Türkiyede ve Dünyada Operanın Gelişimi

Tiyatro ve müzik sanatının birlikte sahnelendiği, içinde resim, şiir, dans heykel gibi pek çok sanatı barındıran, tüm sanatların bileşkesi olan opera, "16. yüzyıl başlarında, İtalya'da opera adını taşıyan müzikli bir dram sanatının görülmesiyle başlamıştır. İlk önce Ferrara şehrinde beliren bir hareket, bugünkü opera sanatının başlangıcı olmuştur. İtalya'da 1502 yılında Ferrara'da I. Ercole tarafından yönetilen bir düğün, dinsel 'mister' oyunlarında olduğu gibi, sekiz günden fazla sürmüştür. Böylelikle müzik sanatında Misterlerden başka, dinsel olmayan konuları da işleyip geliştirmekle, yeni bir oyun türü daha meydana gelmiştir." (Altar, 1974)
"İtalyan opera stilinin gelişmesinde, özellikle dinsel müziğin büyük etkisi olduğu bir gerçektir. "diyen Altar'a göre". . . düet ve arya gibi solist tarafından okunan bağımsız formda yazılmış ezgiler, 16. yüzyılın ikinci yarısında, başlangıçta kanonu andıran taklit partileri biçiminde işlenen yeni bir tür"olarak ortaya çıkmıştır. (Altar, 1974)
Opera sanatına başlangıç olarak bestelenen ilk opera, sözleri Rinuccini, bestesi Jacopo Peri tarafından yapılan ve 1589 da sahnelenen Dafne'dir. (Say, 1995)
Daha sonra, Barok çağını başlatan besteci olarak bilinen Monteverdi ile opera, yeni bir soluk kazanarak, dramatik ve etki dolu bir opera sanatının başlamasına neden olmuştur. (Altar, 1974) 17.yy başlarında "Reçıtatıvo"yu ilk bulan ve "arioso"türünün, yani melodik stilin de ilk bestecilerinden olan Caccini, Basso Bontinuo eşliğinde yazdığı tek sesli şarkılarla, "Güzel Şarkı (Bel Canto) "stilinin doğmasına neden olmuştur. (Altar, 1974)
Yukarıda da belirtildiği gibi, operada aryaların önem kazanarak ön plana çıkmasıyla oluşan arya söyleme biçimi ve tekniği, 17. yüzyılın ikinci yarısında gelişmeye başlamıştır.
1589'da başlayan opera sanatı, günümüze kadar çeşitli evrelerde, değişik akımların etkisiyle besteleme, sahneleme ve seslendirme biçimlerini yaşayarak, beraberinde opera şarkıcılığı ve şan eğitimini de değiştirip geliştirmiş ve bugünkü üstün söyleme biçimine (teknik) ulaşmıştır.
Türkiye'de Opera Sanatı ve Şan Eğitiminin Tarihsel Gelişimi :
Sevengil, Türklerin, batının sahne sanatlarıyla ilk tanışmasının, operanın doğuşundan önceki günlerde, "İstanbul'da bir bale pandomim ve bir musikili temsil verilmesi"yle başladığını belirtmektedir. (Sevengil, 1969)
14. yüzyıldan19. yüzyılın ortalarına kadar, padişah kızlarının evlilik törenleri ve şehzadelerin sünnet törenlerindeki genel eğlencelerde, meydanlara kurulan çadırlarda müzikli temsiller verilmesi, gelenek halini almıştı. Bunlardan, 1582 yılında İstanbulda, padişah Üçüncü Murat'ın huzurunda oynanan, Sokullu'nun dul eşinin getirttiği, "dokuzyüz hıristiyan kölenin Pirüs raksları arasında, Aya Yorginin ejderle kavgasını temsil eden oyunun"Osmanlı dönemi sahne sanatlarının başlangıcında önemli bir yeri vardır. (Sevengil, 1969)
17. yüzyılda, padişah Dördüncü Mehmet'in şehzadelerinin sünnetine ve kızı Hatice Sultan'ın düğün törenine Venedik'ten opera getirtme girişiminde bulunduğu, ancak gerçekleşmediği, yurt dışına giden Osmanlı elçilerinin, bulundukları ülkelerde operalara giderek ilgiyle izledikleri, elde edilen yazılı belge ve sefaretnamelerden anlaşılmaktadır. (Sevengil, 1969)
Sevengil, Üçüncü Selim'in"hicri 1211 yılı zilkadesinde, beşinci salı günü 'miladi 1797' bir ecnebi opera heyeti"nin Topkapı sarayında oynadığı bir temsili izlediğini ve bu temsilin, Osmanlı İmparatorluğunda oynanan ilk opera olduğunu belirtmektedir. (Sevengil, 1969)
Türkiye'de opera tarihine bakıldığında, İstanbul'da halka açık olarak oynanan ilk opera 18 kasım 1841 de sergilenen "Bellini'nin (1801-1835) Normasıdır." (Tanrıkulu,1993)
Bunu, modern bir bando kurmak üzere"İstanbul'a gelen Donizetti'nin sarayda opera ve bale temsilleri verilebilmesi için bir orkestra kurması ve saraydaki Türk talebelere bir yandan nota, bir yandan da İtalyanca şarkılar söylemeyi öğretmesi"izledi. Bütün bu hazırlıklar, sarayda bir opera ve operet kurulmasını amaçlamaktaydı. (Sevengil,1969)
Sevengil, bu amaca, önce askeri bandolarla opera parçaları çalınarak, daha sonra 1858 yılında Dolmabahçe sarayının karşısında yapımına başlanıp, 1859 da açılan saray tiyatrosunun ilk açılışında opera oynanarak ulaşıldığını belirtmektedir. (Sevengil, 1969)
Pitt'in belirttiğine göre"ilk opera binası, 1840da yapılan, İstanbul'daki 400 kişilik Bosko tiyatrosudur. Bu tiyatroyu daha sonra Mihail Naum alır ve burada 26 yıl boyunca çeşitli temsiller verdirir." (Koptagel, 1994)
Türkçeye çevrilen ilk opera eseri ise, 1842 yılında basılan, "Gaetano Donizetti'nin, Belisario" operasıdır. (Sevengil, 1969)
Cumhuriyet döneminde opera ile ilgili ilk girişim olarak, 1930 da Ankara'da bir opera derneğinin kurulduğu ve 1934 te Traviata'nın temsil edildiği görülmektedir. 1934 de Atatürk'ün davetiyle Türkiye'ye gelen İran Şahı Rıza Pehlevi için A. Adnan Saygun'a sipariş edilen Özsoy operası, tarihte bestelenen ilk Türk operası olmuştur. Bu operada, bariton Nurullah Taşkıran, soprano Nimet Vahit ve Semiha Berksoy oynamışlardır. Daha sonra "Saygun'un Taşbebek" ve "Akses'in Bayönder" operaları sahnelenmiştir. (Koptagel, 1994)
1924 de Ankara'da kurulan Musiki Muallim Mektebinin 1936 da konservatuvara dönüştürülmesiyle, opera bölümünün başına Alman rejisör Karl Ebert getirilmiş ve yurt dışından getirilen Hans Hay, Max Klein, Friedl Böhm, Arandi Lombardi gibi şan öğretmenleri, Devlet Operasının sanatçı kadrolarını yetiştirmiştir.
Türkiye'de operanın başlangıç ve gelişim sürecinde dikkat çeken en önemli nokta, 1797de Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlayıp, beğeniyle izlenen ve oynanan opera temsillerine ilginin, Pitt'in anlattığına göre"çok fazla olması, hatta, aynı gecede üç ayrı sahnede, üç ayrı Aida izlenebilmesidir." (Koptagel, 1994) Ancak bu yoğun ilginin uzun sürmediği ve "1861 de Abdülaziz'in tahta çıkmasıyla, devlet bütçesine yük olması gerekçesiyle kısıtlandığı ve gösterilerin bir kısmının lağvedildiği görülmektedir." (Uras, 1996)
Türkiye'de operanın ve buna bağlı olarak da şan eğitiminin gelişimi, Cumhuriyetin ilanını takip eden yıllarda ivme kazanmış, Atatürk'ün her alanda yaptığı çağdaşlaşma hareketlerinin bir örneği olarak, 26 kasım 1934 de Milli Eğitim Bakanının başkanlığında oluşturulan kurul ile"tüm okullarda çok sesli müzik uygulamasına geçilmesi, halk katlarında opera, operet konser. . . aracılığıyla yeni beğeninin yaygınlaştırılması, yeni besteci ve usta çalgıcıların yetiştirilmesi ve devletçe korunması"kararı alınmıştır. (Say, 1995)
Buna bağlı olarak, Türkiye'deki çeşitli müzik okullarında okutulan ses eğitimi ve şan derslerinin, elde edilen kaynaklara göre önceleri, 1916 yılında Daarülelhan'da "ses bilgisi" 1923 yılında "musiki kıraatı" adıyla okutulduğu görülmektedir. (Ek. 1)
Daha sonra, 14 Mart 1340 '1924' tarihinde çıkarılan 439 sayılı"Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu"yla, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk resmi okulu olarak Ankara'da kurulan Musiki Muallim Mektebinde, "musiki kıraatı" ve "vokal" adlı derslerle, 1927 yılında İstanbul konservatuvarında "teganni" ve "koro"adlı dersler okutulduğu, 1931 yılında da "musiki kıraatı"adıyla okutulan ses eğitimi dersinin, 1936 yılında Ankara'da kurulan devlet konservatuvarında "anadal ses"adıyla okutulduğu görülmektedir. (Ek. 1)
1936 yılında Ankara Devlet Konservatuvarında, Hindemith'in önerisiyle hazırlanan programda"anadal ses" olarak okutulan dersin yanında, "okul korolarında söyleme"adıyla koro dersleri görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olan Gazi Eğitim Enstitüsü'nün, 1941 tarihli ders programında ise"şan", "koro ve koro idaresi"adlı dersler, ses eğitimi kapsamında haftada birer saat okutulmuş ve bu program1969 yılına kadar uygulanmıştır. (ek. 1 ve ek. 2)
1969 yılı Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü programında, "ses eğitimi (şan)" adıyla, haftada birer saat ve üç yıl verilen ses eğitimi dersinin yanında, haftada beş saat ve iki yıl okutulan "koro" dersleriyle, birinci sınıfta haftada dört saat, iki ve üçüncü sınıfta birer saat olarak programlanan, "çalgı ve şan dersi pratiği"dersleri okutulmaktaydı. Bu uygulamalar1978-1979 yılına kadar sürmüştür. (ek. 2)
Yapılan yeni düzenlemelerle, Yüksek öğretmen okuluna dönüştürülen Gazi Eğitim Enstitüsü'nde program, yeniden değiştirilmiş ve bu bağlamda, ana dal eğitimi içerisinde, dört yıl için haftada iki saat "şan", birinci ve ikinci sınıflar için haftada üçer saatlik "toplu ses eğitimi" ve ikinci ve üçüncü sınıflar için haftada üçer saatlik"seçmeli toplu müzik"dersleri okutulmuştur. Bunun yanında, "toplu konuşma ve ses eğitimi"adında yeni bir ders açılarak, ilk iki yarıyıl haftada üçer saat okutulmuştur. (ek.3)
Ankara Devlet Konservatuvarının, kuruluşunun ilk yıllarındaki opera bölümünde, şan dersinin yanında, "fonetik ve ses bilgisi", "diksiyon", "Türkçe fonetik"ve"müzikli diksiyon"dersleri verilmekteydi. (Gün, 1988) Devlet konservatuvarlarının üniversiteye bağlanmasından sonra, 1984-1985 yılında yapılan programlarda; lisans döneminde esas meslek derslerinin (şan, sahne, solfej) yanında, yardımcı meslek dersleri kapsamındaki, "fonetik ve Türkçe metinli müzik diksiyonu"dersleri okutulmuştur (ek. 4)
1985-1986 öğretim yılında, lise devresinin ilk yılında "ses eğitimi" esas meslek dersleri içinde yer alırken, "fonetik"yardımcı meslek dersi kapsamında okutulmuştur. Aynı yıl dördüncü sınıf programında ise, esas meslek derslerinde önceki sınıflarda okutulan"ses eğitimi dersi""şan"adını alarak altıncı yıl sonuna kadar okutulmuştur. Aynı zamanda, söz konusu yıl programlarında yardımcı meslek dersleri kapsamında"fonetik ve Türkçe metinli diksiyon"derslerinin okutulduğu görülmektedir. (ek. 5)
1985-1986 öğretim yılının lisans programında ise, esas meslek dersi olan "şan"ın yanında, ikinci yıldan başlamak üzere yardımcı meslek derslerinde "diksiyon" ve"Türkçe metinli müzikli diksiyon"dersinin okutulduğu belirlenmiştir. (ek 5)
Ankara Devlet Konservatuvarındaki opera anasanat dalı, 1994-1995 öğretim yılına kadar hemen hemen aynı derslerle öğretimlerine devam etmiş, esas meslek derslerinden olan "şan" ve "piyano eşlikli şan"ın yanında, yardımcı meslek derslerinden"müzikli diksiyon"ve"diksiyon fonetik"dersleri verilerek günümüze kadar gelmiştir. (ek 6, 6-1, 6-2, 6-3, 6-4, 6-5, 7)
Çağdaş anlamda, ses ve şan eğitiminin Türkiye'deki başlangıç ve gelişim sürecindeki uygulamalar, yukarıda özetlendiği gibi gerçekleşmiştir. Günümüzde ise, 1982-1983 öğretim yılında yapılan köklü değişikliklerle üniversitelere bağlanan söz konusu eğitim kurumlarında, üniversitelerin bilimsel özerkliklerine bağlı olarak her bölüm, belirlenen çerçeve program kapsamında kendi programını hazırlayıp, uygulamaktadır.

Ayşe Meral Töreyin Doktora Tezinden alınmıştır..
Türkiyede ve Dünyada Operanın Gelişimi

Tiyatro ve müzik sanatının birlikte sahnelendiği, içinde resim, şiir, dans heykel gibi pek çok sanatı barındıran, tüm sanatların bileşkesi olan opera, "16. yüzyıl başlarında, İtalya'da opera adını taşıyan müzikli bir dram sanatının görülmesiyle başlamıştır. İlk önce Ferrara şehrinde beliren bir hareket, bugünkü opera sanatının başlangıcı olmuştur. İtalya'da 1502 yılında Ferrara'da I. Ercole tarafından yönetilen bir düğün, dinsel 'mister' oyunlarında olduğu gibi, sekiz günden fazla sürmüştür. Böylelikle müzik sanatında Misterlerden başka, dinsel olmayan konuları da işleyip geliştirmekle, yeni bir oyun türü daha meydana gelmiştir." (Altar, 1974)
"İtalyan opera stilinin gelişmesinde, özellikle dinsel müziğin büyük etkisi olduğu bir gerçektir. "diyen Altar'a göre". . . düet ve arya gibi solist tarafından okunan bağımsız formda yazılmış ezgiler, 16. yüzyılın ikinci yarısında, başlangıçta kanonu andıran taklit partileri biçiminde işlenen yeni bir tür"olarak ortaya çıkmıştır. (Altar, 1974)
Opera sanatına başlangıç olarak bestelenen ilk opera, sözleri Rinuccini, bestesi Jacopo Peri tarafından yapılan ve 1589 da sahnelenen Dafne'dir. (Say, 1995)
Daha sonra, Barok çağını başlatan besteci olarak bilinen Monteverdi ile opera, yeni bir soluk kazanarak, dramatik ve etki dolu bir opera sanatının başlamasına neden olmuştur. (Altar, 1974) 17.yy başlarında "Reçıtatıvo"yu ilk bulan ve "arioso"türünün, yani melodik stilin de ilk bestecilerinden olan Caccini, Basso Bontinuo eşliğinde yazdığı tek sesli şarkılarla, "Güzel Şarkı (Bel Canto) "stilinin doğmasına neden olmuştur. (Altar, 1974)
Yukarıda da belirtildiği gibi, operada aryaların önem kazanarak ön plana çıkmasıyla oluşan arya söyleme biçimi ve tekniği, 17. yüzyılın ikinci yarısında gelişmeye başlamıştır.
1589'da başlayan opera sanatı, günümüze kadar çeşitli evrelerde, değişik akımların etkisiyle besteleme, sahneleme ve seslendirme biçimlerini yaşayarak, beraberinde opera şarkıcılığı ve şan eğitimini de değiştirip geliştirmiş ve bugünkü üstün söyleme biçimine (teknik) ulaşmıştır.
Türkiye'de Opera Sanatı ve Şan Eğitiminin Tarihsel Gelişimi :
Sevengil, Türklerin, batının sahne sanatlarıyla ilk tanışmasının, operanın doğuşundan önceki günlerde, "İstanbul'da bir bale pandomim ve bir musikili temsil verilmesi"yle başladığını belirtmektedir. (Sevengil, 1969)
14. yüzyıldan19. yüzyılın ortalarına kadar, padişah kızlarının evlilik törenleri ve şehzadelerin sünnet törenlerindeki genel eğlencelerde, meydanlara kurulan çadırlarda müzikli temsiller verilmesi, gelenek halini almıştı. Bunlardan, 1582 yılında İstanbulda, padişah Üçüncü Murat'ın huzurunda oynanan, Sokullu'nun dul eşinin getirttiği, "dokuzyüz hıristiyan kölenin Pirüs raksları arasında, Aya Yorginin ejderle kavgasını temsil eden oyunun"Osmanlı dönemi sahne sanatlarının başlangıcında önemli bir yeri vardır. (Sevengil, 1969)
17. yüzyılda, padişah Dördüncü Mehmet'in şehzadelerinin sünnetine ve kızı Hatice Sultan'ın düğün törenine Venedik'ten opera getirtme girişiminde bulunduğu, ancak gerçekleşmediği, yurt dışına giden Osmanlı elçilerinin, bulundukları ülkelerde operalara giderek ilgiyle izledikleri, elde edilen yazılı belge ve sefaretnamelerden anlaşılmaktadır. (Sevengil, 1969)
Sevengil, Üçüncü Selim'in"hicri 1211 yılı zilkadesinde, beşinci salı günü 'miladi 1797' bir ecnebi opera heyeti"nin Topkapı sarayında oynadığı bir temsili izlediğini ve bu temsilin, Osmanlı İmparatorluğunda oynanan ilk opera olduğunu belirtmektedir. (Sevengil, 1969)
Türkiye'de opera tarihine bakıldığında, İstanbul'da halka açık olarak oynanan ilk opera 18 kasım 1841 de sergilenen "Bellini'nin (1801-1835) Normasıdır." (Tanrıkulu,1993)
Bunu, modern bir bando kurmak üzere"İstanbul'a gelen Donizetti'nin sarayda opera ve bale temsilleri verilebilmesi için bir orkestra kurması ve saraydaki Türk talebelere bir yandan nota, bir yandan da İtalyanca şarkılar söylemeyi öğretmesi"izledi. Bütün bu hazırlıklar, sarayda bir opera ve operet kurulmasını amaçlamaktaydı. (Sevengil,1969)
Sevengil, bu amaca, önce askeri bandolarla opera parçaları çalınarak, daha sonra 1858 yılında Dolmabahçe sarayının karşısında yapımına başlanıp, 1859 da açılan saray tiyatrosunun ilk açılışında opera oynanarak ulaşıldığını belirtmektedir. (Sevengil, 1969)
Pitt'in belirttiğine göre"ilk opera binası, 1840da yapılan, İstanbul'daki 400 kişilik Bosko tiyatrosudur. Bu tiyatroyu daha sonra Mihail Naum alır ve burada 26 yıl boyunca çeşitli temsiller verdirir." (Koptagel, 1994)
Türkçeye çevrilen ilk opera eseri ise, 1842 yılında basılan, "Gaetano Donizetti'nin, Belisario" operasıdır. (Sevengil, 1969)
Cumhuriyet döneminde opera ile ilgili ilk girişim olarak, 1930 da Ankara'da bir opera derneğinin kurulduğu ve 1934 te Traviata'nın temsil edildiği görülmektedir. 1934 de Atatürk'ün davetiyle Türkiye'ye gelen İran Şahı Rıza Pehlevi için A. Adnan Saygun'a sipariş edilen Özsoy operası, tarihte bestelenen ilk Türk operası olmuştur. Bu operada, bariton Nurullah Taşkıran, soprano Nimet Vahit ve Semiha Berksoy oynamışlardır. Daha sonra "Saygun'un Taşbebek" ve "Akses'in Bayönder" operaları sahnelenmiştir. (Koptagel, 1994)
1924 de Ankara'da kurulan Musiki Muallim Mektebinin 1936 da konservatuvara dönüştürülmesiyle, opera bölümünün başına Alman rejisör Karl Ebert getirilmiş ve yurt dışından getirilen Hans Hay, Max Klein, Friedl Böhm, Arandi Lombardi gibi şan öğretmenleri, Devlet Operasının sanatçı kadrolarını yetiştirmiştir.
Türkiye'de operanın başlangıç ve gelişim sürecinde dikkat çeken en önemli nokta, 1797de Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlayıp, beğeniyle izlenen ve oynanan opera temsillerine ilginin, Pitt'in anlattığına göre"çok fazla olması, hatta, aynı gecede üç ayrı sahnede, üç ayrı Aida izlenebilmesidir." (Koptagel, 1994) Ancak bu yoğun ilginin uzun sürmediği ve "1861 de Abdülaziz'in tahta çıkmasıyla, devlet bütçesine yük olması gerekçesiyle kısıtlandığı ve gösterilerin bir kısmının lağvedildiği görülmektedir." (Uras, 1996)
Türkiye'de operanın ve buna bağlı olarak da şan eğitiminin gelişimi, Cumhuriyetin ilanını takip eden yıllarda ivme kazanmış, Atatürk'ün her alanda yaptığı çağdaşlaşma hareketlerinin bir örneği olarak, 26 kasım 1934 de Milli Eğitim Bakanının başkanlığında oluşturulan kurul ile"tüm okullarda çok sesli müzik uygulamasına geçilmesi, halk katlarında opera, operet konser. . . aracılığıyla yeni beğeninin yaygınlaştırılması, yeni besteci ve usta çalgıcıların yetiştirilmesi ve devletçe korunması"kararı alınmıştır. (Say, 1995)
Buna bağlı olarak, Türkiye'deki çeşitli müzik okullarında okutulan ses eğitimi ve şan derslerinin, elde edilen kaynaklara göre önceleri, 1916 yılında Daarülelhan'da "ses bilgisi" 1923 yılında "musiki kıraatı" adıyla okutulduğu görülmektedir. (Ek. 1)
Daha sonra, 14 Mart 1340 '1924' tarihinde çıkarılan 439 sayılı"Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu"yla, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk resmi okulu olarak Ankara'da kurulan Musiki Muallim Mektebinde, "musiki kıraatı" ve "vokal" adlı derslerle, 1927 yılında İstanbul konservatuvarında "teganni" ve "koro"adlı dersler okutulduğu, 1931 yılında da "musiki kıraatı"adıyla okutulan ses eğitimi dersinin, 1936 yılında Ankara'da kurulan devlet konservatuvarında "anadal ses"adıyla okutulduğu görülmektedir. (Ek. 1)
1936 yılında Ankara Devlet Konservatuvarında, Hindemith'in önerisiyle hazırlanan programda"anadal ses" olarak okutulan dersin yanında, "okul korolarında söyleme"adıyla koro dersleri görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olan Gazi Eğitim Enstitüsü'nün, 1941 tarihli ders programında ise"şan", "koro ve koro idaresi"adlı dersler, ses eğitimi kapsamında haftada birer saat okutulmuş ve bu program1969 yılına kadar uygulanmıştır. (ek. 1 ve ek. 2)
1969 yılı Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü programında, "ses eğitimi (şan)" adıyla, haftada birer saat ve üç yıl verilen ses eğitimi dersinin yanında, haftada beş saat ve iki yıl okutulan "koro" dersleriyle, birinci sınıfta haftada dört saat, iki ve üçüncü sınıfta birer saat olarak programlanan, "çalgı ve şan dersi pratiği"dersleri okutulmaktaydı. Bu uygulamalar1978-1979 yılına kadar sürmüştür. (ek. 2)
Yapılan yeni düzenlemelerle, Yüksek öğretmen okuluna dönüştürülen Gazi Eğitim Enstitüsü'nde program, yeniden değiştirilmiş ve bu bağlamda, ana dal eğitimi içerisinde, dört yıl için haftada iki saat "şan", birinci ve ikinci sınıflar için haftada üçer saatlik "toplu ses eğitimi" ve ikinci ve üçüncü sınıflar için haftada üçer saatlik"seçmeli toplu müzik"dersleri okutulmuştur. Bunun yanında, "toplu konuşma ve ses eğitimi"adında yeni bir ders açılarak, ilk iki yarıyıl haftada üçer saat okutulmuştur. (ek.3)
Ankara Devlet Konservatuvarının, kuruluşunun ilk yıllarındaki opera bölümünde, şan dersinin yanında, "fonetik ve ses bilgisi", "diksiyon", "Türkçe fonetik"ve"müzikli diksiyon"dersleri verilmekteydi. (Gün, 1988) Devlet konservatuvarlarının üniversiteye bağlanmasından sonra, 1984-1985 yılında yapılan programlarda; lisans döneminde esas meslek derslerinin (şan, sahne, solfej) yanında, yardımcı meslek dersleri kapsamındaki, "fonetik ve Türkçe metinli müzik diksiyonu"dersleri okutulmuştur (ek. 4)
1985-1986 öğretim yılında, lise devresinin ilk yılında "ses eğitimi" esas meslek dersleri içinde yer alırken, "fonetik"yardımcı meslek dersi kapsamında okutulmuştur. Aynı yıl dördüncü sınıf programında ise, esas meslek derslerinde önceki sınıflarda okutulan"ses eğitimi dersi""şan"adını alarak altıncı yıl sonuna kadar okutulmuştur. Aynı zamanda, söz konusu yıl programlarında yardımcı meslek dersleri kapsamında"fonetik ve Türkçe metinli diksiyon"derslerinin okutulduğu görülmektedir. (ek. 5)
1985-1986 öğretim yılının lisans programında ise, esas meslek dersi olan "şan"ın yanında, ikinci yıldan başlamak üzere yardımcı meslek derslerinde "diksiyon" ve"Türkçe metinli müzikli diksiyon"dersinin okutulduğu belirlenmiştir. (ek 5)
Ankara Devlet Konservatuvarındaki opera anasanat dalı, 1994-1995 öğretim yılına kadar hemen hemen aynı derslerle öğretimlerine devam etmiş, esas meslek derslerinden olan "şan" ve "piyano eşlikli şan"ın yanında, yardımcı meslek derslerinden"müzikli diksiyon"ve"diksiyon fonetik"dersleri verilerek günümüze kadar gelmiştir. (ek 6, 6-1, 6-2, 6-3, 6-4, 6-5, 7)
Çağdaş anlamda, ses ve şan eğitiminin Türkiye'deki başlangıç ve gelişim sürecindeki uygulamalar, yukarıda özetlendiği gibi gerçekleşmiştir. Günümüzde ise, 1982-1983 öğretim yılında yapılan köklü değişikliklerle üniversitelere bağlanan söz konusu eğitim kurumlarında, üniversitelerin bilimsel özerkliklerine bağlı olarak her bölüm, belirlenen çerçeve program kapsamında kendi programını hazırlayıp, uygulamaktadır.

Ayşe Meral Töreyin Doktora Tezinden alınmıştır..