Etiketlenen üyelerin listesi

OSMANLI TÜRKÇESİ - TÜRKİYE TÜRKÇESİ SÖZLÜK ÇALIŞMASI (A-B-C) (Ç-D-E-F) (G-H) (I-İ-J-K) (L-M-N-O-Ö-P) (R-S-Ş-T) (U-Ü-V-Y-Z) -A- â (F.) düşmanlar. a’dâd (A.) sayılar. â’ik (A.) engel.

Bu konu 23707 kez görüntülendi 75 yorum aldı ...
Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye) 23707 Reviews

    Konuyu değerlendir: Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 23707 kez incelendi.

Sayfa 3/5 İlk 12345 Son
  1. #33
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    icmâ’ (A.) [ اجماع ] bir araya getirme.
    icmâl (A.) [ 1 [ اجمال .özetleme. 2.özet. 3.toplam.
    icmâl edilmek öçetlenmek.
    icmâl etmek özetlemek.
    icmâlen (A.) [ اجمالا ] özetle, özetleyerek.
    icmâlî (A.) [ اجمالی ] derli toplu, özet halinde.
    icrâ (A.) [ 1 [ اجرا .yürütme, yapma, yerine getirme. 2.yapılma, yerine getirilme,
    yürütülme.
    icrâ edilmek yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek.
    icrâ etmek yürütmek, yapmak, yerine getirmek.
    icrâât (A.) [ اجراآت ] yapılanlar.
    ictihâd (A.) [ 1 [ اجتهاد .çalışma, çabalama. 2.görüş. 3.dinî kaynaklar ışığında
    görüş bildirme.
    ictimâ’ (A.) [ 1 [ اجتماع .toplanma, bir araya gelme, toplantı. 2.toplum.
    ictimâ’ etmek toplanmak, bir araya gelmek.
    ictimâât (A.) [ اجتماعات ] toplantılar, bir araya gelişler.
    ictimâî (A.) [ اجتماعی ] toplumsal, sosyal, toplumbilimsel.
    ictimâileşme (A.-T.) sosyalleşme, sosyalizasyon.
    ictimâîleşmek sosyalleşmek.
    ictimâiyyât (A.) [ اجتماعيات ] sosyoloji, toplumbilim.
    ictimâiyyâtçı (A.-T.) sosyolog, toplumbilimci.
    ictimâiyyûn (A.) [ اجتماعيون ] sosyologlar, toplumbilimciler.
    ictinâb (A.) [ اجتناب ] kaçınma, uzak durma, çekinme.
    ictinâb etmek kaçınmak, uzak durmak, çekinmek.
    ictisâr (A.) [ اجتسار ] yüreklenme, cesaret bulma.
    ictisâr etmek cesaretlenmek, cesaret bulmak.
    îd (A.) [ عيد ] bayram.
    îd -i adhâ [ عيد اضحی ] kurban bayramı.
    îd -i fıtr [ عيد فطر ] ramazan bayramı, şeker bayramı.
    idâme (A.) [ ادامه ] devam ettirme, sürdürme.
    idâme edilmek sürdürülmek, devam edilmek.
    idâre (A.) [ 1 [ اداره .döndürme. 2.çekip çevirme, yönetme. 3.devlet dairesi.
    4.yönetim.
    idâre -i maslahat etmek işleri öyle veya böyle idare etmek.
    idâre -i örfiyye [ اداره عرفيه ] sıkıyönetim.
    idârehâne (A.-F.) [ اداره خانه ] yönetim bürosu.
    idârî (A.) [ اداری ] yönetimsel.
    idbâr (A.) [ ادبار ] talihsizlik.
    iddiâ (A.) [ 1 [ ادعا .düşüncesinde ısrar etme. 2.dava etme. 3.inat.
    idhâl (A.) [ 1 [ ادخال .içeri alma, sokma. 2.yurt dışından getirme, dışalım, ithal.
    idhâl edilmek 1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.
    idhâl etmek 1.içeri almak, sokmak. 2.yurt dışından getirmek, dışalım yapmak,
    ithal etmek.
    idhâlât (A.) [ ادخالات ] ithalat, dışalım malları.
    îdiyye (A.) [ عيدیه ] bayramlık, bayram bahşişi.
    idmân (A.) [ 1 [ ادمان .alıştırma. 2.spor, egzersiz.
    idrâk (A.) [ 1 [ ادراک .kavrama, anlama. 2.erişme.
    idrâk edilmek 1.kavranmak, anlaşılmak. 2.yaşanmak.
    idrak etmek1.kavramak, anlamak. 2.yaşamak, görmek.
    idrâr (A.) [ ادرار ] sidik.
    îfâ (A.) [ 1 [ ایفا .yapma, yerine getirme. 2.ödeme.
    îfâ edilmek 1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek.
    îfâ etmek 1.yapmak, yerine getirmek. 2.ödemek.
    îfâ -yı vazife [ ایفای وظيفه ] görev yapma.
    îfâ -yı vazife etmek görev yapmak, görevini yerine getirmek.
    ifâdât (A.) [ افادات ] ifadeler.
    ifâde (A.) [ افاده ] söylem, anlatım, dile getirme.
    ifâde edilmek anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.
    ifâde etmek anlatmak, belirtmek, dile getirmek.
    ifâkat (A.) [ افاقت ] iyileşme.
    ifâkat bulmak iyileşmek.
    ifâze (A.) [ 1 [ افاضه .taşma. 2.bereketlendirme.
    iffet (A.) [ عفت ] namusluluk, namus düşkünlüğü.
    ifhâm (A.) [ افهام ] anlatma.
    ifhâm etmek anlatmak.
    iflâh (A.) [ افلاح ] rahata erme, kurtulma.
    iflâh etmek ondurmak, dertten kurtarmak.
    iflâh olmak iyileşmek, kurtulmak.
    iflâs (A.) [ افلاس ] her şeyini yitirme, bitip tükenme.
    ifnâ (A.) [ افنا ] yok etme.
    ifrâğ (A.) [ افراغ ] dökme, boşaltma.
    ifrât (A.) [ افراط ] aşırıya kaçma.
    ifrâtkâr (A.-F.) [ افراطکار ] aşırıya kaçan.
    ifratperestî (A.) [ افراط پرستی ] aşırıcılık.
    ifrâz (A.) [ 1 [ افراز .parçalara bölme. 2.parselleme. 3.salgı.
    ifraz edilmek salgılanmak, çıkarılmak.
    ifrâzât (A.) [ 1 [ افراضات .salgılar. 2.parsellemeler.
    ifrît (A.) [ عفریت ] mitolojik canavar.
    ifsâd (A.) [ 1 [ افساد .bozma. 2.bozgunculuk yapma.
    ifsâd etmek bozmak, fesada sürüklemek.
    ifşâ (A.) [ افشا ] açığa vurma.
    ifşâ edilmek açığa vurulmak.
    ifşâ etmek açığa vurmak.
    ifşâât (A.) [ افشاآت ] açığa vurmalar.
    iftâr (A.) [ 1 [ افطار .oruç açma. 2.Ramazan ayında verilen akşam yemeği.
    iftâr etmek oruç açmak.
    iftâriyye (A.) [ افطاریه ] iftarlık, iftar için hazırlanan yiyecek.
    iftihâr (A.) [ افتخار ] övünme, kıvanma, kıvanç.
    iftihar etmek övünmek, gurur duymak.
    iftihâr etmek övünmek, kıvanç duymak.
    iftikâr (A.) [ افتقار ]yoksulluk çekme.
    iftirâ (A.) [ افترا ] birine işlemediği suçu yıkma.
    iftirâk (A.) [ افتراق ] ayrılık.
    iftirâs (A.) [ افتراس ] parçalama.
    iftitâh (A.) [ 1 [ افتتاح .açılış. 2.başlama.
    iftizâh (A.) [ افتضاح ] rezillik, skandal.
    iğbirâr (A.) [ اغبرار ] kırılma, alınma, gücenme.
    iğfâl (A.) [ 1 [ اغفال .aldatma, kandırma. 2.ırza geçme.
    iğfâl edilmek 1.aldatılmak, kandırılmak. 2.ırzına geçilmek.
    iğfâl etmek 1.aldatmak, kandırmak. 2.ırzına geçmek.
    iğlâk (A.) [ اغلاق ] üstü kapalı konuşma.
    iğlât (A.) [ اغلاط ] yanıltma.
    iğmâz (A.) [ اغماض ] görmezden gelme, göz yumma.
    iğnâ (A.) [ اغنا ] zengin etme, kimseye muhtaç olmayacak hale getirme.
    iğrâk (A.) [ 1 [ اغراق .boğma. 2.abartma.
    iğtinâm (A.) [ 1 [ اغتنام .ganimet bilme. 2.ganimet alma.
    iğtişâş (A.) [ اغتشاش ] karışıklık, kargaşa, anarşi.
    iğtişâşât (A.) [ اغتشاشات ] karışıklıklar, anarşiler.
    iğvâ (A.) [ اغوا ] azdırma, ayartma.
    iğvâ etmek azdırmak, ayartmak.
    ihâle (A.) [ احاله ] havale etme, bırakma.
    îhâm (A.) [ ایهام ] iki anlama gelen kelimenin uzak anlamını kasdetme.
    ihânet (A.) [ اهانت ] hainlik.
    ihâta (A.) [ 1 [ احاطه .kavrama. 2.kuşatma, sarma.
    ihâta edilmek çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.
    ihâta etmek 1.kavramak. 2.kuşatmak, sarmak.
    ihbâr (A.) [ اخبار ] bildirme, haber verme.
    ihbar etmek bildirmek, haber vermek.
    ihbârnâme (A.-F.) [ اخبارنامه ] bildiri kağıdı.
    ihdâ (A.) [ اهدا ] hediye etme.
    ihdâ edilmek hediye edilmek.
    ihdâ etmek hediye etmek.
    ihdâs (A.) [ احداث ] kurma, oluşturma, meydana getirme.
    ihdâs edilmek kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.
    ihdâs etmek kurmak, oluşturmak, meydana getirmek.
    ihdas olunmak kurulmak, oluşturulmak, konulmak.
    ihfâ (A.) [ اخفا ] gizleme, saklama.
    ihfâf (A.) [ اخفاف ] hafife alma.
    ihkâk (A.) [ احقاق ] hakkını verme.
    ihkâk -ı hak [ احقاق حق ] hakkını verme.
    ihlâ (A.) [ اخلا ] boşaltma.
    ihlâk (A.) [ اهلاک ] helak etme, yok etme, öldürme.
    ihlâl (A.) [ اخلال ] bozma, lekeleme, halel getirme.
    ihlâl edilmek bozulmak, halel getirilmek.
    ihlâl etmek bozmak, halel getirmek.
    ihlâs (A.) [ اخلاص ] içtenlik, dürüstlük.
    ihmâl (A.) [ اهمال ] önemsememe, savsaklatma.
    ihmâlkâr (A.-F.) [ اهمالکار ] ihmalci.
    ihrâc (A.) [ 1 [ اخراج .çıkartma. 2.dışsatım, yurt dışına gönderme.
    ihrâc edilmek 1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.
    ihrâc etmek 1.çıkarmak. 2.dışsatım yapmak, ihraç etmek.
    ihrac olunmak çıkarılmak.
    ihrâcât (A.) [ 1 [ اخراجات .çıkarmalar. 2.dışsatımlar.
    ihrâk (A.) [ احراق ] yakma.
    ihrak edilmek yakılmak.
    ihrak olunmak yakılmak.
    ihrâm (A.) [ احرام ] hac zamanı giyilen beyaz giysi.
    ihrâz (A.) [ احراز ] kazanma, elde etme.
    ihraz etmek kazanmak, elde etmek.
    ihsâ (A.) [ احصا ] sayma.
    ihsâî (A.) [ احصائی ] sayım ile ilgili, istatistik.
    ihsâiyyât (A.) [ احصائيات ] istatistik.
    ihsâiyye (A.) [ احصائيه ] istatistik.
    ihsân (A.) [ 1 [ احسان .bağış. 2.iyilik.
    ihsâs (A.) [ احساس ] hissettirme.
    ihtâr (A.) [ اخطار ] uyarı, hatırlatma.
    ihtâr edilmek uyarılmak, hatırlatılmak.
    ihtâr etmek uyarmak, hatırlatmak.
    ihticâc (A.) [ احتجاج ] kanıt gösterme.
    ihtidâ (A.) [ اهتدا ] hidayete erme, müslüman olma.
    ihtidâ etmek hidayete ermek, müslüman olmak.
    ihtifâ (A.) [ اختفا ] gizlenme.
    ihtifâl (A.) [ احتفال ] anma töreni.
    ihtikâr (A.) [ احتکار ] vurgun.
    ihtilâc (A.) [ 1 [ اختلاج .çırpınma. 2.seğirme.
    ihtilâf (A.) [ اختلاف ] uyuşmazlık.
    ihtilâfat (A.) [ اختلافات ] uyuşmazlıklar.
    ihtilâl (A.) [ 1 [ اختلال .bozukluk, arıza. 2.ihtilal.
    ihtilâlat (A.) [ 1 [ اختلالات .bozukluklar. 2.ihtilaller.
    ihtilâm (A.) [ احتلام ] düşazma, şeytan aldatması.
    ihtilâs (A.) [ اختلاس ] zimmetine para geçirme, para çalma.
    ihtilât (A.) [ 1 [ اختلاط .karışma. 2.görüşme, kaynaşma.
    ihtilât etmek karışmak.
    ihtimâl (A.) [ 1 [ احتمال .olasılık. 2.yüklenme. 3.belki.
    ihtimal ki (A.-F.) [ احتمال که ] belki de, muhtemelen.
    ihtimal vermek sanmak, tahmin etmek.
    ihtimâlât (A.) [ احتمالات ] olasılıklar.
    ihtimâm (A.) [ اهتمام ] özen.
    ihtinâk (A.) [ اختناق ] boğulma.
    ihtirâ (A.) [ اختراع ] icat, buluş.
    ihtirâat (A.) [ اختراعات ] buluşlar.
    ihtirak (A.) [ احتراق ] yanma.
    ihtirâm (A.) [ احترام ] saygı duyma, hürmet etme.
    ihtirâmen (A.) [ احتراما ] saygıyla, saygı duyarak.
    ihtirâs (A.) [ احتراص ] aşırı hırs.
    ihtirâz (A.) [ احتراز ] kaçınma, çekinme, uzak durma, geri duma
    ihtirâz etmek kaçınmak, çekinmek, uzak durmak, geri durmak.
    ihtisâr (A.) [ اختصار ] kısaltma, özetleme.
    ihtisâr edilmek kısaltılmak, özetlenmek.
    ihtisâr etmek kısaltmak, özetlemek.
    ihtisâren (A.) [ اختصارا ] özetle, kısaltarak, kısaca.
    ihtisâs (A.) [ اختصاص ] uzmanlık.
    ihtişâm (A.) [ احتشام ] görkem.
    ihtitâm (A.) [ اختتام ] sona erme.
    ihtivâ (A.) [ احتوا ] içerme.
    ihtivâ etmek içermek.
    ihtiyâc (A.) [ 1 [ احتياج .gereksinim2.yoksulluk.
    ihtiyâcât (A.) [ احتياجات ] gereksinimler.
    ihtiyâl (A.) [ احتيال ] hile yapma.
    ihtiyâr (A.) [ 1 [ اختيار .seçme. 2.seçilme. 3.seçme hakky. 4.yaşlı.
    ihtiyârî (A.) [ اختياری ] kişisel seçime bağlı, isteğe bağlı.
    ihtiyât (A.) [ 1 [ احتياط .tedbirli davranış. 2.yedek.
    ihtiyâten (A.) [ احتياطا ] tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak.
    ihtiyatkâr (A.-F.) [ احتياط کار ] tedbirli, ihtiyatlı.
    ihtizâr (A.) [ احتضار ] can çekişme.
    ihtizâz (A.) [ اهتزاز ] titreme, titreyiş.
    ihvân (A.) [ اخوان ] dostlar.
    ihyâ (A.) [ 1 [ احيا .diriltme, yaşatma. 2.canlılık kazandırma. 3.geceyi ibadet
    ederek geçirme.

  2. #34
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    ihyâ olunmak yaşatılmak, canlandırılmak.
    ihzâr (A.) [ 1 [ احضار .çağırma, huzura getirme. 2.hazırlama. 3.hazırlanma.
    ihzar etmek 1.hazırlamak. 2.getirmek.
    ihzârî (A.) [ احضاری ] hazırlayıcı.
    ik’âd (A.) [ اقعاد ] oturtma.
    îkâ (A.) [ ایقا ] yapma.
    îka etmek vermek, bırakmak.
    ikâb (A.) [ عقاب ] ceza.
    ikâl (A.) [ 1 [ عقال .bağ. 2.köstek, pranga.
    ikâme (A.) [ 1 [ اقامه .kaldırma. 2.oturma. 3.yerine koyma.
    ikâme etmek yerine koymak.
    ikâmet (A.) [ 1 [ اقامت .oturma. 2.namaza durma.
    ikâmetgah (A.-F.) [ اقامتگاه ] oturma yeri.
    îkâz (A.) [ 1 [ ایقاظ .uyandırma. 2.uyarma.
    îkâz edilmek uyarılmak.
    îkâz etmek uyarmak.
    ikbâl (A.) [ 1 [ اقبال .talih. 2.mutluluk.
    ikdâm (A.) [ اقدام ] girişim.
    iklîm (A.) [ 1 [ اقليم .ülke, yer, diyar. 2.coğrâfî yaşam koşulları.
    ikmâl (A.) [ 1 [ اکمال .tamamlama, bitirme. 2.bütünleme.
    ikmâl edilmek tamamlanmak, bitirilmek.
    ikmâl etmek tamamlamak, bitirmek.
    iknâ (A.) [ اقناع ] razı etme.
    iknâ etmek razı etmek.
    ikrâh (A.) [ اکراه ] tiksinme, iğrenme.
    ikrâh etmek tiksinmek, iğrenmek.
    ikrâhen (A.) [ اکراها ] tiksinerek, iğrenerek.
    ikrâm (A.) [ 1 [ اکرام .cömertlik. 2.sunma, armağan etme.
    ikrâmiyye (A.) [ 1 [ اکراميه .bahşiş. 2.ikrâm olarak verilen para veya eşya.
    ikrâr (A.) [ 1 [ اقرار .itiraf. 2.dile getirme. 3.kabullenme.
    ikrâr etmek 1.itiraf etmek. 2.dile getirmek. 3.kabullenmek.
    ikrâz (A.) [ اقراض ] borçlandırma, borç verme.
    iksîr (A.) [ اکثير ] olağanüstü etkileri olan şurup.
    iktibâs (A.) [ اقتباس ] alıntı.
    iktibâs edilmek alınmak.
    iktibâs etmek alıntı yapmak, ödünç almak.
    iktibâsât (A.) [ اقتباسات ] alıntılar.
    iktidâ (A.) [ اقتدا ] uyma.
    iktidâ etmek uymak.
    iktidâr (A.) [ 1 [ اقتدار .güçlülük, kudret. 2.görev başındaki yönetim.
    iktifâ (A.) [ اکتفا ] yetinme.
    iktifâ edilmek yetinilmek.
    iktifâ etmek yetinmek.
    iktihâl (A.) [ اکتحال ] sürme çekme.
    iktirâh (A.) [ اقتراه ] içinden gelerek konuşma.
    iktirân (A.) [ اقتران ] yakınlaşma, yaklaşma.
    iktisâ (A.) [ اکتسا ] giyinme, bürünme.
    iktisâ etmek giymek
    iktisâb (A.) [ اکتساب ] kazanma, çalışarak kazanma.
    iktisâb etmek kazanmak.
    iktisâb eylemek kazanmak.
    iktisâd (A.) [ 1 [ اقتصاد .tutum. 2.ekonomi.
    iktisâdî (A.) [ اقتصادی ] ekonomik.
    iktisâdiyyât (A.) [ اقتصادیات ] ekonomi.
    iktisâdiyyûn (A.) [ اقتصادیون ] iktisatçılar, ekonomistler.
    iktisâr (A.) [ اقتصار ] kısaltma.
    iktitâf (A.) [ اقتطاف ] derme, devşirme, seçme.
    iktizâ (A.) [ 1 [ اقتضا .gerekme. 2.ihtiyaç.
    iktizâ etmek gerekmek.
    ilâ (A.) [ الی ] –e kadar.
    ilâc (A.) [ 1 [ علاج .ilaç. 2.tedavi. 3.çare.
    ilâcnâpezîr (A.-F.) [ علاج ناپذیر ] tedavi edilmez.
    ilâh (A.) [ الخ ] ve benzerleri, ve diğerleri.
    ilâh (A.) [ اله ] tanrı, ilah.
    ilâhe (A.) [ الهه ] tanrıça.
    ilâhî (A.) [ 1 [ الهی .tanrısal. 2.ilahî, dinî şarkı.
    ilâhî (A.) [ الهی ] Tanrım.
    ilâhiyyât (A.) [ الهيات ] tanrıbilim, teoloji.
    ilânihâye (A.) [ الی نهایه ] sonuna kadar.
    ilâvât (A.) [ علاوات ] ilaveler, ekler.
    ilâve (A.) [ علاوه ] ek.
    ilave etmek eklemek.
    ilâveten (A.) [ علاوة ] ek olarak, yanı sıra.
    ilel (A.) [ 1 [ علل .hastalıklar. 2.sebepler.
    ilelebed (A.) [ الی الابد ] sonsuza dek.
    ilgâ (A.) [ الغا ] lağvetme, kaldırma.
    ilgâ eylemek lağvetmek, kaldırmak.
    ilhâd (A.) [ الحاد ] dinden çıkma, dinsizlik.
    ilhâk (A.) [ 1 [ الحاق .katma, karıştırma. 2.katılma.
    ilhak olunmak katılmak.
    ilhâm (A.) [ الهام ] esin.
    ilhâmât (A.) [ الهامات ] ilhamlar, esinler.
    ilim (A.) [ علم ] ilim.
    ilkâ (A.) [ القا ] atma, bırakma.
    ilkâ etmek atmak.
    ilkâh (A.) [ القاح ] aşılama, dölleme.
    illâ (A.) [ 1 [ الا . -den başka. 2.ille de, mutlaka. 3.yoksa, aksi takdirde.
    illet (A.) [ 1 [ علت .hastalık. 2.sebep.
    illî (A.) [ علی ] nedensel.
    illiyyet (A.) [ عليت ] nedensellik.
    ilm (A.) [ علم ] bilim.
    ilmî (A.) [ علمی ] bilimsel.
    ilmiyye (A.) [ علميه ] din bilginleri.
    ilsâk (A.) [ الصاق ] bitiştirme, yapıştırma, kavuşturma.
    iltibâs (A.) [ التباس ] benzerlik.
    ilticâ (A.) [ التجا ] sığınma.
    ilticâgâh (A.-F.) [ التجاگاه ] sığınak, sığınma yeri.
    iltifat (A.) [ 1 [ التفات .dönme. 2.ilgi gösterme. 2.gönül alma.
    iltihâb (A.) [ 1 [ التهاب .alevlenme. 2.yangı.
    iltihak (A.) [ التحاق ] katılma.
    iltihak etmek katılmak.
    iltihâm (A.) [ التهام ] yara kapanması.
    iltimâs (A.) [ التماس ] kayırma.
    iltisâk (A.) [ التصاق ] kavuşma, yapışma.
    iltisak etmek kavuşmak.
    iltiyâm (A.) [ التيام ] yara iyileşmesi.
    iltizâm (A.) [ 1 [ التزام .gerekli görme. 2.taraf tutma.
    iltizâz (A.) [ التذاذ ] lezzet alma.
    ilzâm (A.) [ الزام ] susturma.
    îmâ (A.) [ ایما ] dolaylı anlatım, işaret.
    îmâ etmek işaret etmek, göstermek.
    imâd (A.) [ عماد ] direk.
    imâl etmek yapmak.
    imâle (A.) [ اماله ] kısa heceyi uzun okuma.
    imâm (A.) [ 1 [ امام .namaz kıldıran. 2.önder, lider. 3.Hz. Ali’nin soyundan gelen.
    îmân (A.) [ ایمان ] inanma.
    iman etmek inanmak.
    imâret (A.) [ 1 [ عمارت .aşevi. 2.bayındırlık.
    imdâd (A.) [ امداد ] yardım isteme, imdat.
    imhâ (A.) [ 1 [ امحا .yok etme. 2.yok edilme.
    imhâ edilmek yok edilmek.
    imhâ etmek yok etmek.
    imkân (A.) [ امکان ] olanak.
    imlâ (A.) [ 1 [ املا .doldurma. 2.yazı bilgisi. 3.yazı
    imrâr (A.) [ امرار ] geçirme.
    imsâk (A.) [ امساک ] orucun başlangıç saati.
    imsâkiyye (A.) [ امساکيه ] oruca başlama ve oruç açma saatlerini gösteren
    çizelge.
    imtidad etmek uzanmak.
    imtihân (A.) [ 1 [ امتحان .sınav. 2.deneme.
    imtinâ (A.) [ امتناع ] kaçınma.
    imtinâ etmek kaçınmak, geri durmak.
    imtisâl (A.) [ 1 [ امتثال .boyun eğme. 2.verilen işi yapma.
    imtiyâz (A.) [ 1 [ امتياز .ayrıcalık. 2.kapitülasyon.
    imtizâc (A.) [ امتزاج ] uyuşma, uzlaşma.
    imtizâc etmek uyuşmak, uzlaşmak.
    în (F.) [ این ] bu.
    in’âm (A.) [ 1 [ انعام .bağış, ihsan. 2.bahşiş.
    in’ikâd (A.) [ 1 [ انعقاد .bağlanma. 2.toplanma.
    in’ikâs (A.) [ اهعکاس ] yanıyma.
    in’itâf (A.) [ 1 [ انعطاف .bükülme. 2.dönme.
    in’itâf etmek çevrilmek, dönmek.
    inâd (A.) [ عناد ] inat.
    inân (A.) [ عنان ] dizgin.
    inâre (A.) [ اناره ] aydınlatma.
    inâyât (A.) [ عنایات ] iyilikler.
    inâyet (A.) [ عنایت ] iyilik.
    incizâb (A.) [ انجذاب ] cazibeye kapılma.
    ind (A.) [ 1 [ عند .kat. 2.görüş. 3.yan.
    indî (A.) [ عندی ] kişisel, kişinin kendi kanısına dayanan.
    indifâ (A.) [ اندفاع ] püskürme.
    indifâ etmek püskürmek.
    ineb (A.) [ عنب ] üzüm.
    infâk (A.) [ انفاق ] geçindirme, nafakalandırma.
    infâz (A.) [ انفاذ ] uygulama, yerine getirme, yapma.
    infiâl (A.) [ انفعال ] kırılma, gücenme.
    infikâk (A.) [ انفکاک ] ayrılış.
    infilâk (A.) [ انفلاق ] patlama.
    infirâd (A.) [ انفراد ] bir başına kalma.
    infirâd ettirilmek bir başına bırakılmak.
    infisâl (A.) [ انفصال ] ayrılma.
    inhibât (A.) [ انهباط ] düşüş.
    inhidâm (A.) [ انهدام ] yıkılma.
    inhilâl (A.) [ 1 [ انحلال .çözülme, ayrışma. 2.dağılma.
    inhimâk (A.) [ انهماک ] aşırı düşkünlük.
    inhinâ (A.) [ 1 [ انحنا .eğri, yay. 2.kıvrılma, bükülme, yay şeklini alma.
    inhirâf (A.) [ انحراف ] sapma.
    inhiraf olunmak dönülmek.
    inhisâf (A.) [ 1 [ انخساف .ay tutulması. 2.gelişimini yitirmek, parlaklığını
    kaybetmek.
    inhisâr (A.) [ انحصار ] tekel.
    inhitat (A.) [ انحطاط ] çöküş, düşüş.
    inhizâm (A.) [ انهزام ] bozguna uğrama.
    inkâr (A.) [ انکار ] yadsıma, reddetme.
    inkâr edilmek yadsınmak.
    inkâr etmek yadsımak.
    inkılâb (A.) [ 1 [ انقلاب .devrim. 2.değişim, dönüşüm.
    inkılâb etmek dönüşmek.
    inkırâz bulmak tükenmek, çökmek.
    inkıtâ (A.) [ انقطاع ] kesilme, kesintiye uğrama.
    inkıyâd (A.) [ انقياد ] bağlanma, boyun eğme.
    inkızâ (A.) [ انقضا ] geçip gitme.
    inkibâz (A.) [ انقباض ] kabızlık.
    inkirâz (A.) [ انقراض ] çökme, tükeniş.
    inkisâm (A.) [ انقسام ] bölünme.
    inkisâm etmek bölünmek.
    inkisâr (A.) [ 1 [ انکسار .ilenme, beddua etme. 2.kırılma.
    inkişâf (A.) [ 1 [ انکشاف .ortaya çıkma. 2.gelişim, gelişme.
    inkişaf bulmak gelişmek.
    inkişaf etmek gelişmek.
    insâf (A.) [ انصاف ] acıma.
    insânî (A.) [ 1 [ انسانی .insanlık. 2.insan ile ilgili.
    insaniyu’l-merkez (A.) [ انسانی المرکز ] insan merkezli.
    insâniyyet (A.) [ انسانيت ] insanlık.
    insibab etmek dökülmek.
    insicâm (A.) [ انسجام ] düzen, sıra.
    insiyâk (A.) [ انسياق ] içgüdü.
    insiyâkî (A.) [ انسياقی ] içgüdüsel.
    insücin (A.) [ انس و جن ] insanlar ve cinler.
    inşâ (A.) [ 1 [ انشا .yapma. 2.güzel yazı yazma. 3.kompozisyon.
    inşiâb (A.) [ 1 [ انشعاب .bölünme. 2.dallanma.
    inşikâk (A.) [ انشقاق ] yarılma, bölünme.
    inşikâk etmek yarılmak, bölünmek.
    inşirâh (A.) [ انشراح ] açılma, ferahlama.
    intâc (A.) [ 1 [ انتاج .sonuçlandırma. 2.doğurma.
    intâc etmek 1.sonuçlandırmak. 2.doğurmak.
    intâk (A.) [ انطاق ] konuşturma.
    intânî (A.) [ انتانی ] mikroplu.
    intibâ (A.) [ 1 [ انطباع .izlenim. 2.basılma.
    intibâh (A.) [ انتباه ] uyanış.
    intibâk (A.) [ انطباق ] uyum.
    intifâ (A.) [ انطفا ] ateşin sönmesi.
    intifâ’ (A.) [ انتفاع ] yararlanma.
    intihâ (A.) [ 1 [ انتها .son. 2.sona erme.
    intihâb (A.) [ 1 [ انتخاب .seçme. 2.seçilme. 3.seçim.
    intihâb edilmek seçilmek.
    intihab eylemek seçmek.
    intihâbât (A.) [ انتخابات ] seçimler.
    intihâl (A.) [ انتحال ] bir başkasının eserini sahiplenme.
    intihâr (A.) [ انتحار ] kendini öldürme, canına kıyma.
    intihâr etmek kendini öldürmek, canına kıymak.
    intikâd (A.) [ انتقاد ] eleştiri, tenkit.
    intikâl (A.) [ 1 [ انتقال .göçme, taşınma. 2.kavrama. 3.miras geçmesi.
    intikal etmek geçmek
    intikâm (A.) [ انتقام ] öc.
    intikam almak öc almak.
    intikâmcû (A.-F.) [ انتقام جو ] intikamcı.
    intisâb (A.) [ 1 [ انتساب .bir yere mensup olma. 2.bir yere bağlanma, bir yerde
    çalışmaya başlama.
    intişâr (A.) [ 1 [ انتشار .yayılma. 2.yayınlanma. 3.üreme.

  3. #35
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    intişâr etmek 1.yayılmak. 2.yayınlanmak.
    intizâ’ (A.) [ انتزاع ] söküp alma.
    intizâm (A.) [ انتظام ] düzen.
    intizamperver (A.-F.) [ انتظام پرور ] düzeni seven, düzenli, tertipli.
    intizâr (A.) [ انتظار ] bekleme, bekleyiş.
    intizâr etmek beklemek.
    inzâl (A.) [ انزال ] indirme.
    inzibât (A.) [ انضباط ] zapturapt altında bulunma, düzen.
    inzimâm (A.) [ انضمام ] eklenme.
    inzivâ (A.) [ انزوا ] köşesine çekilme, tek başına yaşama.
    inzivagâh (A.-F.) [ انزواگاه ] köşeye çekilme yeri, inziva yeri.
    irâ’e (A.) [ ارائه ] gösterme.
    irâ’e etmek göstermek.
    îrâd (A.) [ 1 [ ایراد .getirme, söyleme. 2.gelir, kazanç.
    irâde (A.) [ 1 [ اراده .istek. 2.buyruk.
    irâdet (A.) [ ارادت ] isteme, istek.
    îrânî (F.) [ ایرانی ] İranlı.
    ircâ’ (A.) [ ارجاع ] eski haline döndürme, çevirme.
    ircâ’ etmek döndürmek, çevirmek.
    irfân (A.) [ 1 [ عرفان .bilme. 2.kültür.
    irfanperver (A.-F.) [ عرفان پرور ] kültürlü.
    irs (A.) [ 1 [ ارث .miras. 2.soyaçekim, kalıtım.
    irsâl (A.) [ ارسال ] gönderme.
    irsen (A.) [ ارثا ] kalıtımsal, miras yoluyla.
    irsî (A.) [ ارثی ] kalıtımsal.
    irsiyyet (A.) [ ارثيت ] kalıtımsallık, irsîlik.
    irşâd (A.) [ ارشاد ] hidayete erdirme, doğru yolu gösterme.
    irşâd etmek hidayete erdirmek, doğru yolu göstermek.
    irtiâş (A.) [ ارتعاش ] titreme.
    irtibât (A.) [ ارتباط ] bağlantı, ilişki, ilgi.
    irticâ (A.) [ 1 [ ارتجاع .geriye dönüş. 2.gericilik.
    irticakâr (A.-F.) [ ارتجاعکار ] gerici.
    irticâlen (A.) [ ارتجالا ] düşünmeden söyleyerek.
    irtidâd (A.) [ ارتداد ] dinden çıkma.
    irtifâ (A.) [ ارتفاع ] yükseklik.
    irtihâl (A.) [ 1 [ ارتحال .göçme. 2.ölüm.
    irtihâl etmek ölmek.
    irtikâ (A.) [ 1 [ ارتقا .yükselme. 2.yüksek mevkiye gelme.
    irtikâb (A.) [ ارتکاب ] suç işleme.
    irtisam etmek resmedilmek, izi düşmek.
    irtişâ (A.) [ ارتشا ] rüşvet yeme.
    irtizâk (A.) [ ارتزاق ] rızıklanma.
    irzâ (A.) [ ارضا ] ikna etme, razı etme.
    irzâ’ (A.) [ ارضاع ] emzirme, süt verme.
    is’âd (A.) [ اصعاد ] yükseltme.
    is’âd etmek yükseltmek, çıkartmak.
    is’âd olunmak yükseltilmek.
    is’af olunmak yerine getirilmek.
    is’âr (A.) [ اسعار ] fiyat belirleme.
    isâbet (A.) [ اصابت ] rastgelme. 2.tutarlılık.
    isâet (A.) [ اسائت ] kötülük etme.
    îsâl (A.) [ ایصال ] kavuşturma, ulaştırma.
    isâl etmek ulaştırmak.
    isâle (A.) [ اساله ] akıtma.
    isbât (A.) [ اثبات ] kanıtlama.
    isbât -ı vücûd etmek bir yerde bulunmak, varlığını göstermek.
    îsevî (A.) [ عيسوی ] Hıristiyan.
    îseviyyet (A.) [ عيسویت ] Hıristiyanlık.
    isfenc (F.) [ اسفنج ] sünger.
    ishâl (A.) [ اسهال ] sürgün, cırcır olma.
    iskân (A.) [ 1 [ اسکان .yerleştirme. 2.yerleştirilme.
    iskân edilmek yerleştirilmek.
    iskân etmek yerleştirmek.
    iskat (A.) [ اسقاط ] düşürme.
    iskât (A.) [ اسکات ] susturma.
    iskât etmek susturmak.
    islâm (A.) [ 1 [ اسلام .müslümanlık. 2.müslüman.
    islâmiyyet (A.) [ اسلاميت ] müslümanlık.
    ism (A.) [ اسم ] ad.
    ismet (A.) [ 1 [ عصمت .masumluk. 2.haramdan kaçınma.
    isnâ’aşer (A.) [ اثنی عشر ] oniki.
    isnâd (A.) [ 1 [ اسناد .dayama, yükleme. 2.iftira.
    isneyn (A.) [ اثنين ] pazartesi.
    isrâf (A.) [ اسراف ] savurganlık.
    istî’âb (A.) [ استيعاب ] kapasite, alım gücü, sığıdırma.
    isti’câl (A.) [ استعجال ] aceleci davranış.
    isti’fâ (A.) [ 1 [ استعفا .affını isteme. 2.görevinden ayrılma.
    isti’kâf (A.) [ اسعکاف ] bir yere kapanma.
    isti’lâm (A.) [ استعلام ] bilgi isteme.
    isti’mâl (A.) [ 1 [ استعمال .kullanma. 2.kullanılma. 3.yapılma.
    isti’mâl edilmek kullanılmak.
    isti’mâl etmek kullanmak.
    istiâne (a.) [ استعانه ] yardım isteme.
    istiâne olunmak yardım istenmek.
    istib’âd (A.) [ استبعاد ] uzak görme.
    istibdâd (A.) [ استبداد ] baskı rejimi.
    istibdâdkâr (A.-F.) [ استبدادکار ] baskıcı.
    isticâbet (A.) [ استجابت ] kabul edilme.
    isticvâb etmek sorgulamak.
    istid’â (A.) [ 1 [ استدعا .dilekçe. 2.yalvararak isteme.
    istid’ânâme (A.-F.) [ استدعانامه ] dilekçe.
    istîdâd (A.) [ استعداد ] yetenek.
    istidlâl (A.) [ استدلال ] delil ile hüküm çıkarma, akıl yürütme, delillerin ışığında
    yargıda bulunma.
    istifâdebahş (A.-F.) [ استفاده بخش ] yararlı.
    istifhâm (A.) [ 1 [ استفهام .sorma. 2.soru işareti.
    istifrâğ (A.) [ استفراغ ] kusma.
    istifrâğ etmek kusmak.
    istifsâr etmek açıklama istemek.
    istigâse (A.) [ استغاثه ] yardım isteme.
    istiğnâ (A.) [ 1 [ استغنا .kimseye muhtaç olmama. 2.eyvallah etmeme.
    3.tokgözlülük.
    istiğrâk (A.) [ 1 [ استغراق .dalma, gömülme. 2.boğulma. 3.kendinden geçme.
    istihâle (A.) [ 1 [ استحاله .başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.
    istihâre (A.) [ استخاره ] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten
    sonra uykuya yatma.
    istihâse (A.) [ استحاثه ] fosilleşme.
    istihbâr (A.) [ استخبار ] duyum, haber alma.
    istihbârât (A.) [ استخبارات ] duyumlar, haber almalar.
    istihdâf (A.) [ استهداف ] hedef edinme.
    istihdaf eylemek hedef edinmek.
    istihdâm (A.) [ استخدام ] hizmete alma.
    istihfâf (A.) [ استخفاف ] hafife alma, küçümseme.
    istihfâfkâr (A.-F.) [ استخفافکار ] hafife alan, küçümseyen.
    istihfafkârlık (A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma.
    istihkak (A.) [ 1 [ استحقاق .hak etme. 2.hak edilmiş şey.
    istihkâm (A.) [ 1 [ استحکام .sağlamlık. 2.siper.
    istihkâr (A.) [ استحقار ] aşağılama.
    istihlâk (A.) [ استهلاک ] tüketim.
    istihlâk etmek tüketmek, harcamak.
    istihmâm (A.) [ استحمام ] banyo yapma, yıkanma.
    istihrâc (A.) [ 1 [ استخراج .çıkarma. 2.hüküm çıkarma. 3.anket.
    istihrâc etmek çıkarmak.
    istihsâl (A.) [ 1 [ استحصال .elde etme. 2.elde edilme. 3.üretim.
    istihsân (A.) [ استحسان ] güzel bulma, beğenme.
    istihyâ (A.) [ استحيا ] utanma.
    istihzâ (A.) [ استهزا ] alay.
    istihzâ etmek alay etmek.
    istihzâr (A.) [ 1 [ استحضار .hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.
    istikâmet (A.) [ 1 [ استقامت .doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.
    istikamet vermek yön vermek.
    istikbâh (A.) [ استقباح ] ayıplama.
    istikbâl (A.) [ 1 [ استقبال .karşılama. 2.gelecek. 3.kıbleye dönme.
    istikbal etmek karşılamak.
    istikbâr (A.) [ استکبار ] büyüklenme.
    istikfâf (A.) [ استکفاف ] yetinme.
    istiklâl (A.) [ استقلال ] bağımsızlık.
    istikmâl (A.) [ استکمال ] tamamlama.
    istikrâh (A.) [ استکراه ] iğrenme, tiksinme.
    istikrâh etmek iğrenmek, tiksinmek.
    istikrâr (A.) [ استقرار ] kararlılık.
    istikrâz (A.) [ استقراض ] borçlanma.
    istikşâf (A.) [ استکشاف ] keşif çalışması yapma.
    istîlâ (A.) [ استيلا ] yayılma, ele geçirme.
    istîlâ etmek yayılmak, ele geçirmek.
    istilzâm (A.) [ استلزام ] gerekme, gerektirme.
    istilzâm etmek gerekmek, gerektirmek.
    istilzâm eylemek gerektirmek.
    istimâ’ (A.) [ استماع ] dinleme, kulak verme.
    istimâ’ etmek kulak vermek, dinlemek.
    istimdâd (A.) [ استمداد ] yardım isteme.
    istimhâl (A.) [ استمهال ] ek süre isteme.
    istimlâk (A.) [ استملاک ] kamulaştırma.
    istimlâk edilmek kamulaştırılmak.
    istimlâk etmek kamulaştırmak.
    istimnâ’ (A.) [ استمناء ] mastürbasyon.
    istimrâr (A.) [ استمرار ] süreklilik.
    istinâd (A.) [ 1 [ استناد .dayanma. 2.güvenme.
    istinâd etmek dayanmak.
    istinâden (A.) [ 1 [ استنادا .dayanarak. 2.güvenerek.
    istinadgâh (A.-F.) [ استنادگاه ] dayanak.

  4. #36
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    istînâf (A.) [ استيناف ] üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının
    feshini isteme.
    istinbât (A.) [ استنباط ] anlam çıkarma, hüküm çıkarma.
    istinkâf (A.) [ استنکاف ] çekimserlik.
    istinkâf etmek çekimser kalmak.
    istinşâk (A.) [ استنشاق ] buruna su çekme.
    istintâk (A.) [ استنطاق ] sorgulama.
    istintâk etmek sorgulamak, sorguya çekmek.
    istirâhat (A.) [ استراحت ] dinlenme.
    istirâhat etmek dinlenmek.
    istirâk-ı sem’ etmek kulak misafiri olmak.
    istirdâd (A.) [ استرداد ] geri isteme, geri alma.
    istirdâd edilmek geri alınmak.
    istirdâd etmek geri almak.
    istirhâm (A.) [ استرحام ] rica etme, yalvararak isteme.
    istirhâm etmek rica etmek, yalvararak istemek.
    istirhamkâr (A.-F.) [ استرحامکار ] yalvarırcasına.
    istirkab etmek çekememek.
    istiskâ (A.) [ 1 [ استسقا .yağmur duasına çıkma. 2.vücutta su toplanması.
    istiskâl (A.) [ استثقال ] hoş karşılamama, yüz vermeme.
    istisnâ (A.) [ استثنا ] kural dışı.
    istisnâ’î (A.) [ استثنائی ] kural dışı.
    istişâre (A.) [ استشاره ] danışma.
    istişâre etmek danışmak.
    istişhâd (A.) [ 1 [ استشهاد .kanıt gösterme. 2.örnek verme.
    istişhâd yapmak örnek vermek.
    istitâat (A.) [ استطاعت ] güç.
    istitâr (A.) [ استتار ] örtünme.
    istitrâden (A.) [ استطرادا ] sırası gelmişken.
    istivâ (A.) [ 1 [ استوا .eşitlik. 2.düzlük.
    istiz’âf (A.) [ استضعاف ] zayıf düşürme, zayıf görme.
    istîzâh (A.) [ استيضاح ] gensoru.
    istîzân (A.) [ استيذان ] izin isteme.
    isyân (A.) [ عصيان ] başkaldırı.
    îş (A.) [ 1 [ عيش .yaşama. 2.eğlenme, gününü gün etme.
    iş’âr (A.) [ اشعار ] bildirme, gösterme.
    işâa (A.) [ اشاعه ] duyurma, yayma.
    işârât (A.) [ اشارات ] işaretler.
    işâret (A.) [ 1 [ اشارت .gösterme. 2.alamet. 3.iz.
    işâreten (A.) [ اشارة ] işaret ederek.
    işbâ’ (A.) [ 1 [ اشباع .doyurma. .doldurma.
    işgâl (A.) [ 1 [ اشغال .meşgul etme. 2.ele geçirme.
    işgal etmek 1.meşgul etmek. 2.ele geçirmek.
    işhâd (A.) [ اشهاد ] tanık getirme.
    işkence (F.) [ اشکنجه ] acı verme, eziyet etme.
    işmi’zâz (A.) [ 1 [ اشمئزاز .surat ekşitme. 2.ürperme.
    işrâk (A.) [ 1 [ اشراق .doğma. 2.aydınlatma.
    işrâkî (A.) [ اشراقی ] Pisagorcu.
    işret (A.) [ 1 [ عشرت .içki. 2.içki alemi.
    işrîn (A.) [ عشرین ] yirmi.
    iştiâl (A.) [ اشتعال ] alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma.
    iştibâh (A.) [ اشتباه ] kuşkuya düşme.
    iştigâl (A.) [ اشتغال ] uğraşı.
    iştigâl etmek uğraşmak, meşgul olmak.
    iştihâ (A.) [ اشتها ] iştah.
    iştihâengîz (A.) [ اشتها انگيز ] iştah açıcı, iştah verici.
    iştihâr (A.) [ اشتهار ] meşhur olma.
    iştihâr etmek meşhur olmak.
    iştikâk (A.) [ اشتقاق ] türeme.
    iştimâl (A.) [ اشتمال ] kapsama.
    iştirâ (A.) [ اشترا ] satın alma.
    iştirâ etmek satın almak.
    iştirâk (A.) [ 1 [ اشتراک .katılım. 2.ortaklık.
    iştirâkiyye (A.) [ اشتراکيه ] komünizm.
    iştiyâk (A.) [ اشتياق ] şevklenme, şevk duyma.
    îşü nûş etmek yiyip içmek, gününü gün etmek.
    işve (A.) [ عشوه ] cilve, naz, eda.
    işvebâz (A.-F.) [ عشوه باز ] işveli.
    işveger (A.-F.) [ عشوه گر ] işveli.
    işvekâr (A.-F.) [ عشوه کار ] işveli, şivekâr.
    it’âm (A.) [ اطعام ] doyurma, yemek verme.
    itâat (A.) [ اطاعت ] uyma, boyun eğme.
    itâat etmek uymak, boyun eğmek.
    itâb (A.) [ عتاب ] azarlama, paylama, çıkışma.
    itâle (A.) [ اطاله ] uzatma.
    itbâ (A.) [ اتباع ] tabi kılma.
    itfâ (A.) [ اطفا ] söndürme.
    itfâ etmek söndürmek.
    itfâiyye (A.) [ اطفائيه ] yangın söndürme teşkilatı.
    ithâf (A.) [ 1 [ اتحاف .hediye etme. 2.eser sahibinin eserini birine veya bir
    kuruluşa manen hediye etmesi.
    ithâm (A.) [ اتهام ] suçlama, töhmet altında bırakma.
    itham etmek suçlamak.
    itibâr (A.) [ اعتبار ] saygınlık.
    itibar etmek 1.değerlendirmek, dikkate almak.
    itibâren (A.) [ اعتبارا ] –den beri.
    itibârî (A.) [ 1 [ اعتباری .göz kararı. 2.var sayılan.
    itibariyle (A.-T.) bakımından.
    itidâl (A.) [ اعتدال ] denge, ölçülü olma.
    itikâd (A.) [ اعتقاد ] inanç.
    itikâd etmek inanmak.
    itikâdât (A.) [ اعتقادات ] inançlar.
    itikadiyât (A.) [ اعتقادیات ] inançla ilgili şeyler.
    itikadperverlik (A.-F.-T.) inanç besleme.
    itilâf (A.) [ 1 [ ائتلاف .uzlaşma, görüş birliğine varma. 2.alışma.
    itilafkâr (A.-F.) [ ائتلافکار ] uzlaştırıcı, birleştirici.
    itimâd (A.) [ اعتماد ] güven.
    itimâd edilmek güvenilmek.
    itimâd etmek güvenmek.
    itimâden (A.) [ اعتمادا ] güvenerek.
    itimâdnâme (A.-F.) [ اعتمادنامه ] güven mektubu.
    itinâ (A.) [ اعتنا ] özen.
    itinâ edilmek özen gösterilmek.
    itinâ etmek özen göstermek.
    itinakâr (A.-F.) [ اعتناکار ] özen gösteren, itinalı.
    itirâf (A.) [ 1 [ اعتراف .sakladığı şeyi söyleme. 2.hakkın verme.
    itisâf (A.) [ اعتساف ] yolsuzluk.
    itiyâd (A.) [ اعتياد ] alışkanlık.
    itiyâd kesb etmek alışkanlık kazanmak.
    itizâm -ı mâ lâ yelzem [ التزام ما لا یلزم ] abesle iştigal etmek.
    itkân (A.) [ 1 [ اتقان .emin olma. 2.sağlamlaştırma.
    itlâf (A.) [ اتلاف ] öldürme, telef etme, ortadan kaldırma.
    itmâm (A.) [ اتمام ] tamamlama, bitirme.
    itmâm edilmek tamamlanmak, bitirilmek.
    itmâm etmek tamamlamak, bitirmek.
    itmînân (A.) [ اطمينان ] emin olma, kendine güvenme.
    ittibâ (A.) [ اتباع ] uyma, izleme.
    ittibâ etmek uymak, izlemek.
    ittibâen (A.) [ اتباعا ] uyarak, izleyerek, ardından giderek.
    ittifâk (A.) [ اتفاق ] birleşme.
    ittifâken (A.) [ اتفاقا ] tesadüfen, rastgele.
    ittifâkî (A.) [ اتفاقی ] tesadüfî.
    ittihâd (A.) [ اتحاد ] birlik.
    ittihâd -ı islâm [ اتحاد اسلام ] panislamizm.
    ittihâm (A.) [ اتهام ] töhmet altında kalma.
    ittihâz (A.) [ 1 [ اتخاذ .alma. 2.kabul etme. 3.kullanma. 4.değerlendirme.
    ittihâz edilmek 1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.
    ittihâz etmek 1.almak. 2.kabul etmek. 3.kullanmak. 4.değerlendirmek.
    ittikâ (A.) [ اتکا ] dayanma, yaslanma.
    ittikâ etmek dayanmak, yaslanmak.
    ittisâ (A.) [ 1 [ اتساع .genişlik. 2.genişleme.
    ittisâl (A.) [ 1 [ اتصال .birleşme, kavuşma. 2.bitişik.
    ityân (A.) [ اتيان ] getirme.
    ivaz (A.) [ عوض ] karşılık, bedel.
    ivazan (A.) [ عوضا ] karşılığında, karşılık olarak.
    iyâbüzihâb (A.) [ عياب و ذهاب ] gidiş geliş.
    iyâl (A.) [ عيال ] hanım, eş.
    iyân (A.) [ عيان ] açık, ayan beyan.
    iz’âc etmek rahatsız etmek.
    iz’âf (A.) [ اضعاف ] zayıflatma.
    iz’ân (A.) [ 1 [ اذعان .kavrayış. 2.terbiye.
    iz’ân etmek akıl etmek.
    izâbe (A.) [ اذابه ] eritme.
    izâe (A.) [ اضائه ] aydınlatma.
    izâfe (A.) [ اضافه ] ekleme.
    izâfet (A.) [ 1 [ اضافت .ilgi, bağ. 2.tamlama.
    izâfeten (A.) [ اضافة ] ek olarak, yanı sıra.
    izâfî (A.) [ اضافی ] göreceli.
    izâfiyyet (A.) [ اضافيت ] görecelilik.
    îzâh (A.) [ ایضاح ] açıklama.
    îzâh edilmek açıklanmak.
    îzâh etmek açıklamak.
    îzâhât (A.) [ ایضاحات ] açıklamalar.
    îzâhât vermek açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.
    îzâhen (A.) [ ایضاحا ] açıklayarak.
    izâle (A.) [ 1 [ ازاله .yok etme. 2.giderme.
    izâle edilmek 1.yok edilmek. 2.giderilmek.
    izâle etmek 1.yok etmek. 2.gidermek.
    izâm (A.) [ عظام ] büyükler, ulular.
    izâr (A.) [ ازار ] peştemal.
    izâr (A.) [ عذار ] yanak.
    izdihâm (A.) [ ازدحام ] aşırı kalabalık, aşırı yığılma.
    izdivâc (A.) [ ازدواج ] evlilik.
    izdiyâd (A.) [ ازدیاد ] artış, çoğalma.
    îzed (F.) [ ایزد ] Tanrı.
    izhâr (A.) [ اظهار ] gösterme.
    izhâr etmek göstermek, belli etmek, açığa vurmak.
    izin (A.) [ اذن ] izin.
    izkâr (A.) [ اذکار ] zikretme, dile getirme, hatırlatma.
    izlâl (A.) [ اذلال ] alçaltma.
    izmihlâl (A.) [ اضمحلال ] yok olma.
    izn (A.) [ اذن ] izin.
    izz (A.) [ 1 [ عز .değer. 2.yücelik.
    izzet (A.) [ 1 [ عزت .değer. 2.yücelik. 3.saygı.

  5. #37
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -J-

    jâj (F.) [ ژاژ ] anlamsız söz, zırva.
    jâjhây (F.) [ ژاژخای ] boşboğaz, zevzek.
    jâle (F.) [ ژاله ] çiy, şebnem.
    jeng (F.) [ ژنگ ] pas.
    jengâr (F.) [ ژنگار ] pas.
    jerf (F.) [ ژرف ] derin.
    jerfâ (F.) [ ژرفا ] derinlik.
    jerfbîn (F.) [ ژرف بين ] ayrıntılı düşünen, dikkatli.
    jinde (F.) [ 1 [ ژنده .yırtık, eski. 2.yamalı hırka.
    jindepûş (F.) [ 1 [ ژنده پوش .yamalı hırka giyen. 2.derviş.
    jiyân (F.) [ 1 [ ژیان .kükremiş. 2.kızgın.
    jülîde (F.) [ ژوليده ] dağınık, karışık.



    -K-

    ka’b (A.) [ 1 [ کعب .aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp.
    ka’r (A.) [ 1 [ قعر .derinlik. 2.çukur. 3.dip.
    kabâ (A.) [ قبا ] cübbe.
    kabahat (A.) [ قباحت ] suç, kusur.
    kabâih (A.) [ قبائح ] suçlular, kabahatliler.
    kabâil (A.) [ قبائل ] kâbileler.
    kabîh (A.) [ قبيح ] çirkin, hoş olmayan.
    kâbil (A.) [ 1 [ قابل .mümkün. 2.yetenekli.
    kabîl (A.) [ قبيل ] gibi, benzeri.
    kâbil olmak mümkün olmak, elvermek.
    kâbile (A.) [ قابله ] ebe.
    kabîle (A.) [ قبيله ] boy, kâbile.
    kâbil-i kıyas [ قابل قياس ] kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir.
    kâbiliyet (A.) [ قابليت ] yetenek.
    kâbiliyyât (A.) [ قابليات ] yetenekler.
    kâbin (F.) [ کابين ] mehir.
    kabir (A.) [ قبر ] mezar.
    kabl (A.) [ قبل ] önce.
    kablelmîlad (A.) [ قبل الميلاد ] milattan önce.
    kablettârih (A.) [ قبل التاریخ ] tarih öncesi.
    kablettarihî (A.) [ صبل التاریخی ] tarih öncesi.
    kabr (A.) [ قبر ] mezar kabir.
    kabristan (A.-F.) [ قبرستان ] mezarlık.
    kabul (A.) [ 1 [ قبول .kabul etme. 2.alma.
    kâbûs (A.) [ کابوس ] karabasan.
    kabz (A.) [ قبض ] tutma, kavrama.
    kabza (A.) [ قبضه ] sap.
    kâc (F.) [ کاج ] çam.
    kad (A.) [ قد ] boy.
    kadd (A.) [ قد ] boy.
    kadeh (A.) [ 1 [ قدح .bardak. 2.içki kadehi.
    kadem (A.) [ 1 [ قدم .adım. 2.ayak.
    kademe (A.) [ 1 [ قدمه .basamak. 2.derece.
    kader (A.) [ قدر ] ilahî takdir.
    kadh (A.) [ قدح ] kötüleme, kınama.
    kadı (A.) [ قاضی ] dinî yargıç.
    kadid (A.) [ 1 [ قدید .kurutulmuş et, kadit. 2.canlı cenaze.
    kâdilkudât (A.) [ قاضی القضات ] başkadı.
    kadim (A.) [ قدیم ] eski.
    kadîmen (A.) [ قدیما ] eskiden.
    kâdir (A.) [ قادر ] güçlü.
    kadîr (A.) [ قدیر ] çok güçlü.
    kadirdân (A.-F.) [ قدردان ] değerbilir.
    kadirşinâs (A.-F.) [ قدرشناس ] değerbilir.
    kadirşinaslık (A.-F.-T.) değerbilirlik.
    kadr (A.) [ 1 [ قدر .değer. 2.şeref. 3.derece.
    kadrdân (A.-F.) [ قدردان ] değerbilir.
    kadrşinâs (A.-F.) [ قدرشناس ] değerbilir.
    kafâ (A.) [ قفا ] baş.
    kafes (F.) [ 1 [ قفس .kafes. 2.pencere kafesi.
    kâffe (A.) [ کافه ] tümü, hepsi.
    kâfi (A.) [ کافی ] yeterli.
    kâfile (A.) [ 1 [ قافله .kervan. 2.topluluk, kafile.
    kafiyeperdâz (A.-F.) [ قافيه پرداز ] şair.
    kâğıd (F.) [ کاغد ] kağıt.
    kâh (F.) [ کاخ ] köşk, kasır.
    kâh (F.) [ کاه ] saman.
    kahbe (A.) [ 1 [ قحبه .******, 2.alçak, namussuz.
    kâhgil (F.) [ کاهگل ] sıva.
    kahhar (A.) [ قهار ] kahredici.
    kahır (A.) [ 1 [ قهر .yok etme. 2.çok üzülme.
    kâhil (A.) [ کاهل ] tembel.
    kâhin (A.) [ کاهن ] gaipten haber veren, kehanette bulunan.
    kâhir (A.) [ قاهر ] kahreden, yok eden.
    kahpe (A.) [ 1 [ قحبه .******. 2.alçak, namussuz.
    kahr (A.) [ 1 [ قهر .yok etme. 2.çok üzülme.
    kahraman (F.) [ قهرمان ] yiğit
    kahrübâ (A.) [ کاهربا ] kehribar.
    kaht (A.) [ قحط ] kıtlık.
    kahve (A.) [ قهوه ] kahve.
    kâid (A.) [ قائد ] komutan.
    kâide (A.) [ 1 [ قاعده .kural. 2.temel, esas.
    kâideten (A.) [ قاعدة ] kural olarak, esas itibarıyla.
    kâil (A.) [ 1 [ قائل .söyleyen. 2.razı olan.
    kâil olmak razı olmak.
    kâim (A.) [ 1 [ قائم .ayakta. 2.yerine geçen. 3.dik.
    kâim olmak (A.-T.) yerine geçmek.
    kâime (A.) [ 1 [ قائمه .kağıt para. 2.ferman.
    kâimmakam (A.) [ 1 [ قائم مقام .kaymakam. 2.yerine geçen.
    kâin (A.) [ کائن ] bulunan, yer alan.
    kâinât (A.) [ 1 [ کائنات .evren. 2.dünya.
    kâkül (F.) [ کاکل ] perçem.
    kâl (A.) [ قال ] söz, laf.
    kal’ (A.) [ قلع ] koparma, sökme.
    kal’a (A.) [ قلعه ] kale
    kâlâ (F.) [ 1 [ کالا .mal. 2.kumaş.
    kalb (A.) [ 1 [ قلب .yürek. 2.gönül.
    kalb (A.) [ قلب ] değiştirme.
    kalb etmek dönüştürmek, değiştirmek.
    kalbî (A.) [ 1 [ قلبی .yürekten. 2.kalp ile ilgili.
    kalbüd (F.) [ 1 [ کالبد .beden. 2.kalıp. 3.kireç kalıpı.
    kalbzen (A.-F.) [ قلب زن ] kalpazan.
    kalem (A.) [ 1 [ قلم .kalem. 2.keski. 3.büro.
    kalemkârî (A.-F.) [ 1 [ قلمکاری .nakkaşlık. 2.kalem işi.
    kalemrev (A.-F.) [ قلمرو ] ülke, diyar, topraklar.
    kâlıb (A.) [ 1 [ قالب .kalıp. 2.beden.
    kalil (A.) [ قليل ] az.
    kallâş (A.) [ قلاش ] kalleş.
    kalyân (F.) [ قليان ] nargile.
    kâm (F.) [ 1 [ کام .damak. 2.arzu.
    kamer (A.) [ قمر ] ay.
    kameriyye (A.) [ قمریه ] çardak.
    kâmet (A.) [ قامت ] boy.
    kâmil (A.) [ 1 [ کامل .tam. 2.olgun. 3.bilgili.
    kâmilen (A.) [ کاملا ] tamamen, büsbütün, tümüyle.
    kamîs (A.) [ قميص ] gömlek.
    kâmkâr (F.) [ کامکار ] mutlu.
    kamus (A.) [ قاموس ] sözlük.
    kâmyâb (F.) [ کامياب ] mutlu.
    kân (F.) [ 1 [ کان .maden ocağı. 2.yurt, ocak.
    kanâat (A.) [ قناعت ] yetinme.
    kanaat etmek yetinmek.
    kanât (A.) [ قنات ] yeraltı su kanalı.
    kand (A.) [ قند ] şeker.
    kâni (A.) [ قانع ] yetinen, kanaat eden.
    kâni etmek ikna etmek.
    kâni olmak ikna olmak.
    kannâd (A.) [ قناد ] şekerci.
    kantar (A.) [ قنطار ] baskül.
    kanun (A.) [ 1 [ قانون .yasa. 2.yol yordam.
    kânûn (A.) [ 1 [ کانون .ocak. 2.mangal. 3.Aralık ve Ocak ayları.
    kanunî (A.) [ 1 [ قانونی .yasal. 2.kanun çalan. 3.yasa koyucu.
    kâr (F.) [ کار ] iş.
    kâr etmek işlemek, tesir etmek.
    karâbet (A.) [ قرابت ] yakınlık, akrabalık.
    karâin (A.) [ قرائن ] ipuçları, karineler.
    karar (A.) [ 1 [ قرار .durma. 2.devamlılık. 3.yeterli ölçü.
    karargîr (A.-F.) [ قرارگير ] karar verilmiş.
    karargîr olmak karara bağlanmak.
    kârbân (F.) [ کاربان ] kervan.
    kârd (F.) [ کارد ] bıçak.
    kârdân (F.) [ کاردان ] işbilir.
    kârgâh (F.) [ کارگاه ] işlik, iş yeri.
    kârger (F.) [ کارگر ] işçi.
    karha (A.) [ قرحه ] yara.
    kârhane (F.) [ 1 [ کارخانه .fabrika. 2.işlik.
    kâr-ı kadim [ کار قدیم ] eski el işi.
    kâri’ (A.) [ قارء ] okuyucu.
    kâri’în (A.) [ قارئين ] okuyucular.
    kâria (A.) [ قارئه ] bayan okuyucu.
    karîb (A.) [ قریب ] yakın.
    karîben (A.) [ قریبا ] yakında.
    karîha (A.) [ قریحه ] düşünme gücü.
    karin (A.) [ 1 [ قرین .yakın. 2.eş dost.
    karîne (A.) [ قرینه ] ipucu.
    kâriz (F.) [ کاریز ] yeraltı su kanalı.
    karn (A.) [ 1 [ قرن .boynuz. 2.yüzyıl.
    kârşinâs (F.) [ کارشناس ] uzman, işten anlayan.
    karûre (A.) [ قاروره ] idrar şişesi, ördek.
    kârvan (F.) [ کاروان ] kervan.
    karvanserây (A.) [ کاروان سرای ] kervansaray.
    karye (A.) [ قریه ] köy.
    karz (A.) [ قرض ] borç.
    kârzâr (F.) [ کارزار ] savaş.
    kasab (A.) [ 1 [ قصب .şeker kamışı. 2.nefes borusu. 3.ince keten.
    kasaba (A.) [ قصبه ] kasaba.
    kasâid (A.) [ قصائد ] kasideler.
    kasâvet (A.) [ 1 [ قساوت .katılık, sertlik. 2.keder.
    kasd (A.) [ 1 [ قصد .kasıt. 2.dövme.
    kasden (A.) [ قصدا ] kasıtlı olarak.
    kâse (F.) [ 1 [ کاسه .çanak, kâse.
    kâse-i ser [ کاسهء سر ] kafatası.
    kâselîs (F.) [ کاسه ليس ] çanak yalayıcı.
    kasem (A.) [ قسم ] yemin.
    kasır (A.) [ قصر ] köşk.
    kâsib (A.) [ کاسب ] kazanan.
    kâsid (A.) [ 1 [ قاصد .ulak. 2.kasteden.
    kaside (A.) [ قصيده ] kaside.
    kasîdeserâ (A.-F.) [ قصيده سرا ] kaside şairi.
    kasîr (A.) [ قصير ] kısa.
    kasr (A.) [ قصر ] kasır, köşk.
    kassab (A.) [ قصاب ] kasap.
    kassar (A.) [ قصار ] çamaşırcı, çırpıcı.
    kasvet (A.) [ 1 [ قسوت .katılık. 2.gönül darlığı.
    kasvet basmak gönlü daralmak.
    kâş (F.) [ کاش ] keşke.
    kâşâne (F.) [ 1 [ کاشانه .yuva. 2.mâlikâne.
    kâşî (F.) [ کاشی ] çini, fayans.
    kâşif (A.) [ کاشف ] keşfeden.
    kâşki (F.) [ کاشکی ] keşke.
    kat’ (A.) [ 1 [ قطع .kesme. 2.kesilme.

  6. #38
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    kat’an (A.) [ قطعا ] kesinlikle.
    kat’en (A.) [ قطعا ] kesinlikle.
    kat’î (A.) [ قطعی ] kesin.
    kat’î sûrette kesin olarak, kesinlikle.
    kat’iyet (A.) [ قطعيت ] kesinlik.
    kat’iyyen (A.) [ 1 [ قطعيا .kesinlikle. 2.asla.
    katarât (A.) [ قطرات ] damlalar.
    katf (A.) [ قطف ] devşirme.
    kâtıbeten (A.) [ قاطبة ] asla, kesinlikle.
    kâti’ (A.) [ قاطع ] kesen, kesici.
    kâtib (A.) [ کاتب ] yazıcı.
    kâtil (A.) [ قاتل ] öldüren.
    katil (A.) [ قتل ] öldürme.
    kâtip (A.) [ کاتب ] yazıcı.
    katl (A.) [ قتل ] öldürme, katil.
    katre (A.) [ قطره ] damla.
    kavâfil (A.) [ قوافل ] kafileler.
    kavâid (A.) [ قواعد ] kurallar, kâideler.
    kavânîn (A.) [ قوانين ] kanunlar.
    kavî (A.) [ قوی ] güçlü.
    kavim (A.) [ قوم ] topluluk, ulus.
    kavis (A.) [ قوس ] yay.
    kaviyü’l-bünye (A.) [ قوی البنيه ] sağlam yapılı.
    249
    kavl (A.) [ قول ] söz.
    kavm (A.) [ قوم ] kavim, topluluk.
    kavmî (A.) [ قومی ] kavme dayalı.
    kavmiyet (A.) [ قوميت ] kavimlik.
    kavs (A.) [ قوس ] yay.
    kay’ (A.) [ قی ء ] kusma.
    kayd (A.) [ 1 [ قيد .bağ. 2.zincir. 3.kayıt.
    kazâ (A.) [ 1 [ قضا .ilahî takdir. 2.kadılık. 3.kaza. 4.ilçe.
    kazâî (A.) [ قضائی ] yargı ile ilgili.
    kazârâ (A.-F.) [ قضارا ] tesadüfen.
    kazâyâ (A.) [ قضایا ] meseleler, problemler.
    kâzî (A.) [ قاضی ] kadı.
    kâzib (A.) [ کاذب ] yalancı.
    kaziyye (A.) [ 1 [ قضيه .mesele. 2.önerme.
    ke’enlemyekün (A.) [ کأن لم یکن ] olmamışçasına, yok sayarak.
    ke’s (A.) [ 1 [ کأس .çanak. 2.kadeh.
    kebed (A.) [ کبد ] karaciğer.
    kebîr (A.) [ کبير ] büyük.
    kebş (A.) [ کبش ] koç.
    kebûd (F.) [ کبود ] mavi.
    kebûter (F.) [ کبود ] güvercin.
    kec (F.) [ کج ] eğri.
    kecbîn (F.) [ کجبين ] şaşı.
    keçel (F.) [ کچل ] kel.
    kedd (A.) [ کد ] emek.
    keder (A.) [ 1 [ کدر .üzüntü. 2.bulanıklık.
    kedernâk (A.-F.) [ کدرناک ] üzüntülü, kederli.
    kedhüda (F.) [ کدخدا ] kâhya.
    kedû (F.) [ کدو ] kabak.
    kef (F.) [ کف ] köpük.
    kefâlet (A.) [ کفالت ] kefillik.
    kefçe (F.) [ کفچه ] kepçe.
    kefel (A.) [ کفل ] kalça.
    kefere (A.) [ کفره ] kafirler.
    keff (A.) [ 1 [ کف .aya. 2.avuç.
    keffe (A.) [ کفه ] kefe.
    kefgîr (F.) [ کفگير ] kevgir.
    kefil (A.) [ کفيل ] kefil, kefalet eden.
    kefş (F.) [ کفش ] ayakkabı.
    keftâr (F.) [ کفتار ] sırtlan.
    kefter (F.) [ کفتر ] güvercin.
    kehânet (A.) [ کهانت ] falcılık, kahinlik.
    kehene (A.) [ کهنه ] kahinler.
    kehf (A.) [ کهف ] mağara.
    kehhâl (A.) [ 1 [ کحال .göze sürme çeken. 2.göz hekimi.
    kehkeşan (F.) [ کهکشان ] samanyolu.
    kej (F.) [ کژ ] eğik, eğri.
    kejdüm (F.) [ کژدم ] akrep.
    kelâğ (F.) [ کلاغ ] karakarga, kuzgun.
    kelâm (A.) [ کلام ] söz.
    kelâm-ı kadim [ کلام قدیم ] Kur’ân.
    kelâm-ı kibâr [ کلام کبار ] büyük insanların özlü sözleri.
    kelb (A.) [ کلب ] köpek.
    kelimât (A.) [ کلمات ] kelimeler, sözcükler.
    kelime (A.) [ کلمه ] sözcük.
    kelle (F.) [ کله ] baş.
    kem (F.) [ کم ] az, eksik.
    kemâbîş (F.) [ کمابيش ] az çok, aşağı yukarı.
    kemâfissâbık (A.) [ کما فی السابق ] eskiden olduğu gibi.
    kemâkân (A.) [ کماکان ] eskiden olduğu gibi.
    kemâl (A.) [ کمال ] olgunluk, mükemmellik.
    kemal-i dikkatle (A.-F.-T.) büyük bir dikkatle.
    kemâl-i ihtimâm ile büyük bir özenle.
    kemân (F.) [ 1 [ کمان .yay. 2.keman.
    kemânebrû (F.) [ کمان ابرو ] kaşı yay gibi olan sevgili.
    kemankeş (F.) [ کمانکش ] okçu, yay çeken.
    kemâyenbağî (A.) [ کما ینبغی ] gerektiği gibi.
    kemend (F.) [ کمند ] kement.
    kemend-i zülf (F.) [ کمند زلف ] saçlarının kemendi.
    kemer (F.) [ کمر ] bel.
    kemerbend (F.) [ کمربند ]] bel kayışı.
    kemîn (F.) [ کمين ] pusu, tuzak.
    kemmiyet (A.) [ کميت ] nicelik.
    kemmiyet (A.) [ کميت ] nicelik.
    kemter (F.) [ 1 [ کمتر .daha az. 2.değersiz.
    kemyâb (F.) [ کمياب ] az bulunur.
    kenâr (F.) [ 1 [ کنار .kıyı. 2.kenar, yan.
    kenef (A.) [ 1 [ کنف .çevre. 2.sığınacak yer.
    kenîse (A.) [ کنيسه ] kilise.
    kenîz (F.) [ کنيز ] cariye.
    kenz (A.) [ کنز ] hazine.
    ker (F.) [ کر ] sağır.
    kerâhet (A.) [ کراهت ] iğrenme tiksinme.
    kerâmet (A.) [ 1 [ کرامت .cömertlik, kerem. 2.velîlerin gösterdikleri olağandışı
    hal.
    kerân (F.) [ کران ] uç, kıyı.
    kere (A.) [ کره ] kez.
    kerefs (F.) [ کرفس ] kereviz.
    kerem (A.) [ کرم ] cömertlik.
    kerem kılmak kerem etmek, iyilik etmek.
    keremkâr (A.-F.) [ کرمکار ] cömert.
    kerhen (A.) [ کرها ] istemeyerek, iğrenerek.
    kerîh (A.) [ کریه ] iğrenç.
    kerîm (A.) [ 1 [ کریم .cömert. 2.yüce.
    kerîme (A.) [ کریمه ] kız çocuk.
    kerkes (A.) [ کرکس ] akbaba.
    kerrât (A.) [ کرات ] defalar.
    kerre (A.) [ کره ] defa.
    kerûbî (A.) [ کروبی ] büyük melek.
    kervan (F.) [ کروان ] kafile, kervan.
    kervansaray bk. karvanserây.
    kes (F.) [ کس ] kişi, kimse.
    kesâd (A.) [ کساد ] sürümsüz, kesat.
    kesâfet (A.) [ 1 [ کثافت .yoğunluk. 2.çokluk.
    kesâlet (A.) [ کسالت ] tembellik, gevşeklik.
    kesb (A.) [ کسب ] çalışarak kazanma.
    kesbî (A.) [ کسبی ] çalışarak elde edilen.
    kese (F.) [ کيسه ] torba, küçük torba.
    kesîf (A.) [ 1 [ کثيف .yoğun. 2.kalın. 3.koyu.
    kesîr (A.) [ کثير ] çok, bol.
    kesîrü’l-istimâl (A.) [ کثيرالاستعمال ] çok kullanılan.
    kesret (A.) [ کثرت ] çokluk, bolluk.
    kesretle A.-T.) çokça, bolca.
    kesretli (A.-T.) çok, fazla.
    keşf (A.) [ کشف ] keşif, bulma, ortaya çıkarma.
    keşif (A.) [ کشف ] keşfetme, bulma.
    keşkûl (F.) [ 1 [ کشکول .dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı.
    keşmekeş (F.) [ کشمکش ] kargaşa, çekişme.
    keştî (F.) [ کشتی ] gemi.
    keştîbân (F.) [ کشتيبان ] kaptan.
    ketif (A.) [ 1 [ کتف .omuz. 2.kürek kemiği.
    ketm (A.) [ کتم ] gizleme, saklama.
    kettân (A.) [ کتان ] keten.
    ketûm (A.) [ کتوم ] sır saklayan, ağzı sıkı.
    kevâkib (A.) [ کواکب ] yıldızlar.
    kevkeb (A.) [ کوکب ] yıldız.
    kevkebe (A.) [ کوکبه ] gösteriş.
    kevn (A.) [ کون ] varlık.
    kevser (A.) [ 1 [ کوثر .cennet. 2.cennetteki bir havuz.
    keyd (A.) [ کيد ] hile, düzen.
    keyf (A.) [ کيف ] keyif, afiyet.
    keyfe mâ ittafak (A.) [ کيف ما اتفق ] rastgele.
    keyfiyet (A.) [ کيفيت ] nitelik
    keyfiyyet (A.) [ کيفيت ] nitelik.
    keyhân (F.) [ کيهان ] dünya.
    keyvan (F.) [ کيوان ] Satürn, Zuhal.
    kezâ (A.) [ کذا ] aynı şekilde, böylece.
    kezâlik (A.) [ کذالک ] aynı şekilde.
    kezzâb (A.) [ کذاب ] çok yalancı.
    kıbâb (A.) [ قباب ] kubbeler.
    kıbel (A.) [ قبل ] taraf, yön.
    kıble (A.) [ 1 [ قبله .Kâbe tarafı. 2.güney. 3.güney rüzgarı.
    kıbtî (A.) [ قبطی ] çingene.
    kıdem (A.) [ قدم ] eskilik.
    kıdve (A.) [ قدوه ] önder.
    kılâ’ (A.) [ قلاع ] kaleler.
    kıllet (A.) [ قلت ] azlık.
    kırâat (A.) [ قرائت ] okuma.
    kırâat etmek okumak.
    kırâathâne (A.-F.) [ 1 [ قرائت خانه . kahvehane. 2.okuma salonu.
    kıran (A.) [ 1 [ قران .yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine
    yaklaşması.
    kırba (A.) [ قربه ] deriden yapılmış su kabı.
    kırtâsiye (A.) [ قرطاسيه ] kağıt işleri.
    kısas (A.) [ قصه ] kıssalar, hikayeler.
    kısm (A.) [ قسم ] kısım, bölüm.
    kısmen (A.) [ قسما ] bir kısmı.
    kısmet (A.) [ 1 [ قسمت .nasip, pay. 2.bölme.
    kıssa (A.) [ 1 [ قصه .öykü, fıkra. 2.olay.
    kıst (A.) [ 1 [ قسط .taksit. 2.parça.
    kıstas (A.) [ 1 [ قسطاس .ölçü. 2.terazi.
    kışr (A.) [ قشر ] kabuk.
    kıt’a (A.) [ قطعه ] parça.
    kıtal (A.) [ 1 [ قتال .savaş. 2.birbirini öldürme.
    kıyafet (A.) [ قيافت ] kılık, görünüm.
    kıyâm (A.) [ 1 [ قيام .kalkma. 2.ayaklanma.
    kıyam etmek başkaldırmak, isyan etmek, ayaklanmak.
    kıyamet (A.) [ 1 [ قيامت .mahşer günü. 2.gürültü patırtı.
    kıyas (A.) [ قياس ] karşılaştırma, mukayese.
    kıymet (A.) [ قيمت ] değer.
    kıymet vermek değer vermek.
    kıymetbilmez (A.-T.) değer bilmeyen.
    kıymetdar (A.-F.) [ قيمتدار ] değerli.
    kıyr (A.) [ قير ] katran, zift.
    kıyye (A.) [ قيه ] okka.
    kibar (A.) [ کبار ] büyükler.
    kibr (A.) [ کبر ] büyüklük taslama, şişinme.
    kifayet (A.) [ 1 [ کفایت .yeterli olma. 2.yararlılık.
    kifâyetsizlik (A.-T.) yetersizlik.
    kihâlet (A.) [ 1 [ کحالت .göz hekimliği. 2.sürmecilik.
    kîl (A.) [ قيل ] söz.
    kilâb (A.) [ کلاب ] köpekler.
    kîle (A.) [ کيله ] kile.
    kilîsa (F.) [ کليسا ] kilise.
    kilk (F.) [ کلک ] kamış kalem.
    kîlükâl (A.) [ قيل و قال ] dedikodu.
    kilye (A.) [ کليه ] böbrek.
    kimyâger (A.-F.) [ کيمياگر ] kimyacı.
    kimyevî (A.) [ کيميوی ] kimyasal.
    kinâyeâmîz (A.-F.) [ کنایه آميز ] kinayeli.
    kindar (F.) [ کيندار ] kinci.
    kînecû (F.) [ کينه جو ] kinci.
    kirâm (A.) [ 1 [ کرام .yüce kişiler. 2.cömertler.
    kirâren (A.) [ کرارا ] defalarca.
    kirbâs (A.) [ کرباس ] bez.
    kirm (F.) [ کرم ] kurt, kurtçuk.
    kirm-i ebrîşem [ کرم ابریشم ] ipek böceği.
    kirm-i şebefruz [ کرم شب افروز ] ateş böceği.
    kîse (F.) [ 1 [ کيسه .torba, kese. 2.para kesesi.
    kisve (A.) [ کسوه ] giysi.
    kisvet (A.) [ 1 [ کسوت .giysi. 2.güreşçi kisbeti.
    kîş (F.) [ کيش ] din.
    kişt (F.) [ کشت ] ekin.
    kiştzar (F.) [ کشتزار ] tarla.
    kişver (F.) [ کشور ] ülke.
    kişverküşâ (F.) [ کشورکشا ] fatih, ülkeler alan.
    kitâb (A.) [ کتاب ] kitap.
    kitâbe (A.) [ 1 [ کتابه .mezar taşı yazısı. 2.yazıt.
    kitabhâne (A.-F.) [ کتابخانه ] kütüphane.
    kitmân (A.) [ کتمان ] sır saklama, ketumluk.
    kitmân etmek saklamak.
    kiyâset (A.) [ کياست ] zekilik, uyanıklık.
    kizb (A.) [ کذب ] yalan.
    köhne (F.) [ کهنه ] eski.
    kubh (A.) [ قبح ] çirkinlik.
    kubûr (A.) [ قبور ] mezarlar.
    kûçe (F.) [ کوچه ] sokak.
    kudât (A.) [ قضات ] kadılar.
    kûdek (F.) [ کودک ] çocuk.
    kudemâ (A.) [ قدما ] eskiler.
    kudret (A.) [ قدرت ] güç.
    kudsî (A.) [ قدسی ] kutsal.
    kudsiyân (A.-F.) [ قدسيان ] melekler.
    kudsiyet (A.) [ قدسيت ] kutsallık.
    kudsiyetşiken (A.-F.) [ قدسيت شکن ] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı
    saygısız.
    kudûm (A.) [ 1 [ قدوم .gelme. 2.kudüm.
    kudûmzen (A.-F.) [ قدوم زن ] kudüm çalan.
    kûfe (F.) [ کوفه ] küfe.
    kufl (A.) [ قفل ] kilit.

  7. #39
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    kenîz (F.) [ کنيز ] cariye.
    kenz (A.) [ کنز ] hazine.
    ker (F.) [ کر ] sağır.
    kerâhet (A.) [ کراهت ] iğrenme tiksinme.
    kerâmet (A.) [ 1 [ کرامت .cömertlik, kerem. 2.velîlerin gösterdikleri olağandışı
    hal.
    kerân (F.) [ کران ] uç, kıyı.
    kere (A.) [ کره ] kez.
    kerefs (F.) [ کرفس ] kereviz.
    kerem (A.) [ کرم ] cömertlik.
    kerem kılmak kerem etmek, iyilik etmek.
    keremkâr (A.-F.) [ کرمکار ] cömert.
    kerhen (A.) [ کرها ] istemeyerek, iğrenerek.
    kerîh (A.) [ کریه ] iğrenç.
    kerîm (A.) [ 1 [ کریم .cömert. 2.yüce.
    kerîme (A.) [ کریمه ] kız çocuk.
    kerkes (A.) [ کرکس ] akbaba.
    kerrât (A.) [ کرات ] defalar.
    kerre (A.) [ کره ] defa.
    kerûbî (A.) [ کروبی ] büyük melek.
    kervan (F.) [ کروان ] kafile, kervan.
    kervansaray bk. karvanserây.
    kes (F.) [ کس ] kişi, kimse.
    kesâd (A.) [ کساد ] sürümsüz, kesat.
    kesâfet (A.) [ 1 [ کثافت .yoğunluk. 2.çokluk.
    kesâlet (A.) [ کسالت ] tembellik, gevşeklik.
    kesb (A.) [ کسب ] çalışarak kazanma.
    kesbî (A.) [ کسبی ] çalışarak elde edilen.
    kese (F.) [ کيسه ] torba, küçük torba.
    kesîf (A.) [ 1 [ کثيف .yoğun. 2.kalın. 3.koyu.
    kesîr (A.) [ کثير ] çok, bol.
    kesîrü’l-istimâl (A.) [ کثيرالاستعمال ] çok kullanılan.
    kesret (A.) [ کثرت ] çokluk, bolluk.
    kesretle A.-T.) çokça, bolca.
    kesretli (A.-T.) çok, fazla.
    keşf (A.) [ کشف ] keşif, bulma, ortaya çıkarma.
    keşif (A.) [ کشف ] keşfetme, bulma.
    keşkûl (F.) [ 1 [ کشکول .dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı.
    keşmekeş (F.) [ کشمکش ] kargaşa, çekişme.
    keştî (F.) [ کشتی ] gemi.
    keştîbân (F.) [ کشتيبان ] kaptan.
    ketif (A.) [ 1 [ کتف .omuz. 2.kürek kemiği.
    ketm (A.) [ کتم ] gizleme, saklama.
    kettân (A.) [ کتان ] keten.
    ketûm (A.) [ کتوم ] sır saklayan, ağzı sıkı.
    kevâkib (A.) [ کواکب ] yıldızlar.
    kevkeb (A.) [ کوکب ] yıldız.
    kevkebe (A.) [ کوکبه ] gösteriş.
    kevn (A.) [ کون ] varlık.
    kevser (A.) [ 1 [ کوثر .cennet. 2.cennetteki bir havuz.
    keyd (A.) [ کيد ] hile, düzen.
    keyf (A.) [ کيف ] keyif, afiyet.
    keyfe mâ ittafak (A.) [ کيف ما اتفق ] rastgele.
    keyfiyet (A.) [ کيفيت ] nitelik
    keyfiyyet (A.) [ کيفيت ] nitelik.
    keyhân (F.) [ کيهان ] dünya.
    keyvan (F.) [ کيوان ] Satürn, Zuhal.
    kezâ (A.) [ کذا ] aynı şekilde, böylece.
    kezâlik (A.) [ کذالک ] aynı şekilde.
    kezzâb (A.) [ کذاب ] çok yalancı.
    kıbâb (A.) [ قباب ] kubbeler.
    kıbel (A.) [ قبل ] taraf, yön.
    kıble (A.) [ 1 [ قبله .Kâbe tarafı. 2.güney. 3.güney rüzgarı.
    kıbtî (A.) [ قبطی ] çingene.
    kıdem (A.) [ قدم ] eskilik.
    kıdve (A.) [ قدوه ] önder.
    kılâ’ (A.) [ قلاع ] kaleler.
    kıllet (A.) [ قلت ] azlık.
    kırâat (A.) [ قرائت ] okuma.
    kırâat etmek okumak.
    kırâathâne (A.-F.) [ 1 [ قرائت خانه . kahvehane. 2.okuma salonu.
    kıran (A.) [ 1 [ قران .yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine
    yaklaşması.
    kırba (A.) [ قربه ] deriden yapılmış su kabı.
    kırtâsiye (A.) [ قرطاسيه ] kağıt işleri.
    kısas (A.) [ قصه ] kıssalar, hikayeler.
    kısm (A.) [ قسم ] kısım, bölüm.
    kısmen (A.) [ قسما ] bir kısmı.
    kısmet (A.) [ 1 [ قسمت .nasip, pay. 2.bölme.
    kıssa (A.) [ 1 [ قصه .öykü, fıkra. 2.olay.
    kıst (A.) [ 1 [ قسط .taksit. 2.parça.
    kıstas (A.) [ 1 [ قسطاس .ölçü. 2.terazi.
    kışr (A.) [ قشر ] kabuk.
    kıt’a (A.) [ قطعه ] parça.
    kıtal (A.) [ 1 [ قتال .savaş. 2.birbirini öldürme.
    kıyafet (A.) [ قيافت ] kılık, görünüm.
    kıyâm (A.) [ 1 [ قيام .kalkma. 2.ayaklanma.
    kıyam etmek başkaldırmak, isyan etmek, ayaklanmak.
    kıyamet (A.) [ 1 [ قيامت .mahşer günü. 2.gürültü patırtı.
    kıyas (A.) [ قياس ] karşılaştırma, mukayese.
    kıymet (A.) [ قيمت ] değer.
    kıymet vermek değer vermek.
    kıymetbilmez (A.-T.) değer bilmeyen.
    kıymetdar (A.-F.) [ قيمتدار ] değerli.
    kıyr (A.) [ قير ] katran, zift.
    kıyye (A.) [ قيه ] okka.
    kibar (A.) [ کبار ] büyükler.
    kibr (A.) [ کبر ] büyüklük taslama, şişinme.
    kifayet (A.) [ 1 [ کفایت .yeterli olma. 2.yararlılık.
    kifâyetsizlik (A.-T.) yetersizlik.
    kihâlet (A.) [ 1 [ کحالت .göz hekimliği. 2.sürmecilik.
    kîl (A.) [ قيل ] söz.
    kilâb (A.) [ کلاب ] köpekler.
    kîle (A.) [ کيله ] kile.
    kilîsa (F.) [ کليسا ] kilise.
    kilk (F.) [ کلک ] kamış kalem.
    kîlükâl (A.) [ قيل و قال ] dedikodu.
    kilye (A.) [ کليه ] böbrek.
    kimyâger (A.-F.) [ کيمياگر ] kimyacı.
    kimyevî (A.) [ کيميوی ] kimyasal.
    kinâyeâmîz (A.-F.) [ کنایه آميز ] kinayeli.
    kindar (F.) [ کيندار ] kinci.
    kînecû (F.) [ کينه جو ] kinci.
    kirâm (A.) [ 1 [ کرام .yüce kişiler. 2.cömertler.
    kirâren (A.) [ کرارا ] defalarca.
    kirbâs (A.) [ کرباس ] bez.
    kirm (F.) [ کرم ] kurt, kurtçuk.
    kirm-i ebrîşem [ کرم ابریشم ] ipek böceği.
    kirm-i şebefruz [ کرم شب افروز ] ateş böceği.
    kîse (F.) [ 1 [ کيسه .torba, kese. 2.para kesesi.
    kisve (A.) [ کسوه ] giysi.
    kisvet (A.) [ 1 [ کسوت .giysi. 2.güreşçi kisbeti.
    kîş (F.) [ کيش ] din.
    kişt (F.) [ کشت ] ekin.
    kiştzar (F.) [ کشتزار ] tarla.
    kişver (F.) [ کشور ] ülke.
    kişverküşâ (F.) [ کشورکشا ] fatih, ülkeler alan.
    kitâb (A.) [ کتاب ] kitap.
    kitâbe (A.) [ 1 [ کتابه .mezar taşı yazısı. 2.yazıt.
    kitabhâne (A.-F.) [ کتابخانه ] kütüphane.
    kitmân (A.) [ کتمان ] sır saklama, ketumluk.
    kitmân etmek saklamak.
    kiyâset (A.) [ کياست ] zekilik, uyanıklık.
    kizb (A.) [ کذب ] yalan.
    köhne (F.) [ کهنه ] eski.
    kubh (A.) [ قبح ] çirkinlik.
    kubûr (A.) [ قبور ] mezarlar.
    kûçe (F.) [ کوچه ] sokak.
    kudât (A.) [ قضات ] kadılar.
    kûdek (F.) [ کودک ] çocuk.
    kudemâ (A.) [ قدما ] eskiler.
    kudret (A.) [ قدرت ] güç.
    kudsî (A.) [ قدسی ] kutsal.
    kudsiyân (A.-F.) [ قدسيان ] melekler.
    kudsiyet (A.) [ قدسيت ] kutsallık.
    kudsiyetşiken (A.-F.) [ قدسيت شکن ] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı
    saygısız.
    kudûm (A.) [ 1 [ قدوم .gelme. 2.kudüm.
    kudûmzen (A.-F.) [ قدوم زن ] kudüm çalan.
    kûfe (F.) [ کوفه ] küfe.
    kufl (A.) [ قفل ] kilit.

  8. #40
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    kûfte (F.) [ 1 [ کوفته .ezik. 2.köfte.
    kûh (F.) [ کوه ] dağ.
    kûhân (F.) [ کوهان ] hörgüç.
    kûhistan (F.) [ کوهستان ] dağlık.
    kuhl (A.) [ کحل ] göz sürmesi.
    kulel (A.) [ 1 [ قلل .kuleler. 2.doruklar.
    kullâb (A.) [ قلاب ] kanca, çengel.
    kulle (A.) [ 1 [ قله .kule. 2.doruk.
    kulûb (A.) [ قلوب ] kalpler.
    kumâr (A.) [ قمار ] kumar.
    kumâş (A.) [ قماش ] kumaş.
    kumrî (A.) [ قمری ] kumru.
    kûr (F.) [ کور ] kör.
    kur’a (A.) [ قرعه ] kur’a, ad çekme.
    kurâ (A.) [ قراء ] köyler.
    kurâze (A.) [ قراضه ] kırıntı, döküntü.
    kurb (A.) [ 1 [ قرب .yakınlık. 2.yakın.
    kûre (F.) [ کوره ] kuyumcu ocağı.
    kûrî (F.) [ کوری ] körlük.
    kurrâ (A.) [ قراء ] Kur’ân okuyucular.
    kurs (A.) [ قرص ] yuvarlak.
    kurûn (A.) [ 1 [ قرون .yüzyıllar. 2.çağlar.
    kurûn-i kadîme (F.) [ قرون قدیمه ] eski çağlar.
    kurûn-i ûlâ [ قرون اولی ] ilkçağ.
    kurûn-i vüstâ [ قرون وسطی ] ortaçağ.
    kûs (F.) [ کوس ] kös, büyük davul.
    kûse (F.) [ کوسه ] köse.
    kusûr (A.) [ 1 [ قصور .kasırlar. 2.eksiklik, hata, ihmal.
    kusur eylemek ihmalde bulunmak, hata yapmak.
    kûşe (F.) [ کوشه ] köşe.
    kûşiş (F.) [ کوشش ] çaba.
    kûşk (F.) [ کوشک ] köşk.
    kût (A.) [ قوت ] azık, yiyecek.
    kûtah (F.) [ کوتاه ] kısa.
    kûtahnazar (F.-A.) [ کوتاه نظر ] kıt görüşlü, basiretsiz.
    kutb (A.) [ قطب ] kutup.
    kutn (A.) [ قطن ] pamuk.
    kutr (A.) [ قطر ] çap.
    kuûd (A.) [ قعود ] oturma.
    kuvâ (A.) [ قوا ] güçler, kuvvetler.
    kuvve (A.) [ قوه ] güç, kuvvet.
    kuvve-i muhayyile [ قوهء مخيله ] hayal gücü.
    kuvve-i müeyyide [ قوهء مؤیده ] yaptırım gücü.
    kuvvet (A.) [ 1 [ قوت .güç. 2.askerî güç.
    kûy (F.) [ 1 [ کوی .köy. 2.sokak. 3.sevgilinin evinin bulunduğu yer.
    kuyûd (A.) [ 1 [ قيود .bağlar. 2.kayıtlar.
    kuyûdat (A.) [ قيودات ] kayıtlar.
    kuzât (A.) [ قضات ] kadılar.
    kûze (F.) [ کوزه ]] testi.
    kübrâ (A.) [ کبرا ] en büyük.
    küdûr (A.) [ کدور ] kederler.
    küdûret (A.) [ 1 [ کدورت .bulanıklık. 2.tasa.
    küffar (A.) [ کفار ] kafirler.
    küfr (A.) [ 1 [ کفر .kafirlik. 2.küfür.
    küfrbâz (A.-F.) [ کفرباز ] küfürbaz.
    kühen (F.) [ کهن ] eski.
    külah (F.) [ کلاه ] şapka.
    külbe (F.) [ کلبه ] kulübe.
    küleh (F.) [ کله ] külah, şapka.
    külfet (A.) [ 1 [ کلفت .zahmet. 2.merasim.
    küll (A.) [ کل ] tüm, bütün.
    küllî (A.) [ 1 [ کلی .genel. 2.çok.
    külliyyen (A.) [ کليا ] tamamen, tümü.
    künc (F.) [ کنج ] köşe.
    küngüre (F.) [ کنگره ] şerefe.
    künh (A.) [ کنه ] asıl, öz.
    künûn (F.) [ کنون ] şimdi.
    künûz (A.) [ کنوز ] hazineler.
    küre (A.) [ کره ] küre.
    küre-i arz [ کرهء ارض ] yerküre, dünya.
    kürevî (A.) [ کروی ] küresel.
    kürre (F.) [ 1 [ کره .sıpa. 2.tay.
    kürsî (A.) [ 1 [ کرسی .kürsü, taht. 2.başkent.
    küsûf (A.) [ 1 [ کثوف .güneş tutulması. 2.tutulma.
    küsûr (A.) [ 1 [ کسور .kesirler. 2.parçalar.
    küşad (F.) [ 1 [ کشاد .açma. 2.açılma, açılış.
    küşâd etmek açılış yapmak, açmak.
    küştî (F.) [ کشتی ] güreş.
    küttâb (A.) [ کتاب ] kâtipler, yazıcılar.
    kütüb (A.) [ کتب ] kitaplar.
    kütübhâne (A.-F.) [ کتبخانه ] kütüphane.

  9. #41
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    lâ (A.) [ 1 [ لا .hayır. 2.yoktur.
    la’l (A.) [ 1 [ لعل .al. 2.lal taşı. 3.kırmızı dudak.
    lâakal (A.) [ لااقل ] en azından, hiç olmazsa.
    lâbe (F.) [ لابه ] yalvarma.
    lâbis (A.) [ لابس ] giyen.
    lâbis olmak giymek.
    lâbüd (A.) [ لابد ] gerekli, lazım.
    lâcerem (A.) [ لاجرم ] kuşkusuz.
    lâcverd (F.) [ لاجورد ] lacivert.
    lâdînî (A.) [ لادینی ] laik, din dışı.
    lâf (F.) [ لاف ] söz.
    lafazan (F.) [ لافزن ] geveze.
    lafız (A.) [ لفظ ] söz.
    lâfügüzâf (F.) [ لاف و گزاف ] boş söz, zırva.
    lafz (A.) [ لفظ ] söz, lafız.
    lafzî (A.) [ لفظی ] lafız ile ilgili, söz ile ilgili.
    lâgar (F.) [ لاغر ] zayıf, cılız.
    lağv (A.) [ 1 [ لغو .kaldırma. 2.boşuna.
    lağvedilmek (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
    lağvetmek (A.-T.) 1.kaldırmak. 2.hükümsüz kılmak.
    lağvolmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kalmak.
    lağvolunmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
    lağz (A.) [ لغز ] sürçme.
    lağziş (F.) [ لغزش ] sürçme, kayma.
    lahd (A.) [ لحد ] mezar, lahit.
    lahika (A.) [ لاحقه ] ek.
    lahm (A.) [ لحم ] et.
    lahn (A.) [ 1 [ لحن .uyum. 2.tavır. 3.dil.
    laht (F.) [ لخت ] parça.
    lâhûtî (A.) [ لاهوتی ] ilahî.
    lahza (A.) [ لحظه ] an, lahza.
    laîn (A.) [ لعين ] lanetlenmiş.
    lakab (A.) [ لقب ] lakap.
    lâkayd (A.) [ لاقيد ] kayıtsız.
    lâkaydî (A.) [ لاقيدی ] kayıtsızlık.
    lâkin (A.) [ لکن ] ancak, ne var ki.
    laklâk (A.) [ لقلاق ] leylek.
    laklaka (A.) [ لقلقه ] boş laf.
    lâl (F.) [ لال ] dilsiz.
    lâle (F.) [ لاله ] lale çiçeği.
    lâlekâ (F.) [ 1 [ لالکا .pabuç. 2.taç, ibik.
    lâlettayin (A.) [ لا علی التعيين ] gelişigüzel.
    lâlezar (F.) [ لاله زار ] lale bahçesi.
    lâmehâle (A.) [ لامحاله ] ister istemez, çaresiz.
    lâmekan (A.) [ لامکان ] mekansızlık.
    lâmi’ (A.) [ لامع ] parlayan.
    lâmia (A.) [ لامعه ] parlayan.
    lâmise (A.) [ لامسه ] dokunma duyusu.
    lâne (F.) [ لانه ] yuva.
    lanet (A.) [ لعنت ] lanet, beddua.
    lâsiyyema (A.) [ لاسيما ] özellikle.
    lâşe (F.) [ لاشه ] leş.
    lâşehâr (F.) [ لاشه خوار ] leş yiyen.
    latif (A.) [ لطيف ] hoş, yumuşak.
    latife (A.) [ لطيفه ] şaka.
    latife etmek (A.-T.) şaka yapmak.
    latifegû (A.-F.) [ لطيفه گو ] şakacı.
    latme (A.) [ لطمه ] tokat.
    lâubali (A.) [ لاابالی ] kayıtsız, gamsız.
    lâubalîlik (A.-T.) kayıtsızlık, gamsızlık.
    lây (F.) [ 1 [ لای .çamur. 2.tortu.
    lâya’kil (A.) [ لایعقل ] kendinde olmayan.
    lâyemut (A.) [ لایموت ] ölümsüz.
    lâyenkatı (A.) [ لاینقطع ] kesintisiz, sürekli.
    lâyetecezza (A.) [ لایتجزا ] parçalanmaz, ayrılmaz.
    lâyetegayyer (A.) [ لایتغير ] değişmez.
    lâyetenâhi (A.) [ لا یتناهی ] sonsuz.
    lâyetezelzül (A.) [ لا یتزلزل ] sarsılmaz.
    lâyiha (A.) [ لایحه ] tasarı.
    lâyuad (A.) [ لایعد ] sayısız.
    lâzevâl (A.) [ لازوال ] yok olmaz, ölümsüz.
    lâzım (A.) [ 1 [ لازم .gerekli. 2.geçişsiz.
    lâzıme (A.) [ لازمه ] gerekli.
    leâli (A.) [ لئالی ] inciler.
    leb (F.) [ لب ] dudak.
    lebâleb (F.) [ لبالب ] ağzına kadar dolu.
    leben (A.) [ لبن ] süt.
    leb-i derya (F.) [ لب دریا ] sahil, deniz kenarı.
    lecâcet (A.) [ لجاجت ] inat.
    lecûc (A.) [ لجوج ] inatçı.
    ledünnî (A.) [ لدنی ] Tanrı sırlarıyla ilgili.
    leffen (A.) [ لفا ] ilişikte.
    leh (A.) [ له ] yan, yana, yararına.
    lehv (A.) [ 1 [ لهو .oyun. 2.yararı olmayan işler.
    leîm (A.) [ لئيم ] alçak.
    leîmâne (A.-F.) [ لئيمانه ] alçakça.
    leked (F.) [ 1 [ لکد .tekme. 2.çifte.
    lekedâr (F.) [ لکه دار ] lekeli.
    lem’a (A.) [ لمعه ] parıltı.
    lemeân (A.) [ لمعان ] parıldama.
    lemeât (A.) [ لمعات ] parıltılar.
    lems (A.) [ لمس ] dokunma.
    lemyezel (A.) [ 1 [ لم یزل .yok olmayan, kalıcı. 2.Tanrı.
    leng (F.) [ لنگ ] aksak, topal.
    lerzân (F.) [ لرزان ] titrek.
    lerziş (F.) [ لرزش ] titreme.
    leşker (F.) [ 1 [ لشکر .asker. 2.ordu.
    letâfet (A.) [ 1 [ لطافت .hoşluk. 2.yumuşaklık. 3.güzellik.
    letâif (A.) [ لطائف ] şakalar, fıkralar, latifeler.
    levâhık (A.) [ لواحق ] ekler.
    levâyih (A.) [ لوایح ] tasarılar.
    levâzım (A.) [ لوازم ] gereçler, gerekli şeyler.
    levend (F.) [ 1 [ لوند .Osmanlı deniz eri. 2.ayyaş. 3.zampara. 4.kabadayı.
    levh (A.) [ لوح ] levha.
    levha (A.) [ لوحه ] plaka, tabela.
    levn (A.) [ 1 [ لون .renk. 2.tür.
    levs (A.) [ لوث ] pislik.
    levze (A.) [ 1 [ لوزه .badem. 2.bademcik.
    leyâlî (A.) [ ليالی ] geceler.
    leyl (A.) [ ليل ] gece.
    leyle (A.) [ ليله ] gece.
    leylî (A.) [ ليلی ] yatılı.
    leylünehâr (A.) [ ليل و نهار ] gece gündüz.
    leyyin (A.) [ لين ] yumuşak.
    lezâiz (A.) [ لذات ] lezzetler.
    lezîz (A.) [ لذیذ ] lezzetli.
    lezzât (A.) [ 1 [ لذات .lezzetler. 2.zevkler.
    lezzet (A.) [ 1 [ لذت .lezzet, tad. 2.zevk.
    libas (A.) [ لباس ] giysi.
    licâm (F.) [ لجام ] gem.
    lifâfe (A.) [ لفافه ] sargı.
    ligâm (F.) [ 1 [ لگام .gem. 2.dizgin.
    lihâf (A.) [ لحاف ] yorgan.
    lihye (A.) [ لحيه ] sakal.
    lîk (F.) [ ليک ] ama ancak.
    likâ (A.) [ 1 [ لقا .buluşma. 2.yüz.
    lîme (F.) [ ليمه ] parça.
    lîmû (F.) [ ليمو ] limon.
    lisân (A.) [ لسان ] dil.
    lisanî (A.) [ لسانی ] dil ile ilgili.
    lisâniyyat (A.) [ لسانيات ] dilbilim.
    lise (A.) [ لثه ] diş eti.
    livâ (A.) [ لوا ] sancak, bayrak.
    livata (A.) [ لواطه ] kulamparalık, oğlancılık.
    liyakat (A.) [ لياقت ] yaraşma.
    lu’bet (A.) [ لعبت ] oyuncak.
    lu’betbaz (A.-F.) [ لعبت باز ] kuklacı.
    luâb (A.) [ لعاب ] salya.
    lugât (A.) [ 1 [ لغات .sözlük. 2.kelimeler.
    lugat (A.) [ 1 [ لغت .söz. 2.sözlük. 3.kelime.
    lugaz (A.) [ لغز ] bilmece.
    lukme (A.) [ لقمه ] lokma.
    lûle (F.) [ 1 [ لوله .boru. 2.lüle, kağıt külah.
    lutf (A.) [ 1 [ لطف .iyilik, lütuf. 2.güzellik.
    lutfeylemek ilgi göstermek, iyilik etmek.
    lutfkâr (A.-F.) [ لطفکار ] lütuf sahibi.
    lutufdîde (A.-F.) [ لطف دیده ] iyilik görmüş, lütuf görmüş.
    lutufkâr (A.-F.) [ لطفکار ] lütuf sahibi.
    lü’lü (A.) [ لؤلؤ ] inci.
    lübb (A.) [ لب ] öz.
    lücce (A.) [ 1 [ لجه .kalabalık. 2.gümüş. 3.deniz, engin su.
    lüknet (A.) [ لکنت ] dil tutukluğu.
    lüle (F.) [ 1 [ لوله .boru. 2.lüle, kağıt külah.
    lüzum (A.) [ لزوم ] gereklilik, lazım olma.
    lüzum görmek gerekli bulmak.

  10. #42
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -M-

    mâ (A.) [ ما ] su.
    mâ (F.) [ ما ] biz.
    ma’âyib (A.) [ معایب ] kusurlar, ayıplar.
    ma’ber (A.) [ معبر ] geçit.
    ma’ni (A.) [ معنی ] anlam.
    ma’raz (A.) [ معرض ] sergi.
    ma’reke (A.) [ معرکه ] savaş alanı.
    ma’şerî (A.) [ معشری ] kollektif.
    maâbid (A.) [ معابد ] mabetler, ibadet yerleri.
    maâbir (A.) [ معابر ] geçitler.
    maâd (A.) [ 1 [ معاد .dönüş yeri. 2.ahiret.
    mâadâ (A.) [ ماعدا ] dışında, -den başka, başka, öte, yanı sıra.
    maâdin (A.) [ معادن ] madenler.
    maalesef (A.) [ مع الأسف ] ne yazık ki.
    maalmemnûniye (A.) [ مع الممنونيه ] seve seve.
    maânî (A.) [ معانی ] anlamlar.
    maârif (A.) [ 1 [ معارف .bilimler. 2.kültür. 3.Millî Eğitim Bakanlığı.
    maarif nezareti millî eğitim bakanlığı.
    maâş (A.) [ 1 [ معاش .geçim. 2.aylık.
    271
    maatteessüf (A.) [ مع التأسف ] ne yazık ki, üzülerek, maalesef.
    maazâlik (A.) [ مع ذلک ] bununla birlikte.
    maâzallah (A.) [ معاذ الله ] Allah esirgesin.
    mâba’dut-tabîa (A.) [ مابعدالطبيعه ] fizik ötesi, doğa ötesi.
    mâba’duttabîiyye (A.) [ مابعدالطبيعيه ] metafizik, doğa ötesi.
    mâbad (A.) [ مابعد ] sonraki.
    mâbadı var (A.-T.) devam edecek, sürecek, arkası var.
    mabed (A.) [ 1 [ معبد .tapınak. 2.ibadethane.
    mâbeyn (A.) [ 1 [ مابين .arası. 2.padişah sarayı.
    mabud (A.) [ معبود ] ibadet edilen,
    mâcera (A.) [ 1 [ ماجرا .cereyan eden. 2.serüven.
    mâceraperest (A.-F.) [ ماجراپرست ] maceracı.
    maceraperestî (A.-F.) [ ماجراپرستی ] maceracılık, maceraperestlik.
    mâdâmülhayat (A.) [ مادامالحيات ] ömür boyu.
    madde be madde (A.-F.) [ ماده بماده ] madde madde.
    maddî (A.) [ 1 [ مادی .madde ile ilgili. 2.materyalist.
    maddiyet (A.) [ مادیت ] maddîlik.
    maddiyye (A.) [ 1 [ مادیه .madde ile ilgili. 2.matetaryalist.
    mâde (F.) [ ماده ] dişi.
    mâdelet (A.) [ معدلت ] adalet.
    madeniyyât (A.) [ معدنيات ] madencilik bilimi, mineraloji.
    mâder (F.) [ مادر ] anne.
    maderî (F.) [ مادری ] anne ile ilgili, ana tarafı.
    272
    mâderzâd (F.) [ مادرزاد ] anadan doğma.
    mâdiyân (F.) [ مادیان ] kısrak.
    madûd (A.) [ معدود ] sayılı.
    madûd olmak sayılmak.
    mâdum (A.) [ معدوم ] yok olmuş.
    mâdumiyet (A.) [ معدوميت ] yokluk.
    mâdun (A.) [ مادون ] ast, aşağıda, alt.
    mâfevk (A.) [ مافوق ] üst, üstü, yukarısı.
    mafsal (A.) [ مفصل ] eklem.
    magâre (A.) [ مغاره ] mağara.
    mağâk (F.) [ 1 [ مغاک .çukur. 2.mezar.
    mağâzî (A.) [ 1 [ مغازی .savaşlar, gazalar. 2.savaş öyküleri.
    mağbûn (A.) [ مغبون ] aldatılmış.
    mağdûr (A.) [ مغدور ] haksızlığa uğramış.
    mağdur etmek haksızlığa uğratarak zor durumda bırakmak.
    mağdur olmak haksızlığa uğramayarak zor durumda kalmak.
    mağduriyet (A.) [ مغدوریت ] haksızlığa uğrama, mağdur olma.
    mağfiret (A.) [ مغفرت ] yarlıgama.
    mağfiret etmek yarlıgamak.
    mağfur (A.) [ مغفور ] yarlıganmış.
    mağlata (A.) [ مغلطه ] laf salatası, yanıltmaca.
    mağlub (A.) [ مغلوب ] yenik.
    mağmûm (A.) [ مغموم ] gamlı, kederli.
    273
    mağrib (A.) [ 1 [ مغرب .batı. 2.akşam namazı. 3.Kuzeybatı Afrika. 4.Fas.
    mağrur (A.) [ مغرور ] gururlu, kendini beğenmiş.
    mağrûr olmak gururlanmak.
    mağrûrane (A.-F.) [ مغرورانه ] gururlanarak, kendini beğenerek.
    mağsub (A.) [ مغصوب ] gaspedilmiş.
    mağşuş (A.) [ مغشوش ] karışmış.
    mağz (F.) [ 1 [ مغز .beyin. 2.iç, öz. 3.ilik.
    mağzûb (A.) [ مغضوب ] gazaba uğratılmış.
    mâh (F.) [ ماه ] ay.
    mahabbet (A.) [ محبت ] sevgi.
    mahabbet eylemek sevmek.
    mahâfil (A.) [ 1 [ محافل .mahfiller. 2.toplantı yerleri.
    mahâkim (A.) [ محاکم ] mahkemeler.
    mahal (A.) [ محل ] yer.
    mahall (A.) [ محل ] yer.
    mahallî (A.) [ 1 [ محلی .yerel. 2.yerli.
    mahalliye (A.) [ محليه ] yerel.
    mâhâne (F.) [ ماهانه ] aylık.
    mahâret (A.) [ مهارت ] beceri.
    mâhasal (A.) [ ماحصل ] sonuç.
    mahâsin (A.) [ محاسن ] iyilikler, güzellikler.
    mâhazar (A.) [ ماحضر ] hazırda olan.
    mahâzin (A.) [ مخازن ] mahzenler.
    274
    mahâzîr (A.) [ محاذیر ] sakıncalar.
    mahbes (A.) [ محبس ] hapishane.
    mahbûb (A.) [ 1 [ محبوب .sevilen. 2.sevgili.
    mahbus (A.) [ 1 [ محبوس .hapsedilmiş. 2.hapishane.
    mahcûb (A.) [ 1 [ محجوب .örtülmüş. 2.utangaç.
    mahcûb etmek utandırmak.
    mahcûb olmak utanmak.
    mahcûbiyet (A.) [ محجوبيت ] utangaçlık.
    mahcûz (A.) [ محجوظ ] hacizli.
    mahcûz olmak haczedilmek.
    mahdud (A.) [ محدود ] sınırlı, kasıtlı.
    mahdum (A.) [ مخدوم ] oğul.
    mâhe (F.) [ ماهه ] matkap.
    mahfaza (A.) [ محفظه ] kutu, kap.
    mahfî (A.) [ مخفی ] gizli.
    mahfil (A.) [ 1 [ محفل .toplantı yeri. 2.cami mahfili.
    mahfiyyen (A.) [ مخفيا ] gizlice.
    mahfuz (A.) [ محفوظ ] korunmuş, saklanmış.
    mâh-ı nev (F.) [ ماه نو ] hilal, ay.
    mâh-ı sipihr [ ماه سپهر ] ay, gökyüzündeki ay.
    mâhî (F.) [ ماهی ] balık.
    mahir (A.) [ ماهر ] becerili, maharetli.
    mahiyet (A.) [ ماهيت ] asıl, esas, içyüzü.
    275
    mahkûk (A.) [ محکوک ] kazılmış, kazılarak yazılmış, yontulmuş.
    mahkum (A.) [ محکوم ] hüküm giymiş.
    mahkûm etmek hüküm giydirmek.
    mahkum olmak hüküm giymek.
    mahlas (A.) [ مخلص ] takma ad.
    mahlû (A.) [ مخلوع ] tahttan indirilmiş.
    mahluk (A.) [ مخلوق ] yaratık.
    mahlul (A.) [ محلول ] erimiş, çözülmüş, hallolmuş.
    mahlut (A.) [ مخلوط ] karışık.
    mahmûd (A.) [ 1 [ محمود .övülmüş. 2.hamd edilmiş.
    mahmul (A.) [ محمول ] yüklü.
    mahmur (A.) [ مخمور ] uykulu, baygın.
    mâhpâre (F.) [ 1 [ ماه پاره .ay parçası. 2.çok güzel.
    mahrec (A.) [ مخرج ] çıkış yeri.
    mahrem (A.) [ 1 [ محرم .nikah düşmeyen. 2.gizli.
    mâhru (F.) [ ماهرو ] ay yüzlü, güzel yüzlü.
    mahruk (A.) [ محروق ] yanık, yanmış.
    mahrûkat (A.) [ محروقات ] yakacak.
    mahrum (A.) [ محروم ] yoksun.
    mahrum etmek yoksun bırakmak.
    mahrum olmak yoksun kalmak.
    mahrumiyet (A.) [ محروميت ] yoksunluk, mahrumluk.
    mahrut (A.) [ مخروط ] koni.
    276
    mahsûb (A.) [ محسوب ] hesap edilen.
    mahsûl (A.) [ محصول ] ürün, sonuç.
    mahsur (A.) [ محصور ] kuşatılmış.
    mahsus (A.) [ 1 [ مخصوص .özgü, ayrılmış. 2.bilerek.
    mahsûs (A.) [ مخصوص ] hissedilen, hissedilir.
    mahşer (A.) [ 1 [ محشر .kıyamet yeri. 2.aşırı kalabalık.
    mâhtâb (F.) [ ماهتاب ] mehtap.
    mahtûm (A.) [ مختوم ] mühürlü.
    mahtût (A.) [ 1 [ مخطوط .yazılı. 2.çizili.
    mahv (A.) [ 1 [ محو .yok etme. 2.yok olma.
    mahvetmek (A.-T.) yok etmek.
    mahz (A.) [ محض ] sırf, sade, tam.
    mahzar (A.) [ 1 [ محضر .huzur, kat. 2.görünüş.
    mahzun (A.) [ محزون ] hüzünlü.
    mahzun etmek hüzünlendirmek.
    mahzun olmak hüzünlenmek.
    mahzûnane (A.-F.) [ محزونانه ] hüzünlü bir halde.
    mahzur (A.) [ محذور ] sakınca.
    mahzur görmek sakıncalı bulmak.
    mahzûzat (A.) [ محظوظات ] hoşa gidecek şeyler.
    mâî (A.) [ 1 [ مائی .su ile ilgili. 2.mavi.
    mâ-i mukattar [ ماء مقطر ] damıtık su.
    mâide (A.) [ مائده ] sofra.
    277
    mâil (A.) [ 1 [ مائل .eğilimli, istekli. 2.eğimli, meyilli. 3.çalan.
    mâil olmak eğilim göstermek.
    maîşet (A.) [ معيشت ] geçim, dirlik.
    maiyyet (A.) [ معيت ] birlik, beraberlik, yanında bulunma.
    mak’ad (A.) [ 1 [ مقعد .makat, ***. 2.minder.
    makâbir (A.) [ مقابر ] mezarlar, kabirler.
    mâkabl (A.) [ ماقبل ] önceki, önü.
    mâkablettârih (A.) [ ماقبل التاریخ ] tarih öncesi.
    makâl (A.) [ مقال ] söz.
    makam (A.) [ 1 [ مقام .yer. 2.kat, huzur. 3.musikî makamı
    makâmat (A.) [ مقامات ] makamlar.
    makarr (A.) [ 1 [ مقر .başkent. 2.merkez.
    makâsıd (A.) [ مقاصد ] maksatlar.
    makber (A.) [ مقبر ] mezar.
    makbere (A.) [ مقبره ] mezar.
    makbul (A.) [ مقبول ] kabul edilen, beğenilen.
    makbuz (A.) [ 1 [ مقبوض .alınmış. 2.alındı belgesi.
    makdem (A.) [ مقدم ] gelme, geliş.
    makdur (A.) [ 1 [ مقدور .güç. 2.elden gelen.
    makes (A.) [ معکس ] yansıma yeri.
    makes bulmak (A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak.
    makes olmak (A.-T.) yansıtmak, yansıma yeri olmak.
    makhûr (A.) [ 1 [ مقهور .kahrolmuş, yenilmiş. 2.gazaba uğramış.

  11. #43
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    mâkiyan (F.) [ ماکيان ] tavuk.
    makrun (A.) [ مقرون ] yakın.
    maksad (A.) [ مقصد ] amaç.)
    maksûd (A.) [ مقصود ] istenilen, maksat.
    makta (A.) [ 1 [ مقطع .kesim yeri. 2.kesit.)
    maktel (A.) [ 1 [ مقتل .öldürme yeri. 2.ünlü birinin ölümü üzerine yazılan şiir.
    maktû (A.) [ 1 [ مقطوع .kesilmiş, kesik. 2.pazarlık yapılmaz.
    maktül (A.) [ مقتول ] öldürülen.
    maktül olmak öldürülmek.
    mâkul (A.) [ معقول ] akla uygun.
    makûlat (A.) [ معقولات ] aklî bilgiler.
    makûle (A.) [ مقوله ] kategori.
    makûs (A.) [ 1 [ معکوس .ters. 2.uğursuz.
    mal (A.) [ 1 [ مال .mal. 2.servet.
    mâlâmâl (F.) [ مالامال ] dopdolu.
    mâlî (A.) [ 1 [ مالی .mal ile ilgili. 2.maliye ile ilgili.
    mâlihulya (Yun.-A.) [ مالی خوليا ] melankoli.
    mâlik (A.) [ مالک ] sahip.
    mâlikiyet (A.) [ مالکيت ] sahip olma.
    maliye (A.) [ ماليه ] devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona
    bağlı daireler.
    malûl (A.) [ معلول ] özürlü, hastalıklı.
    malûlen (A.) [ معلولا ] sakatlanmış olarak, özürlü olarak.
    279
    malûlîn (A.) [ معلولين ] hastalar, sakatlar.
    malûm (A.) [ معلوم ] bilinen.
    malûm olmak anlaşılmak, bilinmek.
    malûmat (A.) [ معلومات ] bilgi.
    malûmatfurûş (A.-F.) [ معلومات فروش ] bilgiçlik taslayan.
    malûmatfurûşluk (A.-F.-T.) bilgiçlik taslama.
    malûmatfurûşluk etmek bilgiçlik taslamak.
    mâmafih (A.) [ مع مافيه ] bununla birlikte.
    mâmelek (A.) [ ماملک ] sahip olunan.
    mamûl (A.) [ 1 [ معمول .yapılmış, imal edilmiş. 2.alışılmış.
    mamûlat (A.) [ معمولات ] imal edilenler.
    mamûlün fevkinde alışılmışın ötesinde.
    mamûr (A.) [ معمور ] bayındır, imar edilmiş.
    mamûr edilmek bayındırlaştırılmak, imar edilmek.
    mamûr etmek bayındırlaştırmak.
    mamûr olmak bayındır olmak.
    mamûre (A.) [ معموره ] bayındır yer.
    mamûriyet (A.) [ معموریت ] bayındırlık.
    mana (A.) [ معنی ] anlam.
    manalandırmak anlam kazandırmak.
    manen (A.) [ 1 [ معنا .mana yolu ile. 2.gönülden.
    mânend (F.) [ مانند ] gibi.
    manevî (A.) [ 1 [ معنوی .anlam ile ilgili. 2.ruh ile ilgili.
    280
    maneviyat (A.) [ 1 [ معنویات .manaya dayalı şeyler. 2.moral değerler.
    mani (A.) [ معنی ] engel.
    mani olmak engel olmak.
    mânia (A.) [ مانعه ] engel.
    manidar (A.-F.) [ معنی دار ] anlamlı.
    mansıb (A.) [ منصب ] devlet memuriyetindeki makam.
    mansıbdar (A.-F.) [ منصبدار ] makam sahibi devlet memuru.
    mansur (A.) [ منصور ] Tanrı’nın yardımıyla zafer kazanan.
    mantıkan (A.) [ منطقا ] mantık bakımından.
    mantıkî (A.) [ منطقی ] mantıklı.
    mantıkiyyûn (A.) [ منطقيون ] mantıkçılar, mantık bilginleri.
    manzar (A.) [ 1 [ منظر .seyir yeri. 2.görünüş. 3.yüz.
    manzara (A.) [ منظره ] görünüm.
    manzum (A.) [ منظوم ] nazmedilmiş.
    manzûmât (A.) [ منظومات ] manzumeler.
    manzûme (A.) [ 1 [ منظومه .dizilmiş. 2.vezinli söz, şiir. 3.sistem.
    manzur (A.) [ 1 [ منظور .bakılan. 2.dikkat çeken.
    manzur olmak görülmek, göze çarpmak.
    mâr (F.) [ مار ] yılan.
    maraz (A.) [ مرض ] hastalık.
    marazî (A.) [ مرضی ] hastalıklı, hastalkla ilgili.
    mârgîr (F.) [ مارگير ] yılancı, yılan tutan.
    marifet (A.) [ 1 [ معرفت .bilme. 2.ustalık, beceri. 3.aracı.
    281
    mariz (A.) [ مریض ] hasta.
    mârpîç (F.) [ مارپيچ ] marpuç, nargile marpucu.
    maruf (A.) [ 1 [ معروف .bilinen. 2.ünlü, tanınmış.
    marûf olmak tanınmak, bilinmek.
    maruz (A.) [ 1 [ معروض .arzedilen, sunulan. 2.karşı karşıya kalma, tutulma.
    maruz olmak karşı karşıya kalmak.
    maruzat (A.) [ معروضات ] sunulanlar, arzedilecek şeyler.
    mâsabak (A.) [ ماسبق ] geçen, geçmiş.
    masâri (A.) [ مصارع ] dizeler, mısralar.
    masârif (A.) [ مصارف ] harcamalar.
    masdar (A.) [ 1 [ مصدر .çıkış yeri, kaynak. 2.masdar.
    mâsebak (A.) [ ماسبق ] geçen, geçmiş.
    mashara (A.) [ مسخره ] soytarı.
    mâsiva (A.) [ 1 [ ماسوی .Tanrı’nın dışındaki varlıklar. 2.dünyaya özgü her şey.
    masiyet (A.) [ 1 [ معصيت .günah. 2.isyan.
    maskat (A.) [ 1 [ مسقط .düşüş yeri.
    maskat-ı re’s [ مسقط رأس ] doğum yeri.
    maslahat (A.) [ 1 [ مصلحت .iş. 2.dirlik düzenlik.
    maslahatgüzar (A.-F.) [ مصلحت گزار ] elçi adına devlet işlerini yürüten.
    masnû (A.) [ 1 [ مصنوع .yapma, yapay. 2.sanatlı.
    masraf (A.) [ مصرف ] harcama, gider.
    masrû (A.) [ مصروع ] saralı.
    masrûf (A.) [ مصروف ] harcanmış.
    282
    masruf olmak harcanmak.
    mass (A.) [ مص ] emme.
    massetmek emmek, çekmek.
    mâst (F.) [ ماست ] yoğurt.
    mastaba (A.) [ 1 [ مصطبه .meyhane. 2.sedir.
    masum (A.) [ 1 [ معصوم .suçsuz, günahsız. 2.küçük çocuk.
    masumane (A.-F.) [ معصومانه ] masumca.
    masume (A.) [ 1 [ معصومه .suçsuz, günahsız. 2.küçük kız çocuğu.
    masumiyet (A.) [ معصوميت ] masumluk, suçsuzluk.
    masûn (A.) [ مصون ] korunmuş, saklanmış.
    masûn kalmak korunmak, zarar gelmemek.
    mâşe (F.) [ ماشه ] maşa.
    maşer (A.) [ معشر ] toplum.
    maşerî (A.) [ معشری ] kollektif, ortaklaşa.
    mâşıta (A.) [ ماشطه ] kadın makyajcısı, kadın kuaförü.
    mâşî (A.) [ ماشی ] yürüyen.
    mâşiyen (A.) [ ماشيا ] yürüyerek.
    maşrık (A.) [ مشرق ] doğu.
    maşûk (A.) [ معشوق ] (erkek) sevgili.
    maşuka (A.) [ معشوقه ] (bayan) sevgili.
    matbaa (A.) [ مطبعه ] basımevi.
    matbah (A.) [ مطبخ ] mutfak.
    matbû (A.) [ 1 [ مطبوع .basılı. 2.hoşa giden, hoş.
    283
    matbûat (A.) [ 1 [ مطبوعات .basın. 2.basılı şeyler.
    mâtem (A.) [ ماتم ] yas.
    mâtem tutmak yas tutmak.
    mâtemdar (A.-F.) [ ماتمدار ] yaslı.
    mâtemî (A.-F.) [ ماتمی ] yaslı.
    mâtemli (A.-T.) yaslı.
    mâtemserâ (A.-F.) [ ماتمسرا ] yas tutulan ev.
    mâtemzede (A.-F.) [ ماتم زده ] yaslı.
    matla (A.) [ 1 [ مطلع .doğuş yeri. 2.kaside ve gazelin ilk beyti.
    matlab (A.) [ 1 [ مطلب .konu. 2.istek.
    matlub (A.) [ 1 [ مطلوب .istenilen, aranan. 2.alacak.
    matlûb etmek istemek.
    matrûd (A.) [ مطرود ] kovulmuş.
    matrûş (A.) [ 1 [ مطروش .sakalsız. 2.tıraşlanmış.
    matuf (A.) [ معطوف ] yönelik, çevrili.
    matûh (A.) [ معتوه ] bunak, bunamış.
    matûhe (A.) [ معتوهه ] bunak, bunamış (bayan).
    mâvaka (A.) [ ماوقع ] olup biten.
    mâverâ (A.) [ 1 [ ماورا .öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya.
    mavtın (A.) [ موطن ] yurt tutulan yer.
    mâye (F.) [ 1 [ مایه .maya. 2.para. 3.mal. 4.güç.
    mâyedar (F.) [ 1 [ مایه دار .mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.
    mâyi (A.) [ مایع ] sıvı.
    284
    mayûb (A.) [ 1 [ معيوب .kusurlu. 2.ayıplanmış.
    mazanna (A.) [ 1 [ مظنه .ermiş sanılan.2.zan altındaki.
    mazarrat (A.) [ 1 [ مضرت .zarar verme. 2.zarar.
    mazarrât (A.) [ مضرات ] zararlar.
    mazbata (A.) [ مضبطه ] tutanak.
    mazbata tanzim etmek tutanak düzenlemek.
    mazbut (A.) [ 1 [ مضبوط .zaptedilmiş. 2.kayda geçirilmiş. 3.derli toplu. 4.sağlam.
    mazbutat (A.) [ مضبوطات ] kayda geçirilenler.
    mazeret (A.) [ معذرت ] özür.
    mazerethâh (A.-F.) [ معذرت خواه ] özür dileyen.
    mazhar (A.) [ 1 [ مظهر .ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme, nail olma.
    mazhar olmak karşılaşmak, nail olmak.
    mâzi (A.) [ ماضی ] geçmiş, geçmiş zaman.
    mazlum (A.) [ 1 [ مظلوم .zulme uğramış. 2.sesiz sedasız.
    mazlumâne (A.-F.) [ مظلومانه ] mazlumca.
    mazlûmiyet (A.) [ 1 [ مظلوميت .mazlumluk, zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız
    olma.
    mazmaza (A.) [ مضمضه ] gargara.
    mazmaza yapmak gargara yapmak, ağızda su çalkalamak.
    mazmun (A.) [ 1 [ مضمون .kavram. 2.ince söz.
    maznun (A.) [ مظنون ] zanlı.
    maznun olmak zan altında kalmak.
    mazrub (A.) [ 1 [ مضروب .dövülen. 2.çarpılan.
    285
    mazruf (A.) [ 1 [ مظروف .kaba konulan. 2.zarflı.
    mâzu (F.) [ مازو ] mazı.
    mazûl (A.) [ معزول ] görevden alınmış, azledilmiş.
    mazul olmak görevden alınmak, azledilmek.
    mazur (A.) [ معذور ] özürlü.
    me’vâ (A.) [ مأوا ] sığınma yeri.
    me’yûs (A.) [ مأیوس ] umutsuz.
    me’yûs etmek umutsuz bırakmak.
    me’yûs olmak umudunu yitirmek.
    meâb (A.) [ مآب ] sığınma yeri.
    meâd (A.) [ 1 [ معاد .dönüş yeri. 2.ahiret.
    meâhiz (A.) [ مآخذ ] kaynaklar.
    meâl (A.) [ مآل ] anlam.
    meâric (A.) [ معارج ] merdivenler.
    meâsî (A.) [ 1 [ معاصی .isyanlar. 2.günahlar.
    meâyib (A.) [ معایب ] kusurlar, ayıplar.
    mebâd (F.) [ مباد ] sakın, aman sakın, olmaya.
    mebâdâ (F.) [ مبادا ] sakın, aman sakın, olmaya.
    mebâdî (A.) [ مبادی ] ilkeler, prensipler.
    mebâhis (A.) [ مباحث ] konular, bahisler.
    mebânî (A.) [ 1 [ مبانی .temeller. 2.yapılar, binalar.
    mebde’ (A.) [ 1 [ مبدأ .başlangıç noktası.
    mebde-i tarih [ مبدأ تاریخ ] tarih başlangıcı.
    286
    mebhas (A.) [ 1 [ مبحث .bölüm, fasıl. 2.bilim.
    mebhûs (A.) [ مبحوث ] bahsedilen.
    mebhût (A.) [ مبهوت ] şaşkın.
    meblağ (A.) [ 1 [ مبلغ .tutar. 2.para.
    mebnâ (A.) [ مبنی ] bina.
    mebnî (A.) [ 1 [ مبنی .dayanan. 2.bina edilmiş.
    mebsût (A.) [ مبسوط ] yaygın, açık.
    mebsûten (A.) [ مبسوطا ] yaygın olarak.
    mebus (A.) [ 1 [ مبعوث .gönderilmiş. 2.milletvekili. 3.ölümden sonra dirilen.
    mebzûl (A.) [ مبذول ] bol.
    mebzûlen (A.) [ مبذولا ] bolca.
    mebzûliyet (A.) [ مبذوليت ] bolluk.
    mec’ûl (A.) [ مجعول ] yapay.
    mecâl (A.) [ 1 [ مجال .güç, kuvvet. 2.fırsat.
    mecâlis (A.) [ مجالس ] meclisler.
    mecâmi (A.) [ مجامع ] toplantı yerleri.
    mecânîn (A.) [ مجانين ] mecnunlar, çılgınlar.
    mecbûr (A.) [ 1 [ مجبور .zorunlu. 2.zora koşulmuş.
    mecbûrî (A.) [ مجبوری ] zorunlu.
    mecbûriyet (A.) [ مجبوریت ] zorunluluk.
    meccânen (A.) [ مجانا ] parasız olarak.
    meccânî (A.) [ مجانی ] parasız.
    mecd (A.) [ مجد ] ululuk.

  12. #44
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    mecelle (A.) [ مجله ] dergi.
    mechûl (A.) [ مجهول ] bilinmeyen.
    mechûlât (A.) [ مجهولات ] bilinmeyenler.
    mechûliyet (A.) [ مجهوليت ] bilinmezlik.
    mechûlünneseb (A.) [ مجهول النسب ] onun bunun çocuğu.
    mecîd (A.) [ مجيد ] ulu.
    meclis (A.) [ مجلس ] toplantı yeri.
    meclisefrûz (A.-F.) [ مجلس افروز ] meclisi aydınlatan, meclisi şenlendiren.
    meclûb (A.) [ 1 [ مجلوب .celbedilmiş. 2.aşık, tutkun.
    mecma’ (A.) [ مجمع ] toplantı yeri.
    mecmû’ (A.) [ مجموع ] toplam, tümü.
    mecmûa (A.) [ 1 [ مجموعه .dergi. 2.küçük risale veya farklı kitapların bir araya
    getirildiği eser.
    mecmûan (A.) [ مجموعا ] toplam olarak.
    mecnûn (A.) [ 1 [ مجنون .delice seven. 2.cinli. 3.Leyla’nın aşığı.
    mecnûnâne (A.-F.) [ مجنونانه ] çılğınca, delicesine.
    mecrâ (A.) [ 1 [ مجرا .su yatağı. 2.yol, güzergah.
    mecrûh (A.) [ مجروح ] yaralı.
    mecrûhîn (A.) [ مجروحين ] yaralılar.
    mecûsî (A.) [ مجوسی ] ateşperest, ateşe tapan.
    meczûb (A.) [ 1 [ مجذوب .cezbedilmiş. 2.Tanrı sevgisiyle cezbeye kapılan. 2.deli.
    med’uv (A.) [ مدعو ] davetli.
    med’uvvîn (A.) [ مدعوین ] davetliler.
    288
    medâfin (A.) [ مدافن ] mezarlar.
    medâr (A.) [ 1 [ مدار .yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı.
    medâric (A.) [ مدارج ] merdivenler.
    medâris (A.) [ مدارس ] medreseler.
    medd (A.) [ 1 [ مد .uzatma. 2.çekme.
    meddâh (A.) [ 1 [ مداح .çok öven. 2.meddah.
    meded (A.) [ مدد ] yardım, medet.
    mededhâh (A.-F.) [ مددخواه ] yardım isteyen.
    mededkâr (A.-F.) [ مددکار ] yardım eden, yardımcı.
    mededres (A.-F.) [ مددرس ] yardıma koşan, imdada koşan.
    medenî (A.) [ 1 [ مدنی .şehirli. 2.uygar. 3.görgülü. 4.Medineli.
    medenîleşmek uygarlaşmak.
    medeniyyet (A.) [ مدنيت ] uygarlık.
    medfa (A.) [ مدفع ] top.
    medfen (A.) [ مدفن ] mezar, defin yeri.
    medfû (A.) [ 1 [ مدفوع .çıkarılmış. 2.dışkı. 3.para kasasından çıkmış.
    medfûn (A.) [ مدفون ] gömülü, defnedilmiş.
    medfûn edilmek gömülmek.
    medh (A.) [ مدح ] övgü.
    medhal (A.) [ 1 [ مدخل .giriş. 2.giriş yeri. 3.başlangıç. 4.dehalet.
    medhaldâr (A.-F.) [ مدخلدار ] parmağı olan, müdahale etmiş olan.
    medhaldar bulunmak (A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak.
    medhedilmek övülmek.
    289
    medhetmek övmek.
    medhiye (A.) [ مدحيه ] övgü.
    medhiyyât (A.) [ مدحيات ] övgüler.
    medhûş (A.) [ مدهوش ] dehşete kapılmış.
    medîd (A.) [ 1 [ مدید .uzun. 2.çekilmiş.
    medîde (A.) [ 1 [ مدیده .uzun. 2.çekilmiş.
    medîha (A.) [ مدیحه ] övgü şiiri, kaside.
    medîhagû (A.-F.) [ مدیحه گو ] övgü şairi, kaside şairi.
    medîne (A.) [ 1 [ مدینه .şehir. 2.Medine.
    medînetünnebî (A.) [ مدینة النبی ] Medine.
    medînetüsselam (A.) [ مدینة السلام ] Bağdat.
    medlûl (A.) [ مدلول ] kanıt olarak gösterilen.
    medresevî (A.) [ مدرسوی ] medrese ile ilgili.
    medrûs (A.) [ 1 [ مدروس .eski, yırtık pırtık. 2.ders olarak verilen.
    medyûn (A.) [ مدیون ] borçlu.
    mefâhîm (A.) [ مفاهيم ] mefhumlar.
    mefâhir (A.) [ مفاخر ] övünülecek şeyler.
    mefâsıl (A.) [ مفاصل ] eklemler.
    mefâtih (A.) [ مفاتيح ] anahtarlar.
    mefhar (A.) [ مفخر ] övünç kaynağı.
    mefhum (A.) [ مفهوم ] kavram.
    mefhûm olmak anlaşılmak.
    mefkûd (A.) [ 1 [ مفقود .kayıp. 2.yok olmuş.
    290
    mefkûd olmak 1.kaybolmak. 2.yok olmak.
    mefkûre (A.) [ مفکوره ] ülkü, ideal.
    mefkûrevî (A.) [ مفکوروی ] ülkü ile ilgili.
    meflûc (A.) [ مفلوج ] felçli.
    meflûc olmak felç olmak, kımıldayamaz hale gelmek.
    meflûciyet (A.) [ 1 [ مفلوجيت .felçlilik. 2.kıpırdayamama.
    mefrûş (A.) [ مفروش ] döşenmiş.
    mefrûşat (A.) [ مفروشات ] döşeme.
    mefrûz (A.) [ مفروز ] ayırılmış.
    mefrûz (A.) [ مفروض ] farzedilmiş.
    meftûh (A.) [ 1 [ مفتوح .açık. 2.fethedilmiş. 3.fethalı.
    meftûn (A.) [ مفتون ] tutkun, aşık.
    meftûn etmek aşık etmek.
    meftûn olmak aşık olmak, tutulmak.
    meftûniyet (A.) [ مفتونيت ] tutkunluk.
    meger (F.) [ 1 [ مگر .meğer. 2.oysa.
    meges (F.) [ مگس ] sinek.
    meğâk (F.) [ 1 [ مغاک .çukur. 2.mezar.
    meh (F.) [ مه ] ay.
    mehâbet (A.) [ مهابت ] heybetlilik.
    mehâlik (A.) [ مهالک ] tehlikeli yerler.
    mehâr (F.) [ مهار ] yular, dizgin.
    mehaz (A.) [ مأخذ ]] kaynak.
    291
    mehbil (A.) [ مهبل ] rahim yolu.
    mehd (A.) [ مهد ] beşik.
    mehekk (A.) [ محک ] mihenk taşı.
    mehîb (A.) [ مهيب ] heybetli.
    mehl (A.) [ مهل ] süre tanıma.
    mehleke (A.) [ مهلکه ] tehlikeli yer.
    mehlikâ (F.-A.) [ مه لقا ] ay yüzlü, güzel yüzlü.
    mehpare (F.) [ 1 [ مه پاره .ay parçası. 2.güzel yüzlü.
    mehpeyker (F.) [ مه پيکر ] güzel yüzlü, parlak yüzlü.
    mehr (A.) [ مهر ] mehir.
    mehrû (F.) [ مهرو ] ay yüzlü, güzel yüzlü.
    mehtâb (F.) [ مهتاب ] mehtap, ay ışığı.
    mehûz (A.) [ مأخوذ ] alınmış.
    mehveş (F.) [ 1 [ مهوش .ay gibi, ay kadar güzel. 2.güzel yüzlü.
    mekân (A.) [ 1 [ مکان .yer. 2.ev.
    mekâre (A.) [ مکاره ] kiralık binek veya yük hayvanı.
    mekâreci (A.-T.) binek veya yük hayvanı kiralayan.
    mekârim (A.) [ مکارم ] cömertlikler.
    mekâtîb (A.) [ مکاتيب ] mektuplar.
    mekâtib (A.) [ مکاتب ] okullar.
    mekâtib-i âliye [ مکاتب عاليه ] yüksekokullar.
    mekâtib-i askeriye [ مکاتب عسکریه ] askerî okullar.
    mekhûl (A.) [ مکحول ] sürmeli.
    292
    meknûn (A.) [ 1 [ مکنون .dizili. 2.gizli.
    mekr (A.) [ مکر ] hile.
    mekrûh (A.) [ مکروه ] iğrenç.
    meks (A.) [ مکث ] duralama, duraklama.
    meksur (A.) [ مکسور ] kırık.
    mekşûf (A.) [ مکشوف ] keşfedilmiş.
    mekteb (A.) [ 1 [ مکتب .okul. 2.ekol.
    mekteb-i âlî [ مکتب عالی ] yüksekokul.
    mekteb-i harbiye [ مکتب حربيه ] harp okulu.
    mekteb-i i’dâdî [ مکتب اعدادی ] lise.
    mekteb-i ibtidâî [ مکتب ابتدائی ] ilkokul.
    mekteb-i rüşdî [ مکتب رشدی ] ortaokul.
    mekteb-i sultânî [ مکتب سلطانی ] Galatasaray Lisesi.
    mektep (A.) [ مکتب ] okul.
    mektub (A.) [ 1 [ مکتوب .yazılı. 2.mektup.
    mektûbat (A.) [ مکتوبات ] mektuplar.
    mektûbî (A.) [ مکتوبی ] valilik özel kalem müdürü.
    mektûm (A.) [ مکتوم ] gizli.
    melabe (A.) [ ملعبه ] oyuncak.
    melâbis (A.) [ ملابس ] giysiler.
    melah (F.) [ ملخ ] çekirge.
    melahat (A.) [ ملاحت ] yüz güzelliği.
    melâhide (A.) [ ملاحده ] dinsizler, tanrıtanımazlar.
    293
    melâik (A.) [ ملائک ] melekler.
    melâike (A.) [ ملائکه ] melekler.)
    melâl (A.) [ ملال ] sıkıntı, usanma.
    melalli (A.-T.) sıkıntılı.
    melanet (A.) [ ملعنت ] melunluk.
    melce (A.) [ ملجأ ] sığınak, sığınacak yer.
    melekât (A.) [ ملکات ] yetiler.
    meleke (A.) [ ملکه ] yeti.
    meleksîmâ (A.) [ ملک سيما ] melek yüzlü güzel.
    melekût (A.) [ ملکوت ] ruhlar alemi.
    melfûfen (A.) [ ملفوفا ] ilişikte.
    melhûz (A.) [ ملحوظ ] düşünülen, öngörülen.
    melik (A.) [ ملک ] padişah.
    mellah (A.) [ ملاح ] gemici.
    melsûk (A.) [ ملصوق ] yapışık.
    melûf (A.) [ مألوف ] alışık.
    melun (A.) [ ملعون ] lanet olası.
    memâlik (A.) [ 1 [ ممالک .ülkeler. 2.topraklar, diyarlar.
    memât (A.) [ ممات ] ölüm.
    memduh (A.) [ ممدوح ] övülmüş.
    memer (A.) [ ممر ] geçit.
    memhûr (A.) [ ممهور ] mühürlü.
    memleket (A.) [ 1 [ مملکت .ülke. 2.şehir.
    294
    memlûk (A.) [ مملوک ] köle.
    memnû (A.) [ ممنوع ] yasak.
    memnûa (A.) [ ممنوعه ] yasak.
    memnûiyet (A.) [ منوعيت ] yasak olma hali.
    memnûn (A.) [ 1 [ ممنون .mutlu, razı. 2.sevinçli.
    memnun etmek 1.mutlu edilmek, razı edilmek. 2.sevindirilmek.
    memnuniyet (A.) [ ممنونيت ] memnunluk.
    memûl (A.) [ مأمول ] umulan, beklenilen.
    memur (A.) [ 1 [ مأمور .görevli. 2.devlet memuru.
    memurîn (A.) [ مأمورین ] memurlar, görevliler.
    memûriyet (A.) [ مأموریت ] memurluk.
    memzuc (A.) [ ممزوج ] karışık.
    men (F.) [ من ] ben.
    men’ (A.) [ 1 [ منع .engel olma, alıkoyma. 2.engel olunma, alıkonulma.
    3.yasaklama. 4.yasaklanma.
    men’ edilmek yasaklanmak.
    men’ etmek 1.engel olmak, alıkoymak. 2.yasaklamak.
    men’ olunmak yasaklanmak.
    menâbi’ (A.) [ منابع ] kaynaklar.
    menâfi’ (A.) [ منافع ] menfaatler, çıkarlar, yararlar.
    menâkıb (A.) [ مناقب ] menkıbeler, övgüye değer özellikler.
    menâm (A.) [ 1 [ منام .uyku. 2.rüya.
    menâre (A.) [ مناره ] minare.
    295
    menâsıb (A.) [ مناصب ] makamlar.
    menâtık (A.) [ مناطق ] bölgeler.
    menâzır (A.) [ مناظر ] manzaralar.
    menâzil (A.) [ 1 [ منازل .konaklar. 2.aşamalar.
    menba (A.) [ 1 [ منبع .kaynak. 2.pınar.
    menfâ (A.) [ منفی ] sürgün.
    menfaat (A.) [ منفعت ] çıkar, yarar.
    menfaatperest (A.-F.) [ منفعت پرست ] çıkarcı.
    menfâlık (A.-T.) sürgün hayatı.
    menfez (A.) [ منفذ ] nüfuz etme yeri, delik, yarık, giriş veya çıkış yolu.
    menfî (A.) [ 1 [ منفی .olumsuz. 2.hep olumsuz düşünen, her şeye olumsuz
    yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
    menfur (A.) [ منفور ] nefret edilen.
    menhî (A.) [ منهی ] yasaklanmış.
    menhiyat (A.) [ منهيات ] yasaklar.
    menhus (A.) [ منحوس ] uğursuz.
    meni (A.) [ منی ] sperma.
    menî (F.) [ منی ] benlik.
    menî’ (A.) [ منيع ] aşılmaz, sarp, geçit vermez.
    menkabe (A.) [ منقبه ] ünlü kişilerin yaşamlarına ilişkin ve çoğu gerçekle
    bağdaşmaz öyküler.
    menkûha (A.) [ منکوحه ] nikahlı hanım, eş.
    menkul (A.) [ 1 [ منقول .nakledilen. 2.anlatılan, rivayet edilen.
    menkûş (A.) [ منقوش ] nakışlı, işlemeli, desenli.
    296
    mensûb (A.) [ منصوب ] nispet edilen, ait, bağlı.
    mensûbîn (A.) [ منصوبين ] mensuplar.
    mensubiyet (A.) [ منصوبيت ] mensup olma, bağlı olma.
    mensûc (A.) [ منسوج ] dokunmuş.
    mensûcât (A.) [ 1 [ منسوجات .dokumalar. 2.dokuma sektörü.
    mensûh (A.) [ منسوخ ] hükümsüz.
    mensûr (A.) [ منثور ] düzyazı.
    menşe (A.) [ منشا ] köken..
    menşur (A.) [ 1 [ منشور .ferman. 2.prizma.
    menus (A.) [ 1 [ مأنوس .alışılmış. 2.alışkın.
    menût (A.) [ منوط ] bağlı.
    menzil (A.) [ 1 [ منزل .konak. 2.ev. 3.bir günde gidilebilen yol.
    menzil alınmak yol alınmak.
    menzil almak yol almak.
    menzilgâh (A.-F.) [ منزلگاه ] konak yeri.
    mer’î (A.) [ مرئی ] yürürlükte, geçerli.
    mera (A.) [ مرعی ] otlak.
    merâkiz (A.) [ مراکز ] merkezler.
    merâm (A.) [ مرام ] amaç, anlatılmak istenen şey.
    merâret (A.) [ مرارت ] acılık.
    merâsî (A.) [ مراثی ] ağıtlar, mersiyeler.
    merâsim (A.) [ 1 [ مراسم .törenler. 2.tören.
    merâtib (A.) [ مراتب ] rütbeler, mertebeler.
    297
    merbut (A.) [ مربوط ] bağlı.
    merbûtiyet (A.) [ 1 [ مربوطيت .bağlılık. 2.düşkünlük, aşırı ilgi.
    mercân (A.) [ مرجان ] mercan.
    merci (A.) [ مرجع ] başvuru yeri.
    merd (F.) [ 1 [ مرد .adam. 2.yiğit.
    merdâne (F.) [ مردانه ] yiğitçe.
    merdiven (F.) [ نردبان ] merdiven.
    merdûd (A.) [ مردود ] reddedilmiş, kabul edilmemiş.
    merdum (F.) [ 1 [ مردم .insan. 2.halk. 3.gözbebeği.
    merdumharlık (F.-T.) insan eti yeme, yamyamlık..
    merdüm (F.) [ 1 [ مردم .insan. 2.halk. 3.gözbebeği.
    merdümek (F.) [ مردمک ] gözbebeği.
    merdümgiriz (F.) [ مرمگریز ] insanlardan kaçan.
    merdümhar (F.) [ مردم خوار ] insan yiyen, yamyam.
    merdümî (F.) [ 1 [ مردمی .insanlık. 2.yiğitlik.
    meremmet (A.) [ مرمت ] onarım.
    meremmet etmek onarmak.
    merg (F.) [ مرگ ] ölüm.
    mergub (A.) [ مرغوب ] rağbet edilen, aranılan, istenilen.
    merhale (A.) [ 1 [ مرحله .aşama. 2.konak, menzil.
    merhamet (A.) [ مرحمت ] acıma.
    merhamet etmek acımak.
    merhametli (A.-T.) acıyan.
    298
    merhametsiz (A.-T.) acımasız.
    merhem (A.) [ مرهم ] pomad, yara kremi.
    merhemsâz olmak çare bulmak.
    merhûm (A.) [ مرحوم ] (erkek) ölü.
    merhûme (A.) [ مرحومه ] (bayan) ölü.
    merhun (A.) [ 1 [ مرهون .rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı.
    merih (A.) [ مریخ ] Mars.
    merkad (A.) [ مرقد ] mezar.
    merkeb (A.) [ 1 [ مرکب .binit. 2.eşek.
    merkum (A.) [ مرقوم ] adı geçen, anılan; yazılmış.
    merkûz (A.) [ مرکوز ] dikili, dikilmiş.
    mermi (A.) [ مرمی ] kurşun.
    mermûz (A.) [ 1 [ مرموز .gizemli. 2.rumuzlu.
    merrât (A.) [ مرات ] defalar.
    merre (A.) [ مره ] defa.
    mersiye (A.) [ مرثيه ] ağıt, mersiye.
    mertebe (A.) [ 1 [ مرتبه .derece. 2.miktar.
    merzagî (A.) [ مرزغی ] bataklık.
    merzüban (F.) [ 1 [ مرزبان .sınır muhafızı. 2.sınır beyi.
    mesâ (A.) [ مسا ] akşam.
    mesâcid (A.) [ مساجد ] mesçitler.
    mesafe (A.) [ مسافه ] uzaklık.
    mesâha (A.) [ مساحه ] ölçüm.
    299
    mesai (A.) [ مساعی ] çalışma, çalışmalar.
    mesâib (A.) [ مصائب ] musibetler.
    mesâil (A.) [ مسائل ] meseleler.
    mesâkîn (A.) [ 1 [ مساکن .yoksullar. 2.miskinler.
    mesâkin (A.) [ مساکن ] konutlar.
    mesâme (A.) [ مسامه ] derideki küçük delikler.
    mesârif (A.) [ مصارف ] harcamalar.
    mesâvî (A.) [ مساوی ] kötülükler.
    mescid (A.) [ مسجد ] mesçit.
    mesdûd (A.) [ مسدود ] kapalı, set çekili, tıkalı.
    mesel (A.) [ 1 [ مثل .örnek. 2.özlü söz. 3.öğretici hikaye.
    meselâ (A.) [ مثلا ] örneğin.
    mesele (A.) [ 1 [ مسئله .mesele, konu. 2.sorun. 3.problem.
    meserrât (A.) [ مسرات ] sevinçler.
    meserret (A.) [ مسرت ] sevinç.
    mesh (A.) [ مسخ ] silme, sıvama.
    meshetmek silmek, sıvamak.
    meshûr (A.) [ مسحور ] büyülenmiş.
    meshûr etmek büyülemek.
    meshûr olmak büyülenmek.
    mesîh (A.) [ مسيح ] İsa.
    mesîhî (A.) [ مسيحی ] Hıristiyan.
    mesîhiyyet (A.) [ مسيحيت ] Hıristiyanlık.
    300
    mesîr (A.) [ 1 [ مسير .seyir yeri. 2.güzergah.
    mesîre (A.) [ مسيره ] gezinti yeri.
    mesken (A.) [ مسکن ] konut.
    mesken etmek yurt tutmak.
    mesken ittihaz etmek (A.-T.) yurt tutmak, mesken edinmek.
    meskenet (A.) [ مسکنت ] miskinlik.
    meskûkât (A.) [ مسکوکات ] madenî paralar, sikkeler.
    meskûn (A.) [ مسکون ] yerleşilmiş, iskan edilmiş.
    meslah (A.) [ مسلخ ] mezbaha.
    meslek (A.) [ 1 [ مسلک .yol, tarz. 2.sistem. 3.uğraşı, meslek.
    meslûl (A.) [ مسلول ] veremli.
    mesmû (A.) [ مسموع ] duyulan, işitilen.
    mesmûat (A.) [ مسموعات ] duyulanlar, işitilenler.
    mesmûm (A.) [ مسموم ] zehirli.
    mesned (A.) [ 1 [ مسند .dayanak. 2.makam.
    mesnevîhan (A.-F.) [ مثنوی خوان ] mesnevi okuyan.
    mesruk (A.) [ مسروق ] çalınmış.
    mesrûr (A.) [ مسرور ] sevinçli.
    mesrûrane (A.-F.) [ مسرورانه ] sevinçle.
    messah (A.) [ مساح ] ölçümcü.
    mest (F.) [ مست ] sarhoş, mest.
    mestâne (F.) [ مستانه ] sarhoşça.
    mestî (F.) [ مستی ] sarhoşluk.
    301
    mest-i harâb (F.-A.) [ مست خراب ] körkütük sarhoş.
    mest-i harâb olmak körkütük sarhoş olmak.
    mestûr (A.) [ مستور ] örtülü, gizli, kapalı.
    mestûr (A.) [ مسطور ] yazılı.
    mesud (A.) [ 1 [ مسعود .mutlu, saadetli. 2.kutlu.
    mesûdâne (A.-F.) [ مسعودانه ] mesutça, bahtiyarlıkla.
    mesuliyet (A.) [ مسئوليت ] sorumluluk.
    meş’al (A.) [ مشعل ] meşale.
    meş’um (A.) [ مشئوم ] uğursuz, şom.
    meş’ûr (A.) [ مشعور ] bilinçli, şuurlu.
    meşâgil (A.) [ مشاغل ] uğraşlar.
    meşâhîr (A.) [ مشاهير ] ünlüler.
    meşâil (A.) [ مشاعل ] meşaleler.
    meşakkat (A.) [ مشقت ] sıkıntı, güçlük.
    meşakkat çekmek sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak.
    meşâmm (A.) [ مشام ] burun.
    meşârık (A.) [ مشارق ] doğular.
    meşâyih (A.) [ مشایخ ] şeyhler.
    meşbû (A.) [ 1 [ مشبوع .dolu. 2.tok, doygun.
    meşcer (A.) [ مشجر ] ağaçlık.
    meşcere (A.) [ مشجره ] ağaçlık.
    meşgale (A.) [ مشغله ] uğraşı.
    meşgûliyet (A.) [ مشغوليت ] iş güç.
    302
    meşhed (A.) [ مشهد ] şehit düşülen yer.
    meşher (A.) [ مشهر ] sergi, sergilenen yer.
    meşhûd (A.) [ مشهود ] görülmüş, gözlenmiş.
    meşhûd olmak görülmek, gözlenmek.
    meşhûn (A.) [ مشحون ] dolu.
    meşhûr (A.) [ مشهور ] ünlü, tanınmış, bilinen.
    meşîhat (A.) [ 1 [ مشيخت .şeyhlik. 2.şeyhlik makamı.
    meşk (A.) [ 1 [ مشق .yazı örneği. 2.temrin.
    meşk (F.) [ مشک ] kırba.
    meşkûk (A.) [ مشکوک ] şüphe götürür.
    meşkûkiyyet (A.) [ مشکوکيت ] şüphe götürme.
    meşkûr (A.) [ مشکور ] övülen, beğenilen.
    meşreb (A.) [ 1 [ مشرب .yaratılış, tabiat. 2.içme yeri.
    meşrebe (A.) [ مشربه ] maşrapa.
    meşrû (A.) [ مشروع ] yasal.
    meşrûbât (A.) [ مشروبات ] içilecek şeyler.
    meşrûh (A.) [ مشروح ] açıklanmış, şerhedilmiş.
    meşrûhât (A.) [ مشروحات ] açıklamalar.
    meşrûiyyet (A.) [ مشروعيت ] yasallık.
    meşrût (A.) [ مشروط ] koşullu.
    meşrut olunmak şart koşulmak.
    meşşâte (A.) [ مشاطه ] gelin süsleyen.
    meşveret (A.) [ مشورت ] danışma.
    303
    meşveret etmek danışmak.
    metâ (A.) [ متاع ] mal, eşya.
    metâli (A.) [ مطالع ] doğuş yerleri.
    metânet (A.) [ متانت ] dayanıklılık.
    metbû (A.) [ متبوع ] uyulan, izinden gidilen, tâbi olunan.
    metin (A.) [ متين ] sağlam, dayanıklı.
    metn (A.) [ متن ] yazıya dökülmüş bilgi.
    metremik’ab (A.) [ مترو مکعب ] metreküp.
    metrûk (A.) [ متروک ] terkedilmiş.
    metrûkat (A.) [ متروکات ] miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar.
    metrûkiyete uğramak (A.-T.) terkedilmek, metruk bırakılmak.
    mev’ize (A.) [ موعظه ] öğüt.
    mev’ûd (A.) [ 1 [ موعود .vaat edilmiş. 2.vadeli.
    mevâd (A.) [ مواد ] maddeler.
    mevârid (A.) [ موارد ] konular, hususlar, yerler.
    mevc (A.) [ موج ] dalga.
    mevce (A.) [ موجه ] dalga.
    mevcûd (A.) [ 1 [ موجود .var. 2.hazır. 3.varlık.
    mevcûdât (A.) [ موجودات ] varlıklar.
    mevcûdiyet göstermek varlık göstermek.
    mevcûdiyyet (A.) [ موجودیت ] var olma, varlık.
    meveddet (A.) [ مودت ] sevgi.
    mevhibe (A.) [ موهبه ] bağış.
    304
    mevhûm (A.) [ موهوم ] vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı.
    mevki (A.) [ 1 [ موقع .durum, konum. 2.yer.
    mevkib (A.) [ موکب ] alay, kafile.
    mevkif (A.) [ 1 [ موقف .durak. 2.istasyon.
    mevki-i rüchan (A.-F.) [ موقع رجحان ] tercih mevkii.
    mevkûf (A.) [ موقوف ] vakfedilmiş.
    mevkufleh (A.) [ موقوف له ] vakfeden.
    mevlâ (A.) [ 1 [ مولی .Tanrı. 2.efendi. 3.velî. 4.köle azat eden.
    mevlid (A.) [ 1 [ مولد .doğum yeri, doğuş yeri. 2.mevlüt.
    mevsuk (A.) [ موثوق ] güvenilir, belgeye dayanan.
    mevsûkiyet (A.) [ موثوقيت ] güvenilirlik, belgeye dayanma.
    mevsûm (A.) [ موسوم ] adlandırılmış.
    mevt (A.) [ موت ] ölüm.
    mevtâ (A.) [ موتا ] ölüler.
    mevtâî (A.) [ موتائی ] ölümcül.
    mevtın (A.) [ موطن ] yurt.
    mevzi (A.) [ موضع ] yer.
    mevzi’î (A.) [ موضعی ] yerel.
    mevzû (A.) [ موضوع ] konu.
    mevzu-i bahis (A.-F.) [ موضوع بحث ] sözkonusu.
    mevzun (A.) [ 1 [ موزون .biçimli, düzgün. 2.vezinli.
    mey (F.) [ 1 [ می .şarap. 2.içki.
    meyânında (F.-T.) arasında.

  13. #45
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    meydân (A.) [ ميدان ] alan.
    meygûn (F.) [ ميگون ] şarap rengi.
    meyhâne (F.) [ ميخانه ] şarap içilen yer, içkievi.
    meyhâr (F.) [ ميخوار ] içkici.
    meyil (A.) [ ميل ] istek, eğilim.
    meyil vermek eğilim göstermek.
    meykede (F.) [ ميکده ] meyhane.
    meyl (A.) [ 1 [ ميل .eğim. 2.eğilim, istek. 3.yatkınlık.
    meyl etmek (A.-T.) eğilmek.
    meymene (A.) [ ميمنه ] sağ kanat.
    meymûn (A.) [ ميمون ] uğurlu.
    meysere (A.) [ ميسره ] sol kanat.
    meyt (A.) [ ميت ] ölü.
    meyus (A.) [ مأیوس ] umutsuz, üzgün.
    meyvedâr (F.) [ ميوه دار ] meşveli.
    meyyâl (A.) [ 1 [ ميال .eğimli. 2.eğilimli.
    meyyit (A.) [ ميت ] ölü.
    mezâhib (A.) [ مذاهب ] mezhepler.
    mezâlim (A.) [ مظالم ] zulümlerr.
    mezâmin (A.) [ 1 [ مضامن .kavramlar. 2.incelikler. 3.semboller.
    mezargâh (A.-F.) [ مزارگاه ] mezar yeri.
    mezâri (A.) [ مزارع ] tarlalar.
    mezâyâ (A.) [ مزایا ] meziyetler, üstünlükler.
    306
    mezbele (A.) [ مزبله ] çöplük, döküntü alanı.
    mezbuh (A.) [ مذبوح ] boğazlanmış.
    mezbûr (A.) [ مزبور ] anılan, belirtilen.
    mezc (A.) [ مزج ] karıştırma.
    mezcetmek (A.-T.) karıştırmak.
    mezellet (A.) [ مذلت ] düşkünlük.
    mezheb (A.) [ 1 [ مذهب .yol. 2.mezhep. 3.ekol.
    mezîd etmek (A.-T.) arttırmak, çoğaltmak.
    meziyyât (A.) [ مزیات ] meziyetler, üstünlükler.
    meziyyet (A.) [ مزیت ] üstünlük.
    mezkûr (A.) [ مذکور ] zikredilen, belirtilen, adı geçen.
    mezmûm (A.) [ مذموم ] kötülenmiş, ayıplanmış.
    mezra (A.) [ مزرع ] tarla.
    mezra’a (A.) [ مزرعه ] tarla.
    mezrû (A.) [ مزروع ] ekili.
    mezun (A.) [ 1 [ مأذون .izinli. 2.diplomalı.
    mezunen (A.) [ مأذونا ] izin alarak, izinli olarak.
    mıkraz (A.) [ مقراض ] makas.
    mıntaka (A.) [ 1 [ منطقه .bölge, mıntıka. 2.iklim kuşağı.
    mısbah (A.) [ مصباح ] kandil.
    mısdak (A.) [ مصداق ] ölçüt, kriter.
    mısra (A.) [ مصراع ] dize.
    mıtrak (A.) [ 1 [ مطرق .değnek. 2.tokmak. 3.çekiç.
    307
    mızrab (A.) [ مضرب ] mızrap.
    mızrak (A.) [ مزراق ] kargı.
    miâd (A.) [ ميعاد ] buluşma yeri.
    micmer (A.) [ مجمر ] buhurdan.
    midevî (A.) [ معدوی ] mideyi yormayan.
    midhat (A.) [ مدحت ] övgü.
    mie (A.) [ مائه ] yüz.
    miftah (A.) [ مفتاح ] anahtar.
    miğfer (A.) [ مغفر ] tulga.
    mîh (F.) [ ميخ ] çivi.
    mihekk (A.) [ محک ] mihenk taşı.
    mihen (A.) [ محن ] sıkıntılar.
    mihmân (F.) [ مهمان ] konuk.
    mihmannevaz (F.) [ مهمان نواز ] misafirsever.
    mihmannevazlık (F.-T.) misavirseverlik.
    mihmannüvaz (F.) [ مهمان نواز ] misafirsever.
    mihmânserâ (F.) [ مهمان سرا ] misafirhane.
    mihnet (A.) [ محنت ] sıkıntı, acı, dert.
    mihr (F.) [ 1 [ مهر .sevgi. 2.güneş.
    mihrak (A.) [ محراق ] odak.
    mihrbân (F.) [ مهربان ] sevgi dolu, şefkatli.
    mihter (F.) [ 1 [ مهتر .daha büyük. 2.büyük insan.
    mihver (A.) [ محور ] eksen.
    308
    mik’ab (A.) [ مکعب ] küp.
    mîkat (A.) [ 1 [ ميقات .buluşma yeri. 2.buluşma zamanı.
    mikdar (A.) [ 1 [ مقدار .miktar. 2.değer. 3.derece.
    mikraz (A.) [ مقراض ] makas.
    mikyas (A.) [ مقياس ] ölçek, ölçü.
    mil (A.) [ 1 [ ميل .şiş. 2.yol işareti.
    mîlâd (A.) [ ميلاد ] doğum günü.
    milel (A.) [ 1 [ ملل .milletler. 2.dinler.
    milhafe (A.) [ ملحفه ] yorgan.
    milk (A.) [ ملک ] mülk.
    millet (A.) [ 1 [ ملت .din. 2.ulus.
    millî (A.) [ ملی ] ulusal.
    milliyetperver (A.-F.) [ مایت پرور ] milliyetçi, nasyonalist.
    milliyetperverlik (A.-F.-T.) milliyetçilik, nasyonalizm.
    milliyye (A.) [ مليه ] ulusal.
    mîna (F.) [ مينا ] mine.
    minba’d (A.) [ من بعد ] bundan sonra.
    minelkadim (A.) [ من القدیم ] eskiden beri.
    minen (A.) [ منن ] minnetler.
    minkale (A.) [ منقله ] iletki.
    minkar (A.) [ منقار ] gaga.
    minkaş (A.) [ منقاش ] cımbız.
    minnetdâr (A.-F.) [ منتدار ] minnet altında kalan.
    309
    minşâr (A.) [ منشار ] bıçkı.
    minvâl (A.) [ منوال ] tarz, yol.
    mir’ât (A.) [ مرآت ] ayna.
    mirâc (A.) [ معراج ] miraç, göğe ağma.
    mîrahur (A.-F.) [ ميرآخور ] imrahor.
    miralay (F.-T.) [ ميرآلای ] albay.
    mirâren (A.) [ مرارا ] defalarca, birçok kez.
    mirashâr (A.-F.) [ ميراث خوار ] mirasyedi.
    mirliva (F.-A.) [ ميرلوا ] tuğgeneral.
    mirsâd (A.) [ مرصاد ] gözlemevi, gözlem yeri.
    mirvaha (A.) [ مروحه ] yelpaze.
    mirza (F.) [ ميرزا ] beyzade.
    mîsak (A.) [ ميثاق ] sözleşme.
    misal (A.) [ ] örnek.
    misal almak örnek almak.
    misâli (A.-T.) gibi.
    misillü (A.-T.) gibi.
    miskin (A.) [ 1 [ مسکين .zavallı, uyuşuk. 2.cüzzamlı.
    miskîn (F.) [ مسکين ] misk sürülmüş, miskli.
    misl (A.) [ 1 [ مثل .gibi. 2.kat.
    mîşîn (F.) [ ميشين ] meşin.
    mithara (A.) [ مطهره ] matara.
    mîvedar (F.) [ ميوه دار ] meyvalı.
    310
    miyâh (A.) [ مياه ] sular.
    miyân (F.) [ 1 [ ميان .orta. 2.bel. 3.ara.
    miyâr (A.) [ معيار ] ölçü.
    mizâc (A.) [ مزاج ] huy, tabiat, mizaç.
    mîzan (A.) [ 1 [ ميزان .terazi. 2.ölçü. 3.terazi burcu. 4.mahşer günü, kıyamet
    günü.
    mû (F.) [ مو ] kıl.
    muhafazakâr (A.-F.) [ محافظه کار ] tutucu.
    mu‘arrif (A.) [ 1 [ معرف .tanıtan, sunan, bildiren. 2.hayır sahiplerinin adlarını
    okuyan müezzin.
    mu’cizât (A.) [ معجزات ] mucizeler.
    mu’cizegû (A.-F.) [ 1 [ معجزه گو .mucizeler anlatan. 2.mucize gibi söyleyen.
    mu’tâ (A.) [ 1 [ معطی .veri. 2.verilen, verilmiş.
    mu’tâd (A.) [ معتاد ] alışılmış.
    mu’tâde (A.) [ معتاده ] alışılmış.
    mu’tiyat (A.) [ معطيات ] veri.
    muabbir (A.) [ معبر ] rüya yorumcusu.
    muaccel (A.) [ 1 [ معجل .peşin. 2.acele edilmiş.
    muaddil (A.) [ معدل ] denk.
    muâdele (A.) [ معادله ] denklem.
    muâdelet (A.) [ معادلت ] denklik.
    muâdil (A.) [ معادل ] denk, eşdeğer.
    muâfiyet (A.) [ 1 [ معافيت .muaf tutulma. 2.bağışıklık.
    muâhede (A.) [ معاهده ] ahitleşme, antlaşma.
    311
    muâhede yapmak antlaşma yapmak.
    muâhedenâme (A.-F.) [ معاهده نامه ] antlaşma metni.
    muâheze (A.) [ مؤاخذه ] çıkışma, azarlama, paylama.
    muahhar (A.) [ مؤخر ] sonraki, daha sonraki, geç.
    muakkib (A.) [ معقب ] takip eden, izleyen.
    mualla (A.) [ معلی ] yüce, yüksek.
    muallak (A.) [ معلق ] asılı, havada.
    muallakiyet (A.) [ معلقيت ] havada kalma, asılı kalma, hükümsüz olma.
    muallim (A.) [ معلم ] öğretmen.
    muallimât (A.) [ معلمات ] bayan öğretmenler.
    muallime (A.) [ معلمه ] bayan öğretmen.
    muallimîn (A.) [ معلمين ] öğretmenler.
    muamelat (A.) [ معاملات ] işlemler.
    muamele (A.) [ 1 [ معامله .işlem. 2.davranış.
    muamma (A.) [ معما ] bilmece.
    muanber (A.) [ معنبر ] hoş kokulu, amberli.
    muânid (A.) [ معاند ] inatçı.
    muannid (A.) [ معند ] inatçı.
    muâraza (A.) [ معارضه ] çatışkı.
    muârız (A.) [ معارض ] karşıt, itirazcı.
    muarrâ (A.) [ معری ] arınmış.
    muâsır (A.) [ معاصر ] çağdaş.
    muasırlaşmak çağdaşlaşmak.
    312
    muâşaka (A.) [ معاشقه ] sevişme.
    muâvaza (A.) [ معاوضه ] değiştokuş.
    muavenet (A.) [ معاونت ] yardım.
    muavenet etmek yardım etmek.
    muavin (A.) [ معاون ] yardımcı.
    muayede (A.) [ معایده ] bayramlaşma.
    muayyen (A.) [ معين ] belirli.
    muazzam (A.) [ معظم ] azametli, ulu.
    muazzeb (A.) [ معذب ] acı çeken, azap çeken.
    muazzez (A.) [ معزز ] değerli, aziz.
    mubassır (A.) [ مبصر ] okul düzenini sağlayan görevli.
    mûcez (A.) [ موجز ] derli toplu, özlü.
    mûcib (A.) [ 1 [ موجب .gereken. 2.sebep.
    mûcib olmak sebep olmak.
    mûcid (A.) [ موجد ] icat eden, mucit.
    mudhike (A.) [ مضحکه ] gülünç.
    mufassalan (A.) [ مفصلا ] ayrıntılı olarak.
    mugâlata (A.) [ مغالطه ] yanıltmaca.
    mugannî (A.) [ مغنی ] şarkıcı.
    muganniye (A.) [ مغنيه ] bayan şarkıcı.
    mugâyeret (A.) [ مغایرت ] zıtlık, aykırılık.
    mugayir (A.) [ مغایر ] aykırı, zıt.
    mugîlân (A.>F.) [ مغيلان ] deve dikeni.
    313
    muğber (A.) [ مغبر ] kırgın, gücenik.
    muğber olmak kırılmak, gücenmek.
    muğfil (A.) [ مغفل ] aldatan, aldatıcı.
    muğlak (A.) [ مغلق ] karmaşık, çapraşık.
    muğlakiyet (A.) [ مغلقيت ] karmaşıklık, çapraşıklık.
    muhabbet (A.) [ محبت ] sevgi.
    muhabere (A.) [ مخابره ] haberleşme.
    muhabir (A.) [ مخابر ] haberci.
    muhâceret (A.) [ مهاجرت ] göç.
    muhacim (A.) [ 1 [ مهاجم .saldıran. 2.saldırgan.
    muhacir (A.) [ مهاجر ] göçmen.
    muhaddir (A.) [ مخدر ] uyuşturucu.
    muhaddis (A.) [ محدث ] hadis bilgini.
    muhafaza (A.) [ محافظه ] koruma.
    muhafaza etmek korumak, saklamak.
    muhafaza olunmak korunmak, saklanmak.
    muhafazakâr (A.-F.) [ محافظه کار ] tutucu.
    muhafazakârlık (A.-F.-T.) tutuculuk.
    muhaffef (A.) [ مخفف ] hafifletilmiş.
    muhaffif (A.) [ مخفف ] hafifletici.
    muhâfız (A.) [ محافظ ] koruyucu.
    muhâkemat (A.) [ 1 [ محاکمات .hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar.
    muhakeme (A.) [ 1 [ محاکمه .hüküm yürütme. 2.yargılama.
    314
    muhakkak (A.) [ 1 [ محقق .doğru. 2.kesin. 3.mutlaka.
    muhakkık (A.) [ محقق ] araştırmacı, tahkik edici.
    muhâl (A.) [ محال ] imkansız.
    muhalefet (A.) [ مخالفت ] karşı düşüncede olma.
    muhallil (A.) [ محلل ] hülleci.
    muhammen (A.) [ مخمن ] tahmin edilen.
    muhammer (A.) [ مخمر ] mayalı.
    muhammes (A.) [ 1 [ مخمس .beşli. 2.beşgen. 3.beş dizeli şiir.
    muhannens (A.) [ مخنث ] kalleş.
    muhannet (A.) [ محنط ] kalleş.
    muhannetlik etmek kalleşlik etmek, edilik etmek.
    muharebat (A.) [ محاربات ] harpler, muharebeler.
    muharebe (A.) [ محاربه ] harbetme, savaş.
    muharib (A.) [ محارب ] savaşçı.
    muharremât (A.) [ محرمات ] dinî yasaklar.
    muharrer (A.) [ محرر ] yazılı.
    muharrib (A.) [ مخرب ] tahrip edici, yıkıcı.
    muharrik (A.) [ محرق ] yakıcı.
    muharrir (A.) [ محرر ] yazar.
    muhasara (A.) [ محاصره ] sarma, kuşatma.
    muhasara etmek sarmak, kuşatmak.
    muhasib (A.) [ محاسب ] muhasebeci.
    muhassala (A.) [ محصله ] sonuç.
    315
    muhassas (A.) [ مخصص ] tahsis edilmiş, özgü.
    muhât (A.) [ محاط ] çevrili, kuşatılmış.
    muhatara (A.) [ 1 [ مخاطره .tehlike. 2.zarar, ziyan.
    muhavere (A.) [ محاوره ] konuşma.
    muhayyel (A.) [ مخيل ] hayal edilen.
    muhayyile (A.) [ مخيله ] hayal gücü.
    muhayyirülukûl (A.) [ محيرالعقول ] akıllara durgunluk veren.
    muhbir (A.) [ مخبر ] haber veren, haberci.
    muhık (A.) [ محق ] haklı.
    muhib (A.) [ محب ] seven.
    mûhiş (A.) [ موحش ] korkunç, korkutucu.
    muhit (A.) [ 1 [ محيط .çevre. 2.saran, kuşatan.
    muhtâc (A.) [ 1 [ محتاج .ihtiyaç sahibi. 2.yoksul.
    muhtariyet (A.) [ مختاریت ] özerklik.
    muhtasar (A.) [ مختصر ] kısa, özlü.
    muhtasaran (A.) [ مختصرا ] kısaca.
    muhtekir (A.) [ محتکر ] vurguncu.
    muhtelefünfîh (A.) [ مختلف فيه ] ihtilaflı.
    muhtelif (A.) [ مختلف ] türlü.
    muhtelit (A.) [ مختلط ] karışık.
    muhterem (A.) [ محترم ] saygın, saygıdeğer.
    muhterik olmak yanmak.
    muhteriz (A.) [ محترز ] kaçınan, uzak duran.

  14. #46
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    muhteşem (A.) [ محتشم ] görkemli, ihtişamlı.
    muhteva (A.) [ محتوا ] içerik.
    muhtevî (A.) [ محتوی ] içeren, içine alan.
    muhtevî olmak içermek, içine almak.
    muhteviyat (A.) [ محتویات ] içindekiler.
    muhyî (A.) [ محيی ] hayat veren.
    mukâbil (A.) [ 1 [ مقابل .karşılığında. 2.karşılık.
    mukaddem (A.) [ 1 [ مقدم .önde. 2.önce, önceki.
    mukaddemâ (A.) [ مقدما ] önceden.
    mukadderat (A.) [ مقدرات ] yazgı.
    mukaddes (A.) [ مقدس ] kutsal.
    mukaddesat (A.) [ مقدسات ] kutsal değerler.
    mukaddime (A.) [ 1 [ مقدمه .giriş. 2.önsöz.
    mukallid (A.) [ مقلد ] taklitçi.
    mukanna (A.) [ مقنع ] peçeli.
    mukannin (A.) [ مقنن ] yasa koyucu.
    mukarreb (A.) [ مقرب ] yakın.
    mukarrer (A.) [ 1 [ مقرر .kararlaştırılmış. 2.kesin.
    mukarrerat (A.) [ مقررات ] kararlar.
    mukassır (A.) [ مقصر ] kusurlu.
    mukattar (A.) [ مقطر ] damıtılmış.
    mukavelat (A.) [ مقاولات ] sözleşmeler.
    mukavele (A.) [ مقاوله ] sözleşme.
    317
    mukavelename (A.-F.) [ مقاوله نامه ] sözleşme metni.)
    mukavemet (A.) [ مقاومت ] karşı koyma, direnme.
    mukavemet etmek karşı koymak, direnmek.
    mukavim (A.) [ مقاوم ] karşı koyan, direnen, dirençli.
    mukavvî (A.) [ مقوی ] güç veren.
    mukâyese (A.) [ مقایسه ] kıyaslama, karşılaştırma.
    mukayyed (A.) [ 1 [ مقيد .bağlı, zincire vurulmuş. 2.kayıtlı.
    mukayyi (A.) [ مقيیء ] kusturucu.
    mukırr (A.) [ مقر ] itirafçı.
    mukîm (A.) [ مقيم ] oturan, yerleşik.
    mukni (A.) [ مقنع ] ikna edici.
    muktebes (A.) [ مقتبس ] alıntı yapılmış.
    muktedâ (A.) [ مقتدا ] uyulan.
    muktedî (A.) [ مقتدی ] uyan.
    muktedî olmak uymak.
    muktedir (A.) [ مقتدر ] güçlü, iktidarlı.
    muktesid (A.) [ مقتصد ] tutumlu, iktisatlı.)
    muktezî (A.) [ مقتضی ] gereken.
    mûmâileyh (A.) [ مومی اليه ] anılan, adı geçen.
    mûmâileyhim (A.) [ مومی اليهم ] adı geçenler.
    mumza (A.) [ ممضی ] imzalı, imzalanmış.
    munfasıl (A.) [ منفصل ] ayrı.
    munis (A.) [ مونس ] cana yakın, alışılmış.
    318
    munkalib (A.) [ منقلب ] değişen, dönüşen.
    munkalib olmak değişmek, dönüşmek.
    munkarız (A.) [ منقرض ] yıkılan, çöken, sönen.
    munkarız olmak yıkılmak, çökmek, sönmek.
    munsarif (A.) [ منصرف ] vazgeçen.
    munsarif olmak vazgeçmek.
    munsif (A.) [ منصف ] insaflı.
    muntabık (A.) [ منطبق ] uygun, uyumlu.
    muntazam (A.) [ منتظم ] düzenli, düzgün, intizamlı.
    muntazaman (A.) [ منتظما ] düzenli olarak.
    muntazır (A.) [ منتظر ] bekleyen.
    munzam (A.) [ منضم ] ek.
    mûr (F.) [ مور ] karınca.
    murabba (A.) [ 1 [ مربع .dörtgen. 2.kare.
    murabbauşşekl (A.) [ مربع الشکل ] dörtgen şeklinde, kare şeklinde.
    murâd (A) [ مراد ] istek, arzu.
    murâfaa (A.) [ مرافعه ] duruşma.
    murahhas (A.) [ مرخص ] delege.
    murakabe (A.) [ 1 [ مراقبه .denetim. 2.kendi iç dünyasına dalma.
    murakıb (A.) [ مراقب ] denetçi.
    murakka (A.) [ مرقع ] yamalı.
    murassa (A.) [ مرصع ] değerli taşlarla süslenmiş.
    murg (F.) [ مرغ ] kuş.
    319
    murûr etmek geçmek.
    murzia (A.) [ مرضعه ] sütanne.
    musâb (A.) [ مصاب ] yakalanmış, tutulmuş, uğramış.
    musâb olmak yakalanmak, tutulmak.
    musadif (A.) [ مصادف ] rastlayan.
    musâfaha (A.) [ مصافحه ] tokalaşma.
    musâfaha etmek tokalaşmak, el sıkışmak.
    musahabe (A.) [ مصاحبه ] konuşma, sohbet etme.
    musahhah (A.) [ مصحح ] düzeltilmiş.
    musahib (A.) [ 1 [ مصاحب .arkadaş, sohbet arkadaşı. 2.padişahın özel işlerine
    bakan.
    musalaha (A.) [ مصالحه ] barış.
    musanna 1.gösterişli. 2.usta elinden çıkmış.
    musannif (A.) [ مصنف ] yazar, kitap yazarı.
    musarra (A.) [ مصرع ] iki mısraı birbiriyle kafiyelendirilmiş beyit.
    musattah (A.) [ مسطح ] düz.
    musavver (A.) [ 1 [ مصور .resimli. 2.tasvir edilmiş.
    musavvir (A.) [ مصور ] ressam.
    mushaf (A.) [ مصحف ] Kur’ân.
    musîbet (A.) [ 1 [ مصيبت .bela. 2.şirret, uğursuz.
    mûsikîşinas (A.-F.) [ موسيقی شناس ] müzisyen.
    musir (A.) [ مصر ] ısrarcı, ısrar eden.
    musirrane (A.-F.) [ مصرانه ] ısrarla, ısrar ederek.
    320
    mustakim (A.) [ مستقيم ] doğru, düz, dosdoğru.
    mûş (F.) [ موش ] fare.
    muşamma (A.) [ مشمع ] muşamba.
    mûşikâfâne (F.) [ موشکافانه ] kılı kırk yararak.
    muşt (F.) [ 1 [ مشت .yumruk. 2.avuç.
    muta’assıb (A.) [ متعصب ] taassup gösteren, aşırı tutucu, yobaz.
    mutabık (A.) [ مطابق ] uyan, uyumlu.
    mutâlebât (A.) [ مطالبات ] istekler.
    mutâlebe (A.) [ 1 [ مطالبه .istek. 2.isteme, talep.
    mutâlebe etmek istemek, talep etmek.
    mutantan (A.) [ 1 [ مطنطن .tantanalı. 2.gösterişli.
    mutarriden (A.) [ مطردا ] biteviye.
    mutasarrıf (A.) [ متصرف ] sancak beyi.
    mutasavvıfâne (A.-F.) [ متصوفانه ] sûfice.
    mutâva’at (A.) [ مطاوعت ] baş eğme, boyun eğme, itaat.
    mutavattın (A.) [ متوطن ] yurt tutmuş.
    mutayebe (A.) [ مطایبه ] şakalaşma, birbirine fıkra anlatma.
    mutazammin (A.) [ متضمن ] içeren.
    mutazarrır (A.) [ متضرر ] zarar gören.
    mutazarrır olmak zarar görmek.
    muteber (A.) [ 1 [ معتبر .itibarlı. 2.geçerli.
    mutedil (A.) [ 1 [ معتدل .ylıman. 2.mülayim, hoşgörülü.
    mutekid (A.) [ معتقد ] inanan, inancında olan.
    321
    mutemed (A.) [ معتمد ] güvenilir.
    mutî (A.) [ مطيع ] itaat eden, boyun eğen.
    mutî olmak itaat etmek, boyun eğmek.
    mutlak (A.) [ مطلق ] kesin.
    mutlaka (A.) [ مطلقا ] kesinlikle, zorunlu olarak, kayıtsız şartsız.
    mutrib (A.) [ 1 [ مطرب .çalgıcı. 2.şarkıcı.
    muttasıl (A.) [ متصل ] sürekli, durmadan.
    muvacehe (A.) [ مواجهه ] karşı, yüzyüze.
    muvaffak (A.) [ موفق ] başarılı.
    muvaffak olmak başarmak, başarılı olmak.
    muvaffakiyet (A.) [ موفقيت ] başarı.
    muvaffakiyet ihraz etmek başarı göstermek.
    muvafık gelmek uygun olmak.
    muvahhiş (A.) [ موحش ] korkutucu.
    muvakkar (A.) [ موقر ] ağırbaşlı.
    muvakkat (A.) [ موقت ] geçici.
    muvakkaten (A.) [ موقتا ] geçici olarak.
    muvâsalat (A.) [ مواصلات ] varma, ulaşma.
    muvâsalat etmek ulaşmak, varmak.
    muvâzaten (A.) [ موازاتا ] paralel olarak.
    muvazene (A.) [ موازنه ] denge.
    muvazene-i umûmiye kanunu bütçe kanunu.
    muvazenesiz (A.-T.) dengesiz.
    322
    muvazi (A.) [ موازی ] paralel.
    muvazzaf (A.) [ موظف ] görevli.
    muzaffer olmak zafer kazanmak.
    muzafferiyet (A.) [ مظفریت ] zafer kazanma.
    muzdarip (A.) [ مضطرب ] ızdıraplı, acı çeken.
    muzdarip etmek ızdırap vermek, üzmek.
    muzır (A.) [ مضر ] zararlı, muzur.
    muzlim (A.) [ مظلم ] karanlık.
    muztarib (A.) [ مضطرب ] acı çeken, ızdıraplı.
    mübadele (A.) [ مبادله ] değiştokuş, alışveriş.
    mübahesat (A.) [ مباحثات ] tartışmalar.
    mübahese (A.) [ مباحثه ] tartışma.
    mübahese olunmak tartışılmak.
    mübalağa (A.) [ 1 [ مبالغه .abartma. 2.abartı.
    mübalağa edilmek abartılmak.
    mübalağa etmek abartmak.
    mübarek (A.) [ مبارک ] kutlu, bereketli.
    mübareze (A.) [ 1 [ مبارزه .uğraşı, mücadele. 2.savaş.
    mübareze etmek mücadele etmek.
    mübaşeret olunmak girişilmek, işe başlanmak.
    mübâyaa (A.) [ مبایعه ] satın alma.
    mübâyaa edilmek alınmak, satın alınmak.
    mübâyaa etmek almak, satın almak.
    323
    mübdi (A.) [ مبدع ] yenilik getiren, yeni bir şey bulan.
    mübeşşir (A.) [ مبشر ] müjdeci, müjdeleyen.
    mübhem (A.) [ مبهم ] belirsiz.
    mübin (A.) [ مبين ] açıklayan, açıklayıcı.
    mübrem (A.) [ مبرم ] kaçınılmaz, zorunlu.
    mübremleşmek kaçınılmaz bir hal almak.
    mübtedi (A.) [ 1 [ مبتدی .başlayan. 2.ilkokula başlayan öğrenci.
    mübtela (A.) [ مبتلا ] uğramış, tutulmuş, yakalanmış.
    mübtela olmak uğramak, tutulmak, yakalanmak.
    mübtenî (A.) [ مبتنی ] dayanan.
    mübtezel (A.) [ 1 [ مبتذل .ele ayağa düşmüş. 2.orta malı. 3.çok bulunan.
    mücadele (A.) [ مجادله ] savaşım.
    mücavir (A.) [ مجاور ] komşu.
    mücazat (A.) [ 1 [ مجازات .cezalandırma. 2.karşılık verme.
    mücbir (A.) [ مجبر ] zorlayıcı.
    müceddid (A.) [ مجدد ] yenilikçi.
    mücehhez (A.) [ مجهز ] donanmış.
    mücellâ (A.) [ مجلا ] cilalı.
    mücellid (A.) [ مجلد ] ciltçi.
    mücerreb (A.) [ مجرب ] deneyimli.
    mücerred (A.) [ 1 [ مجرد .bekar. 2.soyut.
    mücmelen (A.) [ مجملا ] özetle.
    mücrim (A.) [ مجرم ] suçlu.
    324
    müctemi’ (A.) [ مجتمع ] derli toplu.
    müdafaa (A.) [ مدافعه ] savunma.
    müdahale (A.) [ مداخله ] karışma.
    müdahene (A.) [ مداهنه ] yağcılık, yardakçılık.
    müdavim (A.) [ مداوم ] devam eden.
    müddeî (A.) [ 1 [ مدعی .davacı. 2.inatçı.
    müddet (A.) [ مدت ] süre.
    müddet-i muvakkata [ مدت موقته ] geçici süre.
    müddet-i tahsiliye [ مدت تحصيليه ] öğrenim süresi.
    müdevver (A.) [ مدور ] yuvarlak.
    müdhiş (A.) [ مدهش ] dehşet verici.
    müdhişe (A.) [ مدهشه ] dehşet verici.
    müdrik (A.) [ مدرک ] idrak eden.
    müdrik olmak idrak etmek.
    müebbeden (A.) [ مؤبدا ] ömür boyu.
    müellefat (A.) [ مؤلفات ] telif edilmiş yapıtlar.
    müellif (A.) [ مؤلف ] yazar.
    müesses (A.) [ مؤسس ] kurulu, kurulmuş.
    müessesat (A.) [ مؤسسات ] kurumlar, kuruluşlar, müesseseler.
    müessese (A.) [ مؤسسه ] kurum, kuruluş.
    müessif (A.) [ مؤسف ] üzücü.
    müessir (A.) [ 1[ مؤثر .etkileyici, etkili.
    müessiriyet (A.) [ مؤثریت ] etkileme gücü.
    325
    müessis (A.) [ مؤسس ] kurucu.
    müeyyide (A.) [ مؤیده ] yaptırım.
    müfekkire (A.) [ مفکره ] düşünme gücü.
    müfid (A.) [ مفيد ] yararlı.
    müflis (A.) [ 1 [ مفلس .iflas etmiş. 2.sefil.
    müfreze (A.) [ مفرزه ] askerî birlik.
    müfrit (A.) [ مفرط ] aşırı.
    müfsid (A.) [ مفسد ] bozucu.
    müftehir (A.) [ مفتخر ] iftihar eden.
    müftekir (A.) [ 1 [ مفتقر .yoksul. 2.bağlı, muhtaç.
    müfteri (A.) [ مفتری ] iftiracı.
    müheyya (A.) [ مهيا ] hazır.
    müheyyic (A.) [ مهيج ] heyecan verici.
    mühim (A.) [ مهم ] önemli.
    mühimmat (A.) [ مهمات ] savaş malzemesi.
    mühimme (A.) [ مهمه ] önemli.
    mühlet (A.) [ مهلت ] tanınmış süre.
    mühlet vermek süre tanımak.
    mühlik (A.) [ مهلک ] öldürücü.
    mühr (F.) [ مهر ] mühür.
    mühtedî (A.) [ مهتدی ] islam dinini kabul etmiş.
    mühtez (A.) [ مهتز ] titrek.
    mühürdar (F.) [ مهردار ] özel kalem müdürü.

  15. #47
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    müje (F.) [ مژه ] kirpik.
    müjgan (F.) [ 1 [ مژگان . kirpik. 2.kirpikler.
    mükâfat (A.) [ مکافات ] ödül.
    mükâleme (A.) [ مکالمه ] konuşma.
    mükâtebe (A.) [ مکاتبه ] yazışma.
    mükedder (A.) [ مکدر ] kederli.
    mükemmelen (A.) [ مکملا ] tam olarak, mükemmel olarak.
    mükemmeliyet (A.) [ مکمليت ] mükemmellik.
    mükerrer (A.) [ مکرر ] tekrarlanmış, yinelenmiş.
    mükerreren (A.) [ مکررا ] tekrar tekrar.
    mükeyyif (A.) [ مکيف ] keyif verici.
    mükteseb (A.) [ مکتسب ] kazanılmış.
    müktesebat (A.) [ مکتسبات ] bilgi birikimi.
    müktesebe (A.) [ مکتسبه ] kazanılmış.
    mülakat (A.) [ 1 [ ملاقات .buluşma. 2.görüşme.
    mülâki olmak 1.karşılaşmak. 2.görüşmek.
    mülayim (A.) [ ملایم ] yumuşak.
    mülazemet etmek 1.devam etmek. 2.staj yapmak. 3.bir işle ilgilenmek.
    mülazım (A.) [ ملازم ] teğmen.
    mülazım-ı evvel [ ملازم اول ] üsteğmen.
    mülazım-ı sâni [ ملازم ثانی ] teğmen.
    mülevven (A.) [ ملون ] rengarenk.
    mülevves (A.) [ ملوث ] kirli.
    327
    mülga (A.) [ ملغا ] kaldırılmış.
    mülhakat (A.) [ 1 [ ملحقات .ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler.
    mülk (A.) [ 1 [ ملک .yurt. 2.kazanç getiren taşınmaz.
    mülteci (A.) [ ملتجی ] sığınmacı.
    mültefit (A.) [ ملتفت ] iltifat eden, güleryüzlü.
    mülûk (A.) [ ملوک ] melikler.
    mümane’et (A.) [ ممانعت ] engelleme.
    mümaselet (A.) [ مماثلت ] benzerlik.
    mümasil (A.) [ مماثل ] benzer, andıran.
    mümasil olmak berbirine benzemek.
    mümâşat (A.) [ مماشات ] uysallık, suyuna gitme, alttan alma.
    mümessil (A.) [ 1 [ ممثل .temsilci. 2.sınıf temsilcisi.
    mümeyyiz (A.) [ 1 [ مميز .katip. 2.sınava giren öğretmen.
    mümeyyize (A.) [ مميزه ] tırnak işareti.
    mümin (A.) [ مؤمن ] inanan, iman eden.
    müminîn (A.) [ مؤمنين ] inananlar, iman edenler.
    mümkin (A.) [ ممکن ] mümkün.
    mümsik (A.) [ ممسک ] elisıkı.
    mümtaz (A.) [ ممتاز ] seçkin.
    mümtehin (A.) [ ممتحن ] sınav yapan, sınayan.
    mümteni (A.) [ ممتنع ] imkansız.
    mümzâ (A.) [ ممضی ] imzalı, imzalanmış.
    mün’adim olmak yok olmak.
    328
    mün’akid (A.) [ منعقد ] yapılmış, imzalanmış, kabul edilmiş.
    mün’akis (A.) [ منعکس ] yansıtan.
    mün’im (A.) [ 1 [ منعم .Tanrı. 2.velînimet.
    münâcat (A.) [ مناجات ] Tanrı’ya yakarma.
    münâdi (A.) [ 1 [ منادی .müezzin. 2.tellal, çığırtkan.
    münafık (A.) [ منافق ] ikiyüzlü, nifak sokucu.
    münâkalat (A.) [ مناقلات ] taşımacılık.
    münâkasa (A.) [ مناقصه ] açık eksiltme.
    münâkaşa [ 1 [ مناقشه .tartışma. 2.irdeleme.
    münâkız olmak (A.-T.) çelişmek.
    münakkaş (A.) [ منقش ] nakışlı, işlemeli, desenli.
    münasebat (A.) [ مناسبات ] münasebetler.
    münatif (A.) [ منعطف ] çevrilmiş,yönelik.
    münatif olmak çevrilmek.
    münâvebeten (A.) [ مناوبة ] dönüşümlü olaram.
    münaza’ât (A.) [ منازعات ] çatışmalar, çekişmeler.
    münbais (A.) [ منبعث ] ileri gelen, kaynaklanan.
    münbit (A.) [ منبت ] verimli.
    müncemid (A.) [ منجمد ] donuk.
    müncer olmak sonuçlanmak.
    mündemic (A.) [ مندمج ] içinde yer alan, içinde bulunan.
    mündericât (A.) [ مندرجات ] içindekiler.
    münderis olmak izi kalmamak.
    329
    münebbih (A.) [ منبه ] uyarıcı, uyandırıcı.
    münekkid (A.) [ منقد ] eleştirmen.
    münevver (A.) [ 1 [ منور .aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli.
    münevver eylemek aydınlatmak.
    münfail olmak gücenmek, alınmak.
    münferid (A.) [ 1 [ منفرد .ayrı, tek başına. 2.tektük.
    münhal (A.) [ 1 [ منحل .boş, açık. 2.çölülmüş.
    münhasır (A.) [ منحصر ] dönük, ait, yönelik.
    münhasıran (A.) [ منحصرا ] sırf, sadece.
    münhedim olmak yıkılmak, yok olmak.
    münhezim (A.) [ منهزم ] bozguna uğramış.
    münhezim olmak bozguna uğramak.
    müneccim (A.) [ منجم ] yıldızbilimci, astrolog.
    münkasım (A.) [ منقسم ] bölünmüş.
    münkasım olmak bölünmek, bölünmüş olmak.
    münker (A.) [ منکر ] inkâr edilen.
    münkesir (A.) [ منکسر ] kırık.
    münkesir olmak kırılmak.
    münkir (A.) [ منکر ] inkâr eden.
    münselib olmak kalmamak.
    müntahab (A.) [ منتخب ] seçilmiş, seçkin.
    müntahabat (A.) [ منتخبات ] seçki, antoloji.
    müntakim (A.) [ منتقم ] intikam alan.
    330
    münteha (A.) [ منتها ] son.
    müntehi olmak sona ermek, son bulmak.
    müntesib (A.) [ منتسب ] mensup, intisab etmiş.
    müntesip bk. müntesib.
    münteşir (A.) [ منتشر ] yaygın.
    müphem (A.) [ مبهم ] belirsiz, belli belirsiz.
    müptelâ (A.) [ مبتلا ] uğramış, tutulmuş, yakalanmış.
    müptelâ olmak tutulmak, yakalanmak, uğramak.
    mürâat (A.) [ مراعات ] gözetme.
    müracaat (A.) [ مراجعت ] başvuru. 2.geri dönüş.
    müracaat etmek 1.başvurmak. 2.geri dönmek.
    müradif (A.) [ مرادف ] eşanlamlı.
    mürai (A.) [ مرائی ] ikiyüzlü.
    müraselât (A.) [ مراسلات ] mektuplaşmalar.
    mürasele (A.) [ مراسله ] mektuplaşma.
    mürde (F.) [ مرده ] ölü.
    mürebbî (A.) [ مربی ] eğitmen, eğitici.
    müreccah (A.) [ مرجح ] tercih sebebi, tercih edilir.
    müreffeh (A.) [ مرفه ] refah içinde, bolluk içinde.
    mürekkeb (A.) [ 1 [ مرکب .oluşan, bileşen. 2.mürekkep.
    müretteb (A.) [ 1 [ مرتب .düzenlenmiş, tertip edilmiş. 2.dizilmiş.
    mürettib (A.) [ مرتب ] dizgici.
    mürevvic (A.) [ مروج ] revaç veren, propagandasını yapan.
    331
    mürg (F.) [ مرغ ] kuş.
    mürgâb (F.) [ 1 [ مرغاب .ördek. 2.kurbağa.
    mürid (A.) [ 1 [ مرید .buyuran. 2.şeyhe bağlı kişi, mürit.
    mürit bk. murid.
    mürşid (A.) [ 1 [ مرشد .şeyh. 2.doğru yolu gösteren, irşad eden.
    mürteci (A.) [ مرتجع ] gerici.
    mürted (A.) [ مرتد ] islam dininden çıkan.
    mürtefi (A.) [ مرتفع ] yüksek.
    mürtehen (A.) [ مرتهن ] rehinli, ipotekli.
    mürteiş (A.) [ مرتعش ] titrek.
    mürtekib (A.) [ مرتکب ] kötü bir iş yapan, işleyen.
    mürteşî (A.) [ مرتشی ] rüşvetçi, rüşvet yiyen.
    mürûr (A.) [ مرور ] geçme, geçip gitme, geçiş.
    mürûr -i zaman [ مرور زمان ] zamanın akışı.
    mürûr etmek geçmek.
    mürûr eylemek 1.geçmek. 2.uğramak.
    mürüvvet (A.) [ 1 [ مروت .insanlık. 2.iyilik.
    müsaade (A.) [ 1 [ مساعده .izin. 2.yardım.
    müsaade edilmek izin verilmek.
    müsaade etmek izin vermek.
    müsaadekâr (A.-F.) [ مساعده کار ] yardımcı, izin verici.
    müsaadekârlık (A.-F.-T.) yardımcı olma, izin verme.
    müsabaka (A.) [ مسابقه ] yarışma.
    332
    müsabık (A.) [ مسابق ] yarışmacı.
    müsademe (A.) [ 1 [ مصادمه .çarpışma. 2.çatışma.
    müsadere (A.) [ مصادره ] mal varlığına el koyma.
    müsadere edilmek mal varlığına el konulmak.
    müsadere etmek mal varlığına el koymak.
    müsâdif (A.) [ مصادف ] rastlar, rastlayan.
    müsafir (A.) [ 1 [ مسافر .yolcu. 2.konuk.
    müsâhelekârlık (A.-F.-T.) kolaylık gösterme.
    müsaid (A.) [ مساعد ] uygun.
    müsalaha (A.) [ مصالحه ] barış yapma.
    müsalemetkâr (A.-F.) [ مسالمت کار ] barışçıl.
    müsâmaha (A.) [ مسامحه ] hoşgörü.
    müsâmahakâr (A.-F.) [ مسامحه کار ] hoşgörülü.
    müsamere (A.) [ 1 [ مسامره .gece eğlencesi. 2.okul piyesi.
    müsâvat (A.) [ مساوات ] eşitlik.
    müsâvatsızlık (A.-T.) eşitsizlik.
    müsbet (A.) [ مثبت ] olumlu, pozitif.
    müsebbib (A.) [ مسبب ] yol açan, sebep olan.
    müseccel (A.) [ مسجل ] tescilli.
    müsekkin (A.) [ مسکن ] sakinleştirici, yatıştırıcı.
    müsekkit (A.) [ مسکت ] susturucu.
    müsellah (A.) [ مسلح ] silahlı.
    müselleme (A.) [ مسلمه ] herkes tarafından kabul edilmiş.
    333
    müselles (A.) [ مثلث ] üçgen.
    müsellesat (A.) [ مثلثات ] trigonometri.
    müsellesüşşekl (A.) [ مثلث الشکل ] üçgen şeklinde.
    müselmân (A.) [ مسلمان ] müslüman.
    müselsel (A.) [ مسلسل ] zincirleme.
    müsemma (A.) [ مسمی ] adlandırılmış.
    müshil (A.) [ 1 [ مسهل .kolaylaştıran. 2.ishal edici.
    müsin (A.) [ مسن ] yaşlı.
    müskirat (A.) [ مسکرات ] sarhoş edici şeyler.
    müslim (A.) [ مسلم ] müslüman.
    müsmir (A.) [ 1 [ مثمر .verimli. 2.iyi sonuç veren.
    müsmiriyet (A.) [ مثمریت ] verimlilik.
    müsrif (A.) [ مسرف ] savurgan.
    müsta’mere (A.) [ مستعمره ] sömürge.
    müstab'ed (A.) [ مستبعد ] uzak.
    müsta'fî (A.) [ مستعفی ] istifa etmiş, istifa eden.
    müstağnî (A.) [ مستغنی ] doygun, eyvallah etmeyen.
    müstahak (A.) [ مستحق ] hak kazanmış.
    müstahdem (A.) [ مستخدم ] çalışan, hizmet eden.
    müstahdemîn (A.) [ مستخدمين ] çalışanlar, hizmet edenler.
    müstaid (A.) [ مستعد ] yetenekli.
    müstakil (A.) [ مستقل ] bağımsız.
    müstakillen (A.) [ مستقلا ] bağımsız olarak, ayrıca.
    334
    müstakraza (A.) [ مستقرضه ] borç alınan.
    müstamel (A.) [ 1 [ مستعمل .kullanılmış. 2.kullanılan.
    müstantık (A.) [ مستنطق ] sorgu yargıcı.
    müste’cir (A.) [ مستأجر ] kiracı.
    müstebân olmak anlaşılmak.
    müstebid (A.) [ مستبد ] despot.
    müstefid olmak yararlanmak.
    müstehlik (A.) [ مستهلک ] tüketici.
    müstehzi (A.) [ مستهزی ] alaycı.
    müstemleke (A.) [ مستملکه ] sömürge, koloni.
    müstenid (A.) [ مستند ] dayanan.
    müsteniden (A.) [ مستندا ] dayanarak.
    müsterih (A.) [ مستریح ] gönlü rahat.
    müstesnâ (A.) [ 1 [ مستثنی .apayrı. 2.dışında haricinde.
    müsteşar (A.) [ مستشار ] danışman.
    müsteşrik (A.) [ مستشرق ] doğubilimci, oryantalist.
    müsvedde (A.) [ مسوده ] taslak.
    müşa’şa (A.) [ مشعشع ] gösterişli, şaşaalı.
    müşabehet (A.) [ مشابهت ] benzerlik.
    müşabih (A.) [ مشابه ] benzer.
    müşahedât (A.) [ مشاهدات ] gözlemler.
    müşâhede (A.) [ مشاهده ] gözlem.
    müşâhede edilmek gözlemlenmek.
    335
    müşâhede olunmak gözlemlenmek.
    müşahhas (A.) [ مشخص ] somut.
    müşarik (A.) [ مشارک ] ortak.
    müşarünileyh (A.) [ مشار اليه ] anılan, adı geçen.
    müşavere (A.) [ مشاوره ] danışma.
    müşavere etmek danışmak.
    müşekkel (A.) [ مشکل ] biçimli, kalıplı.
    müşerref olmak şeref kazanmak.
    müşevveş (A.) [ مشوش ] karışık.
    müşfik (A.) [ مشفق ] şefkatli.
    müşir (A.) [ مشير ] mareşal.
    müşkil (A.) [ مشکل ] güç, zor.
    müşkilât (A.) [ مشکلات ] güçlükler, zorluklar.
    müşkilat çekmek zorluk çekmek, sıkıntı çekmek.
    müşkilpesend (A.-F.) [ مشکل پسند ] güç beğenen.
    müşt (F.) [ 1 [ مشت .yumruk. 2.avuç.
    müştail (A.) [ مشتعل ] alevli.
    müştak (A.) [ مشتاق ] çok isteyen, can atan.
    müştehir (A.) [ مشتهر ] ünlü.
    müşteki (A.) [ مشتکی ] şikayetçi.
    müştemilat (A.) [ مشتملات ] eklentiler, ek yapılar.
    müştereken (A.) [ مشترکا ] ortaklaşa.
    mütalaa (A.) [ 1 [ مطالعه .okuma. 2.görüş. 3.inceleme.
    336
    mütareke (A.) [ متارکه ] bırakışma, karşılıklı silah bırakma
    müteaddid (A.) [ متعدد ] birçok.
    müteaffin (A.) [ متعفن ] kokuşmuş.
    müteahhid (A.) [ متعهد ] taahhüt eden, üstlenen.
    müteakib (A.) [ متعاقب ] ardından.
    müteallik (A.) [ متعلق ] ilgili, ilişkin.
    müteallim (A.) [ متعلم ] öğrenci.
    müteammim (A.) [ متعمم ] yaygın.
    müteannid (A.) [ متعند ] inatçı.
    müteârife (A.) [ متعارفه ] kanıtlanmak gerektirmeyecek kadar açık.
    müteassıb (A.) [ متعصب ] taassup gösteren.
    mütebahhir (A.) [ متبحر ] derin bilgi sahibi.
    mütebahhirane (A.-F.) [ متبحرانه ] derinlemesine.
    mütebaki (A.) [ متباقی ] kalan, geriye kalan.
    mütebariz (A.) [ متبارز ] açık seçik, belirgin.
    mütebasbıs (A.) [ متبصبص ] yaltakçı, yardakçı.
    mütebessim (A.) [ متبسم ] gülümseyen, tebessüm eden.
    mütecânis (A.) [ متجانس ] aynı cinsten, homojen.
    mütecâviz (A.) [ 1 [ متجاوز .aşkın. 2.saldırgan, tecavüzkâr. 3.sarkıntılık eden,
    tecavüzcü.
    müteceddid (A.) [ 1 [ متجدد .yenilikçi. 2.yenileşen.
    mütecellî (A.) [ متجلی ] görünen, tecelli eden.
    mütecessis (A.) [ متجسس ] meraklı, merak eden.
    337
    mütecessisâne (A.-F.) [ متجسسانه ] merak ederek, meraklı.
    mütedair (A.) [ متدائر ] ilişkin.
    mütedeyyin (A.) [ متدین ] dindar, dinine düşkün.
    müteehhil (A.) [ متأهل ] evli.
    müteellim (A.) [ متألم ] elemli.
    müteessif (A.) [ متأسف ] üzgün.
    müteessif olmak üzülmek.
    müteessifâne (A.-F.) [ متأسفانه ] üzgün, esefli.
    müteessir (A.) [ 1 [ متأثر .üzgün. 2.etkilenen.
    müteessir olmak 1.üzülmek. 2.etkilenmek.
    müteezzî (A.) [ متأذی ] eziyet çekmiş, eza görmüş.
    müteezzi etmek acı çektirmek.
    mütefekkir (A.) [ 1 [ متفکر .düşünür. 2.düşünceli.
    mütefekkirane (A.-F.) [ متفکرانه ] düşünceli düşünceli.
    mütefelsifâne (A.-F.) [ متفلسفانه ] bir filozof gibi.
    mütefennin (A.) [ متفنن ] fen bilimleri ile uğraşan, teknik ile uğraşan.
    müteferrik (A.) [ متفرق ] dağınık.
    mütefessih (A.) [ متفسخ ] bozulmuş, kokuşmuş, çürümüş.
    mütegallib (A.) [ متغلب ] zorba.
    mütegâyir (A.) [ متغایر ] birbirine zıt.
    mütehaccir (A.) [ متحجر ] taşlaşmış, fosilleşmiş.
    mütehalif (A.) [ متخالف ] birbirine uymayan.
    mütehammil (A.) [ متحمل ] dayanan.
    338
    müteharrî (A.) [ متحری ] araştırıcı, araştıran.
    müteharrik (A.) [ متحرک ] hareket eden, kıpırdayan.
    mütehassıs (A.) [ متخصص ] uzman.
    mütehassir (A.) [ متحسر ] özlem duyan.
    mütehassis (A.) [ متحسس ] duygulu.
    mütehâşi (A.) [ متحاشی ] çekingen.
    mütehavvil (A.) [ متحول ] değişken.
    mütehayyir (A.) [ متحير ] şaşkın, şaşırmış.
    mütekâbil (A.) [ متقابل ] karşılıklı.
    mütekâbile (A.) [ متقابله ] karşılıklı.
    mütekâbilen (A.) [ متقابلا ] karşılıklı olarak.
    mütekaddim (A.) [ متقدم ] geçmiş, eski.
    mütekaid (A.) [ متقاعد ] emekli.
    mütekamil (A.) [ متکامل ] olgun, tam, gelişmiş.
    mütekebbir (A.) [ متکبر ] kendini beğenmiş, şişinen, büyüklenen.
    mütekeddir (A.) [ متکدر ] kederli.
    mütekellim (A.) [ 1 [ متکلم .konuşan. 2.birinci tekil şahıs.
    mütelebbis (A.) [ متلبس ] giyinmiş, kuşanmış.
    mütelevvin (A.) [ متلون ] renkten renge giren, yanar döner.
    mütemadi (A.) [ متمادی ] sürekli.
    mütemadiyen (A.) [ متمادیا ] sürekli olarak.
    mütemayil (A.) [ 1 [ متمایل .eğimli. 2.eğilimli, yönelik.
    mütemeddin (A.) [ متمدن ] uygar.
    339
    mütemellik (A.) [ متملک ] dalkavuk, yardakçı.
    mütemerkiz (A.) [ متمرکز ] bir merkezde toplanma.
    mütemevvic (A.) [ متموج ] dalgalı.
    mütemevvil (A.) [ متمول ] varlıklı, zengin.
    mütemmim (A.) [ 1 [ متمم .tamamlayıcı. 2.tümleç.
    mütenâhi (A.) [ متناهی ] sona eren.
    mütenasib (A.) [ متناسب ] uygun, uyumlu.
    mütenavib (A.) [ متناوب ] dönüşümlü.
    mütenâzır (A.) [ 1 [ متناظر .birbirine bakan. 2.simetrik.
    müteneffizân (A.-F.) [ متنفذان ] etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler.
    mütenevvi (A.) [ متنوع ] çeşitli, türlü türlü.
    müteradif (A.) [ مترادف ] eşanlamlı.
    müterafik (A.) [ 1 [ مترافق .refakat eden. 2.karışık, bir arada.
    mütercem (A.) [ مترجم ] çevrilmiş, tercüme edilmiş.
    mütercim (A.) [ مترجم ] çevirmen.
    mütesadif (A.) [ متصادف ] rastlayan, tesadüf eden.
    mütesâvi (A.) [ متساوی ] eşit.
    mütesâviyen (A.) [ متساویا ] eşit olarak.
    müteselli (A.) [ متسلی ] teselli bulan, avunan.
    müteselli olmak teselli bulmak, avunmak.
    müteselsil (A.) [ متسلسل ] zincirleme.
    müteselsilen (A.) [ متسلسلا ] zincirleme olarak, birbirinin ardı sıra.
    müteşâir (A.) [ متشاعر ] şair geçinen, şair müsveddesi.
    340
    müteşebbis (A.) [ 1 [ متشبث .girişen, teşebbüs eden. 2.girişimci.
    müteşekkî (A.) [ متشکی ] şikayetçi.
    müteşekkil (A.) [ متشکل ] oluşmuş, teşekkül etmiş.
    müteşekkir (A.) [ متشکر ] şükran borçlu.
    müteşettit (A.) [ متشتت ] karışık, dağınık.
    mütetebbi (A.) [ متتبع ] araştırmacı.
    mütevakkıf (A.) [ متوقف ] bağlı.
    mütevaliyen (A.) [ متواليا ] sürekli olarak.
    mütevattın (A.) [ متوطن ] yerleşik, yurt tutmuş.
    mütevâzı (A.) [ متواضع ] alçakgönüllü.
    mütevâzıyâne (A.-F.) [ متواضيانه ] alçakgönüllülükle.
    mütevazin (A.) [ متوازن ] oranlı, uyumlu, dengeli.
    müteveccih (A.) [ متوجه ] dönük, yönelik.
    müteveccihen (A.) [ 1 [ متوجها .dönük olarak. 2.bir yere gitmek üzere.
    müteveffâ (A.) [ متوفا ] ölmüş, ölü.
    mütevekkil (A.) [ متوکل ] tevekkül eden her işini Tanrı’nın iradesine bırakan.
    mütevellî (A.) [ متولی ] bir vakfın üst yöneticisi.
    mütevellid (A.) [ 1 [ متولد .doğan. 2.ileri gelen, kaynaklanan.
    müteverrim (A.) [ متورم ] veremli, verem hastası.
    müteyakkız (A.) [ متيقظ ] uyanık, teyakkuz durumunda olan.
    mütezâyid (A.) [ متزاید ] artan, çoğalan.
    mütezelzil (A.) [ متزلزل ] sarsılan.
    mütezelzil olmak 1.sarsılmak. 2.bozulmak.
    341
    müttefik (A.) [ متفق ] birlik olmuş, ittifak yapmış.
    müttehid (A.) [ متحد ] birleşik.
    müvekkil (A.) [ موکل ] vekalet veren.
    müverrah (A.) [ مورخ ] tarihli.
    müverrih (A.) [ مورخ ] tarihçi, tarih yazarı.
    müverrihin (A.) [ مورخين ] tarihçiler.
    müyesser olmak gerçekleşmek.
    müzaheret (A.) [ مظاهرت ] destek, yardım, arka çıkma.
    müzahrefat (A.) [ 1 [ مزخرفات .pislikler, süprüntüler, döküntüler.
    müzakere (A.) [ مذاکره ] görüşme.
    müzayede (A.) [ مزایده ] açık arttırma.
    müzehheb (A.) [ مذهب ] altın yaldızlı.
    müzekker (A.) [ مذکر ] eril.
    müzevvir (A.) [ مزور ] arabozucu.
    müzeyyen (A.) [ مزین ] süslü, ziynetli.
    müzmin (A.) [ مزمن ] kronik, süreğen.

  16. #48
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -N-


    nâ (F.) [ نا ] olumsuzluk eki.
    na’l (A.) [ نعل ] nal.
    na’lbend (A.-F.) [ نعلبند ] nalbant.
    na’lbur (A.-F.) [ نعلبر ] nalbur.
    na’lçe (A.-F.) [ نعلچه ] nalça.
    na’nâ’ (A.) [ نعناع ] nane.
    na’re (A.) [ نعره ] nara, haykırma.
    na’ş (A.) [ نعش ] naaş, cenaze.
    na’t (A.) [ 1 [ نعت .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
    nââşnâ (F.) [ نا آشنا ] yabancı.
    naat (A.) [ 1 [ نعت .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
    nâb (F.) [ ناب ] saf, halis, katışıksız.
    nâbecâ (F.) [ نابجا ] yersiz.
    nâbehre (F.) [ 1 [ نابهره .nasipsiz. 2.soysuz.
    nâbekâr (F.) [ 1 [ نابکار .hayırsız. 2.işe yaramaz.
    nâbîna (F.) [ نابينا ] kör.
    nâbûd (F.) [ 1 [ نابود .yok. 2.yokluk. 3.perişan.
    nabz (A.) [ نبض ] nabız.
    nabzgîr (A.-F.) [ نبض گير ] nabza göre şerbet veren.
    343
    nâcî (A.) [ ناجی ] kurtulan.
    nâcins (F.-A.) [ ناجنس ] soysuz, cinsi bozuk.
    nâçâr (F.) [ 1 [ ناچار .çaresiz, sorunda. 2.ister istemez.
    nâçîz (F.) [ ناچيز ] değersiz, önemsiz.
    nâdân (F.) [ 1 [ نادان .cahil. 2.hödük.
    nâdânlık (F.-T.) 1.cahillik. 2.hödüklük.
    nâdî (A.) [ نادی ] seslenen, çağıran.
    nâdim (A.) [ نادم ] pişman.
    nâdim etmek pişman etmek.
    nâdim olmak pişman olmak.
    nâdir (A.) [ نادر ] az bulunur.
    nâdirât (A.) [ نادرات ] az bulunur şeyler.
    nâdire (A.) [ نادره ] az bulunur.
    nâdiren (A.) [ نادرا ] nadir olarak.
    nâehl (F.-A.) [ ناأهل ] ehil olmayan, ehliyetli olmayan.
    nâf (F.) [ ناف ] göbek.
    nafaka (A.) [ نفقه ] geçim parası.
    nâfe (F.) [ 1 [ نافه .ceylanın göbeğinden çıkan misk. 2.sevgilinin saçı.
    nâfercâm (F.) [ نافرجام ] sonu iyi olmayan, yararsız.
    nâfıa (A.) [ نافعه ] bayındırlık işleri.
    nâfıa müdüriyeti bayındırlık müdürlüğü.
    nâfıa nâzırı bayındırlık bakanı.
    nâfıa nezareti bayındırlık bakanlığı.
    344
    nâfıa vekâleti bayındırlık bakanlığı.
    nâfile (A.) [ 1 [ نافله .boşuna. 2.nafile namazı, farz dışında kılınan namaz.
    nâfiz (A.) [ نافذ ] etkileyici, nüfuz edici, işleyici.
    nâgâh (F.) [ ناگاه ] ansızın.
    nâgehan (F.) [ ناگهان ] ansızın.
    nağamât (A.) [ نغمات ] nağmeler.
    nağme (A.) [ نغمه ] ezgi, melodi.
    nağz (F.) [ نغز ] güzel, hoş.
    nâhak (F.-A.) [ ناحق ] haksız.
    nâhalef (F.-A.) [ ناخلف ] hayırsız evlat.
    nahçîr (F.) [ نخچير ] av hayvanı.
    nâhencâr (F.) [ ناهنجار ] doğru olmayan, uygun olmayan.
    nâhid (F.) [ ناهيد ] Venüs, Çulpan, Zühre.
    nahif (A.) [ نحيف ] cılız.
    nâhiye (A.) [ 1 [ ناحيه .yöre, bölge. 2.bucak. 3.taraf.
    nahl (A.) [ نخل ] hurma ağacı.
    nahl (A.) [ نحل ] bal arısı.
    nahlistan (A.-F.) [ نخلستان ] hurmalık.
    nâhoş (F.) [ ناخوش ] hoş olmayan.
    nahs (A.) [ نحس ] uğursuzluk.
    nâhudâ (F.) [ ناخدا ] kaptan.
    nâhudâ (F.) [ ناخدا ] Allahsız.
    nâhun (F.) [ ناخن ] tırnak.
    345
    nahv (A.) [ 1 [ نحو .sözdizimi. 2.taraf. 3.gibi.
    nahvet (A.) [ نخوت ] böbürlenme.
    nahvî (A.) [ نحوی ] gramerci, nahiv uzmanı.
    nâib (A.) [ 1 [ نائب .vekil. 2.kadı, yargıç.
    nâil (A.) [ نائل ] erişen, kavuşan, murada eren.
    nail olmak muradına ermek, kavuşmak, erişmek.
    nâim (A.) [ نائم ] uyuyan.
    nâka (A.) [ ناقه ] dişi deve.
    nakd (A.) [ 1 [ نقد .nakit. 2.madeni para.
    nakden (A.) [ نقدا ] peşin olarak.
    nâkes (F.) [ 1 [ ناکس .soysuz, işe yaramaz. 2.pinti, nekes.
    nâkıs (A.) [ 1 [ ناقص .eksik. 2.eksi.
    nakış (A.) [ نقش ] desen.
    nakib (A.) [ 1 [ نقيب .şeyh yardımcısı. 2.reis vekili.
    nâkil (A.) [ 1 [ ناقل .taşıma, nakil. 2.anlatan, nakleden.
    nakîsa (A.) [ نقيصه ] kusur.
    nakîse (A.) [ نقيصه ] kusur.
    nakkad (A.) [ نقاد ] eleştirmen.
    nakkal (A.) [ نقال ] nakleden, öykü veya masal anlatan.
    nakkare (A.) [ 1 [ نقاره .davul. 2.dümbelek.
    nakl (A.) [ 1 [ نقل .nakil, anlatma. 2.taşıma.
    nakledilmek 1.anlatılmak. 2.taşınmak.
    naklen (A.) [ نقلا ] naklederek, nakil yolu ile.
    346
    nakletmek 1.anlatmak. 2.taşımak.
    nakliyat (A.) [ نقليات ] taşımacılık.
    nakliye (A.) [ نقليه ] taşıma.
    nakş (A.) [ 1 [ نقش .nakış, desen. 2.resim. 3.duvar resmi.
    nakşedilmek işlenmek.
    nakş etmek işlemek.
    nâkus (A.) [ ناقوس ] çan.
    nakz (A.) [ 1 [ نقض .yok sayma. 2.bozma, çözme.
    nâlân (F.) [ نالان ] inleyen.
    nâlân etmek inletmek.
    nâlân olmak inlemek.
    nâle (F.) [ ناله ] inilti.
    nâlende (F.) [ نالنده ] inleyen.
    nâm (F.) [ 1 [ نام .ad. 2.adında, adlı. 3.ün, şöhret.
    nam vermek ad vermek, adlandırmak.
    nâmahdud (F.-A.) [ نامحدود ] sınırsız.
    nâmahrem (F.-A.) [ 1 [ نامحرم .mahrem olmayan. 2.nikah düşmeyen kişi.
    3.yabancı.
    nâmahsus (F.-A.) [ نامحسوس ] hissedilmeyen.
    nâmakbul (F.-A.) [ نامقبول ] makbul olmayan.
    nâmakul (F.-A.)) [ نامعقول ] makul olmayan.
    nâmalûm (F.-A.) [ نامعلوم ] bilinmeyen.
    nâmâver (F.) [ نام آور ] ünlü, sanlı.
    347
    namaz (F.) [ نماز ] namaz.
    namazgâh (F.) [ نمازگاه ] namazlık, üstü açık mesçit.
    nâmberdar (F.) [ نامبردار ] ünlü, sanlı.
    nâmcû (F.) [ نامجو ] yiğit.
    nâmdar (F.) [ نامدار ] ünlü, namlı.
    nâme (F.) [ 1 [ نامه .mektup. 2.kitap.
    nâme’mûl (F.-A.) [ نامأمول ] umulmayan, beklenmedik.
    nâmefhûm (F.-A.) [ نامفهوم ] anlaşılmaz.
    nâmer’î (F.-A.) [ نامرئی ] görülmeyen, görülmez.
    nâmerd (F.) [ نامرد ] alçak, aşağılık, namert.
    nâmesbûk (F.-A.) [ نامسبوق ] olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş.
    nâmına (F.-T.) adına.
    nâmî (F.) [ نامی ] ünlü, namlı.
    nâmurad (F.-A.) [ نامراد ] muradına ermemiş.
    nâmus (A.<Yun.) [ 1 [ ناموس .ırz. 2.dürüstlük. 3.yasa.
    nâmuskâr (A.-F.) [ ناموسکار ] namuslu.
    namuskârane (A.-F.) [ ناموسکارانه ] namusluca, namuslulara yakışır.
    nâmüsaid (F.-A.) [ نامساعد ] uygun olmayan.
    nâmütenahi (F.-A.) [ نامتناهی ] sonsuz, engin.
    nâmver (F.) [ نامور ] ünlü.
    namzed (F.) [ 1 [ نامزد .aday. 2.nişanlı.
    nân (F.) [ نان ] ekmek.
    nâpâyidar (F.) [ ناپایدار ] kalıcı olmayan.
    348
    nâpervâ (F.) [ ناپروا ] korkusuz, pervasız.
    nâr (A.) [ نار ] ateş.
    nâr (F.) [ نار ] nar.
    nârencî (F.) [ نارنجی ] turuncu.
    nâres (F.) [ نارس ] ham, olgunlaşmamış.
    nâresâ (F.) [ 1 [ نارسا .ham. 2.uygun olmayan.
    nârevâ (F.) [ ناروا ] yakışık almaz.
    narh (F.) [ نرخ ] nark.
    nâs (A.) [ ناس ] insanlar.
    nasâra (A.) [ نصارا ] Hıristiyanlar.
    nasâyih (A.) [ نصایح ] öğütler.
    nasib (A.) [ 1 [ نصيب .pay. 2.Tanrı’nın kula verdiği.
    nasihat (A.) [ نصيحت ] öğüt.
    nâsipas (F.) [ ناسپاس ] nankör.
    nâsiye (A.) [ ناصيه ] alın.
    nasrâni (A.) [ نصرانی ] Hıristiyan.
    nass (A.) [ نص ] kesinlik.
    nâsûtî (A.) [ ناسوتی ] insanlık ile ilgili.
    nâşî (A.) [ ناشی ] ileri gelen, kaynaklanan, dolayı.
    nâşinas (F.) [ ناشناس ] yabancı.
    nâşir (A.) [ ناشر ] yayıncı.
    nâtamam (F.-A.) [ ناتمام ] tamamlanmamış, yarım kalmış.
    nâtık (A.) [ ناطق ] konuşan.
    349
    nâtıka (A.) [ ناطقه ] konuşma gücü.
    nâtıkaperdâz (A.-F.) [ ناطقه پرداز ] düzgün ve etkili konuşan.
    nats (A.) [ نطس ] nadas.
    natûk (A.) [ نطوق ] düzgün konuşan.
    nâtüvân (F.) [ ناتوان ] güçsüz, zayıf.
    nâv (F.) [ 1 [ ناو .gemi. 2.kayık.
    nâvdan (F.) [ ناودان ] oluk.
    nâvek (F.) [ ناوک ] ok.
    nây (F.) [ 1 [ نای .ney. 2.kamış.
    nâyçe (F.) [ نایچه ] küçük ney.
    nâyî (F.) [ نایی ] neyzen.
    nâyzen (F.) [ نایزن ] neyzen.
    naz (F.) [ 1 [ ناز .işve, cilve. 2.kapris. 3.naz.
    naza çekmek nazlanmak.
    nâzan (F.) [ نازان ] nazlı.
    nazar (A.) [ 1 [ نظر .bakış. 2.ilgi gösterme, iltifat etme. 3. bakış açısı.
    nazaran (A.) [ نظرا ] göre, nispetle, bakılırsa.
    nazargâh (A.-F.) [ 1 [ نظرگاه .bakış yeri. 2.bakılan yer.
    nazar-ı şübhe [ نظر شبهه ] şüpheli göz, şüpheli bakış.
    nazarında (A.-T.) göre, fikrince, gözünde.
    nazarî (A.) [ نظری ] teorik.
    nazariyat (A.) [ نظریات ] teoriler, nazariyeler.
    nazariye (A.) [ نظریه ] teori.
    350
    nazariyyat (A.) [ نظریات ] teoriler, nazariyeler.
    nâzende (F.) [ نازنده ] nazlı.
    nâzenin (F.) [ 1 [ نازنين .nazlı. 2.narin.
    nâzım (A.) [ 1 [ ناظم .düzenleyen. 2.nazmeden.
    nâzır (A.) [ 1 [ ناظر .bakan. 2.nezaret eden.
    nâzırlık (A.-T.) bakanlık.
    nazif (A.) [ نظيف ] temiz.
    nâzik (F.) [ 1 [ نازک .ince. 2.kibar.
    nâzikâne (F.) [ نازکانه ] kibarca, nazikçe.
    nâzil (A.) [ نازل ] inen.
    nâzil olmak inmek.
    nazile (A.) [ 1 [ نازله .nezle. 2.inmiş. 3.sıkıntı.
    nazîr (A.) [ نظير ] benzer.
    nazm (A.) [ 1 [ نظم .dizme. 2.düzenleme, tertip etme. 3.vezinli ve kafiyeli söz
    söyleme.
    nazmen (A.) [ نظما ] manzum olarak.
    nâzperver (F.) [ نازپرور ] nazlı, naz eden.
    nâzperverde (F.) [ نازپرورده ] nazlı, naz içinde büyümüş.
    nebât (A.) [ نبات ] bitki.
    nebat (F.) [ نبات ] nöbet şekeri.
    nebâtât (A.) [ 1 [ نباتات .bitkiler. 2.botanik.
    nebatî (A.) [ نباتی ] bitkisel.
    neberd (F.) [ نبرد ] savaş.

Sayfa 3/5 İlk 12345 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)
    By AdigeBatur in forum Osmanlı Tarihi
    Cevaplar: 74
    Son Mesaj: 02-03-2008, 00:52
  2. osmanlıca sözlük
    By dilhuba in forum Osmanlı Tarihi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24-08-2007, 09:50
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 14-01-2007, 14:40
  4. msn de sözlük Türkçe-İngilizce
    By XaberDar in forum İNTERNET ve BİLGİSAYAR
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 04-12-2006, 01:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş