Etiketlenen üyelerin listesi

AYRILIK NOTLARI Yapraklar kımıldıyor Çok kımıldayanlar düşüyor Sonbahar... Serin...

Bu konu 16183 kez görüntülendi 64 yorum aldı ...
Murat Başaran Şiirleri 16183 Reviews

    Konuyu değerlendir: Murat Başaran Şiirleri

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 16183 kez incelendi.

Sayfa 1/5 12345 Son
  1. #1
    Kaf-Nun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    14-06-2006
    Yer
    Yer_6
    Mesajlar
    272
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Kaf-Nun

    AYRILIK NOTLARI

    Yapraklar kımıldıyor

    Çok kımıldayanlar düşüyor

    Sonbahar...

    Serin...

    İnsan kar yağınca değil,böyle çapkın,birden geliveren sonbahar serinliklerinde yaşıyor soğuğu...

    Üşümeyi...

    Sonra hafif ateş yanaklarda

    O ateşin bir hali var ki insanı içine döndürür.

    Hayat sararırken,insan içindeki şöminenin başına çöküyor duygularıyla

    Orada nostalji var

    Sevgi var

    Sevgi niye var..?

    Niye hep hazır orada?

    Isıtmak için .

    Vefakar sevgi

    Sevgiyi dost edinmek,

    Sevgiyi çoğaltmak ,

    Arkadaşları çoğaltır gibi...

    Yalnızlığı kovar gibi...

    Raflardan eski , sıcak bir kitabı ,tozlu ama sıcak bir kitabı çekip alır gibi

    Sevgi vefakar

    *****

    Şimdi buralarda içime dönük , onca sevgiye rağmen yapayalnız

    Hüzünlere boğulmuş

    Hemde Sonbahar

    Hem de yanaklarım üşürken

    Gönlümün bir köşesinde sıcacık bir şömine köşesinde ,

    Haykırışlar ki şiddetinden duyulmayan


    Yorgunum..

    Bu ayrılıktan çok beklemenin , sabrın imtihanı

    Yorgunum...





    MURAT BAŞARAN

  2. #2
    Kaf-Nun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    14-06-2006
    Yer
    Yer_6
    Mesajlar
    272
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Kaf-Nun
    ve sevgi

    sonbahara inat güzel bir haziran sabahında

    uçurtmanıın kuyruğundaki küçük dünyada

    bir dostun sıcak tebessümünde

    bir boya sandığındaki küçük kelebekte

    bir zenginin yapayalnız sofrasında

    ve her zaman akıp giden düşlerimizde

    olan

    o garip duygu


    yorgunlukta dostun hayali

    hüzünde dostun eli

    üşürken dostun tebessümü

    ile çogalan sevgi

    ve sevgi ile yogrulmuş bir damla yorgunluk...



    Tevfik YAZICILAR

  3. #3
    Kaf-Nun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    14-06-2006
    Yer
    Yer_6
    Mesajlar
    272
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Kaf-Nun
    Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

    Ama; kendimden bile önce tanıdığım...

    Her saniye yeniden doğmak gibi...

    Ama, asırlardır süren...

    Kışa dönmeyen sonbahar; derin, duygulu...

    Yaza dönmeyen ilkbahar; serin, coşkulu...



    Ilık avuçlarında, kar taneleri...

    Güneş sıcağı, gözleri...

    Ve sözleri...

    Ve sesi...



    Böyle olmalı aşkın tarifi...

    Ki, tarif edilememeli...



    "Resmini çiz!" deseler...

    Bacası tüten bir ev belki...

    Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir...

    Veya kaldırımların kanına giren...

    Aşkın ayak sesleri...



    "Resmini çiz!" deseler...

    Her köşe başı ıhlamur kokar...

    Yağmur kokar...

    "Resmini çiz!" deseler...

    Şehit akıncının dudaklarındaki tebessüm...

    Veya...

    Gecenin koynuna bırakılan gözyaşları...

    Gizli ve mahcup...



    Aşk, istemektir belki...

    Belki bir ticaret; pazarlıksız...

    Bedeli kalbinizdir... Bedeli herşeydir...

    Sonrası bir uzun yolculuk...

    Sonrası; nasip!



    Tarifini sorsalar....

    Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

    Az kalsın ölüyormuşum gibi...

    Murat Başaran

  4. #4
    ruhefza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Üyelik tarihi
    13-11-2006
    Yaş
    34
    Mesajlar
    38
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ruhefza
    Dünya kurulalı beri...
    İnsanlar ölüyor.
    Doğuyorlar ve
    ölüyorlar.
    Savaşlar ve aşklar... Merhamet ve barbarlık...
    Hüzün ve coşku...
    Kar ve güneş...
    Sabahın koynunda saklı başlangıç...
    İkindinin gözbebeklerinde hüzün.
    Gün yirmidört saat...
    Hep aynı.
    Ay ve yıldızlar...
    Hep aynı.
    .....
    Ama bir taşla öldürmüşsün veya hançerle vurmuşsun hasmını...
    Ama sinir gazıyla veya güdümlü bombayla...
    Ama bir gül yaprağı bırakmışsın yoluna sevgilinin...
    Ama mesaj geçmişsin cep telefonundan, aşkını titreten.
    O da savaş; bu da...
    O da aşk; bu da...
    Arada sadece teknoloji farkı var.
    Anlam farkı bıçak sırtında.
    Yoksa...
    Yersiz çekilen bir tetik katil eder adamı.
    Zamanında çekilen kahraman!
    .....
    Nedir aradığı insanın?
    Her gün bir gün azalırken hayat; gözü kara telaşlarla “mutluluk” peşinde koşarız.
    Lakin, kimi için güç ve iktidarda, kimi için sıcak bir tebessümde saklı olan mutluluğun ömrü, temelindeki huzura bağlıdır...
    Ama mutluluk arayışı, huzur arayışının önündedir hep...
    Ve huzursuz mutluluklar, ömürsüz mutluluklardır; yerini öfkeye ve hırsa bırakır.
    .....
    Doğan ve ölen...
    Seven ve nefret eden...
    İnsan...
    Mutluluğu ararken, yaşamayı unutan insan!
    Halbuki;
    Sabahın koynunda saklı başlangıç
    İkindinin gözbebeklerinde hüzün.
    Gün yirmidört saat.
    Ölüm bir yerlerde bizi bekliyor.
    Bizi gerçekten tatmin edecek bir mutluluk için, ne kadar vaktimiz var?

    Murat Başaran


    Yazarın severek okuduğum şiirlerinden birtanesini sizlerle paylaşmak istedim

  5. #5
    meyve - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    15-10-2006
    Mesajlar
    381
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @meyve
    Yangının Adı Leyla'ydı

    Çaresiz kalmıştı Leyla’da...

    Kavuşmak imkansızdı...

    İhtiyar, tatlı-sert yol gösterdi.

    -Gir şu odaya... Çağır Leyla’yı...

    Aklı almadı önce...

    Pek de inanmamıştı...

    Ama yapacak da başka bir şey yoktu...

    Çaresiz adam, çaresiz girdi odaya...

    Sayıkladı günler boyu, geceler boyu...

    Çıkmadan o odadan, çağırdı Leyla’yı...

    Kırk asırdır yandığı aşkı, daha kırk vakit dolmadan...

    İşte geliyordu...

    İşte görüyordu; Leyla kendisini çağıranı ararcasına geliyordu...

    Korktu genç adam...

    Anladı genç adam...

    Unuttu genç adam...

    Gidip sarıldı ihtiyarın eline...

    “İstersem olduğuna göre...

    Çağırırsam geldiğine göre...

    Bana aşkı öğret...”

    Dedi ki ihtiyar:

    -Bu kainat...
    Aşkına yaratıldı sevgilinin...

    Sen aşkı ne sandın?

    Aşk...

    Öyle bir istemek ki...

    Kavuşmak mecbur kalsın...


    Murat Başaran

  6. #6
    EFSUNNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Üyelik tarihi
    08-11-2006
    Mesajlar
    30
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @EFSUNNUR
    ahhh aşk........sağol...güzeldi.......

  7. #7
    nurefşan_26 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    27-02-2007
    Yaş
    33
    Mesajlar
    309
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @nurefşan_26
    Aşk Belki

    Murat Başaran






    Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

    Ama; kendimden bile önce tanıdığım...

    Her saniye yeniden doğmak gibi...

    Ama, asırlardır süren...

    Kışa dönmeyen sonbahar; derin, duygulu...

    Yaza dönmeyen ilkbahar; serin, coşkulu...

    •••

    Ilık avuçlarında, kar taneleri...

    Güneş sıcağı, gözleri...

    Ve sözleri...

    Ve sesi...

    •••

    Böyle olmalı aşkın tarifi...

    Ki, tarif edilememeli...

    •••

    "Resmini çiz!" deseler...

    Bacası tüten bir ev belki...

    Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir...

    Veya kaldırımların kanına giren...

    Aşkın ayak sesleri...

    •••

    "Resmini çiz!" deseler...

    Her köşe başı ıhlamur kokar...

    Yağmur kokar...

    "Resmini çiz!" deseler...

    Şehit akıncının dudaklarındaki tebessüm...

    Veya...

    Gecenin koynuna bırakılan gözyaşları...

    Gizli ve mahcup...

    •••

    Aşk, istemektir belki...

    Belki bir ticaret; pazarlıksız...

    Bedeli kalbinizdir... Bedeli herşeydir...

    Sonrası bir uzun yolculuk...

    Sonrası; nasip!

    •••

    Tarifini sorsalar....

    Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

    Az kalsın ölüyormuşum gibi...

  8. #8
    VeLeyl
    BİR AKDİ BOZAR GİBİ

    Murat Başaran
    Şehir, başına yıkılmıştı...
    İnadına hava soğuktu...
    İnadına suratı asıktı bütün insanların...
    Bu yağmuru tanımıyordu; hayret...
    Bu rüzgar sanki alacaklıydı; döver gibi, sert...
    Caddeler bile... Kaldırımlar bile kovuyordu sanki...
    Sanki aldığı nefesle havayı, attığı adımla yeri ve baktığı herşeyi rahatsız ediyordu...
    Ellerini cebine soktu...
    Başını omuzlarının arasında yok etmek istercesine sindi...
    Ve sanki, böyle olmayan bir başka yere çıkacakmış gibi hızlandı...
    Kabus değil...
    Biliyordu ama, açıp kapıyordu gözlerini bir yandan hırsla...
    Kabus değil...
    Sanki köşedeki simitçi her zamanki gibi bağırsa...
    Sanki “vakittir” deyip müezzin ezan okusa...
    Sanki tabelası tanıdık bir otobüs geçiverse önünden...
    Sanki duruverse yağmur...
    Bir nefes gibi...
    Bir yudumcuk nefes gibi...
    Sanki ne olurdu?..
    Bir duvara yaslandı soluk soluğa....
    Sırılsıklamdı şehirle beraber...
    Saçlarından yüzüne süzülen damlalar bile griydi şehirle beraber...
    Kasvet kaskatı tutmuştu şehirle beraber...
    Şehir; kainat...
    Kainat başına yıkılmıştı...
    Ölmeyi düşündü...
    Mezar yerini sonra...
    Ve mezar taşını...
    “Hiçbir şeyim olmasa da; yatacak bir yerim, boynu bükük bir mezar taşım olacak ihtimal” dedi kendi kendine...
    “Boynu bükük bir mezartaşım olacak...”
    İçindeki hırs, içindeki öfke, derin bir sessizliğin kucağında eridi...
    Eridi... Eridi...
    Ağlıyordu...
    Boynu büküldü...
    Kaldırıp kafasını baktı, herşeye doğru...
    Hayata doğru...
    “Seninle işim olmaz artık” der gibi...
    Bir akdi bozar gibi...
    Yağmur dindi, müezzin çınlattı gökkubbeyi...
    Simitler sıcacıktı...
    “Boynum bükük, mezar taşım gibi” dedi şehre...
    “Benim akdim mezartaşımla...” dedi.

  9. #9
    Emin... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    05-12-2006
    Mesajlar
    170
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Emin...
    CAY KIMI CAGIRIR?

    Vakti vardir…
    Ve can ceker.
    Ama berrak ve demli bir caydan daha iyi olan sey, o caya sohbet katan, lezzet katan dostlardir.
    Cay da dost da, teselli makaminda bir talihtir.
    Yalnizliga huzun tasir cay…
    Sohbete muhabbet…


    Hayatin neresinde, ne sekil ve goruntude olursak olalim;mesele sudur:
    Bir badak demli cayin yaninda ne kiymetimiz var?
    Hangi dostun bir bardak demli cayi icin “hasretin adi ve katma degeriyiz?


    Vakti vardir…
    Ve can ceker.
    Can cayi bahanre edip dost ister.
    Professor istemez, genel mudur hic istemez…
    Makam mevki
    Ve dahi san ve sohret…
    ve dahi mal ve mulk sahibi istemez
    aradigi insandir.
    in an sifatinin yaninda , som altina sekilkatmak icin sokusturulmus bakir kadar ehemmiyeti olmayan unvanlari hesaba katmaz.
    Ve can insan ceker.
    Bir bardak cayin her yudumunu, abi hayata donusturen insan


    Bir daha mesele sudur
    Canimiz kimi ceker ve kimin cani bizi ceker?
    Ve neden?


    Hayattan aldigimiz ve hayata kattigimiz can sikintilarinin cogunun sebebi malesef degersiz seylerden ibarettir.
    Ne dunyadan cekip giderken bizimle gelirler
    Ne sonrasi icin ise yararlar
    Ustelik bir bardak demli cayin yaninda bile hep sahibini bes kurus sahiplenmezler.


    Su kaynar…
    ask atesinde…
    bir tutam cay yapragiyla karismak vuslattir.
    Bu sicakliga…
    Bu buhara ram olur ve yayilir duygular.
    Sonra askin rengidir ve demidir gorunen
    Ve askin rayihasi


    Soyleyin simdi
    can kimi ceker ?
    kimin cani bizi ceker
    bu sire kim bir misra katar gonlunden?
    Sohbeti kim demler?

    MURAT BASARAN/ZAMANSIZ

  10. #10
    ٠٧فرقان - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    22-07-2006
    Yer
    Diyar-ı Mevlana
    Yaş
    23
    Mesajlar
    465
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @٠٧فرقان

  11. #11
    Emin... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    05-12-2006
    Mesajlar
    170
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Emin...
    ahmet yesevi çok yorulur
    dağ taş gezmiştir.
    soluk almak için bir patika yolunu seçer belki bir yer bulurum diye. ve ileride bir ev görür.ev değildir aslında tek gözlü küçücük bir kulibe.
    kapıyı çalar, yaşlıca nur yüzlü bir adam açar kapıyı.
    buyur eder yeseviyi
    ve ona sıcak kırmzı renkte bişey verir.
    yesevi bu sıvıdan içince sakinleşir. yorgunluğu gider. kendine gelir ve bunun ismi nedir der.
    adam bunun ismi "çay" dır der.
    ve yesevi dua eder.
    çayı işen şifa yapan sıhhat bulsun.

  12. #12
    zümrüd-ü anka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    04-04-2007
    Mesajlar
    1.560
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @zümrüd-ü anka
    çayı pek sevmiyorum ama onsuzda olamuyor: )

  13. #13
    gokce_kız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Doçent
    Üyelik tarihi
    11-09-2006
    Mesajlar
    516
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @gokce_kız
    Çay

    En iyi çayla gidiyor düşünmek seni
    Sen çay gibi sıcak
    Çay sen gibi
    Sıcak yudumlarda hüznün ve matem
    Sensin bardak bardak
    Sensin dem dem
    Süzülen keder boğazımdan
    Tadın çıkmıyor damağımdan.

    alıntı..

  14. #14

    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    07-07-2007
    Mesajlar
    409
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ISSIZ
    Aşk belki..




    Aşk Belki

    Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...


    Ama; kendimden bile önce tanıdığım...

    Her saniye yeniden doğmak gibi...

    Ama, asırlardır süren...

    Kışa dönmeyen sonbahar; derin, duygulu...

    Yaza dönmeyen ilkbahar; serin, coşkulu...


    Ilık avuçlarında, kar taneleri...

    Güneş sıcağı, gözleri...

    Ve sözleri...

    Ve sesi...


    Böyle olmalı aşkın tarifi...

    Ki, tarif edilememeli...


    "Resmini çiz!" deseler...

    Bacası tüten bir ev belki...

    Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir...

    Veya kaldırımların kanına giren...

    Aşkın ayak sesleri...


    "Resmini çiz!" deseler...

    Her köşe başı ıhlamur kokar...

    Yağmur kokar...

    "Resmini çiz!" deseler...

    Şehit akıncının dudaklarındaki tebessüm...

    Veya...

    Gecenin koynuna bırakılan gözyaşları...

    Gizli ve mahcup...


    Aşk, istemektir belki...

    Belki bir ticaret; pazarlıksız...

    Bedeli kalbinizdir... Bedeli herşeydir...

    Sonrası bir uzun yolculuk...

    Sonrası; nasip!


    Tarifini sorsalar....

    Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

    Az kalsın ölüyormuşum gibi...

    Murat Başaran


    (ALINTI)

  15. #15

    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    05-07-2007
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    153
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @yeşilelma
    ne güzel anlatmış...teşekkürler

  16. #16
    Azra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ordinaryus
    Üyelik tarihi
    22-06-2007
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.061
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Azra
    Uygulamalı ders

    “Ben…”

    Diye sızlanmaya başladığımızda; “ben”in dışındaki her şeyi unuturuz.

    Kâinat “ben”den ibaret olur.

    Ne kadar önemliyizdir o an…

    Ve ne kadar vazgeçilmez!

    Topu topu bir hayatlık canımız varken…

    •••

    Bir hayat…

    Doğumla ölüm arasında…

    Gittikçe daha hızlı geçen…

    Her an bitmeye doğru giden…

    Bir hayat…

    Ve “Ben” duygusu…

    İstediğin kadar “ben” diye sızlan…

    Herkes sorar içinden ve asla sezdirmez karşısındakine; “Kimsin sen? Senden bana ne?”

    Sahtekâr tebessümler… Sahtekâr dinleyişler…

    •••

    Sen ilk kandırılan değilsin.

    Sen ilk yaralanan değilsin…

    Sen ilk yarı yolda bırakılan değilsin…

    Sen ilk “ayrılık” yaşayan değilsin…

    Sen ilk derde ve belâya düşen değilsin…

    Ve sen ilk aşık olan değilsin…

    Sen ilk “üzülen” değilsin.

    Ve aslında “sen” bir baksan aynaya…

    “Ben” bir baksam…

    Hiç…

    •••

    İlk insan ve ilk kandırılan… Kandırılma acısını ondan daha fazla kim yaşamıştır?

    Ve bedeli cennetten çıkmak kadar büyük olmuştur? Ve Kabil Habil’i, yani, bir evladı, diğer evladını kıskançlıktan katlederken, kim onun kadar üzülmüştür?

    İki türlü evlat acısı… Kim çekmiştir?

    Ve evladın Baba’ya güvenmemesi. Ve bir eşin, kocasını yarı yolda bırakması… Nuh Aleyhisselamın imtihanı… Oğlu Kenan’ın gemiye binmemesi… Eşi Vaile’nin kavminin reisine, Nuh Aleyhisselâm’ı çekiştirmesi…

    Kim böylesine yaralanmıştır? İhanete uğramıştır?

    Ya Hazret-i İbrahim?

    Sevgili eşini ve sevgili oğlunu ilâhî bir buyrukla çölün ortasında bırakmak zorunda kalışı…

    Hazreti Hacer’in, arkasından “Bizi burada yapayalnız kime bırakıyorsun?” sorusu…

    Ama “ilahî bir buyruk” olduğunu öğrendiğinde, tevekkülle teslimi…

    Hangi anne bebeğiyle çölün ortasında kalmaya razı olmuştur.

    Yapayalnız…

    Hangi baba bırakmaya?

    Ve kardeşlerin yanlışta birleşip, bir başka kardeşi kuyuya atmaları… Yani ölüme…

    Kim Hazreti Yakup kadar hasret çekmiştir.

    Kim Hazreti Yusuf kadar meşakkat?

    Ve kim Züleyha gibi aşık olmuştur; üstelik yaratılmışların en güzeline…

    Ve kim onun gibi mahcup olup, onun gibi kavuşmuştur?

    Kim?

    Sonra…

    Hazret-i Eyyub…

    Malını, mülkünü ve evladını bir anda kaybedip…

    Derdin, belânın, hastalığın en ağırına…

    Kim onun gibi sabretmiştir?

    Kim onun sevgili hanımı Rahime gibi, şehirden kovulduklarında yıkılmamış, eşine bakmaya devam etmiştir.

    Hangi kadın?

    Ve kavminin Hazret-i Musa’ya çektirdikleri?

    Her an vazgeçmeleri…

    Her an şüphe duymaları…

    Her an akıl almaz ve edep dışı isteklerle bunaltmaları…

    •••

    Ve yaratılmışların en üstünü… En güzeli…

    En…

    Sevgili Peygamberim…

    En çok çile çekeni…

    Anlatamam…

    •••

    Rabbimizin bütün elçileri, bütün sevgilileri, doğmakla ölmek arasındaki kısacık hayatları kurtarmak için gelmişler…

    Ve o hayatlara ibret olsun diye acıyı, ihaneti, kandırılmayı, terk edilmeyi, hastalığı, derdi, belâyı yaşamışlar…

    “Ben” değil, “hiç” olduğumuzu anlatmışlar…

    “Hiç” olunca “sevgili” olunacağını anlatmışlar…

    •••

    Anlamış mıyız?

    •••

    Acı, çile, ihanet, ayrılık, aşk, hüzün, hastalık, zarar, ziyan, hasret, felâket…

    Anlayalım diye, en zorunu, uygulamalı olarak göstermişler…

    Hiç “Ben…” dememişler…

    Anlamış mıyız?

Sayfa 1/5 12345 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. AHİRETE İMAN VE DAVA BİLİNCİ / İslam Başaran
    By Büşra in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15-01-2014, 11:16
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22-12-2012, 22:07
  3. Bezm-i Cihan’ın konuğu Murat Başaran
    By İsmail in forum DUYURULAR
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12-01-2012, 11:24
  4. Murat Kapkıner Şiirleri
    By İsmail in forum Şairlerden Şiirler
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 24-11-2010, 14:12
  5. Murat Tali şiirleri
    By Azra in forum Şairlerden Şiirler
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 11-05-2010, 08:35

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş