Etiketlenen üyelerin listesi

http://img230.imageshack.us/img230/7806/32146mf3.jpg Tasavvuf'un Gâyesi Bilmiş ol ki, Tasavvuf mertebelerinde mesafe kat etmekten gaye, nefsin huzur bulmasıyla alakalı olan gerçek imanı yakalamaktır. Nefis, mutmainne (huzura eren) olmadıktan sonra, kurtuluş düşünülemez. Nefsin mutmainn olabilmesi için de, kalbin onu kontrol ve idare etmesi gerek. Kalbin onu kontrol edebilmesi ise, kalbin nefisten gelebilecek bütün her şeyden boş olup Hak Teâlâ'dan gayrı şeylerle alaka kurmaktan

Bu konu 399961 kez görüntülendi 643 yorum aldı ...
Mektûbât-ı Rabbânî Köşesi... 399961 Reviews

    Konuyu değerlendir: Mektûbât-ı Rabbânî Köşesi...

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 399961 kez incelendi.

Sayfa 11/41 İlk ... 67891011121314151621 ... Son
Ağaç Şeklinde Aç3Beğeni

Konu: Mektûbât-ı Rabbânî Köşesi...

  1. #161
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU : a) Velayet, ilâhî yakınlıktan ibarettir; harika işler ve kerametler, onun şartı değildir, b) Sultanlara saygı secdesinin hükmünü beyan..
    ***
    NOT ; İMAM-I RABBÂNÎ Hz. bu mektubu, Mir Muhammed Nu'man'a yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Selâm, onun seçmiş olduğu kullarına..
    ***
    pek aziz kardeş Seyyid Mir Muhammed Nu'man'ın vakti hoş olsun.
    ***
    Bilinmesi yerinde olur ki,
    Harikaların ve kerametlerin zuhuru, velayet şartından sayılmaz.
    Ulema, harika hallerin husulü ile mükellef olmadıkları gibi; evliya dahi, harika hallerin zuhuru ile mükellef değillerdir. Zira, velayet Yüce Sultan Allah'a yakınlıktan ibarettir; masivayı unuttuktan sonra, evliyasına onu ikram eder..
    Bir şahıs vardır ki: Kendisine bu yakınlık ihsan edilir; amma, gayb işlere ve hadiselere ittıla verilmez..
    ikinci bir şahıs da vardır ki: Bu yakınlık kendisine verilir; gayb işlere ve olan hadiselere ittıla dahi verilir.
    Üçüncü bir şahıs da vardır ki: Kendisine bu yakınlıktan yana bir şey verilmez.. Amma, gayb işlere ittıla kendisine verilir.
    Bu son anlatılan üçüncü şahıs, istidrac ehlindendir. Onun nefsinin safiyeti, kendisini gayb keşifleri ile iptilâya uğratıp dalâlete düşürmüştür. Meali şu olan âyet-i kerime de, onların. haline alâmettir:
    ? «Onlar, kendilerinin bir şey üzere olduklarım sanırlar; dikkat ediniz, onlar yalancılardır.» (58/18)
    ? «Onları şeytan istilâ etmiş; Allah'ı zikretmeyi dahi onlara unutturmuştur. Bunlar şeytan fırkasıdır. Dikkat ediniz; şeytan fırkası ise., hüsranda olanlardır.» (58/19)
    Üstte anlatılan birinci ve ikinci şahıs, Allah'ın velî kullarından ve yakınlık devleti ile müşerref olanlardır. Gayblerin keşfi, bunların velayetine bir şey artırmaz. Keza, gaybleri keşfetmemek dahi, onların velayetinden bir şey eksiltmez. Aralarındaki değişik fark, ancak yakınlık dereceleri itibarına göredir. Çoğukez, gaybî suretlerin keşfine sahib olmayan; o suretlerin keşfine sahib olandan daha faziletlidir. Hatta kıdemi olarak ondan daha ileridir. Bu da, onun için yakınlık meziyetinin hâsıl olmasından ileri gelmektedir.
    Üstte anlatılan manayı Avarif kitabı sahibi açık olarak anlattı. Bu zat, şeyhler şeyhi olup bütün taifelerin de makbulüdür. Üstte anlatılan manayı, benden tasdik etmeyen, o kitaba müracaat etsin. Zira o, harika halleri ve kerametleri zikrettikten sonra, bunları orada şöyle anlattı:
    ? Bütün bunlar, Allah'ın hibeleridir.
    Bir kavme, bu keşif hâsıl olur, bir ihsana da uğrarlar. Bazan da olur ki: O keşif ihsanından yana kendinde bir şey olmayan, öbüründen daha faziletli olur. Zira, onların tümü, yakinin takviyesi içindir Bir kimseye katıksız yakin verildikten sonra, o keşif cinsi şeylere hacet kalmaz. Bütün bu kerametler, daha önce anlattığımız zikrin kalbe yerleşip zat zikri olmasından daha aşağıdır.
    O zatın kelâmı, bu kadardır. Şeyh'ül-İslâm lakabı ile anılan bu taifenin imamı Hace Abdullah Ansarî ise, Menazil'üs-sairin adlı kitabında şöyle anlattı:
    ? Feraset iki çeşittir:
    a) Marifet ehlinin feraseti..
    b) Açlık ve riyazet ehlinin feraseti..
    Feraset ehlinin marifeti; Yüce Hakkın huzuruna lâyık olanla onun huzuruna yaramayanı ayır etmelerinde geçerlidir. Bir de, Allah'ın zikri ile meşgul olup hazret-i ceme vâsıl olanları bilmeye yarar..
    Açlık ve riyazet ehlinin feraseti ise., suretlerin keşfine, gaybden verilen haberlere yarar..
    Âlem halkının pek çoğu, Sübhan Allah'tan kesilmiş ve dünya ile meşgul olduğundan, onların kalbi suretlerin keşfine ve mahlukat hallerinden kendilerine gizli kalan şeylere meyillidirler. Bunun için de, bu feraset ehlini büyük bilip kendilerini ehlüllah ve onun has kullan bilmişlerdir. Dolayısı ile, hakikat ehlinin keşfinden iraz edip kendilerini Allah-ü Taâlâ'dan verdikleri haberde itham etmişlerdir. Bunun için de şöyle demişlerdir:
    ? Eğer bunlar, ehlüllah olsalardı, yani: Kendi zannettikleri gibi; bize gaybe bağlı hallerden ve diğer mahlukatm durumlarından haber verirlerdi. Mahlukatm hallerini keşfe güçleri yetmediğine göre bundan daha üstün hallerin keşfine nasıl güçleri yeter?.
    Böylece, bu fasit kıyasla, onların Yüce Vacib Zat'ın zat ve sıfatına taalluk eden ferasetlerini yalanlar?.
    Böylece, sahih haberler onlara kör gelir. Amma, bilmezler ki: Allah-ü Taâlâ, onları mahlukatm mülâhazasından alıp kendi mukaddes zatına has kılmıştır. Kendilerini himaye edip sakındığından kendi masivası ile olmaktan onları korumuştur. Eğer onlar, mahlukatm hallerine girenlerden olsalardı; Sübhan Hakka yaramaz olurlardı.
    Bu zatın kelâmı dahi bu kadardır. Daha başka şeyler de söylemiştir.
    Ben Hazret-i Şeyhimden (Ks.) duydum, Muhyiddin b. Arabi'nin şöyle yazdığını söyledi:
    ? Kendisinden çokça kerametler zuhur eden bazı velî kullar vardır ki, bu kerametler ve harika haller kendisinden zuhur ettiği için pişman olur. Temenni yollu şöyle der:
    405.
    ? Keşke bu kerametler, benden zuhura gelmeseydi..
    Mana üstte anlatıldığı gibi olunca, harika hallerin çokça itibarı olsaydı; bu şekilde bir pişmanlıkta mana olmazdı.. Burada şöyle bir soru sorulabilir:
    ? Harika kerametlerin zuhuru, velayette şart olmadığına göre; velî olanı, velî olmayandan ayırd etmek nasıl olacak?. Hak ile batıl nasıl açığa çıkacak?
    Bunun için şu cevabı veririm:
    ? Ayırd etmek lâzım değildir; o kadar ki, haklı batıla karışıktır. Zira, bu .dünya hayatında hakkın batıla karışık olması lâzımdır. Velînin velayetini bilmek ise, asla lâzım değildir.
    Velî kullardan bazıları vardır ki; kendi velayetlerine dahi muttali değillerdir; onların velayetine başkalarının ittılaı nasıl lâzım olsun?.
    Bir peygamberde harika hallerin bulunması mutlaka gereklidir. Ta ki, peygamber olan, peygamber olmayandan ayırd edile.. Zira, bir peygamberin nübüvvetini bilmek vaciptir.
    Bir velî, Peygamberinin şeriatına davet ettiğine göre, peygamberinin mucizesi kendisine yeter. Eğer velî, şeriatın dışında bir şeye davet emiş olsaydı, elbet onun için harika bir şey gerekli olurdu. Amma onun daveti, her peygamberin şeriatına mahsus olduğundan, kendisine asla harika keramet lâzım değildir.
    Ulema, şeriatın zahirine davet eder; evliya ise., şeriatın hem zahirine, hem de batınına davet eder. Müridleri dahi, öncelikle tevbe-ye ve inabeye gelmeleri için delâlet edip şeriat hükümlerinin yerine getirilmesine teşvik ederler, ikinci olaraktan da, onları, Yüce Hakkın zikrine gelmeye hidayet ederler. Bütün vakitlerini Allah'ın zikri ile doldurmaları için, tekidle üzerinde dururlar, Taa, zikir istilâ edip kalbde zikri edilen zattan başkası kalmayıncaya kadar.. Ta kî: Tüm masivadan yana nisyan husule gele.. O kadar ki: Eşyayı hatırlama onlara teklif edilse, hiç hatırlayamazlar.
    Yakine dayalı mana odur ki: Şeriatın zahirine ve batınına taalluk eden bu davette, bir velî için asla harika hallere hacet yoktur.
    Şeyhlik ve müridlik üstte anlatılan davetten ibaret olup onun harika işlerle bir ilgisi olmadığı gibi, keramet yeri de yoktur.
    Durum üstte anlatıldığı gibi olmasına rağmen biz deriz ki:
    ? Anlayışlı bir mürid, istidadlı bir talip, sülük esnasında her an, Şeyhinin harika hallerini ve kerametlerini hisseder. Her zaman için, gaybe dayalı işlerde ondan yardım talebinde bulunur. Kendisinden yardım da görür. Halbuki, başkalarına nisbetle harika hallerin zuhuru lâzım değildir. Amma, müridlere nisbetle kerametler içinde kerametler vardır; harikalar içinde harikalar vardır.
    Mürid, şeyhinin harika hallerini nasıl müşahede etmesin ki?.. Zira şeyh, ölü kalbleri diriltip müşahedeye ve mükâşefeye ulaştırır.
    Avam halk arasında, cesedi diriltmek, büyük bir iş ise., havas kullar arasında dahi, kalbi ve ruhî olan ihya yüksek bir kuruluş gibi, açık burhandır.
    Allah sırrının kudsiyetini artırsın; Risale-i Kudsiye'de Hace Muhammed Parisa şöyle yazdı:
    ? Cesedi ihya, insanların pek çoğu katında muteber olunca, ehlüllah ondan iraz edip ruhî ihya ile meşgul oldular; ölü kalbi diriltmeye yöneldiler.
    Gerçek olan şu ki: Kalbi ve ruhî ihyaya nisbetle cesedi ihya, yolda bırakılan bir şey gibidir; ona nazaran abes cinsine dahildir. Zira, bu cesedi olan ihya, sayılı günlerin hayat sebebidir; amma öbürü, daimî hayata vesiledir.
    Hatta biz şöyle deriz:
    ? Hakikatta ehlüllahın varlığı, kerametlerden bir keramettir; onların varlığı dahi, Allah-ü Taâlâ'nın rahmetlerinden bir rahmettir. Onların ölü kalbleri diriltmesi ise., büyük âyetlerden bir âyettir.
    Onlar, yer ehlinin emanıdır. Günlerin, onlara ganimetleridir. Yağmur onlar hürmetine yağar; nzıklar onlar hürmetine gelir.. Onların şanında şu cümleler varid olmuştur:
    ? Sözleri devadır, nazarları şifadır. Onlar öyle bir topluluktur ki, onlarla oturan şaki olamaz; onlarla ünsiyet eden kaybetmez..
    O alâmet ki, bu taifeden haklıyı batıldan ayırd eder o da şudur: Bir şahsın şeriat üzerine istikameti var ise., onun meclisinde, kalb için Sübhan Hakka meyil ve teveccüh hâsıl olur ise., onun masivasına karşı da soğukluk meydana gelir ise.. işbu şahıs, haklı bir şahıstır. Değişik derecelere göre de evliyadan sayılmak hakkıdır.
    Üstte anlatılan mana, münasebet erbabına göredir; o kimse ki, münasebetsizdir; katıksız mutlak mahrumdur.
    Bir şiir:
    Bir kimsenin ki, hidayet meyli içinden gelmez; Peygamberin yüzünü görmek dahi fayda etmez..
    *
    **
    Mektuba, bir parça Sultan-ı Vakitten de alınmıştır. Hoş yaratılışından, Yüce Allah'ın talebi anlatılmış. Adalete ve şeriat hükümlerine tutunma babında da bir işaret vaki olmuş. Bunları mütalaa etmek de, çokça ferah ve zevk verdi.
    Sübhan Hak, âlemi, zaman sultanının adalet nuru ile nurlandırdığı gibi; Şeriat-ı Muhammediye'ye yardım edip Millet-i Mustafaviyeyı de onun iyi ihtimamı ile aziz kılar.
    Ey Muhib.
    ? Şeriat kılıç altındadır..
    Hükmüne göre; şeriat-ı garranın revacı, salâtin-i izamın iyi ihtimamlarına bağlıdır.
    Anlatılan mana, uzun bir süredir, üzerine zaaf düşen bir şey oldu, îslâm dahi, zarurî olarak zaafa uğradı.
    Hind kâfirleri, hiç sakınmadan mescidleri yıkmaya başladılar; onların yerine de kendi tapınaklarını yapmaya koyuldular. Taniser'deki Kerkit Havzının içinde bir mescid, bir de büyüklerden birinin kabri vardı. Onu yıkıp yerine büyük bir kilise yaptüar.
    Üstte anlatılandan başka, kâfirler, küfür merasimini alenen diledikleri gibi icra etmektedirler. Halbuki Müslümanlar, islâm hükümlerini icra etmekten yana aciz bulunmaktadırlar.
    Hanud, kendi günleri olan KÂDİS'te (K A D İ S : Müstakimzade, tercümesinde bu tabiri: ? M a h u d otuz günleri.. Biye almıştır) yemeyi ve içmeyi bırakmaktadırlar. Hiç bir şey pişirmemeye ve Müslümanlardan hiç kimsenin, Müslüman beldeleri çarşılarında bir ekmek satamamasına ihtimam göstermektedirler. Halbuki onlar, mübarek ramazan ayında alenen ekmek pişirmekte ve satmaktadırlar, İslâmî zaafından ötürü, hiç kimse de buna engel olmaya güç yetirememektedir.
    Teessüfler olsun, bunun için yüz bin defa teessüfler olsun.. Vaktin sultanı bizdendir; halbuki biz fakirler bu zaaf ve bu perişanlık içindeyiz.
    ***
    Devlet erbabının ikramı ile, îslâm güçlenmiştir. Onların İslâm'ı izazı ile de, kuvvetlenmiştir. Bu büyüklerin takviyesi ile, ulema ve sofiye aziz ve muhterem bilinmektedirler; şeriatın tervicine de çalışıyorlar.
    Duyduğuma göre, bir gün merhum Emir Timur Buhara sokaklarının birinden geçiyormuş. Hace Nakşibend Hanigahı dervişleri Hace Hanigahımn sergilerini silkeliyorlarmış. Emir, İslâmî neş'esinin güzelliğinden olacak; orada durup Hanigahtan gelen tozlan kendisi için anber bilmiştir. Ta ki: Dervişlerin feyiz bereketlerine nail ola.. ihtimal ki o: Bu tavazu ve bu inkisar ile son nefesini iyi bitirmiştir. Nitekim, Hace Nakşibend Hz. nin şöyle dediği nakledilmiştir:
    ? Timur imân sahibi olarak öldü..
    Hatiplerin, cuma hutbelerini okurken; bir alt dereceye inmelerinin manasını bilir misin?. Böyle etmek, Resulüllah S.A. efendimize ve hulefa-i raşidine r.a. karşı, selatin-i izamın tavazuudur. Bunlar, din büyükleri ile, kendi isimlerinin aynı derecede okunmasına izin vermediler. Allah-ü Taâlâ, onların sayini meşkûr eylesin..
    ***
    BİR İLAVEDİR
    Ey Kardeş,
    Secde, alnı yere koymaktan ibarettir. Son derecede, tezellülü ve inkisarı tazammun etmekte ve tam manası ile tavazuu ve iftikarı şümulüne almaktadır.
    Üstte anlatılan mana icabı olarak, tavazuun bu kısmı, Vacib'ül-Vücud Yüce Sultan Zat'm ibadetine mahsus kılındı. Böyle bir şeyi, Yüce Hakkın gayrı için, caiz görmemişlerdir.
    Bu manada şöyle anlatıldı:
    ? Resulüllah S.A. efendimiz, bir gün yolda yürüyordu. Bir Ara-bî gelip kendilerinden mucize talebinde bulundu. Ta ki: İmana gele.. Bunun üzerine Resulüllah S.A. efendimiz ona şu emri verdi:
    ? «Git, şu ağaca, ResulüHah'ın kendisini taleb ettiğini söyle..» Gitti, söyledi. Ağaç dahi, harekete geldi, yerinden çıktı ve geldi.. Resulüllah S.A. efendimizin yanında durdu.
    O Arabî bu hali müşahede ettikten sonra. İslâm dinine girdi Sonra şöyie dedi:
    ? Ya Resulellah, bana izin ver; sana secde edeyim.. Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
    ? «Allah-ü Taâlâ'dan başkasına secde etmek caiz değildir. Eğer bir kimseye, bir kimse için secde etmesini emredecek olsaydım: kadına, kocası için secde etmesini emrederdim.»
    Fakihlerden bazıları, her ne kadar devlet büyüklerine saygı secdesi cevazı için fetva vermişler ise.. devlet büyüklerinin haline lâyık olan odur ki: Bu işte, Hazret-i Hak için tavazu göstereler. Son derecedeki tezelîül ve inkisar için, Yüce Hakkın gayrına yapılması cevazını vermeyeler. Zira, Allah-ü Taâlâ, âlemi onlara müsahhar kıldı; onları kendilerine muhtaç, eyledi. Yerinden olur ki: Bu büyük nimetin şükrünü eda edeler. Tam âcizden ve inkisardan gelen bu gibi tavazuu, Yüce Hakkın mukaddes zatına tahsis edeler. Bu işte, onunla ortalığa cevaz vermeyeîer. Her nekadar, bir cemaat bu manaya cevaz vermişlerse de, onların güzel tavazuuna uyan, bu cevazı vermemeleridir.
    Bir âyet-i kerime meali:
    ? «İyiliğin mükâfatı, iyilikten başka mıdır?.» (55/60)
    Sultan-ı Vakit, uzak memleketlerinden gelip darülhilâfeye inmiştir. İhtimal ki, bu Fakir'in kendisini yakında darülhilâfeye inşaallah kavuşturacaktır.
    Kalanı karşılaşma zamanı anlatılacaktır.
    ***
    Hüdaya ittiba edip Mütabaat-ı Mustfa'ya iltizam edenlere selâm.. Ona ve âline üstün salâtlar ve selâmlar..
    ***

  2. #162
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: İki yayın birleşimi veya daha da yakın"(53/9) mealine gelen ayet-i kerimedeki sırların beyanıdır.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Mahdumzade Hace Muhammed Said'e yazmıştır.
    *** Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına selâm.
    Şimdi:
    "İki yayın birleşimi veya daha yakın"(53/9), mealine gelen ayet-i kerimedeki büyük sırrı dinle.
    İnsan-ı kâmil, seyr-i ilellahtan sonra, seyr-i fillahta tahakkuk edip Allah'ın ahlâkı ile de tahalluk ederek icmal yollu bir seyri itmam, esma ve sıfat zuhuru akislerinin dairesini itmam -esma ve sıfat akislerinin zuhur dairesini itmam, seyr-i fillaha bağlıdır- etmedikçe, zıllıyet şaibesi olmadan; kendisinden maşukun zuhur bulmasına lâyık ve müstahak olmaz. Hem de haliyet ve mahalliye! tevehhümü olmadan. O derece ki, maşukun zati sıfatları kendi zatından ayrılmaz. Zatın sıfatlarla, aşıkın aynında zaruri olarak zuhuru başlar; iki yay dahi hasıl olur. Yani sıfat yayı ile zat yayı.
    Bu en yüce makam:
    "İki yay... (Kâ'be kavseyn...)"(53/9), makamı olup zili şaibesi olmadan, aslın zuhurudur.
    Sübhan Allah'ın inayeti ile, sadık aşıkta tam irtibat ve maşukun zatı ile taalluk zuhura geldiği zaman, o derecede ki, isim ve sıfat muradı olmadan... İşte o vakit, yüce Sultan Allah'ın fazlı ile, tamamı ile nazarından isim ve sıfat örtülür. Müşahedesinde ve düşüncesinde, zattan gayrı bir şey kalmaz. Her ne kadar sıfatlar mevcud olsalar dahi, onun müşahedesine gelmezler. İş bu halet içinde:
    "Daha da yakın..."(53/9), sırrı zuhura gelir; iki yaydan da bir eser kalmaz.
    Anlatılan bu en yüce makamla hübut vaki olduğu zaman; ilk adımı halk alemine basar. Hatta toprak unsuruna oturur. Bu temiz unsur, kudüs aleminden uzaklığına, ondan ayrılmış olmasına rağmen; kudüs alemine her şeyden daha yakındır. Nüzule ve hübuta baktığımız zaman; yakınlık devletini, halk aleminin nasibi olarak buluruz; hatta toprak unsurunun nasibi... Evet, urucu (yükselme) tarafında daireden birinci noktaya mülâhaza ettiğimiz zaman; bu canibe noktaların en yakını olarak ikinci noktayı buluruz. Hübut canibinde mülâhaza ettiğimiz zaman dahi, birinci noktaya noktaların en yakını olarak, son noktayı buluruz ki, birinci noktaya ikbal ve teveccüh etmektedir.
    ikbal edenle, iraz eden arasında çok fark vardır.
    ikinci noktanın, birinci noktanın zuhuratına meyli vardır. Son nokta ise, zuhuratı arkasında bırakarak, zahir olan zatı istemektedir. Bu nerede, öbürü nerede?
    Dua makamında bir ayet-i kerime meali:
    "Rabbimiz, zatından bize rahmet ver. İşimizde bizim için muvaffakiyet hazırla."(18/10)
    Hüdaya ittiba edenlere selâm...
    ***

  3. #163
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Bir şahsı tavsiye.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Mirza Araphan'a yazmıştır.
    ***
    Sübhan Allah, size kuvvet versin ve düşmanlara karşı size yardımcı olsun; hem enfüsi, hem de afaki düşmanlara karşı...
    Allahu Teala, maddi ve manevi beliyyelerden necat ihsan eylesin.
    Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
    "Halk, Allah'ın ayalidir; Allah'a halkın en sevimlisi de ayaline iyilik edendir."
    Sübhan Hak, kulların rızıklarına tefekkül etmiştir; dolayısı ile mahlukat onun ayali hükmünü almıştır.
    Bir kimse, bir şahsın ayaline bolluk gösterir de, onun ağırlığını alır ise, elbette o ayal sahibinin sevgilis olur; kendisinden sıkıntılı durumlarını kaldırır.
    Üstte anlatılan manaya binaen, başınızı ağrıtmak cür'etinde bulunuyoruz. Şöyle ki:
    Hafız Hamid salih, Kur'an-ı Mecid tilâveti olan bir kimsedir. Ne var ki, çoluk çocuk çokluğu, kendisini sıkıntıya sokmuştur. Onları terbiye uhdesinden gelememektedir. Kereminizden temenni, adı geçene yardım ve muavenetinizdir.
    Keremli zatların ikramı için, az bir sebep de yeterlidir.
    Vesselam...
    ***

  4. #164
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Nasihattir...
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz-leri bu mektubu, Seyyid mir Muhibbüllah'a yazmıştır.
    ***
    Allahu Teala, bize ve size ecdad-ı kiramınızın yolunda sebat ihsan eylesin. Seyyidü'l-enam Habibi hürmetine... Ona ve âline salât ü selâm olsun.
    Bu taraftaki fukaranın (dervişlerin) hal ve vaziyetleri hamd olsun Sübhan Allah'a iyidir.
    Daima Allah'a hamd ü şükürler olsun. Peygamberine dahi, daima salât ü selâm olsun.
    Sübhan Allah'tan temenni: Selâmetiniz, afiyetiniz, sebat ve istikametinizdir.
    ***
    Ey mükerrem, müşfik mahdum,
    Amellerle vazifelenme zamanı geçmektedir. Her an, geçip gittikçe, ömürden bir parça götürmekte ve zamanı belli ecele de yaklaştırmaktadır. Şayet bugün uyanmak hasıl olmaz ise, yarın elde edilen kazanç, hasret ve nedametten başka olmaz.
    Bu sayılı günlerde, şeriat-ı garra üzere, muamelelerde ihtimam göstermek gerekir; ta ki necat tasavvur edile...
    Bu vakit, amel (çalışmak) vaktidir; rahat vakti değildir. Amelin semeresi olan rahat önümüzdedir. Amel zamanı, istirahat etmek, ziraatı boşa çıkarıp semeresine engel olmaktır.
    Bundan daha ziyadesi baş ağrıtmaktır. Sübhan Allah'tan maddi ve manevi devletin husulünü dileriz.
    ***

  5. #165
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Kazaya rıza beyanıdır.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Molla Bediüddin'e yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Selâm, onun seçmiş olduğu kullarına.
    Asıl makbul kul odur ki, Mevlâ'sının işine razı olur. O kimse ki, nefsinin rızasına tabidir; nefsinin kölesidir.
    Eğer Mevlâ, kulun boğazının bıçakla kesilmesi emrini verecek olsa; kula düşer ki, bu emir vaktinde mesrur ve mütebessim ola... Mevlâ'sının bu fiiline nefsi için razı olmalıdır. Hatta yerinde olur ki, onunla lezzet ala. Eğer bu fiilden dolayı onda bir sevimsizlik hasıl olsa ve ondan yana gönlüne bir darlık gelse, o kimse, kulluk dairesinden uzaktır; Mevlâ'nın yakınlığından da tard edilmiştir; kovulmuştur.
    Taun dahi, Sübhan Hakkın muradıdır; yerinde olur ki, bunu kul kendi nefsinin muradı bile... Bununla mesrur ve mütebessim ola... Yüzünü buruşturup dar gönüllü olmaya... Hatta, yerinde olur ki, onunla mütelezziz ola... Zira o, Mahbub Zat'ın fiilidir. Kaldı ki, herkesin de yazılı bir eceli vardır. Bunda, ziyade ve noksan ihtimali yoktur. Durum böyle olunca, ıstırabın manası nedir?
    Netice mana şu ki: Beliyyeden afiyet talep edile... Onun kalkması için, Sübhan Hakka iltica edile... Bilhassa onun darlığına ve gazabına uğramaktan. Zira, Aliahu Teala'nın rızası, kulunun duasında ve dileğindedir. Bu manada şu ayeî-i kerime vardır:
    "Rabbiniz dedi ki:
    -Bana dua edin ki, kabul edeyim."(40/60)
    ***
    Mevlâna Abdürreşid geldi; o tarafın hallerinden beyanda bulundu. Allahu Teala, sizlere zahir ve batın beliyyelerden yana afiyet versin.
    ***

  6. #166
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Nasihatler...
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Fetih Han Afgani'ye yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına dahi selâm...
    Fukaraya (dervişlere) karşı mahabbetten ve onlara olan hulustan haber veren mübarek mektup ulaştı. Bu fukaranın mahabbeti üzerine, Allahu Teala, istikamet nasip eylesin.
    ***
    Saadetli dostlara nasihatim odur ki, sünnet-i seniyeye ittiba edeler. O sünnetin sahibine salât, selâm ve tahiyyet... Hoşnut olunmayan bid'attan dahi kaçmalar.
    Kendisi ile amel edilmeden bırakılan bir sünnetle amel sureti ile onu ihya edene yüz şehit sevabı vardır. Artık farzlardan bir farzı, vaciblerden bir vacibi ihya edenin sevabı nasıl olacağı düşünülmelidir.
    Namazda tadil-i erkâna riayet etmek, Hanefi ulemasının pek çoğuna göre vaciptir. İmam-ı Ebi Yusuf ve İmam-ı Şafii'ye göre farzdır. Hanefi alimlerinden bazılarına göre de sünnettir. Ne var ki, bu amel, pek çok kimselerce terk edilmiştir. Amma, bu amelin ihya edilmesindeki ecir, Allah yolunda yüz şehit sevabıdır.
    Diğer şer'i hükümleri de üstte anlatılanla kıyas etmek mümkündür. Meselâ, helâl, haram, mekruh ve daha başkaları... Dediler ki:
    -Zulüm olarak şer'i bir ölçü olmadan alınan bir danik (iki veya üç arpa ağırlığında dirhemin altıda biri kadar bir şey) sahibine iade edilecek olsa; iki yüz dirhem sadakadan daha faziletlidir.
    Yine şöyle dediler:
    -Bir kimsenin ameli peygamber anneli gibi şalin olsa; zimmetinde dahi bir şahsın yarım danik hakkı bulunsa, o şahsın hakkını ödemedikçe, cennete giremez.
    ***
    Hulasa, zahir, şer'i hükümleri yerine getirmekle bezendikten sonra; batına teveccüh edilmelidir. Ta ki, yapılan amel, gafletle karışık olmaya... Batının yardımı olmadan da, zahirin şer'i hükümlerle bezeli olması, zordur.
    Ulemanın vazifesi, fetvadır; ehlüllahın çalışması ise ameldir. Batına ihtimam göstermek, zahire ihtimamı müsteizimdir. O kimse ki, batına ihtimam gösterip zahire ihtimam göstermekten acizdir; bu kimse mülhiddir. Onun batini halleri de istidracıdır. Batın sıhhatinin alâmeti, zahirin şer'i hükümlerle bezeli olmasıdır. İstikamet yolu da budur.
    Başarı ihsan eden Sübhan Allah'tır.
    ***

  7. #167
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Bir mektubun cevabıdır.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hzleri bu mektubu, Şeyh Tahir Bedahşi'ye yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına dahi selâm...
    Pek değerli kardeşten gelen mektup ulaştı. O mektuba dere edilen hallerin ve maarifin beyanı da anlaşıldı. Ve ferah, sürür getirdi.
    Muhiblerin ve muhlislerin yüce Hakkın mukaddes zatına teveccühleri ne büyük bir devlettir. Hem de, masivaya ayakları ile vurup her şeyden ellerim' de çektikten sonra, tüm halleri ile Sübhan Zat'a ikbal ederek
    ***
    Bu tarafın kalan hallerini, herhalde Şeyh Abdülhayy beyan edecektir.
    Kitabi olan ilimler ve maarif müşarünileyhin kendinde çoktur. Bu bakımdan o babda bir şey yazmadık. Allahu Teala, bütün işlerin sonunu hayır eylesin. Resulullah (sav) Efendimiz ve onun pek şerefli âli hürmetine... Ona ve âlinin tümüne salât ve selâm, tahiyyet...
    ***

  8. #168
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Şeyh MeyanAbdülhayy hakkındadır.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Şeyh Nur Muhammed'e yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına dahi selâm...
    Bu taraftaki dervişlerin hal ve vaziyetleri hamd olsun iyidir.
    Sübhan Allah'tan temenni; istikamet üzere olmanızdır.
    ***
    Şeyh Meyan Abdülhayy kardeşim sizin beldenizden olup yakınınıza konuk olmuştur. Garip ilimlerin ve maarifin bir nümunesidir. Bu Tarikat-ı Aliyye'nin zaruri görülen işleri, ona tevdi edilmiştir. Uzaktaki arkadaşlara, onunla karşılaşmak bir ganimettir. Sohbetten fenadan ve bekadan da alâmet vardır; sülükten, cezbeden beyan bulunmaktadır. Hatta kendisi, bilinen fenanın ve bekanın, mukarrer cezbenin ve sülûkün ötesinden haberdardır. Hatta onun için:
    -Onları mürur etmiştir, demek de mümkündür.
    Mektuplarındaki maarifin pek çoğunu dinlemiş ve imkân nisbetinde onları sormak sureti ile öğrenmiştir.
    Başarı ihsan eden Sübhan Allah'tır.
    Adı geçenden, tafsilâtı ile ahval öğrenilir; biz, bundan ziyadesi ile meşgul olmayalım.
    Vesselam...
    ***

  9. #169
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Mektuplaşmak...
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Şeyh Hamid Bengali'ye yazmıştır.
    Rahman Rahim Allah'ın adı ile.
    Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına dahi selâm...
    ***
    Kardeşimiz Şeyh Meyan Hamid, acaib bir inzivayı seçti. O kadar ki, kendisinde selâm-kelâm mecali dahi azdır. Şöyle ki:
    Tarafınızdan yedi veya sekiz sene oluyor, yalnız bir mektup geldi. O dahi tam değil. Malum değil; bu taraftan namınıza yollanan mektuplar ulaştı mı, ulaşmadı mı?
    Kardeşim pek değerli Şeyh Abdülhayy memleketine teveccüh niyetinde olduğundan, bizzat kendisinin size uğramasını söyledim. Hallerinize de muttali olmasını emrettim.
    Şeyh Abdülhayy beş seneye yakın bir zamandır ki, hizmette bulunmak-
    tadır Huzur hizmetlerinin pek çoğu, onunla alâkalıdır. Kendisi, Fakirin ilimleri ve maarifi ile doludur. Sülük ve ezbe hallerinden dahi haberdardır.
    Adı geçene ayrıca emrettim ki, sizin konağınızda birkaç gün otura. Bu arada, hale, vakti münasip düsen ilimleri ve maarifi dahi dile getire...
    Sizin için de yerinde olur ki, adı geçene geçmişteki hallerinizi anlatasınız. Vakitlerin elde kalanını, hallerden ve vecidlerden her ne ise, beyan edesiniz. Her ne gibi nasihatta bulunur ise, onu da kabul edesiniz.
    Kalan halleri, inşaallah adı geçen size anlatacaktır.
    Selâm size ve diğer hüdaya ittiba edenlere...
    ***

  10. #170
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Bu taife-i aliyyeyi sevmek, bütün saadetlerin sermayesi olduğunun beyanı.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Mirmah Muhammed'e yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına dahi selâm... Bu taraftaki fukaranın (dervişlerin) halieri ve vaziyetleri hamd olsun iyidir.
    Sübhan Allah'tan temenni, selâmetiniz, afiyetiniz, Şeriat-ı Mustafaviye caddesinde istikamet üzere olmanızdır. O şeriat sahibine salât, selâm, bereket ve tahiyyet...
    ***
    Pek aziz kardeş, bu Fakir'den tarikat almıştır. Sohbetin azlığı sebebi ile, her ne kadar bu tarikat alışı üzerine bereketler ve semereler lâyıkı veçhile terettüb etmez ise de -zira sohbet, bu büyükler katında esas iştir- lâkin, tarikat levazimi sayılan sevgi bağlantısından bir koku kaldığı süre büyük bir devlet sayılır. Zira:
    "İnsan sevdiği ile beraber olacaktır" manası açıktır.
    O bereket ki, i!k sohbette kabiliyeti müptediye bu Tarikat-ı Aliyye'de yüce Sultan Hakiki Matlub'a kalbin devamlı teveccühüdür. Bu teveccühün devamı ise, kısa zamanda, masivayı unutmaya ulaştırır. O kadar ki, faraza, insanın ömrü bin sene olsa, kalbine Sübhan Hakkın gayrı gelmez. Bu dahi, masivayı unutma sebebi ile olmaktadır. Hatta, ona masivayı zorla hatırlatmaya çalışsalar, hiçbir şekilde hatırlayamaz.
    Üstte anlatılan nisbet hasıl olduktan sonra, tarikatta ilk adım atılmış olur. İkinci, üçüncü, dördüncü ve Aliahu Teala'nın dilediği kadar atılacak adımlardan nasıl yazayım? Az, çoğunun delilidir. Damla havuzdan haber verir. Asıl maksat, sevenleri rağbete getirmektir. Allahu Teala, faydalar ihsan eylesin.
    ***
    Konuşma sırasında Meyan Abdülazim bizi, mahabbetinizi beyana ihlâsınızı anlatmaya götürdü.
    Selâm size, diğer hüdaya ittiba edip Mütabaat-ı Mustafayı bırakmayanlara... Ona ve âline salât ve selâm olsun...
    ***

  11. #171
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Düşük dünyadan sakındırmak ve şeriat-ı garraya uymaya teşvik.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Hace Şerafeddin Hüseyin'e yazmıştır.
    Allah'ım, dünyayı kalblerimizde küçült; ahireti dahi kalblerimizde büyüt. Habibin Muhammed hürmetine... Ona ve âline salât ve selâm...
    Ey temyiz sahibi aziz oğul!
    Bilhassa düşük dünya süslerine aldanmaktan sakın. Bu fani saltanata kanmamaya dikkat et.
    Şeriat-ı gaita muktazasına göre amel etmelisin; hem de bütün harekâtta ve sekenatta... Maişet pak şeriat üzere olmalıdır.
    Ehi-i sünnet ve'l-cemaat ulemasının görüşlerine göre; öncelikle itikadı düzeltmek gerek. Allahu Teala, onların çalışmalarını şükrana lâyık eylesin. Zira, böyle yapmak zaruridir. Bundan sonra da, himmet dizginlerini, amele dayalı fıkıh hükümlerini yerine getirmeye sarf etmelidir.
    Farzların edası işinde önemle durmalıdır. Helâl ve haram işinde ihtiyatlı hareket etmek gerek.
    Farzların yanında, nafile ibadetlerin durumu, yolda bırakılmış ve itibardan düşmüş gibidir. Halbuki, bu zamanda insanların pek çoğu, nafile ibadetlere önem verip farzları harap bırakmaktadırlar. Nafile ibadetlere önem verip farzları dahi düşük ve itibarsız saymaktadırlar.
    Külli meblağı, takribi olsun veya olmasın, müstahakı olsun veya olmasın vermektedirler. Ne var ki, zekât edasında onlara bir fülüs vermek zor gelmektedir. Amma bilmezler ki, zekâttan bir fülüs harcamak, kendileri için bin fülüs nafile sadakadan hayırlıdır. Zira, zekât, mücerred Mevlâ'nın emrine imtisaldir. Nafilede ise, çoğunlukta nefsani arzunun menşei vardır.
    Üstte anlatılan mana icabı olarak; farzda riyaya yer yoktur. Amma, nafilede riya mecali vardır.
    Üstte anlatılan mana icabı olarak, töhmetin nefyi için; zekâtın edasında evlâ olan açıklıktır. Nafile sadakada ise, gizlilik gerek; kabul edilmesi için böyle yapmalıdır.
    Hulasa, şer'i hükümlere tutunmak gerektir ki, dünya mazarratından halâs tasavvur edile... Dünyayı terk etmenin hakikisi müyesser olamaz ise, hükmi manada terk işinde kusur edilmeye... Bu dahi, sözde ve fiillerde, şeriat emirlerine tutunmaktır.
    Başarı ihsan eden Sübhan Allah'tır.
    Hüdaya ittiba edenlere selâm...
    ***

  12. #172
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Nasihatler ve düşük dünya müzahrafatına aldanmaktan sakındırmak.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Muhammed Murad'a yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına dahi selâm... Korkmaktayım ki, gönül sahici arkadaşlar, zahirde bir tazeliği ve tadı olan düşük dünyaya aldanalar... Yine korkarım ki, mubahtan şüphelilere, şüphelilerden dahi harama meyledeler. Bu halleri ile de, Mevlâ'larından utanıp hacil olarak kalalar...
    Yerinde olur ki, tevbe ve inabede yerli kadem ola ve şer'an yasak olan işler dahi, öldürücü zehri olarak biline... Bir şiir:
    İşte nasihatim sizlere dostlarım siza siz;
    Çocuklar gibisiniz, dünya da süslü eviniz...
    ***
    Sübhan Allah, keremi icabı olarak, mubah dairesini geniş kıldı. Kendi gönlünün darlığından ötürü, bu geniş daireyi dar zannedenin şekavet! ne kadar kötüdür. Adımını dahi, bu geniş dairenin dışına atmaktadır. Şer'i sınırları aşıp şüphelilere ve haramlara düşmektedir.
    Akıllı olan kimseye o düşer ki, şer'i hadlere tutuna ve kıl kadar olsa dahi onun ötesine aşmaya...
    Adet yerini bulsun ve iş olsun diye namaz kılıp oruç tutanlar çoktur. Lâkin, şer'i hududu tutup muttaki ve vera haline sahip olanlar azdan da azdır. Hatta batılın arasını ayırd eden ise, bu takva ve vera hali olmaktadır. Zira, suret hasebi ile namaz ve oruç her ikisinden de sudur etmektedir. Vera üzerine Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu: "Dininizin sebatını ve kıyamını sağlayan vera halidir." Resulullah (sav) Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde ise şöyle buyurdu: "Hiçbir şey, vera haline muadil olamaz."
    Arkadaşlar, her ne kadar lezzetli yemekleri yemekte ve güzel elbiseleri giymekte iseler de; lâkin lezzet ve fayda fukaranın (dervişlerin) taamında ve bunların libasındadır. Bir mısra:
    O padişahlaradır; bu dahi tebaaya...
    Amma, her iki zümre arasında çok fark vardır. Onun bir tanesi, Mevlâ'nın rızasından uzaktır; diğer ise, Mevlâ'nın rızasına yakındır. Bundan başka, birinin muhasebesi ağır olup diğerinin muhasebesi ise, hafiftir. Dua makamında bir ayet-i kerime meali:
    "Rabbimiz, katından bize rahmet ver. Bizim için işimizde muvaffakiyet hazırla."(18/10)
    Sultan Murad'ın hasipli oluşundandır ki, tevbeye ve inabeye muvaffak oldu; tarikat aldı. Sübhan Allah'tan temenni, sebat ve istikamettir. Size ve diğer kardeşlere selâm...
    ***

  13. #173
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Aynü'l-kuzat'ın Temhidat aldı eserinde söylediği:
    "O ki, siz İlâh olarak bilirsiniz, bize göre Muhammed (sav) olmaktadır. O
    ki, siz Muhammed (sav) olarak bilirsiniz, bize göre yüce Sultan İlâh'tır"
    cümlesinin açıklanması.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Şeyh Hamid Nehari'ye yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Selâm olsun, onun seçmiş olduğu kullarına.
    Tam mahabbetten, ihlâstan bol meveddetten, hususiyetten gelen mübarek mektup ulaştı. Çokça da ferah getirdi. Allahu Teala, bu devlette istikamet müyesser eylesin.
    Bu taifeye mahabbet besleyen her taife:
    "İnsan sevdiği ile beraberdir" hadis-i Nebevi hükmüne göre nasibini alır Resulullah (sav) Efendimize ve âline salât ü selâm olsun...
    ***
    AYNÜ'L-KUZAT'ın TEMHİDAT'ında geçen, şu ibareden sormuşsun:
    "O ki, ilâh olarak bilirsiniz, bize göre Muhammed (sav) olmaktadır. O ki, Muharrîmed (sav) olarak bilirsiniz, bize göre yüce Sultan İlâh'tır.
    Ey mahdum,
    Bu misillu ibareler, tevhidden haber verip sekrin galebesi hallinde meşayihten sudur etmektedir. O sekrin galebesi dahi, cem mertebesi olup ondan:
    -Tarikat küfrü... diye anlatılır.
    Zira, ikiliğin ve imtiyaz onların nazarında kalkmış olduğundan, mümkini Vacib Taala'nın aynı olarak bulmaktadırlar. Hatta, mümkini asla bulamazlar. Şühudlarında, Vacib Taala'nın gayrı kalmaz.
    Bu takdirde, üstte anlatılan ibarenin manası şöyledir:
    -Aliahu Taala ile Muhammed (sav) arasında sizce hasıl olan imtiyaz, bize göre sabit değildir ve ikisi arasında bir mugayeret yoktur. O kadar ki, vahidiyetten münezzeh olan vahid, diğerinin aynıdır. Zira, sair mümkinata göre, mugayeret nisbeti kalktığına göre; Muhammed Resulullah (sav) için bir imtiyaz nisbeti nasıl sabit olur? Kaldı ki o yüce Hakkın kemalâtına en tamam olan bir mazhardır.
    Ne var ki, üstte anlatılan görüş, cern mertebesine mahsustur. Salik bu makamdan terakki edip sekrin ifratından gözünü açar ise, o zaman, Muhammedi Allahu Teala'nın kulu ve Resulü olarak görür. Tıpkı, iptidada bulduğu gibi... Herhalde şu cümleyi duymuş olacaksın:
    -Nihayet, bidayete dönüştür.
    Bilesin ki,
    Müptedi ile müntehi arasındaki iştirak, yalnız surettedir ki, o suret dahi müntehilerin kubbeleridir. Bunun dışında şu beytin hükmü vardır:
    Arştaki ile yerdekinin ne nisbeti olabilir?
    Hali mutavassıt (orta) olanla müntehinin bir bağlantısı olmayınca; muameleden uzak olan müptedinin onunla nasıl bir bağlantısı olabilir?
    Dua makamında bir ayet-i kerime meali:
    "Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla... Zira sen, her şeye kadirsin."(66/8)
    Selâm size ve beraberinizdekilere...
    ***

  14. #174
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Küfr-ü hakikiden iraz, hakiki İslâm'a ikbal manalarını ihtiva eden mektuba cevaptır.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Şeyh Yusuf Berki'ye yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun. Selâm olsun, onun seçmiş olduğu kullarına. Görmesi için, Mevlâna Abdülhayy'e yazılıp yollanan risaleyi bu müddet içinde görmedi.
    Bir gün Mevlâna Baba misafir oldu ve o mektubu çıkardı. Onu mütalaa ettiğimiz zaman, ferah sebebi oldu. Zira o mektup, küfr-ü hakikiden iraz, hakiki İslâm'a ikbal manalarını ihtiva etmektedir.
    Nitekim, mecazi manada İslâm, mecazi manadaki küfürden daha faziletlidir. Aynı şekilde, tarikatın İslâm'ı dahi, tarikatın küfründen daha faziletlidir.
    Tarikat küfrü, tamamen sekir halidir; tarikat İslâm'ı dahi, bütünü ile ayıklıktır.
    Mecazi manada ayıklık, mecazi manada sarhoşluktan daha faziletli olduğu gibi; tarikatın ayıklığı, tarikatın sarhoşluğundan daha faziletlidir.
    Tarikat küfrünün semeresi teşbihtir; tarikat İslâm'ının neticesi ise, tenzihtir. Teşbihle tenzih arasındaki fark; tarikat küfrü ile tarikat İslâm'ı arasındaki fark gibidir.
    O kimseler ki, tebşihle enzih arasını cem edip bu cem etmeyi dahi kemal bilmişlerdir; bu tenzih dahi teşbih cümlesinden olup onu tenzih olarak görmüşlerdir. Teşbihin ne mecali vardır ki; hakiki tenzihle içtima ede ede, onun parıldayan nurundan hiçbir şey olup izmihlale uğramaya...
    Bir şiir:
    Mehtap nurları açılıp da yayıldığı zaman;
    Süha yıldızı saklanmaktan başka kalmaz güman...
    ***
    Sübhan Allah hakiki İslâm ile müşerref eylesin. Resulullah Efendimiz ve onun şerefli âli hürmetine... Onlara salât ve selâmlar olsun.
    ***
    Mevlâna Baba, sefere hazırlanmış olduğundan, sözler kısa kesildi.
    Selâm size ve yanınızda bulunanlara..
    ***

  15. #175
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Bu taife-i aliyyeye olan mahabbet, onlara karşı ihlâs; fenafillaha ve bekabillaha vesiledir. Ve bu münasebetle bazı hususların beyanı.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Darabhan'a yazmıştır. Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullara da selâm...
    ***
    Sizin hanedanınızda bir sinertilik devleti vardır. Bu da, dervişlere tevazu, bu yüksek tabakaya da hizmettir. Hem de, gına sebepleri mevcud ve istiğna maddeleri var iken. Bu durum ise, bu taife-i aliyyeye mahabbetten ve onlara karşı ihlâstan haber vermektedir; bu fırka-i naciye ile olan meveddeti, onlarla hususiyeti anlatmaktadır. Bu manada: "İnsan, sevdiği ile beraberdir" manasına gelen hadis-i şerif yeterlidir.
    Bundan başka:
    "Onlar, öyle bir topluluktur ki; onlarla oturan şaki olmaz..." hadis-i şerif dahi, bu tabaka ile oturanlara yeterli bir sevinç sebebidir.
    Bu mahabbet, Sübhan Allah'ın yardımı ile istilâ eder ve o derece bir üstünlük alır ki, kalbde onun gayrını bırakmaz, diğer taallukatı dahi tamamen kalbden izale eder, daha mahabbet levazimi dahi zuhura gelir. Bunlar da; mahbuba itaat, onun arzusuna uymak, ahlâkı ve evsafı ile ahlâklanmaktır. İş bu durumda, mahbubda fena hasıl olur ki, fenafişşeyhe benzer. Fena-fişşeyh dahi bu tarikatta birinci derecedir.
    Bu fenafişşeyh dahi, ikinci defa fenafillaha vesile olur. Bekabillah da, bu ikinci fenanın üzerine tertip edilmiştir; velayeti husule getiren de budur.
    Hulâsa, bir kimsenin tavassutu olmadan, başka hakiki mahbubun mahabbeti müyesser olur ise, bu büyük bir devlettir; fenayı ve bekayı husule getirir. Bu devlet olmayınca, mutlaka kâmil ve mükemmel bir zatın tavassutu gerekir.
    O zatı bulduktan sonra gerekir ki, kendisine şeyh bile bütün muradlarını dahi onun muradlarına tabi kıla... Ve onda fena bula... Zira bu fena, fenafillaha vesile olacak, tamamı ile onu masiva bağlarından halâs edip kendisini velayet derecelerine ulaştıracaktır.
    Bir şiir:
    Şeker yemesi gerekir ehl-i safranın;
    Bu, rağmına olsa dahi ehl-i sevdanın.
    ***
    Üstte anlatılan misillu cümleler, talipleri ve teveslileri sevka ve rağbete getirmek içindir.
    Doğruyu basan ihsan eden Sübhan Allah'tır.
    ***
    Kalan sözümüz şu ki:
    Fakirlerin (dervişlerin) dua mektubunu getiren Muhammed Kasım, büyüklerin çocuklarındandır. Fakirlerin (dervişlerin) hizmetindedir amma, çeşitli terbiye ve nimetlerle, büyük kardeşinin yanında büyümüştür. Günlerin mihnetini az görmüştür. Kendisinde, hizmetinize girme şevki vardır. Kendisini emirlerin hizmetine verip halini gözetecek olursanız, keremden uzak olmaz.
    Bundan ziyadesi baş ağrıtmaktır.
    Vesselam...
    ***

  16. #176
    Meryem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    06-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    7.644
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Meryem
    MEVZUU: Sofiyenin bazı cümlelerine birçok yönlü, itirazları havi olarak yazılan mektubun cevabı. Ayrıca, o mektuba yazılan sorulara cevap.
    NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Mevlâna Hasan Berki'ye yazmıştır.
    ***
    Allah'a hamd olsun.
    Selâm olsun onun seçmiş olduğu kullarına...
    Kardeşimiz, Şeyh Hasan tarafından yazılan mübarek mektup ulaştı. Allahu Teala, onun halini güzelleştirsin.
    O mektupta, şeriata bağlılıktan ve istikametten yana koku bulunduğundan; ferahlık ve sürür getirdi.
    ***
    Yazmışsın ki:
    -Saliklerin inandığı, meşhur olan bizim anlayışımıza göre sülük, şöyledir: Müptedi zikirle meşgul olacak; taa, kalb zikre kapılıncaya kadar. Ondan sonra da zikirden tevakkuf edinceye kadar. Bu zamanda dahi, ilhamlara ve tecellilere mahal olur. Bu arada salik dahi, velayetin ilk basamağı olan fenaya ulaşmalıdır. Fena için, ayrıca şu tabiri kullandılar:
    -Gayr, olarak isimlendirilen şeyler salikin nazarından ve ilminden zail olmasıdır. Nazarında ve ilminde, Vacib Taala'nın gayrı kalmamasıdır. Bu halet için:
    -Şühud ve müşahade, dedikleri gibi, daha başka şeyler de söylemişlerdir.
    Burada maksud olan odur ki, o kimse kendi kanaatına göre, yüce Hakkı görmektedir.
    -Gayr, olarak isimlendirileni görmez. Ayrıca, ikilik görenler dahi, tarikatta:
    -Müşrikler, olarak isimlendirilmişlerdir.
    Yine yazmışsınız ki:
    -Bu maarif ve benzerleri Fakir'i yerinden hoplatır. Şöyle ki:
    -O, yüce Hakkı dünyada baş göz ve kalb gözü (basar ve basiret) ile görür, demelerinden maksatlarında, eğer bu şühuda ve rüyete şuurları var ise, bunlar, aynı şekilde tarikat müşrikleridir.
    Şayet onların bu manaya şuurları yok ise, neyin haberini verirler ve haber veren kim?
    Yine yazmışsınız ki:
    -Her ne yüzden olur ise olsun; gördükleri her şey, isterse suri, manevi, nuri veya başka türlü tecelli olsun. Bu görüleni dahi olduğu gibi yüce Hak bilirler.
    -Gayr, olarak isimlendirileni dahi yüce Hakkın zuhuru olarak itikad ederler.
    Bütün bunlar, Fakir'e göre bir şeye yaramaz ve muameleden de uzaktır. Kaldı ki:
    "Onun misli gibi bir şeyyoktur."(41/11) ayet-i kerimesi ile anlatılan kesin mananın dahi hilâfınadır. Keza şu ayet-i kerime:
    "Gözler onu göremez."(6/103) anlatılan manaya şahittir.
    Mana, anlatıldığı gibi olunca, bu zümre neyi görüp ve neyi idrak ederler? Yani O
    -Yüce Hakk'ın gayrını ne görürüz, ne de biliriz? derler. Bu gördükleri için dahi, şühud ve müşahede tabirini kullanırlar.
    Bütün bu düşünceler, onlann kendi nefislerinin idaresinde, çoluk çocuk idaresi işinde:
    -Gayr, ismi ile damgalı mıdır, yoksa değil mi?
    Şimdi, sıra üstteki itirazlara cevap vermekte.
    Bil ve dikkatli ol.
    Bütün bu menfi tutum ve itirazlar, tarikat meşayihine hoş gelmeyen şeylerdir. Allahu Teala, onların sırlarının kudsiyetini artırsın.
    Bu menfi tutumun ve itirazların menşei ise, o büyüklerin muradına muttali olmamaktır.
    Vahid Zat'ı görmek manası olan tevhid-i şühudi, masivayı unutmaya bağıl olup bu büyüklerin tarikatında zaruri işler arasında bulunmaktadır. Böyle bir şey hasıl olmadıktan sonra, ağyar ile taalluktan halâs olmak müyesser olmaz. Halbuki siz, bu devlete ve bu devletin erbabı ile alay etmektesiniz.
    Bu büyüklerin ibarelerinde vaki olan:
    -Şühud ve müşahede tabirleri, yüce mukaddes Hakk'ın huzurunda kinayedir. Amma, lâfzi olarak ve keyfi alemden sayılan idrak kavramı dışında tenzih mertebesine münasip bir şekilde.
    Onlar bu huzur devletini de, dünyada batına mahsus kıldı. Elbette, bütün vakitlerde zahirin ikilik görmesi vardır. Bunun için de şöyle demişlerdir:
    -Alem-i kebirde müşrik ve muvahhid olduğu gibi; alem-i sağirde dahi, müşrikle muvahhid içtima etmiştir.
    Kâmil kimsenin batını, bütün vakitte muvahhiddir; zahiri dahi müşriktir. Onun batını, yüce Allah ile olup, zahiri dahi, ehlin ve ayalin idaresindedir. Bunun böyle oluşunda da hiçbir mahzur yoktur.
    Burada itiraz anlayışsızlıktan gelmektedir.
    Bilhassa, üstte geçen itirazlı ve menfi sözlerinizden sakınınız. Yüce Hakkın gayretinden de kendinizi koruyunuz.
    Zahir olan mana şu ki: Bu vaktin iddiacıları, sizi bu itirazları yapmaya kadar getirdiler. Amma, bu büyüklerin tarafını iyice düşünmek gerek. Zira, böyle bir düşünme zaruridir.
    O müddeilerin yeni icadları ve kendilerindeki akıl almaz sayılan isleri üzerinde konuşacak olsanız yeri vardır. Amma, evliya katında gerekli ve mutlaka olması gereken işler üzerinde kelâm etmeniz münasip olmaz.
    Fakir'in risalelerinde ve mektuplarında görmüş olacaksınız; tevhid-i şü-hudiden çokça yazmış ve onu tarikatın zaruri olarak yapılan işlerinden saymıştır.
    Size lâzım olan odur ki, bu mananın tefsirini isteyesiniz ve güzel bir edeple serasınız.
    Bu, öyle bir çiçektir ki, merhum Mevlâna Ahmed'in ayrılışından sonra
    açtı Mevlâna hayatta iken, asla sizden böyle bir kelâm zuhur etmemişti.
    Böyle yazmanız, bir bakıma iyi oldu. Şunun için ki: Bir tenbih aldınız.
    Bundan sonra da, her ne vaki olur ise, yazmanız gerekir; amma sağlamlığını ve çürüklüğünü mülâhaza etmeden. Eğer sağlam olur ise, mesrur olmaya sebep olur; şayet çürük ise, intibah sebebidir. Yani onun çürüklüğü babında sizi ayıktırmaya...
    Her hal ü kârda yazışmaktan kusur kalmamak gerek. Sizin mektubunuz, gelen kafile ile, yılda bir defa gelmektedir. Yılda bir defa olsa dahi, nasihat zarureti vardır.
    O taraftan bir şey yazmasanız, bazı şeylerden de sormasanız kıyl ü kal yolu açılmaz.
    ***
    Bu arada şunu da sormuşsunuz:
    -Kalb zahir cümlesinden midir, yoksa batın cümlesinden midir?
    Bu sorduğunuz soru üzerine, bir mektupta açıklama yapıp beyanda bulundum. Molla Abdülhayy'e dahi, onu size nakil için emir verdim. Kendisine müracaat ediniz.
    ***
    Bu arada şunu da sormaktasınız:
    -Bir başka tarikat vardır ki, onda keşfiyat ve tecelliyat yoktur. Bu tarikatta, müntehi ile mutavassıtın bilinme yolu nasıldır?
    Bu sorunun cevabı da, şöyledir:
    Bilesin ki,
    Birsalik, kâmil ve mükemmel, tarikatı bilen bir şeyhin hizmetinde, onunla olunca, kendi hallerine dair bir bilgisi yoktur. Bu şeyhin, o kimsenin halini bilmesi yeterlidir. Müntehi ve mutavassıt, onun bildirmesi ile bilinir. Şayet, kendisine, halkın irşadı için bir icazet verir ise, ona mürid olanların halleri de, kendilerinin kemalâtına birer ayna olurlar. Bu hallerden, o kimsenin kendisi ve kemalâtı, mütalaa edilir.
    İntiha için, bir başka alâmet dahi şudur:
    . Salikte, Sübhan Hakkın emri iktizasından başka bir şey kalmamalıdır. Hem de hiçbir şekilde. Keza, onun batını, masiva işleri ile taalluku iktiza eden işlerden de halidir.
    Nihayet için, birbiri üstünde çokça mertebeler vardır. Nihayette, ilk basamak, üstte anlatılandır.
    Başarı ihsan eden Sübhan Allah'tır.
    ***
    O mektupta şunu da yazmaktasınız:
    -Bu sermayesi kıt Fakir'e teselli veren, şer'i marifettir. Yani şeriat bilgileri... Şeriat hükümlerinden her bir hüküm, menzil-i maksuda ulaştıran bir yol gibidir. Bir mülkten haber vermektedir ki; onun için zahiren hiçbir alâmet yoktur.
    Şu beyt, gözönünde tutulmaktadır:
    Şöyle temaşa azmiyle seferindeyiz;
    Tüm alemden öte bir varlık izindeyiz...
    Sizin bu marifetiniz, asli olup cidden yücedir; netice için ümid vermektedir. Bu marifetin mütalâası, beni cidden nazlandırdı. Mektubun başındaki sertliği dahi izale etti. Allahu Teala, bu yoldan maksuda ulaştırsın.
    ***
    O mektupta şunu da sormaktasınız:
    -Bazı erkekler ve kadınlar gelip tarikat talebinde bulunmaktadırlar. Lâkin, ribadan nasıl olan yemek ve giymek işlerinden de sakınmazlar. Bunlara tarikat talimi yapalım mı, yapmayalım mı? Bu durumda onlar şöyle demektedirler:
    -Biz, hile-i şer'iye ile yarar hale getiriyoruz. Bu sualiniz için deriz ki:
    -Onlara tarikat talimi yapınız. Haramdan sakındırmaya dahi bakınız. Yerinde olan da budur. İhtimal ki onlar, tarikat bereketi ile o karışık işlerden halâs olurlar.
    ***
    Yine sormaktasınız ki:
    -Birbiri ardına şark tarafında zuhura gelen iki alem nedir? Fakir, bu babda arkadaşlara sorulması için, mektup yazmıştır. Onun neticesini size nakletmesi için, Molla Abdülhayy'e bildireceğiz inşaallah...
    ***
    Şunu da sormaktasınız:
    -Kur'an hatminin, nafile namaz kılmanın, teşbih ve tehlil vazifesinin sevabını; ana-babaya, hocaya, kardeşlere hediye etmek mi daha faziletlidir, yoksa, hiç kimseye hediye etmemek mi?.. Bunun için şu cevabı veririz:
    -En faziletlisi, hediye etmektir. Zira, hediye etmek; hem başkasına, hem de o ameli işleyene fayda vardır. Hediye etmemekte ise, yalnız yapana faydası vardır. Ayrıca, hediye etmekte şu ümid de vardır ki, sevabı hediye edilen amel, başkalarının bereketi ile makbul olur. Vesselam...



Sayfa 11/41 İlk ... 67891011121314151621 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 2 kullanıcı var. (0 üye ve 2 konuk)

Benzer Konular

  1. Mektubat-ı rabbani 349. Mektup
    By ihvan23 in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23-09-2014, 10:28
  2. Mektubat-ı rabbani 349. Mektup
    By ihvan23 in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23-09-2014, 10:26
  3. Mektubat-ı Rabbani
    By Kadir Razlık in forum TANIŞMA, KUTLAMA VE TAZİYE
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21-08-2014, 14:34
  4. Mektubat-ı Rabbani'den tavsiyeler
    By lafons7275 in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 69
    Son Mesaj: 15-04-2014, 19:42
  5. Mektubat-ı Rabbani
    By cüneytkaya in forum ŞİİRLERİNİZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-12-2013, 15:08

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş