Etiketlenen üyelerin listesi

MEVLNA HALİD BAĞDADİ HAZRETLERİNİN VASİYYETİ "Sana Allah'dan korkmayı, O'na itaat etmeyi, insanlara eza vermemeyi tavsiye ederim. Buna özellikle Haremeyn-i şerifeynde dikkat edesin. Herkes seni gıybet etse bile sen kimseyi gıybet etme. Nefsin için kimseden dünya malı alma. Ancak şerefinin müsaade ettiğini al. Onu da hayır yolunda sarfet. Mü'min kardeşlerin aç iken, yoksul iken onu nefsinin arzuları için harcama. Kimseyi hor görme. Kendini kimseden üstün görme. Kalbî ve bedenî

Bu konu 10724 kez görüntülendi 39 yorum aldı ...
Mevlana Halid Bağdadi Hz. 10724 Reviews

    Konuyu değerlendir: Mevlana Halid Bağdadi Hz.

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 10724 kez incelendi.

Sayfa 1/3 123 Son
  1. #1
    Bedrin_Aslanı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    21-06-2006
    Mesajlar
    896
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Bedrin_Aslanı

    MEVLNA HALİD BAĞDADİ HAZRETLERİNİN VASİYYETİ


    "Sana Allah'dan korkmayı, O'na itaat etmeyi, insanlara eza vermemeyi tavsiye ederim. Buna özellikle Haremeyn-i şerifeynde dikkat edesin. Herkes seni gıybet etse bile sen kimseyi gıybet etme. Nefsin için kimseden dünya malı alma. Ancak şerefinin müsaade ettiğini al. Onu da hayır yolunda sarfet.

    Mü'min kardeşlerin aç iken, yoksul iken onu nefsinin arzuları için harcama. Kimseyi hor görme. Kendini kimseden üstün görme. Kalbî ve bedenî ibadetlere yönel. Ömrünü bu şekilde geçir.

    Niyet, ibadetlerin ruhu olması sebebiyle bu hususta çok kusur ettiğin için şimdiye kadar hiçbir hayırlı iş yapmadım diye kabul et. Çünkü ihlâs olmadan niyet sahih olmaz. Senin büyüğünde ihlâs olmazsa sende de olmayacağı aşikardır. Vallahi ben dünyaya ayak bastığım günden beri hayırlı bir amel işlemedim. Sen beni kendinden hayırlı zannediyorsun. Her hayırda kendini iflas etmiş saymamak cehaletin son haddidir.

    Kendini iflas etmiş kabul ettiğin vakit artık ümid kesme. Çünkü Allah Teâlâ'nın fazi u ihsanı bir kulun ins ü cinnin ibâdetini yapmasından hayırlıdır. Âyet-i kerimede: "Ancak Allah'ın fazlı ve rahmetiyle, işte bununla sevinsinler. Bu, onların topladıkları şeylerden hayırlıdır" buyurulmuştur.


    İbn-i Abbas radıyallahu anhüma "topladıkları" mânâsına gelen kelimeyi "kazandıkları" şeklinde tefsir etti.


    Akılları şeytanın elinde oyuncak olan kimseler gibi, Allah'ın rahmeti, sizleri ibadeti terketmeye sevketmesin.


    Kalb zikrine devam et. Yolda giderken de olsa onu bırakma. Her işinde Allah'ın kuvvet ve kudretine sığın. Sâdât-ı kiram hazarâtının rûhâniyetlerin -den istimdad et. Âlimlere ve Kur'ân hafızlarına hürmet et. Gücün yettiği kadar Kur'an okumakla meşgul ol. En fazla fıkıh ilmiyle meşgul ol. Kalb huzurun bu işle kesilmesin. Eğer birini diğerine perde yaparsan meşreb darlığı içindesin demektir.


    Hükümet adamlarının işlerine karışma. Senden kendileri için istemişler bile olsa yine ihtiyatlı ol. Müslümanların başındaki adamlar ve yardımcıları için iyilklerine ve ıslah olmalarına dua et. Allah'a, müslümanların kâfirlere ve bid'atçılara galib gelmesi için dua et. Kendini terket. Hayra bütün gücünü sarfet.

    Mevcudlarla kanaat et. Makam-ı Mahmud sahibinin sünnetine sımsıkı sarıl. Allah'ın ebedler boyu salat ü selamı O'ha, âl ü ashabına olsun. Hamd, âlemlerin rabbı Allah'a mahsusdur.


    Nafile namazlardan teheccüd, işrak, kuşluk ve evvabin namazlarına devam et. Daima abdestli gez.


    DUA

    Ey rabbım! Ey daima diri olan ve kâinatı ayakta tutan! Ey semâları ve arzı bütün güzellikleriyle yaratan! Ey celâl ve ikram sahibi Allah! Bizi, sana lâyık bir ibadete muvaffak eyle! Bizi istikametten ayırma! Sâdât-ı kiram hazarâtının zahirî ve bâtınî amelleriyle bizi faydalandır. Dünya ve ahirette onların şefaatlerinden bizi mahrum eyleme. Bizi onlarla ve sâdık ihvanımızla haşreyle. Onların tarikat ve muhabbetinde bizi sabit kıl. Onların siretlerinden bizi ayırma.


    Allah'ım, senden, kalbimi daima hidayette kılacak, perişanlığımı toplayacak, dînî hayatımı ıslah edecek, kaybettiğimi tekrar kazandıracak, şu anımı değerlendirecek, amelimi tertemiz kılacak, yüzümü ağartacak, beni rüşde erdirecek, her türlü kötülükten kurtaracak rahmetini istiyorum.


    Allah'ım, bana sâdık îman nasib et. Beni bir yakîne erdir ki küfürden korunmuş kıl. Bir rahmet verip dünya ve ahirette aziz et.


    Allah'ım, kaza anında kurtuluş ver. Şehidler menziline erdir. Saidlerin hayatını bildir. Düşmanlarımıza karşı bize yardım et. Peygamberlerini imdada gönder.


    Allah'ım, hacetimi sana söylerim. Görüşüm ne kadar kusurludur. Rahmetine olan ihtiyacım sonsuzdur. Ey bütün işleri çekip çeviren! Ey sâdıklara şifa veren! Ey azgın denizlerin dalgalarında boğulmak üzere olan zayıf kullarını selamete çıkaran rabbım! Beni cehennem azabından koru. Kıyamette ah u efgan ettirme! Kabir azabından muhafaza eyle.


    Allah'ım, hatalarımı görüşlerimin kusuruna, takatimin azlığına, niyetimin çürüklüğüne, kuruntumun bana ağır basmasına bağışla. Aczimi itiraf ederek senin rahmetine sığınıyorum.


    Allah'ım, bizi hidayete erdir. İnsanların hidayete ermesine bizi vesile kıl. Bizi saptırma. İnsanların sapmalarına bizi vesile kılma. Düşmanlarına karşı harbederken bizi muzaffer eyle. Dostlarınla dost eyle. Sevdiklerini sevdir, düşmanlarına düşmanlık ettir. Sana karşı gelenle cihad edelim.


    Allah'ım, kusurlarımızla beraber bu kadar dua edebildik. Sen kabul eyle. Kuvvet ve kudretimiz ancak seninledir. Kopmayan ipin sahibi sensin. Ceza gününün dehşetinden sana sığmıyorum. Senin cennetini ümid ediyorum. Sözlerine sâdık olan mukarrebunla bana rahmet etmeni diliyorum. Kullarına merhamet eden, onları seven ancak sensin. Sen dilediğini yaparsın.


    Allah'ım, kalbimi nurlandır. Kulağımı nurlandır. Gözümü nurlandır. Saçımı nurlandır. Yüzümü nurlandır. Etimi, kanımı, kemiklerimi, önümü, arkamı, sağımı, solumu, altımı, üstümü nurlandır. Nurumu artır. Beni nur eyle.


    Allah'ım, müslümanlara yardım et. Hak sözün söylenip dinin kuvvetlenmesi için bize kuvvet ver. Senin huzurunda başını secdeye koyan mü'min kullarına devlet ihsan edip askerlerini muzaffer et. İki cihanda aziz et! Amin.

  2. #2
    Sidar
    Allah (cc) bu Zat'ların yüzü suyu hürmetine bizLeri affeder inşaAllah ...

  3. #3
    ozti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    19-08-2006
    Yaş
    33
    Mesajlar
    234
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ozti
    Alıntı Sidar Nickli Üyeden Alıntı
    Allah (cc) bu Zat'ların yüzü suyu hürmetine bizLeri affeder inşaAllah ...
    amin..

    Allah razı olsun bir ara hayatını okuduğum büyük bir islam alimi paylaşım için teşekkürler

  4. #4
    islamveinsan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Doçent
    Üyelik tarihi
    28-09-2006
    Yer
    Suvas
    Mesajlar
    680
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @islamveinsan
    s.a

    Kardeşlerim Dua: Ancak Allah cc sıfatları araya konarak yapılabilir...
    Bu zatın şu şeyh in bu adam ın yüzü suyu hörmetine gibi dua edilmez...

    Dua araya birilerini koyarak ta yapılmaz...Araya ancak Allah cc nün sıfatları konabilir... Yada Salih bir amel konur araya.... Üstad a Alim e Allah dostuna dua edilir ama ondan bişey istenemez ve o araya vesile konamaz, Allah size bu kadar uzak değil ...

    selametle

  5. #5

    Üye
    Üyelik tarihi
    21-06-2006
    Mesajlar
    35
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @berdan66
    Amin. Yarabbi sen bu dostların, velilerin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı affet ve bizleride onların şefaatinden mahrum etme. Amin.

  6. #6
    Bedrin_Aslanı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    21-06-2006
    Mesajlar
    896
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Bedrin_Aslanı
    Allah'ım Silsilemizin yüzü suyu hürmetine Efendi Hz.lerinin yüzü suyu hürmetine senin rızanı kazanacak işleri yapmayı, senin rızanı bizlere nasip et Ya Rabbim. İlahi Ente Maksudi ve Rıdaike Matlubi...

  7. #7
    gumus_Tesbih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    08-10-2006
    Yer
    van
    Yaş
    39
    Mesajlar
    191
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @gumus_Tesbih
    13. Asrın sahibi, Mevlana Halid-i Bağdadi
    Nurani silsilenin 13. asırdaki halkası ve asrının müceddidi, "... onlardan ilimde derinlik ve istikamet sahibi olanlar..."(Nisa;162), "Allah’ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz."(Tevbe:32) ayetlerinin remzen parmak bastığı(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78, 94.) mürşid. Nakşibendi ve Kadiri tarikatları için irşad etmeye yetkili olduğundan zülcenaheyn olarak ün yapmıştır. Nakşibendiler arasında, büyük alim ve şeyhler için kullanılıp efendimiz anlamına gelen "Mevlana" lakabıyla tanınır. Asıl ismi, Ebü’l-Beha Ziyaüddin Halid b. Ahmed b. Hüseyn eş-Şehrezuri el-Kürdi’dir. Sonraları kendisinin yolundan gidenler Nakşibendi tarikatının Halidiye kolu olarak isimlendirilmişlerdir.

    Sülalesi baba tarafından Hz. Osman’a dayanan Halid-i Bağdadi, 1193’te (M. 1779) Irak’ta, Süleymaniye’ye bağlı Karadağ kasabasında dünyaya geldi. Bölgenin ünlü alimlerinden ders aldı. Özellikle Kadiri Şeyhleri Abdürrahim ve Abdülkerim Berzenci kardeşlerden ders okudu. Mantık ve Kelam ilmi üzerinde mesaisini yoğunlaştırdı. Şeyhi Abdülkerim Berzenci’nin vefatı (1213.-M.1798-99) üzerine, çok genç olmasına rağmen Süleymaniye’deki medresenin sorumluluğunu üstlenerek bir çok talebe yetiştirdi. Burada yedi yıl hizmet verdi. Sünnet-i seniyyeye bağlılığı, derin ilmi ve siyasi otoriteden uzak tavırlarıyla dikkati çekti.

    Mevlana Halid’in beş ay süren Hindistan’daki tahsili, irşad ve tecdid hizmetinde büyük hizmete haizdir. İran ve Afganistan üzerinden yol boyunca karşılaştığı alimlerle ve özellikle İranlı Şeyh İsmail-i Kaşi ile girdiği ilmi münazaralardan dolayı Hindistan’a ancak altı ay sonra ulaşabilmiştir. Delhi’de Nakşibendi şeyhi Abdullah Dihlevi’den aldığı ilimle o zaman Hindistan’dan İran’a kadar yayılmış olan Kur’an-ı Kerim’in yanlış yorumlarını etkisiz hale getirip şüpheleri dağıtarak, elli milyondan fazla(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78) insanın irşadlarına ve imanlarının kurtulmasına vesile oldu.

    Özellikle Hindistan dönüşünde etrafındaki halkanın hızla genişlemesi devlet ricalinin dikkatini çekmiş ve bölge valisinden tahkikat istenmiştir. Bundan rahatsız olan Halid-i Zülcenaheyn Şam’a geçerek Ümeyye (Emevi) Camii civarına yerleşmiş(1823) ve vefatına kadar burada kalmıştır. O sırada yönetimde olan Osmanlı Sultanı II. Mahmud’un isteği üzerine kendisi hakkında tahkikat yapan Bağdat Valisi Davut Paşa, İstanbul’a gönderdiği raporunda; Mevlana Hazretlerinin gayesinin ’sünnet-i seniyyeyi ihya ve müridlerini irşad etmek’ olduğunu, ’dünyevi makamlara kesinlikle temayülü olmadığını, siyasetten son derece uzak durduğunu ve hiçbir zaman devlet işlerine karışmayacağını taahhüt ettiğini’ bildirmiştir. Bunun da ötesinde Mevlana Halid Hazretleri Osmanlı aleyhtarlığına fırsat vermemiştir. Dağıstan’dan Sumatra’ya kadar yayılan tarikatının mensupları, Osmanlı lehindeki faaliyetleriyle öne çıkmışlardır.

    Mevlana Hazretleri 1827’de vefat etmiştir. Başta akaid, fıkıh ve kelam olmak üzere birçok eser yazmış ve bunların önemli bir kısmı Türkçe’ye çevrilmiştir.

    Eserleri:

    1-Divan: Ağırlıklı olarak Farsça, ayrıca Arapça ve Kürtçe şiirlerden oluşur.

    2-Rabıta Risalesi:Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

    3-Mektubat: Talebelerine yazdığı Farsca, Arapça mektuplardan oluşmaktadır.

    4-Adab Risalesi

    5-Zikir Adabı Risalesi

    6-Tarîk Risalesi

    7-Cila’ü’l-ekdar; Bedir gazilerinin isimlerini ihtiva eder.

    8-Fera’idü’l-Fevâid

    9-Mevlana Halid’in Vasiyeti

    10-Risaletü’ül-ikdi’l-cevheri:Eşarilerle Maturidilerin kesb ve irade-i cüziyye konusundaki görüşlerini inceler.(TDV. İslam A. 15.C. s.285).

    11-Zübdetü’r-Resail Umdetü’l- Vesail: Mektubat ve diğer risalelerinden iktibaslar.



    Mevlana Halid-i Zülcenaheyn ve Bediüzzaman Said Nursi

    Bu iki zat arasındaki tevafuklar dikkat çekicidir. Her ikisi de hayatlarını sünnet-i seniyyenin ihyasına, İslam’a ve Kur’an’a yönelen hücumları bertaraf etmeye, Kur’an-ı Azimüşşanı asrın idrakine sunmaya ve iman hizmetine, özellikle dünyevi mevki ve makamlardan uzak kalarak vakfetmişlerdir.

    Gerek Bediüzzaman, gerekse Mevlana Halid Hazretlerinin hayatını konu alan eserler incelendiğinde, karşımıza dikkat çekici benzerlikler çıkmaktadır.

    Mevlana Halid 1193’te (M.1779), Bediüzzaman tam yüzyıl sonra 1293’te (M. 1878) dünyaya gelmiştir. Mevlana Hazretleri idarecilerin tahkikatı üzerine 1238’de (1823) Bağdat’tan ayrılıp Şam’a yerleşmiş, Bediüzzaman ise yine yüzyıl sonra 1338’de (1923) Ankara’dan ayrılıp Van’da inzivaya çekilmiştir. Mevlana Halid’in 1224’te (1809) Hindistan’a gidişi ile Bediüzzaman’ın 1324’te (1907) İstanbul’a gidişinde tarihi tevafuk vardır. Diğer yandan Mevlana Hazretlerine Bağdat Valisi İbrahim Paşa tarafından müderrislik, Bediüzzaman’a da Mustafa Kemal tarafından milletvekilliği, Şark Umumi Vaizliği teklif edilmiş ancak her ikisi de bu resmi görev tekliflerini kabul etmemişlerdir.



    Mevlana Halid’den Bediüzzaman’a İcazet Nişanı

    O yıllarda medrese eğitimini tamamlayan talebelere hocaları tarafından sarık sardırılarak cübbe giydirilir ve böylece mezuniyet merasimi gerçekleştirilirdi. Kader-i ilahinin bir cilvesi olarak medrese tahsilini tamamlamasına rağmen Bediüzzaman’a cübbe giymek merasimi nasip olmamıştır. Bediüzzaman; bu sırada icazet merasimini ifa edebilecek dört veya beş büyük velinin vefat ettiğini, bazı alimlerin kendisini rakip gördükleri veya teslim oldukları için üstadlık pozisyonuna girmediklerinden dolayı kendisine cübbe giydirecek birinin bulunamadığını, bir üstadın elini öpüp cübbe giymenin elli altı sene geçmesine rağmen kendisine nasip olmadığını beyan ediyor. Bunlara ilave olarak Bediüzzaman medrese tahsilini tamamladığında henüz onüç yaşında olduğunu, büyük hocalara mahsus kisvenin yaşının küçüklüğüne yakışmadığını, merasimin manileri arasında zikrediyor. Böyle çeşitli nedenlerle icazet merasimi yapılamayan Bediüzzaman Hazretlerine, asırlar ötesinden gönderilen Mevlana Halid Hazretlerinin cübbesi nasip olmuş ve kendisine giydirilmiştir.

    Bu cübbe, bir sarıkla birlikte, Mevlana Hazretlerinin meşhur halifelerinden "Küçük Aşık" namıyla tanınan, Mehmet Efendi’nin torunu Asiye Mülazimoğlu eliyle Bediüzzaman Hazretlerine ulaşmıştır. Asiye Hanımın kocasının Kastamonu Hapishanesi müdürlüğüne atanması üzerine buraya gelip yerleşmeleriyle emanetin sahibine teslim imkanı doğmuştur. Hediye kabul etmeyen Bediüzzaman’a cübbeyi teslim etmek isteyen Asiye Hanım, Üstadın talebesi Mehmet Feyzi’yi arayıp bulmuş, geri çevrilmesin diye de "sizde emanet olarak kalsın" demiştir. Üstad cübbeyi kabul etmiş ve şükrederek giymiştir.

    Her hal ve hareketiyle dikkatleri Risale-i Nur ve şahs-ı maneviye yönelten Bediüzzaman, cübbeyi, sadece kendisi giymeyip, bazı has talebelerine de teberrüken giydirmiştir. Mevlana Halid’den sonraki ve son müceddid olan Bediüzzaman, bu hareketiyle bir kez daha şahs-ı maneviyi ön plana çıkarmıştır.

  8. #8
    Murat Sâki
    12. asrın sahibidir diye biliyorum bu zat-ı mübarek-i,bir eserinde sanırım kendinde belirtiyor bunu benden sonra gelecek olan 13. asrın sahibidir diye.Daha detaylı bir şekilde izah edebilirim ilerde.

  9. #9

    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    12-12-2006
    Yaş
    44
    Mesajlar
    163
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @buharaA
    allah razi olsun super cidden allah razi olsun ama son muceddid dir demek daha erken cunku son muceddid hz mehdi as dir allahin izniyle en dogrusunu allah bilir..

  10. #10
    cüneytkaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2007
    Mesajlar
    1.681
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @cüneytkaya
    Irak ve Şam'da yetişmiş büyük velîlerden. İnsanlara hak yolu göstererek hakîki saâdete, kurtuluşa kavuşturan ve Silsile-i aliyye adı verilen âlimler ve velîler zincirinin yirmi dokuzuncusudur. Asrının müceddidi idi. Babasının ismi Ahmed'dir. İsmi Hâlid, lakabı Ziyâüddîn'dir. Bağdâdî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Babası hazret-i Osman'ın, annesi ise hazret-i Ali'nin soyundandır. Bu sebeple Osmânî diye de anılmaktadır. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî diye meşhûr olmuştur. 1778 (H.1192) senesinde Bağdât'ın kuzeyindeki Şehrezûr kasabasında doğdu. 1826 (H.1242) senesinde Şam'da vefât etti. Kabri Şam'ın kuzeyinde, Kâsiyûn Dağı eteğindeki kabristanda bulunan türbesindedir. Sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.

  11. #11
    aleppo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Üyelik tarihi
    27-09-2007
    Mesajlar
    1
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @aleppo
    [IMG]file:///C:/Documents%20and%20Settings/user/Belgelerim/SURİYE%20GEZİSİ/ABD%DCSSAMED/100_0593.JPG[/IMG]

  12. #12

    Üye
    Üyelik tarihi
    28-07-2007
    Yaş
    32
    Mesajlar
    7
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ferdikucuk
    Emegine SAglik ARkadasim ;)

  13. #13
    cüneytkaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2007
    Mesajlar
    1.681
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @cüneytkaya
    Talebelerinden İbni Âbidin hazretleri; "Dün gece rüyamda Hz.Osman'ın vefat etmiş olduğunu gördüm. Çok büyük bir kalabalık oldu. Cenaze namazını ben kıldırdım" diyerek rüyasını anlatınca, Mevlana Hâlid hazretleri; "Yakında vefat ederim. Sen de kalabalık bir cemaat ile cenaze namazımı kıldırırsın, çünkü ben, Hz.Osman'ın soyundanım" buyurdu. İbni Âbidin bunu duyunca çok üzüldü. Çok geçmedi vefat etti. Cenaze namazını, Hanefi mezhebinde büyük fıkıh âlimi Seyyid İbni Âbidin hazretleri kıldırdı.

    Talebelerinden ve halifelerinden olan Seyyid Taha-yı Hakkâri hazretlerini çok sever ve ona çok dua ederdi.

    Buyurdu ki:
    Nefs-i emmareden kurtulmanın alameti, insanların övmesi ile ayıplamasını, eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevinmek, önem vermemelerine üzülmek, basitlik ve akılsızlıktır.

  14. #14
    Mektûm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Doçent
    Üyelik tarihi
    04-02-2007
    Mesajlar
    557
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mektûm

    Mevlana Hâlid-i Bağdâdi


    Mevlana Hâlid-i Bağdâdi hazretleri Irak ve Şam´da yetişmiş büyük velilerdendir. Silsile-i aliyyenin yirmi dokuzuncusudur. Asrının müceddidi idi. Babası Hz. Osman´ın annesi ise Hz. Ali´nin soyundandır. Kabri Şam´ın kuzeyinde Kâsiyun Dağı eteğindeki kabristanda bulunan türbesindedir.

    Zekası keskin hafızası kuvvetli iradesi sağlam ve çok çalışkan idi. Devrin meşhur pek çok âlimlerinden ilim öğrenip icazet aldı. Öğrendiği bütün ilimlerde din ve fen adamlarına hocalık yapacak derecede üstün bir bilgiye sahip oldu. Din ve fen ilimlerindeki üstünlüğü ve geniş bilgisi sebebiyle zamanının bütün âlimleri ve velilerinin takdirlerini kazandı. Hangi ilimden ve hangi fenden ne sorulursa sorulsun derhal cevabını verirdi. Zekası ve bilgisi karşısında akıllar hayrete düşerdi. 21 yaşındayken ulemaya üstad olup 7 yıl ders okuttu. Âlimler arasında sözü senet idi.

    Hicaz´a gidip Medine?ye kavuşunca Peygamber efendimize olan aşkını Farsça olarak dile getiren Kaside-i Muhammediyye´yi yazdı. Medine?de Yemenli fazilet sahibi bir zata rastladı. Ondan nasihat istedi. O zat dedi ki: "Ey Hâlid Mekke?ye gidince edebe uymayan bir şey görürsen hemen reddetme." O da Mekke?de bir Cuma günü Kâbe-i şerife karşı Delâil-i Hayrât´ı okurken birinin Kâbe´ye sırt çevirip kendine baktığını gördü. "Şuna bak Kâbe´ye arkasını çevirmiş edebi gözetmiyor" diye düşünürken o kimse; "Mümine hürmet Kâbe´ye hürmetten öncedir. Bunun için yüzümü sana çevirdim. Sana verilen nasihati ne tez unuttun? dedi. Ondan özür dileyip; "Beni talebeliğe kabul et" diye yalvardı. O da; "Sen burada olgunlaşamazsın senin işin Hindistan?da tamam olur" dedi. Bu zatın hocası Abdullah-ı Dehlevi olduğu rivayet edilmektedir.

    Bir gün Hindistan´dan Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinin talebelerinden Mirzâ Abdürrahim çıkageldi. Hocasının "Mevlana Hâlid´e selamımızı söyle bu tarafa gelsin!" buyurduğunu bildirdi. İkisi beraberce Hindistan?a gittiler. Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinin bulunduğu şehre gelmenin sevinci ile yanında bulunan eşyaların hepsini fakirlere dağıttı. Hindistan´ın en büyük velisi ve büyük İslam âlimi Şâh Abdullah-ı Dehlevi´nin huzuruna kavuştu.

    Abdullah-ı Dehlevi ona nefsinin terbiyesi için dergahı temizleme vazifesini verdi. O âlim bir zat olmasına rağmen hiç itiraz etmedi. Bir müddet bu vazifeye devam ederken hocası ile karşılaştı. Onun omuzları üzerinden Arş´a doğru muazzam bir nurun yükseldiğini ve meleklerin ona hayranlıkla baktıklarına şahit oldu. Hocası onun tasavvufta pek yüksek derecelere eriştiğini görünce devamlı yanında bulunmasını emretti. Abdullah-ı Dehlevi´nin kalbindeki bütün esrar ve manevi üstünlüklere kavuştu.

    Abdullah-ı Dehlevi hazretleri; "Ey Hâlid şimdi memleketine ve Bağdat´a git! Oradaki insanları Allahü teâlâya kavuştur" buyurdu. O da gidip irşada başladı. Bağdat Valisi Said Paşa ziyaretine geldi. Birçok âlimin sessiz hizmetçi gibi edeple huzurunda oturmuş olduklarını gördü. Onun heybetini görünce diz çöküp titremeye başladı. Celâl hâli gidince Said Paşanın titremesi de geçti. Daha sonra vali talebeliğe kabul edildi.

    Ulemadan Şeyh Ali Süveydi hadis âlimi idi. Hadis-i şerif senetlerinde kuvvetli bilgisi vardı. İmtihan maksadıyla Mevlana Hâlid hazretlerine geldi. Kütüb-i Sitte´de yazılı hadislerden üç hadisi senetlerini yanlış olarak bu hadislerin asıl senetlerini sahih olarak okuyunca hemen ellerine kapanıp kalbine gelen imtihan düşüncesinden tevbe ederek af diledi. Her yerde; "Mevlana Hâlid zâhir ve bâtın ilimlerinde sonsuz bir deniz biz ise bir damlayız" derdi.

    Mevlana Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin pek çok kerametleri görülmüştür.
    Bağdat´tayken Hâcı Mahmud Efendi isminde bir talebesi vardı. Bu zat çok borçlanmıştı. Bir gün "Efendim borcumun çokluğundan dışarı çıkmaya yüzüm kalmadı" deyince buyurdu ki:
    "Bir ay sabret." O bunun üzerine; "Aman efendim bir ay sabredecek tâkatim kalmadı" diyerek iki defa tekrarladı. "Öyle ise kaldır şu hasırı istediğin kadar al" buyurdu. Mahmud Efendi de hasırı kaldırdı ve altında bir altın gördü. Altını aldı başka bir altın gördü ve böylece her aldığı altının yerinde yeni bir altın gördü. Borcunu tamamlanıncaya kadar bu işe devam etti.

    Süleymâniye´nin meşhur âlimlerinden bazısı Mevlana Hâlid-i Bağdâdi hazretlerini akli ve nakli ilimlerin en zor ve ince meseleleri ile imtihan ettiler. Çaresiz kalıp Irak´ın her bakımdan en büyük âlimi olan ve hüccet-ül-İslam denilen Şeyh Yahyâ Mazuri İmâdi´ye mektup yazıp; "Süleymâniye âlimleri tarafından din ve dünyâ ilimlerinin allâmesi müslümanların hücceti üstadımız Yahya Mazuri İmâdi hazretlerine arz olunur ki Hâlid isminde bir zat zuhur eyledi. Hindistan´a gidip geldikten sonra vilayet-i kübra ve insanları irşad davasında bulunuyor. Bu zat din ilimlerini tahsil ettikten sonra terk eyledi. Yanlış yollara saptı. Bizler onu ilimde yenemedik. Büyüğümüz sizsiniz! Bu tarafa gelip yanlışlığını ve zararlarını def edip onu yenmeniz üzerinize vaciptir. Gelmeyecek olursanız bu fikirleri bütün insanlara ve diğer şehirlere yayılacaktır" dediler.

    Bu mektup Şeyh Yahya´nın eline geçince bazı talebeleri ile birlikte bütün âlimler karşılamaya çıkıp herbiri kendi evine davet ettiyse de kabul etmedi ve; "Bu saatte o zatla görüşmem lazımdır" diyerek Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin evine gitti.

    Şeyh eve girince onu kapıda karşıladı ve yanı başına oturttu. Şeyh Yahya´nın kalbinde bir takım ince ve zor meseleler vardı. Bunları sorup imtihan edecekti. Hâlid-i Bağdâdi hazretleri Şeyh´e hitaben; "Din ilimlerinde çok müşkül meseleler vardır. İşte biri şudur ve cevabı budur; diğeri şudur Şeyh´in kalbindeki bütün sualleri ve cevaplarını söyledi. Şeyh Yahya meseleyi anladı. Tevbe edip talebelerinden oldu.

    Talebelerinden İbni Âbidin hazretleri; "Dün gece rüyamda Hz.Osman´ın vefat etmiş olduğunu gördüm. Çok büyük bir kalabalık oldu. Cenaze namazını ben kıldırdım" diyerek rüyasını anlatınca Mevlana Hâlid hazretleri; "Yakında vefat ederim. Sen de kalabalık bir cemaat ile cenaze namazımı kıldırırsın Hz.Osman´ın soyundanım" buyurdu. İbni Âbidin bunu duyunca çok üzüldü. Çok geçmedi vefat etti. Cenaze namazını Hanefi mezhebinde büyük fıkıh âlimi Seyyid İbni Âbidin hazretleri kıldırdı.

    Talebelerinden ve halifelerinden olan Seyyid Taha-yı Hakkâri hazretlerini çok sever ve ona çok dua ederdi.

    Buyurdu ki:

    Nefs-i emmareden kurtulmanın alameti insanların övmesi ile ayıplamasını önem vermemelerine üzülmek basitlik ve akılsızlıktır.



    Site İçi Site Hakkında Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.

    Bir Hadis Yetmiş Yıl Kadar Ebu Saîd Hudrî´nin (r.a.) haber verdiğine göre:Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kul Allah rızası için bir gün oruç tutarsa bundan dolayı şüphesiz Allah o kulun yüzünü ateşten yetmiş sonbahar (yetmiş yıl) kadar uzaklaştırır."Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1948


    Bir Ayet Cibril´e Düşmanlık Edenler De ki: "Cibril´e kim düşman ise (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı) Allah´ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü´minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O´dur." (2/97)
    başları önüne eğik imtihan yollu okudu. O da efendimiz şehrimizde Süleymâniye yolunu tuttu. Şehre yaklaşınca cevabı budur" buyurup çünkü ben eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevinmek

  15. #15
    bulut_bey79 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    28-10-2006
    Yer
    istanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    6.059
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @bulut_bey79
    Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri 1242-1826



    Sôfiyye-i aliyyenin büyüklerindendir. İslâm bilgilerinin mütehassıslarındandır. Hayâtı, (Mecd-i tâlid) ve (Şems-üş-şümûs)da ve hesâb, hendese ve heyet ilmlerinde ve (Rub-ı-dâire) üzerinde mâhir olduğu (El-Hadâik-ul-verdiyye)de yazılıdır. Yüzlerce büyük âlim yetişdirdi. Bağdâdın şimâlinde Zûr şehrinde 1192 de tevellüd ve Şâmda 1242 [m. 1826] de vefât etdi. Üçüncü halîfe Osmân “radıyallahü anh” soyundan olduğu vesîkalarla sâbitdir. 1224 [m. 1809] de Bağdâddan hareket ederek, bir senede Dehlîye geldi. Abdüllah-ı Dehlevîden dokuz ay feyz aldı, 1226 da Bağdâda avdet etdi. (İkdül-cevherî) kitâbında irâde-i cüz’iyyeyi uzun yazmakdadır. (İ’tikâdnâme) kitâbı, fârisî olarak, hadîs-i Cibrîlin şerhidir. Arabî tercemesi, (El-îmân vel-islâm) ismi ile 1981 de İstanbulda basılmışdır. Türkçe tercemesi ve arabî (Câliyet-ül-ekdâr) düâ kitâbı hakikat kitâbevitarafından basdırılmışdır. Fârisî dîvânı çok kıymetlidir.

    Evliyânın en büyüklerinden. İnsanlara doğru yolu göstererek, hakîkî saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” ismi verilen âlimler ve velîler zincirinin yirmidokuzuncusudur. Asrının müceddidi idi. İsmi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Osmânî "kuddise sirruh" olup, lakabı Ziyâüddîn’dir. Annesinin soyu ise Hazret-i Ali’ye "radıyallahü anh" ulaşır.

    Cenâze namazını, talebesi olmakla şereflenen ve “Beş vakit namazda Ettehiyyâtü okurken Resûlullah efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) baş gözüyle görmezsem, o namazımı iade ederim” diyen, Hanefî mezhebinde büyük fıkıh âlimi Seyyid Muhammed Emîn İbn-i Âbidîn (rahmetullahi aleyh) kıldırdı. Kasiyûn dağında bir tepeye getirilip Cuma günü defnedildi. Şimdi bu yere Sâlihiyye denir. Burada yediyüz peygamberin ve nice Eshâb-ı Kirâm ve evliyâ-yı kibârın medfûn olduğu rivâyet edilmiştir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri kabre konurken, mübârek na’şlarından çıkan güzel koku, her tarafa yayıldı ve bu kokuyu almayan kimse kalmadı. Ziyâret edenler, bu güzel kokunun şimdi de kabirlerinden hissedildiğini söylemektedirler.

    Mevlânâ Hâlid hazretleri, zamanındaki Bağdat âlimlerinin ve tasavvuf ehlinin, belki asrındaki bütün âlimlerin en üstünü idi. Kur’ân-ı kerîmin esrârına vâkıf idi. Bütün ömrü zühd ve takvâ ile geçti. Onu gören, ismini işiten her âlim, yüksekliğini, üstünlüğünü anlatırdı. Her ilimden, her kitaptan sorulan suâllere rahatlıkla en uygun cevâbı verirdi. Bu hâli herkesi hayrette bırakırdı. Arabî ve Fârisî olarak yazdığı kaside ve manzûmeleri vardır. Çeşitli vesilelerle ve seyahatleri esnasında söylediği beytler, nâzik rûhunun terennümleridir. “Dîvân”ını görenler hayran olur.

    -devamı var-

    huzur pınarı mail grubu

  16. #16
    bulut_bey79 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    28-10-2006
    Yer
    istanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    6.059
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @bulut_bey79
    Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri



    1203 (m. 1788) senesinde, üstadı Seyyid Abdülkerîm Berzencî tâ’ûndan vefat edince, onun talebesi boş kalmasın diye ders vermeye başladı. Her taraftan âlimler dersine koştu. Her müşkili çözer her derde devâ olurdu. Dünyâya ehemmiyet vermez, gece gündüz ibâdet ederdi. Böylece yirmibir yaşında iken, ulemâya ve talebeye üstâd olmuş, yedi sene ders okutmakla meşgul olmuştur.

    Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sevgisi, temiz kalbine aşk ateşi saldığından, dünyâ lezzet ve zevklerine bir defa olsun göz ucu ile bile bakmadı. Bütün düşüncesi, Allahü teâlânın sevgilisi olan Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyâretine gitmek idi. Herkesten yüz çevirmiş, her işini Allahü teâlâya ısmarlamıştı. Sözü tesîrli, avâm ve havâs arasında sözü delîl olan şerefli bir zât idi. 1220 (m. 1805) senesinde hacca gitti. Yolda Şam âlimlerinden çok saygı gördü. Tevâzu’undan dolayı, Allâme Muhammed Kuzberî’den hadîs rivayeti; Mustafa Kürdî’den Kâdirî yolu icâzeti aldı. Bir müddet Şam’da kaldıktan sonra, Hicaz’a gitmek için yola çıktı. Medîne-i münevvereye kavuştuğu zaman, kasîde-i Muhammediyye’yi Fârisî olarak yazdı.

    Medîne-i münevvereye geldiğinde, kâmil bir velî bulup ona teslim olmak arzusundaydı. Birgün Yemenli fazilet sahibi bir zâta rastladı. Câhilin âlimden nasihat istemesi gibi ondan nasihat istedi. O zât dedi ki: “Ey Hâlid Mekke-i mükerremeye gittiğin zaman edebe uymayan birşey görürsen hemen reddetme.” Mevlânâ Hâlid hazretleri "kuddise sirruh" Mekke-i mükerremede bir Cuma günü Kâ’be-i şerîfe karşı Delâil-i hayrât’ı okurken câhil kılıklı, siyah sakallı birinin, Kâ’be’ye sırt çevirip kendine bakdığını gördü. “Utanmadan Kâ’be’ye arkasını çevirmiş. Edebi gözetmiyor!” diye düşünürken, o kimse; “Mü’mine hürmet, Kâ’be’ye hürmetden daha öncedir. Bunun için yüzümü sana çevirdim. Niçin beni kötülüyorsun. Medine’deki zâtın nasihatini unuttun mu?” dedi. Mevlânâ Hâlid hazretleri bunun büyük velîlerden olduğunu anladı. Ondan af diledi ve; “Beni talebeliğe kabul et.” diye yalvardı. O da; “Sen burada olgunlaşamazsın” dedikten sonra eli ile Hindistan’ı göstererek: “Senin işin orada tamam olur” dedi ve gitti.

    Mevlânâ Hâlid hazretleri, memleketi Süleymâniye’ye dönüp ders vermeye başladı. Fakat gece-gündüz Hindistan’ı düşünüyordu. Birgün bu düşünceler içinde iken, Hindistan’ın Dehlî şehrinde bulunan evliyânın en büyüklerinden Abdullah Dehlevî’nin (rahmetullahi aleyh) talebelerinden Mirzâ Abdürrahîm isimli bir zât çıkageldi. O talebe Abdullah-ı Dehlevî’nin Mevlânâ Hâlid’e; “Selâmımızı söyle, bu tarafa gelsin!” buyurduğunu bildirdi.

    Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Dehlî’ye vardığında, Abdullah-ı Dehlevî "kuddise sirruh" hazretlerinin bulunduğu şehre gelmenin sevinci ile, seferde iken yanında bulunan şeylerin hepsini, fakirlere dağıttı. Sonra da, Hindistan’ın en büyük velîsi, insanların imdâdına yetişici, hakîkatler menbâı, hikmet ve ma’rifet ma’deni, ilim, irfan ve ilham rehberi, mânevî üstünlükler sahibi, büyük İslâm âlimi, Şâh Abdullah-ı Dehlevî’nin (rahmetullahi aleyh) huzûruna kavuştu.

    -devamı var-


Sayfa 1/3 123 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Mevlana halid-i bağdadi alîm mi, bölücü mü?
    By AynAlı in forum SERBEST KÜRSÜ
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 06-03-2018, 15:06
  2. Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 04-10-2014, 01:36
  3. İTİKADNAME- Halid-i Bağdadi Hazretleri
    By Kadir Razlık in forum Sahabeler ve İslâmî Önderler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 30-08-2014, 11:00
  4. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî
    By cüneytkaya in forum ANSİKLOPEDİ / SÖZLÜKLER
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-12-2013, 23:26
  5. Şeyh Halid-i Bağdadi'yi tanıyalım.
    By Mehmet in forum Sahabeler ve İslâmî Önderler
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 02-01-2012, 23:27

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş