Etiketlenen üyelerin listesi

OSMANLI TÜRKÇESİ - TÜRKİYE TÜRKÇESİ SÖZLÜK ÇALIŞMASI (A-B-C) (Ç-D-E-F) (G-H) (I-İ-J-K) (L-M-N-O-Ö-P) (R-S-Ş-T) (U-Ü-V-Y-Z) -A- â (F.) düşmanlar. a’dâd (A.) sayılar. â’ik (A.) engel.

Bu konu 24242 kez görüntülendi 75 yorum aldı ...
Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye) 24242 Reviews

    Konuyu değerlendir: Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 24242 kez incelendi.

Sayfa 1/5 12345 Son
  1. #1
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur

    OSMANLI TÜRKÇESİ - TÜRKİYE TÜRKÇESİ SÖZLÜK ÇALIŞMASI




    -A-


    â (F.) [ 1 [آ .ünlem edatı ey, hey. 2.iki kelimenin arasına girerek, anlamı
    pekiştiren yeni kelimeler türetmeye yarayan orta ek.
    a’dâ (A.) [ اعدا ] düşmanlar.
    a’dâd (A.) [ اعداد ] sayılar.
    â’ik (A.) [ عائق ] engel.
    a’lâ (A.) [ اعلی ] en yüksek, en yüce.
    a’lâf (A.) [ آلاف ] otlar.
    a’lâl (A.) [ 1 [اعلال .hastalıklar. 2.sebepler.
    a’lâm (A.) [ 1 [اعلام .bayraklar. 2.özel isimler.
    a’lem (A.) [ اعلم ] en iyi bilen.
    a’mâ (A.) [ اعمی ] kör.
    a’mâk (A.) [ اعماق ] derinlikler.
    a’mâl (A.) [ اعمال ] işler, ameller, davranışlar.
    a’mâr (A.) [ 1 [اعمار .ömürler. 2.yaşlar.
    a’nî (A.) [ اعنی ] yani.
    a’râb (A.) [ اعراب ] Araplar, çöl arapları.
    a’râbî (A.) [ اعرابی ] çöl arabı.
    a’râz (A.) [ اعراض ] belirtiler.
    a’sâb (A.) [ اعصاب ] sinirler.
    a’sâr (A.) [ اعصار ] yüz yıllar.
    a’şâr (A.) [ اعشار ] öşür vergileri, onda birler.
    a’şârî (A.) [ اعشاری ] ondalık.
    a’vec (A.) [ اعوج ] yamuk, eğri büğrü.
    a’ver (A.) [ اعور ] tek gözlü.
    a’yâd (A.) [ اعياد ] bayramlar.
    a’yân (A.) [ 1 [اعيان .ileri gelenler, eşraf, sosyete. 2.gözler.
    a’yün (A.) [ 1 [اعين .gözler. 2.pınarlar.
    a’zâ (A.) [ 1 [اعضا .üyeler. 2.organlar.
    a’zam (A.) [ اعظم ] en büyük.
    âb (F.) [ 1 [آب .su. 2.deniz. 3.ırmak. 4.tükürük. 5.özsuyu. 6.ter. 7.döl suyu.
    8.sidik. 9.parlaklık. 10.yüzsuyu. 11.letafet, hava.
    âb (F.) [ آب ] Ağustos.
    âb -ı âbistenî [ 1 [آب آبستنی .meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.
    âb -ı adâlet [ 1 [آب عدالت .adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.
    âb -ı ahmer [ 1 [آب احمر .kızıl su. 2.kırmızı şarap. 3.gözyaşı.
    âb -ı âteşîn [ 1 [آب آتشين .ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.
    âb -ı bâdereng [ 1 [آب باده رنگ .kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.
    âb -ı engûr [ 1 [آب انگور .üzüm suyu. 2.şarap.
    âb -ı harâbât [ آب خرابات ] (meyhane suyu) şarap.
    âb -ı kevser [ 1 [آب کوثر .cennet suyu, 2.şarap.
    ab’âb (A.) [ عبعاب ] vantrolog.
    abâ (A.) [ 1 [عبا .kaba yün kumaş. 2.aba.
    âbâ’ (A.) [ 1 [آباء .babalar. 2.gezegenler.
    âbâd (A.) [ آباد ] ebedler.
    âbâd (F.) [ آباد ] bayındır, mamûr.
    âbâd etmek/eylemek 1.mamûr etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek.
    âbâd olmak 1.mamûrlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.
    âbâdân (F.) [ آبادان ] bayındır.
    âbâdânî (F.) [ آبادانی ] bayındırlık.
    âbâdî (F.) [ 1 [آبادی .bayındırlık. 2.ince Hint kağıdı.
    âbâl (A.) [ آبال ] develer.
    âbân (F.) [ آبان ] Âbân ayı.
    abâpûş (A.-F.) [ 1 [عباپوش .abalı. 2.derviş. 3.yoksul.
    âbâr (A.) [ آبار ] kuyular.
    âbcâme (F.) [ آبجامه ] su kabı.
    âbçîn (F.) [ آبچين ] peştemal.
    abd (A.) [ 1 [عبد .kul. 2.köle.
    âbdân (F.) [ 1 [آبدان .su kabı. 2.mesane.
    âbdâr (F.) [ 1 [آبدار .sulu. 2.parlak. 3.hoş
    âbdendân (F.) [ 1 [آبدندان .bön. 2.âciz.
    abdest (F.) [ 1 [آبدست .abdest. 2.paylama.
    abdesthâne (F.) [ 1 [آبدستخانه .tuvalet. 2.abdest alınan yer.
    abdestlik (F.-T.) kısa cübbe.
    âbek (F.) [ 1 [آبک .sulu. 2.cıva.
    abes (A.) [ عبث ] saçma, abes.
    âbgîne (F.) [ 1 [آبگينه .kristal. 2.kadeh. 3.sürahi. 4.ayna. 5.gözyaşı.
    âbgîr (F.) [ 1 [آبگير .havuz. 2.su birikintisi.
    âbgûn (F.) [ 1 [آبگون .su rengi. 2.mavi.
    abher (A.) [ 1 [عبهر .nergis. 2.zerrinkadeh çiçeği. 3.yasemin.
    âbhîz (F.) [ آبخيز ] büyük dalga.
    âbhord (F.) [ آبخورد ] nasip.
    âbırû (F.) [ آبرو ] yüzsuyu.
    âbî (F.) [ آبی ] mavi.
    âbid (A.) [ 1 [عابد .ibadet eden. 2.erkek adı.
    abîd (A.) [ 1 [عبيد .kullar. 2.köleler.
    âbidât [ آبدات ] anıtlar.
    âbide (A.) [ آبده ] anıt.
    âbidevî (A.) [ آبدوی ] anıtsal.
    âbile (F.) [ 1 [آبله .su çiçeği. 2.sivilce. 3.su kabarcığı.
    âbir (A.) [ عابر ] yaya.
    âbisten (F.) [ آبستن ] gebe.
    âbistengâh (F.) [ آبستنگاه ] döl yatağı.
    âbişhor (F.) [ 1 [آبشخور .sulama yeri. 2.nasip.
    âbkâr (F.) [ 1 [آبکار .saka. 2.ayyaş.
    âbkeş (F.) [ 1 [آبکش .saka, su çeken. 2.kevgir.
    âbnûs (F.) [ آبنوس ] abanoz.
    âbrâh (F.) [ آبراه ] su yolu, kanal.
    abraş (A.) [ ابرش ] alacalı.
    âbrîz (F.) [ 1 [آبریز .tuvalet. 2.ıbrık.
    âbşâr (F.) [ آبشار ] çağlayan.
    abûs (A.) [ عبوس ] somurtkan.
    âbühava (F.-A.) [ آب و هوا ] iklim.
    âbzih (F.) [ 1 [آبزه .su kaynağı. 2.gözyaşı.
    âc (A.) [ عاج ] fildişi.
    âc (F.) [ آج ] ılgın ağacı.
    acâib (A.) [ عجائب ] tuhaf, ilginç, acaip.
    acâleten (A.) [ عجالة ] alelacele.
    aceb (A.) [ 1 [عجب .tuhaflık. 2.acaba.
    acebâ (A.) [ عجبا ] acaba.
    acele (A.) [ عجله ] acele.
    aceleten (A.) [ عجلة ] çarçabuk, alelacele.
    acem (A.) [ 1 [عجم .arap olmayan. 2.İranlı, acem.
    acemaşîran (A.) [ عجم عشيران ] Türk mûsikisinde bir makam.
    acemce (A.-T.) Farsça.
    acemî (A.) [ 1 [عجمی .deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.
    acemistan (A.-F.) [ عجمستان ] İran.
    acemiyân (A.-F.) [ 1 [عجميان .deneyimsizler. 2.İranlılar.
    aceze (A.) [ عجزه ] düşkünler, âcizler.
    acîb (A.) [ عجيب ] tuhaf, acayip, ilginç.
    acîbe (A.) [ عجيبه ] şaşılacak şey.
    âcil (A.) [ عاجل ] acil.
    âcilen (A.) [ عاجلا ] derhal, acil olarak.
    acîn (A.) [ عجين ] macun, yoğurulmuş.
    âciz (A.) [ 1 [عاجز .aciz. 2.ben.
    âcizâne (A.-F.) [ 1 [عاجزانه .acizce. 2.alçakgönüllüce.
    âcizî (A.-F.) [ عاجزی ] acizlik.
    âciziyyet (A.) [ عاجزیت ] acizlik.
    âcizleri (A.-T.) bendeniz, ben.
    acûl (A.) [ عجول ] aceleci.
    acûlâne (A.-F.) [ عجولانه ] acele acele.
    acûz (A.) [ 1 [عجوز .kocakarı. 2.cadı.
    acûze (A.) [ 1 [عجوزه .kocakarı. 2.cadı.
    âcür (F.) [ 1 [آجر .tuğla. 2.kiremit.
    acz (A.) [ عجز ] acizlik, çaresizlik, bir şey yapamama.
    âdâb (A.) [ 1 [آداب .edepler, terbiyeler. 2.yol yordam.
    adalât (A.) [ عضلات ] kaslar.
    adale (A.) [ 1[عضله .kas. 2.kaslar.
    adâlet (A.) [ عدالت ] adalet.
    adaletkâr (A.-F.) [ عدالتکار ] adil, adaletli.
    âdât (A.) [ عادات ] âdetler, alışkanlıklar.
    adâvet (A.) [ عداوت ] düşmanlık.
    adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.
    add (A.) [ عد ] sayma, görme, değerlendirme, kabul etme.
    addedilmek sayılmak, görülmek, değerlendirilmek.
    addetmek/eylemek saymak, görmek, değerlendirmek.
    addolunmak sayılmak, kabul edilmek.
    aded (A.) [ عدد ] sayı.
    adeden (A.) [ عددا ] sayıca.
    adedî (A.) [ عددی ] sayısal.
    âdem (A.) [ 1 [آدم .ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.
    adem (A.) [ عدم ] yokluk, bulunmama, adem.
    adem -i muvaffakiyet [ عدم موفقيت ] başarısızlık.
    adem -i muvazenet [ عدم موازنت ] dengesizlik.
    adem -i riâyet [ عدم رعایت ] uymama..
    adem -i te’lîfiyet [ عدم تأليفيت ] uzlaşamama, bir araya gelememe.
    adem -i teveccüh [ عدم توجه ] ilgisizlik.
    ademâbâd (A.-F.) [ عدم آباد ] yokluk ülkesi.
    âdemhâr (A.-F.) [ آدم خوار ] yamyam, insan yiyen.
    âdemî (A.-F.) [ 1[آدمی .insanoğlu. 2.insanlık.
    âdemiyân (A.-F.) [ آدميان ] insanlar.
    âdemiyyet (A.) [ 1 [آدميت .insanlık. 2.adamlık.
    ades (A.) [ عدس ] mercimek.
    adese (A.) [ عدسه ] mercek.
    âdet (A.) [ عادت ] alışkanlık, âdet.
    âdeta (A.) [ عادتا ] basbayağı.
    âdeten (A.) [ عدتا ] âdet olarak, geleneklere göre.
    adhâ (A.) [ اضحی ] kurbanlar.
    âdi (A.) [ عادی ] sıradan, âdi, değersiz.
    adîd (A.) [ عدید ] birçok.
    adîde (A.) [ عدیده ] birçok.
    âdil (A.) [ عادل ] adaletli.
    adîl (A.) [ عدیل ] eşit, denk.
    âdilâne (A.-F.) [ عدلانه ] adilce.
    adîm (A.) [ عدیم ] yok olan.
    adîmülimkân (A.) [ عدیم الامکان ] imkânsız.
    âdiye (A.) [ عادیه ] alışılmış, sıradan.
    adl (A.) [ عدل ] adalet.
    adlâ’ (A.) اضلاع ] kenarlar.
    adlî (A.) [ عدلی ] adalet ile ilgili.
    adliyye (A.) [ عدليه ] mahkeme, adliye.
    adn (A.) [ عدن ] cennet.
    adû (A.) [ عدو ] düşman.
    âfâk (A.) [ آفاق ] ufuklar.
    âfâkî (A.) [ 1 [آفاقی .nesnel. 2.şuradan buradan konuşma.
    âfât (A.) [ آفات ] afetler, belalar.
    âferîde (F.) [ آفریده ] yaratık, yaratılmış, mahluk.
    âferîdgâr (F.) [ آفریدگار ] yaratan, Tanrı.
    âferîn (F.) [ آفرین ] bravo, çok yaşa, aferin.
    âferîn (F.) [ آفرین ] yaratan.
    âferînende (F.) [ آفریننده ] yaratıcı.
    âferîniş (F.) [ آفرینش ] yaratılış.
    âfet (A.) [ 1 [آفت .afet, bela, felaket. 2.güzel sevgili.
    âfet -i cân [ 1 [آفت جان .can belası. 2.güzel.
    âfet -i devrân [ 1 [آفت دوران .güzel, dilber.
    âfetengîz (A.-F.) [ آفت انگيز ] afet getiren.
    âfetresân (A.-F.) [ آفت رسان ] bela getiren.
    âfetzede (A.-F.) [ آفت زده ] belaya uğramış, afet görmüş.
    afîf (A.) [ عفيف ] iffetli.
    âfil (A.) [ 1 [آفل .batan. 2.görünmez olan.
    âfitâb (F.) [ آفتاب ] güneş.
    âfitâbcemâl (F.-A.) [ آفتاب جمال ] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi
    parlayan, sevgili, maşuk.
    âfiyet (A.) [ عافيت ] esenlik.
    âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.
    afiyetbahş [ آفيت بخش ] afiyet verici.
    afrika (A.) [ افریقا ] Afrika kıtası.
    afsun (F.) [ افسون ] büyü, efsun.
    âftâb (F.) [ آفتاب ] güneş.
    âftâbe (F.) [ آفتابه ] ıbrık, su kabı.
    âftâbgîr (F.) [ آفتابگير ] güneş alan, güneş gören.
    âftâbî (F.) [ آفتابی ] güneşlik.
    âftâbrû (F.) [ آفتاب رو ] parlak yüzlü.
    afv (A.) [ عفو ] bağışlama, af.
    âgâh (F.) [ آگاه ] haberdar.
    âgâh etmek haberdar etmek.
    âgâh olmak haberdar olmak.
    âgâhî (F.) [ آگاهی ] haberdarlık.
    âgeh (F.) [ آگه ] haberdar.
    âgehî (F.) [ آگهی ] haberdarlık.
    âgîn (F.) [ آگين ] dolu.
    âgûş (A.) [ آغوش ] kucak.
    âğâliş (F.) [ آغالش ] kışkırtma.
    ağayân (T.-F.) [ آغایان ] ağalar.
    âğâz (F.) [ 1 [آغاز .başlama. 2.başlangıç.
    ağbiyâ (A.) [ اغبيا ] kalın kafalılar.
    âğişte (F.) [ آغشته ] bulaşmış, bulanık.
    ağlâl (A.) [ 1 [اغلال .boyunduruklar. 2.zincirler.
    ağlât (A.) [ اغلاط ] hatalar.
    ağleb [(A.) [ اغلب احتمال ] çoğunlukla, genellikle, sık sık.
    ağleb -i ihtimâl [ اغلب احتمال ] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.
    ağnâ (A.) [ اغنی ] en zengin.
    ağnâm (A.) [ اغنام ] koyunlar.
    ağniyâ (A.) [ اغنيا ] zenginler.
    ağniye (A.) [ اغنيه ] şarkılar.
    ağrâs (A.) [ اغراس ] fidanlar.
    ağrâz (A.) [ اغراض ] maksatlar.
    ağsân (A.) [ اغصان ] dallar.
    ağşiye (A.) [ 1 [اغشيه .perdeler. 2.zarlar.
    ağyâr (A.) [ اغيار ] yabancılar.
    ah (A.) [ 1 [اخ .kardeş. 2.dost.
    âh (F.) [ 1 [آه .feryat etme, feryat. 2.ilenme.
    âh almak biri tarafından kendisine ilenilmek.
    âh ü zâr [ آه و زار ] âh edip inleme.
    âhâd (A.) [ آحاد ] birler.
    ahad (A.) [ احد ] bir.
    ahali (A.) [ اهالی ] halk, ahali, insan topluluğu.
    ahavât (A.) [ اخوات ] kızkardeşler.
    ahbâb (A.) [ 1 [احباب .dostlar. 2.dost.
    ahbap (A.) [ احباب ] dostlar, sevdikler.
    ahbâr (A.) [ اخبار ] haberler.
    ahcâr (A.) [ احجار ] taşlar.
    ahd (A.) [ 1 [عهد .yemin, and. 2.çağ, devir. 3.söz verme.
    ahd -i atîk [ عهد عتيق ] Tevrat, Zebur ve Mezâmir.
    ahd -i cedîd [ عهد جدید ] İncil ve ekleri.
    ahdar (A.) [ احضر ] yemyeşil.
    ahdâs (A.) [ 1 [احداث .yeni olaylar. 2.dertler. 3.gençler.
    ahdeb (A.) [ احدب ] kambur.
    ahdnâme (A.-F.) [ عهدنامه ] ahitname, antlaşma metni.
    ahdüpeymân (A.-F.) [ عهد و پيمان ] and.
    âhek (F.) [ آهک ] kireç.
    âhen (F.) [ آهن ] demir.
    âhendil (F.) [ آهن دل ] acımasız.
    âheng (F.) [ 1 [آهنگ .uyum, ahenk. 2.eğlence.
    âheng -i esvât [ آهنگ اصوات ] ses uyumu.
    âhengdâr (F.) [ آهنگدار ] uyumlu.
    âhenger (F.) [ آهنگر ] demirci.
    âhenggüzâr (F.) [ آهنگ گذار ] uyumlu, ahenkli.
    âhenîn (F.) [ 1 [آهنين .demirden. 2.demir gibi.
    âhenîndil (F.) [ 1 [آهنين دل .katı yürekli. 2.yiğit.
    âhenk (F.) [ آهنگ ] ahenk, uyum.
    âhenkdâr (F.) [ آهنگ دار ] uyumlu, ahenkli.
    âhenkeş (F.) [ آهنکش ] miknatıs.
    âhenrüba (F.) [ آهن ربا ] miknatıs.
    âhensâ(y) (F.) [ آهن سای ] törpü.
    âher (A.) [ آخر ] başka, diğer.
    âheste (F.) [ آهسته ] yavaş, usul, ağır.
    âhestegî (F.) [ آهستگی ] yavaşlık.
    ahfâ (A.) [ اخفا ] en gizli.
    ahfâd (A.) [ احفاد ] torunlar.
    ahger (F.) [ اخگر ] kor ateş.
    ahibbâ (A.) [ احبا ] dostlar, sevilenler; sevgililer.
    ahid (A.) [ عهد ] söz, yemin.
    ahidşiken (A.-F.) [ عهدشکن ] sözünden dönen, antlaşmayı bozan.
    âhîhte (F.) [ آهيخته ] kınından çıkmış, sıyrılmış.
    ahîr (A.) [ آخر ] son, en son.
    âhir -i kâr [ 1 [آخر کار .sonunda. 2.sonuç.
    âhirbîn (A.-F.) [ آخربين ] ileri görüşlü.
    âhire (A.) [ آخره ] son.
    ahîren (A.) [ اخيرا ] geçenlerde, son zamanlarda, son olarak.
    âhiret (A.) [ آخرت ] öbür dünya.
    âhiretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
    âhirin (A.-F.) [ 1 [آخرین .sonuncu. 2.sonrakiler.
    âhirkâr (A.-F.) [ آخرکار ] sonunda, nihayet.
    âhirülemr (A.) [ آخرالامر ] sonunda, işin sonunda.
    âhiz (A.) [ آخذ ] alan.
    ahize (A.) [ آخذه ] alıcı gereç.
    ahkâm (A.) [ احکام ] hükümler.
    ahlâf (A.) [ اخلاف ] halefler.
    ahlâk (A.) [ اخلاق ] huy, ahlak.
    ahlâk -ı amelî [ اخلاق عملی ] uygulamadaki ahlak anlayışı.
    ahlâk -ı hasene [ اخلاق حسنه ] iyi huy.
    ahlâk -ı nazarî [ اخلاق نظری ] teorideki ahlak anlayışı.
    ahlâk -ı zemîme [ اخلاق ذميمه ] kötü huy.
    ahlâken (A.) [ اخلاقا ] ahlakça.

    .

  2. #2
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    ahlâkiyat (A.) [ اخلاقيات ] ahlak bilgisi.
    ahlâkiyûn (A.) [ اخلاقيون ] ahlakçılar.
    ahlâm (A.) [ 1 [احلام .karmakarışık rüyalar. 2.düşazmalar.
    ahlât (A.) [ اخلاط ] salgılar.
    ahlât -ı erba’a [ اخلاط اربعه ] dört özsuyu kan, salya, safra, dalak.
    ahmak (A.) [ احمق ] budala, aptal, ahmak.
    ahmakâne (A.-F.) [ احمقانه ] ahmakça.
    ahmakî (A.-F.) [ احمقی ] ahmaklık.
    ahmer (A.) [ احمر ] kırmızı, kızıl.
    ahrâm (A.) [ 1 [احرام .kutsal yerler. 2.haremler. 3.hanımlar, eşler.
    ahrâr (A.) [ احرار ] özgürler.
    ahrârâne (A.-F.) [ احرارانه ] özgürce.
    ahrâs (A.) [ احراس ] koruyucular, muhafızlar.
    ahret (A.) [ آخرت ] öbür dünya, ahiret.
    ahretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
    ahsâs (A.) [ احساس ] duygular.
    ahsen (A.) [ احسن ] en güzel.
    ahşâ’ (A.) [ 1 [احشاء .iç organlar, 2.bölgeler, yöreler.
    ahşâb (A.>T.) [ 1 [اخشاب .ahşap. 2.keresteler.
    ahşâm (A.) [ احشام ] maiyet.
    ahtâb (A.) [ احطاب ] odunlar.
    ahtâr (A.) [ اخطار ] tehlikeler.
    âhte (F.) [ 1 [آخته .iğdiş edilmiş. 2.kınından çıkarılmış.
    ahter (F.) [ اختر ] yıldız.
    ahter -i dünbâledâr [ اختر دنباله دار ] kuyruklu yıldız.
    ahterbîn (F.) [ اختربين ] astrolog, yıldızbilimci.
    ahterşinâs (F.) [ اخترشناس ] yıldızbilimci.
    ahterşümâr (F.) [ 1 [اخترشمار .yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.
    ahu (A.) [ اخو ] kardeş.
    âhû (F.) [ آهو ] ceylan, karaca.
    âhûbere (F.) [ آهوبره ] ceylan yavrusu.
    âhûdil (F.) [ آهودل ] ödlek, korkak.
    âhund (F.) [ آخوند ] molla, hoca.
    âhûnigah (F.) [ آهونگاه ] ceylan bakışlı.
    âhur (F.) [ آخر ] ahır.
    âhuvân (F.) [ آهوان ] ceylanlar.
    âhûvâne (F.) [ آهوانه ] ceylan gibi.
    âhüvâh(F.) [ آه و واه ] feryat, sızlanma, hayıflanma.
    âhüvâveylâ (F.-A.) [ آه و واویلا ] feryat, âh çekme, figan etme.
    âhüzâr (F.) [ آه و زار ] âh çekip inleme.
    ahvâl (A.) [ احوال ] haller, durumlar.
    ahvâl -i âdiye [ احوال عادیه ] olağan haller.
    ahvâl -i sıhhiye [ احوال صحيه ] sağlık durumu
    ahvef (A.) [ اخوف ] en korkunç.
    ahvel (A.) [ احول ] şaşı.
    ahyâ (A.) [ احيا ] diriler.
    ahyâl (A.) [ اخيال ] yılkılar.
    ahyânen (A.) [ احيانا ] arasıra, kimi zaman.
    ahyâr (A.) [ اخيار ] iyiler.
    ahyât (A.) [ اخياط ] iplikler.
    ahz (A.) [ اخذ ] alma.
    ahz ü kabul etmek alıp kabul etmek.
    ahzâb (A.) [ 1 [احزاب .kütleler. 2.partiler. 3.Ahzâb sûresi.
    ahzân (A.) [ احزان ] hüzünler.
    ahzar (A.) [ اخضر ] yeşil.
    ahzen (A.) [ احزن ] çok hüzünlü.
    ahzetmek almak.
    ahzüi’tâ (A.) [ اخذ و عطا ] alış veriş.
    ahzükabz (A.) [ اخذ و قبض ] alıp sahip çıkma.
    âid (A.) [ 1 [عائد .ait, ilişkin. 2.geri dönen.
    âidât (A.) [ عائدات ] gelirler, aidat.
    âide (A.) [ عائده ] kâr, kazanç, gelir.
    âika (A.) [ عائقه ] engel.
    âile (A.) [ 1 [عائله .aile. 2.eş, karı.
    ailevî (A.) [ عائلوی ] aile ile ilgili.
    âjeng (F.) [ آژنگ ] buruşuk, cilt kırışığı.
    âk (A.) [ عاق ] serkeş.
    akab (A.) [ 1 [عقب .arka, art. 2.topuk, ökçe.
    akabât (A.) [ 1 [عقبات .yokuşlar. 2.tehlikeli anlar.
    akabe (A.) [ 1 [عقبه .geçilmesi güç geçit. 2.yokuş.
    akabinde (A.-T.) ardından.
    akâid (A.) [ عقائد ] inançlar, akideler.
    akâmet (A.) [ 1 [عقامت .verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.
    akar (A.) [ عقار ] kazanç sağlayan mülk.
    akarât (A.) [ عقرات ] kazanç sağlayan mülkler, akarlar.
    akbeh (A.) [ اقبح ] çok çirkin.
    akd (A.) [ 1 [عقد .düğümleme, bağlama. 2.nikah. 3.kararlaştırma. 4.kurma.
    akdâh (A.) [ اقداح ] kadehler.
    akdâm (A.) [ اقدام ] ayaklar.
    akdedilmek yapılmak, uygulanmak, icra edilmek.
    akdem (A.) [ اقدم ] önce, önceki.
    akdes (A.) [ اقدس ] en kutsal.
    akdetmek/ eylemek yapmak, uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma
    yapmak, sözleşme yapmak.
    akıbet (A.) [ عاقبت ] son.
    âkıbetbîn (A.-F.) [ عاقبت بين ] sonu gören, ileri görüşlü.
    âkıbetendîş (A.-F.) [ عاقبت اندیش ] sonunu düşünen.
    âkıbetülemr (A.) [ عاقبت الامر ] sonunda.
    âkıl (A.) [ عاقل ] akıllı, akıl sahibi.
    akıl (A.) [ عقل ] akıl.
    âkılâne (A.-F.) [ عاقل ] akıllıca.
    âkıle (A.) [ عاقله ] akıllı kadın.
    âkır (A.) [ 1 [عاقر .kısır. 2.verimsiz.
    âkid (A.) [ عاقد ] akit yapan.
    akîde (A.) [ عقيده ] inanç, akide.
    akîdefurûş (A.-F.) [ عقيده فروش ] inanç tüccarı.
    akîk (A.) [ عقيق ] akik taşı.
    âkil (A.) [ آکل ] yiyen.
    akîm (A.) [ 1 [عقيم .kısır. 2.sonuçsuz.
    akim kalmak gerçekleşememek, sonuçsuz kalmak.
    akis (A.) [ عکس ] yansıma, aksetme, akis.
    akl (A.) [ عقل ] akıl.
    akl -ı bâliğ [ عقل بالغ ] ergin.
    akl -ı evvel [ عقل اول ] Tanrı.
    akl -ı küll [ 1 [عقل کل .doğadaki genel uyum. 2.Cebrail.
    akl -ı mücerred [ عقل مجرد ] soyut akıl.
    akl -ı selim [ عقل سليم ] sağduyu.
    aklâm (A.) [ 1 [اقلام .kalemler. 2.yazı gereçleri. 3.devlet daireleri.
    aklen (A.) [ اقلا ] akılca.
    aklıselim (A.-F.) [ عقل سليم ] sağduyu.
    aklî (A.) [ عقلی ] akılca, akıl bakımından, rasyonel.
    akliyye (A.) [ عقليه ] akılcılık, rasyonalizm.
    akliyyûn (A.) [ عقليون ] akılcılar, rasyonalistler.
    akm (A.) [ عقم ] kısırlık.
    akmâr (A.) [ اقمار ] aylar.
    akmişe (A.) [ اقمشه ] kumaşlar.
    akrabâ (A.) [ اقرباء ] akraba, yakınlar.
    akran (A.) [ اقران ] yaşıtlar.
    akreb (A.) [ اقرب ] en yakın.
    akreb (A.) [ 1 [عقرب .akrep. 2.saat ibresi.
    akrebek (A.-F.) [ عقربک ] saati gösteren ibre.
    aks (A.) [ عکس ] yansıma, akis.
    aks -i müddeâ [ عکس مدعا ] çatışkı.
    aks -i sedâ [ عکس صدا ] yankı.
    aksâ (A.) [ اقصی ] uzak, en son.
    aksâ -yı emel [ اقصای امل ] ülkü, ideal.
    aksâ -yı şark [ اقصای شرق ] Uzakdoğu.
    aksâm (A.) [ اقسام ] kısımlar, bölümler.
    aksâm -ı sâire [ اقسام سائره ] diğer kısımlar, öbür bölümler.
    akser (A.) [ اقصر ] en kısa.
    aksetmek yansımak, vurmak.
    aksî (A.) [ 1 [عکسی .inatçı. 2.ters, zıt. 3.huysuz.
    aksülamel (A.) [ عکس العمل ] tepki, reaksiyon.
    aktâ’ (A. [ 1 [اقطاع .kesmeler. 2.beylik araziler.
    aktâb (A.) [ 1 [اقطاب .kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.
    aktâr (A.) [ اقطار ] taraflar, yöreler.
    aktâr-ı cihân [ اقطار جهان ] dünyanın her tarafı.
    akûr (A.) [ عقور ] azgın, kudurmuş, saldırgan.
    akûrâne (A.-F.) [ عقورانه ] kudurmuşçasına.
    akvâl (A.) [ اقوال ] sözler.
    akvâm (A.) [ اقوام ] kavimler.
    akviyâ (A.) [ اقویا ] kuvvetliler.
    âl (A.) [ 1 [آل .aile. 2.sülale. 3.evlat.
    âl (A.) [ عال ] yüce, yüksek.
    alâ (A.) [ علاء ] yücelik, şeref.
    alâ (A.) [ علی ] üst, üstü, üzeri.
    alâeyyihâl (A.) [ علی ای حال ] her nasıl olsa.
    âlâf (A.) [ آلاف ] binler.
    alâhide (A.) [ عليحده ] tek başına, başlı başına.
    alâik (A.) [ علائق ] alakalar, ilgiler.
    alâim (A.) [ ] işaretler, alametler.
    alâim-i semâ [ علائم سما ] gökkuşağı.
    alak (A.) [ 1 [علق .kan pıhtısı. 2.sülük.
    alâka (A.) [ علاقه ] ilgi, alaka.
    alâkabahş (A.-F.) [ علاقه بخش ] ilgilendiren, ilgili.
    alâkadar (A.-F.) [ علاقه دار ] ilgili, alakalı.
    alâkadar etmek ilgilendirmek.
    alâkadar olmak ilgilenmek.
    alakadârân (A.-F.) [ علاقه داران ] ilgililer.
    alâkadrilimkân (A.) [ علاقدرالامکان ] olabildiğince.
    âlâm (A.) [ آلام ] elemler, acılar.
    alâmât (A.) [ علامات ] işaretler, alametler.
    alâmet (A.) [ علامت ] işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri.
    âlât (A.) [ آلات ] aletler.
    alâvechi (A.) [ علِی وجه ] üzere.
    alâvefk (A.) [ علی وفق ] uygun olarak.
    âlâyiş (F.) [ 1 [آلایش .bulaşma. 2.gösteriş.
    aleddevam (A.) [ علی الدوام ] sürekli.
    alef (A.) [ 1 [علف .ot. 2.hayvan yemi.
    aleka (A.) [ 1 [علقه .kan pıhtısı. 2.balçık.
    alelacele (A.) [ علی العجله ] çarçabuk.
    alelâde (A.) [ علی العاده ] sıradan, bayağı.
    alelamyâ (A.) [ علی العميا ] körükörüne.
    alelekser (A.) [ علی الاکثر ] çok defa.
    alelhusûs (A.) [ علی الخصوص ] özellikle.
    alelıtlâk (A.) [ 1 [علی الاطلاق .genellikle. 2.rastgele.
    alelicmâl (A.) [ علی الاجمال ] topluca.
    alelinfirâd (A.) [ علی الانفراد ] birer birer.
    alelistimrâr (A.) [ علی الاستمرار ] sürekli, aralıksız.
    aleliştirâk (A.) [ علی الاشتراک ] ortaklaşa.
    alelkifâye (A.) [ علی الکفایه ] yeterince.
    alelumûm (A.) [ علی العموم ] genellikle, genelde, genel olarak.
    âlem (A.) [ عالم ] dünya; evren.
    alem (A.) [ 1 [علم .sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.
    âlemârâ (A.-F.) [ عالم آرا ] dünyayı süsleyen.
    alemdâr (A.-F.) [ علمدار ] sancaktar.
    âlemefrûz (A.-F.) [ عالم افروز ] dünyayı parlatan.
    âlemgîr (A.-F.) [ 1 [عالمگير .dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.
    âlemiyân (A.-F.) [ عالميان ] insanlar.
    âlemşümûl (A.) [ علم شمول ] dünyayı kaplayan.
    âlemtâb (A.-F.) [ عالمتاب ] dünyayı aydınlatan.
    alenen (A.) [ علنا ] açıkça.
    alenî (A.) [ علنی ] açık, aşikâr.
    âlet (A.) [ 1 [آلت .araç, alet. 2.aygıt.
    alettafsîl (A.) [ علی التفصيل ] ayrıntılı olarak.
    alettevâlî (A.) [ علی التوالی ] peşpeşe.
    aleyh (A.) [ عليه ] karşı, karşıt; üzerine.
    aleyhdar (A.-F.) [ عليه دار ] karşıt, zıt.
    aleyhisselâm (A.) [ عليه السلام ] selam onun üzerine olsun.
    âlî (A.) [ عالی ] yüce; yüksek.
    âlîcâh (A.-F.) [ عالی جاه ] yüksek dereceli.
    âlîcenâb (A.) [ 1 [عالی جناب .cömert. 2.haysiyetli.
    âlihe (A.) [ آلهه ] ilahlar.
    âlîhimmet (A.) [ عالی همت ] yüce himmetli.
    âlîkadr (A.) [ عالی قدر ] saygıdeğer.
    alîl (A.) [ 1 [عليل .hasta, hastalıklı, illetli. 2.sakat.
    âlim (A.) [ عالم ] bilgin.
    alîm (A.) [ عليم ] çok bilen.
    âlîmakâm (A.) [ عالی مقام ] yüksek makamlı.
    âlînazar (A.) [ عالی نظر ] yüksek görüşlü.
    âlîşan (A.) [ عالی شان ] şanı yüce.
    âliye (A.) [ عاليه ] yüce, yüksek.
    aliyyülâlâ (A.) [ علی الاعلا ] en iyisi.
    Allâh (A.) [ الله ] Tanrı, Allah.
    allâme (A.) [ علامه ] büyük bilgin.
    âlû (F.) [ آلو ] erik.
    âlûbâlu (F.) [ آلوبالو ] vişne.
    âlûd (F.) [ آلود ] bulanmış, bulaşmış.
    âlûde (F.) [ آلوده ] bulanmış, bulaşmış.
    âlûdedâmen (F.) [ آلوده دامن ] iffetsiz.
    âlûdegî (F.) [ آلودگی ] bulaşma, bulaşıklık.
    âlüfte (F.) [ 1 [آلفته .iffetsiz, ******. 2.alışık.
    âmâc (F.) [ 1 [آماج .hedef. 2.nişan tahtası.
    âmâcgâh (F.) [ آماجگاه ] nişan alınan yer.
    âmâde (F.) [ آماده ] hazır.
    âmâdegî (F.) [ آمادگی ] hazırlık.
    a'mâl (A.) [ اعمال ] davranışlar, ameller.
    âmâl (A.) [ آمال ] emeller.
    âmâl (A.) [ آمال ] emeller.
    âmâr (F.) [ 1 [آمار .sayım. 2.hesap.
    amd (A.) [ عمد ] kasıt.
    amden (A.) [ عمدا ] kasıtlı olarak.
    âmed (F.) [ آمد ] gelme, geliş.
    âmedşüd (F.) [ آمدشد ] geliş gidiş.
    âmedüreft (F.) [ آمدورفت ] geliş gidiş.
    âmedüşüd (F.) [ آمدوشد ] geliş gidiş.
    amel (A.) [ 1 [عمل .iş. 2.ishal.
    amele (A.) [ عمله ] işçi.
    amelen (A.) [ عملا ] bilfiil, işleyerek.
    amelî (A.) [ عملی ] pratik, uygulamalı.
    ameliyât (A.) [ 1 [عمليات .işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.
    ameliye(A.) [ عمليه ] işlem, uygulama.
    âmennâ (A.) [ آمنا ] diyecek bir şey yok, inandık.
    âmîhte (A.) [ آميخته ] karışık, karışmış.
    amîk (A.) [ عميق ] derin.
    âmil (A.) [ 1 [عامل .yapan, işleyen. 2.faktör, etken. 3.vergi memuru. 4.vali.
    amîm (A.) [ عميم ] yaygın.
    âmîn (A.) [ آمن ] amin.
    âminen (A.) [ آمنا ] emin olarak.
    âmir (A.) [ آمر ] emreden.
    âmirâne (A.-F.) [ آمرانه ] emredercesine.
    âmiyâne (A.-F.) [ عاميانه ] bayağı, avamca.
    âmm (A.) [ عام ] genel, yaygın.
    âmm (A.) [ عام ] yıl.
    amm (A.) [ عم ] amca.
    ammâ (A.) [ اما ] ama.
    ammâba’d (A.) [( امابعد ] maksada gelince.
    amme (A.) [ عمه ] hala.
    amûd (A.) [ عمود ] direk.
    amûden (A.) [ عمودا ] dikine.
    amûdî (A.) [ عمودی ] dikey.
    âmurziş (F.) [ 1 [آمرزش .bağışlama, affetme.
    âmûz (F.) [ 1 [آموز .öğrenen. 2.öğreten.
    âmûzgâr (F.) [ آموزگار ] öğretmen.
    âmürzgâr (F.) [ آمرزگار ] bağışlayıcı, Tanrı.
    âmürziş (F.) [ آمرزش ] bağışlama.
    ân (A.) [ آن ] an.
    an (A.) [ عن ] –den, -dan.
    ân (F.) [ 1 [ان .çoğul eki -ler, -lar. 2.zarf yapan ek -erek, -arak.
    ân (F.) [ آن ] alım, cazibe, hava.
    an’anât (A.) [ عنعنات ] gelenekler.
    an’ane (A.) [ عنعنه ] gelenek.
    an’anevî (A.) [ عنعنوی ] geleneksel.
    ânân (F.) [ آنان ] onlar.
    anâsır (A.) [ عناصر ] unsurlar, elemanlar.
    anâsır-ı erba’a [ عناصر اربعه ] dört unsur ateş, hava, su, toprak.
    ânât (A.) [ آنات ] anlar.
    anbean (A.-F.) [ آن به آن ] her an, gittikçe.
    anber (A.) [ عنبر ] amber.
    anberbû (A.-F.) [ عنبربو ] amber kokulu.
    andelîb (A.) [ عندليب ] bülbül.
    âne (F.) [ انه ] gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek.
    anh (A.) [ عنه ] ondan.
    anhâ (A.) [ عنها ] ondan.
    anhâ (F.) [ آنها ] onlar.
    ânî (A.-F.) [ 1 [آنی .bir an. 2.derhal.
    ânifen (A.) [ 1 [آنفا .az önce, demin. 2.yukarıda.
    âniyen (A.) [ آنيا ] bir anda, der hal, o anda.
    ankâ (A.) [ عنقا ] zümrütüanka,
    ankarîb (A.) [ عن قریب ] yakında, yakından, çok geçmeden.
    ankasdin (A.) [ عن قصد ] kasıtlı olarak, bile bile.
    ankebût (A.) [ عنکبوت ] örümcek.
    ansamîmilkalb (A.) [ عن صميم القلب ] içtenlikle, canügönülden.
    anûd (A.) [ عنود ] inatçı.
    âr (A.) [ عار ] utanma, ar.
    ar’ar (A.) [ 1 [عرعر .anırma. 2.dikenli ardıç.
    ârâ (F.) [ آرا ] süsleyen.
    ârâ’ (A.) [ آراء ] oylar.
    arâ’is (A.) [ عرائس ] gelinler.
    arab (A.) [ عرب ] arap
    arabî (A.) [ عربی ] arapça.
    arak (A.) [ 1 [عرق .ter. 2.rakı.
    arakçîn (A.-F.) [ عرقچين ] takke kavuk altı takkesi.
    arakdâr (A.-F.) [ عرقدار ] terli.
    arakıyye (A.) [ عرقيه ] derviş külahı.
    ârâm (F.) [ 1 [آرام .dinlenme. 2.yerleşme.
    ârâm etmek yerleşmek
    ârâmbahş (F.) [ آرام بخش ] dinlendiren, huzur veren.
    ârâmgâh (F.) [ 1 [آرامگاه .dinlenme yeri. 2.mezar.
    ârâmiş (F.) [ 1 [آرامش .dinlenme. 2.huzur.
    ârâste (F.) [ آراسته ] süslenmiş, süslü.
    ârâyiş (F.) [ 1 [آرایش .süs. 2.süslenme.
    araz (A.) [ 1 [عرض .işaret, belirti. 2.tesadüf.
    arâzî (A.) [ اراضی ] yerler, arazi.
    arbede (A.) [ عربده ] kavga.
    arbedecû (A.-F.) [ عربده جو ] kavgacı.
    ard (F.) [ آرد ] un.
    ardbîz (F.) [ آردبيز ] elek.
    arefe (A.) [ عرفه ] arife, bayramdan önceki gün.
    ârız (A.) [ 1 [عارض .yanak. 2.gelen. 3.engel.
    ârızî (A.) [ عارضی ] geçici.
    ârî (A.) [ 1 [عاری .çıplak. 2.uzak, uzakta, soyutlanmış.
    ârî (F.) [ آری ] evet.
    ârif (A.) [ عارف ] bilen, arif, irfan sahibi.
    âriyyet (A.) [ عاریت ] ödünç.
    arîz (A.) [ عریض ] geniş, genişlemesine.
    arman (F.) [ 1 [آرمان .özlem. sıkıntı.
    arsa (A.) [ عرصه ] yer, meydan.
    arş (A.) [ 1 [عرش .gök. 2.taht. 3.çardak.
    arşa (A.) [ عرشه ] güverte.
    arûs (A.) [ ] gelin.
    arz (A.) [ 1 [ارض .yer. 2.dünya, yeryüzü.
    arz (A.) [ 1 [عرض .genişlik, en. 2.enlem.
    arz (A.) [ عرض ] sunma, arzetme.
    arzan (A.) [ ارضا ] enine, genişliğine.
    arzıhâl (A.) [ ارض حال ] dilekçe.
    ârzû (F.) [ آرزو ] istek, heves.
    asâ (A.) [ 1 [عصا .değnek, sopa. 2.derviş değneği.
    âsâ (F.) [ آسا ] gibi.
    asab (A.) [ عصب ] sinir.
    asabî (A.) [ عصبی ] sinirli.
    asabiyülmizac (A.) [ عصبی المزاج ] asabî mizaçlı.
    asabiyyet (A.) [ عصبيت ] sinirlilik.
    âsaf (A.) [ 1 [آصف .vezir. Hz. Süleyman’ın veziri.
    asâkir (A.) [ عساکر ] askerler.
    asalet (A.) [ اصالت ] asillik.
    asamm (A.) [ اصم ] sağır.
    âsân (F.) [ آسان ] kolay.
    âsâr (A.) [ 1 [آثار .izler. 2.eserler.
    âsâyiş (F.) [ 1 [آسایش .huzur. 2.güvenlik.
    âsâyiş berkemâl [ آسایش برکمال ] her yerde huzur hakim.
    asdika (A.) [ اصدقا ] gerçek dostlar.
    asel (A.) [ عسل ] bal.
    ases (A.) [ عسس ] gece bekçisi.
    asfer (A.) [ 1 [اصفر .sarı. 2.soluk benizli.
    asgar (A.) [ اصغر ] en küçük.
    asgarî (A.) [ اصغری ] en az.
    ashâb (A.) [ 1 [اصحاب .dostlar, arkadaşlar. 2.sahipler.
    âsım (A.) [ 1 [عاصم .günahtan sakınan. 2.iffetli.
    asır ba’de asır (A.) [ عصر بعد عصر ] asırlarca, yüzyıllarca.
    âsî (A.) [ 1 [عاصی .isyancı. 2.günahkâr.
    âsîb (F.) [ آسيب ] felaket, bela, zarar.
    asîl (A.) [ 1 [اصيل .sağlam. 2.soylu.
    asîlzâde (A.-F.) [ اصيل زاده ] soylu çocuğu, asilzade.
    asîr (A.) [ عصير ] özsuyu, usare.
    âsitan (F.) [ آستان ] eşik.
    âsiyâ (F.) [ آسيا ] değirmen.
    âsiyâb (F.) [ آسياب ] değirmen.

  3. #3
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    asker (A.) [ عسکر ] asker, er.
    asl (A.) [ 1 [اصل .asıl. 2.kök. 3.gerçek.
    asla (A.) [ اصلا ] hiçbir zaman.
    aslî (A.) [ اصلی ] asıl.
    aslünesl (A.-F.) [ اصل و نسل ] soy sop.
    âsmân (F.) [ آسمان ] gök, gökyüzü.
    âsmânî (F.) [ 1 [آسمانی .gökyüzüne ait. 2.melek. 3.açık mavi.
    asnâm (A.) [ 1 [اصنام .putlar. 2.dilberler.
    asr (A.) [ 1 [عصر .yüzyıl. 2.ikindi vakti.
    asrî (A.) [ عصری ] modern.
    âstân (F.) [ 1 [آستان .eşik. 2.tekke.
    âstâne (F.) [ 1 [آستانه .eşik. 2.başkent. 3.tekke. 4.İstanbul.
    âster (F.) [ آستر ] astar.
    âstîn (F.) [ آستين ] yen.
    âsûde (F.) [ آسوده ] rahat, huzurlu.
    âsûdegî (F.) [ آسودگی ] huzur.
    âsûdehâtır (F.-A.) [ آسوده خاطر ] gönlü rahat, huzurlu.
    âsüman (F.) [ آسمان ] gökyüzü.
    âş (F.) [ 1 [آش .yemek. 2.aşûre.
    âşâm (F.) [ آشام ] içen.
    aşer (A.) [ عشر ] on.
    aşere (A.) [ عشره ] onlar.
    aşhâne (F.) [ آشخانه ] mutfak.
    âşık (A.) [ عاشق ] aşık.
    âşıkân (A.-F.) [ عاشقان ] aşıklar.
    âşifte (F.) [ 1 [آشفته .perişan. 2.iffetsiz kadın.
    âşikâr (F.) [ آشکار ] açık, belli, aşikâr.
    âşikâr etmek ortaya çıkarmak, belli etmek.
    âşikâr olmak ortaya çıkmak, belli olmak.
    âşikâre (F.) [ آشکاره ] açık, belli.
    âşina (F.) [ 1 [آشنا .tanıdık, bildik. 2.bilen.
    âşir (A.) [ عاشر ] onuncu.
    aşîr (A.) [ عشير ] onda bir.
    âşiren (A.) [ عاشرا ] onuncusu.
    âşiyân (F.) [ 1 [آشيان .yuva. 2.ev.
    aşk (A.) [ عشق] [عشق ] aşk.
    âşkâr (F.) [ 1 [آشکار .açık, belli, aşikâr.
    âşkârâ (F.) [ آشکارا ] açık, belli, aşikâr.
    âşnâ (F.) [ آشنا ] tanıdık, dost, aşina.
    âşnâyân (F.) [ آشنایان ] tanıdıklar, dostlar.
    âşnâyî (F.) [ 1 [آشنایی .dostluk. 2.bilme, haberdarlık.
    âşpez (F.) [ آشپز ] aşçı.
    aşre (A.) [ عشره ] on.
    âşûb (F.) [ 1 [آشوب .kargaşa. 2.karıştırıcı.
    âşûbengîz (F.) [ آشوب انگيز ] kargaşa çıkaran.
    âşûrâ (A.) [ عاشورا ] aşûre.
    âşüfte (F.) [ 1 [آشفته .iffetsiz kadın. 2.perişan.
    âşüftedil (F.) [ آشفته دل ] gönlü perişan.
    ât (A.) [ ات ] çoğul eki -ler, -lar.
    at’ime (A.) [ اطعمه ] taamlar, yiyecekler.
    atâ (A.) [ عطاء ] bağış, ihsan, bahşiş.
    atâbahş (A.-F.) [ عطا بخش ] bahşiş veren, ihsanda bulunan.
    atâlet (A.) [ 1 [عطالت .durgunluk. 2.tembellik.
    ataş (A.) [ عطش ] susuzluk.
    atâyâ (A.) [ عطایا ] bağışlar, ihsanlar, bahşişler.
    atebât (A.) [ 1 [عتبات .eşikler. 2.şiîlerin ziyaret yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye.
    atebe (A.) [ عتبه ] eşik.
    ateh (A.) [ عته ] bunama.
    ateh getirmek bunamak.
    âteş (F.) [ آتش ] ateş.
    âteşbâr (F.) [ آتش بار ] ateş yağdıran.
    âteşbâz (F.) [ آتشباز ] fişekçi.
    âteşdân (F.) [ 1 [آتشدان .mangal. 2.ocak.
    âteşdem (F.) [ آتش دم ] acı sözlü.
    âteşefrûz (F.) [ آتش افروز ] ateş yakan.
    âteşfâm (F.) [ 1 [آتش فام .ateş rengi. 2.kırmızı.
    âteşfeşân (F.) [ آتش فشان ] ateş saçan.
    âteşgâh (F.) [ آتشگاه ] ateşkede, ateşperest tapınağı.
    âteşgede (F.) [ آتشگده ] ateşkede, ateşperest tapınağı.
    âteşgîre (F.) [ 1 [آتش گيره .maşa. 2.çıra.
    âteşgûn (F.) [ آتش گون ] ateş rengi, kırmızı.
    âteşî (F.) [ 1 [آتشی .ateşli. 2.öfkeli, kızgın. 3.acı, dokunaklı. 4.cehennemlik.
    âteşîn (F.) [ 1 [آتشين .ateşli. 2.hararetli.
    âteşkâr (F.) [ آتش کار ] külhancı, ateşçi.
    âteşmizâc (F.-A.) [ آتش مزاج ] sert mizaçlı.
    âteşpâre (F.) [ آتش پاره ] kıvılcım.
    âteşperest (F.) [ آتش پرست ] ateşe tapan, ateşperest.
    atf (A.) [ 1 [عطف .eğme. 2.bağlaç. 3.çevirme,yöneltme.
    atfen (A.) [ عطفا ] atıfta bulunarak,
    atfetmek yöneltmek, vermek.
    âtıf (A.) [ 1 [عاطف .şefkatli. 2.meyleden. 3.bağlayan.
    âtıfet (A.) [ عاطفت ] şefkat gösterme.
    âtıfetkâr (A.-F) [ عاطفتکار ] şefkat gösteren, gözeten.
    âtıl (A.) [ 1 [عاطل .yararsız. 2.tembel.
    âtî (A.) [ 1 [آتی .gelecek.
    âtîdeki (A.-T.) [ ] ilerideki, aşağıdaki, gelecek olan.
    atîk (A.) [ 1 [عتيق .eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
    atîka (A.) [ 1 [عتيقه .eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
    atîkiyyât (A.) [ عتيقيات ] arkeoloji.
    âtiye (A.) [ آتيه ] gelecek.
    âtiyen (A.) [ 1 [آتيا .gelecekte. 2.aşağıda görüleceği gibi.
    âtiyülbeyân (A.) [ آتی البيان ] aşağıda açıklanacak olan.
    âtiyüzzikr (A.) [ آتی الذکر ] aşağıda zikredilecek olan.
    atiyyât (A.) [ عطيات ] bağışlar, ihsanlar.
    atiyye-i seniyye [ عطيهء سنيه ] padişah tarafından verilen hediye.
    atlas (A.) [ 1 [اطلس .atlas kumaş. 2.büyük harita, dünya haritası.
    atnâb (A.) [ 1 [اطناب .ipler. 2.çadır ipleri. 3.ağaç kökleri.
    ats (A.) [ عطس ] hapşırma, aksırma.
    atse (A.) [ عطسه ] hapşırık, aksırık.
    atş (A.) [ عطش ] susuzluk.
    atşân (A.) [ عطشان ] susuz, susamış.
    attar (A.) [ عطار ] attar, baharatçı.
    attârî (A.-F.) [ 1 [عطاری .attarlık. 2.attar dükkanı.
    atûfet (A.) [ عطوفت ] şefkat.
    avâid (A.) [ عوائد ] gelirler.
    avâkıb (A.) [ 1 [عواقب .sonuçlar. 2.sonlar.
    avâlim (A.) [ عوالم ] âlemler, dünyalar.
    avâm (A.) [ عوام ] halk tabakası.
    avâmil (A.) [ 1 [عوامل .etkenler, faktörler.
    avâmpesend (A.-F.) [ عوام پسند ] halkın beğendiği.
    avân (A.) [ اوان ] zaman.
    âvâre (F.) [ آواره ] aylak.
    âvâreser (F.) [ آواره سر ] aylak.
    avârız (A.) [ 1 [عوارض .belalar. 2.engeller. 3.geçici vergi.
    avârif (A.) [ عوارف ] bilginler, arifler.
    âvâz (F.) [ آواز ] ses.
    âvâze (F.) [ 1 [آوازه .bağırma. 2.ün.
    avdet (A.) [ عودت ] geri dönüş.
    avdet etmek dönmek.
    avene (A.) [ عونه ] yardakçılar, avene.
    âvîze (F.) [ آویزه ] asılı.
    avn (A.) [ عون ] yardım.
    avrât (A.) [ عورات ] kadınlar.
    avret (A.) [ عورت ] kadın.
    âyâ (F.) [ آیا ] acaba.
    ayân (A.) [ عيان ] açık, belli, aşikâr.
    ayâr (A.) [ عيار ] ayar.
    âyât (A.) [ آیات ] ayetler.
    ayb (A.) [ عيب ] ayıp.
    âyet (A.) [ 1 [آیت .ayet. 2.işaret.
    âyîn (F.) [ 1 [آیين .tören. 2.ayin. 3.din.
    âyine (F.) [ آینه ] ayna.
    âyînhân (F.) [ آیين خوان ] ayin okuyan.
    ayn (A.) [ 1 [عين .göz. 2.tıpkı. 3.ayın harfi.
    aynen (A.) [ عينا ] tıpkı, aynen, olduğu gibi.
    ayniyye (A.) [ 1 [عينيه .taşınabilir değerli eşya. 2.göz hastalıkları bölümü.
    ayniyyet (A.) [ عينيت ] aynılık.
    aynülyakîn (A.) [ عين اليقين ] kesin, kesin bilgi.
    ayş (A.) [ عيش ] yaşama, keyif alma, gününü gün etme.
    ayyâr (A.) [ 1 [عيار .kurnaz. 2.düzenbaz.
    ayyârî (A.-F.) [ 1 [عياری .kurnazlık. 2.düzenbazlık.
    azâb (A.) [ عذاب ] azap.
    azab (A.) [ عزب ] bekar.
    azâbengiz (A.-F.) [ عذاب انگيز ] azap veren.
    âzâd (F.) [ آزاد ] özgür.
    âzâde (F.) [ آزاده ] özgür.
    âzâdî (F.) [ آزادی ] özgürlük.
    azamet (A.) [ 1 [عظمت .büyüklük, ululuk. 2.çalım.
    âzâr (F.) [ 1 [آزار .incitme. 2.inciten.
    azdâd (A.) [ اضداد ] zıtlar, karşıtlar.
    âzer (F.) [ 1 [آذر .ateş. 2.Âzer ayı.
    âzerâsâ (F.) [ 1 [آذرآسا .ateş gibi. 2.ateş rengi.
    azil (A.) [ عزل ] görevden alma.
    âzim (A.) [ عازم ] kararlı.
    azîm (A.) [ عظيم ] büyük.
    azîmet (A.) [ عزیمت ] gitme, yola çıkma.
    azimet etmek gitmek.
    aziz (A.) [ عزیز ] değerli, saygın.
    azîzan (A.-F.) [ عزیزان ] değerliler.
    azîze (A.) [ 1 [عزیزه .sevgili. 2.saygın.
    azl (A.) [ عزل ] görevden alma.
    azm (A.) [ 1 [عزم .azim. 2.niyet.
    azm (A.) [ عظم ] kemik.
    âzmâyiş (F.) [ آزمایش ] deneme, sınama.
    âzmend (F.) [ آزمند ] hırslı.
    azrâ (A.) [ عذرا ] bâkire.
    azrâil (A.) [ عزدائيل ] Azrail.
    azrar (A.) [ اضرار ] zararlar.
    azulât (A.) [ عضلات ] adaleler.
    âzürde (F.) [ آزرده ] incinmiş, gücenmiş.

  4. #4
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -B-

    bâ (F.) [ 1 [با .ile. 2.sahip.
    ba’de (A.) [ بعد ] sonra.
    ba’dehu (A.) [ بعده ] daha sonra, ondan sonra.
    ba’delmîlâd (A.) [ بعدالميلاد ] milattan sonra, İsa’dan sonra.
    ba’demâ (A.) [ بعدما ] bundan böyle.
    ba’dezin (A.-F.) [ بعدازاین ] bundan sonra, bundan böyle.
    ba’s (A.) [ بعث ] diriliş.
    ba’süba’delmevt (A.) [ بعث بعد الموت ] ölümden sonra diriliş.
    ba’zan (A.) [ بعضا ] bazen, kimi zaman.
    bâb (A.) [ 1 [باب .kapı. 2.konu. 3.bölüm.
    bâbâ (F.) [ 1 [بابا .baba. 2.ata.
    bâbâyâne (F.) [ بابایانه ] babaca, babacan.
    bâbûne (F.) [ بابونه ] babuna, papatya.
    bâc (F.) [ 1 [باج .haraç. 2.vergi. 3.gümrük vergisi.
    bâcgîr (F.) [ باجگير ] vergi memuru.
    bâd (F.) [ 1 [باد .rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun.
    bâdâm (F.) [ بادام ] badem.
    bâdbân (F.) [ بادبان ] yelken.
    bâdbedest (F.) [ بادبدست ] eli boş, züğürt.
    bâdbîz (F.) [ بادبيز ] yelpaze.
    bâde (F.) [ 1 [باده .içki. 2.şarap.
    bâdefürûş (F.) [ باده فروش ] meyhaneci.
    bâdehâr (F.) [ باده خوار ] içki içen.
    bâdekeş (F.) [ باده کش ] şarap içen.
    bâdenûş (F.) [ باده نوش ] içki içen.
    bâdî (A.) [ بادی ] sebep olan, yol açan.
    bâdî olmak sebep olmak, yol açmak.
    bâdire (A.) [ بادره ] tehlikeli olay, felaket.
    bâdiye (A.) [ بادیه ] çöl.
    bâğ (F.) [ باغ ] bahçe, bağ.
    bağal (F.) [ بغل ] koltuk.
    bâğbân (F.) [ باغبان ] bahçıvan.
    bâğçe (F.) [ باغچه ] bahçe.
    bağçevan (F.) [ باغچوان ] bahçıvan.
    bağteten (A.) [ بغتة ] ansızın, birdenbire.
    bâh (A.) [ باه ] cinsel güç.
    bahâ (F.) [ بها ] değer, kıymet.
    bâhaber (F.-A.) [ باخبر ] haberli, haberdar.
    bahâdar (F.) [ بهادار ] kıymetli.
    bahâdır (F.) [ بهادر ] yiğit.
    bahâne (F.) [ 1 [بهانه .bahane. 2.sebep.
    bahânecû (F.) [ بهانه جو ] bahaneci.
    bahâr (F.) [ 1 [بهار .ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.
    bahârî (F.) [ بهاری ] ilkbahar ile ilgili.
    bahâyim (A.) [ بهایم ] dört ayaklı hayvanlar.
    bahîl (A.) [ بخيل ] cimri.
    bâhired (F.) [ باخرد ] akıllı.
    bâhis (A.) [ باحث ] bahseden, söz eden.
    bahis (A.) [ 1 [بحث .konu. 2.tartışma.
    bahr -i siyâh [ بحر سياه ] Karadeniz.
    bahr (A.) [ بحر ] deniz.
    bahr -i ahdar [ بحر احضر ] Hint Okyanusu.
    bahr -i ahmer [ بحر احمر ] Kızıldeniz.
    bahr -i hazer [ بحر خزر ] Hazar Denizi.
    bahr -i kulzum [ بحر قلزم ] Kızıldeniz.
    bahr -i muhît-i atlasî [ بحر محيط اطلسی ] Atlas Okyanusu.
    bahr -i muhît-i kebîr [ بحر محيط کبير ] Büyük Okyanus.
    bahr -i mutavassıt [ بحر متوسط ] Akdeniz.
    bahs (A.) [ 1 [بحث .konu. 2.tartışma.
    bahs edilmek ele alınmak, söz edilmek.
    bahs etmek ele almak, söz etmek.
    bahş (F.) [ بخش ] bağışlayan.
    bahş edilmek 1.bağışlanmak. 2.verilmek.
    bahş etmek 1.bağışlamak. 2.vermek.
    bahşâyiş (F.) [ 1 [بخشایش .bağışlama. 2.bağış, ihsan.
    bahşiş (F.) [ 1 [بخشش .bağış. 2.bahşiş.
    baht (F.) [ بخت ] talih.
    bahtiyârî (F.) [ بختياری ] bahtiyarlık.
    bâhûr (A.) [ باخور ] aşırı sıcak.
    bâhusus (F.-A.) [ باخصوص ] hele hele, özellikle.
    baîd (A.) [ بعيد ] uzak.
    bâis (A.) [ باعث ] yol açan, sebep olan.
    bâis olmak yol açmak, sebep olmak.
    bâjurnal (F.-Fr.) [ باژورنال ] tutanak ile.
    bâk (F.) [ باک ] korku.
    bakâyâ (A.) [ بقایا ] geriye kalanlar.
    bakıyye (A.) [ بقيه ] geriye kalan, bakiye.
    bâkî (A.) [ 1 [باقی .kalıcı, ölümsüz. 2.artan, geri kalan.
    bâkir (A.) [ باکر ] el sürülmemiş.
    bâkire (A.) [ باکره ] kızoğlan kız.
    bâl (F.) [ بال ] kanat.
    bâlâ (F.) [ 1 [بالا .yukarı, üst. 2.boy.
    bâlâbülend (F.) [ بالابلند ] uzun boylu.
    bâlâhâne (F.) [ بالاخانه ] tavan arası, çatı.
    bâlâpervaz (F.) [ بالاپرواز ] yükseklerden uçan.
    bâliğ (A.) [ 1 [بالغ .erişkin. 2.tutan, varan.
    bâliğ olmak 1.erişkin olmak. 2.tutmak, ulaşmak, varmak
    bâlîn (F.) [ 1 [بالين .başucu. 2.yastık.
    bâliş (F.) [ بالش ] yastık.
    bâm (F.) [ بام ] dam, çatı.
    bâmazbata (F.-A.) [ بامضبطه ] tutanak ile.
    bâmdâd (F.) [ بامداد ] sabah, sabahleyin.
    bâmukâvele (F.-A.) [ بامقاوله ] sözleşme ile, sözleşmeli.
    bâng (F.) [ 1 [بانگ .ses. 2.haykırış.
    bânû (F.) [ 1 [بانو .bayan. 2.büyük hanım.
    bâr (F.) [ 1 [بار .yük. 2.defa, kez. 3.Tanrı. 4.meyva. 5.yağdıran.
    bâr vermek meyva vermek.
    bârân (F.) [ باران ] yağmur.
    bârapor (F.-Fr.) [ باراپور ] rapor ile birlikte, raporlu.
    bârber (F.) [ باربر ] hamal.
    bâre (F.) [ 1 [باره .defa. 2.sur.
    bârgâh (F.) [ 1 [بارگاه .yüksek huzur, padişah huzuru. 2.otağ.
    bârgîr (F.) [ بارگير ] beygir.
    bârî (F.) [ باری ] hiç olmazsa, en azından.
    bârid (A.) [ بارد ] soğuk.
    bârîk (F.) [ باریک ] ince.
    bârika (A.) [ بارقه ] şimşek.
    bâriz (A.) [ بارز ] belirgin.
    bârû (F.) [ بارو ] burç, hisar burcu.
    bârver (F.) [ 1 [بارور .verimli. 2.meyvalı.
    basar (A.) [ 1 [بصر .görme. 2.görme yetisi.
    basîret (A.) [ بصيرت ] görüş, ileriyi görme gücü.
    basît (A.) [ 1 [بسيط .sade. 2.kolay.
    bast (A.) [ بسط ] yayma.
    batâet (A.) [ بطائت ] ağırlık, yavaşlık.
    bâtakrîr (F.-A.) [ باتقریر ] rapor halinde.
    bâtıl (A.) [ 1 [باطل .hükümsüz. 2.boş.
    batın (A.) [ 1 [بطن .karın. 2.kuşak, nesil.
    bâtınen (A.) [ باطنا ] işin iç yüzünde.
    batî (A.) [ بطی ] ağır, yavaş.
    batn (A.) [ 1 [بطن .karın. 2.kuşak, nesil.
    batt (A.) [ بط ] kaz.
    battal (A.) [ 1 [بطال .yiğit. 2.köhnemiş. 3.hantal.
    bâvekar (F.-A.) [ باوقار ] ağırbaşlı.
    bâyi (A.) [ بایع ] satıcı.
    bayrakdâr (A.-F.) [ بيدقدار ] bayraktar, sancaktar.
    baytâr (A.) [ بيطار ] veteriner.
    bâz (F.) [ 1 [باز .tekrar. 2.açık. 3.doğan.
    bazargâh (F.) [ بازارگاه ] pazar yeri.
    bazen (A.) [ بعضا ] kimi zaman
    bazı (A.) [ بعض ] kimi.
    bâzî (F.) [ بازی ] oyun.
    bâzîçe (F.) [ بازیچه ] oyuncak.
    bâzû (F.) [ 1 [بازو .kol. 2.güç.
    be’s (A.) [ بأس ] zarar, kötü yan.
    bebr (F.) [ ببر ] kaplan.
    becâ (F.) [ بجا ] yerinde.
    becâyiş (F.) [ بجایش ] yer değişimi.
    beççe (F.) [ 1 [بچه .çocuk. 2.yavru.
    bed (F.) [ بد ] kötü.
    bed’ etmek başlamak.
    bedahd (F.-A.) [ بدعهد ] sözünde durmayan.
    bedâheten (A.) [ بداهة ] düşünmeden.
    bedahlâk (F.-A.) [ بداخلاق ] ahlaksız.
    bedâvâz (F.) [ بدآواز ] kötü sesli.
    bedâvet (A.) [ 1 [بداوت .göçebelik. 2.bedevîlik.
    bedâyi’ (A.) [ بدایع ] yeni ve güzel şeyler.
    bedbaht (F.) [ بدبخت ] tahilsiz.
    bedbaht etmek mutsuz etmek.
    bedbîn (F.) [ بدبين ] kötümser, karamsar.
    bedbû (F.) [ بدبو ] kötü kokulu.
    bedcins (F.-A.) [ بدجنس ] kötü cinsli, cinsi bozuk.
    bedçeşm (F.) [ بدچشم ] kötü gözlü.
    beddil (F.) [ بددل ] ödlek.
    bedduâ (F.-A.) [ بددعا ] ilenç.
    bedelât (A.) [ بدلات ] bedeller.
    bedendîş (F.) [ بداندیش ] kötü düşünceli.
    bedenen (A.) [ بدنا ] vücutça.
    bedestân (F.) [ بزستان ] bedesten.
    bedevî (A.) [ بدوی ] çöl arabı.
    bedeviyyet (A.) [ 1 [بدویت .göçebelik. 2.bedevîlik.
    bedfercâm (F.) [ بدفرجام ] kötü sonlu.
    bedgû (F.) [ بدگو ] dedikoducu.
    bedgüher (F.) [ بدگهر ] kalbi bozuk, mayası bozuk.
    bedhâh (F.) [ بدخواه ] birinin kötülüğünü isteyen, kötü niyetli.
    bedhû (F.) [ بدخو ] huysuz, kötü huylu.
    bedî’ (A.) [ بدیع ] güzel, yepyeni.
    bedîa (A.) [ بدیعه ] yepyeni şey.
    bedîhe (A.) [ بدیهه ] düşünmeden.
    bedîhî (A.) [ بدیهی ] kuşkusuz.
    bedkâr (F.) [ بدکار ] kötü hareketli.
    bedlikâ (F.-A.) [ بدلقا ] çirkin.
    bedmâye (F.) [ بدمایه ] mayası bozuk.
    bedmest (F.) [ بدمست ] içip içip dağıtan.
    bedmestî (F.) [ بدمستی ] içip içip dağıtma.
    bedmestlik (F.-T.) [ed+mes] içip içip dağıtma.
    bedmestlik etmek içip için dağıtmak.
    bedmihr (F.) [ بدمهر ] sevgisiz.
    bednâm (F.) [ بدنام ] adı kötüye çıkmış.
    bednigâh (F.) [ بدنگاه ] kötü gözlü, kötü bakışlı.
    bednihâd (F.) [ بدنهاد ] kötü yaratılışlı, soysuz.
    bedr (A.) [ بدر ] dolunay.
    bedre (A.) [ بدره ] para kesesi.
    bedreftâr (F.) [ بدرفتار ] kötü davranışlı.
    bedreka (F.) [ 1 [بدرقه .uğurlama, yolcu etme. 2.kılavuz.
    bedrûd (F.) [ بدرود ] veda.
    bedsigâl (F.) [ بدسگال ] kötü düşünceli.
    bedsîret (F.-A.) [ بدسيرت ] ahlaksız.
    bedsirişt (F.) [ بدسرشت ] kötü yaratılışlı, mayası bozuk.
    bedter (F.) [ بدتر ] daha kötü, beter.
    bedtıynet (F.-A.) [ بدطينت ] tıynetsiz, karaktersiz.
    bedzebân (F.) [ بدزبان ] ağzı bozuk.
    bedzehre (F.) [ بدزهره ] ödlek.
    begâyet (F.-A.) [ بغایت ] çok, son derece.
    behâ (F.) [ بها ] değer, kıymet.
    behbûd (F.) [ بهبود ] sağlık.
    behcet (A.) [ 1 [بهجت .sevinç. 2.güzellik.
    behem (F.) [ بهم ] birlikte, beraber.
    behemehâl (F.-A.) [ بهه حال ] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.
    beher (F.) [ بهر ] her, her biri.
    behic (A.) [ بهيج ] güleryüzlü.
    behîmî (A.) [ بهيمی ] hayvanî.
    behîmiyyet (A.) [ بهيميت ] hayvanlık.
    behişt (F.) [ بهشت ] cennet.
    behiştî (F.) [ بهشتی ] cennetlik.
    behiyye (A.) [ بهيه ] güzel.
    behmân (F.) [ بهمان ] falan, filan.
    behre (F.) [ بهره ] nasip.
    behremend (F.) [ 1 [بهرمند .hisse sahibi. 2.yararlanan.
    beht (A.) [ بهت ] şaşkınlık.
    behte uğramak şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak.
    bekâ (A.) [ بقا ] kalıcılık.
    bekâm (F.) [ بکام ] muradına ermiş.
    bekâm olmak muradına ermek.
    bekâya (A.) [ بقایا ] geriye kalanlar; kalıntılar.
    bekrî (A.) [ بکری ] içki düşkünü.
    beksimat (F.) [ بکسمات ] peksimet.
    bel (A.) [ بل ] belki.
    bel’ (A.) [ 1 [بلع .yutma. 2.yutulma.
    bel’ edilmek yutulmak.
    bel’ etmek yutmak.
    belâ (A.) [ بلا ] felaket, musibet.
    belâ (A.) [ بلی ] evet.
    belâdet (A.) [ بلادت ] dangalaklık.
    belâdîde (A.-F.) [ بلادیده ] belaya uğramış.
    belâgat (A.) [ بلاغت ] kusursuz söz söyleme
    belâhet (A.) [ بلاهت ] eblehlik.
    belâyâ (A.) [ بلایا ] belalar.
    belde (A.) [ 1 [بلده .kent. 2.diyar, memleket.
    beled (A.) [ 1 [بلد .kent. 2.memleket.
    beledî (A.) [ بلدی ] kentli.
    belediyye (A.) [ بلدیه ] belediye.
    belî (A.) [ بلی ] evet.
    belîğ (A.) [ 1 [بليغ .fasih konuşan. 2.fasih, düzgün.
    beliyyât (A.) [ بليات ] belalar.
    belki (F.-A.) [ بلکه ] olabilir, belki.
    belût (A.) [ 1 [بلوط .pelit, palamut. 2.meşe.
    benâdir (A.<F.) [ بنادر ] limanlar.
    benâm (F.) [ 1 [بنام .ünlü. 2.adında.
    benân (A.) [ 1 [بنان .parmaklar. 2.parmak uçları.
    benât (A.) [ بنات ] kızlar.
    bend (F.) [ 1 [بند .bağ. 2.zincir. 3.boğum. 4.bend, fıkra. 4.baraj, su bendi.
    bend olmak bağlanmak.
    bende (F.) [ 1 [بنده .kul. 2.köle.
    bendegân (F.) [ 1 [بندگان .kullar. 2.köleler.
    bendegî (F.) [ 1 [بندگی .kulluk. 2.kölelik.
    bendehâne (F.) [ بنده خانه ] benim evim.
    bender (F.) [ بندر ] liman.
    bendergâh (F.) [ بندرگاه ] rıhtım.
    bendezâde (F.) [ 1 [بنده زاده .köle çocuğu. 2.benim çocuğum.
    benefşe (F.) [ بنفشه ] menekşe.
    benefşî (F.) [ بنفشی ] mor.
    beng (F.) [ بنگ ] esrar.
    bengî (F.) [ بنگی ] esrarkeş.
    benî (A.) [ بنی ] oğullar.
    benîâdem [ بنی آدم ] insanlar, Adem oğulları.
    benîisrâîl ı [ بنی اسرائيل ] İsrailoğulları.
    bennâ (A.) [ بناء ] yapı ustası.
    benû (A.) [ بنو ] oğullar.
    ber (F.) [ 1 [بر .üzeri. 2.üzere. 3.göğüs. 4.meyva.
    berâ’et (A.) [ برائت ] aklanma.
    berâ’et etmek aklanmak.
    berâber (F.) [ 1 [برابر .birlikte. 2.eşit.
    berâberî (F.) [ 1 [برابری .birliktelik. 2.eşitlik.
    berâhîn (A.) [ براهين ] deliller, kanıtlar.
    berâyı (F.) [ برای ] için.
    berâyı malûmât [ برای معلومات ] bilgi edinmek için, bilgi vermek için, bilgi sahibi
    olmak için.

    .

  5. #5
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    berbâd (F.) [ 1 [برباد .mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat.
    bercâ (F.) [ برجا ] yerinde, uygun.
    berceste (F.) [ برجسته ] seçkin, seçme.
    berd (A.) [ برد ] soğuk.
    berde (F.) [ برده ] köle.
    berdevâm (F.-A.) [ بردوام ] sürekli, devam eden.
    berdülacuz (A.) [ بردالعجوز ] kocakarı soğuğu.
    bere (F.) [ بره ] kuzu.
    berehne (F.) [ برهنه ] çıplak.
    berekât (A.) [ برکات ] bereketler.
    bereket (A.) [ 1 [برکت .bolluk. 2.uğur.
    berevât (A.) [ بروات ] beratlar.
    berf (F.) [ برف ] kar.
    berfîn (F.) [ برفين ] karlı.
    berg (F.) [ برگ ] yaprak.
    bergüzâr (F.) [ برگذار ] hatıra, hediye, yadigâr.
    berhâne (F.) [ برخانه ] harap vaziyetteki ev.
    berhayât (F.-A.) [ برحيات ] hayatta olan, sağ.
    berhayât bulunmak yaşamak, hayatta olmak.
    berhürdâr (F.) [ برخوردار ] mutlu, muradına ermiş.
    berî (A.) [ بری ] arınmış, temiz, uzak.
    berîd (A.) [ 1 [برید .ulak. 2.postacı.
    berîn (F.) [ برین ] yüksek, yüce.
    berk (A.) [ برق ] şimşek.
    berkarâr (F.-A.) [ برقرار ] yerinde duran, karar eden.
    berkarâr olmak devam etmek, kalmak.
    berkemâl (F.-A.) [ بزکمال ] en iyi şekilde, mükemmel.
    bermâh (F.) [ برماه ] matkap, burgu.
    bermu’tâd (F.-A.) [ برمعتاد ] alışıldığı gibi, mutâd olduğu üzere.
    bermûcib-i (F.-A.) [ برموجب ] uyarınca, gereğince.
    bernâ (F.) [ برنا ] genç.
    berpâ (F.) [ برپا ] ayakta.
    berr (A.) [ 1 [بر .toprak. 2.kara. 3.kıta.
    berrak (A.) [ براق ] duru.
    berren (A.) [ برا ] kara yolu ile.
    berrî (A.) [ بری ] kara ile ilgili.
    bersâbık (F.-A.) [ برسابق ] eskiden olduğu gibi.
    bertaraf (F.-A.) [ 1 [برطرف .bir yana. 2.giderilmiş.
    bertaraf etmek gidermek.
    bertaraf olmak giderilmek.
    berter (F.) [ برتر ] daha üstün.
    berterîn (F.) [ برترین ] en üstün.
    bervech-i (F.-A.) [ بروجه ] gibi.
    berzah (A.) [ 1 [برزخ .cehennem. 2.dil, kara uzantısı. 3.sorun, dert.
    berzger (F.) [ برزگر ] çiftçi.
    bes (F.) [ 1 [بس .yeterli. 2.çok.
    besâ (F.) [ بسا ] nice.
    besâtîn (A.) [ بساتين ] bahçeler.
    besend (F.) [ بسند ] yeterli.
    besende (F.) [ بسنده ] yeterli.
    beserüçeşm (F.) [ بسر و چشم ] başüstüne, başım gözüm üstüne.
    besî (F.) [ بسی ] birçok.
    besîm (A.) [ بسيم ] güleç.
    beste (F.) [ 1 [بسته .kapalı. 2.beste.
    bestekâr (F.) [ بسته کار ] besteci.
    bestenigâr (F.) [ بسته نگار ] Türk mûsikîsinde bir makam adı.
    beşâret (A.) [ بشارت ] müjde.
    beşer (A.) [ 1 [بشر .insan. 2.insanlık.
    beşere (A.) [ بشره ] deri, dış deri.
    beşerî (A.) [ بشری ] insanlıkla ilgili, insanî.
    beşeriyyât (A.) [ بشریات ] antropoloji.
    beşeriyyet (A.) [ بشریت ] insanlık.
    beşîr (A.) [ بشير ] müjdeci.
    beşûş (A.) [ بشوش ] güleç.
    beşûşâne (A.-F.) [ بشوشانه ] güleryüzle.
    betâet (A.) [ بطائت ] ağırlık, yavaşlık.
    beter (F.) [ بدتر ] daha kötü, beter, şiddetli.
    bevl (A.) [ 1 [بول .idrar. 2.işeme.
    bevlî (A.) [ بولی ] idrar ile ilgili.
    bevliyye (A.) [ بوليه ] üroloji.
    bevvâb (A.) [ بواب ] kapıcı.
    bevvâbîn (A.) [ بوابين ] kapıcılar.
    bey’ (A.) [ بيع ] satış.
    beyâbân (F.) [ بيابان ] çöl.
    beyân (A.) [ بيان ] açıklama, ifade etme, dile getirme.
    beyân edilmek açıklanmak, dile getirilmek.
    beyân etmek açıklamak, dile getirmek.
    beyânât (A.) [ بيانات ] açıklamalar, demeç.
    beyânnâme (A.-F.) [ بيان نامه ] bildirge.
    beyâz (A.) [ بياض ] ak, beyaz.
    beyhûde (F.) [ بيهوده ] boş, boşuna.
    beyn (A.) [ بين ] ara, orta.
    beynelmilel (A.) [ بين الملل ] uluslararası.
    beyn-i (A.-F.) [ بين ] arasında, ortasında.
    beynülmilel (A.) [ بين الملل ] uluslararası.
    beyt (A.) [ 1 [بيت .ev. 2.konut. 3.beyit.
    beytâr (A.) [ بيطار ] veteriner.
    beytullah (A.) [ بيت الله ] Kâbe.
    beytûtet (A.) [ بيتوتت ] geceleme.
    beytülmal (A.) [ بيت المال ] hazine, maliye hazinesi.
    beyzâ (A.) [ بيضا ] bembeyaz, çok beyaz.
    beyze (A.) [ 1 [بيضه .yumurta. 2.husye.
    beyzî (A.) [ بيضی ] oval.
    beze (F.) [ 1 [بزه .günah. 2.suç.
    bezekâr (F.) [ 1 [بزه کار .günahkar. 2.suçlu.
    bezir (A.) [ بذر ] tohum.
    bezirgân (F.) [ بازرگان ] tüccar.
    bezistân (A.-F.) [ بزستان ] bedesten.
    bezle (A.) [ بذله ] şaka, latife.
    bezlegû (A.-F.) [ بذله گو ] şakacı.
    bezm (F.) [ 1 [بزم .eğlence meclisi. 2.içki meclisi.
    bezmgâh (F.) [ بزمگاه ] eğlence yeri, eğlence meclisi.
    bezzaz (A.) [ بزبز ] manifaturacı, kumaşçı.
    bi’r (A.) [ بئر ] kuyu.
    bi’set (A.) [ بئثت ] gönderiliş, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi.
    bîaman (F.) [ بی امان ] amansız.
    bîâr (F.-A.) [ بی عار ] arsız.
    bîbahâ (F.) [ بی بها ] çok değerli, paha biçilmez.
    bîbedel (F.-A.) [ بی بدل ] eşsiz, benzersiz.
    bîbehre (F.) [ بی بهره ] nasipsiz.
    bîcâ (F.) [ بيجا ] yersiz.
    bîcan (F.) [ بی جان ] cansız.
    bîçâre (F.) [ 1 [بيچاره .çaresiz. 2.zavallı.
    bîçâregân (F.) [ 1 [بيچارگان .çaresizler. 2.zavallılar.
    bîçunuçirâ (F.) [ 1 [بی چون و چرا .sorgusuz sualsiz. 2.Tanrı.
    bîd (F.) [ بيد ] söğüt.
    bid’at (A.) [ 1 [بدعت .sonradan ortaya çıkma. 2.dinde yeni getirilmiş şey.
    bîdâd (F.) [ بيداد ] zulüm.
    bîdâdger (F.) [ بيدادگر ] zalim.
    bîdâr (F.) [ بيدار ] uyanık.
    bîdârbaht (F.) [ بيداربخت ] talihli.
    bidâyet (A.) [ بدایت ] başlangıç.
    bidâyette (A.-T.) [d] başlangıçta.
    bîd-i mecnûn [ بيد مجنون ] salkımsöğüt.
    bîdil (F.) [ بيدل ] aşık.
    bîdin (F.-A.) [ بی دین ] dinsiz.
    bîedeb (F.-A.) [ بی ادب ] terbiyesiz, edepsiz.
    bîeman (F.) [ بی امان ] amansız.
    bîendişe (F.) [ بی اندیشه ] düşünmeyen, umursamayan.
    bîgâne (F.) [ بيگانه ] yabancı.
    bîgüman (F.) [ بی گمان ] kuşkusuz.
    bîgünah (F.) [ 1 [بی گناه .günahsız. 2.suçsuz.
    bîh (F.) [ بيخ ] kök.
    bîhaber (F.-A.) [ بی خبر ] habersiz.
    bîhadd (F.-A.) [ بی حد ] sınırsız.
    bihakkın (A.) [ بحق ] hakkıyla, hak ederek.
    bihamdillah (A.) [ بحمدالله ] Allah’a şükürler olsun.
    bihâr (A.) [ بحار ] denizler.
    bîhareket (F.-A.) [ بی حرکت ] hareketsiz.
    bîhâsıl (F.-A.) [ بی حاصل ] sonuçsuz.
    bîhayâ (F.-A.) [ بی حيا ] utanmaz, hayasız.
    bîhayat (F.-A.) [ بی حيات ] cansız, yaşamayan.
    bihâzelemr (A.) [ بهذا الامر ] buna göre, bu durumda, böylelikle.
    bihbûd (F.) [ بهبود ] sağlık.
    bîhemtâ (F.) [ بی همتا ] benzersiz.
    bîhesâb (F.-A.) [ بی حساب ] hesapsız, sonsuz.
    bîhiss (F.-A.) [ بی حس ] hissiz, duygusuz.
    bihişt (F.) [ بهشت ] cennet.
    bîhod (F.) [ 1 [بيخود .baygın. 2.kendine olmama, kendinden geçme.
    bihter (F.) [ بهتر ] daha iyi.
    bîhude (F.) [ بيهده ] boşuna, beyhude.
    bîinsâf (F.-A.) [ بی انصاف ] insafsız.
    bîkâr (F.) [ 1 [بيکار .işsiz. 2.bekar.
    bîkarâr (F.-A.) [ بی قرار ] kararsız.
    bikr (A.) [ 1 [بکر .el sürülmemiş. 2.yepyeni, orijinal.
    bîl (F.) [ بيل ] bel.
    bilâd (A.) [ 1 [بلاد .beldeler. 2.memleketler.
    bilâfâsıla (A.) [ بلافاصله ] aralıksız, kesintisiz.
    bilâhareket (A.) [ بلاحرکت ] hareketsiz, hareket etmeden.
    bilâhere (A.) [ 1 [بالآخره .sonradan. 2.sonunda, nihayet.
    bilâinkıtâ (A.) [ بلاانقطاع ] kesintisiz, aralıksız.
    bilâkayt (A.) [ بلاقيد ] kayıtsız şartsız, kesin.
    bilakis (A.) [ بالعکس ] aksine, tersine.
    bilâmâni’a (A.) [ بلامانعه ] engelsiz
    bilâmazeret (A.) [ بلامعذرت ] mazeretsiz, özür bildirmeksizin.
    bilâmerhamet (A.) [ بلامرحمت ] acımasızca.
    bilâmühlet (A.) [ بلامهلت ] zaman tanımadan, süre vermeden.
    bilâpervâ (A.-F.) [ بلاپروا ] korkusuzca.
    bilâşikâyet (A.) [ بلاشکایت ] şikayet etmeden.
    bilâte’ehhür (A.) [ بلاتأخر ] gecikmeden.
    bilâtefrik (A.) [ بلاتفریق ] hiçbir ayırım gözetmeksizin.
    bilâtehlike (A.) [ بلاتهلکه ] tehlikesizce.
    bilâteminat (A.) [ بلاتأمينات ] güvencesiz, teminatsız.
    bilâücret (A.) [ بلاأجرت ] parasız, ücretsiz.
    bilcümle (A.) [ بالجمله ] tümüyle.
    bilfarz (A.) [ بالفرض ] diyelim ki.
    bilfiil (A.) [ بالفعل ] gerçekten, yaparak, katılarak, bizzat.
    bilhassa (A.) [ بالخاصه ] özellikle, hele hele.
    biliktizâ (A.) [ بالاقتضا ] gerektiğinden.
    bililtizâm (A.) [ بالالتزام ] bilerek, bile bile.
    bilistifade (A.) [ بالاستفاده ] yararlanarak, istifade ederek.
    bilistihsâl (A.) [ بالاستحصال ] alarak, elde ederek.
    biliştirâk (A.) [ بالاشتراک ] katılarak.
    billûr (A.) [ بلور ] kristal.
    bilmecbûriye (A.) [ بالمجبئریه ] zorunlu olarak, mecburen.
    bilmukabele (A.) [ بالمقابله ] karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak.
    bilmünâsebe (A.) [ بالمناسبه ] bir münasebetle, sırası geldiğinde.
    bilmünâvebe (A.) [ بالمناوبه ] dönüşümlü.
    bilmüzakere (A.) [ بالمذاکره ] görüşülerek.
    bilumum (A.) [ بالعموم ] tüm, bütün.
    bilvâsıta (A.) [ بالواسطه ] dolaylı olarak.
    bîm (F.) [ بيم ] korku.
    bîma’nâ (F.-A.) [ بی معنی ] anlamsız.
    bîmâr (F.) [ بيمار ] hasta.
    bîmârân (F.) [ بيماران ] hastalar.
    bîmecâl (F.-A.) [ بی مجال ] takatsiz, dermansız.
    bîmekân (F.-A.) [ 1 [بی مکان .yersiz. 2.aylak.
    bîmerhamet (F.-A.) [ بی مرحمت ] acımasız.
    bîmeze (F.) [ بی مزه ] lezzetsiz, tatsız.
    bîmihr (F.) [ بی مهر ] sevgisiz, şefkatsiz.
    bîmisâl (F.-A.) [ بی مثال ] benzersiz.
    bîmuhâbâ (F.-A.) [ بی محابا ] çekinmeden.
    bîmübâlât (F.-A.) [ بی مبالات ] kayıtsız, umursamaz.
    bîmürüvvet (F.-A.) [ بی مروت ] mürüvvetsiz.
    bin (A.) [ بن ] oğul.
    binâ (A.) [ بناء ] yapı.
    bînâ (F.) [ بينا ] gören, iyi gören.
    binâberin (A.-F.) [ بنابرین ] bundan dolayı, buna dayanarak.
    binâen (A.) [ بناء ] dayanarak, göre.
    binâenaleyh (A.) [ بناء عليه ] bu yüzden, bundan dolayı.
    bînâm (F.) [ بينام ] adsız, tanınmamış.
    bînamaz (F.) [ بی نماز ] beynamaz.
    bînasîb (F.-A.) [ بی نصيب ] nasipsiz, kısmetsiz.
    bînazîr (F.-A.) [ بی نظير ] benzersiz.
    bînemek (F.) [ بی نمک ] tuzsuz.
    bînevâ (F.) [ 1 [بينوا .zavallı. 2.yoksul.
    bînî (F.) [ بينی ] burun.
    bînihaye (F.-A.) [ بی نهایه ] sonsuz, bitmez tükenmez.
    binnetice (A.) [ بالنتيجه ] sonuçta, sonuç olarak.
    binnisbe (A.) [ بالنسبه ] bir dereceye kadar, nispeten.
    bint (A.) [ بنت ] kız.
    bîpâyân (F.) [ بی پایان ] sonsuz.
    bîpervâ (F.) [ 1 [بی پروا .korkusuz. 2.çekinmeden.
    bir gûna (T.-F.) [ ] hiçbir, herhangi bir.
    bir nevi (T.-A.) [ ] adeta, bir bakıma.
    birâder (F.) [ برادر ] erkek kardeş.
    bîrahm (F.-A.) [ بی رحم ] merhametsiz, acımasız.
    bîrayb (F.-A.) [ بی ریب ] kuşkusuz.
    birinc (F.) [ برنج ] pirinç.
    birişte (F.) [ برشته ] kavrulmuş.
    bîrûn (F.) [ 1 [بيرون .dış. 2.dışarı.
    biryân (F.) [ بریان ] kebap.
    bisât (A.) [ بساط ] yaygı.

  6. #6
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    bîsebat (F.-A.) [ بی ثبات ] dayanıksız.
    bîsebeb (F.-A.) [ بی سبب ] dayanıksız.
    bîser (F.) [ بی سر ] başsız.
    bîst (F.) [ بيست ] yirmi.
    bister (F.) [ بستر ] yatak.
    bîsûd (F.) [ بی سود ] yararsız.
    bisyâr (F.) [ بسيار ] çok.
    bîşe (F.) [ بيشه ] orman.
    bîşerm (F.) [ بی شرم ] orman.
    bîşuur (F.-A.) [ بی شعور ] bilinçsiz.
    bîşübhe (F.-A.) [ بی شبهه ] kuşkusuz, şüphesiz.
    bîşümâr (F.) [ بی شمار ] sayısız.
    bîtâb (F.-A.) [ بيتاب ] yorgun, takatsiz.
    bîtâb kalmak bitkin düşmek.
    bîtâbane (F.) [ بيتابانه ] bitkince.
    bitamâmihâ (A.) [ بتمامها ] tümüyle, tamamen.
    bîtaraf (F.-A.) [ بی طرف ] tarafsız.
    bîtarafâne (F.-A.) [ بی طرفانه ] tarafsızca, yan tutmadan.
    bittab’ (A.) [ بالطبع ] doğal olarak.
    bittafsîl (A.) [ بالتفصيل ] ayrıntılı olarak, uzun uzadıya.
    bittamâm (A.) [ بالتمام ] tümüyle.
    bîve (F.) [ بيوه ] dul.
    bîvefâ (F.-A.) [ بی وفا ] vefasız.
    bîvezen (F.) [ بيوه زن ] dul kadın.
    bîzâr (F.) [ بيزار ] bıkmış, usanmış.
    bîzâr olmak bıkmak, usanmak.
    bizâtihi (A.) [ بذاته ] kendiliğinden.
    bizzarûre (A.) [ بالضروره ] zorunlu olarak.
    bostân (F.) [ بوستان ] bahçe.
    bû (F.) [ بو ] koku.
    bu’d (A.) [ 1 [بعد .uzaklık. 2.boyut.
    bu’diyet (A.) [ بعدیت ] uzaklık, mesafe.
    bûd (F.) [ بود ] varlık.
    buğrâ (F.) [ بغرا ] turna.
    buhalâ (A.) [ بخلا ] cimriler.
    buhâr (A.) [ بخار ] buğu, buhar.
    buhl (A.) [ بخل ] cimrilik.
    buhrân (A.) [ بحران ] bunalım, kriz.
    buht (A.) [ بهت ] şaşkınlık.
    buhûr (F.) [ بخور ] tütsü.
    buhurdan (F.) [ بخوردان ] tütsülük, tütsü kabı.
    buk’a (A.) [ 1[بقعه .yer, diyar. 2.ülke.
    buk’avî (A.) [ بقعوی ] yerel.
    bûm (F.) [ 1 [بوم .yer. 2.ülke.
    bûm (F.) [ بوم ] baykuş.
    bûmehen (F.) [ بومهن ] deprem.
    bundan mâada (T.-A.) [dan+m] bundan başka, bunun yanısıra.
    bûr (F.) [ بور ] kumral.
    burc (A.) [ 1 [برج .burç. 2.yıldız kümesi.
    burhan (A.) [ برهان ] kanıt, delil.
    bûriya (F.) [ بوریا ] hasır.
    burûc (A.) [ بروج ] burçlar.
    burûdet (A.) [ برودت ] soğukluk.
    bûs etmek öpmek.
    bûse (F.) [ بوسه ] öpücük.
    bûstân (F.) [ بوستان ] bahçe.
    bûte (F.) [ 1 [بوته .çalı çırpı. 2.pota.
    bûtimar (F.) [ بوتيمار ] balıkçıl, botimar.
    butlân (A.) [ 1 [بطلان .boşluk, anlamsızlık. 2.yalan.
    butûn (A.) [ 1 [بطون .karınlar. 2.kuşaklar, nesiller.
    bûy (F.) [ بوی ] koku.
    bûydâr (F.) [ بویدار ] kokulu.
    bûzîne (F.) [ بوزینه ] maymun.
    bühtân (A.) [ بهتان ] iftira.
    bühtân etmek iftira etmek.
    bükâ (A.) [ بکاء ] ağlama.
    bülaceb (A.) [ بوالعجب ] şaşılacak şey.
    büldân (A.) [ بلدان ] beldeler, diyarlar, ülkeler.
    büleğâ (A.) [ بلغاء ] belagat sahipleri.
    bülend (F.) [ 1 [بلند .yüksek. 2.yüce.
    bülendbâlâ (F.) [ بلندبالا ] uzun boylu.
    bülendpervâz (F.) [ 1 [بلندپرواز .yükseklerden uçan. 2.şerefli.
    bülheves (A.) [ بوالهوس ] maymun iştahlı.
    bülûğ (A.) [ بلوغ ] erginlik.
    bün (F.) [ 1 [بن .kök. 2.dip. 3.temel.
    bünyâd (F.) [ 1 [بنياد .temel, kök. 2.yapı, bina.
    bünye (A.) [ بنيه ] yapı.
    bünyeviyat (A.) [ بنيویات ] bünye ile ilgili bilim dalı, morfoloji.
    bürdbâr (F.) [ بردبار ] sabırlı.
    bürde (A.) [ برده ] hırka.
    bürhân (A.) [ برهان ] kanıt.
    bürîde (F.) [ بریده ] kesik.
    bürka (A.) [ برقع ] peçe.
    bürnâ (F.) [ برنا ] genç.
    bürrân (F.) [ بران ] keskin.
    bürûdet (A.) [ برودت ] soğukluk.
    bürûz (A.) [ بروز ] ortaya çıkma.
    büstân (F.) [ بستان ] bahçe.
    büşrâ (A.) [ بشرا ] müjde.
    büt (F.) [ بت ] put.
    büthâne (F.) [ بت خانه ] puthane.
    bütperest (F.) [ بت پرست ] putperest, puta tapan.
    bütûn (A.) [ 1 [بطون .karınlar. 2.kuşaklar, nesiller.
    büyût (A.) [ 1 [بيوت .evler. 2.beyitler.
    büz (F.) [ بز ] keçi.
    büzdil (F.) [ بزدل ] ödlek.
    büzûr (A.) [ بذور ] tohumlar.
    büzürg (F.) [ 1 [بزرگ .büyük. 2.ulu.
    büzürgân (F.) [ 1 [بزرگان .büyükler. 2.ulular.
    büzürgzâde (F.) [ بزرگ زاده ] seçkin kişinin çocuğu, asilzade, kişizade.

  7. #7
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -C-

    câ (F.) [ 1 [جا .yer. 2.mevki. 3.makam.
    ca’l (A.) [ جعل ] yapma.
    ca’lî (A.) [ 1 [جعلی .yapma, uydurma. 2.sahte.
    câbecâ (F.) [ جابجا ] yer yer.
    câbir (A.) [ جابر ] zorlayıcı.
    câdde (A.) [ جاده ] ana yol, cadde.
    câdû (F.) [ 1 [جادو .büyücü. 2.cadı.
    câdûger (F.) [ جادوگر ] büyücü.
    câh (F.) [ جاه ] makam, mevki.
    câhid (A.) [ جاهد ] çalışıp çabalayan.
    câhil (A.) [ جاهل ] bilgisiz.
    câhilâne (A.-F.) [ جاهلانه ] cahilce.
    câiz (A.) [ جائز ] uygun.
    câize (A.) [ جائزه ] ödül.
    câlib (A.) [ جالب ] ilginç, çekici.
    câlib -i dikkat [ جالب دقت ]dikkat çekici.
    câm (F.) [ 1 [جام .kadeh. 2.şişe. 3.cam.
    câme (F.) [ جامه ] giysi.
    câmedân (F.) [ جامه دان ] gardrop.
    câmegî (F.) [ 1 [جامگی .giysi parası. 2.hizmetçi.
    câmekan (F.) [ جامکان ] hamamda soyunma odası.
    câmekan (F.-A.) [ 1 [جامکان .camlı bölme. 2.vitrin.
    câmeşûy (F.) [ جامه شوی ] çamaşırcı.
    câmi’ (A.) [ 1 [جامع .toplayan. 2.cami.
    câmia (A.) [ جامعه ] topluluk.
    câmid (A.) [ 1 [جامد .cansız. 2.donuk.
    câmûs (A.) [ جاموس ] manda, camız.
    cân (F.) [ 1 [جان .ruh. 2.can. 3.sevgili.
    cânâ (F.) [ جانا ] sevgilim, ey sevgili.
    cânân (F.) [ جانان ] sevgili.
    cânâne (F.) [ جانانه ] sevgili.
    cânbâz (F.) [ 1 [جانباز .canını hiçe sayan. 2.fedai. 3.cambaz.
    cândâr (F.) [ 1 [جاندار .canlı. 2.koruyucu.
    canefşân (F.) [ جان افشان ] canını hiçe sayan, fedai.
    cânefzâ (F.) [ جان افزا ] cana can katan.
    cânfersâ (F.) [ جان فرسا ] ömür törpüsü, yürek tüketen.
    cânfeşân (F.) [ جان فشان ] canını hiçe sayan, fedai.
    cânfezâ (F.) [ جان فزا ] cana can katan.
    cângüdâz (F.) [ جان گداز ] yürek yakan.
    canhıraş (F.) [ جان خراش ] yürek paralayan.
    cânib (A.) [ جانب ] taraf.
    cânişin (F.) [ جانشين ] halef, birinin yerine oturan.
    cânnisâr (F.-A.) [ جان نثار ] canını feda eden.
    cânsipâr (F.) [ جان سپار ] canını feda eden.
    cânsiperâne (F.) [ جان سپرانه ] canını feda edercesine.
    cânsitân (F.) [ جان ستان ] can alan.
    cânver (F.) [ 1 [جان ور .canlı. 2.canavar.
    câr (A.) [ جار ] komşu.
    cârî (A.) [ جارِ ] geçerli, yürürlükte.
    câriha (A.) [ 1 [جارحه .yırtıcı kuş. 2.yırtıcı hayvan.
    câriye (A.) [ جاریه ] halayık.
    cârû (F.) [ جارو ] süpürge.
    cârûb (F.) [ جاروب ] süpürge.
    câsûsî (A.-F.) [ جاسوسی ] casusluk, ajanlık.
    câvid (F.) [ جاود ] kalıcı, sonsuz, ebedi.
    câvidân (F.) [ جاودان ] kalıcı, sonsuz, ebedi.
    cây (F.) [ جای ] yer.
    câygâh (F.) [ 1 [جایگاه .yer. 2.makam.
    câyi’ (A.) [ جایع ] aç.
    câynişîn (F.) [ جاینشين ] birinin yerine geçen, halef.
    câzib (A.) [ 1 [جاذب .ilginç. 2.çekici.
    câzibe (A.) [ جاذبه ] çekicilik.
    cazibedar (A.-F.) [ جاذبه دار ] çekici, cazibeli.
    câzibiyyet (A.) [ جاذبيت ] çekicilik.
    cebâbire (A.) [ جبابره ] zorbalar.
    cebânet (A.) [ جبانت ] korkaklık.
    cebbâr (A.) [ 1 [جبار .zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli.
    cebbârî (A.-F.) [ 1 [جباری .zorbalık. 2.beceriklilik, tuttuğunu koparma.
    cebel (A.) [ جبل ] dağ.
    cebhe (A.) [ 1 [جبهه .cephe. 2.alın. 3.yüz.
    cebîn (A.) [ جبين ] korkak.
    cebr (A.) [ 1 [جبر .zorlama. 2.cebir.
    cebr etmek zorlamak.
    cebren (A.) [ جبرا ] zorla.
    cebrî (A.) [ جبری ] zoraki, zorla.
    cedâvil (A.) [ جداول ] cetveller, çizelgeler.
    cedd (A.) [ جد ] ata.
    cedel (A.) [ 1 [جدل .tartışma. 2.mücadele.
    cedelî (A.) [ جدلی ] tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş.
    cedî (A.) [ 1 [جدی .oğlak. 2.oğlak burcu.
    cedîd (A.) [ جدید ] yeni.
    cedîde (A.) [ جدیده ] yeni.
    cedvel (A.) [ 1 [جدول .cetvel. 2.çizelge.
    cefâ (A.) [ جفا ] üzme, eziyet etme.
    cefâ çekmek cefaya katlanan, üzülen.
    cefâcû (A.-F.) [ جفاجو ] üzen, cefa eden.
    cefâdîde (A.-F.) [ جفادیده ] üzülmüş, cefa çekmiş.
    cefâkâr (A.-F.) [ 1 [جفاکار .cefa eden, üzen. 2.cefa çeken, üzülen.
    cefâkârî (A.-F.) [ 1 [جفاکاری .cefa etme, üzme. 2.cefa çekme.
    cefâkeş (A.-F.) [ جفاکش ] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.
    cefâpîşe (A.-F.) [ 1 [جفاپيشه .üzmeyi huy edinmiş, cefa eden. 2.aşığını üzen
    sevgili.
    cefcâf (F.) [ 1 [جفجاف .hoppa kadın. 2.******.
    ceffelkalem (A.) [ جف القلم ] çalakalem.
    cefr (A.) [ جفر ] gaipten haber veren bilim.
    cehâlet (A.) [ جهالت ] cahillik, bilgisizlik.
    cehd (A.) [ جهد ] çalışma, çabalama.
    cehd etmek çalışıp çabalamak.
    cehele (A.) [ جهله ] cahiller.
    cehennemî (A.-F.) [ 1 [جهنمی .cehennemlik. 2.cehennem gibi sıcak.
    cehl (A.) [ جهل ] cahillik, bilgisizlik.
    cehren (A.) [ جهرا ] açıkça.
    celâdet (A.) [ جلادت ] yiğitlik.
    celâl (A.) [ جلال ] ululuk.
    celb (A.) [ جلب ] kendine çekme.
    celb edilmek 1.kendine çekilmek. 2.yazı ile çağırılmak.
    celb etmek 1.kendine çekmek. 2.yazı ile çağırmak.
    celbnâme (A.-F.) [ جلب نامه ] çağırı mektubu.
    celeb (A.) [ جلب ] sığır tüccarı.
    celesât (A.) [ جلسات ] oturumlar.
    celîl (A.) [ جليل ] ulu.
    celîs (A.) [ جليس ] arkadaş.
    cellâd (A.) [ جلاد ] cellat.
    cellâdî (A.-F.) [ جلادی ] cellatlık.
    celse (A.) [ جلسه ] oturum.
    cem’ (A.) [ 1 [جمع .toplama. 2.çoğul.
    cem’ edilmek toplanılmak.
    cem’ etmek toplamak, derlemek, bir araya getirmek.
    cem’an (A.) [ جمعا ] toplam.
    cem’iyyât (A.) [ جمعيات ] cemiyetler, dernekler.
    cem’iyyet (A.) [ 1 [جمعيت .cemiyet, dernek. 2.topluluk.
    cem’iyyet -i akvâm [ جمعيت اقوام ]Birleşmiş Milletler.
    cemâat (A.) [ 1 [جماعت .topluluk. 2.camide ibadet edenler.
    cemâd (A.) [ جماد ] cansız varlık.
    cemâdât (A.) [ جمادات ] cansız varlıklar.
    cemâhîr (A.) [ جماهير ] cumhuriyetler.
    cemâl (A.) [ جمال ] yüz güzelliği.
    cemel (A.) [ جمل ] deve.
    cemî’ (A.) [ جميع ] tümü.
    cemî’an (A.) [ جميعا ] tümüyle.
    cemil (A.) [ 1 [جميل .güzel. 2.yüzü güzel.
    cemîle (A.) [ جميله ] iyilik.
    cemiyet (A.) [ جمعيت ] topluluk, toplum.
    cemm (A.) [ جم ] kalabalık.
    cenâb (A.) [ جناب ] hazret.
    cenâbet (A.) [ 1 [جنابت .pis, murdar. 2.cünüplük hali.
    cenâh (A.) [ جناح ] kanat.
    cenb (A.) [ جنب ] taraf.
    cendere (A.) [ 1 [جندره .pres. 2.basınç, baskı. 3.oklava.
    ceng (F.) [ جنگ ] savaş.
    ceng etmek 1.savaşmak. 2.dövüşmek.
    cengâver (F.) [ جنگاور ] savaşçı.
    cengâverî (F.) [ جنگاوری ] savaşçılık.
    cengcû (F.) [ 1 [جنگجو .savaşçı. 2.kavgacı.
    cengel (F.) [ جنگل ] orman.
    cennât (A.) [ 1 [جنات .cennetler. 2.bahçeler.
    cennet (A.) [ 1 [جنت .cennet. 2.bahçe.
    cennet -i a’lâ [ جنت اعلی ] cennet.
    cennetmekân (A.) [ جنت مکان ] mekanı cennet olan.
    cenûb (A.) [ جنوب ] güney.
    cenûb -i garb [ جنوب غرب ] güneybatı.
    cenûb -i garbî [ جنوب غربی ] güneybatı.
    cenûb -i şark [ جنوب شرق ] güneydoğu.
    cenûb -i şarkî [ جنوب شرقی ] güneydoğu.
    cenûbî (A.) [ جنوبی ] güneye ait.
    cerâd (A.) [ جراد ] çekirge.
    cerâhat (A.) [ جراحت ] yara.
    cerâid (A.) [ جرائد ] gazeteler.
    cerâim (A.) [ جرائم ] suçlar.
    cerbeze (A.) [ جربزه ] beceriklilik.
    ceres (A.) [ 1 [جرس .çan. 2.çıngırak.
    cereyân (A.) [ 1 [جریان .akış. 2.oluş. 3.akım.
    cereyân etmek olmak, gerçekleşmek.
    cerge (F.) [ جرگه ] küme.
    cerh (A.) [ 1 [جرح .yaralama. 2.çürütme.
    cerh edilmek 1.yaralanmak. 2.çürütülmek.
    cerh etmek 1.yaralamak. 2.çürütmek.
    cerîde (A.) [ 1 [جریده .gazete. 2.tutanak.
    cerîha (A.) [ جریحه ] yara.
    cerîme (A.) [ 1 [جریمه .suç. 2.para cezası, cereme. 3.ceza ödeme.
    cerrâh (A.) [ جراح ] operatör.
    cerrâhî (A.) [ جراحی ] operatörlük.
    cesâmet (A.) [ جسامت ] irilik.
    cesâret (A.) [ جسارت ] cesurluk.
    cesîm (A.) [ جسيم ] iri, büyük.
    cesîmülcüsse (A.) [ جسيم الجثه ] iri yapılı, iriyarı.
    cesûr (A.) [ جسور ] cesaret sahibi.
    cev (F.) [ جو ] arpa.
    cevâb (A.) [ 1 [جواب .yanıt. 2.karşılık.

  8. #8
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    cevâben (A.) [ جوابا ] yanıt olarak.
    cevâd (A.) [ جواد ] cömert.
    cevâhir (A.) [ 1 [جواهر .mücevherler. 2.mücevher.
    cevâmi’ (A.) [ جوامع ] camiler.
    cevâmid (A.) [ جوامد ] cansız varlıklar.
    cevâmîs (A.) [ جواميس ] mandalar.
    cevân (F.) [ جوان ] genç.
    cevânib (A.) [ جوانب ] yanlar, yönler.
    cevârî (A.) [ جواری ] halayıklar.
    cevâz (A.) [ جواز ] izin, uygun verme.
    cevâz vermek uygun vermek, olur vermek, müsaade etmek.
    cevdet (A.) [ 1 [جودت iyilik. 2.olgunluk. 3.tazelik.
    cevelân (A.) [ جولان ] dolaşma, gezinti.
    cevelân etmek 1.dolaşmak, akmak. 2.gezinmek.
    cevelângâh (A.-F.) [ 1 [جولانگاه .gezinti yeri, mesire yeri. 2.dolaşım yeri.
    cevf (A.) [ جوف ] boşluk.
    cevher (A.) [ 1 [جوهر .mücevher. 2.öz. 3.elmas.
    cevherfürûş (A.-F.) [ جوهرفروش ] mücevherci.
    cevherî (A.) [ 1 [جوهری .mücevherle ilgili. 2.mücevherli. 3.öz ile ilgili.
    cevîn (F.) [ جوین ] arpadan yapılmış.
    cevir (A.) [ جور ] haksızlık, üzülme, üzme, zulüm.
    cevir çekmek acı çekmek, zulüm görmek.
    cevr (A.) [ جور ] haksızlık, üzme, üzülme, zulüm.
    cevr etmek haksızlık etmek, üzmek, acı çektirmek.
    cevşen (F.) [ جوشن ] zırhlı giysi.
    cevv (A.) [ 1 [جو .hava. 2.boşluk.
    cevvâl (A.) [ جوال ] çok hareketli, koşan.
    cevvî (A.) [ جوی ] hava ile ilgili.
    cevzâ (A.) [ جوزاء ] ikizler burcu.
    ceyb (A.) [ جيب ] cep.
    ceyş (A.) [ جيس ] asker.
    ceyyid (A.) [ جيد ] iyi, güzel.
    cezâ (A.) [ 1 [جزاء .karşılık. 2.ceza.
    cezâir (A.) [ جزائر ] adalar.
    cezâlet (A.) [ جزالت ] akıcılık, düzgünlük.
    cezb (A.) [ جذب ] kendine çekme.
    cezb edilmek kendine çekilmek.
    cezb etmek kendine çekmek.
    cezbe (A.) [ 1 [جذبه .coşku. 2.kendinden geçiş.
    cezer (A.) [ جزر ] havuç.
    cezîre (A.) [ جزیره ] ada.
    cezm (A.) [ جزم ] kesin karar.
    cezm etmek kesin karar vermek, kesin olarak niyetlenmek.
    cezzâb (A.) [ جذاب ] çekici, cazibeli.
    cibâl (A.) [ جبال ] dağlar.
    cibillet (A.) [ جبلت ] karakter, yaratılış.
    cibilliyet (A.) [ جبليت ] karakter, yaratılış.
    cibilliyetsiz (A.-T.) [ جبلتسز ] karaktersiz, kötü yaratılışlı.
    cidâl (A.) [ جدال ] mücadele.
    cidâlcû (A.-F.) [ جدال جو ] mücadeleci.
    cidâr (A.) [ 1 [جدار .duvar. 2.zar.
    cidden (A.) [ جدا ] ciddi olarak.
    ciddî (A.) [ 1 [جدی .ağırbaşlı. 2.önemli.
    ciddiyyet (A.) [ 1 [جدیت .ciddilik. 2.ağırbaşlılık.
    cîfe (A.) [ جيفه ] leş.
    ciger (F.) [ جگر ] ciğer.
    cigergûşe (F.) [ 1 [جگرگوشه .ciğerköşe, evlat. 2.sevgili.
    cigerpâre (F.) [ 1 [جگرپاره .ciğer parçası. 2.evlat.
    cigersûz (F.) [ جگرسوز ] yürek yakan.
    cihâd (A.) [ جهاد ] din uğrunda savaş.
    cihâd etmek din uğrunda savaşmak.
    cihân (F.) [ 1 [جهان .dünya. 2.âlem.
    cihânâferîn (F.) [ جهان آفرین ] dünyayı yaratan, Tanrı.
    cihandar (F.) [ جهاندار ] büyük hükümdar, imparator.
    cihandîde (F.) [ جخان دیده ] görmüş geçirmiş.
    cihangîr (F.) [ جهانگير ] büyük hükümdar, imparator.
    cihangîrî (F.) [ جهانگيری ] büyük hükümdarlık, imparatorluk.
    cihângüşâ (F.) [ جهانگشا ] dünyayı feth eden, fatih hükümdar.
    cihânî (F.) [ 1 [جهانی .dünya ile ilgili. 2.insan.
    cihannüma (F.) [ 1 [جهان نما .dünya atlası. 2.taraça.
    cihâr (F.) [ چهار ] dört.
    cihâren (A.) [ جهارا ] açıkça.
    cihât (A.) [ 1 [جهات .yönler. 2.sebepler. 3.yerler.
    cihâz (A.) [ 1 [جهاز .çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.
    cihet (A.) [ 1 [جهت .yön, taraf. 2.bakım, nokta. 3.sebep.
    cilâ (A.) [ 1 [جلاء .parlaklık. 2.cila.
    cilâdar (A.-F.) [ جلادار ] cilalı.
    cild (A.) [ 1 [جلد .deri, cilt. 2.kitap.
    cilve (A.) [ 1 [جلوه .görünme. 2.kırıtma.
    cilvegâh (A.-F.) [ جلوه گاه ] görünme yeri.
    cilvegâh olmak yatak teşkil etmek, yurt olmak.
    cilveger (A.-F.) [ 1 [جلوه گر .görünen. 2.kırıtan.
    cilvesâz (A.-F.) [ جلوه ساز ] kırıtan, cilve yapan.
    cimâ’ (A.) [ جماع ] cinsel ilişki.
    cimâ’ etmek cinsel ilişkide bulunmak.
    cinâ’î (A.) [ جنائی ] cinayetle ilgili.
    cinân (A.) [ 1 [جنان .cennetler. 2.bahçeler.
    cinayetkâr (A.-F.) [ جنایتکار ] câni, cinayet işleyen.
    cinâze (A.) [ جنازه ] tabut.
    cindar (A.-F.) [ جندار ] cinci, afsuncu.
    cindarlık (A.-F.-T.) cincilik, afsunculuk, muskacılık.
    cinnet (A.) [ جنت ] çıldırma.

  9. #9
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    cins (A.) [ 1 [جنس .tür. 2.soy.
    cinsî (A.) [ جنسی ] cinsel.
    cirm (A.) [ جرم ] cismin kapladığı yer, hacim.
    cism (A.) [ 1 [جسم .cisim, madde. 2.vücut, beden.
    cismânî (A.) [ 1 [جسمانی .cisim ile ilgili. 2.bedensel.
    cismen (A.) [ جسما ] bedenen.
    cisr (A.) [ جسر ] köprü.
    civan (F.) [ جوان ] genç.
    civânân (F.) [ جوانان ] gençler.
    civanbaht (F.) [ جوان بخت ] talihli.
    civânî (F.) [ جوانی ] gençlik.
    civânmerd (F.) [ 1 [جوانمرد .cömert. 2.soylu.
    civâr (A.) [ جوار ] yakın çevre.
    cîve (F.) [ جيوه ] cıva.
    cizye (A.) [ جزیه ] gayrimüslim vergisi.
    cû (F.) [ 1 [جو .arayan. 2.arama.
    cû (F.) [ جو ] çay, ırmak.
    cû’ (A.) [ جوش ] açlık.
    cûce (F.) [ جوجه ] civciv.
    cûd (A.) [ جود ] cömertlik.
    cuğd (A.) [ جغد ] baykuş.
    cûlâh (F.) [ 1 [جولاه .dokumacı. 2.çulha.
    cum’a (A.) [ جمعه ] cuma.

  10. #10
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    cumhûr (A.) [ 1 [جمهور .halk. 2.kalabalık.
    cumhûrî (A.) [ جمهوری ] cumhuriyetle ilgili.
    cumhûriyyet (A.) [ جمهوریت ] cumhuriyet.
    cûş (F.) [ 1 [جوش .coşku. 2.kaynama.
    cûş eylemek coşmak, coşup taşmak.
    cûşâcûş (F.) [ جوشاجوش ] coşkun, coşkulu.
    cûşân (F.) [ 1 [جوشان .coşan. 2.kaynayan.
    cûşiş (F.) [ جوشش ] coşku.
    cûy (F.) [ 1 [جوی .arayan. 2.arama.
    cûy (F.) [ جوی ] çay, ırmak.
    cûybâr (F.) [ جویبار ] ırmak.
    cûyende (F.) [ جوینده ] arayan.
    cübn (A.) [ جبن ] korkaklık.
    cüdâ (F.) [ جدا ] ayrı.
    cüda kalmak ayrı düşmek, uzak kalmak.
    cüdâyî (F.) [ جدایی ] ayrılık.
    cüdrân (A.) [ جدران ] duvarlar.
    cüft (F.) [ جفت ] çift.
    cüfte (F.) [ جفته ] çifte.
    cühelâ (A.) [ جهلاء ] cahiller.
    cühhâl (A.) [ جهال ] cahiller.
    cüllâh (A.) [ جلاه ] dokumacı, çulhacı.
    cülûs (A.) [ 1 [جلوس .oturma. 2.tahta geçme.
    cülûs etmek tahta geçmek.
    cülûsiyye (A.) [ 1 [جلوسيه .tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. 2.tahta çıkan
    hükümdar için yazılan şiir.
    cümcüme (A.) [ جمجمه ] kafatası.
    cümel (A.) [ جمل ] cümleler.
    cümle (A.) [ 1 [جمله .bütün, tüm. 2.tümce.
    cümleten (A.) [ جملة ] tümüyle
    cümûd (A.) [ جمود ] donukluk.
    cümûdiyye (A.) [ جمودیه ] buzul.
    cünbân (F.) [ 1 [جنبان .sallayan. 2.sallanan.
    cünbiş (F.) [ جنبش ] kıpırtı, hareket, sallanma.
    cünd (A.) [ 1 [جند .asker. 2.ordu.
    cündî (A.) [ جندی ] usta binici.
    cündîlik (A.-T.) [ ] binicilik, at binme.
    cünha (A.) [ جنحه ] küçük suç.
    cünûd (A.) [ 1 [جنود .askerler. 2.ordular.
    cürm (A.) [ جرم ] suç.
    cürûf (A.) [ جروف ] maden atığı, maden posası.
    cüsse (A.) [ جثه ] gövde, yapı.
    cüstücû (F.) [ جست و جو ] arayış, arama.
    cüvâl (F.) [ جوال ] çuval.
    cüvân bk. civan.
    cüz’ (A.) [ 1 [جزء .parça. 2.medrese alfabe kitabı.
    cüz’î (A.) [ جزئی ] çok az.
    cüz’iyyât (A.) [ جزئيات ] küçük şeyler, önemsiz şeyler.
    cüzâm (A.) [ جذام ] cüzzam.
    cüzdan (A.-F.) [ 1 [جزئدان .para çantası. 2.evrak çantası.

  11. #11
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -Ç-

    çâbük (F.) [ چابک ] kıvrak, çevik, çabuk.
    çâbükî (F.) [ چابکی ] kıvraklık, çeviklik, çabukluk.
    çâbükpâ (F.) [ چابک پا ] ayağına çabuk.
    çâbükrev (F.) [ چابک رو ] hızlı giden.
    çâbüksüvar (F.) [ چابک سوار ] usta binici.
    çâder (F.) [ 1 [چادر .çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
    çâdernişin (F.) [ چادرنشين ] göçebe, çadırda yaşayan.
    çadır (F.) [ 1 [چادر .çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
    çağz (F.) [ چغز ] kurbağa.
    çâh (F.) [ 1 [چاه .kuyu. 2.çukur.
    çâk (F.) [ 1 [چاک .yırtık. 2.yırtmaç.
    çâk etmek yırtmak.
    çâk olmak yırtılmak.
    çâkâçâk (F.) [ چاکاچاک ] kılıç şakırtısı.
    çâker (F.) [ 1 [چاکر .kul. 2.hizmetkâr.
    çâkerî (F.) [ 1 [چاکری .kulluk. 2.hizmetkârlık.
    çâkûç (F.) [ چاکوچ ] çekiç.
    çâlâk (F.) [ چالاک ] çevik, kıvrak.
    çâlâkî (F.) [ چالاکی ] çeviklik, kıvraklık.
    çâlik (F.) [ چاليک ] çelik çomak.
    çâlpâre (F.) [ چارپاره ] çalpara.
    çâme (F.) [ چامه ] şiir.
    çâne (F.) [ چانه ] çene.
    çâpâr (F.) [ 1 [چاپار .ulak. 2.postacı.
    çâplûs (F.) [ چاپلوس ] dalkavuk.
    çâr (F.) [ چار ] çare.
    çâr (F.) [ چار ] dört.
    çârçûbe (F.) [ چارچوبه ] çerçeve.
    çardak (F.) [ چارطاق ] çardak.
    çârdeh (F.) [ چارده ] ondört.
    çâre (F.) [ 1 [چاره .tedbir. 2.çare. 3.ilaç, derman.
    çârecû (F.) [ چاره جو ] çare arayan.
    çâresâz (F.) [ چاره ساز ] çare bulan.
    çâresâz olmak çare bulmak.
    çâresâzî (F.) [ چاره سازی ] çare bulma.
    çârgâh (F.) [ چارگاه ] Türk musikîsinde bir makam.
    çârgûşe (F.) [ چارگوشه ] dört köşe.
    çarh (F.) [ 1 [چرخ .tekerlek. 2.çarkıfelek. 3.felek. 4.tef. 5.çıkrık.
    çarmıh (F.) [ چارميخ ] çarmıh.
    çârnâçâr (F.) [ چارناچار ] ister istemez, çaresiz, mecburen.
    çârpâ (F.) [ چارپا ] dört ayaklı.
    çârsû (F.) [ چارسو ] dört yön.
    çârsû (F.-A.) [ چارسو ] çarşı.
    çârşeb (F.) [ چارشب ] çarşaf.
    çârşenbe (F.) [ چارشنبه ] çarşamba.
    çârtâk (F.) [ 1 [چارطاق .çardak. 2.kare şeklinde çadır.
    çârüm (F.) [ چارم ] dördüncü.
    çâryâr (F.) [ چاریار ] dört halife, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali.
    çâşni (F.) [ چاشنی ] çeşni.
    çâşnigîr (F.) [ چاشنی گير ] çeşnici.
    çâşt (F.) [ چاشت ] kuşluk vakti.
    çeğâle (F.) [ چغاله ] çağla.
    çeh (F.) [ 1 [چه .kuyu. 2.çukur.
    çehâr (F.) [ چهار ] dört.
    çehre (F.) [ چهره ] yüz.
    çehreperdâz (F.) [ چهره پرداز ] ressam.
    çekâçâk (F.) [ چکاچاک ] kılıç şakırtısı.
    çekîde (F.) [ چکيده ] damlamış.
    çekûç (F.) [ چکوچ ] çekiç.
    çelîpâ (F.) [ چليپا ] haç.
    çem (F.) [ 1 [چم .salınma. 2.süslü.
    çemen (F.) [ 1 [چمن .çimenlik, çayırlık. 2.yeşillik.
    çemenzâr (F.) [ چمنزار ] çimenlik.
    çenâr (F.) [ چنار ] çınar.
    çenber (F.) [ 1 [چنبر .çember. 2.kasnak.
    çend (F.) [ 1 [چند .kaç. 2.birkaç. 3.ne zamana kadar.
    çendan (F.) [ چندان ] o kadar, onca.
    çendin (F.) [ چندین ] bu kadar, bunca.
    çeng (F.) [ 1 [چنگ .pençe. 2.el. 3.harp, çeng.
    çengâl (F.) [ 1 [چنگال .pençe. 2.çengel.
    çengî (F.) [ 1 [چنگی .çeng çalan. 2.dansöz, çengi.
    çep (F.) [ چپ ] sol.
    çerâ (F.) [ چرا ] otlama.
    çerâgâh (F.) [ چراگاه ] otlak.
    çerâğ (F.) [ 1 [چراغ .mum. 2.kandil.
    çerâğân (F.) [ چراغان ] aydınlatma, donatma.
    çerâkese (A.) [ چراکسه ] çerkesler.
    çerb (F.) [ چرب ] semiz.
    çerbzebân (F.) [ 1 [چرب زبان .yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.
    çerh (F.) [ 1 [چرخ .çark. 2.felek. 3.tekerlek. 4.çıkrık. 5.çarkıfelek. 6.tef.
    çerm (F.) [ چرم ] deri.
    çeşm (F.) [ چشم ] göz.
    çeşmân (F.) [ چشمان ] gözler.
    çeşmderîde (F.) [ چشم دریده ] arsız.
    çeşme (F.) [ 1 [چشمه .pınar. 2.çeşme.
    çetr (F.) [ 1 [چتر .gölgelik. 2.şemsiye.
    çevgân (F.) [ چوگان ] çevgen.
    çeyrek (F.) [ چهاریک ] dörtte bir, çeyrek.
    çîgûne (F.) [ چگونه ] nasıl.
    çigûnegî (F.) [ چگونگی ] nitelik.
    çihâr (F.) [ چهار ] dört.
    çihar yâr (F.) [ چهاریار ] dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.
    çihârüdü (F.) [ چهار و دو ] dört ve iki.
    çihârüse (F.) [ چهار و سه ] dört ve üç.
    çihârüyek (F.) [ چهار و یک ] dört ve bir.
    çihil (F.) [ چهل ] kırk.
    çihilpâ (F.) [ چهل پا ] kırkayak.
    çihre (F.) [ چهره ] yüz.
    çil (F.) [ چل ] kırk.
    çile (F.) [ 1 [چله .kırk günlük ibadet. 2.sıkıntı, azap. 3.iplik demeti.
    çilekeş (F.) [ چله کش ] çile çeken, acı çeken.
    çimen (F.) [ چمن ] çimenlik.
    çîn (F.) [ چين ] kırışık.
    çirâğ (F.) [ 1 [چراغ .mum. 2.kandil. 2.çırak.
    çîredest (F.) [ چيره دست ] yetenekli, becerikli.
    çirk (F.) [ 1 [چرک .kir. 2.irin.
    çirkâb (F.) [ چرک آب ] pis su.
    çirkîn (F.) [ 1 [چرکين .kirlenmiş. 2.çirkin.
    çîz (F.) [ چيز ] şey.
    çûb (F.) [ 1 [چوب .sopa. 2.odun. 3.tahta.
    çûbân (F.) [ چوبان ] çoban.
    çûbek (F.) [ 1 [چوبک .tokmak, tokaç. 2.çomak.
    çun (F.) [ 1 [چون .gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
    çün (F.) [ 1 [چن .gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
    çünki (F.) [ چونکه ] çünkü.
    çüst (F.) [ چست ] çevik, kıvrak.
    çüstî (F.) [ چستی ] çeviklik, kıvraklık.
    çüvâl (F.) [ چوال ] çuval.
    çüvaldûz (F.) [ چوالدوز ] çuvaldız.

  12. #12
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -D-

    dâ’î (A.) [ 1 [داعی .dua eden, duacı. 2.davet eden.
    dâ’ussıla (A.) [ داء الصله ] yurdunu özleme, köyünü özleme.
    dâd (F.) [ 1 [داد .adalet. 2.iyilik, ihsan.
    dâd (F.) [ 1 [داد .verme. 2.verdi. 3.vergi.
    dâdgâh (F.) [ دادگاه ] mahkeme.
    dâdhâh (F.) [ دادخواه ] davacı.
    dâdres (F.) [ دادرس ] imdada koşan.
    dâdû (F.) [ دادو ] dadı.
    dâdüferyâd (F.) [ دادوفریاد ] feryat figan.
    dâdüsited (F.) [ داد و ستد ] alışveriş.
    dâfi’ (A.) [ دافع ] uzaklaştıran, defeden.
    dâğ (F.) [ 1 [داغ .yara. 2.kızgın demirle vurulmuş işaret.
    dağal (F.) [ دغل ] hile, hilehurda, alavere dalavere.
    dağalbâz (F.) [ دغل باز ] hileci.
    dağdağa (A.) [ دغدغه ] telaş, gürültü patırtı.
    dâhî (A.) [ داهی ] deha sahibi.
    dâhil (A.) [ داخل ] iç, içeri.
    dâhil olmak içeri girmek.
    dâhile (A.) [ داخله ] iç, iç yüz.
    dâhilen (A.) [ داخلا ] içten.
    dâhilî (A.) [ داخلی ] iç ile ilgili, iç yüze ait.
    dâhiliye (A.) [ داخليه ] iç ile ilgili, iç yüze ait.
    dahl (A.) [ دخل ] müdahale etme, karışma.
    dahme (F.) [ 1 [ضخمه .mezar. 2.mezarlık. 3.lahit.
    dâim (A.) [ دائم ] sürekli, devamlı.
    dâimî (A.) [ دائمی ] sürekli, devamlı.
    dâir (A.) [ 1 [دائر .ilişkin, hakkında. 3.dönen.
    dâire (A.) [ 1 [دائره .daire. 2.büro, ofis. 3.devlet dairesi. 4.tef, zilli tef.
    dâirenmâdâr (A.) [ دائرا مادار ] çepeçevre.
    dâirevî (A.) [ دائروی ] dairemsi.
    dâirezen (A.-F.) [ دائره زن ] daire çalan.
    dâiye (A.) [ 1 [داعيه .arzu, istek. 2.iddia.
    dakâyık (A.) [ 1 [دقایق .incelikler. 2.dakikalar.
    dakîk (A.) [ 1 [دقيق .ince, hassas. 2.dakika şaşmayan.
    dakîka (A.) [ 1 [دقيقه .incelik. 2.dakika.
    dalâlet (A.) [ ضلالت ] sapkınlık.
    dâll (A.) [ دال ] delalet eden.
    dâlle (A.) [ ضاله ] sapık, yoldan çıkmış.
    dâm (F.) [ 1 [دام .tuzak, kapan. 2.besi hayvanı.
    dâmâd (F.) [ داماد ] damat, güveyi.
    dâmân (F.) [ دامان ] etek.
    dâmen (F.) [ دامن ] etek.
    dâmenâlûde (F.) [ دامن آلوده ] iffetsiz.
    dâmenbûs (F.) [ دامن بوس ] etek öpen.
    dâmene (F.) [ دامنه ] yamaç, dağ eteği.
    dâmengîr (F.) [ 1 [دامن گير .davacı, şikayetçi. 2.eteğe sarılan.
    dâmgâh (F.) [ دامگاه ] tuzak kurulmuş yer.
    dân (F.) [ دان ] bilen.
    dân (F.) [ دان ] kap.
    dânâ (F.) [ دانا ] bilgili, iyi bilen.
    dâne (F.) [ 1 [دانه .tohum. 2.yem. 3.tane.
    dânende (F.) [ داننده ] bilen.
    dâng (F.) [ دانگ ] altıdabirlik dirhem.
    dâniş (F.) [ 1 [دانش .bilgi. 2.bilim.
    dânişâmûz (F.) [ دانش آموز ] öğrenci.
    dânişgâh (F.) [ دانشگاه ] üniversite.
    dânişmend (F.) [ 1 [دانشمند .bilgin, alim. 2.stajiyer kadı.
    dânişver (A.) [ دانشور ] bilgin.
    dâr (A.) [ 1 [دار .yurt. 2.ev.
    dâr (F.) [ دار ] dar ağacı.
    dâr (F.) [ دار ] sahip olan, bulunduran, tutan.
    dâr -ı bekâ [ دار بقا ] ahiret.
    dâr -ı fenâ [ دار فنا ] dünya.
    dârâ (F.) [ 1 [دارا .sahip. 2.büyük hükümdar.
    darabân (A.) [ 1 [ضربان .çarpıntı. 2.vuruş.
    darabât (A.) [ 1 [ضربات .darbeler, vuruşlar.
    darb (A.) [ 1 [ضرب .vuruş. 2.para basımı. 3.dövme.
    darbe (A.) [ 1 [ضربه .vuruş, darbe. 2.bela.
    darbhâne (A.) [ ضرب خانه ] darphane, para basımevi.
    darbımesel (A.-F.) [ ضرب مثل ] atasözü.
    dârçîn (F.) [ دارچين ] tarçın.
    dârende (F.) [ دارنده ] sahip.
    darîr (A.) [ ضریر ] doğuştan kör.
    dârû (F.) [ دارو ] ilaç.
    dârûhâne (F.) [ داروخانه ] eczane.
    dârülaceze (A.) [ دارالعجزه ] düşkünler evi.
    dârülbedâyi (A.) [ دارالبدایع ] konservatuvar.
    dârülelhân (A.) [ دارالالحان ] konservatuvar.
    dârüleytâm (A.) [ دارالایتام ] yetimhane.
    dârülfünun (A.) [ دارالفنون ] üniversite.
    dârülhilâfe (A.) [ 1 [دارالخلافه .İstanbul. 2.halifelik merkezi.
    dârülkütüb (A.) [ دارالکتب ] kütüphane.
    dârülmuallimât (A.) [ دارالمعلمات ] kız öğretmen okulu.
    dârülmuallimîn (A.) [ دارالمعلمين ] erkek öğretmen okulu.
    dârülmülk (A.) [ دارالملک ] başkent.
    dârülvilâde (A.) [ دارالولاده ] doğumevi.
    dârüssaltana (A.) [ دارالسلطنه ] İstanbul.
    dârüsselam (A.) [ 1 [دارالسلام .Bağdat. 2.cennet.
    dâs (F.) [ داس ] orak.
    dâstân (F.) [ 1 [داستان .destan. 2.hikaye. 3.masal.
    dâstânî (F.) [ داستانی ] destânî, kahramanlıkla ilgili, epik.
    davâ (A.) [ 1 [دعوی .dava. 2.teorem. 3.mesele.
    dâver (F.) [ 1 [داور .yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı.
    davet (A.) [ دعوت ] çağrı.
    dâye (F.) [ دایه ] dadı.
    dâyin (A.) [ داین ] alacaklı.
    deâvî (A.) [ دعاوی ] davalar.
    debbağ (A.) [ دباغ ] sepici.
    debdebe (A.) [ دبدبه ] gösteriş.
    debir (F.) [ دبير ] katip.
    ded (F.) [ دد ] yırtıcı hayvan.
    def (F.) [ دف ] tef.
    def’ (A.) [ دفع ] uzaklaştırma.
    def’ edilmek 1.uzaklaştırılmak. 2.giderilmek.
    def’ etmek 1.uzaklaştırmak. 2.gidermek.
    def’a (A.) [ دفعه ] kez, kere, defa.
    def’aten (A.) [ دفعة ] bir defada.
    defaât (A.) [ دفعات ] kereler, defalar.
    defâin (A.) [ دفائن ] gömüler, defineler.
    defâtir (A.) [ دفاتير ] defterler.
    define (A.) [ دفينه ] gömü.
    defn (A.) [ دفن ] gömme, defin.
    defter (A.) [ دفتر ] defter.
    defterdâr (A.-F.) [ 1 [دفتردار .ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı.
    defzen (A.-F.) [ دفزن ] tef çalan.
    deh (F.) [ ده ] on.
    dehâ (A.) [ دها ] dahilik.
    dehâlet (A.) [ 1 [دخالت .karışma. 2.sığınma.
    dehâlîz (A.) [ دهاليز ] dehlizler.
    dehân (F.) [ دهان ] ağız.
    dehânbeste (F.) [ دهان بسته ] suskun.
    dehen (F.) [ دهن ] ağız.
    dehliz (A.) [ دهليز ] koridor.
    dehr (A.) [ 1 [دهر .dünya. 2.devir, zamane.
    dehrî (A.) [ دهری ] materyalist.
    dehriyye (A.) [ دهریه ] materyalistlik.
    dehşetâver (A.-F.) [ دهشت آور ] dehşet verici.
    dehşetengîz (A.-F.) [ دهشت انگيز ] ürkünç, dehşet verici.
    dekâkîn (A.) [ دکاکين ] dükkanlar.
    delâil (A.) [ دلائل ] kanıtlar, deliller.
    delâlet (A.) [ دلالت ] delillik, yol gösterme.
    delâlet etmek 1.yol göstermek. 2.anlamına gelmek.
    delîl (A.) [ 1 [دليل .kanıt. 2.rehber. 3.şahit.
    delk (F.) [ دلق ] derviş hırkası.
    dellâk (A.) [ دلاک ] tellak.

  13. #13
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    dellâl (A.) [ دلال ] komisyoncu, tellal.
    delv (A.) [ 1 [دلو .kova. 2.kova burcu.
    dem (A.) [ دم ] kan.
    dem (F.) [ 1 [دم .zaman. 2.nefes. 3.içki.
    demâdem (F.) [ دمادم ] her an.
    dembedem (F.) [ دمبدم ] her an.
    demsâz (F.) [ 1 [دمساز .yakın arkadaş.2.sırdaş.
    denâet (A.) [ دنائت ] alçaklık.
    dendân (F.) [ دندان ] diş.
    dendanmüzd (F.) [ دندان مزد ] diş kirası.
    denî (A.) [ دنی ] alçak.
    der (F.) [ در ] kapı.
    derâhim (A.) [ دراهم ] dirhemler.
    derakab (F.-A.) [ درعقب ] ardından, hemen, derhal, hemen ardından.
    derâmed (F.) [ در آمد ] kazanç, gelir.
    derâz (F.) [ دراز ] uzun.
    derbân (F.) [ دربان ] kapıcı.
    derbâr (F.) [ دربار ] saray.
    derbeder (F.) [ دربدر ] aylak, avare.
    derbend (F.) [ 1 [دربند .dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut.
    derc (A.) [ درج ] içine alma, biriktirme.
    derc edilmek içine alınmak.
    derc etmek içine almak.
    derd (F.) [ 1 [درد .dert. acı. 3.ağrı.
    derdâ (F.) [ دردا ] ne yazık ki, eyvahlar olsun.
    derdest (F.) [ 1 [دردست .yakalama. 2.el altında olma.
    derdest edilmek yakalanmak.
    derdest etmek yakalamak.
    derdiser (F.) [ درد سر ] baş belası, baş ağrısı, sorun, problem.
    derdmend (F.) [ دردمند ] dertli.
    derecât (A.) [ درجات ] dereceler.
    derece (A.) [ 1 [درجه .derece. 2.aşama. 3.kat. 3.miktar.
    derekât (A.) [ 1 [درکات .katlar. 2.basamaklar.
    dereke (A.) [ 1 [درکه .kat. 2.basamak.
    derende (F.) [ درنده ] yırtıcı.
    dergâh (F.) [ 1 [درگاه .dergah. 2.saray. 3.tekke. 4.tapı, huzur.
    derhâl (F.-A.) [ درحال ] hemen.
    derhâst (F.) [ 1 [درخواست .istek, talep, rica. 2.dilekçe.
    derhâtır (F.-A.) [ 1 [در خاطر .hatırlama. 2.hatırda tutma.
    derhâtır ettirmek hatırlatmak, akla getirmek.
    derhâtır eylemek hatırlamak.
    derhor (F.) [ درخور ] layık.
    derîçe (F.) [ 1 [دریچه .pencere. 2.küçük kapı.
    derk (A.) [ 1 [درک .anlama, idrak etme. 2.alma.
    derk etmek anlamak, idrak etmek.
    derkenâr (F.-A.) [ درکنار ] kenar yazısı.
    dermân (F.) [ 1 [درمان .ilaç. 2.çare. 3.güç.
    dermânde (F.) [ 1 [درمانده .aciz. 2.zavallı.
    dermeyân (F.) [ درميان ] ortada.
    dermeyân edilmek ortaya konulmak, ele alınmak.
    dermeyân etmek ortaya koymak, ele almak.
    derpîş (F.) [ درپيش ] göz önünde.
    derpîş edilmek göz önünde bulundurulmak.
    derpîş etmek göz önünde bulundurmak.
    derrâk (A.) [ دراک ] anlayışlı.
    derre (F.) [ دره ] dere.
    dersaadet (F.-A.) [ در سعادت ] İstanbul.
    dershân (A.-F.) [ درسخوان ] öğrenci.
    deruhde edilmek üste alınmak, görev bilinmek.
    deruhde etmek üstüne almak.
    derûn (F.) [ 1 [درون .iç, içerisi. 2.gönül.
    derûnî (F.) [ درونی ] içten gelen, içe ait.
    dervâze (F.) [ 1 [دروازه .ana kapı. 2.kale kapısı. 3.şehir kapısı.
    dervîş (F.) [ 1 [درویش .yoksul. 2.tarikat şeyhine bağlı mürit.
    dervîşân (F.) [ درویشان ] dervişler.
    deryâ (F.) [ دریا ] deniz.
    deryâdil (F.) [ 1 [دریادل .gönlü zengin. 2.büyük himmetli.
    deryâneverd (F.) [ دریانورد ] denizci.
    derzî (F.) [ درزی ] terzi.
    desâis (A.) [ دسائس ] hileler, oyunlar.
    desîse (A.) [ دسيسه ] hile, oyun.
    desîsekâr (A.-F.) [ دسيسه کار ] hileci, düzenbaz.
    dessâs (A.) [ دساس ] hileci, düzenbaz.
    dest (F.) [ دست ] el.
    destân (F.) [ 1 [دستان .hikaye. 2.destan. 3.masal.
    destâr (F.) [ دستار ] sarık.
    destâvîz (F.) [ دستاویز ] küçük hediye.
    destbedest (F.) [ دست بدست ] elden ele.
    destbûs (F.) [ دست بوس ] el öpen.
    destbûsî (F.) [ دست بوسی ] el öpme.
    deste (F.) [ 1 [دسته .grup. 2.demet. 3.kulp.
    destere (F.) [ دستره ] testere, bıçkı.
    destgâh (F.) [ 1 [دستگاه .tezgah. 2.atölye. 3.halı dokuma tezgahı.
    destgîr (F.) [ دستگير ] elden tutan, yardım eden.
    destî (F.) [ دستی ] testi.
    destkâr (F.) [ دستکار ] il işi.
    destmâl (F.) [ 1 [دستمال .mendil. 2.el bezi.
    destmüzd (F.) [ 1 [دست مزد .ücret, el emeği. 2.bahşiş.
    destres (F.) [ دسترس ] ulaşma, elde etmek.
    destres olmak ulaşmak, elde etmek.
    destres olunmak ulaşılmak.
    destûr (F.) [ 1 [دستور .izin. 2.zerdüşt rahibi. 3.uzak dur. 4.izin ver.
    deşne (F.) [ دشنه ] hançer.
    deşt (F.) [ 1 [دشت .kır. 2.ova. 3.çöl.
    devâ (A.) [ 1 [دواء .ilaç. 2.çare.
    devâbb (A.) [ 1 [دواب .yük hayvanları. 2.binek hayvanları.
    devâir (A.) [ دوائر ] daireler.
    devâm (A.) [ 1 [دوام .süreklilik. 2.kalıcılık. 3.devam.
    devâsâz (A.-F.) [ 1 [دواساز .çare olan. 2.tedavi eden, şifa veren.
    devât (A.) [ دوات ] divit.
    devâvîn (A.) [ دواوین ] divanlar.
    deverân (A.) [ دوران ] dönme, dolaşma, dolaşım.
    deverân etmek dönmek, dolanmak.
    devlet (A.) [ 1 [دولت .devlet. 2.talih. 3.mevki.
    devr (A.) [ 1 [دور .devir. 2.dönme.
    devrân (A.) [ دوران ] felek, zamane.
    devre (A.) [ دوره ] dönem.
    dey (F.) [ دی ] kış.
    deyn (A.) [ دین ] borç.
    deyr (A.) [ دیر ] manastır.
    dıl’ (A.) [ ضلع ] kenar.
    dırâz (F.) [ دراز ] uzun.
    dî (F.) [ دی ] dün.
    dîbâ (F.) [ دیبا ] ipekli kumaş.
    dîbâce (F.) [ دیباجه ] giriş, önsöz.

  14. #14
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    dicâce (A.) [ دجاجه ] tavuk.
    dîdâr (F.) [ 1 [دیدار .görüşme, buluşma. 2.yüz.
    dîde (F.) [ دیده ] görmüş.
    dîde (F.) [ دیده ] göz.
    dîdegân (F.) [ دیدگان ] gözler.
    dîg (F.) [ دیگ ] tencere.
    diger (F.) [ دگر ] diğer, başka.
    dîgergûn (F.) [ دگرگون ] başka.
    dîgerkâm (F.) [ دیگرکام ] başkalarını düşünen.
    dih (F.) [ ده ] köy.
    dihât (F.) [ دهات ] köyler.
    dihhodâ (F.) [ 1 [دهخدا .köy ağası. 2.köy kahyası.
    dihkân (F.) [ 1 [دهقان .çiftçi. 2.köy ağası.
    dikkat (A.) [ 1 [دقت .dakiklik. 2.incelik. 3.dikkat.
    dil (F.) [ دل ] gönül.
    dilârâ (F.) [ دل آرا ] gönül süsleyen.
    dilâşûb (F.) [ دل آشوب ] gönül karıştıran, sevgili.
    dilâver (F.) [ دلاور ] yürekli, yiğit.
    dilâvîz (F.) [ دلاویز ] güzel, gönül çekici.
    dilâzâr (F.) [ دل آزار ] gönül kıran, inciten.
    dilâzürde (F.) [ دل آزرده ] kalbi kırık.
    dilbâz (F.) [ دلباز ] gönül şenlendiren.
    dilbend (F.) [ دلبند ] gönül bağlanan, sevgili.
    dilber (F.) [ دلبر ] gönül alan, güzel, sevgili.
    dilbeste (F.) [ دلبسته ] gönlü bağlanmış, aşık.
    dilcû (F.) [ دلجو ] gönlün aradığı, güzel, sevgili.
    dildâde (F.) [ دل داده ] gönlünü vermiş, aşık.
    dildâr (F.) [ دلدار ] gönül tutan, sevgili.
    dildüzd (F.) [ دل دزد ] gönül hırsızı.
    dilefgâr (F.) [ دل افگار ] gönlü yaralı, aşık.
    dilefrûz (F.) [ دل افروز ] gönül aydınlatan, sevgili.
    dilfigâr (F.) [ دل فگار ] gönlü yaralı, aşık.
    dilfirîb (F.) [ دل فریب ] gönül aldatan, sevgili.
    dilgîr (F.) [ دلگير ] kırgın, alınmış.
    dilgüdâz (F.) [ دل گداز ] gönül eriten, yürek törpüsü.
    dilgüşâ (F.) [ دلگشا ] iç açıcı, ferahlık verici.
    dilhâh (F.) [ دلخواه ] gönlün istediği.
    dilhaste (F.) [ دلخواسته ] gönlü yaralı.
    dilhırâş (F.) [ دل خراش ] yürek parçalayan.
    dilhûn (F.) [ دلخون ] yüreği kanlı, içi kan ağlayan.
    dilîr (F.) [ دلير ] yürekli, yiğit.
    dilkeş (F.) [ دلکش ] cazibeli, gönül çekici.
    dilnişîn (F.) [ دلنشين ] makbul, hoş.
    dilnüvaz (F.) [ دل نواز ] gönül okşayan.
    dilpesend (F.) [ دل پسند ] gönlün beğendiği.
    dilrübâ (F.) [ دلربا ] gönül hırsızı, gönül çalan.
    dilsûhte (F.) [ دل سوخته ] bağrı yanık, gönlü yaralı.
    dilsûz (F.) [ دلسوز ] yürek yakan.
    dilşâd (F.) [ دلشاد ] gönlü şen.
    dilşâd etmek gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek.
    dilşâd olmak gönlü şenlenmek, mutlu olmak.
    dilşikâr (F.) [ دل شکار ] gönül avcısı.
    dilşiken (F.) [ دل شکن ] kalp kıran.
    dilşikeste (F.) [ دل شکسته ] kalbi kırık.
    dilteng (F.) [ دل تنگ ] yüreği daralmış, sıkıntılı.
    dilteşne (F.) [ دل تشنه ] can atan.
    dimâğ (A.) [ 1 [ دماغ .beyin. 2.bilinç, şuur.
    dindârî (A.-F.) [ دینداری ] dindarlık.
    dînen (A.) [ دینا ] dince, din bakımından.
    dînî (A.) [ دینی ] dinsel.
    dîr (F.) [ دیر ] geç.
    dirahşân (F.) [ درخشان ] parlak, parlayan.
    diraht (F.) [ درخت ] ağaç.
    dirâyetli (A.-T.) bilgili ve kavrama yeteneği olan.
    direfş (F.) [ 1 [ درفش .sancak. 2.bayrak.
    direm (F.) [ درم ] dirhem, akçe, gümüş para.
    dirîğ (F.) [ دریغ ] esirgeme.
    dirîğ etmek esirgemek.
    dirîğâ (F.) [ دریغا ] ne yazık ki, vah vah, eyvahlar olsun.
    dîrîn (F.) [ دیرین ] eski.
    dîrîne (F.) [ دیرینه ] eski.
    dîşeb (F.) [ دیشب ] dün gece.
    dîvân (A.) [ 1 [ دیوان .meclis. 2.padişah meclisi. 3.şairin şiirlerinin bir araya
    getirildiği eser.
    dîvâne (F.) [ دیوانه ] deli, çılgın.
    dîvânegî (F.) [ دیوانگی ] delilik, çılgınlık.
    dîvâr (F.) [ دیوار ] duvar.
    diyâr (A.) [ دیار ] ülke, topraklar, memleket.
    dizdâr (F.) [ دزدار ] kale muhafızı.
    dost (F.) [ 1 [ دوست .sevgili. 2.yakın arkadaş. 3.Tanrı.
    dostâne (F.) [ دوستانه ] dostça.
    dostî (F.) [ دوستی ] dostluk.
    dostkâm (F.) [ دوستکام ] dost canlısı.
    duâgû (A.-F.) [ دعاگو ] duacı, dua eden.
    dûçâr (F.) [ دچار ] uğramış, yakalanmış, maruz kalmış.
    dûçâr etmek uğratmak, müptela etmek.
    dûçâr olmak uğramak, müptela olmak.
    dûd (A.) [ دود ] böcek, kurtçuk, kurt.
    dûd (F.) [ دود ] duman.
    dûde (F.) [ دوده ] is.
    dûdmân (F.) [ دودمان ] soy sop.
    dûğ (F.) [ دوغ ] ayran.
    duhân (A.) [ 1 [ دخان .tütün. 2.duman.
    duht (F.) [ دخت ] kız.
    duhter (F.) [ دختر ] kız.
    duhûl (A.) [ دخول ] giriş, içeri girme.
    duhûl etmek girmek, içeri girmek.
    duhûliye (A.) [ دخوليه ] giriş ücreti.
    dumûr (A.) [ دمور ] körelme.
    dûn (A.) [ 1 [ دون .aşağı, alt. 2.aşağılık, adi.
    dûnperver (A.-F.) [ دون پرور ] aşağılık kimseleri koruyan.
    dûr (F.) [ دور ] uzak.
    dûrbîn (F.) [ دوربين ] dürbün.
    dûrdest (F.) [ دوردست ] ırak, çok uzak.
    dûrendîş (F.) [ دوراندیش ] ileri görüşlü, ileriyi düşünen.
    dûrî (F.) [ دوری ] uzaklık.
    durûb-i emsâl (A.-F.) [ ضروب امثال ] atasözleri.
    durûd (F.) [ 1 [ درود .övgü. 2.selam.
    dûst (F.) [ 1 [ دوست .dost. 2.sevgili. 3.Tanrı.
    dûş (F.) [ دوش ] dün gece.
    dûş (F.) [ دوش ] omuz.
    dûşîze (F.) [ دوشيزه ] kız, matmazel.
    dûzah (F.) [ دوزخ ] cehennem.
    dü (F.) [ دو ] iki.
    dübâre (F.) [ دوباره ] tekrar, yeniden.
    dübb (A.) [ دب ] ayı.
    dübür (A.) [ 1 [ دبر .makat. 2.arka.
    dücâce (A.) [ دجاجه ] tavuk.
    düçar-ı inkıtâ olmak kesintiye uğramak.
    düdil (F.) [ دودل ] ikircikli, tereddütlü.
    dühûr (A.) [ 1 [ دهور .devirler. 2.dünyalar.
    dühül (F.) [ دهل ] davul.
    düm (F.) [ دم ] kuyruk.
    dümbâl (F.) [ 1 [ دنبال .kuyruk. 2.peş, art.
    dümel (A.) [ دمل ] kan çıbanı.
    dümûy (F.) [ دوموی ] kırçıl.
    dünbâl (F.) [ 1 [ دنبال .kuyruk. 2.peş, art.
    dünbek (F.) [ دنبک ] dümbelek.
    dünîm (F.) [ دونيم ] ikiye bölünmüş.
    dünyâperest (A.-F.) [ دنياپرست ] dünya düşkünü.
    dünyevî (A.) [ دنيوی ] dünya ile ilgili.
    dürc (A.) [ 1 [ درج .kutu. 2.mücevher kutusu. 3.sevgilinin küçük ağzı.
    dürd (F.) [ درد ] tortu.
    dürdâne (A.-F.) [ 1 [ دردانه .inci tanesi. 2.sevgili.
    dürdkeş (F.) [ دردکش ] tortulu şarap içen.
    dürer (A.) [ درر ] inciler.
    dürr (A.) [ در ] inci.
    dürrâ’a (A.) [ دراعه ] ferace.
    dürre (A.) [ دره ] iri inci.
    dürû (F.) [ دورو ] ikiyüzlü.
    dürûğ (F.) [ دروغ ] yalan.
    dürûğzen (F.) [ دروغ زن ] yalancı.
    dürûs (A.) [ دروس ] dersler.
    dürüst (F.) [ 1 [ درست .sağlıklı. 2.tam. 3.doğru.
    dürüşt (F.) [ 1 [ درشت .kaba. 2.iri. 3.kalın.
    düstûr (A.) [ 1 [ دستور .kural, prensip. 2.kanun kitabı.
    düşenbe (F.) [ دوشنبه ] pazartesi.
    düşine (F.) [ دوشينه ] dün geceki.
    düşmen (F.) [ دشمن ] düşman.
    düşnâm (F.) [ دشنام ] küfür, sövgü.
    düşvâr (F.) [ دشوار ] güç.
    düvâzdeh (F.) [ دوازده ] oniki.
    düvel (A.) [ دول ] devletler.
    düvist (F.) [ دویست ] ikiyüz.
    düvüm (F.) [ دوم ] ikinci.
    düyûn (A.) [ دیون ] borçlar.
    düzd (F.) [ دزد ] hırsız.
    düzdî (F.) [ دزدی ] hırsızlık.
    düzdîde (F.) [ دزدیده ] çalıntı, çalınmış.

  15. #15
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -E-

    eâcîb (A.) [ اعاجب ] şaşılası şeyler.
    eamm (A.) [ اعم ] genelde, yaygın haliyle.
    eâzım (A.) [ اعاظم ] büyükler, ileri gelenler.
    eazz (A.) [ اعز ] çok değerli.
    eb (A.) [ 1 [ اب .baba. 2.ata, ced.
    eb’âd (A.) [ 1 [ ابعاد .boyutlar. 2.uzunluklar.
    eb’ad (A.) [ ابعد ] çok uzak.
    ebâbil (A.) [ ابابيل ] kırlangıç.
    ebâtil (A.) [ اباطل ] saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler.
    ebced (A.) [ ابجد ] sayısal değer verilmiş arap alfabesi.
    ebcedhân (A.-F.) [ 1 [ ابجدخوان .okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi,
    deneyimsiz.
    ebdâl (A.) [ ابدال ] derviş, abdal.
    ebdân (A.) [ ابدان ] bedenler.
    ebed (A.) [ ابد ] sonsuz gelecek zaman.
    ebeden (A.) [ ابدا ] asla, hiçbir zaman.
    ebedî (A.) [ ابدی ] sonsuz.
    ebediyyen (A.) [ ابدیا ] sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman
    ebediyyet (A.) [ ابدیت ] sonsuzluk.
    ebeveyn (A.) [ ابوین ] anababa.
    ebhâr (A.) [ ابحار ] denizler.
    ebhâs (A.) [ ابحاث ] bahisler, tartışmalar.
    ebî (A.) [ ابی ] baba.
    ebkem (A.) [ ابکم ] dilsiz.
    eblak (A.) [ ابلق ] alacalı.
    ebleh (A.) [ ابله ] bön.
    eblehâne (A.-F.) [ ابلهانه ] bön bön.
    eblehî (A.-F.) [ ابلهی ] bönlük.
    ebnâ (A.) [ ابنا ] oğullar.
    ebniye (A.) [ ابنيه ] binalar.
    ebr (F.) [ ابر ] bulut.
    ebrâlûd (F.) [ ابرآلود ] bulutlu.
    ebrâr (A.) [ ابرار ] iyi insanlar, dürüst insanlar.
    ebred (A.) [ ابرد ] dondurucu soğuk, çok soğuk.
    ebreş (A.) [ 1 [ ابرش .alacalı at. 2.alaca.
    ebrişüm (F.) [ ابریشم ] ipek, bükülü ipek.
    ebrû (F.) [ ابرو ] kaş.
    ebsâr (A.) [ ابصار ] gözler.
    ebülbeşer (A.) [ ابوالبشر ] Âdem.
    ebvâb (A.) [ 1 [ ابواب .kapılar. 2.bölümler, bâblar.
    ebyât (A.) [ ابيات ] beyitler.
    ebyaz (A.) [ ابيض ] bembeyaz.
    ecânib (A.) [ اجانب ] yabancılar.
    ecdâd (A.) [ اجداد ] atalar, cedler.
    ecel (A.) [ اجل ] hayatın sonu.
    ecell (A.) [ اجل ] çok büyük, ulular ulusu.
    echel (A.) [ اجهل ] zırcahil.
    echelüminkaragöz (A.-T.) [ اجهل من قره گوز ] zırcahil.
    ecir (A.) [ 1 [ اجر .ödül. 2.ücret.
    ecnâs (A.) [ اجناس ] türler, cinsler.
    ecnebî (A.) [ اجنبی ] yabancı.
    ecr (A.) [ 1 [ اجر .ödül. 2.ücret.
    ecrâm (A.) [ اجرام ] cansız varlıklar.
    ecrâm -ı semâviyye [ اجرام سماویه ]gök cisimleri.
    ecsâd (A.) [ 1 [ اجساد .cesetler. 2.bedenler.
    ecsâm (A.) [ 1 [ اجسام .cisimler. 2.vücutlar.
    ecvef (A.) [ 1 [ اجوف .kof. 2.dangalak.
    ecvibe (A.) [ اجوبه ] cevaplar.
    eczâ (A.) [ 1 [ اجزا .parçalar. 2.ilaç hammaddeleri.
    eczâhâne (A.-F.) [ اجزاخانه ] eczane.
    ed’iye (A.) [ ادعيه ] dualar.
    edâ (A.) [ 1 [ ادا .ödeme. 2.yapma, yerine getirme. 3.tarz, tavır. 4.çalım.
    edeb (A.) [ 1 [ ادب .terbiye. 2.utanma duygusu. 3.edebiyat.
    edepli (A.-T.) terbiyeli, edep sahibi.
    edevât (A.) [ ادوات ] avadanlık, araçlar, aletler.
    edîb (A.) [ 1 [ ادیب .edebiyatçı. 2.edepli.

  16. #16
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    edîbe (A.) [ 1 [ ادیبه .bayan edebiyatçı. 2.edepli bayan.
    edille (A.) [ 1 [ ادله .deliller. 2.rehberler.
    edîm (A.) [ ادیم ] tabaklanmış deri. 2.yüzey, yüz.
    ednâ (A.) [ 1 [ ادنی .en aşağı. 2.alçak mı alçak.
    edvâr (A.) [ ادوار ] devirler, çağlar.
    edviye (A.) [ ادویه ] ilaçlar, devalar.
    edyân (A.) [ ادیان ] dinler.
    edyâr (A.) [ ادیار ] manastırlar.
    ef’âl (A.) [ 1 [ افعال .fiiller. 2.hareketler, eylemler.
    ef’î (A.) [ افعی ] engerek yılanı.
    efâzıl (A.) [ 1 [ افاضل .seçkin insanlar. 2.bilginler.
    efdal (A.) [ افضل ] en üstün, en iyi.
    efgân (F.) [ افغان ] feryat etme, figan etme.
    efkâr (A.) [ افکار ] fikirler, düşünceler.
    efkâr -ı âmme [ افکار عامه ] kamuoyu.
    eflâk (A.) [ افلاک ] gökler, felekler.
    efrâd (A.) [ افراد ] fertler, bireyler.
    efrenc (A.) [ افرنج ] Batılı, Avrupalı.
    efsâne (F.) [ 1 [ افسانه .masal. 2.efsane.
    efsâr (F.) [ افسار ] yular.
    efser (F.) [ افسر ] subay.
    efser (F.) [ افسر ] taç.
    efsun (F.) [ افسون ] afsun, büyü.
    efsunger (F.) [ 1 [ افسونگر .afsuncu. 2.büyüleyici.
    efsûs (F.) [ افسوس ] yazık, çok yazık, eyvahlar olsun.
    efsürde (F.) [ 1 [ افسرده .donuk. 2.üzgün, moral çöküntüsü içinde. 3.duygusuz.
    efşüre (F.) [ افشره ] sıkılmış meyva suyu.
    efvâc (A.) [ افواج ] bölükler.
    efvâh (A.) [ افواه ] ağızlar.
    efyûn (F.) [ افيون ] afyon.
    efzâr (F.) [ افزار ] alet, araç gereç.
    efzâyiş (F.) [ افزایش ] artış.
    efzûn (F.) [ افزون ] fazla.
    eger (F.) [ اگر ] eğer.
    ehad (A.) [ 1 [ احد .bir, tek. 2.Tanrı.
    ehâdîs (A.) [ احادیث ] hadisler.
    ehadiyyet (A.) [ 1 [ احدیت .birlik. 2.Tanrı’nın birliği.
    ehâlî (A.) [ اهالی ] ahali, halk.
    ehass (A.) [ اخص ] başlıca.
    ehdâf (A.) [ اهداف ] hedefler.
    ehemm (A.) [ اهم ] en önemlisi.
    ehemmiyet atfetmek önem vermek, önemsemek
    ehemmiyet kesb eylemek önem kazanmak.
    ehemmiyyet (A.) [ اهميت ] önem.
    ehibbâ (A.) [ احبا ] dostlar.
    ehil (A.) [ 1 [ اهل .maharet sahibi. 2.evcil. 3.bir yerde ikamet eden. 4.bir yere
    mensup.
    ehl (A.) [ 1 [ اهل .maharet sahibi. 2.evcil. 3.bir yerde ikamet eden. 4.bir yere
    veya görüşe mensup.
    ehl -i din [ اهل دین ] bir dine inananlar.
    ehl -i hâl [ اهل حال ] halden anlayan
    ehl -i hubre [ اهل خبره ] bilirkişi.
    ehl -i îman [ اهل ایمان ] iman edenler, inananlar.
    ehl -i salib [ اهل صليب ] haçlılar.
    ehl -i vukûf [ اهل وقوف ] bilirkişi.
    ehliyyet (A.) [ 1 [ اهليت .beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. 3.yeterlilik belgesi.
    ehrâm (A.) [ اهرام ] piramit.
    ehrimen (F.) [ اهرمن ] kötülük tanrısı, şeytan.
    ehsâs (A.) [ احساس ] duygular, hisler.
    ehven (A.) [ 1 [ اهون .çok ucuz. 2.çok kolay.
    ehzâb (A.) [ 1 [ احزاب .hizipler. 2.partiler. 3.gruplar.
    eimme (A.) [ ائمه ] imamlar, önderler.
    eizze (A.) [ 1 [ اعزه .azizler, ermişler. 2.saygın kişiler.
    ejder (F.) [ 1 [ اژدر .büyük yılan. 2.ejderha.
    ejderhâ (F.) [ 1 [ اژدرها .büyük yılan. 2.ejderha.
    ekâbir (A.) [ اکابر ] büyükler, ileri gelenler.
    ekâlîm (A.) [ 1 [ اقاليم .ülkeler. 2.büyük toprak parçaları.
    ekall (A.) [ اقل ] en az.
    ekalliyet (A.) [ اقليت ] azınlık.
    ekârib (A.) [ اقارب ] yakınlar, akrabalar.
    ekâvîl (A.) [ اقاویل ] sözler.
    ekber (A.) [ اکبر ] en büyük.
    ekdâr (A.) [ اکدار ] kederler, üzüntüler.
    ekfân (A.) [ اکفان ] kefenler.
    ekhâl (A.) [ اکحال ] sürmeler.
    ekîd (A.) [ اکيد ] kesin.
    ekîden (A.) [ اکيدا ] kesinlikle.
    ekl (A.) [ اکل ] yeme.
    ekl edilmek yenilmek.
    ekmel (A.) [ اکمل ] mükemmel, tam.
    eknâf (A.) [ اکناف ] yerler, yöreler, taraflar.
    eknûn (F.) [ اکنون ] şimdi.
    ekrem (A.) [ اکرم ] çok cömert.
    ekser (A.) [ اکثر ] en çok.
    ekserî (A.) [ 1 [ اکثری .çoğu. 2.çoğu kez.
    ekseriyyâ (A.) [ اکثریا ] çoğu zaman, sık sık.
    ekseriyyet (A.) [ اکثریت ] çoğunluk.
    ekseriyyet -i ârâ [ اکثریت آراء ] oy çokluğu.
    ekseriyyet -i mutlaka [ اکثریت مطلقه ] çoğunluk.
    ektâf (A.) [ 1 [ اکتاف .omuzlar. 2.kürek kemikleri.
    ekûl (A.) [ اکول ] pisboğaz.
    ekvân (A.) [ 1 [ اکوان .dünyalar. 2.varlıklar.
    ekyâl (A.) [ 1 [ اکيال .kileler. 2.ölçekler.
    ekzeb (A.) [ اکذب ] kuyruklu yalan.
    el’an (A.) [ الآن ] şimdi.
    elaman (A.) [ الامان ] aman dileme, imdat, yardım
    elbise (A.) [ البسه ] giysiler.
    elem (A.) [ الم ] acı, üzüntü.
    elemzede (A.-F.) [ الم زده ] elemli.
    elf (A.) [ الف ] bin.
    elfâz (A.) [ الفاظ ] sözler, lafızlar.
    elhâc (A.) [ الحاج ] hacı.
    elhâlet hâzihi (A.) [ الحالة هذه ] şimdiki, günümüzdeki
    elhân (A.) [ الحان ] şarkılar, melodiler.
    elhâsıl (A.) [ الحاصل ] sonuçta.
    elifba (A.) [ الفبا ] alfabe.
    elîm (A.) [ اليم ] acı, acıklı.
    elîme (A.) [ اليمه ] acı, acıklı.
    elkıssa (A.) [ القصه ] kısacası, sonuç olarak.
    elsine (A.) [ السنه ] diller, lisanlar.
    eltâf (A.) [ الطاف ] iyilikler, lütuflar.
    elvâh (A.) [ الواح ] levhalar, tablolar.
    elvân (A.) [ الوان ] renkler.
    elvedâ (A.) [ الوداع ] elveda.
    elviye (A.) [ الویه ] sancaklar

Sayfa 1/5 12345 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)
    By AdigeBatur in forum Osmanlı Tarihi
    Cevaplar: 74
    Son Mesaj: 02-03-2008, 01:52
  2. osmanlıca sözlük
    By dilhuba in forum Osmanlı Tarihi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24-08-2007, 10:50
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 14-01-2007, 15:40
  4. msn de sözlük Türkçe-İngilizce
    By XaberDar in forum İNTERNET ve BİLGİSAYAR
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 04-12-2006, 02:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş