Etiketlenen üyelerin listesi

TÜRK TİYATROSU Türk tiyatrosu Anadolu uygarlığını oluşturan çeşitli toplumların, Anadolu'ya göç eden Türklerin atalarının ve İslâm dünyasının kültürel birikimine dayanan, hem Doğu hem de Batı kaynaklı etkileri içeren bir seyirlik geleneği üstün de gelişmiştir. BATILI ANLAMDA TÜRK TİYATROSU

Bu konu 1886 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
TÜrk Tİyatrosu 1886 Reviews

    Konuyu değerlendir: TÜrk Tİyatrosu

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1886 kez incelendi.

  1. #1
    mustafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    08-06-2006
    Yer
    Ankara
    Yaş
    34
    Mesajlar
    986
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @mustafa

    TÜRK TİYATROSU

    Türk tiyatrosu Anadolu uygarlığını oluşturan çeşitli toplumların, Anadolu'ya göç eden
    Türklerin atalarının ve İslâm dünyasının kültürel birikimine dayanan, hem Doğu hem de
    Batı kaynaklı etkileri içeren bir seyirlik geleneği üstün de gelişmiştir.



    BATILI ANLAMDA TÜRK TİYATROSU

    Türk halkı Batı modelinde tiyatroyla azınlıkların sunduğu tiyatro gösterileri yoluyla bir
    ölçüde tanışıyordu. Osmanlı sarayı ise yabancı toplulukların gösterilerine büyük önem
    vermiştir, Batı tiyatrosunu Türk halkından daha önce benimsemiştir.
    Batı tiyatrosunun Türk kültürüne tam anlamıyla aktarılması Tanzimat'ta oluşmuştur. Batı
    tiyatrosunun, 1839 Tanzimat Fermanı'nın öngördüğü ilkeler doğrultusunda Batıya
    yönelen Osmanlı toplumuna girişi, geleneksel Türk tiyatrosuna bir yandan bir çok
    olumlu katkıda bulunurken, bir yandan da onun çağdaş doğrultuda gelişmesini
    engellemiştir. Batı modeli tiyatronun benimsenmesiyle Türk tiyatrosuna yeni bir yöneliş
    içine girmiştir. Her şeyden önce tiyatro da yazılı metne geçilmiş, yabancı yazarlardan
    yapılan çeviri ve uyarlamalar yanında Türk yazarları da oyun yazmaya başlamışlar,
    böylece Batıya oranla çok geç de olsa bir dram geleneği başlamıştır. Batı modelinde
    tiyatronun Türkiye'ye gelmesi sonucunda çerçeve sahneli yeni tiyatro yapıları kurulmuş,
    topluluklar bu tiyatrolarda düzenli olarak oyun sergilemeye başlamışlardır. Böylece
    tiyatroyu kurumsallaştırma yönünde önemli bir adım atılmıştır. Batı tiyatrosu modelini
    benimseyen Türk tiyatrosunun gelişimi çok genel bir yaklaşımla iki aşamada
    incelenebilir.
    Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması arasında (1839- 1923)
    yer alan hazırlık aşaması ve Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze uzanan gelişme
    aşaması.

    1839- 1923 DÖNEMİ

    Çağdaş Türk tiyatrosuna ilk öneli adım 1860'ta yapılan Gedikpaşa Tiyatrosu'yla atılmıştır.
    1861'de bu tiyatroyu kiralayan Güllü Agop, 1868'de Osmanlı Tiyatrosu adlı bir topluluk
    kurarak Türk yazarlarına ve Türkçe oyunlara yöneldi. 1870'te Sadrazam Ali Paşa'nın
    İstanbul'un çeşitli bölgelerinde Türkçe oyunlar sergileyen tiyatrolar kurması koşuluyla
    kendisine sağladığı destekle, Türkçe oyunlar oynama imtiyazını 10 yıl elinde tutan Güllü
    Agop'un topluluğunda Ermeni oyuncular yanında Müslüman Türk oyuncularda yetişti. Bu
    oyuncular içinde en ünlüsü Ahmed Fehim'dir. Osmanlı Tiyatrosu'nda Namık Kemal,
    Ahmed Mithat Efendi, Abdülhak Hamid, Recaizade Mahmut Ekrem gibi ünlü şair ve
    yazarların yapıtları, Ahmed Vefik Paşa'nın usta işi Moliere uyarlamaları, özellikle ünlü
    Fransız melodram, güldürü ve vodvillerinin çevirileri, kantolar, müzikli oyunlar ve
    operetler sahnelendi. Güllü Agop'un Osmanlı Tiyatrosuna yön verdiği 15 yılın en önemli
    sonuçlarından biri de izleyicinin tiyatroya alışması oldu. Bu arada padişahlarda tiyatroya
    büyük ilgi gösteriyordu. Abdülmecid 1858'de Dolmabahçe sarayının yakınında bir saray
    tiyatrosu, tiyatroya baskı ve sansür koymasıyla ünlü Abdülhamid de 1889'da Yıldız
    Sarayı'nın bahçesinde yabancı tiyatro ve opera oyunlarının sahnelendiği bir tiyatro
    salonu yaptırdı.
    Türkiye'de Batılı anlamda tiyatronun kuramsallaşması ve Türkçe oyun sergilenmesi
    yolunda Ermeni sanatçıların katkısı, melodrama ağırlık veren Mardiros Mınakyan ve
    Ahmed Vefik Paşa'nın Moliere uyarlamalarına ağırlık veren Tomas Fasulyeciyan'ın
    katkılarıyla sürdü. Bu dönemde halk tiyatrosu sanatçılarının tuluat adı verilen yeni tür bir
    tiyatro geliştirdiği görüldü. Batı tiyatrosunun konukları ve tipleriyle geleneksel tiyatronun
    tiplerini ve oyunculuk biçimini birleştiren ve doğaçlamaya dayanan tuluat, bir anlamda
    ortaoyunun sahne üstüne çıkarılmış biçimiydi. Ortaoyunu ustalarından Kavuklu
    Hamdi'nin önderliğinde 1875'te ortaya çıkan bu tür, Cumhuriyet'in ilk yıllarına değin
    yaygın bir biçimde yaşadı. Ayrılmaz öğesi olan kantoyla birlikte İstanbul'un Şehzadebaşı
    semtinde ramazan ayında şenlenen Direklerarası'nın başlıca gösterilerinden biri olmayı
    sürdürdü. Türk oyuncuların eğitimi için bir konservatuvar ve yerel yönetimce parasal
    açıdan desteklenen bir uygulama sahnesi oluşturulması yolunda ilk adım ise 1914'te
    Darülbedayi'nin kurulmasıyla atıldı; ilk Türk-Müslüman kadın sanatçı olan Afife Jale'de
    sahneye ilk kez 1920'de Darülbedayi'de çıktı. Tiyatroda Batı modelinin benimsendiği
    hazırlık aşaması döneminde oyun yazarlığında patlak bir atılım görülmedi. Yazarlar,
    daha önce hiç denemedikleri bir türde kalem oynatırken ister istemez Batılı ustalara
    öykündüler. Türk yazarları en çok etkileyen yabancı kaynaklar Victor Hugo'nun
    ,Shakespeare'nin, Moliere'nin oyunlarıyla yabancı melodramlar oldu. Bu bakımdan Türk
    dram sanatının İbrahim Şinasi'nin yazdığı ve ilk özgün Türk oyunu olan Şair
    Evlenmesi'yle (1860) başladığı kabul edilir. Bu oyunu, özellikle romantik yurtsever
    duygularıyla yüklü oyunlar izledi. Bu yapıtlar içinde en ünlüsü Namık Kemal'in Vatan
    Yahut Silistresi'ydi (1873). Meşrutiyet'ten sonra da özgürlük konusunu işleyen romantik
    tarihsel oyunlar ağırlık kazandı. 1839- 1923 dönemi içinde yazılan oyunlar genel olarak
    komediler, tarihsel dramlar, romantik dramlar, orta sınıf trajedileri ve melodramlardı.
    Bu dönemde yazılmış yüzlerce oyundan günümüzde de oynanabilir olanların sayısı çok
    azdır. Bu tür oyunların başında Ahmed Vefik Paşa'nın Moliere'den yaptığı uyarlamalarla
    oyun yazarlığını Cumhuriyet döneminde de sürdüren Musaphizade Celal'in Batı'nın töre
    komedisi geleniği içinde Osmanlı toplumunu eleştirdiği oyunlar gelir.



    1923'TEN GÜNÜMÜZE

    Cumhuriyet döneminde tiyatroda Batı modelini benimseyen Türkiye, gerek tiyatronun
    kurumsallaşması, gerekse oyun yazarlığının gelişmesi bakımından önemli atılımlara
    sahne oldu.

    Tiyatroyu Türkiye'de çağdaş bir sanat alanına dönüştürme yolunda ilk büyük katkı ünlü
    tiyatro ve sinema adamı Muhsin Ertuğrul'dan geldi. 1927'de, Darülbedayi'nin başına
    geçen Ertuğrul, yerli yazarları yüreklendirmesiyle, izleyiciye sunduğu çağdaş çeviri
    oyunlarla, sahneleme, oyunculuk ve dekor kullanımında güncel anlayışı yerleştirmesiyle,
    yetişmelerine katkıda bulunduğu kadın ve erkek oyuncularla bugünkü Türk tiyatrosunun
    temellerini attı.
    Eğitim görmüş tiyatrocuların yetişmesinde büyük hizmet vermiş olan Ankara Devlet
    Konservatuvarı ise, Musiki ve Temsil Akademisi'nin bir bölümü olarak açıldı. Burada, ilk
    mezunların çıktığı 1941'de Tatbikat sahnesi oluşturuldu. Bu hazırlık aşamalarından
    sonra da 1949'da Devlet Tiyatroları resmen kuruldu.

    1950'den sonra tiyatro kuramlarının gelişmesi bakımından önemli atılımlar
    gerçekleştirilmeye başlandı. Tiyatronun yaygınlaştırılması yolunda devlet eliyle
    sürdürülen çabalar sonucunda Devlet Tiyatroları, Ankara,İstanbul, İzmir, Bursa, Adana,
    Trabzon ve Diyarbakır gibi kentlerde perdelerini açarak ve turneler düzenleyerek
    Türkiye'nin her yanında izleyiciye ulaşır hale geldi. Yetmiş yılı aşan tarihi boyunca çeşitli
    iniş çıkışlar yapan İstanbul Şehir Tiyatroları da çeşitli semtlerde beş sahneye sahip
    oldu. Türk tiyatrosunun gelişmesinde her zaman önemli rol oynamış olan özel
    tiyatroların sayısında 1960'larda büyük bir artış görüldü. Etkinliklerini 1960'lardan bu
    yana sürdüren özel topluluklar arasında Kent Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu,
    Dormen Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu sayılabilir. Oyunculuk ve sahneleme açısından
    Batı modelini izleyen ödenekli ve özel tiyatrolar yanında, ortaoyunu ve tuluat
    tiyatrosunun oyunculuk tarzını sürdüren özel topluluklar da oldu. 1970'lerin ortalarında
    pek çok özel tiyatro kapandı, yeni açılanların bir bölümü de başarılı olamadı. 1980'lerin
    ortalarından bu yana İstanbul'daki özel tiyatrolar yeniden bir canlanma dönemine
    girdiler.
    Türk oyun yazarlığı, Cumhuriyet döneminde Batı modelini uygulayan tiyatronun
    kurumsallaşması yolunda yapılan atılıma koşut olarak gelişme gösterdi. Gerçekçi
    Avrupa tiyatrosundan büyük ölçüde etkilenen Türk yazarları, gerçekçi doğrultuda
    yazdıkları oyunlarda öncelikle, Osmanlı toplumundan modern Türk toplumuna geçilirken
    yaşanan sancıları dile getirdiler. Bu geçiş dönemini yansıtmakta en başarılı olmuş
    yapıtlar Reşat Nuri Güntekin'in Yaprak Dökümü (1930) ve Ahmet Kutsi Tecer'in
    Köşebaşı'sı (1984) idi. Çok üretken bir yazar olan Cevat Fehmi Başkut ise toplumsal
    eleştirel yaklaşımını çoğunlukla güldürü çerçevesi içine yerleştirdi.
    Türk oyun yazarlığında Cumhuriyetin ilk 30 yılında ağırlık kazanan eleştirel gerçekçi
    yaklaşım etkisini günümüze değin sürdürdü. 1950'lerden çok partili döneme
    geçildiğinde devlet yönetimine ilişkin siyasal sorunlarda tiyatro sahnesinde gündeme
    getirildi. Aynı zamanda, toplumsal sorunları yansıtma aşamasından, bu sorunların
    kaynak ve nedenlerini irdeleme aşamasına geçildi. Bu dönemde Türk tiyatrosu yeni
    yazarlar kazandı. Aziz Nesin ve Haldun Taner bildik gerçekçi dram kalıplarını zorlayarak
    yeni biçim denemelerine giriştiler.
    1960'lar Türk tiyatro edebiyatı içinde parlak bir dönem oldu. Siyasal, ekonomik, kültürel
    açılardan önemli bir bilinçlenme aşamasının yaşandığı bu dönemde tiyatro, işçi ve köylü
    kesiminin sorunlarına eğildi. Bir yandan, orta sınıftan ailelerin yaşadığı toplumsal ve
    ekonomik sorunları irdeleyen gerçekçi oyunlar yazılırken, köy ve gecekondu ortamı da
    yaşama ve giyinme biçimi ve dil özellikleriyle sahneye getirildi.
    Bu dönemin en yaygın türlerinden biri de konularını Osmanlı tarihinden, halk
    kahramanlarının yaşamlarından ve mitolojiden alan, şiir diliyle yazılmış oyunlardır.
    Güngör Dilmen, Orhan Asena, Turan Oflazoğlu, Necati Cumalı bu doğrultuda yapıtlar
    verdiler. 1960'ların sonlarına doğru siyasal içerikli belgesel oyunlarda yazılmaya
    başlandı. Sermet Çağan'ın, Brecht'in epik tiyatro yöntemini doğrudan uyguladığı Ayak
    Bacak Fabrikası (1964), bu dönemde toplumcu gerçekçi yaklaşımın bir örneği oldu.
    Türk oyun yazarlığına öz ve biçim açısından kişiliğini kazandırma yolunda önemli bir
    katkı 1960'larda Haldun Taner'den geldi. Ahmet Kutsi Tecer'in 1940'larda geleneksel
    Türk tiyatrosunun gevşek dokulu oyun yapısını ve göstermeci anlatımını kullanarak
    yazdığı Köşebaşı oyununun ardından, 1950'lerde ve 1960'ların başlarında göstermeci
    anlatımı kullanma ve tiyatroda açık biçim anlayışını benimseme yolunda oyun
    denemeleri yazmış olan Taner, 1964'te Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından
    sahnelenen Keşanlı Ali Destanı'yla geleneksel Türk tiyatrosunun belirleyici özelliklerini
    çağdaş anlamda toplumsal siyasal bir içerikle birleştiren yeni bir yerli türün, yerli epik
    müzikalin yaratıcısı oldu.
    1970'lerde pek çok topluluk ağırlıkla politik tiyatro üstünde durdu. Bu dönemde sık sık
    yerli ve yabancı siyasal-belgesel oyunlar sahnelendi; bir yandan da gerçekçi köy
    oyunları, tarihsel oyunlar, geleneksel Türk tiyatrosunun özelliklerine dayalı müzikli
    oyunlar, kabare oyunları, epik oyunlar yazıldı. Ülkede yaşanan toplumsal siyasal
    çalkantılardan tiyatronun da olumsuz bir pay aldığı bu dönemin en başarılı oyunlar,
    geleneksel Türk tiyatrosunun anlatım biçimlerini kullanmayı sürdüren Turgut
    Özakman'ın aynı biçemi benimseyen Oktay Arayıcı'nın ve Asiye Nasıl Kurtulur? Oyunuyla
    üne, gene epik türde yazdığı toplumcu gerçekçi oyunlarla pekiştiren Vasıf Öngören'in
    ürünleridir.
    1980'lerde ise oyun yazarlığı nicelik ve nitelik açısından bir durgunluk yaşadı. Bu
    dönemde Refik Erduran, Orhan Asena, Turan Oflazoğlu, Necati Cumalı, Melih Cevdet
    Anday, Turgut Özakman, Sabahattin Kudret Aksal, Recep Bilginer, Güngör Dilmen,
    Başar Sabuncu, Dinçer Sümer gibi 1950'lerden yada 1960'lardan bu yana oyun yazmayı
    sürdüren yazarlar dışında, 1970'lerde yazmaya başlayan Bilgesu Erenus ve Tuncer
    Cücenoğlu'nun, yapıtlarıyla 1980'lerde gündeme gelen Murathan Mungan, Ülkü Ayvaz,
    Ferhan Şensoy ve Mehmet Baydur gibi yeni yazarların oyunları sergilendi.


    GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU

    Geleneksel Türk tiyatrosu seyirlik, köy oyunları ve halk tiyatrosu geleneğini içerecek bir
    biçimde, hem sözsüz, hem de söze dayanan dramatik nitelikli oyunlar için
    kullanılmaktadır. Seyirlik köy oyunları eski Ön Asya uygarlıklarının bolluk törenleri ile
    Anadolu'ya göç etmiş Türklerin atalarının kültüründe yer alan şaman törenlerinin
    birleşiminden oluşmuştur. Seyirlik köy oyunlarının yanında, gene şaman kültüründen
    izler taşıyan köy kuklası'da bugün varlığını sürdürmektedir. Şii kültürünün ürünü olan
    taziye geleneğinin izleri de kırsal kesimde muharrem törenlerinde anlatı düzeyinde
    görülür.
    Daha çok kentsel kesimde gelişmiş olan halk tiyatrosu geleneği içinde söze dayalı
    türlerin başında meddah, kukla, Karagöz ve Ortaoyunu yer almaktadır. Doğu kökenli çok
    eski tür olan Türk kuklası Avrupa kukla sanatının etkisi altında da kalarak gelişimini 19.
    yüzyılın sonuna değin sürdürmüştür.
    Geleneksel Türk tiyatrosunun gerek kırsal, gerekse kentsel kesimde görülen türlerinin
    ortak özelliklerinin başında, yazılı bir metne değil doğaçlamaya dayanması
    ve belirli bir tiyatro yapısı ya da sahne gerektirmesi gelir. Şarkı, dans, söz
    oyunları ve taklit

    geleneksel Türk tiyatrosunun vazgeçilmez öğeleridir. Geleneksel Türk tiyatrosu, 19.
    yüzyılın gerçekçi benzetmeci Avrupa tiyatrosunda yansıyan "kapalı biçim" anlayışının
    tam tersine, "açık biçim" özellikleri gösterir. Geleneksel Türk tiyatrosunun temel öğesi
    güldürüdür. Geleneksel Türk tiyatrosunda oyun kişilikleri tip düzeyindedir, karakter
    boyutuna ulaşmaz. Bu tiyatronun bir başka özelliği de sürekli bir sergileme düzenine
    bağlı olmayıp bayram, düğün, sünnet vb. çeşitli toplumsal olaylar içinde yer almasıdır.
    Meddahlık Türklerde Orta Asya'dan bu yana var olan hikaye anlatma geleneğinin İslam
    kültüründeki benzer gelenekle birleşmesiyle gelişmiş, son biçimini 16. yüzyılda
    kahvehanelerin açılmasıyla almıştır. Türk halk tiyatrosu geleneğinin en önemli ürünleri
    olan Karagöz ve ortaoyunu ise özellikle büyük kentlerde yaygınlaşmıştır. Karagöz
    yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti'nin egemenliği altında kalan Avrupa topraklarında da
    etkili bir tür olarak var olmuştur. Bugün kullanılan adıyla kayıtlara ilk kez 1834'te geçmiş
    olan Ortaoyunu, halk tiyatrosunun en gelişmiş türüdür. Karagöz, kukla, meddah
    oyunlarıyla başka yerli seyirlik öğelerin bir bileşimi sayılabilecek ortaoyununun daha
    önceki yüzyıllarda da kol oyunu, meydan oyunu, taklit oyunu, yeni dünya oyunu gibi
    adlar altında var olduğu bilinir. Ortaoyunu ile Rönesans dönemi İtalyan halk tiyatrosu
    commedia del'arte arasındaki hem adlarına, hem de yapılarına ilişkin benzerlik ise
    bütün araştırmacılarca kabul edilmektedir. 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında
    altın çağını yaşayan ortaoyunu, Tanzimat'ta benimsenmeye başlayan Batı modelindeki
    tiyatro ile uzun süre yarışmış, Cumhuriyet'ten sonraysa öbür geleneksel türlerle birlikte
    silinmeye yüz tutmuştur.

  2. #2

    Ordinaryus
    Üyelik tarihi
    09-06-2006
    Mesajlar
    1.210
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdımcA
    yazıyı baştan aşağı okudum.
    tiyatroyla ilgili güzel bir çalışma.
    yazıda belirtildiği gibi, geleneksel Türk tiyatrosu içerisinde olan karagöz, meddah, ortaoyunu gibi türler neredeyse silinmeye yüz tutmuştur.
    bu oyunları, artık Ramazan ayında, sahur programlarında seyretme fırsatı bulabiliyoruz.
    çocukluğumda Ramazan ayında sahur programları vardı ki bunlar; Karagöz oyunu, meddah (Ulvi Alacakaptan) o aya ayrı bir tat katarlardı.
    neydi o günler ... ;)

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Türk düşmanlığı, Türk karşıtlığı ya da Türk fobisi
    By Aşk Şairi in forum Osmanlı Tarihi
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 20-09-2017, 14:56
  2. "Türk'ün Türk'e hiddetle baktığı nadir görülür
    By turangida in forum SERBEST KÜRSÜ
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09-12-2013, 12:30
  3. MÜSLÜMAN TÜRK BİRLİĞİ Türk devletleri
    By agbi in forum SERBEST KÜRSÜ
    Cevaplar: 53
    Son Mesaj: 19-08-2012, 19:51
  4. Ahmet Türk'e saldıran genç Türk Halkından Özür Diledi
    By Serdar55 in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 50
    Son Mesaj: 23-04-2010, 18:35
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25-01-2008, 03:52

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş