Etiketlenen üyelerin listesi

EBEDÎ SAÂDET REHBERİMİZ HAZRET-İ MUHAMMED MUSTAF -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- Peygamberler târihi ve takvîmi, varlığın ilki olan “nûr-i Muhammedî”nin ilk insana ikrâmı ile başlamış; bu oluşun son yaprağı da “cismâniyet-i Muhammedî”nin dünyâ âleminde zuhûruyla nihâyet bul*muştur. Böylece -rivâyete göre- 124 bin peygamberden teselsül ederek gelen bu yüce nûr, hakîkî sâhibine intikâl etmiştir. Yâni bu yüce nûr, en temiz ve en

Bu konu 74316 kez görüntülendi 462 yorum aldı ...
Üsve-i Hasene En Güzel İnsan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 5.00 74316 Reviews

    Konuyu değerlendir: Üsve-i Hasene En Güzel İnsan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 4 kişi oyladı ve 74316 kez incelendi.

Sayfa 3/29 İlk 1234567813 ... Son
  1. #33
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH MUHABBETİNİN YANIK TERENNÜMLERİ devamı

    Bilâl -radıyallâhu anh-, Allâh Rasûlü'nün aziz hâtıralarıyla dolu Medîne'de daha fazla duramadı, o sabah namazından sonra derhal yola çıktı. Şam'a gitti. Bir an evvel

    Rasûlullâh'a kavuşmak hasretiyle, serhad boylarında şehâdet peşinde muhârebelere iştirâk ediyor, ancak takdîr-i ilâhî, her defâsında gâzî oluyordu. Bu minvâlde seneler geçti. Hattâ Şam'ı kasıp kavuran ve yirmi beş bin gâziyi alıp götüren vebâya rağmen

    hikmet-i Hüdâ, Hazret-i Bilâl, yine sağdı. Lâkin, gönlü bu firak yangını içinde ömür boyu kavruldu ve yandı.

    Âlemleri kuşatan bir rahmet olan Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in bu aşk ve muhabbet kafilesi, sahabeden sonra da aynı tazelik ve coşkunluk pınarı hâlinde vuslat deryâsına doğru akmaya devam etmiştir.

    Allâh Rasûlü'ne aşk ile bağlı ümmetinin büyüklerinden Seyyid Ahmed-i Yesevî Hazretleri, 63 yaşında vefât eden Rasûlullâh'a duyduğu engin aşk ve muhabbet sebebiyle bu yaştan sonraki ömründe yeryüzünde dolaşmaya vedâ etmiş, vefât edinceye kadar, mezar gibi bir yerde irşâd hayatına devâm etmiştir.

    Büyük hadîs âlimi ve müc*tehid İmâm Nevevî Hazretleri de, O Varlık Nûru'nun nasıl karpuz yediğini bilmediği için ömrü boyunca karpuz yememiştir. Hayatının bütün safhalarını kuşatan peygam*bere bağlılık şuuruyla, bir karpuzu yerken bile O'nun tarzının dışında hareket et*mek ihtimâlinden uzak durmuştur.

    üsveihasenecom

  2. #34
    İsr@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    05-11-2006
    Yer
    KOCAELİ
    Yaş
    37
    Mesajlar
    1.541
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsr@
    Ümmetine Düşkünlükte Allâh Rasûlü (s.a.v.):

    O’nun ümmetine olan şefkat ve merhameti, bir annenin yavrusuna olan düşkünlüğünden daha ziyâde idi. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur:

    “And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (et-Tevbe, 128)

    O’nun ümmeti için yapmış olduğu merhamet ve şefkat dolu sayısız duâlarından biri şöyledir:

    Birgün Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

    “Allâh’ım, ümmetimi koru, ümmetime merhamet et!” diye yalvararak ağladı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak:

    “–Ey Cebrâil! -Rabbin herşeyi daha iyi bilir ama- gidip Muhammed’e niçin ağladığını sor.” buyurdu.

    Cebrâil -aleyhisselâm- geldi. Rasûlullâh Efendimiz ona, ümmeti için duyduğu endişe sebebiyle ağladığını bildirdi. (Hazret-i Cebrâil’in dönüp durumu haber vermesi üzerine) Allâh Teâlâ:

    “–Ey Cebrâil! Muhammed’e git ve O’na: «Ümmetin husûsunda Sen’i râzı edeceğiz ve Sen’i asla üzmeyeceğiz.» müjdemizi ulaştır.” buyurdu. (Müslim, Îmân, 346)

    I

    Efendimiz’in ümmetine olan merhametini sergileyen diğer bir manzarayı da Abdullâh ibn-i Mes’ûd -radıyallâhu anh- şöyle nakleder:

    Bir defâsında Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

    “–Ey İbn-i Mes’ûd! Bana Kur’ân oku!” diye emretti. Ben de:

    “–Yâ Rasûlallâh! Kur’ân Siz’e vahyedildiği hâlde onu Siz’e ben mi okuyacağım?” dedim.

    Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

    “–Ben Kur’ân’ı başkasından dinlemeyi de severim.” buyurdu.

    Ben de Nisâ Sûresi’ni okumaya başladım. Ne zaman ki;

    “Her bir ümmetten bir şâhit getirdiğimiz ve Sen’i de onlara şâhit olarak gösterdiğimiz zaman hâlleri nice olacak!” (en-Nisâ, 41) âyet-i kerîmesine geldim, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

    “–Kâfî!” buyurdular.

    O esnâda baktım ki, Rasûlullâh Efendimiz’in gözlerinden yaşlar akıyordu.” (Buhârî, Tefsîr, 4/9; Müslim, Müsâfirîn, 247)

    Bu hâdise de, Allâh Rasûlü’nün ümmetine olan şefkat ve merhametini te’yid etmektedir. Zîrâ kıyâmet günü “Kitabını oku, bugün sana hesap sorucu olarak nefsin kâfîdir!” (el-İsrâ, 14) buyrulacak ve ümmetin günahları ortaya dökülecektir. Yukarıdaki hadîs-i şerîf de, o uhrevî manzarayı hatırlattığı için, ümmetine şefkatle dolu rakîk kalbi buna dayanamayan Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, inci tâneleri gibi gözyaşları dökmüştür.

    I

    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

    “Allâh Teâlâ Hazretleri (şu âyetle) ümmetim için bana iki emân indirdi:

    «1. Sen aralarında olduğun müddetçe Allâh onlara (umûmî bir) azap indirmeyecektir.

    2. Onlar istiğfarda bulundukları müddetçe, Allâh onlara azap etmeyecektir. (el-Enfâl 33)»

    Ben aralarından ayrıldığımda, (Allâh’ın azâbını önleyecek ikinci emân olan) istiğfârı kıyâmete kadar ümmetimin yanında bırakıyorum.” (Tirmizî, Tefsîr, 8/3082)

    Unutmamak gerekir ki, bir mü’min, -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in muhabbetini dâimâ gönlünde taşırsa, umulur ki Cenâb-ı Hak onu cehenneminden âzâd eder, Rasûlü’ne muhabbetle dolu o gönlü ateşe atmaz.

    Ziikrettiğimiz bu misaller, Allâh Rasûlü’nün ümmetine olan engin şefkat, merhamet ve düşkünlüğünü yansıtan sayısız misallerden sadece birkaçıdır. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz’in ümmetine duyduğu şefkate mukâbil, bizim ne kadar O’nun izinden giderek sünnetini feyz ile îfâ edebildiğimizi ve O’na olan muhabbetimizi iç âlemimizde dâimâ mîzân etmek durumundayız.

  3. #35
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH MUHABBETİNİN YANIK TERENNÜMLERİ devamı

    Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- öyle bir şahsiyettir ki, O'nu rehber edinip kendisine tâbî olanların her biri gökteki yıldızlar gibi insanlığın mümtaz şahsiyetleri

    hâline gelmiş; ebedî saâdet ve huzûra ermişlerdir. Ashâb-ı kirâm, Hak dostları ve sâlihler, hep O Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi'ne yakınlaşabildikleri ölçüde fazîlet ve kıymet kazanmışlardır.

    Acaba Abdullâh bin Zeyd, Bilâl-i Habeşî, İmâm Nevevî, Seyyid Ahmed-i Yesevî ve emsallerinin gönül iklimlerinden bizlerde ne kadar hisse var?.. Bizler de, ashâbdan beri devam edegelen bu muhabbet tezâhürleri çerçevesinde, Allâh Rasûlü'ne

    muhabbetteki seviyemizi ölçmeli ve O'na ne derecede lâyık bir ümmet olarak yaşayabildiğimizi mîzân edip, rûhumuza mânevî bir diriliş ve uyanış aşısı yapmalıyız.

    Burada bahsettiğimiz İslâm büyüklerinin hâlleri de, elbette ki vecd kahramanı olan yıldız şah*siyetlerdeki ölçülerdir. Ancak onları kıyâmete kadar gelecek müminlerin gönül semâlarında yıldızlaştıran da, Rasûlul*lâh'a duydukları aşk, şevk ve bağlılıktaki şiddettir.

    Biliyoruz ki aşk ve muhabbet, iki gönül arasındaki cereyan hattı gibidir. Güzel bir mü'min olabilmek için, kalbe bu istîdâdı kazandırmak şarttır. Günümüzde insanlığın yaşadığı buhranlar, bu kalbî istîdâdın kaybolmasından ileri gelmektedir. Bu yüzden

    nice kıymetler hebâ oluyor, nefsânî çarklarda parçalanıyor. Akış ve yönelişler dâimâ dünyevî ve nefsânî olunca da, rûhun iştihâsına kimse yol bulamıyor. Aşk-ı mecâzîden aşk-ı hakîkîye doğru kalplerin irtifâ kaydetmesi, Mecnûn'un Leylâ'dan

    başlayan seyâhatini Mevlâ'da noktalaması, ham bir yüreğin geçtiği temrinler neticesinde olgunlaşarak gerçek aşka istîdât kazanmasıyladır. Günümüzde insanlık bu aşka muhtaçtır. Yaşanan bütün bu cinâyetler, kötülükler, hamlıklar hep aşksızlıktandır.

    üsveihasenecom

  4. #36
    ummuhan
    Biliyoruz ki aşk ve muhabbet, iki gönül arasındaki cereyan hattı gibidir. Güzel bir mü'min olabilmek için, kalbe bu istîdâdı kazandırmak şarttır. Günümüzde insanlığın yaşadığı buhranlar, bu kalbî istîdâdın kaybolmasından ileri gelmektedir. Bu yüzden

    nice kıymetler hebâ oluyor, nefsânî çarklarda parçalanıyor. Akış ve yönelişler dâimâ dünyevî ve nefsânî olunca da, rûhun iştihâsına kimse yol bulamıyor.........

    aaahhh.........

  5. #37
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH MUHABBETİNİN YANIK TERENNÜMLERİ devamı

    Gerçek bir sevginin büyüklüğü, gerektiğinde sevilen uğrunda yapılan fedâkârlık ve girilen risk ile ölçülür. Çok seven biri îcâbında canını verir de bir fedâkârlık yaptığı

    hissini bile taşımaz. Sanki borcunu ödüyormuş gibi rahatlıkla canını verir. Fakat gerçek aşkı tanımayan, aşktan nasîb almayan kimseler, kemâle erme yoluna girmemiş ve nefsinin sultasında yaşayarak gönlünü israf ve ziyan ediyor demektir.

    Dağların kabûl etmediği emâneti yüklenmiş olmak, aslında insana sunulmuş ilâhî bir imtiyazdır. Bu kazanç ve imtiyazı gerçek mânâsıyla elde edebilmenin şartı da, hakîkî aşka ulaşabilmektir. Çünkü, insan rûhundaki bu çatışma ve kavga, ancak hakîkî aşkın

    içinde eriyip kaybolur. Kâmil insan, bir örnek şahsiyetten aldığı feyizli akislerle, hayvânî temâyüllerden rûhunu sıyırır, gönlünü bir cennet bahçesi hâline getirir ki oradan ilâhî manzaralara pencereler açılır.

    Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de “Rûhumdan üfürdüğüm” (el-Hicr, 29) buyurmakta ve insana kendinden verdiği ulvî cevheri hatırlatmaktadır. Şâyet bu ulvî cevher ve müjde, mümini aşk ve muhabbet netîcesinde kemâle eriştirebilirse, o zaman kalb,

    ilâhî esrâr âlemine doğru merhale almaya başlar. İlâhî âlemin sırları, eşyânın hakîkati, insan ve kâinât denilen sır ortaya çıkar. Kul, kalb-i selîm tecellîlerine mazhar olur
    üsveihasenecom

  6. #38
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH MUHABBETİNİN YANIK TERENNÜMLERİ devamı

    Kul, bu olgunluğa eriştiğinde Allâh ile arasındaki gaflet perdeleri aralanmaya başlar; “ölmeden evvel ölmek” sırrından nasîb alır. Dünyâ ve onun fânî sevgisi,

    bütün geçici ve gösterişli güzelliği, gözünden düşer ve gönlünden çıkar. Böylece rûh, Hâlık'ına yaklaşmaktaki târifsiz lezzete nâil olur.

    Hakîkî sevgiyi tatmamış olanlar ise, insanda mevcûd olan hayvâniyet çerçevesini kırıp da melekiyet sahasına adım atamamış demektir. Sevmeyi bilmeyenin kalbi, ham toprak gibi olur. Mârifet sevmektedir. Çünkü varlığın sebebi muhabbettir.

    Beşeriyeti, sefâletten kurtarıp saâdete götürecek olan ilâhî rahmet, insanlığa üsve-i hasene olarak takdîm edilen Allâh Rasûlü'dür. Hakîkî saâdetin yolu, hakîkî aşkı

    O'ndan öğrenmek, O'nda fânî olabilmek ve bu muhabbetle O'nun izinden gidebilmektir.

    üsveihasenecom

  7. #39
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH MUHABBETİNİN YANIK TERENNÜMLERİ devamı

    Zîrâ Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bütün kâinâtın gözbebeği, özü ve var oluş sebebidir. Hakk'ın yüce bir lutfudur. Kul ile Hak Teâlâ arasında bir vuslat rehberidir. O, anlatılabilen ve ifâdenin târiften âciz kaldığı ulvî hâlleriyle kulluk

    makâmında bedeni fânî oluncaya kadar bizlere Hakk'a kulluğun en yüce nümûnesi olmuştur. Kısaca O, âlemleri kuşatan bir rahmet ve aşktır. O'na râm olan âşık gönüller, bu âlemde dâimâ O'nun muhabbetiyle yanıp kavrulacaklar ve her dem O'nun ulvî visâlinin hasretini yudumlayacaklardır. Bu hâlet içinde:

    “Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Rasûlallâh!” figânıyla da her an gittikçe ziyâdeleşen muhabbetlerini arz edeceklerdir.

    İşte Yûnusları Yunus hâline getiren, Mevlânâları Mevlânâ yapan da bu aşktır. Hazret-i Mevlânâ bu aşk ile ebedî ve hakîkî saâdet iklîmine adım atmıştır. Lâkin onun saâdeti hakîkatte nerede, ne zaman ve kiminle başlamış, bunu bilenler azdır. Bunu ancak onun etrâfında aşk ile pervâne olup onunla aynîleşmeye mazhar olan bahtiyarlar bilirler. Hazret-i Mevlânâ'nın saâdeti, nâmütenâhî yâni sonsuz Kâdir-i

    Mutlak'a vuslat idi. Çünkü onlar, fânî ten esâretinden sıyrılıp sonsuza doğru mesâfe aldıklarından, yalnız sonsuzla mesud olurlar. Sonu olanlarla yâni fânîlerle gerçek saâdet ne kadar ve ne kıvamda olabilir ki?.. Zîrâ saâdet iklîminin yolu, aşk ve muhabbeti lâyık olduğu yere tevcîh etmekten geçer. Nitekim Hazret-i Mevlânâ'nın şu sözleri, bir bakıma onun saâdetinin kaynağını da sergilemektedir:

    “Canım (rûhum) var oldukça ben Kur'ân'ın kölesiyim. Ben Hazret-i Muhammed'in ayağının toprağıyım. Eğer biri, benim sözümden bundan başka en ufak bir şey bile nakledecek olursa, o kimseden de onun sözünden de incinirim.”
    üsveihasenecom

  8. #40
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH'A AŞK İLE TÂBÎ OLMAK

    Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e duyulan gerçek bir aşk ve muhabbetin netîcesi, O'nun yolunun tozunu başının tâcı eylemek, O'na cân u gönülden itaat edip teslîm olmaktır.

    Zîrâ O öyle bir şahsiyettir ki, her yönüyle insanlık için serâpâ bir rahmetten ibarettir. Bu meyanda O'nun kalbinin müminlere karşı ne derecede şefkat ve merhametle dolu olduğunu şu âyet-i kerîme ne güzel sergiler:

    “Andolsun ki size kendi içinizden öyle izzetli bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz O'na çok ağır gelir. Size çok düşkündür. Mü'minlere karşı Raûf (cidden şefkatli) ve Rahîm (son derece merhametli) 'dir.” (et-Tevbe, 128)

    Bu hususta Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, o kadar hassas ve merhametli idi ki, bazı insanların gaflet içinde helâke sürüklenmeleri karşısında gönül âlemi aşırı bir ızdırap ve üzüntü ile yıpranır, âdetâ perîşân olurdu. Öyle ki, Cenâb-ı Hak:

    “ (Ey Rasûlüm!) Biz sana Kur'ân'ı meşakkat çekesin diye indirmedik...” (Tâ-hâ, 2) buyurarak O'nu îkâz ve tesellî eylemişti.

    Rasûlullâh'ın ümmetine duyduğu bu engin şefkat, merhamet ve muhabbete mukâbil, ümmeti olarak biz bu sevgiye ne kadar karşılık verebildiğimizi tefekkür etmek zorundayız.

    üsveihasenecom

  9. #41
    İsr@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    05-11-2006
    Yer
    KOCAELİ
    Yaş
    37
    Mesajlar
    1.541
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsr@
    Tevâzûda Allâh Rasûlü (s.a.v.):

    O’nun peygamberliği aslâ bir saltanat arzusu değildi. Zîrâ O, “kul peygamber” olmayı, “hükümdar peygamber” olmaya tercih etmişti.1 Ümmetinin zayıf ve düşkünleriyle bizzat ilgilenir, onların ihtiyaçlarını kendi mübârek elleriyle karşılamaya çalışır, mescidinin bir köşesinde fakir sahâbîlerine yer tahsis eder ve Allâh’ın dînini öğrenmeye çalışan bu sahâbîlerinin geçimini temine bizzat gayret gösterirdi.

    O, tevâzûda da bir âbideydi. Onun kaygısı şahsıyla ilgili değildi. Onun bütün derdi, hattâ kendisini yıpratacak derecedeki endişesi, insanların hidâyet bulup dünyâ ve âhiret saâdetine nâil olmalarıydı.

    Birgün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Muhâcirler ve Ensâr’dan bâzılarıyla birlikte Muâz bin Cebel -radıyallâhu anh-’ı Yemen’e vâli olarak uğurlamaya çıkmıştı. Muâz -radıyallâhu anh- binek üzerinde, Allâh Rasûlü ise onun yanında yaya olarak gidiyordu. Muâz -radıyallâhu anh-:

    “–Yâ Rasûlallâh! Ben binitliyim, Siz ise yayasınız! Ben de inip Siz’inle ve ashâbınızla birlikte yürüsem olmaz mı?” diye mahcûbiyetini dile getirdi. Onu teskîn eden Efendimiz, kendisini meşgûl eden esas düşüncenin ne olduğunu şöyle ifâde buyurdu:

    “–Ey Muâz! Bu adımlarımın, Allâh yolunda atılan adımlar olmasını arzu ediyorum.” (Diyârbekrî, II, 142)

    Bu hadîs-i şerîf, aynı zamanda Hak yolunda atılan adımların paha biçilmez kıymetini de ifâde etmektedir.

    I

    Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-, Peygamber Efendimiz’in büyük bir tevâzû ile ev işlerinde kendisine yardımcı olduğunu şöyle anlatır:

    “Babam Ebû Bekr’in âilesi bize bir gece koyun paçası göndermişti. Allâh Rasûlü eti tuttu ben kestim veya ben tutmuştum da O kesmişti.”

    Dinleyenlerden birisi:

    “–Bunu lâmbasız olarak karanlıkta mı yapıyordunuz?” diye sordu.

    Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle cevap verdi:

    “–Yanımızda lâmbaya koyacak kadar yağımız olsaydı, şüphesiz onu katık yapar yerdik. Bir ay geçerdi de Muhammed -aleyhisselâm-’ın âilesi yiyecek bir ekmek bulamaz, ocaklarında tencere kaynamazdı.” (Ahmed, VI, 217; İbn-i Sa‘d, I, 405)

  10. #42
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH'A AŞK İLE TÂBÎ OLMAK devamı

    Hakîkaten, Allâh Rasûlü'ne olan muhabbetimizin ölçüsü, Kur'ân'ı ve Allâh Rasûlü'nü rehber edinerek, O'nun hâli ile ne kadar hâllendiğimizle belli olur. Onu seven ve

    O'nun uğruna her şeyini fedâ eden ashâb-ı kirâm, O'nu nasıl duydu ve hissetti? O'nun hâliyle nasıl hâllendi ve ahlâkını hayatına nasıl aksettirdi? Acabâ bizler bu hâllerin neresinde bulunuyoruz? O'na olan muhabbetimizi bu ölçülerle mîzan edip

    gönüllerimizi O'nun ahlâkı ile tezyîn etmeliyiz. Günahlarımız, hatâlarımız, kusurlarımız ve isyanlarımız O'nun zemzem misâli tertemiz ahlâkıyla yıkanmalı, O'nun mübârek hayatının mânâ ve hikmeti ile mânevî bir diriliş yaşamalıyız.

    Vâsıl-ı ilâllâh olabilmenin sırrı, Allâh'ın kitâbına ve Varlık Nûru'nun sünnet-i seniyyesine, yâni yüksek ahlâk ve davranışlarına hulûs-i kalb ile yakınlaşabilmek, Allâh ve Rasûlü'nün sevdiklerine muhabbet, zıdlarına da nefretledir.

    Zîrâ ilâhî muhabbetler, gönlü diri tutar, sıhhatli kılar, hayra istikâmetlendirir. Muhabbet ve onun zıddı olan nefret, ikisi birden aynı anda bir kalbde bulunamaz. Ne

    var ki, gönül boşluk kabûl etmediği için, birinin yokluğu, diğerinin varlık sebebidir. Bu iki zıdlık arasındaki fark, a'lâ-yı illiyyîn ile esfel-i sâfilîn arasındaki mesâfe kadar sonsuzdur.

    üsveihasenecom

  11. #43
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH'A AŞK İLE TÂBÎ OLMAK devamı

    Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in peygamberliği ile beşeriyet, beklediği ulvî hidâyet rehberlerinin en mükemmeline kavuşmuştur. Bu yüzden bugün hâlâ

    hodgam ve nefsânî bir hayat yaşamaya devâm edenler, böyle yüce bir örnek şahsiyet gelmeden önce câhilî bir hayat yaşayanlardan daha mes'ûl bir mevkîde bulunmaktadırlar. Bu bakımdan, insanlığın ekseriyetle kuvvete râm olup nefis

    sultasında yaşadığı günümüzde, O Varlık Nûru örnek şahsiyetin, karakter ve şahsiyet inşâsına daha büyük bir şiddetle muhtâcız!.. Târihimizin ihtişam devirlerindeki en büyük müessir de, O şânı yüce Peygamber'in hakîkî vârisleri olan amel-i sâlih sâhibi

    müminlerin varlığı ve onların topluma örnek bir şahsiyet sunmaları idi. Hâlbuki günümüzdeki ahvâle nazar ettiğimizde en hazin gerçeklerden birinin, böyle örnek şahsiyetlerin azlığı sebebiyle mâneviyat sahasında yaşanan hüsran olduğunu müşâhede etmekteyiz.

    Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in, O'nun izinden gidenlerin ve bilhassa kendi târihimizdeki îmân ve vecd kahramanlarının heyecan dolu gönüllerinin seviyesine yeniden ulaşabilmek için tekrar o âbide ve örnek insanlara sâhip olmamız gerekmektedir.

    Bunun için de onları duymak, anlamak ve onların gönül âlemlerinden hisse alabilmek gerekir. Yâni onların bu fânî âlemi nasıl telakkî ettiklerini, Allâh'ın kendilerine ihsân ettiği akıl, iz'an, idrâk, can ve malı nasıl kullanarak hem kendilerine hem de insanlığa saâdet yolunu açtıklarını iyi bilmek îcâb eder.

    üsveihasenecom

  12. #44
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH'A AŞK İLE TÂBÎ OLMAK devamı

    Zîrâ bir tarla, ne kadar kâbiliyetli olursa olsun, üzerinden yağmur bulutları, güneşli bahar esintileri geçmedikçe yeşillenmez. Kalbin de münbit bir toprak gibi verimli

    hâle gelmesi, belli bir kıvam kazanıp güçlü bir îmân heyecanı içinde, insanlığa üsve-i hasene olan Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e râm olmakla mümkündür.

    Zîrâ O, öncekilerin ve sonrakilerin en üstünü, fazîlet ve keremlerin tükenmez kaynağı; âlemdeki bilcümle bereket ve rahmetlerin sebebidir. Ezel ve ebed

    hakîkatleri ile dolu olan Kur'ân-ı Kerîm O'na indirilmiş; îmân cihânına armağan edilmiştir.

    üsveihasenecom

  13. #45
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    RASÛLULLÂH'A AŞK İLE TÂBÎ OLMAK devamı

    İşte Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in ibâdet, muâmelât, ahlâk ve beşerî davranışlarındaki kâbına varılmaz ölçüleri sunan bu eserin,

    kendimizi hesâba çekip O Varlık Nûru ile aramızdaki gönül boşluğunu ve mesafesini ölçmede bir “fiilî kıstas” olacağı kanaatindeyim.

    Cenâb-ı Hak, ebedî saâdet rehberimiz Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in örnek şahsiyetinden lâyıkı vechile hisse alıp, dünyâ ve âhiretimizi onun güzelliklerinden akislerle taçlandırmayı nasîb eylesin. Allâh Rasûlü'nün üsve-i

    hasenesini ilmiyle, irfânıyla ve bilhassa örnek yaşayışıyla insanlığa tebliğ etmeye çalışan bütün gayret ehli mümin kardeşlerimizden râzı olsun. Bu eseri de, hazırlanmasında emeği geçen bütün kardeşlerimize bir sadaka-i câriye eylesin.

    Âmin…

    üsvei hasenecom

  14. #46
    kays - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-10-2006
    Yer
    Kayseri
    Yaş
    61
    Mesajlar
    4.632
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @kays
    ALLÂH'A KULLUKTA ÜSVE-İ HASENE

    Kulluk, Cenâb-ı Hakk'a karşı tevâzû ve tezellülün nihâî noktasıdır. Kulluk, Allâh Teâlâ'ya tam bir teslîmiyetle boyun eğmek, emir ve yasaklarına titizlikle uymak ve

    O'na isyandan kaçınmaktır. Kulluk, insanın yaratılış sebebidir. Bu da ancak, nîmetlerin hakîkî sâhibi olan ve insana hayât bahşedip diğer nîmetlerden istifâde imkânı veren Allâh Teâlâ'ya yapılır.

    Allâh'a kul olmak, insanın O'nun dışındaki tüm varlıklara karşı hürriyetini îlân etmesidir. Bu sebeple kulluk insanı köleleştiren, kuvvet ve istidatlarını tahdid eden

    bir sıfat değil, onu diğer varlıklardan üstün kılan bir husûsiyettir. Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin ifâdesiyle; “Müslüman olmak, şer'î ahkâma bağlanmak, takvâya riâyet,

    azîmetle amel ve güç yettiğince ruhsatlardan kaçınmak tümüyle nûr, safâ ve rahmettir.” Gâlip Mustafa Bey bu mânâyı ifâde ile şöyle der:

    Mazhar-ı feyz-i ubûdiyyet olandır insân

    Yoksa mânâda kişi şekl ile insân olmaz.

    “Ancak, Allah Teâlâ'ya kulluğunu idrâk edip o istikâmette bir hayat sürebilenler insan mertebesine ulaşır. Yoksa kişi sâdece şekil ve sûretiyle insan olamaz.”

    üsveihasenecom

  15. #47
    İsr@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    05-11-2006
    Yer
    KOCAELİ
    Yaş
    37
    Mesajlar
    1.541
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsr@
    Cömertlikte Allâh Rasûlü (s.a.v.):

    Birgün bir kimse Peygamber Efendimiz’e gelerek bir şeyler istedi. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

    “–Yanımda sana verebileceğim bir şey yok, git benim nâmıma satın al (borca gir), mal geldiğinde öderim.” dedi. Efendimiz’in sıkıntıya girmesine gönlü râzı olmayan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

    “–Yâ Rasûlallâh! Yanında varsa verirsin, yoksa Allâh Sen’i gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef kılmamıştır.” dedi.

    Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Hazret-i Ömer’in bu sözünden hoşnut olmadıkları, mübârek yüzlerinden belli oldu. Bunun üzerine Ensâr’dan bir zât:

    “–Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallâh! Ver! Arş’ın Sâhibi azaltır diye korkma!” dedi.

    Rasûlullâh’ın arzusunu te’yîd ve takviye eden bu sahâbînin sözleri, Efendimiz’in çok hoşuna gitti, tebessüm ederek:

    “–Ben de bununla emrolundum.” buyurdu. (Heysemî, X, 242)


  16. #48
    İsr@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    05-11-2006
    Yer
    KOCAELİ
    Yaş
    37
    Mesajlar
    1.541
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsr@
    Cömertlikte Allah Resulü (devam)

    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bir muhtaç geldiğinde, evvelâ hâne-i saâdetlerinden ister, sudan başka bir şey olmadığı haberi gelince de sahâbîlerine döner, o kişinin ihtiyâcının giderilmesini isterdi. O kişinin ihtiyâcını gidermeden de huzur bulamazdı.

    Diğer bir misâli de Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:

    “Peygamber Efendimiz’e Bahreyn’den mal getirildi. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

    «–Onu mescide dökün!» buyurdu. Bu mal (şimdiye kadar) Allâh Rasûlü’ne getirilenlerin en çok olanı idi. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- o mala dönüp bakmadan namaza gitti. Namaz bitince gelip malın yanında durdu. Her gördüğüne ondan veriyordu… Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- tek dirhem bile kalmayıncaya kadar hepsini dağıtmadan oradan ayrılmadı.” (Buhârî, Salât, 42)

    Zîrâ mü’minlerin ihtiyaçlarını karşılamak sûretiyle onları sevindirmek, Allâh Rasûlü’ne târifsiz bir huzur verirdi.

    Fahr-i Kâinât Efendimiz, bir hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır ki:

    “Cibrîl bana Allâh Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu söyledi:

    «Bu dîn (yâni İslâm), Zâtım için seçip râzı olduğum bir dîndir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır. Müslüman olarak yaşadığınız müddetçe onu, bu iki hasletle yüceltiniz!»” (Heysemî, VIII, 20; Ali- el-Müttakî, Kenz, VI, 392)

    Bu bakımdan dînimizi yüceltip îmânımızı mânevî bir muhâfaza altına alabilmek için nebevî ahlâka bürünmek, O’na olan şükran borcumuzun îcâbıdır. Zîrâ Allâh’a vefâdan sonra en ulvî ve en gerekli vefâ, Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e vefâdır. Bu vefâ, duâlarında «ümmetî, ümmetî» diyerek öncelikle ümmeti için talepte bulunan, hattâ kendi kurbanlarına ilâveten bir de ümmetinden kesemeyenler adına kurbanlar kesen2 vefâkâr Peygamberimiz’e duyulması îcâb eden şükran hislerinin en güzel bir ifâdesidir. Peygamber Efendimiz’e sevgi ve muhabbette derinleşmekle başlayacak olan bu vefâ, O’nun Sünnet-i Seniyye’sini hayatımızın feyiz ve rûhâniyet menbaı hâline getirebilmemiz ile de asıl kıvâmına kavuşur.

    Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, bu duygularla yoğrularak bir peygamber âşığı hâline gelen ümmetinin sâlihlerine duyduğu derin muhabbetini şöyle ifâde buyurmuştur:

    “Ümmetim içinde beni en çok sevenlerin bir kısmı benden sonra gelenler arasından çıkacaktır. Onlar beni görebilmek için mallarını ve âilelerini fedâ etmek isteyeceklerdir.” (Müslim, Cennet, 12)
    I

Sayfa 3/29 İlk 1234567813 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 43
    Son Mesaj: 12-05-2015, 15:26
  2. üSVE-i HASENE
    By Gülzar-ı İrfan in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29-12-2010, 13:27
  3. Üsve-i Hasene
    By Gülzar-ı İrfan in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29-12-2010, 13:27
  4. Peygamber Efendimiz(s.a.s) ve biz
    By emustafa in forum Sahabeler ve İslâmî Önderler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24-09-2009, 14:58
  5. peygamber efendimiz s.a.v
    By tuğba in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04-09-2006, 14:34

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş