UÇAR AKIL , GÖNÜL AKAR


Öyle olmadığını öğrendin değil mi nihayetinde? Sandığın gibi yani...
İçin gürül gürül boşanıp gitti elinden ayağından, sıyrılıp düştü yere savunmalı ruh hallerin, silik bir hikayenin bile olmayacağını anladın bu koca insanlık tarihinde ve ne yapsan kendinden başka silahı olmayan bir canla başedemeyeceğini, sen olmayanlar ordusuyla...
Üzgünce...

Onlara karşı, kendinden ibaret ülkeni kuramadın, oysa ne hazırlıklar yapmıştın yeni, yepyeni fetihlere...
Artık savaşmak da istemiyorsun sen şimdi, barışıp yüz göz olmak da işine gelmiyor onlarla...
Kalakalmış duruyorsun arafta.

Büyücek bir masa arıyorsun, kaçıp altına girebileceğin.Kimsenin kokunu alamayacağı kadar kuytuda, aç hayvanlar gibi eteğine yapışamayacağı kadar uzakta. Sadece kendinle durup durabilmelisin orada.
Bitmesini beklemelisin değil mi? Kimse görmemeli seni... Silinip gitmek gibi bir şey bu istediğin.
Ama bu masalar da işte, tam lazım olduğu anda...
Masalar bile kucak açmaz çünkü yenik zavallılara...

Hemen ilave etmeliyim ama, kesif yükleri taşımaya ayar edilmemiştir insan yüreği.
İçinin kanıyla yıkanan bıçak acılarının da, havalara zıplayan çocuk sevinçlerinin de anlıktır konaklama süresi orada.
Herşey bittikten sonra yandığını da donduğunu da aniden unutuveren kaypak bir termometre gibi döner gelirsin yüreğinin orta yerine.
Orada, o yüksek rakımda kalabilsen belki başka bir şey açılacak önüne, sen bırakıp, tuttuğun herşeyi, yüreğini kaçıracaksın, dönülmeyen yerlere.
Deliler gibi düşünsene. Pek fiyakalı bir cevap olurdu şu ucuz dünyanın iteklemelerine, fakat diyorum ya sana, sandığın gibi değilmiş işte...

Aklın da bir sınırı var nihayetinde ama, duruyor kalbin nedense durduğu yerde.
O yüzden hazırlıklı olmalısın böyle şeylere, öyle fazla da itibar etmemelisin gönlüne. Sebep? O çok fazla nahif nihayetinde...
Sen durup beklemelisin artık, bekleyedurmalısın...
Anlamalısın, "yenilgi yenilgi büyüyen zafer" de bir palavra nihayetinde, boşver sen 'öldürmeyen güçlendirir' diyen Nietche'nin o derinden gelen uğursuz sesine... Kalır yani öldürmeyen darbeden mutlaka birşeyler geriye...
Savaşın acısı, yorgunluğu ve sonunda o da büyüye, büyüye...

Sonra işte devamında uykularına 'yarın burda olmayayım' diye dalıp, aynı kepaze dünyaya uyanıvermek nedense...
Hani ip atlarken seni itiveren çocuğa ne diyeceğini bilemediğinde, büyüyüp güçlendim sanıp dikilince karşılarına bir tekmeyle seriliverdiğinde yere, insan alçaklığının dibi olmadığını bombalanan bebeklerle keşfettiğinde, ayak oyunları bilmediğinden bir kez daha alaşağı edildiğinde mesela...
Kalmadı mı yani tortular geriye?
Sonra onlar işte birike birike...

Dünyanın gereksinimi vardı değil mi sen gibilere?
Papatyaları anlatarak başlayacaktın işe... Değiştirmek gerekirdi bu çarkı, el uzatmak gerekirdi mutsuz ruhların üzgünlüğüne, aç sefillere...
Fakat ne yazık ki işte, kalanlar büyüye büyüye...

Filmlerin sonunda hep birileri ölüyor nedense.
Sıkı tut kendini görmesin kimse ve bekle.
Belki unutacaksın kızgınlıklarını durmadan "Allah" diye diye...
Peki ama bu masalar da böyle kaçarcasına nereye ?




( Özlem Albayrak )