Etiketlenen üyelerin listesi

Oğlum iyi anla! Allahü teâlâ seni mes’ûd eylesin! İnsanı Peygamberlik kemâllerine kavuşduran yollar iki ana caddedir: Birinci yol, vilâyet makâmının kemâllerini birer birer geçiren caddedir. Bu yolda, zıller tecellî eder. Sekr ma’rifetlerinden, vilâyet makâmına uygun olanlar hâsıl olur. Bu kemâlleri geçdikden ve bu tecellîler hâsıl oldukdan sonra, Peygamberlik kemâllerine sıra gelir. Bu makâmda asla kavuşulur. Zıllere bakmak günâh sayılır. İkinci yolda, böyle vilâyet kemâlleri hâsıl

Bu konu 40855 kez görüntülendi 238 yorum aldı ...
Nubuvvet Yolu - Velayet Yolu... 40855 Reviews

    Konuyu değerlendir: Nubuvvet Yolu - Velayet Yolu...

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 40855 kez incelendi.

Özür dileriz, bu konu cevaplara kapatılmıştır bilgi almak için Bize Yazin ...
Sayfa 1/15 12345611 ... Son
  1. #1
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası

    Oğlum iyi anla! Allahü teâlâ seni mes’ûd eylesin! İnsanı Peygamberlik kemâllerine kavuşduran yollar iki ana caddedir:

    Birinci yol, vilâyet makâmının kemâllerini birer birer geçiren caddedir.

    Bu yolda, zıller tecellî eder. Sekr ma’rifetlerinden, vilâyet makâmına uygun olanlar hâsıl olur. Bu kemâlleri geçdikden ve bu tecellîler hâsıl oldukdan sonra, Peygamberlik kemâllerine sıra gelir. Bu makâmda asla kavuşulur. Zıllere bakmak günâh sayılır.

    İkinci yolda, böyle vilâyet kemâlleri hâsıl olmaksızın, doğruca Peygamberlik kemâllerine kavuşulur.

    Bu ikinci yol, ana caddedir. Çabuk kavuşdurur. Peygamberlik kemâllerine kavuşan bir ârif, bu yolda, Allahü teâlânın dilediği kadar ilerler. Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve bunların Eshâbı da, bu büyüklere uydukları için böyle ilerlerler.

  2. #2
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Birinci yol çok uzakdır. Geç kavuşdurur. Kavuşdurması da gücdür. Evliyâdan birçoğu “kaddesallahü teâlâ esrârehümül’azîz”, (Vilâyet makâmı)nda, inmek şerefine kavuşdukları zemân, iniş makâmlarında olan kemâlleri, (Nübüvvet kemâlleri) sanmışlardır. Mahlûklara karşı bulunmağı, onları çağırmak makâmı olduğu için, Peygamberlik makâmının incelikleri anlamışlardır. Bu anlayışları, doğru değildir. Bu inişleri, çıkışları gibi, vilâyet yolculuğudur. Vilâyet makâmının üstünde, başka bir urûc ve nüzûl vardır ki, (Peygamberlik yolu)<SPAN style="mso-bidi-font-family: Arial">dur. Bunların, mahlûklara karşı olması, Peygamberlikde, mahlûklara karşı olmak gibi değildir. Bu çağırmaları, Peygamberlikde olan da’vetden başkadır. Ne yapsınlar? Vilâyet kemâllerinden dışarı çıkamamışlar. Peygamberlik kemâllerinin ne olduğunu anlıyamamışlar. Vilâyetin yarısı olan yükselişi, vilâyetin hepsi sanmışlar. İkinci yarısı olan nüzûlü, Nübüvvet makâmı anlamışlar. Fârisî beyt tercemesi:

  3. #3
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Bir sâlikin yalnız birinci yoldan kavuşması ve vilâyetle nübüvvetin kemâllerini birlikde elde etmesi ve bu iki makâmın kemâllerini birbirinden ayırması ve herbirinin urûcunu ve nüzûlünü ayrı ayrı yapması ve nübüvvetin vilâyetden dahâ üstün olduğunu anlaması hâsıl olabilir.


    İkinci yoldan kavuşanlar için, vilâyet makâmının kemâlleri, ayrı ayrı hâsıl olmaz ise de, vilâyetin özü, toplu olarak, çok iyi olarak ele geçer. Hattâ, vilâyet sâhibleri, vilâyetin kabuğuna varmışlardır. O ise, vilâyetin özüne varmışdır. Evet, vilâyet sâhiblerine hâsıl olan sekr bilgileri ve zıl tecellîleri, onda çok az bulunur. Fekat bu ayrılık, vilâyet sâhiblerinin dahâ üstün olduklarını göstermez. Hattâ, ikinci yoldan kavuşmuş olan ârif, bu bilgileri ve görünenleri aşağılık bilir. Bunlara bakmakdan utanır. Belki onları, günâh ve edebsizlik bilir. Çünki asla kavuşmuş olan, bu aslın zıllerinden, görüntülerinden kaçınır. Onlara bakmakdan sıkılır. Zıllere tutulmak, asla kavuşamamakdır. Asla kavuşdukdan sonra, zıl görünmez olur. Zılle bakmak edebsizlik olur.

  4. #4
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Yavrum! Peygamberlik kemâlleri, ancak Allahü teâlânın ihsânı ile hâsıl olur. Çalışmakla, uğraşmakla, bu büyük ni’met ele geçemez. Hangi çalışmak, bu büyük ni’meti ele geçirebilir? Hangi riyâzetler ve mücâhedeler bu yüksek ni’mete kavuşdurabilir? Vilâyet kemâlleri böyle değildir. Bunların başlangıcı elde edilebilir. Riyâzet ve mücâhede ile hâsıl olabilir. Pekaz kimseyi, çalışmadan, uğraşmadan da, vilâyet ni’metine kavuşdurabilirler. Vilâyet, Fenâ ve Bekâ demekdir.

    301. MEKTUB...

  5. #5
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Yüce Mukaddes Cenab-ı Hakka ulaştıran yol ikidir..

    BİRİNCİSİ: Kurb-ü nübüvvete taalluk eden yoldur.. Nübüvvet erbabına salât ve tahiyyet..

    Bu yol, aslın da aslına ulaştırır..

    Asaleten bu yoldan ulaşanlar, enbiyadır. Onlara salât ve selâm.. Bir de onların ashab-ı kiramı..

    Bir de, Ümmetin büyük evliyasından diğerleridir yani: Kendisi için murad edilenler.. İsterse bu zümre, az; hatta azdan daha az olsunlar..

    Bu yolda tavassut ve hail yoktur.

    Bu büyük vasıllardan her kim feyz alacak ise., asıldan alır. Hem de hiç kimsenin tavassutu olmadan..

    Sonra, bunların biri, diğerine hail de olmaz..

    İKİNCİ YOL: Kurb-ü velayettir. Aktab, evtad, büdelâ, nüceba ve Allah-ü Taâlâ'nın umum velî kullan bu yoldan vâsıl olurlar..

    Sülüktariki da bu yoldan ibarettir.

    Hatta bilinen cezbe dahi, bu yola dahildir.

    Burada tavassut ve hail olma durumu vardır.

    534. mektub...

  6. #6
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    İkiliğin kalkması, vilâyet makâmına uygun olduğu için, vilâyet makâmında, her zemân sekr bulunur. Nübüvvet mertebesinde ikilik bulunduğu için, bu mertebede hep sahv, şü’ûr bulunur.

    302. mektub...

  7. #7
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası

    Fenâ ve Bekâ ve Sülûk ve Cezbe ile olan yaklaşmağa (Kurb-i vilâyet) denir. Bu ümmetin evliyâsı, bu yaklaşmak ile şereflenmişlerdir. Eshâb-ı kirâmın, Hayr-ül-enâmın sohbetinde “aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâm” kavuşdukları yakînlik ise, (Kurb-i nübüvvet)dir. Resûlullaha uyarak ve Ona vâris olarak kavuşmuşlardır.

    Böyle yaklaşmakda, ne Fenâ vardır, ne Bekâ ve ne Cezbe vardır, ne de Sülûk. Bu kurb, vilâyet kurbundan katkat dahâ yüksek ve üstündür. Çünki bu kurb, asla yaklaşdırır. Vilâyet kurbu ise, zılle, gölgeye yaklaşdırır. Ne kadar başka olduklarını buradan anlamalıdır. Fekat, herkesin anlayışı bu ma’rifetin tadını alamaz. Nerde ise, bu ümmetin yüksekleri de, bu ma’rifeti anlamakda, câhiller gibi kalırlar.

    Evet, eğer Peygamberlik kurbunun kemâllerine, vilâyet kurbu yolundan çıkılırsa, o zemân Fenâ, Bekâ, Cezbe ve Sülûk lâzım olur.

    Çünki, vilâyet kurbunda yükselmek için, bunlar lâzımdır.

    Fekat, Vilâyet yolundan gidilmeyip, Peygamberlik kurbunun caddesi seçilirse, Fenâ, Bekâ, Cezbe ve Sülûk hiç lâzım değildir. Eshâb-ı kirâm, nübüvvet kurbunun caddesinden ilerlediler. Bunun için, Cezbe, Sülûk, Fenâ ve Bekâ, bunlara hiç lâzım olmadı.

    Yukarıda bildirdiklerimizden anlaşılıyor ki, Fenâ ve Bekâ ve Cezbe ve Sülûk ismleri sonradan konulmuşdur. Meşâyıhın meydâna çıkardıkları kelimelerdir. Mevlânâ Câmî “aleyhirrahme” (Nefehât) kitâbında yazıyor ki, (Fenâ ve Bekâ kelimelerini ilk olarak kullanan Ebû Sa’îd-i Harrâzdır “kuddise sirruh”).

    313. mektub...

  8. #8
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Velâyet-i suğra olan velâyet-i zıllıyede kemal nihayeti, ancak berki tecelli ile hasıl olur. Bu berki tecelli ise., enbiya velayeti olan velâyet-i kübrada ilk basamaktır.



    Enbiyanın kemalâtı hakkında ne diyebiliriz ki: Zira, nübüvvetin bidayeti, bu velayetin nihayeti olmaktadır. Her halde, Hazret-i Hace Bahaeddin Nakşibend Hz. enbiya velayetinden yana bol nasibe nail olmuş olacak ki, yani: Tebaiyet ve veraset yolu ile., şöyle demiştir:
    -Biz, nihayeti, bidayete dere ediyoruz.

    Bu Fakir'in ilminin yetiştiği şu ki: Nakşibendiye nisbeti ve huzuru, kemal haddine ulaştığı zaman, velâyeti-i kübra ile ittisal ederler. Ve onlara, bu velayeti kemalâtından bol haz husule gelir. Ama, bunların dışında kalan tarikatlarda durum böyle değildir. Zira, onların nihayeti kemalleri berki tecellinin husulüdür.

    316. mektub...

  9. #9
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Şeriatın hakikati bu yerde husule gelir ki, o velayet mertebesinin husulünden sonra olmaktadır.
    Nübüvvet kemalâtına gelince, ki o, tebaiyet ve verasetleri ile enbiyanın kâmil olan tabilerine olmaktadır; bu dahi yine buyerde olmaktadır.

    359. mektub...

  10. #10
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Bugün, bid’atler, her yere yayılmış olduğundan, bu sözümüz çok kimseye ağır gelir. Fekat, âhıretde, hangimizin doğru olduğunu anlıyacaklardır. İşitdiğimize göre, hazret-i Mehdî, hükûmet sürdüğü zemân, dîni yayarken ve sünneti diriltirken, bid’at işlemeğe alışmış olan Medînedeki âlim, bid’ati güzel sandığı ve ibâdet olarak yapdığı için, hazret-i Mehdînin emrlerine şaşarak, (Bu adam, bizim dînimizi yok etdi ve milletimizi öldürdü) diyecekdir. Hazret-i Mehdî “rahmetullahi aleyh” bu âlimi öldürecekdir. Onun güzel sandığı bid’atin, kötü olduğunu bildirecekdir.

    255. mektub..

  11. #11
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtından bin sene geçdikden sonra, ümmetinden gönderilen âlimlerin sayısı az ise de, bu islâmiyyeti tâm kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek olacaklardır. Resûlullah “aleyhissalâtü vesselâm”, hazret-i Mehdînin teşrîf edeceğini haber vermişdir. Bin sene sonra gelecekdir. Îsâ “aleyhisselâm” da, bin sene sonra, gökden inecekdir. Bin sene sonra gelen Evliyânın yükseklikleri, Eshâb-ı kirâmın yüksekliklerine benzemekdedir.

    209. mektub...

  12. #12
    talib - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    11-07-2006
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    10.546
    Adı geçen
    3 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @talib
    Bunlar sizin iddianıza neden delil oluyor, onu anlamış değilim. Alıntıların hepsini doğru kabul etsek bile, kurb-ü nübüvvet yolu sahabeden sonra gelecek olan, azdan daha az olan kimselere nasip olacak diyor.

    Siz ise kapıyı herkese açmışınız. Yeter ki risale okusun..

  13. #13
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Geleceği haber verilmiş olan hazret-i Mehdînin rabbi de, ilm sıfatıdır. Bu da, hazret-i Alî gibi Îsâ aleyhisselâma bağlıdır. Sanki, Îsâ aleyhisselâmın iki ayağından biri, hazret-i Alînin başı üzerinde, ikinci ayağı hazret-i Mehdînin başı üzerindedir.

    251. mektub...

  14. #14
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Alıntı talib Nickli Üyeden Alıntı
    Bunlar sizin iddianıza neden delil oluyor, onu anlamış değilim. Alıntıların hepsini doğru kabul etsek bile, kurb-ü nübüvvet yolu sahabeden sonra gelecek olan, azdan daha az olan kimselere nasip olacak diyor.

    Siz ise kapıyı herkese açmışınız. Yeter ki risale okusun..
    okuduğunu anlayabilen birimisin ?

    alıntıların hepsi doğru...ben yazmıyorum , NAKLEDİYORUM...

    işte o azdan da az olan kimselerden biri BEDİUZZAMAN dır...RİSALELER İSE ŞAHSI MANEVİ OLARAK BU AZDAN DA AZ OLAN KİŞİ YERİNDEDİR...DOLAYISIYLA RİSALELERE TUTUNANLAR BÖYLE BİR MÜRŞİDE İNTİSAB ETMİŞ GİBİ OLURLAR...TABİİ , KAFASINA GÖRE OKUMAK DEĞİL...

    dolayısıyla , risalelere ehil birisi ondan istifade ile böyle bir kapıdan girebilir...bu ALLAH ın bir lutfudur...

  15. #15
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    birileri diyor ki ;

    tasavvuf =tarikat tır dolayısıyla tarikatsız olmaz...herkesin bir şeyhe bağlanması lazım...

    acizane diyoruz k i;

    tasavvuf = zühd dür...

    buradaki zühd ; tasavvuf kelimesi ortaya çıkmadan önce manevi yaşayış yani kısaca ihsan makamıyla alakalı ilim ve irfan ın toplamıdır...

    dolayısıyla tarikatlar tasavvufun içindedir , lakin tarikatdışı tasavvuf da vardır...

    gerçek tasavvuf ; sünneti seniyyeye ittiba ve tahkiki imanı elde etmektir....

    tarikatlar "mezhepler" gibi değillerdir...öyle olsalar o zaman herkesin hayatının en azından belli bir döneminde tarikatlara girmesi FARZ- I AYN olurdu...

  16. #16
    kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    417
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kılıçustası
    Söz gelimi Fıkıh ilminden bahsedildiğinde aklımıza ilk gelen isimler, mezhep imamları ile onların izinden giden Fıkıh alimleri olur. Hadis ilmi söz konusu olduğunda Kütüb-i Sitte dediğimiz 6 temel Hadis kaynağını vücuda getiren Hadis alimleri ve diğer Hadis ulemasını anarız. Aynı durum Usul, Tefsir, Kelâm… ilimleri için olduğu gibi, Tasavvuf adı altında sistemleşen zühd hayatı için de aynıyla vakidir.

    Oysa şüphesiz o büyük insanların her birinin, diğer ilim dallarının iştigal sahasına giren hususiyetleri de vardı. Konuyu “zahir ilimleri” ve “batın ilimleri” diye iki kategoride ele alacak olursak, Hadis, Tefsir, Fıkıh, Kelâm gibi zahirî ilimlerde öne çıkan sembol isimler “zühdiyyat” olgusunun asla uzağında değildi. Zühd ve Tasavvuf sahasında ün yapmış isimler de keza zahir ilimlerine ilgisiz değildi.

    http://www.menzil.net/modules.php?na...print&sid=1571


    not : tasavvuf kelimesi çıkana kadar kişilerin manevi hayatları ve "ihsan makamı" yla alakalı mevzulara zühd deniliyordu.

Sayfa 1/15 12345611 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Çıkış yolu var mı?
    By elemin in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22-01-2014, 17:01
  2. Nubuvvet yolu , nakşibendilik değildir...
    By kılıçustası in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 19-01-2008, 19:10
  3. Felsefe Yolu - Peygamber Yolu
    By zebih in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10-03-2007, 17:53
  4. Hak yolu
    By malik ejder in forum ŞİİR DEFTERİ
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 01-12-2006, 23:12
  5. Tasavvuf Yolu,her HalÜkarda AŞk Yolu Mudur?
    By hasandemir in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 18-11-2006, 16:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş