Etiketlenen üyelerin listesi

tasavvuf böyle anlaşılır Tasavvufu yaşadığını zanneden birtakım liyâkatsiz veya kötü niyetli insanların tatbikâtına bakarak onu anlamak imkânsızdır. Zîrâ Tasavvuf, her kantarın çekebileceği bir yük olmadığından, ehil olmayan kimselerin davranışlarında ortaya çıkan muhtevâ ile işin aslı arasındaki muazzam fark, insaf ve mantık ölçüleriyle bakıldığında sathî bir nazarla bile kavranabilir. Tasavvufu, kaba ölçülerle anlamak imkânsızdır. Zîrâ Tasavvuf, gönül ufkuna âit bir hâdise olup temel

Bu konu 77616 kez görüntülendi 503 yorum aldı ...
Hâce Musa Topbaş (Sâdık Dânâ) Efendiden İnciler 5.00 77616 Reviews

    Konuyu değerlendir: Hâce Musa Topbaş (Sâdık Dânâ) Efendiden İnciler

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 3 kişi oyladı ve 77616 kez incelendi.

Sayfa 1/32 12345611 ... Son
  1. #1
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays

    tasavvuf böyle anlaşılır

    Tasavvufu yaşadığını zanneden birtakım liyâkatsiz veya kötü niyetli insanların tatbikâtına bakarak onu anlamak imkânsızdır. Zîrâ Tasavvuf, her kantarın çekebileceği bir yük olmadığından, ehil olmayan kimselerin davranışlarında ortaya çıkan muhtevâ ile işin aslı arasındaki muazzam fark, insaf ve mantık ölçüleriyle bakıldığında sathî bir nazarla bile kavranabilir.

    Tasavvufu, kaba ölçülerle anlamak imkânsızdır. Zîrâ Tasavvuf, gönül ufkuna âit bir hâdise olup temel harcı aşk ve muhabbettir. Muhabbetten nasîbsiz kimselere o ne kadar anlatılsa fayda vermez. Bu, tıpkı doğuştan gözleri görmeyen bir insana renk târif etmek gibi faydasız bir çaba olur.

    İnsan, ne kadar kendi iç âleminin tefekküründen uzaklaşırsa, o nisbette otomat ve taklitçi olmaya mahkûmdur. İçindeki rûhânî âleme güçlü olarak dalamayan, onu tanımayan ve feyz mahrûmu bir insan, etrâfındakileri taklîd eder. Umûmî cereyâna kendini kaptırır. Bir şahsiyet ve karakter vaz edemez.

    İlâhî vuslata nâiliyet, gönlü servet, şöhret ve dünyevî endişelerden vazgeçirebilmekle mümkündür.

    Tasavvufun hedefi ise, kemâl sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh ve müteâl olan Allâh'ı kalben de tanıyabilmek, yâni mârifetullâhtır.
    musa topbaş

  2. #2
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    tasavvufun gayesi

    Tasavvuf, dünyanın süsünden yüz çevirmek, insanların meyil edegeldiği geçici lezzetlerden korunmak, halk ile beraber, Hakk‘a yönelmektir.
    Tasavvufun gayesi Hakk’ın rızâsını kazanmak için nefisleri temizlemekten, güzel ahlâk sahibi olmaya çalışmaktan, kısaca Allah ve Resûlü’nün ahlâkiyle ahlâklanmaktan ibarettir.

    Önceleri tasavvufun zuhûrunden maksat, ahlâkı güzelleştirmek, nefsi terbiye etmek, yani nefsi dine râm, dini nefs için vicdan kılmak, nefsi dinin hükmü altına sokmak, sâlih ameller ve güzel ahlâk ile süslenmekti.

    Hazret-i Peygamber Efendimiz hâtemü’l-enbiyâ olarak gönderilmelerinin sebebini kendileri bizzat şöyle buyurmuşlardır: “Ben mekârim-i ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, “Hüsnü’l-Huluk”, 8 )

    Binâenaleyh tasavvufun ulaşmak istediği gaye, ahlâkın kemâl mertebesine varmak için her hususta Peygamberimizin gittiği ve gösterdiği yoldan yürüyüp, iç ve dış olgunluğu itibariyle insanlığın kemâline en güzel örnek olan Fahr-i Kâinat‘ın hakikî vârisi olmaktır

    Devamı var

  3. #3
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    tasavvufun gayesi (devamı)

    Yine tasavvufta gâye, istîdâdı olanları zühd ve takvâ yolunda istîdâdları nisbetinde tekâmül ettirerek insan-ı kâmil, mükerrem insan, kendini ve Rabbini hakkıyla bilen, Hakk'a yakınlık neşvesini tadan, nefsin düşmanlıklarına mukâvemetle Rabb'e dost olan insan olma yolunda merhaleler kat etmeye teşvik etmektir.

    Kur'ân-ı Kerîm'de:
    "Biz emâneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (mes'ûliyetinden) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o, çok zâlim ve çok câhildir." (el-Ahzâb, 72) âyetinde buyurulduğu üzere fısk içinde bocalayan insanı "zulm" ve "cehâlet" sıfatından kurtarıp kâmil insan hüviyetine kavuşturmaktır. "Zulm"ün zıddı "adl"dir. Yâni kulun amelinin sâlih olmasıdır. "Cehl"in zıddı ise "ilim"dir. Gerçek âlim olabilmek için zâhirî ilme olduğu kadar, bâtınî ilme de sâhib olmak gerekir.

    İmam Gazâlî -rahmetullâhi aleyh-:
    "Veresetü'l-enbiyâ, zâhir ve bâtın (kalbî) ilme sâhip olanlardır." buyurmuştur.
    devamı var

  4. #4
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    tasavvufun gayesi (devamı)

    İnsanın kurtuluşa ermesi, nefsindeki kötü sıfatlardan arınmasına, böylece amellerinin "amel-i sâlih"e, ilminin de şahsiyet kazanmasına, yâni "irfan"a dönüşmesine bağlıdır. İşte tasavvuf, bunu temin edebilecek âdâb ve erkânın kavranıp yaşanmasını gâye edinir.

    Bu gâyeyi gerçekleştiren evliyâ, yani Cenâb-ı Hakk'ın kendisine dost edindiği velîleri, îmân ve takvâda kemâli yaşayan müstesnâ insanlardır. Cenâb-ı Hak onlardan şöyle bahseder:

    أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ

    "Bilesiniz ki, Allâh'ın dostlarına korku yoktur. Onlar, mahzun da olmayacaklardır. Onlar îmân edip de takvâya ermiş olanlardır." (Yûnus, 62-63)

    Kalbde tezâhür eden îmân, kulu bütün bâtıl inançlardan kurtarıp Hakk'a yaklaştırırken, takvâ da kalbi mâsivâdan arındırır. Böyle bir kulun kalbi artık bir nazargâh-ı ilâhî vasfını kazanır. İlâhî hikmet ve esrârın tecellî mekânı olur.
    musa topbaş

  5. #5

    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    13-09-2007
    Mesajlar
    2.306
    Adı geçen
    2 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Cenan
    Allah razi olsun...

  6. #6
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    TEVBE ZAMANI ..:: 1 ::..

    Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
    -Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tevbe edeniz ki, felâh bulasınız. (Nûr 31)
    -Ey mü'minler! Bir daha dönmeyecek tevbe ile Allah'a tevbe ediniz. (Tahrim, 8)
    -Eğer yasak edildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız sizin öbür kabahatlerinizi de örter ve sizi şerefli bir mevkie sokarız. (Nisa, 31)
    -O, kullarının tevbesini kabul eden, kötü hareketlerini bağışlayan, ne işlerseniz bilendir. (Şûra, 25)

    Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:
    -Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve gece yetmiş def'a Allah'a istiğfar ederim.
    Ashab-ı Kiram:
    -Bizim en büyük derdimiz nedir? dediler.
    -Derdiniz günah derdidir, buyurdular. Ashab-ı Kiram:
    -Bunun ilâcı nedir?dediler.

    Resûlü Ekrem efendimiz:
    -Günah işleyenin gece karanlığında dili ile istiğfar etmesidir, buyurdular. (Riyâzü'n-Nasihîn)

    -İblis tard edildiği zaman, "izzetine yemin ederim ki, insanların canı bedenlerinde durdukça kalblerinden çıkmam," dedi. Allah Teâlâ da buna karşılık "canları bedenlerinde bulundukça, izzetime yemin ederim ki, tevbe kapısını onlara kapamam" buyurdu.

    devamı var

  7. #7
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    TEVBE ZAMANI ..:: 1 ::.. (devamı)

    Bir hadis-i şerifde:
    -Kul vardır ki günah sebebi ile cennete girer, buyurdu.
    -Bu nasıl olur ey Allah'ın Rasûlü? dediler.
    Buyurdular:

    -Günah işler ve sonra pişman olur ve onu hep gözünün önünde tutar, nihayet cennete girer, o zaman şeytan, keşke onu bu günaha sokmasaydım, der. (Kimya-yı Saadet'den)

    -Kul günahından tevbe etdiği zaman, Cenâb-ı Hak bu günahı, kiramen kâtibin meleklerine, kulun günah işlediği azalarına ve kulun günah işlediği mekâna ve o zamana unutturur ve böylece de kıyamet gününde o tevbe eden kulun işlediği günah için bir şahid bulunmaz.
    -İstiğfar mü'minin sahife-i amâlinde nur gibi parlar. (Ramuz)

    Gene buyurdular: (Ebu Hureyre radıyallahu anh'den)
    -Bir kimse herhangi bir suretle günah işlemiş duruma düşer fakat hemen peşinden nâdim olub tevbe ve istiğfar eder ve bir daha işlememeğe azmederek "Ya Rabbi, ben bir günah işledim. Beni mağfiret eyle!" derse Allah da şöyle buyurur:

    -Kulum bir günah işledi. Hemen peşinden, kendisinin bu günahını afvedebilecek bir Rabbı bulunduğunu düşünerek işlemiş olduğu günahdan dolayı pişmanlık duydu. Tevbe ve istiğfar etdi. Ve bir daha işlememeğe azmetdi. Ben de bu kulumu mağfiret eyledim.

    Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur: (Hazreti Ali radıyallahu anh'den)
    -Mahlûkat yaratılmazdan dört bin sene önce, Arş'ın etrafına şöyle yazılmıştır: Ben (Allah) günahlarına tevbe edib imân eden ve salih ameller işleyen, sonra da istikamete gelen kullarımın günahlarını çok mağfiret ediciyim.
    devamı var

  8. #8
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    TEVBE ZAMANI ..:: 1 ::.. (devamı)

    -Göklere kadar yükselen günahı işleseniz de sonra nedâmet etseniz Allah Teâlâ tevbelerimizi kabul eder. (İbn Mâce)

    -Gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için, Allah geceleyin elini açar (tevbeyi kabul eder) gece günahkâr olanların tevbe etmeleri için de gündüzün elini açar, bu hal güneş batdığı yerden doğuncaya kadar (yani kıyamete kadar) devam eder. (Müslim)

    Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
    -Kul, Allah Teâlâya itaat etdiği zaman Allah ona marifetullahı bahşeder. Taatı terkedince, daha önce vermiş bulunduğu bu marifetullahı geri almaz. Bilakis kıyamet gününde, aleyhinde bir delil olarak kullanmak üzere kalbinde bırakır. Kıyamet günü olunca da kendisine der ki:

    -Seni marifetullah ile mümtaz kılmış onu sana bahşetmiştim. Bildiğinle niçin amel etmedin? İlminle niçin âmil olmadın?

    -Günahdan tevbe eden kimse günah işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar diğer taraftan da günahda ısrar eder ise el-iyazü billah Cenâb-ı Hakk ile istihza eden kimse gibi olur. (Müslim)
    devamı var

  9. #9
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    TEVBE ZAMANI ..:: 1 ::.. (devamı)

    -Mü'min; günahlarını, bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günahlarını burnunun üzerine konub uçmuş bir sinek gibi görür.

    Yahya İbni Muaz kuddise sirruh buyurmuşdur ki:
    -Samimi bir tevbenin alâmeti üçdür:
    Oruç tutmak için az yemek.
    Namaz kılmak için az uyumak.
    Hak Teâlâ'yı zikretmek için az konuşmak.

    Gene buyurdular:
    -Tevbe, günahların hepsini yok eder. Tevbe bunu yaparsa, acaba onun rızası ne yapar? Rızası bunu yaparsa, sevgisi ne yapmaz ki, sevgisi akılları dehşete düşürür, sevgisi bunu yaparsa, dostluğu ne yapmaz ki. Dostluğu ondan gayrı her şeyi unutturur. Dostluğu bunu yaparsa, lütfu ne yazmaz ki?

    Cüneyd Bağdâdî kuddise sirruh buyurdular:
    -Tevbenin üç mânâsı ve merhalesi vardır:
    İlk olarak peşimânlık duymak, ikinci olarak yapılan kötü işi tekrar etmemeye azmetmek. Üçüncü olarak da yapılan haksızlıkları (kul haklarını) helâl etdirib husûmetden arınmaktır.
    musa topbaş

  10. #10
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Asıl Olan Gönül Terbiyesi

    Bir bayram günü ahbab ziyaretleri arasında Aksaray’daki kardeşimiz Oğuz Aydınol Bey’in pederleri Ali Haydar Aydınol Bey’e uğranıldı.
    Misafir odasına girdiğimizde odanın tabandan tavana kadar resimlerle dolu olduğunu gördük.
    Bunlar, muhtelif zamanlarda çekilmiş yüzlerce insan sureti idi.

    Muhterem Üstazımız-kuddise sirruh– Hazretleri, orada mutad sohbetlerinden birinin açıklamasını yaptılar. Sohbet çok verimli ve huzurlu oldu. Ne duvardaki resimlerden bahsedildi, ne de Muhterem Üstazımızın nurlu yüzlerinde bir neşesizlik, huzursuzluk müşahede edildi.
    O muhterem insân-ı kâmil; kalb, gönül mevzuları üzerinde titizlikle dururlardı.

    Oradan ayrıldıktan sonra devlethaneye dönünceye kadar da, o mevzu ile alâkalı bir kelâm etmediler. O büyük Allah dostu bilirdi ki, kalb-i selime vasıl olan her şeye vasıl olmuştur. Her şeye kavuşan da, Allah’ın izniyle, her hatalı halini kolaylıkla terk eder. Ve her işi Rabbısının izniyle yerli yerinde olur. Nitekim, bir sene sonra aynı şahıs ziyaret edildiğinde, o duvardaki yüzlerce resmin kaldırıldığını ve onların yerinin Beytullah ve Türbe-i Saadet resimleri ile tezyin edildiğini gördük.

    Denilirse ki muhterem üstaz hazretleri, şeriata muhalif bu vaziyeti gördüğü halde niçin emr bi’l ma’ruf, nehy ani’l münker yapmadı?

    Cevaben deriz ki: Yüksek derecedeki mürşid-i kâmillerde Allah’ın izniyle tasarruf etme selâhiyetleri vardır. Bu, Cenab-ı Hakk’ın kendilerine bir lütf u ihsanıdır. Onlar, muhatablarının kabiliyetlerini bildikleri için sessizce Cenab-ı Hakk’ın zikrini ilka ederler, yani onunla ihya ederler, diriltirler. Bu sayede sâlik hatasını görür ve tashih etme yoluna gider.
    devamı var

  11. #11
    hicran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Üyelik tarihi
    29-07-2007
    Mesajlar
    32
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @hicran
    allah razı olsun

  12. #12
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Asıl Olan Gönül Terbiyesi (devamı)

    Sultanü’l-Ârifîn Muhterem Üstazımız herhangi bir evlâdına;
    – Niçin sakal bırakmadın? Yahud sarık sarmadın? Yahud şu başındaki lengeri niye hâlâ taşıyorsun? Gravat takmanın ne lüzumu var? gibi sualler sormazlardı. Çünkü bilirlerdi ki ihlâslı, çalışkan salikler, manevi derslerini yerine getirdikçe, letâiflerinde inkişaf olur. Görüş ve sezişlerinde değişiklikler görülür. Evvelce çok sevdikleri,

    ehemmiyet verdikleri şeyler, gözlerinden silinir ve mühim olanları mühim olarak görüp nefislerinde seve seve tatbik ederler. Gururlanarak sakal bırakmazlar, sünnet-i se-niyye olduğunu bilerek, engin bir tevazu ve mahviyet içindedirler. Sakal bırakmayanlara karşı düşmanlık beslemezler.
    Hulâsa bilerek yapılanla gâfilâne yapılan bir olur mu?
    devamı var

  13. #13
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Asıl Olan Gönül Terbiyesi (devamı)

    Fakir, üç beş sene evvel, Mescid-i Nebevî’nin geri saflarında oturuyordum. Bir kaç saf ileriye bir Türk hacısı geldi. Giyimi kuşamı pek güzeldi. Bir ara yanına başka bir şahıs oturdu. Ya Lübnan’lı, veya Filistin’li idi. Sakalsızdı. Onunla musafaha yapmak ve yakınlık göstermek istedi. Ne mümkün? Sarıklı şahıs öfkelenmişdi. Kendi

    başındaki sarığı ve sakalını eliyle işaret ederek homurdandı ve ona arkasını çevirdi. “Sen ne biçim Müslü-mansın” diye onu ayıbladı. O da cevab vermeyib, edebini muhafaza ederek oradan ayrıldı. Kalbi kırılmışdı, küskündü. Sebebsiz yere kalb kırmak, gönül yıkmak ne kadar mes’uliyetlidir. Halbuki, farzlardan sonra en verimli ibadet mü’min kardeşlerimizin gönüllerine sürür vermekdir. Hazreti

    Mevlânâ -k.s.– “Gönül Kibriya’nın nazargâhıdır” buyurur. Bu gibi sözlerin emsali çokdur. Böyle çirkin muamele etmekden ise, o sarığı sarmayıb sakal bırakmasa idi daha isabetli olurdu. Çünkü o kisvenin insana tevazu ve vakar vermesi lâzımdı.
    Bir insanın yaptığı ibadet ve bulunduğu hal, onu gurura götürüyor ise, bilmelidir ki, o kemal ehli değildir. İslâmî ahlâk ve edebden nasibi yokdur. Avamın tâ kendisidir.
    devamı var

  14. #14
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    Asıl Olan Gönül Terbiyesi (devamı)

    Muhterem Üstazımız kuddise sirruh hazretleri, sâliklerde zuhur eden bazı hususlarla meşgul olmaz ve dinlemezlerdi. Çünkü onun yegâne emeli, onu hakkıyla, kâinatın yaratıcısı olan Halik Teâlâ ve tekaddes hazretlerine bağlamakdı.

    Her kalb bir gönül âlemidir. Onun ehemmiyetini idrak edib, kalbe Allah Teâlâ’dan gayrı hiçbir şeyin sevgisini sokmamağa gayretli olunmalıdır ki, lâyıkı veçhile Allah Teâlâ’ya vasıl olunabilsin.

    Muhterem Üstazımız, rüya ve kerametlerden ziyade “En büyük keramet, Cenab-ı Hakk’ı görürcesine, ubûdiyyet vazifemizi kemaliyle ifa edebilmekdir” buyururlardı.
    musa topbaş

  15. #15
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    İHLÂS VE HÜSN-İ NİYET
    ..:: 1 ::..
    Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyuruyor:
    "İnsanlar, ihlâsli ibadetden baskasiyla emir olunmadi." (Beyyine :5)
    "Hâlis din Allah için olandir." (Zümer:3)

    Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
    "Allah Teâlâ buyuruyor ki: Ihlâs benim sirlarimdan bir sirdir. Onu, sevdigim kulun kalbine yerlestiririm."

    Ahmed ibn Hadraveyh Allah Teâlâ'yi rüyasinda gördü, buyurdu ki :
    -Bütün insanlar benden isterler, yalniz Ebu Yezid beni ister."'

    Siblî' yi -kuddise sirruh- rüyada gördüler. "Allah Teâlâ sana ne yapti?" dediler. Dedi ki :
    -Bana biraz gazaplandi. Çünkü bir defa dilimden ,"Cenneti kaçirmaktan büyük hangi ziyan vardir?" sözü çikmisti.
    Sonra buyurdu ki:
    -Hayir öyle degildir. Seni görmeyi kaçirmakdan, daha büyük hangi ziyan vardir. " demeliydim.

    Niyet amelin fevkîndedir. Bir kimsenin kulluk niyeti cehennemden korkmak yahud cennet nimetlerine kavusmak olabilir. Cennet için kulluk eden, mide ve fercin kulu olur. Kendisini; mide ve ferç arzularinin bulundugu yere çeker ve götürür.

    Cehennemden korkdugu için amel eden, kötü köle gibidir,ancak korkusu yüzünden is yapar. Bunlar her ikisi de Allah için amel yapmis sayilmaz. Begenilen kul, yapdiklarini cennet ve cehennem sebebiyle degil,Allah için yapan kuldur. Bu, bir

    kimsenin, sevgilisine , sevgili oldugu için bakmasi, onu sevdigi için olub, altun ve gümüs beklememesine benzer. Altun ve gümüs için bakanin niyeti, altun ve gümüs olur. O halde Allah Teâlâ'nin cemâl ve celâlinin, mahbub ve mâsûku olmayanlar, böyle niyet edemez. Böyle olan kimsenin ibadeti Allah Teâlâ 'nin cemâlinde tefekkür ve onunla münacaat olur. Bunlar hakikatte Allah'in dostlari âriflerdir."

    devamı var

  16. #16
    hicran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Üyelik tarihi
    29-07-2007
    Mesajlar
    32
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @hicran
    paylaşım için sağolun

Sayfa 1/32 12345611 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 31
    Son Mesaj: 16-07-2012, 19:11
  2. The Middle Way (Sâdık Dânâ)
    By Erkam. in forum EĞİTİM DÜNYASI
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-04-2010, 19:48
  3. İnfak - Sâdık Dânâ (Musa Topbaş)
    By Erkam. in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 28-03-2010, 12:28
  4. Asıl Olan Gönül Terbiyesi (MERHUM MUSA TOPBAŞ EFENDIDEN)
    By İmandanihsana in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19-02-2008, 00:53
  5. Sadık Dana Musa Topbaş Hocaefendi mi?
    By Asi Kölen in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 27-09-2007, 10:29

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş