Etiketlenen üyelerin listesi

MELANKOLİ Evet, oldu işte ama yine de evet Bugün kendime oy veriyorum başkasına gerek yok! Acıtıyor belki gizli öznelerim, kırıyor onursal yalakaları Ama evet haykıracağım topluma, dünyayı mikrofon yaparak Altın kaplamalı dişlerin sahibinin hoşuna gitmemiş gibi Sırıtınca kusturuyor kendi halinde olan halkımın nefretini Ne garip ne garip ama evet İnsanın içinde saklı kalp insan kalbinin içinde

Bu konu 5110 kez görüntülendi 12 yorum aldı ...
Bilal Yavuz Şiirleri 5110 Reviews

    Konuyu değerlendir: Bilal Yavuz Şiirleri

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 5110 kez incelendi.

  1. #1

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21

    MELANKOLİ

    Evet, oldu işte ama yine de evet
    Bugün kendime oy veriyorum başkasına gerek yok!
    Acıtıyor belki gizli öznelerim, kırıyor onursal yalakaları
    Ama evet haykıracağım topluma, dünyayı mikrofon yaparak
    Altın kaplamalı dişlerin sahibinin hoşuna gitmemiş gibi
    Sırıtınca kusturuyor kendi halinde olan halkımın nefretini
    Ne garip ne garip ama evet
    İnsanın içinde saklı kalp insan kalbinin içinde
    Suikastınızı daha sakin bir yerde yapmak istiyorsunuz
    Bari mezarda rahat bırakın onları evet
    Birçok şey kırılıyor içimde aşk kadehi düşünce yeryüzüme
    Estetik ameliyatlardan yer kalmıyor hastanelerde tedavime
    Kırmızı başlıklı bir balon patlatmalıyım üstüne
    İpotek altına alınan hayalleri kurtarmalıyım belki
    Bana göre -günlüğüm olmadı ve fakat olsaydı-
    Altından, elmastan ve döviz kurundan daha pahalıydı bugün
    Aklımı yaslarken Sultan Ahmet Caminin öksüz duvarına
    Ayasofya yalnız hissetmemeliydi kendini
    Kalabalık soğukkanlı ediyor belki tuğlaları
    Kuru, kupkuru, fön makinesinden çıkan bir kalabalık

    Evet, avucum epey yoruldu ama ölümüne evet
    Ales sınavlarında bir devrimin manifestosu bir destan
    Çatlıyor orta yerinden soğan kafalılar ve kadavra!
    Sanatın zorluğuna hayran bir toplum
    Çıkarına uymayan, hesabına gelmeyen her olayda
    Kolayına kaçıyor sanatkârca ve kaypakça
    Konserlerde kelle sallayana bir çift sözüm olmalı
    Bulunmalı birkaç şiirsel tenkit çalışma masamda
    Balla sokmalıyım yapmacık tavırlar kölesini
    Evet, bu karanlık horultuya su sesiyle durmalıyım
    Klişe kurşunlar sıkmalıyım ara sıra lügat şarjöründen
    Akvaryum almalıyım yerlilerin toprağında pinekleyene
    Salkım salkım yaşamalıyım çilemi bir başıma bir yüreğime
    Dolunay gömülüyor toprağa ve izlemeliyim evet
    Toprağa gömülmekten korkmamalıyım adım çamur
    Sözcükleri sıkıp portakal suyu çıkaracağım çocuklara
    Tatlı içip acı olgunlaşmalar adına biraz ve bariz
    Tekere saklanan çomağı bulamazsam çabucacık
    Belki geç kalacağım son istasyona durdurmak için dünyayı

    Kalemimde bir demet çığlık saklıyorum yaklaş ve dinle
    Kamil Eşfâk ustanın serçelerinde tutuşmalısın evvela
    Biraz daha yaklaş ve yeniden diril ufukta anlam göründü
    Kavramların milimetrik aralığında kaybolmak bana göre değil
    Özgürlük heykelinin adını değiştiriyorum kim karşı çıkabilir?
    O artık tutsaklık metnidir her kirpiğin ateşten kıvrımında
    Tuz basılmış yaraya biraz keççap daha sık ve biraz kezzap
    Yakında kantinlere taşınır çocuklar sakın şaşırma
    Kalbin yağ bağlaması bir başkadır kararmasından buna inanmalıyız
    Zamane ihtiyaçlar başlığı altında bunca haksızlık
    Marka oluyor dikkat the drink coco cola
    Yahut mc donal’s demeliyim aynı sinsiyetin perdesinden

    Kelimeleri ipten alıyorum evet şimdi tam zamanı
    Yumruklamalıyım işlevini kaybetmiş inançsız bir statüyü
    Çöp kutusuna buruşturup attım zaten sakın kimseye söyleme
    Şiirin kulağı vardır aman dikkat
    Dinle, taze bir ikindi hâli bende bu sesi kısık sırlar
    Lamelifin boynundan tutup kaldırmalıyım bayrak gibi dimdik
    Güçlü olmak bu zamanda karşı durmakla doğru orantılı
    Titrekliğin üzerinde bir tetik olmak her şairin harcı değil
    Tüllerden yeni bir pertev icadı, zırhı, yarası ve gülü
    Onurumun değişmez hassasiyetlerinden olmalı evet olmalı
    Tek tipleşen insanlar, apartmanlar vesaire vesaire
    Hayat kimine bayat kimine rahat kimine heyhat
    Putları kıracak bir zanaat okuyorum öğrenmek isteyenler
    Şiirde saklanan numaramdan yüreğime ulaşabilirler
    Birçok öğretmen gördüm geçirdim ve gördüm geçirildim
    Şimdi mezunum yüzümde o ifade o şaşkınlık
    Evet, belki biraz kırgınlık

    Aslında şu an yirmi yıl öncesinde olabilirim
    Diyarbakır cezaevinde bir lağım birikintisi var hâlâ taze
    Tıkayabilirim belki zalim komutanların boğazına
    Kinci değilim zira bu yakışmaz bana on numara küçük
    Büyük işlerin adamı olmalıyım memleketlim gibi
    Üstadım Sezai Karakoç’a bir selam yolluyorum buradan
    Şiirde selamı ilk defa icat eden ben olmalıyım ah ne mutlu
    Yetimlere kucak dolusu kelam ve lisan ile tutuşmalıyım
    Çocuklara ney dinletin sonra çok geç olabilir aşka
    Faturalardan ve borsadan ve kurdan bıkan adamların
    Kravatını gevşettiği işte tam o an gel demeliyim
    Ne olursan ol kravatını ve hatalarını bırak öyle gel

    İşte antik surlar üzerinde bir ekim akşamı kalp ve sır
    Baş başa düşünüyorum ne kadar okul gezisinde uğrasam dâhi
    Çok geç değil aşka, hayata, yeniden doğmaya
    Her gün tekrar ediyor güneş dağların tesettürlü eteğinden
    Beni bekliyor olmalı Sultan Mihrimah
    Bayezid yangın kulesinde bir gölge fotoğrafım olması şartıyla
    Sonra Truva atına binmeliyim şakaklarımda derin mazimle
    Peri bacalarında bir sigara tüttürmeliyim pasif içici olarak
    Bakırcılar çarşısından kapalı çarşıya yol olmalıyım
    Üstümden geçenler matemimden bir katre hissetmeli evet
    On gözlü köprüyü Boğaz köprüsüne bağlamalıyım çelikten kollarımla
    Bu benim ana yurdum demeliyim günde yetmiş üç milyon defa
    Evet, kurtarmalıyım bebekleri firavun ellerden Rabbın adıyla
    Dünyaya bir başörtüsü bulmam gerek artık büyük çapta
    İnsanın insanı ilah etmesine bir son verin artık hey sizler
    Evet evet evet
    Bebek kalan boğulur çünkü dünya bir küvet
    Yüzmeyi bilmiyorsam koşmalıyım tonlarca sevgiyle
    Ah sevmek ne ağır ne ağır
    Biraz daha bağır
    Seni Allah duyacak başkası duyamaz içinin göklerinden

    Yedi İklim ~ Sayı 249

    YASAK BÖLGE

    Koşamıyorum çıkmaz sokak
    Aynalar sarıyor topraktan gövdemi verasetle
    Uçamıyorum duvar örülü yedi gök
    Uçamıyorum yerçekimi kanunu
    Dünyadan uzaya bıraksam kendimi bir güvercin ahengiyle
    Düşünsem ve uçsam
    Koşamıyorum, uçamıyorum anlamıyorlar beni
    Bağnazlar bağlayamazlar sesim sert ve gür
    Saniyede milyon kilometreyle kulak zarına
    Haykırmak üzereyim
    Kırık imgelerimden toparlanıp
    Gitmek üzereyim valizim yok
    Yüküm ağır mı ağır
    Medyatik mermilere siper olan şiir
    Nicedir kime parya
    Orada bir Çeçenya var ırakta
    Tutmak istiyorum tutamıyorum kamçılanan nefreti
    Eşelemek, irdelemek, bağırmak istiyorum
    Duymuyorlar içimi
    Fırtınalar içimde kopuyor benim
    Tükenmez kalemin mürekkebiyle pıhtılaşan tufanda
    Kopan benim fırtınalar içinde kâğıda
    Kalem de tükenir
    Belirli kaideler içinde bir zaman
    Daha tükenmedim
    Koşamıyorum çıkmaz ayın son çarşambası
    Susamıyorum tutamazlar nefretimi
    Riyâ sergisi, the magazine, cemiyet hayatı
    Mehmet Akif’in cemiyeti
    Hayır, bu değil

    Arıyorum insanlıktan kalmışsa bir meziyet
    Eziyet
    Her çapta
    Kulvarda ve boyda
    Vuramıyorum mavzerim kırık dökük
    Duramıyorum ama yıkamıyorum
    Balyozcuları kaşeleyecek
    Güneşten balyozlar lâzım bana

    2
    Vasiyetin
    Vesikalaştığı karanlıktan bu yana
    Sükûtun çarmıhına geriliyor nice çığlık
    Nice insan
    Asıyor kalbini - dilinin idamlık ipiyle
    Asıyor ve işte canlı yayın
    Asıyor, haber ajansları, propagandalar, teehhül izlencesi
    Gönenen kalpazan kumpanyası
    Benim sevgilim Filistin / vatan toprağından büyük nebze
    Benim sevgilim ölümsüz davadan derlenen her deste
    Her beste
    Sevgimin bir müzakeresi
    Her defne
    Tökezleyen planların acizleştiği oylum
    Enleminden boylamına sosyete salatası
    Denkleminden barometresine savsaklanan düş güdümü
    Koşamıyorum koşamıyorum yasak
    Kalbimin Afgan bölgesinde milyarlarca vir’gülle
    Bağırıyorum artık
    Rabden lütuf nefesle

    DİPNOT:
    (Şeytan
    Darwin’in kucağındaydı kimi zaman
    kimi zaman Lenin’le aynı yastıkta
    Marx’ın fırıldak dişleri
    kana bürünüyordu Mao’nun ağzında kimi zaman
    Binlerce dünya savaşında Müslüman
    -Hâlâ Müslüman / hâlâ imtihan-
    Bu süreç belki ele verecek belki koparacak elini zulmün
    Belki kıyametle belki Mesihle bir zaman
    Bir gölge başka gölgenin koynundayken
    Başka bir gölge yine yasta
    Duvardan gelen kademli mısra
    Dinle şairi / dinle ki burada )
    Ayraca alınca biter mi şiir
    Biter mi hayat şiir bitince
    Şiir biter mi hayat bitince
    Tarihin örseleyemediği duvardan
    İnanıyorum sökeceğiz hiyerarşiyi
    Tırnağı etinden koparan kesafetle
    Benim hicvim
    Hödükleredir dünyam döndüğünden beri
    Egzotik egzoz boruları
    Bir gün iflas edecek inanıyorum
    3
    Küresel ısınmadan krize
    Atlatacak mıyız sahi
    Atlatacağız ölümle
    Geride kalan her mesafeyi
    Akort edilmiyor gibi birçok bağ
    Şımartılan çocukluğuyla bana bakan
    Her şehvete bir ihtar!ım var
    Çocukluktan kalan her şarkı
    Artık birer skandal

    Koşamıyorum muamma çelişkilerle dolu yaşam
    Bir tarafta
    Mevzi yerine dönemeyen nice onurlu hayat
    Diğer yanda yedi yıldızlı oteller ve barlar ve
    Kervansız saraylarda yitirilen iffet
    Diyorum ki
    Harflerinden doğan su molekülüyle
    Tahlili isabetli yüzlerin karartısına
    Tükürmek güzeldir bazen
    Evet güzeldir tükürmek bazen
    Ârâf’ta güzeldir unutma
    Cehennemlik bir ucube olmaktansa
    Koşamıyorum
    Ayağımda ne varsa

    Yedi İklim ~256

    İZDÜŞÜM

    Maymundan insana dediler: evrim
    İnsan maymunluğunda âzamî devrim!
    Palavra ahmağa muhtaç zift zemin
    Bak şu zamparaya bir de etmez mi yemin!
    Zımparala beynini, tuğla eksilsin!

    Balyoz mu lâzım general amca?
    Ölüm bile celladından titrerken
    İşte yandı yeşil ışık pasaparola
    Diplomasi işlemez mahşerde kanka!
    Göğsümün mahşerinde büyük diaspoara
    Ünlü bir aptal sarışın der ki: beni ara
    Nefsinden akan bu kaçıncı salya

    Havyar kalmadı elimizde bay hıyar!
    Seyyar kalbe inen kepenkti zar
    Âh azizim ömrümüz beklemekte karar
    Saç yolar kendini kara karar
    Kara para zan kendini haklar!
    Mevt hangi bacadan sürpriz yumurta?

    Çocuk dolar gibi yükselmez aşk kurunda
    Faizsiz bir eylemdir ölüme kafa tutma
    Skolastik beyinler ne anlar anlamdan
    Alıngan genler ne anlarsa algıdan
    Hırka yamalarından oyun yamalarına
    Eh be tekno ne etekler giydirdin
    Kendini kaybeden maktul ruhlara

    Yedi İklim ~258


    SOSYOLOJİK TRAVMA

    adımı tersten oku! anlayacaksın
    sokağım lâl; işlek kaldırımına

    avuçlarım göğüs kafesinde sürgün
    uzak bir sinyal gibi düş kapsama alanıma

    mahşerden evvel toprağından fışkırsın
    sularında susayan suskun cesedim

    sıkışan moleküllerime sırılsıklam sıkılan
    bir merminin yarıçapında yolun başındasın

    uyuştum eklemlerinde esrâr gibi
    geçen biz miyiz? yol mu bizden geçiyor?

    uzaklaştıkça yaşlanıyor çocukluk
    yaşlanan ellerin midir uzanırken suya?

    şeritlerden kıvrım kıvrım kıvrılan
    karanbolde kendimi şutladım kaleye

    direkten dönen bir ışın değil miyiz biraz da?
    usanılmayan tekrar… bir paradigma…

    Yedi İklim~ 261


    TİPSİZ TİPİ

    kurşun bir kalem gibi kırılsana
    gülün boşluğu gibi kinayelisin

    elini uzat dünyamın öbür ucundan
    her insan bir uyduysa; sen kimsin?

    öfkenin çevresinde anafor çember
    ateş böcekleri ve ateşten köpekler

    toroslar sahil ayini / Akdeniz kara!
    iklim tipin çok banal; bir tutam bayat

    göklerinse senin bile bilmediğin
    koleksiyonun en nadide parçası

    bakma bir elma gibi çürüdüğüme
    öyle bir sonum ki sonum bile sonsuzluk

    ama sahillerimi kimse anlamıyor
    kalçalardan kustuğunu denizlerimin
    Yedi İklim ~ 261



    TARİFSİZ

    Yaşamak ne garip sahi ne zarif
    Üzerinden sular akması değirmenin
    Kayalıklardan intihar eylemi şelalenin
    Kâinatın bütün vergilerinden muaf
    Ey yaşam ak
    Bütün kötü niyetleri cehennem taşlarında
    Poker masalarında bırakarak
    Kirli banknotlar yakmak üstüne
    Yaşamak rüzgârla çevirisi sahifelerin
    Ve sevişmesi bütün hücrelerinin
    Tensiz erişimi yıldızlı yüreklerin
    Gök kadar mavi, gün gibi akça, kanca kırmızı
    Rafyaların takılması morarmış yakamıza
    Yaşamak çekicin çiviyle dansı ahşap evlerde
    Bin kapı gıcırtısı bir ökçe sesi
    Gizemli hazneler yatakaltlarında
    Bileklerde büyüyen arterlerin
    Gerilmiş tüylerin büyük keşfi
    İlk çıkan sivilcenin sivil tahribi
    İnsanları adımlarından tanımak
    Her adım kasvet her adım
    Bir önceki ıssızlığa onaylı
    Külde tanıksal cinnet
    Her Kızıldeniz bir firavun boğar elbet
    Bebeğe -ilk sütten ücra- gelen şahadet
    Çocuk dediğin doğar aşka selamet
    Ve panzehriyle büyür her hıyanet
    Aşksa âlemlere sığmayan iffet
    Aşkı sokaklara sığdırmaksa cinayet
    Gazap tufanla buluşunca seyret
    Hüsran, hüsran ne ağır kasvet
    Âh cezir sürgündeyse nasıldır med
    Yaşamak dediğin buysa ya ebed

    Yedi İklim ~Sayı 258


    DİRENİŞ

    Ufuklardan bir ses gelir
    Gül yaprakları kımıldar
    Ben şimdi burada

    Ateşten gömlekler düğümlenir
    Bir sevdâ yağmurunda
    Düşlerim ıslanır ve saçlarım
    Dalgalanır direniş rüzgârında

    Silâhlar feryat eder,zalim ellerde
    Tanklar, bombalar ve her şey
    Boyun eğmiştir Hakk'a
    Kuşlar teselli eder
    Ümit gözlü çocukları
    Ve konar hüzünle
    Balkonlarından balkonlarımıza
    Her yerde kuş sesi fakat
    İnsanlık dinlemiyor gibi artık
    Barış türküleri kuşlardan

    Bir de damarlarımdan gelir
    Damarlarda dolaşan ses
    Nefeslere karşı nefes
    Hayat kumarlarında

    Yakınlardan bir 'ölü' gelir
    Adı vicdan
    Vicdansızda kaybolan

    Ve ben şimdi çilekeş
    Sömürülmüş bir çağda
    Kan emicilere direnişim

    Haydi Yankılansın uydulardan
    Duyulsun fezâda bir söz

    Sızıntı Dergisi ~ Sayı 378


    YAĞMUR

    Bulutlardan damlar derin bir yağmur
    Sağdan sola düşer aynı ritimde
    Düşünce doluyum, yüreğim mağdur,
    Dünya benle ağlar bir raks içinde
    Bulutlardan damlar derin bir yağmur

    Bahçelerde güller ne güzel parlar!
    Bu yağmur sabahı bak rahmet kokar!
    Gelip geçen yolcular, seni hatırlar
    Yollara kıvrım kıvrım uzanırlar
    Bahçelerde güller ne güzel parlar!

    Dün gece kâbusta karanlıktaydım!
    Yaradanın adıyla aydınlıktayım!
    An anı olmadan yol almaktayım,
    Kalbi hâsretinle ısıtmaktayım!
    Dün gece kâbusta karanlıktaydım!
    Kapkara gölgeler, fitneyle çöker!

    Zamanın, mekânın son nefesinde!
    Demirden zincirler şiire benzer!
    Halka halka bağlı, fikir içinde!
    Kapkara gölgeler, fitneyle çöker!
    Düşünce, bakışlar hangi açıda?

    Bakışlar, dalışta göre bilir mi?
    Ruhun ki; teninden cevher konumda!
    O zaman nedendir şu batıl seli?
    Düşünce, bakışlar hangi açıda?

    Dua, eller açılır; gökler avuçta!
    Firuze yakarış, inler nağmesi!
    Güvercin süzülür bir an boşlukta!
    Ruhumu okşuyor ezanın sesi,
    Dua, eller açılır; gökler avuçta!
    Gözyaşları kâğıtları parçalar!

    Mürekkebi kan dolu bir kalemden,
    Dökülür ta içimdeki yaralar,
    Sessizce izlerim pencerelerden,
    Gözyaşları kâğıtları parçalar!

    Bu hâsret bitmeli ve gitmem gerek!
    Ne vakit gün biter, ecel gelirse,
    Sayfalar çöllerdir, kalemler değnek!
    Kalemde ayrılır, vakti gelince,
    Bu hâsret bitmeli ve gitmem gerek!


    Bilal Yavuz / Bizim Mahalle Dergisi ~ Sayı 3/4

    Hernefe Dergisi ~ Güz sayısı 2010

    sitesinden alıntıdır..

  2. #2

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    MELANKOLİ

    Evet, oldu işte ama yine de evet
    Bugün kendime oy veriyorum başkasına gerek yok!
    Acıtıyor belki gizli öznelerim, kırıyor onursal yalakaları
    Ama evet haykıracağım topluma, dünyayı mikrofon yaparak
    Altın kaplamalı dişlerin sahibinin hoşuna gitmemiş gibi
    Sırıtınca kusturuyor kendi halinde olan halkımın nefretini
    Ne garip ne garip ama evet
    İnsanın içinde saklı kalp insan kalbinin içinde
    Suikastınızı daha sakin bir yerde yapmak istiyorsunuz
    Bari mezarda rahat bırakın onları evet
    Birçok şey kırılıyor içimde aşk kadehi düşünce yeryüzüme
    Estetik ameliyatlardan yer kalmıyor hastanelerde tedavime
    Kırmızı başlıklı bir balon patlatmalıyım üstüne
    İpotek altına alınan hayalleri kurtarmalıyım belki
    Bana göre -günlüğüm olmadı ve fakat olsaydı-
    Altından, elmastan ve döviz kurundan daha pahalıydı bugün
    Aklımı yaslarken Sultan Ahmet Caminin öksüz duvarına
    Ayasofya yalnız hissetmemeliydi kendini
    Kalabalık soğukkanlı ediyor belki tuğlaları
    Kuru, kupkuru, fön makinesinden çıkan bir kalabalık

    Evet, avucum epey yoruldu ama ölümüne evet
    Ales sınavlarında bir devrimin manifestosu bir destan
    Çatlıyor orta yerinden soğan kafalılar ve kadavra!
    Sanatın zorluğuna hayran bir toplum
    Çıkarına uymayan, hesabına gelmeyen her olayda
    Kolayına kaçıyor sanatkârca ve kaypakça
    Konserlerde kelle sallayana bir çift sözüm olmalı
    Bulunmalı birkaç şiirsel tenkit çalışma masamda
    Balla sokmalıyım yapmacık tavırlar kölesini
    Evet, bu karanlık horultuya su sesiyle durmalıyım
    Klişe kurşunlar sıkmalıyım ara sıra lügat şarjöründen
    Akvaryum almalıyım yerlilerin toprağında pinekleyene
    Salkım salkım yaşamalıyım çilemi bir başıma bir yüreğime
    Dolunay gömülüyor toprağa ve izlemeliyim evet
    Toprağa gömülmekten korkmamalıyım adım çamur
    Sözcükleri sıkıp portakal suyu çıkaracağım çocuklara
    Tatlı içip acı olgunlaşmalar adına biraz ve bariz
    Tekere saklanan çomağı bulamazsam çabucacık
    Belki geç kalacağım son istasyona durdurmak için dünyayı

    Kalemimde bir demet çığlık saklıyorum yaklaş ve dinle
    Kamil Eşfâk ustanın serçelerinde tutuşmalısın evvela
    Biraz daha yaklaş ve yeniden diril ufukta anlam göründü
    Kavramların milimetrik aralığında kaybolmak bana göre değil
    Özgürlük heykelinin adını değiştiriyorum kim karşı çıkabilir?
    O artık tutsaklık metnidir her kirpiğin ateşten kıvrımında
    Tuz basılmış yaraya biraz keççap daha sık ve biraz kezzap
    Yakında kantinlere taşınır çocuklar sakın şaşırma
    Kalbin yağ bağlaması bir başkadır kararmasından buna inanmalıyız
    Zamane ihtiyaçlar başlığı altında bunca haksızlık
    Marka oluyor dikkat the drink coco cola
    Yahut mc donal’s demeliyim aynı sinsiyetin perdesinden

    Kelimeleri ipten alıyorum evet şimdi tam zamanı
    Yumruklamalıyım işlevini kaybetmiş inançsız bir statüyü
    Çöp kutusuna buruşturup attım zaten sakın kimseye söyleme
    Şiirin kulağı vardır aman dikkat
    Dinle, taze bir ikindi hâli bende bu sesi kısık sırlar
    Lamelifin boynundan tutup kaldırmalıyım bayrak gibi dimdik
    Güçlü olmak bu zamanda karşı durmakla doğru orantılı
    Titrekliğin üzerinde bir tetik olmak her şairin harcı değil
    Tüllerden yeni bir pertev icadı, zırhı, yarası ve gülü
    Onurumun değişmez hassasiyetlerinden olmalı evet olmalı
    Tek tipleşen insanlar, apartmanlar vesaire vesaire
    Hayat kimine bayat kimine rahat kimine heyhat
    Putları kıracak bir zanaat okuyorum öğrenmek isteyenler
    Şiirde saklanan numaramdan yüreğime ulaşabilirler
    Birçok öğretmen gördüm geçirdim ve gördüm geçirildim
    Şimdi mezunum yüzümde o ifade o şaşkınlık
    Evet, belki biraz kırgınlık

    Aslında şu an yirmi yıl öncesinde olabilirim
    Diyarbakır cezaevinde bir lağım birikintisi var hâlâ taze
    Tıkayabilirim belki zalim komutanların boğazına
    Kinci değilim zira bu yakışmaz bana on numara küçük
    Büyük işlerin adamı olmalıyım memleketlim gibi
    Üstadım Sezai Karakoç’a bir selam yolluyorum buradan
    Şiirde selamı ilk defa icat eden ben olmalıyım ah ne mutlu
    Yetimlere kucak dolusu kelam ve lisan ile tutuşmalıyım
    Çocuklara ney dinletin sonra çok geç olabilir aşka
    Faturalardan ve borsadan ve kurdan bıkan adamların
    Kravatını gevşettiği işte tam o an gel demeliyim
    Ne olursan ol kravatını ve hatalarını bırak öyle gel

    İşte antik surlar üzerinde bir ekim akşamı kalp ve sır
    Baş başa düşünüyorum ne kadar okul gezisinde uğrasam dâhi
    Çok geç değil aşka, hayata, yeniden doğmaya
    Her gün tekrar ediyor güneş dağların tesettürlü eteğinden
    Beni bekliyor olmalı Sultan Mihrimah
    Bayezid yangın kulesinde bir gölge fotoğrafım olması şartıyla
    Sonra Truva atına binmeliyim şakaklarımda derin mazimle
    Peri bacalarında bir sigara tüttürmeliyim pasif içici olarak
    Bakırcılar çarşısından kapalı çarşıya yol olmalıyım
    Üstümden geçenler matemimden bir katre hissetmeli evet
    On gözlü köprüyü Boğaz köprüsüne bağlamalıyım çelikten kollarımla
    Bu benim ana yurdum demeliyim günde yetmiş üç milyon defa
    Evet, kurtarmalıyım bebekleri firavun ellerden Rabbın adıyla
    Dünyaya bir başörtüsü bulmam gerek artık büyük çapta
    İnsanın insanı ilah etmesine bir son verin artık hey sizler
    Evet evet evet
    Bebek kalan boğulur çünkü dünya bir küvet
    Yüzmeyi bilmiyorsam koşmalıyım tonlarca sevgiyle
    Ah sevmek ne ağır ne ağır
    Biraz daha bağır
    Seni Allah duyacak başkası duyamaz içinin göklerinden

    Yedi İklim ~ Sayı 249

  3. #3

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    TARİFSİZ

    Yaşamak ne garip sahi ne zarif
    Üzerinden sular akması değirmenin
    Kayalıklardan intihar eylemi şelalenin
    Kâinatın bütün vergilerinden muaf
    Ey yaşam ak
    Bütün kötü niyetleri cehennem taşlarında
    Poker masalarında bırakarak
    Kirli banknotlar yakmak üstüne
    Yaşamak rüzgârla çevirisi sahifelerin
    Ve sevişmesi bütün hücrelerinin
    Tensiz erişimi yıldızlı yüreklerin
    Gök kadar mavi, gün gibi akça, kanca kırmızı
    Rafyaların takılması morarmış yakamıza
    Yaşamak çekicin çiviyle dansı ahşap evlerde
    Bin kapı gıcırtısı bir ökçe sesi
    Gizemli hazneler yatakaltlarında
    Bileklerde büyüyen arterlerin
    Gerilmiş tüylerin büyük keşfi
    İlk çıkan sivilcenin sivil tahribi
    İnsanları adımlarından tanımak
    Her adım kasvet her adım
    Bir önceki ıssızlığa onaylı
    Külde tanıksal cinnet
    Her Kızıldeniz bir firavun boğar elbet
    Bebeğe -ilk sütten ücra- gelen şahadet
    Çocuk dediğin doğar aşka selamet
    Ve panzehriyle büyür her hıyanet
    Aşksa âlemlere sığmayan iffet
    Aşkı sokaklara sığdırmaksa cinayet
    Gazap tufanla buluşunca seyret
    Hüsran, hüsran ne ağır kasvet
    Âh cezir sürgündeyse nasıldır med
    Yaşamak dediğin buysa ya ebed

    Yedi İklim ~ Sayı 258



    İZDÜŞÜM

    Maymundan insana dediler: evrim
    İnsan maymunluğunda âzamî devrim!
    Palavra ahmağa muhtaç zift zemin
    Bak şu zamparaya bir de etmez mi yemin!
    Zımparala beynini, tuğla eksilsin!
    Balyoz mu lâzım general amca?
    Ölüm bile celladından titrerken
    İşte yandı yeşil ışık pasaparola
    Diplomasi işlemez mahşerde kanka!
    Göğsümün mahşerinde büyük diaspoara
    Ünlü bir aptal sarışın der ki: beni ara
    Nefsinden akan bu kaçıncı salya
    Havyar kalmadı elimizde bay hıyar!
    Seyyar kalbe inen kepenkti zar
    Âh azizim ömrümüz beklemekte karar
    Saç yolar kendini kara karar
    Kara para zan kendini haklar!
    Mevt hangi bacadan sürpriz yumurta?
    Çocuk dolar gibi yükselmez aşk kurunda
    Faizsiz bir eylemdir ölüme kafa tutma
    Skolastik beyinler ne anlar anlamdan
    Alıngan genler ne anlarsa algıdan
    Hırka yamalarından oyun yamalarına
    Eh be tekno ne etekler giydirdin
    Kendini kaybeden maktul ruhlara

    Yedi İklim ~ 258

  4. #4

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    SOSYOLOJİK TRAVMA

    adımı tersten oku! anlayacaksın
    sokağım lâl; işlek kaldırımına
    avuçlarım göğüs kafesinde sürgün
    uzak bir sinyal gibi düş kapsama alanıma
    mahşerden evvel toprağından fışkırsın
    sularında susayan suskun cesedim
    sıkışan moleküllerime sırılsıklam sıkılan
    bir merminin yarıçapında yolun başındasın
    uyuştum eklemlerinde esrâr gibi
    geçen biz miyiz? yol mu bizden geçiyor?
    uzaklaştıkça yaşlanıyor çocukluk
    yaşlanan ellerin midir uzanırken suya?
    şeritlerden kıvrım kıvrım kıvrılan
    karanbolde kendimi şutladım kaleye
    direkten dönen bir ışın değil miyiz biraz da?
    usanılmayan tekrar… bir paradigma…

    Yedi İklim ~ 261






    TİPSİZ TİPİ

    kurşun bir kalem gibi kırılsana
    gülün boşluğu gibi kinayelisin
    elini uzat dünyamın öbür ucundan
    her insan bir uyduysa; sen kimsin?
    öfkenin çevresinde anafor çember
    ateş böcekleri ve ateşten köpekler
    toroslar sahil ayini / Akdeniz kara!
    iklim tipin çok banal; bir tutam bayat
    göklerinse senin bile bilmediğin
    koleksiyonun en nadide parçası
    bakma bir elma gibi çürüdüğüme
    öyle bir sonum ki sonum bile sonsuzluk
    ama sahillerimi kimse anlamıyor
    kalçalardan kustuğunu denizlerimin..

    Yedi İklim ~ 261

  5. #5

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    YAĞMUR

    Bulutlardan damlar derin bir yağmur.
    Sağdan sola düşer aynı ritimde.
    Düşünce doluyum, yüreğim mağdur,
    Dünya benle ağlar bir raks içinde.
    Bulutlardan damlar derin bir yağmur.

    Bahçelerde güller ne güzel parlar!
    Bu yağmur sabahı bak rahmet kokar!
    Gelip geçen yolcular, seni hatırlar.
    Yollara kıvrım kıvrım uzanırlar.
    Bahçelerde güller ne güzel parlar!

    Dün gece kâbusta karanlıktaydım!
    Yaradanın adıyla aydınlıktayım!
    An anı olmadan yol almaktayım,
    Kalbi hâsretinle ısıtmaktayım!
    Dün gece kâbusta karanlıktaydım!
    Kapkara gölgeler, fitneyle çöker!

    Zamanın, mekânın son nefesinde!
    Demirden zincirler şiire benzer!
    Halka halka bağlı, fikir içinde!
    Kapkara gölgeler, fitneyle çöker!
    Düşünce, bakışlar hangi açıda?

    Bakışlar, dalışta göre bilir mi?
    Ruhun ki; teninden cevher konumda!
    O zaman nedendir şu batıl seli?
    Düşünce, bakışlar hangi açıda?

    Dua, eller açılır; gökler avuçta!
    Firuze yakarış, inler nağmesi!
    Güvercin süzülür bir an boşlukta!
    Ruhumu okşuyor ezanın sesi,
    Dua, eller açılır; gökler avuçta!
    Gözyaşları kâğıtları parçalar!

    Mürekkebi kan dolu bir kalemden,
    Dökülür ta içimdeki yaralar,
    Sessizce izlerim pencerelerden,
    Gözyaşları kâğıtları parçalar!

    Bu hâsret bitmeli ve gitmem gerek!
    Ne vakit gün biter, ecel gelirse,
    Sayfalar çöllerdir, kalemler değnek!
    Kalemde ayrılır, vakti gelince,
    Bu hâsret bitmeli ve gitmem gerek!


    Bilal Yavuz / Bizim Mahalle Dergisi ~ Sayı 3/4

    Hernefe Dergisi ~ Güz sayısı 2010






    YÜREK MEKTUBU

    Hasretim tüter ayrılık vapurunda
    Bırakma !
    Ellerim ellerine alışmış
    Beni tanırsa duraklar tanır
    Dilim yüreğime dolanır

    Şoförler hatırlar belki adımı
    Her gece üç sularında
    Aynı dertle direksiyon başında
    Bir o yana / bir bu yana

    Ahh beni derdinle bırakma !
    En zayıf noktamdan kaldır !
    Yürek mektubumdur sana
    Hediyem olsun ayrılığına

    Oysa en güzel anımızdı
    Acıyla yoğrulan bir lokma
    Bir bardak su
    Bitmeyen b'akışmalar

    Sen bana b'akardın ağlardım
    Ben sana b'akardım ağlardın
    Ve gitmelerin
    Tuz basılmış ayrılıklar

    Hasretim, hasretim tüter
    Gözlerim yere düşer
    Kıyamam b'akmaya
    Ayrılık zor/ yangınım kor

    Alnımda taşların soğuğu
    Aşkın teri a'kar turnalardan
    Gitme, gitme sakın içimden

    Beni böyle bırakma!


    Bilal Yavuz / Kavil Dergi ~ Sayı 5






    00.00 VEDA BUSESİ

    Evet, alnımdan öptü gibi bir rüzgâr
    İçim ayrı dışım ayrı esiyor/ alev tadında
    Hesapta oluşan bu açıkla başlamalıyım ilk
    Sonra perde inmeli duyarsız ve son
    Ve bütün senaryolarımın itirafını ediyorum
    Boyut değişene kadar / ben: kayıp adam
    Geçiyorum (v)edaların batış aralığından
    Evet, biraz melankolik olacak belki ama evet
    Bana bakan bu adam samimi
    Her gece bir sandık patlatma alışkanlığım
    Şaşırtıyor beni herkes gibi

    .
    .
    .

    Üç nokta düşüyor şiirimin imgeli kulesinden
    Kucaklamak için koşuyorum bütün gücümle
    Yetişmek
    Nereye yetişiyor / neden acelecidir insan
    Yine o soru işareti
    Hâlbuki mezarlık kentin en işlek meydanı
    Bir hastalık şu unutmak
    Ve saat çift sıfır
    Şimdi ben de şaşırıyorum herkes gibi
    Soru işaretlerimi kabzama alarak
    Gidiyorum
    Vakit: veda busesi

    Bilal Yavuz / Akatalpa 131 ~ Kasım 2010

    Şehrengiz Dergi 6 ~ Ekim - Kasım Sayısı 2010






    SONBAHAR

    Mâzi dolu misketler; elimizden kayınca,
    Gençliği kovalarcasına geldi sonbahar!
    Biraz daha ölüm bedene yaklaşınca,
    Sonsuzu gösterircesine geçti sonbahar…

    Çığ düşer çığlıklarla, soğuk tenli iklim de,
    Bambaşka fırtınalar; kopar yüreğimiz de,
    Karanlık aydınlanır gelen seher vaktin de,
    Hasrete hasret katar, ibret dolu sonbahar…

    Bir tarafta yalanlar, bir tarafta kananlar,
    Neyi anlatayım ki; az kalmış sevdalılar,
    Yapraklar gibi bir bir doğruluktan kayanlar,
    Bilseler yapmazlardı hey gidi hey sonbahar…


    Sesim kısık mı geldi; bak, gafiller duymuyor!
    Gafiller duyamaz ki; gönülleri sağırdır!
    Mevla’ya boyun eğmek; bu kadar ağır mıdır?
    Ağır değildir, hayır! Geçicisin sonbahar…

    Bilal Yavuz / Kardelen Dergisi ~ Sayı 64






    ACILAR PORTALI

    1.

    Kalemle çakılan bir avuç çivi
    Acıtıyor yüreğimin güney doğusunu
    İçimde görünmez coğrafyalar
    Ve yaşama(ş)k
    Yeniden yorumluyor kalesiz kentlerimi
    ……………………………………..

    2.

    # orada bir köy var uzakta
    . içimizi acıtan ve damardan
    , bir | | şehir doğuyor
    * ve | | uzak mı uzak
    ; çok uzaklarımızda bir şehir
    Şimdi bu şiir
    O araba oluyor O sesten
    harften soluktan
    ………………………………..
    ……………………………......

    3.

    ve acılara biniyoruz
    tek k e l i m e y l e
    n e eksik ne f a z l a
    t a m takım acımız
    netten / comdan
    ç o k uz ak t a
    portalımız
    ......
    ...

    Bilal Yavuz / Akatalpa Dergi - Sayı 130






    MELANKOLİ

    Botanik haykırışlar ''buradayım'' diyor
    Deniz kabuklarından dinle
    Belleğinde saklanan lalelerin inceliğinde
    İtiraf ediyorum tüm suçum yaşamak
    Sakin insanların arasında
    Öyle güzel / öyle gazel ki buralar

    Surların da bir sırrı vardır kendinden gizlediği
    Notaları sessizlikten şarkılar
    Hayatımız sonsuza uzatılan birer film emsali
    Artık başrol bile değiliz

    Ve gözlerin sevmelere ayarlı
    Bana bakınca bir saat gibisin
    Ben de sana çektim bu meslekte
    Sevdiğim / orta doğuda makaslanan gelinlik

    Sana olan sevgimin bir müzakeresi
    Bu mühür mürekkepsiz düşüncelerimden
    İsli lambaları verimleştiren
    / içimdeki deniz
    Dışımdakilerden farklı boyutlarda
    Kan kızılı çizgiler / kırılgan şafaklarda
    Sürmeler çekilir asfaltlara
    Milyonlarca araba yüzünden bu kadar yol
    Dünyanın her yerinden derlenilen bir demet

    Bir acılar çelengi
    Cenazesine bile yetişemedi kahramanların
    Melankolik insanlar görüyorum sevdiğim
    Güvene güven kalmamış bu zihinlerde
    Üst üste konulan sahil taşları düşmüş yere
    Bu yüzden dökülen matem katreleri
    Keşke en büyük intikam ağlamak olsaydı
    Olmuyor ama sevdiğim

    Hiddetsel sancılarla doğuyor heyelanlar
    Toprak topraktan kayıp gidiyor
    Depremlerle yer açılmıyor mezarlık için
    Uyarılar birçok şekilde arazlaşıyor
    Kimileri kararıyor karamsarlıkların altında
    Kimileri şükrediyor umut tohumlarıyla
    Menzillere kanadını ısırtan çekim
    İşte fark bu sevdiğim


    Bilal Yavuz / Temrin Dergi Sayı 31 ~ Kasım 2010






    ANADOLUM

    Doğudan batıya dönüyor dünya,
    Hak yolundan dönme sen Anadolu'm!
    İnsan bir kez gelir bu sır rüyaya,
    Sakın zulme susma; ey Anadolu'm!

    Ana dolu için, bağrından sesin.
    Çıplaklık çağını kaldırmaz kalbin.
    Konuş mu? Unut mu? Ağlar gözlerin.
    Ağlayan gözlerle bak; Anadolu'm!

    Yağmura şemsiye, yaşına mendil…
    İçinde merhamet, sevgindir delil.
    Evlât özleminle, fezaya seril!
    Çok üzüldün yeter; gül Anadolu'm!

    Sana Allah dost, kelâmı yoldaş.
    Müminler kardeş, ilim arkadaş.
    Ağlamakla dinmez, bitmez gözde yaş!
    Sil gözyaşlarını, kalk Anadolu'm!

    İlim kılıcıyla mücahidin çok,
    Sana bakıldıkça sînelerde şok,
    Göğsünde imanla zalime yer yok,
    İslam'dan bahçesin, gül Anadolu'm!

    Batmasın ne güneş ne de bu hilâl!
    Türk, Kürt şehit kanı; üzerinde âl!
    Haydi, tevhidi yaz; bayrağa celâl!
    Yeterdir bekledin, doğ Anadolu'm!..

    Bilal Yavuz / Kardelen Dergisi - Kasım 2010






    SIR DÖKÜMÜ


    Her yumurta sanki bir dünyadır

    Her yumurtada bir can saklıdır

    Fezada dünya yumurta gibi

    Yumurtaya ise anne fezadır…



    Bilal Yavuz / Poyraz Dergi ~ Sayı 16






    IŞIK

    Uzaklarda bir ışık; yanıp sönen…
    Bu gecenin koyu karanlığında,
    Ve paslı raylardan geçiyor tren.
    İçimdeki en derin anlamıyla.

    Ne ilk yolculuk bu ne son olacak.
    Her gün yorulmuş sesiyle geçip de,
    Büyük umutlarla hep yol alacak,
    Ta ki kıyametin vakti gelince…

    Perdenin ardında bekleyen rüzgâr,
    Estirir kalplere binlerce huzur,
    Bir bahar olabilir ya da bir kar,
    İnsanın geçtiği yollar pusludur.

    İçimdeki en derin anlamıyla.
    Ve paslı raylardan geçiyor tren.
    Bu gecenin koyu karanlığında,
    Uzaklarda bir ışık; yanıp sönen…


    Bilal Yavuz / Güney Dergi ~ Eylül-Ekim-Aralık 2010




    LAMBALAR

    Bir lamba vurunca balkon mermerlerine
    Güneşin denize vurgunluğuna benzer
    Nokta nokta kızıllık sarar çehresini
    Gözlerim hissedince bu ateşten ışığı
    Yüreğim ışıldamak ister
    Bir kandil, bir yıldız, bir güneş gibi

    Saat dört sularında gecenin ciddi bakışları vardır
    Tahta bir bankta oturan yıkılmış adamlar
    Sokakların soğuk taşları sarar etrafını
    Dev gölgeler içinde saklanan hayalleri bir zaman
    İçinde jilet kadar keskin acılardır şimdi

    Okyanuslara dalmak, havada uçmak herkes ister
    Deniz ejderleri gibi ya da bir kartal
    Keskin bakışları olmalı hayata insanın
    Bazende kısık
    Gerçek yasakları aşmamak için
    Demirden halkalar takmalı boynuna gecenin
    Çünkü gece güneşten nazlıdır
    Yutabilir insanı derin bir nefes kadar

    Gecenin en karanlığında ışıldamak
    Ateşinden ateşlerin tutuşması
    Bir mum gibi
    Parıldamak tam zamanında ışıksız sahnelerin

    Loş ve hoş ışık
    Boş kalmış mumların cereyanında
    Işık olarak kalabilmek
    Bir lamba kadar yalnız
    Bir lamba kadar paylaşımcı

    Bilal Yavuz / TÛti Dergi - Sayı 6

  6. #6

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    AMED


    Bir çocuğun masum gülüşü
    Su kenarında
    Amed böyledir Leyli
    Barışın gülleri yetişir
    Dicle nehrinin tam ortasında
    Surlar susunca akşamları
    Sırlar konuşur
    Rüzgârın sesi gelir
    Hani sanılanın aksinedir
    ‘‘Cahillik markada değil’’
    Güneş elveda ettiği vakit
    Lambalar ışıldar
    Burçlar yıldızlara benzer
    Sessiz bir şarkıyı dillendirir
    Güneş renkli başaklar
    Ve lüks kentler açıldıkça
    Amed içine kapanır
    İşte böyledir Leyli
    Âşık gönüller yetişir
    Amed’in tam ortasında

    Bilal Yavuz / Şehrengiz Dergi ~ Sayı: 5






    SUYA GİDEN YOL

    Ayaklarım suya eriyor işte ve yüreğim
    sevda sılasına her ufuk
    suya gidiyor adımlarım
    tutamıyorum
    kuğular dans ediyor bütün ahengiyle
    huzura doğru
    gün saydım hicret ettim
    önden giden atlıların
    cesur ve onurlu izlerinde

    suya giden yol
    üç karış beş arşın
    ne kadar uzak
    beyin ölümlerine
    sessizce yaklaşıyor örümcek
    ağında santimlik dram
    kısas
    hayata esas
    gömülüyor kırığa çıkık

    suya giren en derin adımı
    atıyorum
    bu hayatta bu çölde
    izim kalmıyor


    Bilal Yavuz / Ihlamur Dergisi - Bahar


    SOĞUK NOSTALJİ 2




    yedinci bâb
    esmer tenli bir şiir
    ruhunun sokağında sis ve mit satan çocuğa
    simit…
    ister doyur karnını ekmekçe
    istersen dal okyanusa geçirerek bel küreğine
    yeter ki sömürme!
    şimdi bir çok şiir asimile

    adın umrumda bile değil beyaz m’adam
    dolunay değil midir yarı ben ve yarı sen
    milyonlarca yıl tek parça aydınlanan
    aşk kadar sıcak güneşinden ışıyan



    ah, rüzgâr senin işin karizma
    beraber essek bir gün alsan beni yanına
    hissediyorum daha çok şaşıracağım Musa’dan
    ama sen Hızır gibi değilsin
    haydi vakit erken
    göçmeli sahralardan

    *

    önce güneşe gitmeliyiz baş okşama adına
    kutup yıldızına dokunmadan geçmekse asla!
    dokunmak ve dokunmak
    neden bu kadar ihtiyaçça?

    uzaktan yaşanılmaz mı bir sev da?

    Şehrengiz 8 – Bilal Yavuz


    AYNALAR ALEMİ

    Aynalar, ruhuma kırık aynalar
    kafa taslarından büyük melodi
    çıldırmış kutudan şehvet bestesi
    bir dev gibi büyür ruhta aynalar.

    sanki kâbustayım renk renk cehennem
    sarmış etrafımı altı köşemden
    bir an benliğimi uçan seccadem
    alır ve götürür kara gövdemden

    aynalar ses gibi saklı samanlar
    bilinç binasından sürpriz şadırvan
    düşer yağmur gibi soğuk vebalar
    ve içer kanını âhir kuyudan

    bizden geçen gelecekten rüküş mü
    sokak insan insan tekrar sokaklar
    aklım uçuşlarla dünyadan düştü
    artık ne âleme ne tene sığar!

    aynalar duvarsız saydam ve ıssız
    parıldar gözlerden göklere kadar
    bir çivi saklar ki hüzne çakışsız
    Rabbın tecellisi herşey aynalar…

    Kardelen 68 – Bilal Yavuz



    MAVİ ŞERİT

    Sabahın erken tüten ocağında
    kümbetlerin serin sütunları
    şark aydınlandıkça ısınır

    bir inilti düşer tarihe
    ve gölge düşer kutlu yüze
    Hacer'in tevekkülüyle…

    sır yapılarıyla çölde
    ağlar İsmail Aleyhisselâmı
    Rab duyar duyulardan öte!

    Kutlu eller, kutlu eller
    sînemi kebap eyler
    medet ile dua ile.

    başlar uyanış toparlanış vakti
    büyür Peygamber
    zemzem çoğalır, çoğalır ocaklar

    Mekke'de akvâsi'l-kuzâh
    Yesrib ve hicret tohumu
    güneşten gül doğumu

    yetişir ümmetine sâdık Nebi
    büyür ümmet yaşlanır dünya
    hızlanır rüya

    o eller ki merhametin timsali
    bebeklerin saç hücreleri
    sırada gibi

    ellerinde çizgiler ki
    ahir zaman ümmetine
    yol işareti

    kutlu eller, kutlu eller
    mavi göklere benzer
    nur ile sâdâ ile.

    Kardelen 68 – Bilal Yavuz

  7. #7

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    E S R İ K

    küller güle döner güller gülleye
    kül gül bülbül ve ıslak duman
    erir birbirinde eşlik eden kar
    buz tutar kirpiklerinde gecemin
    yatsı ırkçı ülkelerde barınan
    bir zencinin ferah vaktidir

    esridik esir düşen bütün zamanlara
    esirdik esrik dönen dergâhlarda
    esirlik ne albeni özgür sen ucunda
    güneşlerin ağzında payitaht dil
    özgün bir repliktir damağında

    esersek patlardı düşünce
    soğurdu kül gül düşünce dikene
    soğurdu gül kül düşünce üstüne
    and olsun düşünceye dikene ve üstüne

    Üçincü Mevki 2

  8. #8

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    "etinde inzivaya çekilmiş kemiğin ağlayıp sızlamadan
    soyunduğun tarihten soylanıp gururlanmadan
    yaşananlar üstüne çürük bir limon gibi sıkılmadan
    dinamik güç dengesi yüksek basınca karışmadan
    Çoruh vadisinde aşka yetişmeden Anamur küf tutmadan
    Erzurum'un kurbanlık koyunlarına gerdanlık takılmadan
    top taça atılmadan ve irfan henüz kafalardan kovulmadan
    edeb Everest tepesinde ender bir dağ çiçeği gibi solmadan
    nur doğdu üzerimize Barla tepelerinden kıyılarından
    yeni bir bahar kürsüsünde portakal kokuları katışırken nefese
    karanlığın göğsünden fışkırınca gün; nur doğdu üzerimize"

    uzlet şiirinden . .

  9. #9

    Üye
    Üyelik tarihi
    19-04-2012
    Mesajlar
    1
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ali99
    K A M B U R

    I

    zaman ihtiyarlatmadan büyütür yaşananı
    aşk barikatleri yedikçe boy atar
    tohum ölür ağaç olmakla
    esâreti cesâret söker cehâlet duvarından
    cümle yağmurlarıyla döner
    insan denizinden fışkıran buhar
    ve tanıdıklarımızla sâdece
    tanıdığımız zânnı var aramızda
    zehri atmak için deşer yarayı
    sözün bittiği yerde utanç
    dezenformasyona uğrar dezenfekte edilmiş muştular
    zıvanadan çıkar peşkeş çekilmiş tanımlamalar
    sensizliğin ağız kokusunu çekerken ciğerim
    akar sular durur kurak yanaklarımda
    alaşağı edilmiş bir damar
    çatlar alnında ıslak köklerin
    ayyuka çıkar beklentiler
    başına buyruktur aldanışlar

    II

    eksik olma ayrılık
    kabir kemiklerini sıkar maktulün
    ense yapan firari hüzünler
    fırsat kollayan hançerlerde yontulur
    göz hapsi tırmalar zerdali saflıkları

    toprağı bol olsun aşkın
    hayat dostum daha fazlası makamından
    en güzel üçlükken çekirdek bir aile
    çıtlanır gardiyan ağzında iblislerin
    haşyet âvazı çıktığı kadar susar

    II I

    anlamın anlaşılmazla
    anlaştığı dramada
    mekân kum tanesiyken
    çölünde mekânsızlığın
    zamanın gözbebeği
    zamansızlığın kuyusuyken
    kalbi beton bariyerlere
    çarparken gurbetin gözyaşları
    ter atmış makroekonomik acılar
    nasır tutar yoğrulmaktan
    sürgünler acıyken lezzetlenir

    bir fon ezgisi eşliğinde bombeli insanlar
    patlar kendi havasında / ki sonunda
    cehennemin elastik potasına çakılır
    cânsızlık suyunda batarken cân
    cân atar asitli bir kayboluş mevsiminde hazân
    buzdan eller kırmızı kesilir sıcak bir duşla
    vejeteryan sokak çocukları kuytularda
    ilkel hevesleri ağlaşır


    II I I

    soluma tükürdüğüm seanslarda
    terapilerin esrârkeşi sosyal medya
    mezarıma ilk toprağı sen at
    çünkü istinat duvarları kambur
    daralan şeritlerde / çünküler
    nedensiz bir gerekçe kaydı


    Bilâl Yavuz


    Üçüncü Mevki 3

  10. #10

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    Biz cesediz cânımız sensindir hem
    Gölgende ferah bulur aslımız hem

    Aşk suyun da ruhudur ateşin de
    Aşka rağbet nedendir kalb içinde

    Ayrılık mahzeninde dağlandı cân
    Dağlanışlar içinde dağ oldu cân

    Ey şeksiz yağmur da sen okyanus da
    İdrâkler ihyâ olur hem yâdınla

    Sûretler benzeriyle¸ aynıdır hâl
    Bir sırlı denizde susuzla hemhâl

    Diriltir ölüleri yokken de dost
    Birden uçar cân kalır toprakta post

    Kamer sensin karanlığın göğsünde
    Gece bizim nurumuz âh ilinde

    Somuncu Baba 141

  11. #11

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    VEDA TEPESİ

    Kudüs'ün ürkek gözyaşları
    Diyarbekir'in gözlerinden akar
    Tunus'un yanaklarından sızan
    Kahire'nin koyu kanıdır
    Şam'ın sonbahar saçları
    Dökülür derisinden Yemen'in
    Medine tüter Mekke'nin burnunda
    Düğümlenir boğazı İstanbul'un
    Vedâ tepesinden uyanış doğar

    SomuncuBaba 140

  12. #12

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    HÂR
    Divânında bir kerecik olsun bulunanlar
    Zülfünün büklümüne kayıtsız vurulurlar

    Cidarın eşiğinde çürüyen parçacıklar
    Elmastan daha elmas ruhuna fedâdırlar

    Ey bahalardan bahar gel kıştan bizi kurtar
    Kar örtülü sîneler karadan karanlıklar

    Kum saçsın hunhâr göze hicretlerde seyyahlar
    Ahlakını anlatsın kaplanlara ceylanlar

    Ey denizlerden deniz sular bile susamışlar
    Yokluğuna şehrengiz her hatta üryan bir nâr

    http://somuncubaba.net/detay.asp?HID=2660&k=20


  13. #13

    Üye
    Üyelik tarihi
    29-12-2011
    Mesajlar
    14
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @betülgül21
    AĞLIYOR
    Izdırab azığımdır¸ yüklüyüm Kaf dağından
    Tur dağı¸ Kaf dağıma heyhât¸ deyip ağlıyor

    ‘Ekmeksiz yaşarım¸ hürriyetsiz yaşayamam'
    Hürriyet göz kırparak gayret deyip ağlıyor

    Kederle gönül rebab¸ inlerim¸ yutkunamam!
    Neyle mey dolar içim; mahzun feryat ağlıyor

    Âşığım sandım¸ amma kendimi kandıramam!
    Şu cefâkâr yüreğim çekip hasret ağlıyor

    Çile yok¸ saflar yıkık¸ âh¸ hangisine yansam!
    Mâbedimde nâmaharem¸ bağ-ı cennet ağlıyor

    Derdime çare için cananıma sarılsam!
    Hangi tuzu bastırsam; yaram bin dert ağlıyor

    Gözlerim kan yaş döker firkatten sırılsıklam
    Her damla umman olup bulut bulut ağlıyor

    Bir kere Allah desem koparcasına cândan
    Kucaklaşsam yâr ile bütün millet ağlıyor

    | -

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Bilal Can şiirleri
    By Sinner in forum Şairlerden Şiirler
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 16-02-2014, 01:44
  2. Bilal`lerden Bir Bilal: İmam Abdullah Harun
    By Mehmet in forum Sahabeler ve İslâmî Önderler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26-09-2012, 15:18
  3. Bilal Yavuz
    By betülgül21 in forum ŞİİR DEFTERİ
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30-12-2011, 17:46
  4. Yavuz Bülent Bakiler Şiirleri
    By Kaf-Nun in forum Şairlerden Şiirler
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 05-08-2011, 06:57
  5. Hilmi Yavuz Şiirleri
    By SaLtan in forum Şairlerden Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15-07-2006, 15:32

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş