BEN HİÇ BİZ HİÇ KİMSE

Çok özledim onu. Sanki kırkikindi yağmurları, rüzgâr, güneş, ay, yıldızlar ve mevsimler her gelişlerinde ona olan özlemime ekleyeceğim yeni özlemler getiriyorlar.
Özlemim o kadar birikti ki ucu ucuna eklesem sonsuzluğa uzanır.
Özlemim o kadar birikti ki ucu ucuna eklesem vuslata biraz daha yaklaşırım.
Özlemim o kadar birikti ki, bilmesem; "kavuşmak var sonunda", dayanamam ateşlere atar kurumuş ırmağa döndürürüm yüreğimi. Duramam bu hasretle çöllere düşer mecnun olurum. Sabredemem yollara düşer Yunus olurum.

Bilsen efendim ne haldeyim. Hayatın hüznü, hayatın yükü ağır.
Sen yoksun ya, hasretin önce benim yüreğimi kavuruyor.
Sen yoksun ya, hüzün önce benim yüzüme vuruyor.
Sen yoksun ya, birikmiş bütün yalnızlığım özlemimle birleşip uzun bir sessizliğe bürünüyor.
Sen yoksun ya, suskunluğum Önce kalbime sonra gözlerime inip ağır birer yük olarak, yanaklarımdan avuçlarıma damlıyor. Onları avuçlarımda biriktirip teselli bulmak için sana koşmak istiyorum. "Kardeşlerim" dediklerinden olmak için birikmiş bütün hüzünlerimi, bütün acziyetimle, karşılıksız veren en sevgiliye sunuyorum.

Bu hüzün, bu özlem tanıdık geliyor bana. Bu susamışlık, bu sıcaklık, bu muhabbet tanıdık geliyor bana. O kadar Özlemim birikmesine rağmen, hiçbir yeri kördüğüm olmadı hayatımın. Sonunda sen, sonunda vuslat var çünkü.

Şimdilerde ben; özlemimin ipine sıkıca sarılmış sana doğru korkmadan yürüyorum. Önüme çıkan onca engele rağmen kavuşma ümidim, ötelerin ötesinde değil artık.
Elbette ki Nemrut'un ateşlerini söndüren, beni de ateşlerden kurtaracaktır.
Elbette ki şüphe bile duymadan bütün insanlığın emin bildiği, beni de en emine götürecektir.
Elbette ki kâinata rehber olan, benim de rehberim olacaktır.
Elbette ki âlemlere rahmet olan, bana da rahmet bulacaktır...
Elbette ki yüceler yücesinin sevdiği benim de sevgilim olacaktır.
Elbette ki güvercinlerin bile ürkmediği, örümceklerin bile muhabbet bağlan ördüğü, taş mağaranın bile yoldaşlık ettiği benim de dostum / yoldaşım olacaktır.

Şimdilerde ben bilmediğim çok şeye rağmen, özlemimin ipine sıkıca sanlmış sana doğru umutla, korkmadan yürüyorum.
Bilinmezliğe değil her şeyiyle aşikâr olana,
çözümsüzlüğe değil bütün sorularıma cevap verene,
kanatana, yaralayana değil bütün yaralanma merhem bulana
terk edilmişliğe, kederlere değil bütün yalnızlığıma ortak olana
kurumuşluğa değil bozkırları güle, kuraklığı berekete, kızgın çöle dönmüş yürekleri ebedi bir hayatın fışkırdığı vahaya çevirene yürüyorum.

Şimdilerde ben özlemimin ipine sıkıca sarılmış; kendim olmak ve kendimi sende bulmak için yürüyüşlerimin sonunda, talaa'lbedru aleyna heyecanını Medine'de seni beklercesine tatmak için korkmadan yürüyorum. Biliyorum ki kalbimi senin ışığınla aydınlatmak için adımladığım yolların bir adı da hicrettir.
Biliyorum ki hicret, senin komşuluğuna mahzar olanların kutlu şehridir. Biliyorum ki hicret, bir tebessümün kalplere düşürdüğü küçücük güneşlerdir. Biliyorum ki hicret, düştüğümüz anda bize elini uzatacak en eminin elidir. Biliyorum ki hicret, bir yok oluş, terk ediş değil; yok olmuşluktan ve terkedilmişlikten kurtulup bize sıkıca sarılan dostların bulunduğu güzel diyardır... Biliyorum ki hicret, dertleri ve kederleri geride bırakıp kaçmanın değil; dert ve sıkıntıları çözebilecek kadar umudun arandığı zamandır.

Korkma sen de yürü. Kalbinin karalara bürünmüş karanlıklar bağlamış Mekke'sinden, güneşlerin aydınlatmayı sabırla beklediği Medine'sine yürü.
Korkma, yürü, kalbinin bütün karalarını hicretin küçücük güneşleri aydınlatacak;
Korkma, yürü, hicret zamanın yüzüne çizebileceği en canlı resim olacak;
Korkma, yürü, hicret hayat yolculuğunda uğrayabileceğin en anlamlı durak olacak;
Korkma, yürü, özlemlerinin ucunda o varsa: Delik deşik olmuş (bir) kalbin ve gül kokusunu
yitirmiş (olduğun) günlerin, yollarına çiçekler serdiğinin sevgisiyle renklenecek.
Korkma yürü; özlemlerinin ipine sarılarak, hüzünlerini yanına alarak yürü.
Korkma yürü; özlemlerimizin sonu vuslat, hüzünlerimizin sonu tebessüm olacak.

Şimdiye kadar ben, günahın koynunda zakkumlar yetiştiren günahkâr bir bahçıvandım. Şimdilerde ben günahların içinde ümidini arayanım.
Şimdilerde ben özlemimin ipine sıkıca sarılmış kalbimin aydınlık yerlerine hicret edenlerdenim.
Şimdilerde ben hicretimin adına vuslat diyenim.
Şimdilerde ben onsuz ona varmanın yollarında korkmadan yürüyenim.
Şimdilerde ben ona kavuşacağım günü sabırla bekleyenim.
Şimdilerde ben cenneti özleyip, cehenneme götüren yollardan, onun hayatını kendime rehber yaparak sabırla kaçınanım.
Şimdilerde ben en sevgiliden, sevdiğinin ümmetine lâyık bir insan olabilmeyi dileyip gözyaşlarını avuçlarında biriktirenim.
Şimdilerde ben gözyaşlarında teselli arayanım.
Şimdilerde ben kalbime yapışan bütün karaların aydınlığı için, elleri semada, dilleri duada, dudakları ta-la a'lbedru heyecanında, doğacak güneşleri beklemekteyim.

Şimdilerde ben. Ben. Şimdilerde ben, ben demekten nefret eden bencilliğini, köle pazarlarında nefsine satan bencilim.
Şimdilerde ben benliğini bulmanın çabasındaki biçareyim.
Şimdilerde ben, ben demekten vazgeçip; bizleri ve kurtuluşumuzu düşünüp özleminin adını özlemlerimiz diye değiştirenim.
Şimdilerde biz, onun sancağının altında yaralarına merhem bulanlardan olmak için ağlayanlarız.
Şimdilerde biz hiçliğin kötürüm kollarından kurtulmayı bekleyen mahkûmlarız...
Şimdilerde; ben hiç, biz hiç kimse, o ise hepimizi hiçlikten kurtaracak tek önderimiz.