesi...

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 390746 kez incelendi.

Sayfa 2/41 İlk 123456712 ... Son
  1. #17
    girdap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    08-02-2007
    Mesajlar
    2.549
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @girdap
    Fırsatı Ganimet Bilmek, Vakti Zayi Etmemek

    Gönderdiğin mektup ulaştı. Fırsatı ganimet bilmek, vakti zayi etmemek gerekir. Merasim ve geleneklerden birşey kazanılmaz. Hile ve bahanelerden sadece hüsran artar. Sâdık haberci -ona eksiksiz salavâtlar ve en mükemmel selâmlar olsun- şöyle buyurmuştur: "Yapacağım-edeceğim deyip erteleyenler helak oldu."

    Varlığı kesin olan hayatı, varlığı meçhul olana harcamak ve mechulu/hayali olanı mevcud için korumak gerçekten çirkin bir davranıştır. Hiç şüphesiz vakti en öenmli işlerde harcamak gerekir. Bunu unutmak, aldatıcı, süslü, boş malayaniye neden olur. Şânı Yüce Allah bizi, talep lezzetinin zerresiyle rızıklandırsın. Onun dışındakilere kanmaktan kurtulmamızı kolaylaştırsın. Dedikoduyla hiçbir şey ele geçmez. Yegane istek kalbin selametidir. İşin aslını düşünmek ve malayaniden tamamen yüz çevimek gerek.

    Hakkın arzusu dışındaki herşey,
    Şeker yemek dahi olsa, öldürücü zehirdir!

    'Elçiye düşen yalnızca tebliğ etmektir' (Maide,99)

    [133. Mektup]

  2. #18
    girdap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    08-02-2007
    Mesajlar
    2.549
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @girdap
    Ey Sevgili! Acı ve sıkıntılar muhabbetin gereklerindendir. Fakirliği / dervişliği seçenler için acı ve kederler şarttır.

    Sana olan aşkımın amacı acı çekmektir!
    Aksi halde, mutluluk yolları çoktur!

    Sevilen, seven birinin olmasını, kendisinden başkasında sukûnet bulmamasını ve başkalarından tamamen ayrılmasını ister. Burada tatminlik tatmin olmamaktır. Lezzet yanmaktır. Karar kararsızlıktır. Rahat yaralı olmaktır. Bu makamda kurtuluşu istemek, nefsini fitneye atmaktır. Nefsini bütünüyle sevgiliye bırakman gerekir. O'ndan gelecek herşeye razı olman gerekir. O'ndan geleni, yüz çevirmeden, itiraz etmeden kabul etmen gerekir. Bu konumda geçim yolu budur. İsitikamete erişmek için güç ve takatin nisbetinde çalışman gerekir. Aksi halde aksaklıklar peşinden ayrılmaz. Meşguliyetin iyiydi. Ancak kuvvet kazanamadan, zayıf düştün. Fakat endişe etme. Bu üzülecek bir hal değildir. Bu tereddütlerden sonra cemiyet yollarına teşebbüs edersen, öncesinden daha güzel olur. Bu ayrılığın yollarını, cemiyet yollarının aynısı olduğuna inanmalısın. Böylece birşeyler yapmaya güç kazanmış olursun. Vesselam.

    [140. Mektup]

  3. #19
    :)emine:) - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Üyelik tarihi
    03-01-2008
    Mesajlar
    13
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @:)emine:)
    Seyyidi Mürselin ve Hulefa_i Raşidine mütabaat üzerine teşvik hakkında Hace Cihana gönderilmiştir.
    ''Hz Allah sizin kalbinize selamet bahş eylesin yani kalbiniz kalbi selim olsun.Sadrınızı şerh eylesin yani feyzi ilahinin gelmesi ile genişletsin.Cildinizi yumuşatsınyani füyuzat_ı ilahinin gelmesi ile cildlerinizi yumuşatsın.Bunların hepsi ruh,sırh,hafi,ahfanın kemalatının cemisi,salavatın ekmeli,teslimatın efdali kendisi ve ali üzerine olan Seyyidi Mürseline mutabaata bağlıdır.Böyle olunca size o Nebi zişana ve o Nebi zişandan sonra hidayet edici ve hidayet olunmuş olanHulefa_i Raşidine mutabaat vaciptir.Çünki muhakkakHulefa hidayet yıldızlarıdır ve velilik güneşleridir.Kimki onlara mutabaat etmekler müşerref olursa tahkik fevzi azim ile kurtulmuş olur.Kimki onlara muhalefet etmekle halk olunmuş ise yani kalpleri tab olunmuş mühürlenmiş ise tahkik haktan çok uzak bir delalet ile sapıtmış olur.Diğer bir maksudum Sultanın 2 oğlunun içinde bulunduğu çaresizlik halini geçim sıkıntısını izhardır.Sizin tarafınızdan istenilen şey onlara imdat ve yardım etmektir.Muhakkak siz meded ve ianeye layıksınız.Muhakkak siz bütün insanların ihtiyacını kaza etmeye muvaffaksınız.Hz. Allah sizin muvaffakiyyetinizi ziyadeleştirsin hayır yoldaşınız kılsın.Allahın selamı sizin ve sair hidayete tabi olan kimseler üzerine olsun.Amin

    {1.cilt 25.mektup}

  4. #20
    girdap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    08-02-2007
    Mesajlar
    2.549
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @girdap
    Kardeşimiz Hâce Muhammed Kâsım'ın mektubu ulaştı. Mutluluk verdi. Dünyalık işlerinin dağınıklığıyla gönlünü daraltma. Bunlar için üzülmeye değmez. Çünkü bunların tamamı yok olmaya mahkumdur. Bilakis, Şânı Yüce Hakkın rızasını kazanmak için koşuşturmalısın. İster darlıkta, ister zenginlikte olsun, Şânı Celil Vâcibu'l-Vücûd Zât'ın dışında matlûbiyeti hak eden hiçbir şey yoktur. Özellikle sizin gibi azizler için böyle olmalıdır. Bununla birlikte hizmet için bir işaret ya da emir olsa, memnuniyetle onu yerine getirmek için gayret ederiz. Vesselam.

    [150. Mektup]

  5. #21
    emustafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    17-08-2009
    Mesajlar
    1.782
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @emustafa
    Şurası muhakkak olarak bilinmelidir ki, namaz, İslâmın beş şartından ikincisidir. Bütün ibâdetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına müslümânlık demek olmuştur.

    İnsanı, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işlerin birincisi olmuştur. Âlemlerin Efendisi ve Peygamberlerin “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vesselâm” en üstünü olana mi’râc gecesi, Cennette nasîb olan rü’yet şerefi dünyaya indikten sonra, dünyanın hâline uygun olarak, kendisine yalnız namazda müyesser olmuştur. Bunun içindir ki: (Namaz mü’minlerin mi’râcıdır) buyurulmuştur.

    Bir hadîs-i şerîfte, (İnsanın Allahü teâlâya en yakın olması namazdadır) buyurulmuştur.


    (261.Mektub)




  6. #22
    emustafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    17-08-2009
    Mesajlar
    1.782
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @emustafa

    Yüce Rabbimiz, biz kullarına bu dünyada öyle güzel nimetler sunmuş Bizler tüm bu nimetlere şükretmesini bildikten sonra ve bu nimetleri Allah yolunda harcayıp O’nun rızası doğrultusunda sarf ettikten sonra elbette ki, işte o zaman dünya bizim için “Asıl varılacak yer olan Allah katına” ulaşmamız için bir vesile olacaktır. Ve aynı zamanda bize sunulan bu nimetlerin fazlasını da Allah yolunda, muhtaç insanlara dağıttığımızda göreceğiz ki, o asıl varılacak yer olan makama en kısa yoldan ulaşacağız.

    Hele bir de Peygamber Efendimizin belirttiği gibi:
    “Yorulan bir insanın dinlenmek için bir ağaç dibinde gölgelendiği yer kadar kısa olan bir mekân” olan bu dünya hayatımızda mal mülk edinme hevesine kapılmayıp, ihtiyacımızdan fazlasını biriktirmeyip, saklamadığımızda ve tüm biriktirdiklerimizin bu dünyada kalacağını, Allah’a ulaşmayacağını, bu dünya nasıl yerle bir olacaksa, tüm biriktirdiklerimizin de yerle bir olacağını anladığımızda işlerimiz daha da kolaylaşacak ve bu dünyada bulunuş gayemiz netleşecektir.

    “Asıl varılacak yer olan Allah katına” ise, bizleri şu anda içinde bulunduğumuz dünya hayatına yüklediğimiz değerler ulaştıracaktır. Zira bizleri Allah katına ulaştıracak olan, içinde bulunduğumuz dünyadır. İnsan cenneti de cehennemi de bu dünyada kazanmaktadır, işlemiş olduğu amellere göre… Hâl böyle olunca, içinde yaşadığı dünyayı ve kendi hayatını cennete çeviremeyen, cennet bahçelerinden bir bahçeye dönüştüremeyen bir insanın varılacak en güzel yer olan Allah katından medet umması, aldanmadan öte bir şey değildir.

    (261.Mektub)





  7. #23
    emustafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    17-08-2009
    Mesajlar
    1.782
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @emustafa
    Dünya hayatının geçiciliğini Allahu Teâlâ kullarına Kur’an-ı Kerîm’de geçen birçok âyette bildirmiş, sevgili Peygamberimiz ise birçok hadis ile insanlara bu dünyanın fâniliğini haber vermiştir. Bu âyetler ve hadisler ışığında kendini dünya malına, zevkine, tasasına kaptırmadan, Allahu Teâlâ’ya dönen ve gerçek hayatın âhiret olduğuna, dünyanın ise geçici bir mekân, imtihan yeri olduğuna inanan insanlar Allahu Teâlâ’ya iman eden gerçek mü’minlerdir. Bu mü’minler, dünyanın tadından zevkinden güzelliğinden yettiğince tattığı gibi ahret
    iman gerçeğini anlayarak, tadarak, yaşayarak asıl zenginliğin, asıl güzelliklerin, asıl olan mekânda yani âhirette kazanılacağını bildikleri için Allah tarafından varılacak en güzel mekân olan “Allah katı” ile müjdelenmektedirler. Allahu Teâlâ’nın bu müjdesiyle şereflenmek isteyen kulları, kendilerine verilen bu dünyayı, nefsinin istekleri ve şeytanın hilesinden uzak kalarak Allah katında gerçek mü’min olma gayretindedirler. Onlar, Allah’tan gelene razıdırlar. Bu dünyadaki zenginliğe heves etmekleri gibi yokluklara ve fakirliğe de katlanarak mükâfatını Rablerinden beklerler. Bilirler ki, tüm kazanılanlar ancak Rabbimizin bize sunmuş olduklarıdır. Ve ancak Rabbimizin katındadır.


    (261.Mektub)

  8. #24
    emustafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    17-08-2009
    Mesajlar
    1.782
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @emustafa


    Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Dünya gözlerinizdeki bütün değerini kaybederdi.” buyurmuştur.
    Ebû Derdâ, bu hadisi aktardıktan sonra şöyle devam eder:
    “Şayet sizler benim bildiğimi bilseydiniz, dağlara çıkar hüngür hüngür ağlardınız. Dönmemek üzere mallarınızı bekçisiz bırakırdınız. Fakat tükenmez ümitler, kalbinizden âhiret düşüncesini aldı. Bütün ümitleriniz, dünyanın nimetleri oldu. Hayvanlar gibi başınıza gelecekleri bilmeyecek kadar kör oldunuz. Sizler din kardeşi olmanıza rağmen neden birbirinizi sevip nasihat etmiyorsunuz?! Sizleri birbirinize düşüren, çirkin duygularınızdır. Sizler neden birbirlerinizi dünya işlerinde uyarırken, âhiret işlerinde uyarmıyorsunuz? Hatta sevdiğiniz kişiye dahi âhiretle ilgili öğüt vermiyorsunuz?


    Bunlar kalplerinizdeki imanın zayıflığının delilidir. Âhirette elde edeceğinize, dünyada kazandıklarınıza inandığınız gibi inansanız, âhiretin arkasında gitmekten dünyaya fırsat bulamazsınız. Belki de hiçbir zaman ulaşamayacağınız hevesler için türlü sıkıntılara giriyor, değişik cürümleri uyguluyorsunuz. Ne kadar fenalaşmışsınız ki, içinizdeki imanınızın etkisini kaybetmişsiniz?

    Şayet Muhammed’in getirdiğinden şüpheniz varsa, bize gelin, sizi aydınlatalım. Kalbinizdeki şüpheyi giderelim. Sizler akılsız insanlar değilsiniz ki, sizleri mazur görelim! Dünya hayatınızla ilgili davranışlarınızda doğru kararlar alıyorsunuz. Sizler neden dünyada elde ettiğiniz kârlardan dolayı seviniyor, kaybettiklerinizden dolayı hüzünleniyorsunuz? Bunları yüz hatlarınızla ifade etmekle yetinmiyor, dillerinizle de söylüyorsunuz! İşleriniz biraz aksi gitse, belâ geldi diye yakınıyorsunuz. Diğer yandan dininizde ağır kayıplar vermenize rağmen umursamıyor ve üzülmüyorsunuz! Allah’a yemin ederim ki, Allah sizinle olan ilişkisini kesmiştir. Neden derseniz, sizler dostlarınıza ve dost olmadıklarınıza nasıl davrandığınızı bilmiyor musunuz? Şayet Resûlullah yaşasaydı, sizin bu yaptıklarınıza kesinlikle müsaade etmezdi. Şayet içinizde hayra dönme meyli olanlarınız varsa, ben size her şeyi anlattım. Âhiret hayatını, dünya nimetlerinden yüz çevirmeyi istiyorsanız, bunu başarırsınız. Allah’ın yardımı üzerinize olsun!”


    (261.Mektub)


  9. #25
    dostluk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    19-06-2007
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    5.729
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @dostluk
    Mektubatı Rabbani 32'nci Mektup dan

    Süâl: Sığınağımızın, yüksek rehberimizin nisbeti değişmemişdir. Ya’nî artmamış ve azalmamış diyorsunuz.

    Cevâb: Efendim! Tekmîl-i sınâ’at, telâhuk-ı efkâr iledir. Ya’nî san’atların ilerlemesi, fikrlerin, düşüncelerin birbirlerine eklenmesi ile olur.


    Sibeveyh tarafından kurulmuş olan Nahv bilgisi, sonra gelenlerin düşünceleri ile binlerce kat çoğalmışdır. Çoğalmadan, olduğu gibi kalması, noksanlık olur.

    Hâce Behâeddîn-i Nakşibend hazretlerinin nisbeti, hâce Abdülhâlık hazretleri zemânında yok idi “kaddesallahü sirrehümâ”. Her zemân da böyle olmuşdur. Bundan başka, yüksek hocamız Bâkî-billah hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bu nisbeti olgunlaşdırmak istiyordu, temâm olmamış biliyordu. Eğer dahâ yaşasaydı, ALLAHü teâlânın irâdesi ile, bu nisbeti kim bilir nereye kadar yükseltecekdi. Bunun yükseltilmemesi için uğraşmak doğru değildir. Fakîr, bu nisbetin değişmeden nasıl kalacağını bilemiyorum. Sizdeki nisbet bile başkadır. Onların nisbetine hiç benzememekdedir. Bu sözümüz, onların yüksek huzûrunda çok söylenmişdi. Şeyh İlâhdâd fakîri, nisbetin ne olduğunu nereden bilmekdedir? Kalbinde bir parça huzûr vardır. Ne hâlde olduğunu başkaları da bilmekdedir. O nisbeti kendisine veren kimdir? Bunları bana bildiriniz. Böylece bu fakîr de kendisine yardımda bulunayım.

    Rü’yâlara güvenmeyiniz! Çünki, çoğu hayâl ile görülmekdedir, doğru olmazlar. Şeytân, kuvvetli düşmandır. Onun aldatmasından kurtulmak güçdür. Ancak, ALLAHü teâlânın koruduğu seçilmiş kimseler kurtulur.

    Süâl: Kazanılmış olan nisbetlerin geri alınmasını soruyorsunuz?

    Cevâb: Efendim! O nisbeti geri almakda rehberin ihtiyârı, irâdesi olmaz. Birlikde iken de söylemişdim. O hâl, şimdi de öyledir, yok olmamışdır. Yok oldu sanmak doğru değildir. Kalbden işitdiğiniz sesin de, bununla bir ilişiği yokdur. Ateşin külü soğuyunca ve içinde ateş kalmayınca da, üzerine su dökülürse, ateşe dökmüş gibi ses çıkarır. Sesi duyunca, külün içinde ateş kalmışdır demek doğru olmaz. Yine söylüyorum, rü’yâlara kıymet vermeyiniz! Bu sözüm, bugün sizden gizli ise, yarın inşâALLAHü teâlâ belli olacakdır. Mektûbunuzda üzerine çok düşmüş olduğunuz için, cevâbını bildirmeğe mecbûr kaldım. Yoksa, sebeb olmadan bir şey yazılamıyor.


  10. #26
    Hamra_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    17-08-2009
    Mesajlar
    951
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Hamra_
    Lutf etdiğiniz kıymetli mektûb, bizleri mubârek Ramezân ayında şereflendirdi. Bunun için, bu büyük ayın üstünlüklerinden birkaç satır yazmak hâtırıma geldi:

    Mubârek Ramezân ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nâfile nemâz, zikr, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günâhları afv olur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruclunun sevâbı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de afv olur. Cehennemden âzâd olur. Ramezân-ı şerîf ayında, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur. Bu aya saygısızlık edenin, günâh işliyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer. [Bu ayı fırsat bilmelidir.] Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’ân-ı kerîm, Ramezânda indi. Kadr gecesi, bu aydadır. Ramezân-ı şerîfde, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnetdir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru gecikdirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısı ile herşeye muhtâc olduğunu göstermekdedir. İbâdet etmek de zâten bu demekdir.Hurma ile iftâr etmek sünnetdir. İftâr edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) düâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnetdir.

    Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslimân afv olur, âzâd olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytânlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mubârek ayda Onun şânına yakışacak, kulluk yapmağı ve Rabbimizin râzı olduğu, beğendiği yolda bulunmağı, hepimize nasîb eylesin! Âmîn.


    45.Mektup('tan)...

  11. #27
    nur_eslem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ordinaryus
    Üyelik tarihi
    30-05-2008
    Yer
    ....
    Mesajlar
    1.131
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @nur_eslem
    Bu mektûb, molla Hüseyne yazılmışdır.
    Allah yolunda olanların yanında bulunmağı övmekdedir:
    Allahü teâlâ, hâllerinizi güzel eylesin. İşlerinizi fâideli eylesin! Maksadlarınızı ıslâh eylesin! Şerefli mektûbunuz geldi. Sevgilerinizi bildirdiği için bizleri çok sevindirdi. Allahü teâlâ, bu yolun büyüklerine olan sevginizi artdırsın! Onlara bağlılık arzûsunu, ömrünüzün sermâyesi yapsın! Hadîs-i şerîfde, (El-mer'ü mea men ehabbe) buyuruldu ki, (Kişi, sevdiği ile berâberdir) demekdir. Bu büyükleri seven, onlarla berâber olur. Onlarla berâber olan, şakî olmakdan korunmuş olur. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (İnsanların yapdıklarını yazan meleklerden başka melekler de vardır. Yollarda, sokak başlarında dolaşırlar. Allahü teâlâyı zikr edenleri ararlar. Zikr edenleri bulunca, birbirlerine seslenirler. Buraya geliniz, buraya geliniz derler. Kanadları ile, onları sararlar. O kadar çokdurlar ki, göke varırlar. Kullarının her işini bilici olan Allahü teâlâ, meleklere sorarak: Kullarımı nasıl buldunuz, buyurur? Yâ Rabbî! Sana hamd ve senâ ediyorlar ve senin büyüklüğünü söylüyorlar ve senin ayblardan ve kusûrlardan temiz olduğunu söylüyorlar, derler. Onlar, beni gördüler mi, buyurur? Hayır görmediler, derler. Görselerdi, nasıl olurlardı, buyurur? Dahâ çok hamd ederlerdi ve dahâ çok tesbîh ederlerdi ve dahâ çok tekbîr söylerlerdi, derler. Onlar, benden ne istiyorlar, buyurur? Yâ Rabbî! Cennetini istiyorlar, derler. Onlar, Cenneti gördüler mi, buyurur? Görmediler, derler. Görselerdi, nasıl olurlardı, buyurur? Dahâ çok yalvarırlardı, dahâ çok isterlerdi. Yâ Rabbî! Bu kulların Cehennemden korkuyorlar. Sana sığınıyorlar, derler. Onlar Cehennemi gördüler mi, buyurur? Hayır görmediler, derler. Görselerdi, nasıl olurlardı, buyurur? Görselerdi, dahâ çok yalvarırlardı ve ondan kurtulmak yoluna dahâ çok sarılırlardı, derler. Allahü teâlâ, meleklere, şâhid olunuz ki, onların hepsini afv eyledim, buyurur. Yâ Rabbî! O zikr edenlerin yanında, filân kimse zikr etmek için gelmemişdi. Dünyâ çıkarı için gelmişdi, derler. Onlar benim müsâfirlerimdir. Beni zikr edenlerle berâberim. Onların yanında bulunanlar da, zarar etmezler, buyurur). Bu hadîs-i şerîf ve yukarıda bildirdiğimiz (Kişi, sevdiği ile berâberdir) hadîs-i şerîfi gösteriyorlar ki, bu büyükleri sevenler, bunlarla berâberdirler. Bunlarla berâber olanlar, kazançlı olurlar. Allahü teâlâ, bizi ve sizleri, bu büyükleri sevenlerden eylesin! Sevgili Peygamberi, ümmî ve hâşimî olan Muhammed (s.a.v) hurmetine düâmızı kabûl buyursun! Âmîn.
    Şeyh İlahdâdın mektûbunda, kendinizden haber veriyorsunuz. Böyle ademler, yanî yokluklar, tâliblerde çok görülmekdedir. Çok çalışınız. Ele geçenlerle doymayınız!
    Fârisî beyt tercemesi:
    Çok cilve var, aranan sevgilide,
    Kavuşdum sanma, bir cilve görünce!

    Bu büyüklerle birlikde bulunmak, en fâideli şeylerdendir. Allahü teâlâ, bunların sohbetine kavuşdursun! Fârisî beyt tercemesi:
    Aşk serhoşlarîle bulun, mey yoksa da, koku geçer.
    Koku da bulunmaz ammâ, onları görmek de yeter.

    Gece gündüz karşısında bulunduğunuz büyük hazretden aldığınız yola sarılınız. (Allah) mubârek ismini, hiçbirşey düşünmiyerek, kalbinizden geçiriniz! Hâzır ve nâzır olduğunu da düşünmeyiniz! Sıfatlarından hiçbirini hâtırınıza getirmeyiniz. Yüreğinizin bulunduğu yerde, gönülde (Allah) ismini hep bulundurunuz! Çok lâzım olan bilgiler, yazmakla anlaşılamaz. Anlatmak lâzımdır. Buluşursak, bildirilir. Buluşuncıya kadar, elinize geçenleri yazınız. Onları okumak, uzakdan teveccühe sebeb olur. Vesselâm.
    Vefâsızdır, ey denî dünyâ senin her nimetin!
    Ecel fırtınaları, mahv eyliyor her rifatın.

  12. #28
    emustafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    17-08-2009
    Mesajlar
    1.782
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @emustafa
    Bu mektûb, müezzin hâcı Yûsüfa yazılmıştır.
    Ezân kelimelerinin manâlarını bildirmektedir:

    Evvelâ Allahü teâlâya hamd ederim! Sevgili Peygamberine salevât eder, iyilikler dilerim! Biliniz ki, ezânın kelimeleri yedidir:

    ALLAHÜ EKBER: Allahü teâlâ, büyükdür. Ona birşey lâzım değildir. Kullarının ibâdetlerine de muhtâc olmakdan büyükdür. İbâdetlerin, Ona hiç bir fâydası yokdur. Bu mühim manâyı, zihnlerde iyi yerleşdirmek için, bu kelime, dört kerre söylenir.

    EŞHEDÜ EN LÂ İLÂHE İLLALLAH: Kibriyâsı, büyüklüğü ile ve kimsenin ibâdetine muhtâc olmadığı hâlde, ibâdet olunmağa Ondan başka kimsenin hakkı olmadığına şehâdet eder, elbette inanırım. Hiçbirşey Ona benzemez.

    EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESÛLULLAH: Muhammedin (aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm), Onun gönderdiği Peygamberi olduğuna, Onun istediği ibâdetlerin yolunu bildirici olduğuna ve Allahü teâlâya, ancak Onun bildirdiği, gösterdiği ibâdetlerin, yaraşır olduğuna şehâdet eder, inanırım.

    HAYYE ALESSALÂH, HAYYE ALELFELÂH: Müminleri, felâha, seâdete, kurtuluşa sebeb olan, nemâza çağıran iki kelimedir.

    ALLAHÜ EKBER: Ona lâyık bir ibâdeti kimse yapamaz. Herhangi bir kimsenin ibâdetinin Ona lâyık, yakışır olmasından, çok büyükdür, çok uzakdır.

    LÂ İLÂHE İLLALLAH: İbâdete, karşısında alçalmağa müstehak olan, hakkı olan ancak Odur. Ona lâyık bir ibâdeti kimse yapamamakla berâber, Ondan başka kimsenin ibâdet olunmağa hakkı yokdur.

    Nemâzın şerefinin büyüklüğünü, onu herkese haber vermek için seçilmiş olan, bu kelimelerin büyüklüğünden anlamalıdır.

    (Fârisî mısra tercemesi):
    Senenin bereketi, behârından belli olur.

    Yâ Rabbî! Peygamberlerin efendisi, en üstünü hurmetine ve şerefine (aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) bizleri, istediğin gibi namâz kılanlardan ve azâbından kurtulanlardan eyle! Âmîn.

  13. #29
    Ebu Müslim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Üyelik tarihi
    20-09-2009
    Mesajlar
    23
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Ebu Müslim
    Alıntı TevekkuL Nickli Üyeden Alıntı


    Tasavvuf'un Gâyesi

    Bilmiş ol ki,
    Tasavvuf mertebelerinde mesafe kat etmekten gaye, nefsin huzur bulmasıyla alakalı olan gerçek imanı yakalamaktır. Nefis, mutmainne (huzura eren) olmadıktan sonra, kurtuluş düşünülemez. Nefsin mutmainn olabilmesi için de, kalbin onu kontrol ve idare etmesi gerek. Kalbin onu kontrol edebilmesi ise, kalbin nefisten gelebilecek bütün her şeyden boş olup Hak Teâlâ'dan gayrı şeylerle alaka kurmaktan kurtulmasıyla mümkündür. Kalbin Hak Teâlâ'dan gayri şeylerle alaka kurmaktan kurtulmasının alameti ise, O'ndan başka her şeyi unutmasıdır. Öyle ki; Allah'dan başka herhangi bir şeyi kıl kadar düşünecek olsa, kurtuluşu elde edememiş demektir.

    Öyleyse, kalbini Mevlâsına teslim edenlere ne mutlu!.. Kalp, selamete erene dek çalışmak gerekiyor. Tâ ki iş, nefsin mutmainne (huzura eren) oluşuna varabilsin.

    'Bu Allah'ın bir ihsanıdır ki, onu dilediğine verir. Allah (c.c.), büyük ihsan sahibidir.' (Cuma, 4)


    (161. Mektup)
    Bu yazı ışığında rabıta hakkında ne dersiniz?
    Namazda bile şeyhini göz önünde buluınduran,zihninde canlandıran kişi kalbini mevlasına teslim etmiş olur mu?

  14. #30
    fakiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-01-2007
    Yer
    KOCAELİ
    Mesajlar
    16.053
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @fakiri
    Alıntı Ebu Müslim Nickli Üyeden Alıntı
    Bu yazı ışığında rabıta hakkında ne dersiniz?
    Namazda bile şeyhini göz önünde buluınduran,zihninde canlandıran kişi kalbini mevlasına teslim etmiş olur mu?
    El-Cevab : Teslim etmiş ve teslim olmuş olur. Namazda, kalb ine ve aklına her türlü havatır ve dünyevi düşünce gelen senin namazın namaz oluyor da, yani kimse sana böyle bir ahvalde olduğun halde Allah'a tam teslim oldun mu diye bir soru sormuyor da, bir evliyâullahı düşünmekle ve hatıra getirmekle, kalbin Mevlâ'ya teslim edilmesi elbetteki çok daha faydalı bir durumdur.Başka sorun !

  15. #31
    emustafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    17-08-2009
    Mesajlar
    1.782
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @emustafa
    ALTMIŞINCI MEKTÛB
    Bu mektûb, yine seyyid Mahmûda yazılmış olup,

    Allahü teâlâdan başka, birşey düşünmemeği bildirmekdedir
    Hak teâlâ, hepimizi, her an kendinin esîri olmak şerefine kavuşdursun! Hakîkî kurtuluş, Ona esîr olmak, tutulmakdır. Ondan başka birşey düşünmemek, hâtıra birşey getirmemek, büyüklerimizin yolunda, pek kolay hâsıl olmakdadır. Hattâ, bu yolun büyüklerinden birkaçı, kırk gün çile çekmiş, kırk gün sonra, hâtırlarına dünyâ düşünceleri gelmez olmuşdur.

    Hâce-i Ahrâr (kaddesallahü teâlâ sirreh) buyurdu ki,


    • Yok edilmesi lâzım gelen, dünyâ düşünceleri, dâimâ Allahü teâlâ ile olmağa mâni olan düşüncelerdir. Yoksa bütün düşünceleri yok etmek lâzım değildir.
    Bu büyüklerin sevgisi ile dolu olan bir dervîş, (Rabbinin nimetlerini say!) emrine uyarak, kendi hâlini şöyle bildirir ki,

    kalbden, düşünceler, o kadar yok olmuşdur ki, mesel bu kalbin sâhibi Nûh aleyhisselâmın ömrü kadar yaşasa, bu kadar zemânda kalbine bir düşünce gelmez. Bunun için uğraşmasına lüzûm olmaz. Çünki, uğraşmakla olan şey, devâmlı olmaz. Belki kalbine bir düşünce getirmek için senelerle uğraşsa, getiremez.

    Çile çekmek, uğraşmak demekdir. Uğraşmak, tarîkatda olur. Hakîkat ise güçlük çekmekden, uğraşmakdan kurtulmakdır. (Yâd-i gird) tarîkatda olur. (Yâd-i dâşt) hakîkatdadır.

    Düşüncelerin yok edilmesi, uğraşmakla olursa, devâm edemez. On gün, kırk gün, bir yerde kapanıp çile çekmekle, düşünceler, devâmlı yok edilemez ve Allahü teâlâ ile berâberlik, devâmlı olamaz. Çünki, uğraşmak tarîkatda olur. Tarîkatda kazanılanlar ise, devâmlı olamaz, tükenir. Hakîkatda devâm bulunmasına sebeb, hakîkatda, uğraşmak olmadığı içindir. Uğraşmak bulunan bir mertebede, yolcuya, dünyâ düşüncesi gelince, Allahü teâlâya olan teveccühü, bağlılığı bozar. Bu yolun başında bulunan yocularda hâsıl olan, devâmlı teveccüh, başkadır. Yukarda bildirilen devâmlı teveccühe (Yâd-i dâşt) denir ki, en yüksek mertebedir.

    Hâce Abdülhâlık-ı Goncdevânî k.s. buyurdu ki,


    • Yâd-i dâştdan sonra, mertebe yokdur, ötesi cehâletdir.
    Tesavvuf hâllerini anlatmağa sebeb, bu yolun talebesini teşvîkdir. Evet, bu yola inanmıyanın, bu yazılara, boş lâf diyeceğini biliyoruz. Bazılarına doğru yolu gösterir. Bazılarının da, büsbütün sapıtmasına sebeb olur.
    Fârisî iki beyt tercemesi:
    Masal diye okuyan için, masaldır.
    Kıymetini anlıyana, tükenmez hazînedir.
    Nil nehri çingeneye kan göründü.
    Mûsâ aleyhisselâma ise, sâf sudur.

  16. #32
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    7.618
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU : Yüce Mukaddes Hakka ulaştıran yolun iki olduğunun beyanı..
    ***

    NOT: İMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu, Nur Muhammed'e yazmıştır.

    ***
    Rahman Rahim Allah'ın adı ile.. Allah'a hamd olsun.. Onun seçilmiş kullarına da selâm..
    ***

    Yüce Mukaddes Cenab-ı Hakka ulaştıran yol ikidir..

    BİRİNCİSİ: Kurb-ü nübüvvete taalluk eden yoldur.. Nübüvvet erbabına salât ve tahiyyet..
    Bu yol, asim da aslına ulaştırır..
    Asaleten bu yoldan ulaşanlar, enbiyadır. Onlara salât ve selâm.. Bir de onların ashab-ı kiramı..
    Bir de, Ümmetin büyük evliyasından diğerleridir yani: Kendisi için murad edilenler.. İsterse bu zümre, az; hatta azdan daha az olsunlar..
    Bu yolda tavassut ve hail yoktur. Bu büyük vasıllardan her kim feyz alacak ise., asıldan alır. Hem de hiç kimsenin tavassutu olmadan..
    Sonra, bunların biri, diğerine hail de olmaz..

    İKİNCİ YOL: Kurb-ü velayettir. Aktab, evtad, büdelâ, nüceba ve Allah-ü Taâlâ'nın umum velî kullan bu yoldan vâsıl olurlar..
    Sülüktariki da bu yoldan ibarettir. Hatta bilinen cezbe dahi, bu yola dahildir.
    Burada tavassut ve hail olma durumu vardır.
    Bu yoldan vâsıl olanların muktedası, reisi, o büyüklerin feyiz kaynağı Hazret-i Ali Murtaza'dır. Allah ondan razı olsun.. Bu şanı büyük mansıp ona taalluk eder.
    Resulüllâh S.A. efendimizin mübarek ayağı, onun mübarek başı üzerinde gibidir.
    Hazret-i Fatıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin dahi; bu makamda onunla ortaktırlar.
    Zarınım o ki: Hazret-i Ali r.a. unsurî hayatın başlamasından evvel, bu makamın MELÂZ'ı (M E L A Z : Sığınılacak ve baş vurulacak yer, makam manasınadır.. Ancak, bu tabiri; Müstakimzade'nin tercümesinde: ? Mülâzım.. Diye geçer.. Bunun manası da: ? Devamlısı, görevlisi.. Sahibi.. Olabilir.. Her iki mana da yerinde sayılabilir.) idi.. Nitekim, unsurî hayatın başlamasından sonra da; bu yoldan her kime bir feyiz ve hidayet ulaştı ise., onun tavassutu ile ulaşmıştır.
    Zira o: Bu yolun son noktasındadır. Bu yolun merkezi dahi, ona mütaalliktir.
    Vaktaki, onun devri tamam oldu; bu kadri^ yüce mansıbı; sırası ile, oğullan Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin'e teslim edip bıraktı.. Allah onlardan razı olsun..
    O ikisinden sonra da, tertib ve tafsil ile on iki imamdan her birine geçti..
    Bu büyüklerin yaşadıkları asırlarda, hatta ebedî âleme irtihallerinden sonra, her kime bir feyiz ve hidayet ulaştıysa.. bunların tavassutu ve onların heylulet durumu ile ulaştı.. İsterse, kutuplardan ve vaktin nücebasından olsun..
    Bütünün sığmağı ve hepsinin mel .bu büyüklerdir. Zira, etrafın mutlaka merkeze katılması gereklidir.
    Taa, sıra Şeyh Abdülkadir Geylânî Hazretlerine gelinceye kadar.. Allah onun sırrının kudsiyetini artırsın.. Sıra kendisine gelince, anlatılan bu mansıp ona bırakıldı.. Sırrı mukaddes olsun..
    Bu merkez üzerinde, anlatılan imamlarla, Şeyh (Abdülkadir Geylânî Hz.) arasında hiç kimse müşahede olunmamaktadır. Allah sırrının kudsiyetini artırsın..

    Şu anlaşılmaktadır ki: Nücebadan olsun; kutuplardan olsun.. her kime feyizlerin ve bereketlerin ulaşması var ise., onun (Abdülkadir Geylânî Hz. nin) mübarek tavassutu ile ulaşmaktadır. Çünkü: Bu merkez, ondan başkasına müyesser olmadı.. Bundandır ki, şu şiiri söylemiştir:

    Battı güneşleri evvelkilerin, güneşimiz; Ebedîdir, ufuklar üzeredir sesimiz.

    Burada:
    ? Güneş..
    Tabirindenm murad, hidayet ve irşad feyizlerinin güneşidir. Onun:
    ? Battı..
    Tabirinden murad ise.. anlatılan feyzin olmayışıdır.
    Önceleri, evvelkilere taalluk eden muamele; vücuda geldikten sonra, Şeyh'e (Abdülkadir Geylânî Hz. ne) taalluk edince; irşadın ve hidayetin ulaşmasına bir vasıta oldu.. Tıpkı: Kendisinden evvelkilerde olduğu gibi.. Feyzin vusulü dahi, aynı şekilde onun tavassutu ile olmaktadır. Tavassut muamelesi baki kaldıkça, onun üstte geçen şiirdeki kavli doğrudur. Yani: Şu şiirindeki:
    Battı güneşi evvelkilerin, güneşimiz; Ebedîdir, ufuklar üzeredir sesimiz.
    ***
    Yukarıda anlatılan manaya göre, şöyle bir soru sorulabilir:
    ? Üstteki hüküm, MÜCEDDİD-İ ELF-İ SANİ manasını nakzetmektedir. İkinci cild mektuplarından birine (İkinci cilt, 4. mektup) MÜCEDDİD-Î ELF-İ SANl manası beyanında şöyle dere edilmişti:
    ? O müddet içinde, ümmete feyiz çeşitlerinden her ne gelir ise., ancak onun tavassutu ile gelir.. Bu vakitte, kutuplar, evtad, büdelâ, nüceba müsavidir.
    Bu soruya cevab olarak şöyle derim:
    ? Bu makamda, MÜCEDDlD-İ ELF, Hazret-i Şeyh'in (Abdülkadir Geylânî Hz. nin) yerine naibdir. (Yani: Vekili..) Allah sırrının kudsiyetini artırsın.. Bu muamele dahi, Hazret-i Şeyh'e niyabeten yapılmaktadır. Nitekim, bu manada şöyle demişlerdir:
    ? Ayın nuru, güneşin nurundan istifade yollu gelmiştir.. Durum, böyle olunca, bir mahzur yoktur.
    ***
    Burada bir başka soru da şöyle sorulabilir:
    ? İş müşkil oldu.. Yani: Anlatılan duruma göre, MÜCEDDlD-İ ELF manası.. Zira, anlatılan müddet içinde İsa aleyhisselâm inecek; Mehdi aleyhirrıdvan zuhur edecek.. Yani: O müddet içinde.. Bunların muamelesi dahi, her hangi birinin tavassutu ile feyz almaktan yana üstün ve âlâdır..
    Bunun için şu cevabı veririm:
    ? Tavassut muamelesi, anlatılan iki yoldan ikincisine bağlıdır. Bu dahi, kurb-ü velayetten ibarettir..
    Birinci yol ise.. kurb-ü nübüvvetten ibarettir. Tavassut muamelesi orada yoktur. Her kim bu yoldan vâsıl olur ise., onun için arada bir hail ve bir vasıta yoktur. Hatta o, feyizleri ve bereketleri her hangi bir kimsenin tavassutu olmadan alır.. Zira tavassut vehail, ancak diğer yoldadır. Bu yerin muamelesi ise.. diğerinden ayrıdır. Nitekim bu mana daha önce de anlatıldı.
    Îsa aleyhisselâm ve Mehdi aleyhirıdvan ise.. birinci yoldan vâsıl olmaktadırlar..
    Nitekim Şeyheyn (Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer) ?Allah onlardan razı olsun? dahi, Resulüllah S.A. efendimizin zımnında birinci yoldan vâsıl olmaktadırlar. Değişik derecelerine göre, onların orada hususî makamları vardır. Allah onlardan razı olsun..
    ***

    BİR T E N B İ H ..

    Şunun da bilinmesi yerinde olur ki..
    Bir şahsın, kurb-ü velayet yolundan kurb-ü nübüvvete ulaşması sahih olur.. Bu durumda, her iki muameleye de ortaklığı olur.. Enbiyaya uyduluğu ile kendisine, orada bir mahal ihsan edilir.. Onlara salât ve selâm olsun.. Bu durumda, her iki yolun muamelesi dahi, ona bağlı olur..

    Bir şiir:
    Allah'a ne zorluğu olur; Alemi bîr şahsa oldurur..

    Bir âyet-i kerime meali:
    ? «Bu, Allah'ın fazlıdır; onu dilediğine verir.. Ve.. Allah büyük fazlın sahibidir..» (62/4)
    ***

    ?
    «izzet sahibi Rabbm, onların isnad ettikleri vasıflardan yana pek yüce ve münezzehtir. Gönderilen peygamberlere selâm.. Âlemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun..» (37/180 -182)

    ***
    Âlemlerin Rabbı Allah'a ham dolsun.. Allah-ü Taâlâ, Resullerin efendisi Muhammed'e, tümden âline ve ashabına salât eylesin..
    ***

Sayfa 2/41 İlk 123456712 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Mektubat-ı rabbani 349. Mektup
    By ihvan23 in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23-09-2014, 11:28
  2. Mektubat-ı rabbani 349. Mektup
    By ihvan23 in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23-09-2014, 11:26
  3. Mektubat-ı Rabbani
    By Kadir Razlık in forum TANIŞMA, KUTLAMA VE TAZİYE
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21-08-2014, 15:34
  4. Mektubat-ı Rabbani'den tavsiyeler
    By lafons7275 in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 69
    Son Mesaj: 15-04-2014, 20:42
  5. Mektubat-ı Rabbani
    By cüneytkaya in forum ŞİİRLERİNİZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-12-2013, 16:08

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş