Etiketlenen üyelerin listesi

OSMANLI TÜRKÇESİ - TÜRKİYE TÜRKÇESİ SÖZLÜK ÇALIŞMASI (A-B-C) (Ç-D-E-F) (G-H) (I-İ-J-K) (L-M-N-O-Ö-P) (R-S-Ş-T) (U-Ü-V-Y-Z) -A- â (F.) düşmanlar. a’dâd (A.) sayılar. â’ik (A.) engel.

Bu konu 24242 kez görüntülendi 75 yorum aldı ...
Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye) 24242 Reviews

    Konuyu değerlendir: Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 24242 kez incelendi.

Sayfa 2/5 İlk 12345 Son
  1. #17
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    elyâf (A.) [ الياف ] lifler.
    elyevm (A.) [ اليوم ] bugün.
    elzem (A.) [ الزم ] çok gerekli.
    em’â (A.) [ امعا ] bağırsaklar.
    emâkin (A.) [ اماکن ] mekanlar.
    emân (A.) [ امان ] aman dileme.
    emânât-ı mübâreke (A.-F.) [ امانات مبارکه ] kutsal emanetler.
    emânet (A.) [ 1 [ امانت .eminlik. 2.emanet.
    emânetdâr (A.-F.) [ امانت دار ] emanetçi.
    emâneten (A.) [ امانة ] emanet olarak.
    emârât (A.) [ امارات ] işaretler, belirtiler.
    emâre (A.) [ اماره ] işaret, belirti.
    emaret (A.) [ امارت ] beylik, emirlik.
    emced (A.) [ امجد ] çok onurlu, çok şerefli.
    emel (A.) [ امل ] arzu.
    emhâl (A.) [ امهال ] mühletler.
    emhâr (A.) [ امهار ] mehirler.
    emîn (A.) [ 1 [ امين .güvenilir. 2.emniyetli.
    emir (A.) [ امر ] buyruk, emir.
    emîr (A.) [ امير ] bey, emirlik başkanı, emir.
    emir ısdâr edilmek (A.-T.) emir çıkartılmak.
    emirnâme (A.-F.) [ امرنامه ] ferman, emir belgesi.
    emkine (A.) [ امکنه ] mekanlar, yerler.
    emlâk (A.) [ املاک ] mülkler.
    emmâre (A.) [ اماره ] emredici.
    emn (A.) [ امن ] güvenlik, emniyet.
    emniyyet (A.) [ 1 [ امنيت .güvenlik. 2.emniyet teşkilatı.
    emr (A.) [ 1 [ امر .emir, buyruk. 2.iş.
    emrâz (A.) [ امراض ] hastalıklar.
    emred (A.) [ امرد ] bıyıkları yeni terlemiş genç.
    emsâl (A.) [ 1 [ امثال .hikayeler. 2.masallar.
    emsâl (A.) [ 1 [ امثال .örnekler. 2.benzerler.
    emsile (A.) [ امثله ] örnekler.
    emtia (A.) [ امتعه ] mallar.
    emvâc (A.) [ امواج ] dalgalar.
    emvâl (A.) [ اموال ] mallar.
    emvâl -ı gayr-i menkûle [ اموال غير منقوله ] taşınmaz mallar.
    emvât (A.) [ اموات ] ölüler.
    emzice (A.) [ امزجه ] mizaçlar, karakterler.
    enâm (A.) [ 1 [ انام .canlılar. 2.insanlar.
    enbân (F.) [ انبان ] heybe.
    enbâr (F.) [ انبار ] ambar.
    enbîk (A.) [ انبيق ] imbik.
    enbiyâ (A.) [ انبيا ] peygamberler.
    enbûh (F.) [ 1 [ انبوه .kalabalık. 2.gür. 3.yoğun.
    encâm (F.) [ انجام ] son.
    encîr (F.) [ انجير ] incir.
    encüm (A.) [ انجم ] yıldızlar.
    encümen (F.) [ 1 [ انجمن .topluluk. 2.dernek. 3.heyet. 4.komisyon.
    endâm (F.) [ اندام ] boy bos.
    endâze (F.) [ 60 [ اندازه cm.lik uzunluk ölçüsü.
    endek (F.) [ اندک ] az.
    ender (A.) [ اندر ] çok az bulunan.
    enderûn (F.) [ 1 [ اندرون .iç, içerisi. 2.harem dairesi. 3.gönül, kalp.
    enderü’l-vukû (A.) [ اندرالوقوع ] az rastlanır.
    endîşe (F.) [ 1 [ اندیشه .düşünce. 2.kaygı.
    endişeli (F.-T.) kaygılı.
    endîşenâk olmak kaygılanmak.
    endîşnâk (F.) [ 1 [ اندیشناک .düşünceli. 2.kaygılı.
    endûh (F.) [ اندوه ] keder.
    ene (A.) [ انا ] ben.
    enf (A.) [ انف ] burun.
    enfâs (A.) [ انفاس ] nefesler, soluklar.
    enfes (A.) [ انفس ] çok nefis.
    enfüs (A.) [ 1 [ انفس .nefisler. 2.ruhlar.
    engâr (F.) [ انگار ] san.
    engûr (F.) [ انگور ] üzüm.
    engübin (F.) [ انگبن ] bal.
    engüşt (F.) [ انگشت ] parmak.
    engüşter (F.) [ انگشتر ] yüzük.
    engüştnümâ (F.) [ انگشت نما ] parmakla gösterilen.
    enhâr (A.) [ انهار ] nehirler, ırmaklar.
    enîn (A.) [ انين ] inleme, inilti.
    enîs (A.) [ 1 [ انيس .dost. 2.sevgili.
    enkâz (A.) [ انقاض ] yıkıntı.
    enmûzec (A.) [ انموزج ] örnek, numûne.
    ensâb (A.) [ انساب ] nesepler, soylar.
    ensâc (A.) [ انساج ] dokular.
    ensâl (A.) [ انسال ] nesiller, kuşaklar.
    ensâr (A.) [ انصار ] yardımcılar.
    ensice (A.) [ 1 [ انسجه .dokular. 2.kumaşlar.
    envâ’ (A.) [ انواع ] çeşitler, neviler.
    envâr (A.) [ انوار ] ışıklar.
    enver (A.) [ انور ] çok parlak.
    enzâr (A.) [ انظار ] bakışlar, gözler.
    erâcîf (A.) [ اراجيف ] saçmalıklar, uydurmalar.
    erâmil (A.) [ ارامل ] dullar.
    erâzî (A.) [ اراضی ] arazi.
    erâzil (A.) [ اراذل ] reziller, aşağılıklar.
    erba’ (A.) [ اربع ] dört.
    erba’a (A.) [ اربعه ] dört.
    erbâb (A.) [ 1 [ ارباب .sahip. 2.başkan. 3.usta.
    erbain (A.) [ اربعين ] kırk. hadîs-i ~ kırk hadis.
    erc (F.) [ ارج ] değer.
    ercmend (F.) [ ارجمند ] değerli, saygın.
    ercümend (F.) [ ارجمند ] değerli, saygın.
    erfa’ (A.) [ ارفع ] çok yüce, çok yüksek.
    erganun (F.) [ ارغنون ] org.
    ergevân (F.) [ ارغوان ] erguvan.
    erguvân (F.) [ ارغوان ] erguvan.
    erguvânî (F.) [ ارغوانی ] erguvan rengi.
    erîke (A.) [ اریکه ] taht.
    eriş (F.) [ ارش ] arşın.
    erkâm (A.) [ 1 [ ارقام .rakamlar. 2.yazılar.
    erkân (A.) [ 1 [ ارکان .direkler. 2.temeller, esaslar. 3.ileri gelenler, üst düzeyde
    bulunanlar. 4.önderler.
    erkân-ı harbiyye-i umûmiyye [ ارکان حربيهء عموميه ] genel kurmay başkanlığı.
    ermeğân (F.) [ ارمغان ] armağan.
    erneb (A.) [ ارنب ] tavşan.
    erre (F.) [ اره ] testere.
    ervâh (A.) [ ارواح ] ruhlar.
    erz (F.) [ ارز ] değer, kıymet.
    erzâk (A.) [ ارزاق ] yiyecek, erzak.
    erzân (F.) [ 1 [ ارزان .ucuz. 2.yaraşır, layık.
    erzânî (F.) [ 1 [ ارزانی .ucuzluk. 2.liyakat, yeterlilik.

  2. #18
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    erzel (A.) [ ارذل ] en rezil, en aşağılık.
    erzen (F.) [ ارزن ] darı.
    erziş (F.) [ ارزش ] değer, kıymet, itibar.
    erzîz (F.) [ ارزیز ] kalay.
    es’ad (A.) [ اسعد ] çok mutlu.
    es’âr (A.) [ اسعار ] fiyatlar.
    es’ile (A.) [ اسئله ] sorular.
    esâmî (A.) [ اسامی ] isimler.
    esâret (A.) [ اسارت ] tutsaklık.
    esâs (A.) [ اساس ] asıl, kök, temel.
    esâsât (A.) [ اساسات ] asıllar, esaslar.
    esâsen (A.) [ اساسا ] aslında.
    esâtîr (A.) [ 1 [ اساطير .mitoloji. 2.uydurma sözler.
    esâtîz (A.) [ 1 [ اساتيذ .ustalar. 2.üstadlar.
    esb (F.) [ اسب ] at.
    esbâb (A.) [ اسباب ] sebepler.
    esbâb -ı mûcibe [ اسباب موجبه ] gerekçe, gerekçeler.
    esbâb -ı mücbire [ اسباب مجبره ] zorlayıcı sebepler.
    esbâb -ı zarûriyye [ اسباب ضروریه ] zorunlu sebepler.
    esbak (A.) [ اسبق ] önceki, daha önceki, eski.
    esed (A.) [ اسد ] arslan.
    esef (A.) [ اسف ] üzülme, hayıflanma.
    esefâ (A.) [ اسفا ] vah vah, eyvahlar olsun, yazık!
    esefnâk (A.-F.) [ اسفناک ] üzücü.
    eser (A.) [ 1 [ اثر .iz. 2.eser, yapıt. 3.kitap.
    esfâr (A.) [ اسفار ] seferler, yolculuklar.
    esfel (A.) [ 1 [ اسفل .en aşağı. 2.aşağılıkların en aşalığı.
    eshâb (A.) [ 1 [ اصحاب .sahipler. 2.ashab.
    eshâm (A.) [ 1 [ اسهام .hisseler. 2.senetler.
    eshâr (A.) [ اسحار ] seherler.
    eshel (A.) [ اسهل ] en kolay.
    eshiyâ (A.) [ اسخيا ] cömertler.
    esîr (A.) [ اسير ] tutsak.
    esîrân (A.-F.) [ اسيران ] tutsaklar.
    eslâf (A.) [ اسلاف ] selefler, geçmişler.
    esliha (A.) [ اسلحه ] silahlar.
    esmâ (A.) [ اسما ] isimler.
    esmân (A.) [ اثمان ] değerler, kıymetler, bedeller.
    esmâr (A.) [ اثمار ] meyvalar.
    esmer (A.) [ اسمر ] karayağız, esmer, koyu tenli.
    esnâ (A.) [ اثنا ] sıra, an.
    esnâf (A.) [ 1 [ اصناف .sınıflar. 2.esnaf.
    esnâm (A.) [ اصنام ] putlar.
    esnân (A.) [ اسنان ] dişler.
    esra’ (A.) [ اسرع ] en çabuk, en hızlı.
    esrâr (A.) [ اسرار ] sırlar, gizler.
    esrârengîz (A.-F.) [ اسرارانگيز ] gizemli.
    esrarkeş (A.-F.) [ اسرارکش ] esrar içen, esrarcı.
    ester (F.) [ استر ] katır.
    esvâb (A.) [ اثواب ] giysiler.
    esvât (A.) [ اصوات ] sesler.
    esved (A.) [ اسود ] siyah.
    esyâf (A.) [ اسياف ] kılıçlar.
    eş’âr (A.) [ اشعار ] şiirler.
    eşcâr (A.) [ اشجار ] ağaçlar.
    eşhâs (A.) [ اشخاص ] kişiler.
    eşhür (A.) [ اسهر ] aylar.
    eşi’a (A.) [ اشعه ] ışıklar, ışınlar.
    eşk (F.) [ اشک ] gözyaşı.
    eşkâl (A.) [ اشکال ] şekiller
    eşkâlûd (F.) [ اشک آلود ] gözyaşlı.
    eşkiyâ (A.) [ اشقيا ] haydutlar, yol kesenler.
    eşna’ (A.) [ اشنع ] en kötü, en çirkin.
    eşrâf (A.) [ اشراف ] seçkinler, ileri gelenler, sosyete.
    eşref (A.) [ اشرف ] en şerefli.
    eşref -i mahlûkât [ اشرف مخلوقات ] varlıkların en şereflisi, insan.
    et’ime (A.) [ اطعمه ] yiyecekler.
    etemm (A.) [ اتم ] tam, mükemmel, eksiksiz.
    etfâl (A.) [ اطفال ] çocuklar.
    etıbbâ (A.) [ اطبا ] doktorlar, tabipler.
    etrâf (A.) [ اطراف ] yöre, çevre.
    etrâk (A.) [ اتراک ] Türkler.
    etvâr (A.) [ اطوار ] tavırlar.
    evâhir (A.) [ اواخر ] sonlar, son günler.
    evâil (A.) [ اوائل ] başlar, ilk günler.
    evâmir (A.) [ اوامر ] emirler, buyruklar.
    evân (A.) [ اوان ] çağ.
    evânî-i turâbe (A.-F.) [ اوانی ترابه ] toprak çanak çömlek.
    evâsıt (A.) [ اواسط ] ortalar, ortadakiler.
    evbâş (A.) [ اوباش ] ayak takımı, külhanbeyler.
    evc (A.) [ اوج ] doruk, zirve.
    evdiye (A.) [ اودیه ] vadiler, dereler.
    evhad (A.) [ اوحد ] bir tane, biricik.
    evhâm (A.) [ اوهام ] vehimler, kuruntular.
    evkâf (A.) [ اوقاف ] vakıflar.
    evkât (A.) [ اوقات ] vakitler.
    evlâ (A.) [ اولی ] en iyi, en uygun.
    evlâd (A.) [ 1 [ اولاد .çocuklar. 2.soy.
    evleviyyet (A.) [ اولویت ] öncelik.
    evliyâ (A.) [ 1 [ اوليا .velîler. 2.önderler. 3.yetkililer.
    evrâd (A.) [ اوراد ] dualar.
    evrâk (A.) [ 1 [ اوراق .kağıtlar. 2.belgeler. 3.arşiv.
    evreng (F.) [ اورنگ ] taht.
    evsâf (A.) [ اوصاف ] vasıflar, özellikler.
    evsat (A.) [ اوسط ] orta, ortadaki.
    evtâd (A.) [ اوتاد ] kazıklar.
    evvel (A.) [ 1 [ اول .ilk. 2.başlangıç. 3.önce.
    evvelâ (A.) [ اولا ] ilkin, ilk önce.
    evvelâhır (A.) [ اول آخر ] alt tarafı, önü sonu.
    evvelbahar (A.-F.) [ اول بهار ] ilkbahar.
    evvelemirde (A.-T.) işin başında, her şeyden önce.
    evveliyyât (A.) [ اوليات ] daha öncesi, eski durumu.
    evzân (A.) [ 1 [ اوزان .ölçüler. 2.vezinler. 3.ağırlıklar.
    eyâlât (A.) [ 1 [ ایالات .eyaletler. 2.memleketler, topraklar.
    eytâm (A.) [ ایتام ] yetimler, öksüzler.
    eyvân (F.) [ 1 [ ایوان .ayvan. 2.sundurma. 3.çardak.
    eyyâm (A.) [ ایام ] günler.
    eyzan (A.) [ ایضا ] ve yine, aynı şekilde.
    ezânî (A.) [ اذانی ] ezan ile ilgili.
    ezdâd (A.) [ اضداد ] karşıtlar, zıtlar.
    ezel (A.) [ ازل ] öncesizlik, geçmişe doğru sonsuzluk.
    ezelbeezel (A.-F.) [ ازل به ازل ] ezelden beri.
    ezelî (A.) [ ازلی ] ezele ilişkin.
    ezeliyyet (A.) [ ازليت ] ezellik durumu.
    ezhân (A.) [ اذهان ] zihinler.
    ezhâr (A.) [ ازهار ] çiçekler.
    eziyyet (A.) [ اذیت ] üzme.
    ezkâr (A.) [ 1 [ اذکار .zikirler. 2.anmalar.
    ezkazâ (F.-A.) [ ازقضا ] tesadüfen.
    ezkiyâ (A.) [ اذکيا ] zekiler.
    ezmân (A.) [ ازمان ] zamanlar.
    ezmine (A.) [ ازمنه ] zamanlar, çağlar.
    ezmine -i cedîde [ ازمنهء جدیده ] yeni çağ.
    ezmine -i kadîme [ ازمنهء قدیمه ] eski zamanlar, eski çağlar.
    ezmine -i mütekaddime [ ازمنهء متقدمه ] eski çağlar.
    ezrak (A.) [ ازرق ] mavi.
    ezvâc (A.) [ ازواج ] çiftler.
    ezvâk (A.) [ اذواق ] zevkler.
    ezyâl (A.) [ 1 [ اذیال .ekler, zeyiller. 2.kuyruklar.

  3. #19
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -F-

    fa’âl (A.) [ فعال ] hareketli, çalışkan.
    fa’âliyyet (A.) [ فعاليت ] hareketlilik, çalışma.
    fâcia (A.) [ 1 [ فاجعه .acıklı olay. 2.felaket. 3.dram.
    fâciât (A.) [ 1 [ فاجعات .acıklı olaylar, facialar. 2.felaketler.
    fâcir (A.) [ 1 [ فاجر .günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.
    fağfur (F.) [ فغفور ] Çin imparatoru.
    fağfûrî (F.) [ فغفوری ] çini.
    fahâmet (A.) [ 1 [ فخامت .yücelik, ululuk. 2.kıymet.
    fahhâr (A.) [ فخار ] övüngen.
    fâhir (A.) [ 1 [ فاخر .değerli. 2.şerefli, onurlu.
    fâhiş (A.) [ 1 [ فاحش .aşırı. 2.büyük. çirkin, kötü.
    fâhişe (A.) [ فاحشه ] fuhuş yapan kadın.
    fâhişehane (A.-F.) [ فاحشه خانه ] genelev.
    fahr (A.) [ فخر ] övünç, kıvanç.
    fahrî (A.) [ 1 [ فخری .onursal. 2.ücret almadan, kendi isteğiyle
    fahşâ (A.) [ فحشا ] fuhuş.
    fâhte (A.) [ فاخته ] güvercin, yaban güvercini.
    fahûr (A.) [ فخور ] övüngen.
    fâide (A.) [ فائده ] yarar, kazanç, fayda.
    fâidebahş (A.-F.) [ فائده بخش ] yararlı, faydalı.
    fâik (A.) [ فائق ] üstün.
    fâikiyyet (A.) [ فائقيت ] üstünlük.
    fâil (A.) [ 1 [ فاعل .yapan. 2.özne. 3.etkili.
    fâiliyyet (A.) [ فاعليت ] etkenlik, aktivite.
    fâiz (A.) [ 1 [ فائض .taşan. 2.faiz, paradan elde edilen kazanç.
    fâka (A.) [ فاقه ] yoksulluk.
    fakâhet (A.) [ فقاهت ] fıkıhçılık.
    fakat (A.) [ فقط ] ancak, yalnız.
    fakd (A.) [ فقد ] yokluk, yoksunluk.
    fakîd (A.) [ فقيد ] eşi az bulunur.
    fakîh (A.) [ فقيه ] islam hukukçusu, fakih.
    fâkiha (A.) [ فاکهه ] meyva.
    fakîr (A.) [ 1 [ فقير .yoksul. 2.bendeniz. 3.dilenci. 4.derviş.
    fakirhâne (A.-F.) [ فقيرخانه ] bendenizin evi.
    fakr (A.) [ فقر ] yoksulluk.
    fâl (F.) [ فال ] fal.
    falaka (A.) [ فلقه ] falaka, ayağa sopa atarak acı çektirmek için hazırlanan
    düzenek.
    fâlic (A.) [ فلج ] felç.
    fâlnâme (F.) [ فالنامه ] fal kitabı.
    fâm (F.) [ فام ] renk.
    fânî (A.) [ 1 [ فانی .ölümlü. 2.yok olucu. 3.geçici.
    fânûs (A.) [ فانئس ] fener.
    fâr (A.) [ فار ] fare.
    farazâ (A.) [ فرضا ] diyelim ki.
    faraziyye (A.) [ فرضيه ] varsayım.
    fârıka (A.) [ فارقه ] ayırıcı.
    fâriğ (A.) [ 1 [ فارغ .boş. 2.rahat, huzurlu. 3.vazgeçen.
    fâris (A.) [ فارس ] atlı.
    fârisî (F.) [ 1 [ فارسی .Farsça. 2.Fars, İranlı.
    farîza (A.) [ 1 [ فریضه .farz. 2.borç.
    fark (A.) [ فرق ] ayrıcalık, ayrılık.
    fart (A.) [ فرط ] aşırı, aşırılık.
    farz (A.) [ 1 [ فرض .Tanrı emri. 2.borç, ödev. 3.zorunlu.
    farz edilmek sayılmak, tutulmak, tasavvur edilmek.
    farz etmek saymak, tutmak, tasavvur etmek.
    farz olunmak 1.tasavvur edilmek. 2.Tanrı tarafından yapılması zorunlu kılınmak.
    farzâ (A.) [ فرضا ] tut ki, diyelim ki.
    farziyye (A.) [ فرضيه ] varsayım.
    fâsık (A.) [ فاسق ] kötülük düşünen.
    fâsıla (A.) [ 1 [ فاصله .ara. 2.aralayıcı. 3.uzaklık.
    fâsid (A.) [ فاسد ] bozulmuş, bozuk.
    fasîh (A.) [ فصيح ] güzel konuşan.
    fasîle (A.) [ فصيله ] aile.
    fasl (A.) [ 1 [ فصل .mevsim. 2.bölüm. 3.çözümleme.
    fassâd (A.) [ فصاد ] hacamat yapan.
    fâş (F.) [ فاش ] ifşa olmuş, aşikar olmuş.
    fâtih (A.) [ فاتح ] fetheden
    fatin (A.) [ فطين ] zeki, kavrayışlı.
    fayda (A.) [ فایده ] yarar, fayda, kazanç.
    fâzıl (A.) [ فاضل ] erdemli.
    fazîha (A.) [ فضيحه ] rezillik, skandal.
    fazîlet (A.) [ فضيلت ] erdem.
    faziletkâr (A.-F.) [ فضيلتکار ] erdemli.
    faziletperest (A.-F.) [ فضيلت پرست ] erdem yanlısı.
    fazl (A.) [ 1 [ فضل .erdem. 2.üstünlük.
    fazla (A.) [ 1 [ فضله .çok. 2.artık.
    fecâ’at (A.) [ فجاعت ] feci durum.
    fecere (A.) [ 1 [ فجره .günahkarlar. 2.kötü insanlar.
    fecî’ (A.) [ فجيع ] çok kötü, korkunç.
    fecî’a (A.) [ فجيعه ] facia, felaket.
    fecir (A.) [ فجر ] tan ağartısı.
    fecr (A.) [ فجر ] tan ağartısı.
    fecr -i kâzib [ فجرکاذب ] gerçek tan ağartısından önceki geçici aydınlık
    fecr -i sâdık [ فجر صادق ] tan ağartısı, şafak sökmesi.
    fedâ (A.) [ 1 [ فدا .yoluna can koyma. 2.kurban. 3.uğruna verme.
    fedâ edilmek 1.uğruna harcanmak. 2.kurban edilmek.
    fedâ etmek 1.uğruna harcamak. 2.kurban etmek.
    fedâ’î (A.) [ فدائی ] yoluna canını hiçe sayan.
    fedâkâr (A.-F.) [ فداکار ] özverili.
    fedâkârâne (A.-F.) [ فداکارانه ] özveri ile, özverili.
    fedâkârî (A.-F.) [ فداکاری ] özveri.
    fehâris (A.) [ فهارس ] fihristler.
    fehîm (A.) [ فهيم ] anlayışlı.
    fehm (A.) [ فهم ] anlama.
    fehm eylemek anlamak.
    fehvâ (A.) [ فحوا ] içerik.
    fekâhet (A.) [ فکاحت ] şakacılık, muziplik.
    fekk (A.) [ 1 [ فک .çene. 2.ayırma.
    felâh (A.) [ فلاح ] kurtulma, rahata erme.
    felâket (A.) [ فلاکت ] büyük bela, musibet.
    felâketzede (A.-F.) [ فلاکت زده ] felakete uğrayan.
    felâsife (A.) [ فلاسفه ] filozoflar, felsefeciler.
    felc (A.) [ فلج ] inme, felç.
    felek (A.) [ 1 [ فلک .gökyüzü. 2.talih. 3.kader.
    felekiyyât (A.) [ فلکيات ] astronomi.
    felekzede (A.-F.) [ فلک زده ] kader kurbanı, felek vurgunu.
    fellâh (A.) [ فلاح ] çiftçi.
    felsefî (A.) [ فلسفی ] felsefe ile ilgili.
    fem (A.) [ فم ] ağız.
    fenâ (A.) [ 1 [ فنا .yokluk. 2.kötü.
    fenâpezîr (A.-F.) [ فناپذیر ] yok olucu, fani.
    fend (F.) [ فند ] hile.
    fenn (A.) [ 1 [ فن .bilim. 2..tür. 3.teknik.
    fennen (A.) [ فنا ] teknik açıdan.
    fennî (A.) [ فنی ] teknik.
    fenniyyât (A.) [ فنيات ] teknoloji.
    fer (F.) [ فر ] parlaklık.
    fer’ (A.) [ 1 [ فرع .yan. 2.dal.
    fer’î (A.) [ فرعی ] yan dal, tâli, ikincil.
    ferâgat (A.) [ 1 [ فراغت .bırakma, terketme. 2.rahatlık. 3.zenginlik.
    ferâğ (A.) [ 1 [ فراغ .bırakma, terk etme, vazgeçme. 2.boş durma.
    ferâğ etmek bırakmak
    ferah (A.) [ فرح ] sevinç.
    ferâh (F.) [ فراخ ] geniş.
    ferahbahş (A.-F.) [ فرح بخش ] ferahlık veren, iç açıcı.
    ferâine (A.) [ فراعنه ] firavunlar.
    ferâiz (A.) [ 1 [ فرائض .farzlar. 2.ödevler.
    ferâmîn (A.<F.) [ فرامين ] fermanlar.
    ferâmûş (F.) [ فراموش ] unutma.
    ferâmuş etmek unutmak.
    ferâset (A.) [ فراست ] sezgi.
    ferbih (F.) [ فربه ] semiz.
    ferc (A.) [ 1 [ فرج .yarık. 2.vajina.
    fercâm (F.) [ فرجام ] son, akıbet.
    ferd (A.) [ 1 [ فرد .tek. 2.birey.
    ferdâ (F.) [ فردا ] yarın.
    ferdî (A.) [ فردی ] kişisel.
    ferdiyyet (A.) [ فردیت ] bireylik.
    ferec (A.) [ فرج ] rahatlama.
    feres (A.) [ فرس ] at.
    ferhân (A.) [ فرحان ] sevinçli, neşeli.
    ferheng (F.) [ 1 [ فرهنگ .kültür. 2.sözlük.
    ferhunde (F.) [ فرخنده ] kutlu.
    ferîd (A.) [ فرید ] biricik, tek.
    ferikân (A.-F.) [ فریقان ] tüm veya korgeneraller.
    ferîk-i evvel (A.-F.) [ فریق اول ] korgeneral.
    ferîk-i sânî (A.-F.) [ فریق ثانی ] tümgeneral.
    ferişte (F.) [ فرشته ] melek.
    fermân (F.) [ فرمان ] buyruk.
    fermandih (F.) [ فرمان ده ] komutan.
    fermânfermâ (F.) [ 1 [ فرمان فرما .padişah. 2.komutan. 3.buyrukçu, buyruk veren.
    fermâyiş (F.) [ فرمایش ] buyruk.
    ferrâş (A.) [ 1 [ فراش .döşemeci. 2.hizmetkâr.
    ferruh (F.) [ فرخ ] kutlu.
    fersûde (F.) [ 1 [ فرسوده .solgun. 2.yıpranmış. 3.eprimiş.
    ferş (A.) [ 1 [ فرش .döşeme. 2.yaygı.
    fertût (F.) [ فرتوت ] bunamış ihtiyar.
    ferverdîn (F.) [ فروردین ] İran takvimine göre baharın ilk ayı.
    feryâd (F.) [ 1 [ فریاد .bağırma, çığlık. 2.imdat isteme.
    feryâd etmek bağırmak, çığlık atmak
    feryâdres (F.) [ فریادرس ] imdada koşan.
    ferzâne (F.) [ فرزانه ] bilge.
    ferzend (F.) [ فرزند ] evlat.
    fesâd (A.) [ 1 [ فساد .fesat, bozukluk. 2.kötülük.
    fesahat (A.) [ فصاحت ] fasihlik, dilde düzgünlük.
    fesâne (F.) [ فسانه ] efsane, masal.
    fesat (A.) [ فساد ] bozukluk, kötülük.
    fesh (A.) [ فسخ ] iptal etme, kaldırma, bozma.
    fetâ (A.) [ 1 [ فتی .genç. 2.cömert.
    fetâvâ (A.) [ فتاوی ] fetvalar.
    feth (A.) [ 1 [ فتح .fetih, tamamen ele geçirme. 2.açma. 3.açılma.
    fetîle (A.) [ فتيله ] fitil.
    fetret (A.) [ 1 [ فترت .duraklama. 2.iki olay arasındaki zaman.
    fettâh (A.) [ 1 [ فتاح .fetheden. 2.açan. 3.Tanrı.
    fettan (A.) [ 1 [ فتان .işveli, oynak, cilveli. 2.fitne koparan.
    fetvâ (A.) [ فتوی ] kadının verdiği şer’î karar.
    fevâhiş (A.) [ فواحش ] ******ler.
    fevâid (A.) [ فوائد ] yararlar, faydalar, kazançlar.
    fevâkih (A.) [ 1 [ فواکه .meyvalar. 2.yemişler.
    fevâris (A.) [ فوارس ] atlılar.
    fevc (A.) [ 1 [ فوج .grup, cemaat, zümre. 2.bölük, takım.
    feverân (A.) [ 1 [ فوران .fışkırma. 2.kaynama.
    feverân etmek fışkırmak.
    fevk (A.) [ فوق ] üst, üstü.
    fevkalâde (A.) [ فوق العاده ] olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.
    fevkalbeşer (A.) [ فوق البشر ] insan üstü.
    fevkalferd (A.) [ فوق الفرد ] birey üstü.
    fevkalhad (A.) [ فوق الحد ] haddinden fazla.
    fevkânî (A.) [ فوقانی ] üstteki, yukarıdaki.
    fevkattabîa (A.) [ فوق الطبيعه ] doğa üstü.
    fevren (A.) [ فورا ] hemen, derhal, çarçabuk.
    fevrî (A.) [ فوری ] âni.
    fevt (A.) [ 1 [ فوت .geçip gitme. 2.ölüm.
    fevvâre (A.) [ فواره ] fıskiye.
    feyezân (A.) [ فيضان ] taşkın.
    feyiz (A.) [ 1 [ فيض .bereket, bolluk. 2.ilim.
    feylesof (A.) [ فيلسوف ] filozof, felsefeci.
    feyyâz (A.) [ 1 [ فياض .verimli, bereketli. 2.Tanrı.
    feyz (A.) [ 1 [ فيض .bereket, bolluk. 2.ilim.
    feyzbahş (A.-F.) [ 1 [ فيض بخش .verimli, bereketli. 2.feyiz veren.
    fezâ (A.) [ 1 [ فضا .uzay. 2.geniş düzlük.
    fezâil (A.) [ فضائل ] erdemler.
    fezleke (A.) [ 1 [ فذلکه .soruşturma özeti. 2.özet.
    fıdda (A.) [ فضه ] gümüş.
    fıkarât (A.) [ 1 [ فقرات .fıkralar. 2.bölümler. 3.omurlar.
    fıkdân (A.) [ فقدان ] yoksunluk, bulunmama, yokluk.
    fıkh (A.) [ فقه ] islam hukuku, fıkıh.
    fıkra (A.) [ 1 [ فقره .fıkra. 2.bölüm. 3.omur.
    fırak (A.) [ 1 [ فرق .fırkalar, partiler. 2.bölükler. 3.zümreler.
    fırka (A.) [ 1 [ فرقه .parti. 2.bölük. 3.zümre.
    fırsat (A.) [ فرصت ] uygun an, fırsat.
    fısk (A.) [ 1 [ فسق .kötülük, sefihlik. 2.dinsizlik. 3.Tanrı’ya karşı isyan.
    fıskiyye (A.) [ فسقيه ] fıskiye.
    fıtnat (A.) [ فطنت ] kavrayış, zekîlik.
    fıtra (A.) [ 1 [ فطره .fitre. 2.kuru üzüm.
    fıtrat (A.) [ فطرت ] yaratılış.
    fıtraten (A.) [ فطرتا ] yaratılıştan.
    fıtrî (A.) [ فطری ] yaratılıştan gelen.
    fî (A.) [ فی ] fiyat, değer, kıymet, eder.
    fi’l (A.) [ 1 [ فعل .hareket, davranış, eylem. 2.fiil.
    fi’len (A.) [ فعلا ] yaparak, işleyerek, bilfiil.
    fi’liyyât (A.) [ فعليات ] eyleme dökülen işler.
    fîât (A.) [ 1 [ فيئات .fiyat. 2.fiyatlar.
    figân (F.) [ فغان ] feryat etme, ah çekme.
    figân eylemek bağırmak, feryat etmek, inlemek.
    fihris (A.) [ 1 [ فهرس .içindekiler. 2.indeks, dizin.

  4. #20
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    fikir (A.) [ فکر ] fikir, düşünce.
    fikr (A.) [ فکر ] düşünce, fikir.
    fikren (A.) [ فکرا ] düşünce bakımından.
    fikrî (A.) [ فکری ] düşünce ile ilgili.
    fikriyyât (A.) [ فکریات ] düşünce ile ilgili çalışmalar.
    fil (A.) [ فيل ] fil.
    filâhat (A.) [ فلاحت ] çiftçilik.
    filasl (A.) [ فی الاصل ] aslında.
    filhakîka (A.) [ فی الحقيقه ] gerçekte, aslında, doğrusu.
    filhâl (A.) [ فی الحال ] şimdi, derhal.
    filiz (A.) [ فلز ] maden külçesi.
    filmesel (A.) [ فی المثل ] örneğin, örnekte olduğu gibi.
    filvâki (A.) [ فی الواقع ] aslında, gerçekte.
    fîmâba’d (A.) [ فی ما بعد ] bundan böyle.
    fînefsilemr (A.) [ فی نفس الامر ] işin aslında, gerçekte.
    fir’avn (A.) [ فرعون ] firavun.
    firâk (A.) [ 1 [ فراق .ayrılık. 2.ayrılık acısı.
    firâr (A.) [ فرار ] kaçış, kaçma.
    firâr etmek kaçmak.
    firârî (A.) [ فراری ] kaçak.
    firâvân (F.) [ فراوان ] bol, çok.
    firâz (F.) [ 1 [ فراز .üst, yukarı. 2.yokuş.
    firdevs (A.) [ 1 [ فردوس .cennet. 2.bahçe.
    fireng (F.) [ فرنگ ] Batı, Avrupa.
    firîfte (F.) [ فریفته ] aldanmış, aldatılmış.
    firîfte olmak aldanmak.
    firistâde (F.) [ فرستاده ] elçi.
    firişte (F.) [ فرشته ] melek.
    firiştehû (F.) [ فرشته خو ] melek gibi, melek huylu, güzel huylu.
    firkat (A.) [ فرقت ] ayrılık.
    fîrûz (F.) [ 1 [ فيروز .talihli, kutlu. 2.muzaffer.
    fîrûze (F.) [ فيروزه ] turkuaz, firuze taşı.
    fîrûzefâm (F.) [ فيروزه فام ] turkuaz, açık mavi.
    fîsebîlillah (A.) [ فی سبيل الله ] Tanrı rızası için, Tanrı yolunda.
    fiten (A.) [ فتن ] fitneler.
    fitne (A.) [ 1 [ فتنه .bölücülük, kargaşa çıkartma. 2.sıkıntı.
    fityân (A.) [ فتيان ] gençler.
    fuâd (A.) [ فؤاد ] yürek.
    fuhş (A.) [ فحش ] fuhuş.
    fuhuş (A.) [ فحش ] fuhuş.
    fukahâ (A.) [ فقها ] fıkıhçılar, islam hukukçuları.
    fukarâ (A.) [ فقرا ] yoksullar.
    fûlâd (F.) [ فولاد ] çelik.
    furkân (A.) [ 1 [ فرقان .Kur’ân. 2.iyi ile kötünün ayrıldığı yerleri gösteren.
    fursat (A.) [ فرصت ] fırsat, uygun an.
    fursatcû (A.-F.) [ فرصت جو ] fırsatçı.
    fusahâ (A.) [ فصحا ] fasih konuşanlar.
    fusûl (A.) [ 1 [ فصول .fasıllar, bölümler. 2.mevsimler.
    fuzalâ (A.) [ 1 [ فضلا .erdemliler. 2.bilginler.
    fuzûl (A.) [ 1 [ فضول .fazla, çok. 2.gereksiz, fuzuli.
    fuzûlî (A.) [ 1 [ فضولی .zevzek, boşboğaz. 2.gereksiz, boşuna, fazladan.
    füceten (A.) [ فجئة ] apansız, ansızın.
    fücûr (A.) [ 1 [ فجور .yakın akraba evliliği. 2.günahkarlık, sefihlik.
    fülân (A.) [ فلان ] falan, filan, falanca.
    fülfül (A.) [ فلفل ] biber, karabiber.
    füls (A.) [ فلس ] mangır.
    fülûs (A.) [ فلوس ] mangırlar.
    fünûn (A.) [ 1 [ فنون .teknikler. 2.bilimler.
    fürs (F.) [ 1 [ فرس .Farsça. 2.Fars ülkesi, İran. 3.Fars, İranlı.
    fürû’ (A.) [ فروع ] yan dallar, şubeler.
    fürûğ (A.) [ 1 [ فروغ .ışık. 2.parıltı.
    fürûht (F.) [ فروخت ] satış.
    fürûmâye (F.) [ فرومایه ] aşağılık, alçak.
    fürûzân (F.) [ فروزان ] parlak.
    füshat (A.) [ فسحت ] genişlik.
    füsûn (F.) [ فسون ] afsun, büyü.
    füsûnger (F.) [ 1 [ فسونگر .afsuncu, büyücü. 2.büyüleyici.
    füsürde (F.) [ فسرده ] donuk, solgun.
    fütâde (F.) [ 1 [ فتاده .düşkün. 2.düşmüş. 3.aşık. 4.tutkun.
    fütûhât (A.) [ فتوحات ] fetihler.
    fütûr (A.) [ 1 [ فتور .gevşeklik. 2.bıkkınlık.
    fütüvvet (A.) [ 1 [ فتوت .gençlik. 2.yiğitlik. 3.eskiden Anadolu’da kurulup gelişen
    esnaf teşkilatı.
    füyûz (A.) [ فيوض ] feyizler, bolluklar, bereketler.
    füzûn (F.) [ فزون ] fazla.

  5. #21
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -G-

    gabâvet (A.) [ غباوت ] bönlük, dangalaklık, kalınkafalılık.
    gabî (A.) [ غبی ] bön, dangalak, kalınkafalı.
    gabn (A.) [ غبن ] kazıklama, alışverişte aldatma.
    gaddâr (A.) [ غدار ] zalim, acımasız.
    gadr (A.) [ غدر ] haksızlık, zulüm.
    gaffâr (A.) [ غفار ] bağışlayıcı Tanrı.
    gâfil (A.) [ غافل ] habersiz.
    gaflet (A.) [ غفلت ] habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık.
    gafleten (A.) [ غفلة ] dalgınlıkla.
    gafûr (A.) [ غفور ] bağışlayıcı.
    gâh (F.) [ 1 [ گاه .kâh. 2.yer ve zaman bildiren kelimeler türetir.
    gâhî (F.) [ گاهی ] kimi zaman, bazen, arasıra.
    gâhvâre (F.) [ گاهواره ] beşik.
    gâib (A.) [ غائب ] bulunmayan, ortada görünmeyen, kayıp.
    gâile (A.) [ 1 [ غائله .uğraşı, telaş, meşakkat. 2.savaş.
    gâita (A.) [ غائطه ] dışkı.
    galat (A.) [ غلط ] yanlış.
    galebe (A.) [ 1 [ غلبه .baskın çıkma, ağır basma. 2.kalabalık.
    galeyân (A.) [ غليان ] kaynama.
    gâlib (A.) [ 1 [ غالب .ağır basan. 2.galip.
    gâliba (A.) [ غالبا ] sanırım, belki.
    gâlibiyyet (A.) [ غالبيت ] zafer, ağır basma, yenme.
    galîz (A.) [ غليظ ] koyu, yoğun, kaba.
    galle (A.) [ غله ] tahıl.
    gam (A.) [ غم ] keder, üzüntü.
    gâm (F.) [ 1 [ گام .adım. 2.ayak.
    gâmız (A.) [ غامض ] çapraşık, güç anlaşılır.
    gammâz (A.) [ غماز ] ispiyoncu.
    gamnâk (A.-F.) [ غمناک ] kederli, üzgün.
    gamze (A.) [ 1 غمزه .yanak çukuru. 2.çene çukuru. 3.süzgün bakış.
    ganâim (A.) [ غنائم ] ganimetler.
    ganem (A.) [ غنم ] koyun.
    ganî (A.) [ غنی ] zengin.
    ganîmet (A.) [ 1 [ غنيمت .savaşta düşmandan alınan her türlü eşya. 2.bedelsiz
    kazanç.
    gâr (A.) [ غار ] mağara.
    garâbet (A.) [ غرابت ] gariplik.
    garâib (A.) [ غرائب ] gariplikler.
    garâm (A.) [ غرام ] tutku, aşk.
    garaz (A.) [ غرض ] maksat.
    garazâlûd (A.-F.) [ غرض آلود ] maksatlı.
    garazkâr (A.-F.) [ غرضکار ] garazlı, maksatlı.
    garb (A.) [ 1 [ غرب .batı. 2.Batı dünyası.
    garben (A.) [ غربا ] batıdan.
    garbî (A.) [ غربی ] garbî batı, batı ile ilgili.
    garbiyyûn (A.) [ غربيون ] batılılar, Avrupalılar.
    gâret (A.) [ غارت ] yağma.
    gâretger (A.-F.) [ غارتگر ] yağmacı.
    garîb (A.) [ 1 [ غریب .gurbette yaşayan. 2.yabancı. 3.kimsesiz. 4.tuhaf.
    garibü’d-diyâr (A.) [ غریب الدیار ] gurbette.
    garîk (A.) [ غریق ] boğulmuş.
    garîze (A.) [ غریزه ] içgüdü.
    garizî (A.) [ غریزی ] içgüdüsel.
    gark (A.) [ 1 [ غرق .boğulma, suda boğulma. 2.batırma.
    garrâ (A.) [ غرا ] parlak.
    gars (A.) [ غرس ] ağaç dikme.
    gasb (A.) [ غصب ] el koyma, zorla elinden alma.
    gaseyan (A.) [ 1 [ غصيان .kusma. 2.kusmuk.
    gâsıb (A.) [ غصيب ] gasp edici.
    gasl (A.) [ غسل ] ölü yıkama.
    gassâl (A.) [ غسال ] ölü yıkayıcı.
    gâşiye (A.) [ 1 [ غاشيه .perde, örtü. 2.zar.
    gaşy (A.) [ غشی ] bayılma, kendinden geçme.
    gâv (F.) [ 1 [ گاو .inek. 2.öküz.
    gavgâ (F.) [ 1 [ غوغا .kavga. 2.savaş.
    gavvâs (A.) [ غواص ] dalgıç.
    gâyât (A.) [ غایات ] gayeler.
    gayb (A.) [ 1 [ غایب .gözle görülmeyen, gizli. 2.kayıp.
    gaybûbet (A.) [ غيبوبت ] bulunmama, yokluk.
    gâye (A.) [ غایه ] amaç.
    gâyet (A.) [ 1 [ غایت .son. 2.çok. 3.son derece.
    gayr -i mahsûs [ غير محسوس ] hissedilmeyecek şekilde.
    gayr (A.) [ 1 [ غير .başka. 2.yabancı. 2.olmayan, değil.
    gayr -i idrakî [ غير ادراکی ] idrak dışı.
    gayr -i ihtiyarî [ غير اختياری ] elinde olmadan.
    gayr -i kâbil [ غير قابل ] mümkün olmayan, imkansız.
    gayr -i kâbil-i fehm [ غير قابل فهم ] anlaşılmaz.
    gayr -i kâbil-i izâle [ غير قابل ازاله ] yok edilemez, giderilemez.
    gayr -i kâbil-i mukavemet [ غير قابل مقاومت ] karşı konulmaz.
    gayr -i kâbil-i tebdil [ غير قابل تبدیل ] değiştirilmez.
    gayr -i kâbil-i tefrik [ غير قابل تفریق ] ayırdedilmez.
    gayr -i kâbil-i telif [ غير قابل تأليف ] birleştirilemez, uzlaştırılamaz.
    gayr -i mahdûd [ غير محدود ] sınırsız.
    gayr -i mer’î [ غير مرئی ] görülmez.
    gayr -i meşrû [ غير مشروع ] yasal olmayan.
    gayr -i muayyen [ غير معين ] belirsiz.
    gayr -i muhtemel [ غير محتمل ] ihtimal verilmeyen.
    gayr -i muntazam [ غير منتظم ] düzgün olmayan, düzenli olmayan, düzensiz.
    gayr -i müslim [ غير مسلم ] müslüman olmayan.
    gayrendîş (A.-F.) [ غير اندیش ] başkalarını düşünen.
    gayret (A.) [ 1 [ غيرت .çaba. 2.kıskançlık.
    gayretkeş (A.-F.) [ 1 [ غيرتکش .gayretli. 2.kıskanç.
    gayretmend (A.-F.) [ غيرتمند ] gayretli.
    gayriyyet (A.) [ غيریت ] gayrılık.
    gayyâ (A.) [ غيا ] cehennemdeki kuyulardan birinin adı.
    gayz (A.) [ غيظ ] öfke.
    gazâ (A.) [ غزا ] savaş.
    gazab (A.) [ غضب ] hiddet, kızgınlık.
    gazâl (A.) [ غزال ] ceylan.
    gazanfer (A.) [ غضنفر ] arslan.
    gazavât (A.) [ غزوات ] savaşlar, harpler.
    gazel (A.) [ غزل ] lirik şiir.
    gazelhân (A.-F.) [ غزل خوان ] gazel okuyan.
    gazeliyyât (A.) [ غزليات ] gazeller.
    gazelserâ (A.-F.) [ غزل سرا ] gazel şairi.
    gazî (A.) [ غازی ] savaşmış, gaza yapmış.
    gazve (A.) [ غزوه ] savaş, din savaşı.
    gebr (F.) [ گبر ] ateşperest, ateşe tapan.
    gedâ (F.) [ 1 [ گدا .dilenci. 2.yoksul.
    geh (F.) [ گه ] kimi zaman, bazı.
    gehvâre (F.) [ گهواره ] beşik.
    gele (F.) [ گله ] sürü.

  6. #22
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    gelû (F.) [ گلو ] boğaz.
    genc (F.) [ گنج ] hazine.
    gencîne (F.) [ گنجينه ] hazine.
    gendîde (F.) [ گندیده ] kokuşmuş, kötü kokmuş.
    gendûmgûn (F.) [ گندمگون ] buğday rengi.
    gendüm (F.) [ گندم ] buğday.
    ger (F.) [ گر ] eğer.
    gerçi (F.) [ گرچه ] her ne kadar, ise de, gerçi.
    gerd (F.) [ گرد ] toz.
    gerdâlûd (F.) [ گرد آلود ] tozlu.
    gerdân (F.) [ گردان ] dönen.
    gerden (F.) [ گردن ] boyun.
    gerdenbend (F.) [ گردن بند ] kolye, gerdanlık.
    gerdenferâz (F.) [ گردن فراز ] mağrur.
    gerdenkeş (F.) [ گردن کش ] başkaldıran, asi, dikbaşlı.
    gerdiş (F.) [ گردش ] dönüş.
    gerdûn (F.) [ 1 [ گردون .felek. 2.dünya.
    gerdûne (F.) [ گردونه ] at arabası.
    germ (F.) [ گرم ] sıcak.
    germâ (F.) [ 1 [ گرما .sıcak. 2.sıcaklık.
    germâbe (F.) [ 1 [ گرمابه .hamam. 2.kaplıca.
    germî (F.) [ گرمی ] sıcaklık.
    geşt (F.) [ گشت ] dolaşma, gezinti.
    geştügüzâr (F.) [ گشت و گزار ] dolaşma, gezinti, gezip tozma.
    gevher (F.) [ 1 [ گوهر .elmas. 2.mücevher. 3.öz.
    gevherî (F.) [ گوهری ] mücevherci.
    gevz (F.) [ گوز ] ceviz.
    gezend (F.) [ 1 [ گزند .zarar. 2.bela.
    gıbta (A.) [ غبطه ] imrenme.
    gıdâ (A.) [ غدا ] besin, gıda.
    gılâf (A.) [ غلاف ] kın, kılıf.
    gıllügış (A.) [ غل و غش ] kin.
    gılmân (A.) [ 1 [ غلمان .köle. 2.genç, yeni yetme.
    gılzet (A.) [ 1 [ غلظت .yoğunluk. 2.kabalık. 3.kalınlık.
    gınâ (A.) [ 1 [ غنا .zenginlik. 2.bıkkınlık.
    gırbâl (A.) [ غربال ] elek, kalbur.
    gırîv (F.) [ گریو ] haykırış, çığlık.
    gışâ (A.) [ 1 [ غشا .örtü. 2.perde. 3.zar.
    gışş (A.) [ غش ] hile, kötülük.
    gıyâb (A.) [ غياب ] bulunmama, yokluk.
    gıyâben (A.) [ غيابا ] yokluğunda, yokken, ardından.
    gıyâs (A.) [ غياث ] yardım.
    gıybet (A.) [ 1 [ غيبت .çekiştirme. 2.bulunmama, yokluk.
    gil (F.) [ 1 [ گل .çamur, balçık. 2.kil.
    gile (F.) [ گله ] sızlanma, yanıp yakılma.
    gilemend (F.) [ گله مند ] şikayetçi, sızlanan.
    girâmî (F.) [ گرامی ] değerli, kıymetli, saygın, sayın.
    girân (F.) [ 1 [ گران .ağır. 2.pahalı. 3.kokuşmuş. 4.katı.
    giranbehâ (F.) [ گران بها ] değerli, kıymetli.
    girankadr (F.-A.) [ گران قدر ] kıymetli.
    girankıymet (F.-A.) [ گران قيمت ] kıymetli, değerli, pahalı.
    girânmâye (F.) [ گران مایه ] değerli.
    girânser (F.) [ گران سر ] mağrur, kendini beğenmiş, kasıntı.
    gird (F.) [ گرد ] yuvarlak.
    girdâb (F.) [ گرداب ] anafor, girdap.
    girdâgird (F.) [ گرداگرد ] çepeçevre, fırdolayı.
    girdbâd (F.) [ گردباد ] kasırga.
    girdû (F.) [ گردو ] ceviz.
    girîbân (F.) [ گریبان ] yaka.
    girift (F.) [ گرفت ] karmaşık, çapraşık.
    giriftâr (F.) [ گرفتار ] yakalanmış, tutulmuş, müptela.
    girih (F.) [ گره ] düğüm.
    girihgîr (F.) [ گره گير ] dolaşık.
    girihgüşâ (F.) [ 1 [ گره گشا .düğüm çözen. 2.sorunları halleden.
    girîve (F.) [ 1 [ گریوه .çıkmaz, sorun. 2.geçit.
    gîrûdâr (F.) [ گيرودار ] kargaşa, kavga.
    giryân (F.) [ گریان ] ağlayan.
    giryân etmek ağlatmak.
    giryân olmak ağlamak.
    girye (F.) [ گریه ] ağlama, ağlayış.
    giryeengîz (F.) [ گریه انگيز ] ağlatıcı.
    giryenâk (F.) [ گریه ناک ] ağlamaklı, ağlayan.
    gîsû (F.) [ گيسو ] saç.
    gîsûbend (F.) [ گيسوبند ] saç bağı.
    gîtî (F.) [ گيتی ] dünya.
    giyâh (F.) [ گياه ] bitki.
    gonca (F.) [ غنجه ] açmamış tomurcuk, gonca.
    goncaruhsâr (F.) [ غنجه رخسار ] yanağı goncaya benzeyen.
    gonce (F.) [ غنجه ] gonca.
    goncedehân (F.) [ غنجه دهان ] küçük ağızlı, gonca ağızlı.
    gubâr (A.) [ غبار ] toz.
    gubârâlûd (A.-F.) [ غبار آلود ] tozlu.
    gudde (A.) [ غده ] bez, salgı bezi.
    guded (A.) [ غدد ] salgı bezleri.
    gufrân (A.) [ غفران ] bağışlama.
    gûgerd (F.) [ گوگرد ] kükürt.
    gûk (F.) [ غوک ] kurbağa.
    gûl (A.) [ گول ] gulyabani.
    gulâm (A.) [ 1 [ غلام .köle. 2.genç.
    gulât (A.) [ غلات ] dinde aşırıya kaçanlar.
    gulgule (F.) [ غلغله ] kaynaşma.
    gumûm (A.) [ غموم ] gamlar, kederler.
    gûnâgûn (F.) [ گوناگون ] rengarenk.
    gûne (F.) [ گونه ] biçim, tarz.
    gunûde (F.) [ 1 [غنوده .uyumuş. 2.ölü.
    gûr (F.) [ 1 [ گور .mezar. 2.yaban eşeği.
    gurâb (A.) [ غراب ] karga.
    gurbet (A.) [ 1 [ غربت .gariplik. 2.yabancı diyar.
    gurbetzede (A.-F.) [ غربت زده ] gurbet elde yaşayan.
    gurebâ (A.) [ غربا ] garipler.
    gûristân (F.) [ گورستان ] mezarlık.
    gûrken (F.) [ گورکن ] mezarcı.
    gurrân (F.) [ 1 [ غران .kükreyen. 2.gürleyen.
    gurre (A.) [ 1 [ غره .arap aylarının ilk günü. 2.akıtma.
    gurûb (A.) [ غروب ] batış.
    gurûr (A.) [ 1 [ غرور .mağrurluk. 2.aldanış.
    gûsâle (F.) [ گوساله ] buzağı.
    gûsâle (F.) [ گوساله ] dana.
    gûsfend (F.) [ گوسفند ] koyun.
    gusl (A.) [ غسل ] yıkanma.
    gusn (A.) [ غصن ] dal.
    gussa (A.) [ غصه ] üzüntü, keder.
    gûş (F.) [ گوش ] kulak.
    gûşe (F.) [ گوشه ] köşe.
    gûşenişîn (F.) [ گوشه نشين ] köşesine çekilen, inziva hayatı süren.

  7. #23
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    gûnâgûn (F.) [ گوناگون ] rengarenk.
    gûne (F.) [ گونه ] biçim, tarz.
    gunûde (F.) [ 1 [غنوده .uyumuş. 2.ölü.
    gûr (F.) [ 1 [ گور .mezar. 2.yaban eşeği.
    gurâb (A.) [ غراب ] karga.
    gurbet (A.) [ 1 [ غربت .gariplik. 2.yabancı diyar.
    gurbetzede (A.-F.) [ غربت زده ] gurbet elde yaşayan.
    gurebâ (A.) [ غربا ] garipler.
    gûristân (F.) [ گورستان ] mezarlık.
    gûrken (F.) [ گورکن ] mezarcı.
    gurrân (F.) [ 1 [ غران .kükreyen. 2.gürleyen.
    gurre (A.) [ 1 [ غره .arap aylarının ilk günü. 2.akıtma.
    gurûb (A.) [ غروب ] batış.
    gurûr (A.) [ 1 [ غرور .mağrurluk. 2.aldanış.
    gûsâle (F.) [ گوساله ] buzağı.
    gûsâle (F.) [ گوساله ] dana.
    gûsfend (F.) [ گوسفند ] koyun.
    gusl (A.) [ غسل ] yıkanma.
    gusn (A.) [ غصن ] dal.
    gussa (A.) [ غصه ] üzüntü, keder.
    gûş (F.) [ گوش ] kulak.
    gûşe (F.) [ گوشه ] köşe.
    gûşenişîn (F.) [ گوشه نشين ] köşesine çekilen, inziva hayatı süren.
    gûşt (F.) [ گوشت ] et.
    gûşvâre (F.) [ گوشواره ] küpe.
    gûy (F.) [ گوی ] çevgen topu, polo topu.
    gûyâ (F.) [ گویا ] sözümona.
    güdâhte (F.) [ گداخته ] erimiş.
    güftâr (F.) [ گفتار ] söz.
    güfte (F.) [ 1 [ گفته .söz. 2.şarkı sözü.
    güftügû (F.) [ گفت و گو ] dedikodu.
    güher (F.) [ 1 [ گهر .elmas. 2.mücevher.
    güherfurûş (F.) [ گهرفروش ] mücevheratçı.
    gül (F.) [ 1 [ گل .çiçek. 2.gül.
    gülâb (F.) [ گلاب ] gül suyu.
    gülabdan (F.) [ گلابدان ] gülüptan.
    gülbang (F.) [ گلبانگ ] ilahi.
    gülbang -ı muhammedî [ گلبانگ محمدی ] ezan.
    gülberg (F.) [ گلبرگ ] gül yaprağı.
    gülbün (F.) [ 1 [ گلبن .gül ağacı. 2.güllük.
    gülçehre (F.) [ گل چهره ] gül yüzlü.
    gülçin (F.) [ گلچين ] gül deren.
    güldan (F.) [ گلدان ] vazo.
    güldeste (F.) [ گلدسته ] çiçek demeti.
    gülendâm (F.) [ گل اندام ] gül boylu.
    gülfâm (F.) [ گلفام ] gül renkli.
    gülgonce (F.) [ گل غنجه ] gül goncası.
    gülgûn (F.) [ 1 [ گلگون .gül renkli. 2.pembe.
    gülistân (F.) [ گلستان ] gül bahçesi, güllük.
    gülizar (F.-A.) [ گلعذار ] gül yanaklı, pembe yanaklı.
    güllaç (F.) [ گلاج ] güllaç.
    gülmih (F.) [ گل ميخ ] kabara.
    gülnâr (F.) [ گلنار ] nar çiçeği.
    gülnihal (F.) [ گل نهال ] gül fidanı.
    gülreng (F.) [ گل رنگ ] gül rengi, pembe.
    gülriz (F.) [ گلریز ] gül saçan.
    gülrû (F.) [ گل رو ] gül yüzlü.
    gülruh (F.) [ گل رخ ] gül yüzlü.
    gülşen (F.) [ گلشن ] gül bahçesi.
    gülten (F.) [ گل تن ] gül vücutlu.
    gülüptan (F.) [ گلابدان ] gülsuyu kabı.
    gülzâr (F.) [ گلزار ] güllük, gül bahçesi.
    gümân (F.) [ گمان ] zan, sanı.
    gümnâm (F.) [ گمنام ] adı unutulmuş.
    gümrâh (F.) [ گمراه ] yoldan çıkmış.
    günah (F.) [ 1 [ گناه .suç, kabahat. 2.dinî suç.
    günahkâr (F.) [ گناهکار ] günah sahibi, suçlu.
    günbed (F.) [ گنبد ] kümbet.
    güncişk (F.) [ گنجشک ] serçe.
    güneh (F.) [ گنه ] günah.
    gürbe (F.) [ گربه ] kedi.
    gürbüz (F.) [ 1 [ گربز .yiğit. 2.kahraman.
    gürg (F.) [ گرگ ] kurt.
    güriz (F.) [ گریز ] kaçış.
    gürîzân (F.) [ گریزان ] kaçan.
    gürûh (F.) [ گروه ] topluluk, zümre, bölük.
    güstâh (F.) [ 1 [ گستاخ .küstah. 2.cesur.
    güşâderû (F.) [ گشاده رو ] güleç, güleryüzlü.
    güşâyiş (F.) [ گشایش ] açılış.
    güvâh (F.) [ گواه ] tanık, şahıt.
    güzâf (F.) [ گزاف ] saçma sapan, ipe sapa gelmez, boş, beyhude.
    güzergâh (F.) [ گذرگاه ] geçit.
    güzeşt (F.) [ 1 [ گذشت .geçiş. 2.hoşgörü.
    güzîde (F.) [ گزیده ] seçkin.
    güzin (F.) [ 1 [ گزین .seçen. 2.seçilmiş.
    güzîr (F.) [ 1 [ گزیر .çare. 2.derman.

  8. #24
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -H-

    h [ 1 [ ه ح خ . Osmanlı alfabesinin sekizinci harfi. 2.Ebced alfabesine göre sayısal
    değeri: 8.
    hâ (F.) [ خا ] çiğneyen.
    hâ (F.) [ ها ] çoğul eki: -ler, -lar.
    hâb (F.) [ 1 [ خواب .uyku. 2.rüya.
    habâb (A.) [ حباب ] hava kabarcığı.
    habâbe (A.) [ حبابه ] hava kabarcığı.
    habâis (A.) [ خبائث ] kötülükler.
    hâbâlûd (F.) [ خواب آلود ] uykulu.
    hâbâlûde (F.) [ خواب آلوده ] uykulu.
    habâset (A.) [ خباثت ] kötülük, alçaklık.
    habb (A.) [ 1 [ حب .çekirdek, tohum. 2.hap.
    habbât (A.) [ 1 [ حبات .hava kabarcıkları. 2.haplar.
    habbâz (A.) [ خباز ] ekmekçi.
    habbe (A.) [ حبه ] taneler.
    habbe-i hadrâ [ حبهء حضرا ] çitlembik.
    habbe-i sevdâ [ حبهء سودا ] çörekotu.
    habbezâ (A.) [ حبذا ] ne güzel.
    habbülbülûğ (A.) [ حب البلوغ ] ergenlik sivilcesi.
    hâbcâme (F.) [ 1 [ خواب جامه .gecelik. 2.pijama.
    haber (A.) [ خبر ] haber.
    haberdar (A.-F.) [ خبردار ] haberli.
    habeşe (A.) [ 1 [ حبشه .Habeşistan. 2.Habeş.
    hâbgâh (F.) [ خوابگاه ] yatak odası.
    habîb (A.) [ 1 [ حبيب .sevgili. 2.dost. 3.Hz. Muhammed
    habîr (A.) [ خبير ] haberli.
    habis (A.) [ خبيث ] kötü, pis.
    habl (A.) [ حبل ] ip.
    hablülmesâkin (A.) [ حبل المساکن ] sarmaşık.
    hâbnâk (F.) [ خوابناک ] uykulu.
    hâbnâme (F.) [ خواب نامه ] rüya tabiri kitabı.
    habr (A.) [ حبر ] bilgin.
    habs (A.) [ 1 [ حبس .hapis. 2.tutma.
    habshâne (A.-F.) [ حبس خانه ] hapishane, tutukevi.
    habt (A.) [ خبط ] yanlış hareket.
    habtühata (A.) [ خبط و خطا ] yanlış yapma.
    hac (A.) [ حاج ] hacı.
    hacâlet (A.) [ خجالت ] utanma.
    hacâletâver (A.) [ خجالت آور ] utanç verici.
    hacamat (A.) [ حجامت ] kan alma.
    hacamat yapmak kan almak.
    hacâmet (A.) [ حجامت ] kan alma, hacamat.
    hâcât (A.) [ 1 [ حاجات .ihtiyaçlar. 2.istekler.
    haccâm (A.) [ حجام ] hacamatçı.
    haccar (A.) [ حجار ] taş işçisi, taşçı.
    hâcce (A.) [ حاجه ] bayan hacı.
    hâce (F.) [ 1 [ خواجه .hoca. 2.efendi. 3.ağa. 4.sahip. 5.vezir.
    hâcegân (F.) [ 1 [ خواجگان .hocalar. 2.efendiler.
    hâcegî (F.) [ 1 [ خواجگی .hocalık. 2.efendilik. 3.ağalık. 4.sahiplik. 5.tüccar.
    hacel (A.) [ خجل ] utanma.
    hacer (A.) [ حجر ] taş.
    hacer-i esved [ حجر اسود ] karataş.
    hacer-i semâî [ حجر سمائی ] göktaşı.
    hâceserâ (F.) [ خواجه سرا ] harem ağası.
    hâcet (A.) [ حاجت ] ihtiyaç.
    hâcetmend (A.-F.) [ حاجتمند ] muhtaç.
    hacı (A.) [ حاجی ] hacı.
    hacıyân (A.-F.) [ حاجيان ] hacılar.
    hâcî (A.) [ هاجی ] hicveden, yeren.
    hâcib (A.) [ 1 [ حاجب .kapıcı. 2.perdedar. 3.engel. 4.kaş.
    hacîl (A.) [ خجيل ] utangaç.
    hâcir (A.) [ هاجر ] göçmen.
    hâciz (A.) [ 1 [ حاجز .ayıran. 2.haczeden.
    hacle (A.) [ حجله ] gerdek odası.
    haclegâh (A.-F.) [ حجله گاه ] gerdek odası.
    haclet (A.) [ خجلت ] utanma.
    hacletâver (A.-F.) [ خجلت آور ] utanç verici.
    hacm (A.) [ حجم ] hacim.
    hacmen (A.) [ حجما ] hacimce.
    hacz (A.) [ حجز ] haciz.
    hadâik (A.) [ حدائق ] bahçeler.
    hâdd (A.) [ 1 [ حاد .keskin. 2.sivri. 3.dar.
    hadd (A.) [ 1 [ حد .sınır. 2.şer’î ceza.
    hadd (A.) [ خد ] yanak.
    haddâ’ (A.) [ خداع ] düzenbaz.
    haddâd (A.) [ حداد ] demirci.
    haddâdî (A.-F.) [ حدادی ] demircilik.
    hadd-i asgarî [ حد اصغری ] en az.
    hadd-i azamî [ حد اعظمی ] en çok.
    hadd-i tabiî [ حد طبيعی ] normal hal.
    hadd-i zâtında aslında.
    hadeb (A.) [ حدب ] kamburluk.
    hadem (A.) [ خدم ] hizmetçiler.
    hademe (A.) [ خدمه ] hizmetçiler.
    hadeng (F.) [ خدنگ ] ok.
    hader (A.) [ خدر ] uyuşma.
    hades (A.) [ حدس ] sezi, tahmin.
    hâdî (A.) [ هادی ] doğru yolu gösteren.
    hâdi’ (A.) [ خادع ] düzenbaz.
    hadîka (A.) [ حدیقه ] bahçe.
    hâdim (A.) [ خادم ] hizmetçi.
    hâdim olmak hizmet etmek.
    hâdime (A.) [ خادمه ] bayan hizmetçi.
    hâdis (A.) [ 1 [ حادث .meydana gelen. 2.yeni.
    hadîs (A.) [ حدیث ] hadis, Peygamber sözü.
    hâdisat (A.) [ حادثات ] olaylar.
    hâdise (A.) [ حادثه ] olay.
    hadnâşinas (A.-F.) [ حدناشناس ] haddini bilmez.
    hadrâ (A.) [ حضرا ] yeşil.
    hads (A.) [ 1 [ حدس .tahmin. 2.seziş.
    hadşe (A.) [ خدشه ] ürküntü.
    hadşeâver (A.-F.) [ خدشه آور ] ürküntü verici.
    hafâ (A.) [ خفا ] gizlilik.
    hafâfîş (A.) [ خفافيش ] yarasalar.
    hafâgâh (A.-F.) [ خفاگاه ] gizlenilecek yer.
    hafâir (A.) [ 1 [ حفائر .çukurlar. 2.oyuklar.
    hafakan (A.) [ خفقان ] yürek çarpıntısı.
    hafâyâ (A.) [ خفایا ] gizli şeyler.
    hafız (A.) [ 1 [ حافظ .koruyan. 2.ezberleyen. 3.Kur’ân hafızı.
    hafıza (A.) [ حافظه ] bellek.
    hâfız-ı kütüb [ حافظ کتب ] kütüphaneci.
    hâfî (A.) [ حافی ] yalınayak koşan.

    hafî (A.) [ خفی ] gizli
    hafîd (A.) [ حفيد ] torun.
    hafîde (A.) [ حفيده ] kız torun.
    hafif (A.) [ خفيف ] hafif.
    hâfir (A.) [ حافر ] kazan, kazıcı.
    hafîr (A.) [ 1 [ حفير .çukur. 2.mezar.
    hafiyyât (A.) [ خفيات ] gizli şeyler.
    hafiyye (A.) [ خفيه ] gizli polis.
    hafiyyen (A.) [ خفيا ] gizlice.
    hafr (A.) [ حفر ] kazma.
    hafriyyât (A.) [ حفریات ] kazı.
    haftân (A.) [ خفتان ] kaftan.
    hâh (F.) [ خواه ] isteyen.
    hâhân (F.) [ خواهان ] isteyen, istekli.
    hâher (F.) [ خواهر ] kızkardeş.
    hâherzâde (F.) [ خواهرزاده ] yeğen, kızkardeşin çocuğu.
    hâhiş (F.) [ خواهش ] rica, istek.
    hâhişger (F.) [ خواهشگر ] istekli.
    hâhişkâr (F.) [ خواهشکار ] istekli.
    hâhişkerde (F.) [ خواهش کرده ] istekli.
    hâhnâhâh (F.) [ خواه ناخواه ] ister istemez.
    hâif (A.) [ خائف ] korkak.
    hâifen (A.) [ خائفا ] korkarak.
    hâil (A.) [ هائل ] korkunç.
    hâin (A.) [ 1 [ خائن .hain. 2.acımasız.
    hâinâne (A.-F.) [ خائنانه ] haince.
    hâiz (A.) [ حائز ] sahip, bulunduran.
    hâiz olmak bulundurmak, sahip olmak.
    hâiz-i ehemmiyet [ حائز اهميت ] önemli.
    hak (A.) [ 1 [ حق .Tanrı. 2.doğru. 3.pay.
    hâk (F.) [ خاک ] toprak.
    hak etmek kazanmak.
    hâk ile yeksân edilmek yerle bir edilmek.
    hâk ile yeksân etmek yerle bir etmek.
    hâk ile yeksân olmak yerle bir olmak.
    Hak Teâlâ (A.) [ حق تعالی ] Yüce Tanrı.
    hakâik (A.) [ حقائق ] gerçekler.
    hakâret (A.) [ حقارت ] aşağılama, hakaret.
    hakaretâmiz (A.-F.) [ حقارت آميز ] aşağılayıcı.
    hakâyık (A.) [ حقایق ] gerçekler.
    hâkbîz (F.) [ خاک بيز ] kalbur.
    hakem (A.) [ حکم ] hakem.
    hâkezâ (A.) [ هکذا ] aynı şekilde.
    hakgû (A.-F.) [ حق گو ] doğru sözlü.
    hâkî (A.) [ حاکی ] hikaye eden.
    hâkî (F.) [ 1 [ خاکی .hâki, toprak rengi. 2.toprak ile ilgili.

  9. #25
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    hakîkat (A.) [ حقيقت ] gerçek.
    hakîkaten (A.) [ حقيقة ] gerçekten.
    hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında.
    hakikatperver (A.-F.) gerçekçi.
    hakikî (A.) [ حقيقی ] gerçek.
    hakikiye (A.) [ حقيقيه ] gerçek.
    hakîm (A.) [ 1 [ حکيم .Tanrı. 2.hakim, yargıç.
    hâkimiyet (A.) [ حاکميت ] egemenlik.
    hakîr (A.) [ 1 [ حقير .değersiz. 2.küçük. 3.bendeniz, ben.
    hâkister (F.) [ خاکستر ] kül.
    hâkisterî (F.) [ خاکستری ] kül rengi.
    hakk (A.) [ 1 [ حق .Tanrı. 2.doğru. 3.hak.
    hakk (A.) [ حک ] kazıma.
    hakkâ [ حقا ] gerçekten.
    hakkâk (A.) [ 1 [ حکاک .mühürcü. 2.kazıyıcı.
    hakkaniyet (A.) [ حقانيت ] doğruluk.
    hâkkedilmek kazılmak.
    hâkketmek kazımak.
    hâkrûb (F.) [ خاکروب ] süpürge.
    hakşinas (A.-F.) [ حق شناس ] haktanır.
    hakşinâsî (A.-F.) [ حق شناسی ] haktanırlık.
    hâl (A.) [ 1 [ حال .hal, durum. 2.şimdiki durum, şimdiki zaman.
    hâl (A.) [ خال ] dayı.
    hâl (F.) [ 1 [ خال .ben. 2.benek.
    hal’ (A.) [ خلع ] tahttan indirme.
    hal’edilmek tahttan indirilmek.
    hal’etmek tahttan indirmek.
    hâlâ (A.) [ حالا ] şimdi, hâlâ.
    halâ (A.) [ 1 [ خلا .tuvalet. 2.boş.
    halâik (A.) [ 1 [ خلائق .yaratıklar. 2.halayık.
    halâl (A.) [ خلال ] mesafe, aralık, açıklık.
    halâs (A.) [ خلاص ] kurtuluş, kurtulma.
    halâs bulmak kurtulmak.
    halâs olmak kurtulmak.
    halaskâr (A.-F.) [ خلاصکار ] kurtarıcı.
    hâlâşina (A.-F.) [ حال آشنا ] halden anlayan.
    hâlât (A.) [ حالات ] haller.
    halâvet (A.) [ حلاوت ] tatlılık.
    haldâr (F.) [ خالدار ] benli.
    hâle (A.) [ 1 [ خاله .hala. 2.teyze.
    hâle (A.) [ هاله ] ayça, hâle.
    halecan (A.) [ خلجان ] çarpıntı.
    halef (A.) [ 1 [ خلف .evlat, oğul. 2.halef, yerine geçen, arkadan gelen
    halel (A.) [ خلل ] bozukluk.
    halel gelmek bozulmak, lekelenmek, gölge düşmek.
    haleldâr (A.-F.) [ خللدار ] bozulmuş, bozuk.
    haleldâr etmek bozmak, halel getirmek.
    haleldâr olmak bozulmak, halel gelmek.
    halen (A.) [ حالا ] şimdilik, henüz.
    hâlet (A.) [ 1 [ حالت .hal. 2.nitelik.
    hâlet-i ruhiye [ حالت روحيه ] ruhsal durum.
    halhal (A.) [ خلخال ] ayak bileziği, halhal.
    hâlık (A.) [ خالق ] Yaratan, Tanrı.
    hâlî (A.) [ خالی ] boş.
    hâlî kalmak geri durmak.
    halîb (A.) [ حليب ] süt.
    halîc (A.) [ خليج ] körfez.
    hâlid (A.) [ خالد ] sonsuz, ebedî.
    halîfe (A.) [ 1 [ خليفه .halife. 2.kalfa.
    halihazır (A.-F.) [ حال حاضر ] şimdiki durum.
    hâlik (A.) [ 1 [ خالق .Tanrı. 2.yaratan.
    hâlikiyet (A.) [ خالقيت ] yaratıcılık.
    halîm (A.) [ حليم ] yumuşak huylu.
    hâlis (A.) [ 1 [ خالص .katışıksız, saf, som.
    hâlisâne (A.-F.) [ خالصانه ] içtenlikle.
    halîta (A.) [ 1 [ خليطه .karışım. 2.alaşım.
    hâliyâ (A.) [ حاليا ] şimdi, şu anda.
    halk (A.) [ حلق ] boğaz.
    halk (A.) [ 1 [ خلق .yaratma. 2.yaratılma. 3.halk.
    halk etmek yaratmak.
    halka (A.) [ حلقه ] halka.
    halkabegûş (A.-F.) [ حلقه بگوش ] köle.
    halkiyat (A.) [ خلقيات ] folklor, halk bilimi.
    hall (A.) [ 1 [ حل .çözülme, erime. 2.çözme.
    hallâc (A.) [ حلاج ] halaç.
    hallâk (A.) [ خلاق ] yaratıcı.
    hallâl (A.) [ حلال ] çözen.
    hallüfasl (A.) [ حل و فصل ] halletme, yoluna koyma.
    halt (A.) [ خلط ] karıştırma.
    halûk (A.) [ خلوق ] iyi huylu.
    halvet (A.) [ 1 [ خلوت .tenha. 2.başbaşa kalma.
    halvetgâh (A.-F.) [ خلوتگاه ] başbaşa kalınacak yer.
    ham (F.) [ خام ] çiğ, ham.
    ham (F.) [ 1 [ خم .eğik eğri, bükük.
    hamâil (A.) [ حمائل ] kılıç kayışı.
    hamâkat (A.) [ حماقت ] ahmaklık.
    hamâme (A.) [ حمامه ] güvercin.
    hamâse (A.) [ حماسه ] kahramanlık şiiri.
    hamâset (A.) [ حماست ] kahramanlık şiiri, hamase.
    hamd (A.) [ حمد ] şükür.
    hâme (F.) [ خامه ] kalem.
    hamel (A.) [ حمل ] kuzu.
    hamelât (A.) [ حملات ] saldırılar, hamleler.
    hâmî (A.) [ حامی ] gözeten, himaye eden.
    hâmid (A.) [ حامد ] hamd eden, şükreden.
    hamîde (F.) [ خميده ] eğik, eğri.
    hâmil (A.) [ 1 [ حامل .taşıyan. 2.hamile. 3.sahip.
    hâmil olmak taşımak.
    hâmile (A.) [ حامله ] gebe, hamile.
    hamîr (A.) [ حمير ] hamur.
    hâmis (A.) [ خامس ] beşinci.
    hâmisen (A.) [ خامسا ] beşincisi.
    hâmiş (A.) [ هامش ] mektup ilavesi.
    hâmiz (A.) [ 1 [ حامض .ekşi. 2.kekre.
    haml (A.) [ 1 [ حمل .taşıma. 2.gebelik. 3.yükleme.
    hamle (A.) [ 1 [ حمله .saldırı. 2.atak.
    hamletmek yüklemek.
    hammâl (A.) [ حمال ] hamal.
    hammâm (A.) [ 1 [ حمام .banyo. 2.hamam.
    hammâr (A.) [ خمار ] meyhaneci.
    hamr (A.) [ خمر ] şarap.
    hamrâ (A.) [ خمرا ] kırmızı, kızıl.
    hamrâlanmak kızarmak, kırmızılaşmak, al al olmak.
    hams (A.) [ خمس ] beş.
    hamse (A.) [ خمسه ] beş mesnevîlik eser.
    hamsin (A.) [ خمسين ] elli.
    hamûl (A.) [ حمول ] dayanıklı.
    hamûle (A.) [ حموله ] yük.
    hâmûn (F.) [ هامون ] çöl.
    hâmûş (F.) [ خاموش ] suskun, sessiz.
    hamyâze (F.) [ خميازه ] esneme.
    hamz (A.) [ حمض ] ekşilik.
    hân (F.) [ خوان ] okuyan.
    hân (F.) [ خوان ] sofra.
    hanâzir (A.) [ خنازیر ] domuzlar.
    hancer (A.) [ خنجر ] hançer.
    hancere (A.) [ حنجره ] gırtlak, hançere.
    handan (F.) [ خندان ] güleç, gülen.
    handan etmek güldürmek.
    hande (F.) [ خنده ] gülüş.
    handek (A.) [ خندق ] hendek.
    handerûy (F.) [ خنده روی ] güleryüzlü.
    hâne (F.) [ خانه ] ev.
    hanedan (F.) [ خاندان ] sülale, hanedan.
    hâneharâb (F.) [ 1 [ خانه خراب .perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.
    hânende (F.) [ 1 [ خواننده .şarkıcı. 2.okuyucu.
    hanif [ حنيف ] İslâmiyetten önce Tanrı’ya inanan.
    hânkah (A.) [ خانقاه ] tekke.
    hânman (F.) [ خانمان ] ev bark, yurt.
    hannas (A.) [ خناس ] şeytan.
    hânsâlar (F.) [ خوان سالار ] kilerci.
    hânüman (F.) [ خانمان ] ev bark, yurt.
    hapis (A.) [ حبس ] bir yere kapatma veya kapanma.
    hapishane (A.-F.) [ حبس خانه ] tutukevi, mahpushane.
    hâr (F.) [ خار ] diken.
    har (F.) [ خر ] eşek.
    hâr (F.) [ خوار ] aşağılık, adi.
    hâr (F.) [ خوار ] yiyen.
    harâb (A.) [ 1 [ خراب .yıkık, harap. 2.fitil gibi sarhoş.
    harâb etmek yıkmak, bozmak, tahrip etmek.
    harâb olmak yıkılmak, bozulmak, kırılmak.
    harâbat (A.) [ خرابات ] meyhane.
    harâbe (A.) [ خرابه ] yıkıntı, harabe.
    harâc (A.) [ خراج ] haraç.
    haram (A.) [ حرام ] haram.
    harâmi (A.) [ حرامی ] eşkıya.
    haramzâde (A.-F.) [ حرام زاده ] ***.
    harâret (A.) [ 1 [ حرارت .sıcaklık.
    harâtin (A.) [ خراطين ] solucan.
    harb (A.) [ حرب ] harp, savaş.
    harbe (A.) [ حربه ] süngü.
    harb-i umûmî [ حرب عمومی ] Birinci Dünya Savaşı.
    harbiye (A.) [ حربيه ] harp okulu.
    harbiye nezareti savunma bakanlığı.
    harbiyeli Harp Okulu öğrencisi.
    harbüze (F.) [ خربزه ] kavun.
    harc (A.) [ 1 [ خرج .vergi. 2.masraf.
    harcıâlem [ خرج عالم ] herkese açık, herkese uygun.
    harcırah [ خرج راه ] yol parası.
    harçeng (F.) [ خرچنگ ] yengeç.
    hardal (A.) [ خردل ] hardal.
    hâre (F.) [ خاره ] granit, sert taş.
    harekât (A.) [ حرکات ] hareketler.
    hareket (A.) [ 1 [ حرکت .hareket. 2.davranış.
    hareketsizlik hareket etmeme.
    harem (A.) [ حرم ] harem, herkesin giremeyeceği yer.
    haremlik (A.-T.) harem dairesi, evde harem kısmy, herkesin uluorta
    giremeyeceği yer.
    haremserây (A.-F.) [ حرم سرای ] harem dairesi.
    harf (A.) [ 1 [ حرف .harf. 2.söz.
    hargâh (F.) [ خرگاه ] otağ.
    hargûş (F.) [ خرگوش ] tavşan.
    hârî (F.) [ خواری ] düşkünlük.
    hârib (A.) [ هارب ] kaçan.

  10. #26
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    hâric (A.) [ خارج ] dış, dışarı.
    hâricen (A.) [ خارجا ] dıştan, dışarıdan.
    hâricî (A.) [ خارجی ] dış ile ilgili.
    hariciye (A.) [ 1 [ خارجيه .dışa bağlı, dışarıya ilişkin. 2.dışişleri bakanlığı.
    harîd (F.) [ خرید ] satın alma.
    harîdâr (F.) [ خریدار ] müşteri, alıcı.
    harîf (A.) [ 1 [ حریف .rakip. 2.meslektaş.
    harîk (A.) [ حریق ] yangın.
    hârika (A.) [ خارقه ] harika.
    hârikulâde (A.) [ خارق العاده ] olağanüstü.
    harîm (A.) [ 1 [ حریم .kutsal. 2.harem. 3.avlu.
    harîm-i ismet (F.) [ حریم عصمت ] kutsal saha.
    harîr (A.) [ حریر ] ipek.
    harîrî (A.) [ حریری ] ipekli.
    hâris (A.) [ حارث ] çiftçi.
    hâris (A.) [ حارس ] bekçi.
    harîs (A.) [ حریص ] hırslı.
    hâristan (F.) [ خارستان ] dikenlik.
    harita (A.) [ خریطه ] harita.
    harmen (F.) [ خرمن ] harman.
    harmengâh (F.) [ خرمنگاه ] harman yeri.
    harmühre (F.) [ خرمهره ] katır boncuğu.
    harnub (A.) [ خرنوب ] keçi boynuzu.
    hârpuşt (F.) [ خارپشت ] kirpi.
    hârr (A.) [ حار ] kızgın, yakıcı.
    harrât (A.) [ خراط ] doğramacı.
    hars (A.) [ حرث ] kültür.
    harsî (A.) [ حرثی ] kültürel.
    harvâr (F.) [ خروار ] eşek yükü.
    hârzâr (F.) [ خارزار ] dikenlik.
    hâs (A.) [ 1 [ خاص .özgü, has. 2.saf. 3.özel.
    has (F.) [ خس ] çöp.
    hasâdet (A.) [ حسادت ] kıskançlık.
    hasâil (A.) [ خصائل ] hasletler, tabiatlar.
    hasâis (A.) [ خصائص ] nitelikler, özellikler.
    hasâr (A.) [ خسار ] zarar, hasar.
    hasarât (A.) [ خسرات ] zararlar.
    hasardîde (A.-F.) [ خساردیده ] hasarlı.
    hasâret (A.) [ خسارت ] zarar, hasar.
    hasâset (A.) [ خساست ] pintilik.
    hasb (A.) [ حسب ] göre.
    hasbe (A.) [ حصبه ] kızamık.
    hasbelkader (A.) [ حسب القدر ] kaderden ileri gelen, kadere bak.
    hasbetenlillah (A.) [ حسبة لله ] Allah rızası için.
    hasbihal (A.-F.) [ حسب حال ] halleşme, dertleşme.
    hasbihal etmek halleşmek, dertleşmek.
    hasbü’l-mâhiye (A.) [ حسب الماهيه ] yapı bakımından.
    hasebe (A.) [ حصبه ] kızamık.
    hased (A.) [ حسد ] kıskançlık.
    hased etmek kıskanmak.
    hasen (A.) [ حسن ] güzel.
    hasenât (A.) [ حسنات ] iyilikler.
    hasene (A.) [ حسنه ] güzel, iyi.
    hasenülhulk (A.) [ حسن الخلق ] huyu güzel.
    hasf (A.) [ خسف ] ay tutulması.
    hâsıd (A.) [ حاصد ] ekin biçen, hasatçı.
    hâsıl (A.) [ حاصل ] ortaya çıkan, var olan.
    hasıl etmek meydana getirmek, ortaya çıkarmak.
    hâsıl olmak ortaya çıkmak, var olmak.
    hâsılat (A.) [ حاصلات ] kazanç, gelir.
    hâsılât-ı gayr-i sâfiye [ حاصلات غير صافيه ] brüt gelir.
    hâsılât-ı sâfiye [ حاصلات صافيه ] net gelir.
    hasıl-ı kelâm [ حاصل کلام ] sözün kısası.
    hâsılı kısacası, sonuç olarak.
    hasım (A.) [ خصم ] düşman.
    hasîb (A.) [ 1 [ حسيب .değerli. 2.muhasebeci.
    hâsid (A.) [ حاسد ] kıskanç.
    hasîn (A.) [ حصين ] sağlam, müstahkem.
    hasîr (A.) [ حصير ] hasır.
    hâsir (A.) [ خاسر ] zarar eden, hüsrana uğrayan.
    hasis (A.) [ خسيس ] pinti.
    hasîsa (A.) [ خصيصه ] karakter.
    hasiy (A.) [ خصی ] iğdiş, hadım edilmiş.
    haslet (A.) [ خصلت ] tabiat, yaratılıştan gelen huy.
    hasm (A.) [ خصم ] düşman, hasım.
    hasmâne (A.-F.) [ خصمانه ] düşmanca.
    hasmî (A.-F.) [ خصمی ] düşmanlık.
    hasnâ (A.) [ حسنا ] güzel kız, güzel kadın.
    hasr (A.) [ حصر ] tahsis etme, ayırma, vakfetme, adama.
    hasret (A.) [ حسرت ] özlem.
    hasret çekmek özlem duymak.
    hasretkeş (A.-F.) [ حسرت کش ] hasret çeken.
    hasretmek adamak, ayırmak, tahsis etmek.
    hassa (A.) [ خاصه ] özellik.
    hassâd (A.) [ حصاد ] orakçı.
    hassas (A.) [ حساس ] duygulu, hassas.
    hassâsiyyet (A.) [ حساسيت ] hassaslık.
    hâsse (A.) [ خاصه ] duyu.
    hâsseten (A.) [ خاصة ] özellikle, hele hele.
    hâssuâmm [ خاص و عام ] herkes.
    hâste (F.) [ خاسته ] kalkmış, ayağa kalkmış.
    haste (F.) [ خسته ] hasta.
    hâste (F.) [ 1 [ خواسته .istemiş. 2.istek.
    hastegî (F.) [ خستگی ] hastalık.
    hâstgâr (F.) [ خواستگار ] görücü.
    hâstgârî (F.) [ خواستگاری ] görücülük.
    hasûd (A.) [ حسود ] kıskanç.
    hasûdâne (A.-F.) [ حسودانه ] kıskanarak, kıskançlıkla.
    hasûdî (A.-F.) [ حسودی ] kıskançlık.
    hâşâ (A.) [ حاشا ] uzak dursun, hâşa.
    hâşâk (F.) [ خاشاک ] çerçöp.
    haşeb (A.) [ خشب ] odun.
    haşem (A.) [ حشم ] maiyet.
    haşerat (A.) [ حشرات ] haşereler, börtü böcek.
    haşere (A.) [ حشره ] böcek, haşere.
    haşhaş (A.) [ خشخاش ] haşhaş.
    haşîn (A.) [ خشين ] kaba, sert.
    hâşiye (A.) [ 1 [ حاشيه .kenar. 2.şerh kitabı.
    haşmet (A.) [ 1 [ حشمت .görkem. 2.hiddet.
    haşmetmeab (A.) [ حشمت مآب ] görkemli, haşmetli.
    haşmgîn (F.) [ خشمگين ] öfkeli, hışımlı.
    haşr (A.) [ حشر ] kıyamet, haşır.
    haşv (A.) [ 1 [ حشو .doldurulmuş, yararsız söz. 2.kuru ot.
    haşyet (A.) [ خشيت ] korkma.
    haşyetengiz (A.-F.) [ خشيت انگيز ] korku salan, korkunç.
    hatâ (A.) [ 1 [ خطا .yanlış, hata. 2.kusur.
    hataâlûd (A.-F.) [ خطا آلود ] hatalı, yanlış dolu.
    hatab (A.) [ حطب ] odun.
    hatâbahş (A.-F.) [ خطا بخش ] hataları affeden.
    hatâen (A.) [ خطاء ] yanlışlıkla.
    hatâiyyât (A.) [ خطائيات ] hatalar, yanlışlıklar.
    hatakâr (A.-F.) [ خطاکار ] hatalı, hata yapan.
    hatâpûş (A.-F.) [ خطاپوش ] hataları örten.
    hatar (A.) [ خطر ] tehlike.
    hatarât (A.) [ خطرات ] tehlikeler.
    hatarnâk (A.-F.) [ خطرناک ] tehlikeli.
    hatâyâ (A.) [ خطایا ] yanlışlar, hatalar.
    hâtem (A.) [ 1 [ خاتم .mühür. 2.yüzük.
    hâtıf (A.) [ هاتف ] gaipten gelen ses.
    hâtır (A.) [ خاطر ] hatır, gönül.
    hâtıra (A.) [ خاطره ] hatıra, hatıra gelen.
    hatıra getirmek aklına getirmek, düşünmek.
    hâtıra hutûr etmek hatırlamak, anımsamak.
    hâtırat (A.) [ 1 [ خاطرات .hatıralar. 2.anı kitabı.
    hâtırâzâr (A.-F.) [ خاطر آزار ] gönül inciten, hatır kıran.
    hâtırâzürde (A.-F.) [ خاطر آزرده ] kalbi kırık.
    hâtırşinâs (A.-F.) [ خاطرشناس ] hatırbilir.
    hatîa (A.) [ خطيئه ] kabahat.
    hatîb (A.) [ خطيب ] hatip.
    hâtime (A.) [ خاتمه ] son.
    hâtime vermek son vermek.
    hatîr (A.) [ 1 [ خطير .tehlikeli. 2.yüce.
    hatm (A.) [ 1 [ ختم .hatim, hatim indirme. 2.mühürleme.
    hatn (A.) [ ختن ] sünnet.
    hatt (A.) [ 1 [ خط .çizgi. 2.yol. 3.yeni terlemiş bıyık.
    hattâ (A.) [ حتی ] üstelik, hatta.
    hattâb (A.) [ حطاب ] oduncu.
    hattat (A.) [ خطاط ] hattat, güzel yazı yazan.
    hatve (A.) [ خطوه ] adım.
    havâ (A.) [ هوا ] hava.
    havadar (F.) [ هوادار ] açık mekanlı
    havâdis (A.) [ 1 [ حوادث .yeni haberler. 2.olaylar.
    havaî (A.) [ هوائی ] havaya ait.
    havâkin (T.>A.) [ خواقين ] hakanlar.
    havale (A.) [ حواله ] ısmarlama, havale.
    havali (A.) [ حوالی ] yöre.
    havârik (A.) [ خوارق ] harikalar.
    havâss (A.) [ 1 [ خواص .seçkin kişiler. 2.nitelikler.
    havâtîn (T.>A.) [ خواتين ] hatunlar, saygın hanımlar.
    havâyic (A.) [ حوایج ] ihtiyaçlar, gereksinimler.
    hâven (A.) [ هاون ] havan.
    hâver (F.) [ خاور ] doğu.
    hâveran (F.) [ خاوران ] doğu ve batı.
    hâverşinas (F.) [ خاورشناس ] doğubilimci, oryantalist, müsteşrik.
    havf (A.) [ خوف ] korku.
    havf eylemek korkmak.
    havfnâk (A.-F.) [ خوفناک ] korkulu.
    hâvî (A.) [ حاوی ] içeren, ihtiva eden.
    havl (A.) [ 1 [ حول .güç. 2.çevre.
    havsala (A.) [ حوصله ] kavrama gücü, havsala.
    havz (A.) [ حوض ] havuz.
    hayâ (A.) [ حيا ] utanma, haya, ar.
    hayâl (A.) [ خيال ] hayal, düş.
    hayâlât (A.) [ خيالات ] hayaller, düşler.
    hayâlen (A.) [ خيالا ] hayali olarak.
    hayâlet (A.) [ خيالت ] hayalet.
    hayalî (A.) [ 1 [ خيالی .hayalî, hayal ürünü. 2.Karagöz oynatan.
    hayalperest (A.-F.) [ خيال پرست ] hayalci.
    hayat (A.) [ حيات ] yaşam.
    hayatbahş (A.-F.) [ حيات بخش ] hayat veren.
    hayât-ı cinsiye [ حيات جنسيه ] cinsel yaşam.
    hayât-ı diniye [ حيات دینيه ] dinsel yaşam.
    hayât-ı rûz-i merre [ حيات روز مره ] gündelik yaşam.
    hayatî (A.) [ حياتی ] hayatla ilgili, yaşamsal.
    hayâtiyyât (A.) [ حياتيات ] biyoloji, yaşambilim.
    haydud (Macarca>A.) [ حيدود ] eşkiya, haydut, yolkesen.
    hâye (F.) [ خایه ] yumurta, haya.
    hayf (A.) [ حيف ] yazık, vah vah.
    hayır (A.) [ خير ] iyilik, hayır.
    hayırhah (A.-F.) [ خيرخواه ] iyiliksever.
    hayız bk. hayz.
    hayl (A.) [ 1 [ خيل .yılkı, at sürüsü. 2.zümre.
    hayli (F.) [ خيلی ] çok, fazla.
    hayme (A.) [ خيمه ] çadır.
    haymegâh (A.-F.) [ خيمه گاه ] çadır kurulan yer.
    haymenişin (A.-F.) [ خيمه نشين ] göçebe, çadırda yaşayan.
    hayr (A.) [ خير ] iyilik, hayır.
    hayran (A.) [ 1 [ حيران .şaşkın. 2.hayran, tutkun.
    hayrendiş (A.-F.) [ خيراندیش ] iyi düşünceli.
    hayret (A.) [ حيرت ] şaşkınlık.
    hayretbahş (A.-F.) [ حيرت بخش ] hayret verici.
    hayretkâr (A.-F.) [ حيرت کار ] hayret eden.
    hayretzede (A.-F.) [ حيرت زده ] şaşkın.
    haysiyyet (A.) [ حيثيت ] şeref, onur.
    hayvan (A.) [ 1 [ حيوان .canlı. 2.hayvan.
    hayvanî (A.) [ حيوانی ] hayvansal.
    hayvaniye (A.) [ حيوانيه ] hayvana özgü, hayvansal.
    hayy (A.) [ حی ] diri
    hayyât (A.) [ خياط ] terzi.
    hayye (A.) [ حيه ] yılan.
    hayyir (A.) [ خير ] çok iyilik eden.
    hayz (A.) [ خيض ] regl, aybaşı.
    hazâin (A.) [ خزائن ] hazineler.
    hazân (F.) [ خزان ] güz, sonbahar.
    hazar (A.) [ حضر ] güvenlik.
    hazer (A.) [ حذز ] sakınma.
    hazerat (A.) [ حضرات ] hazretler.
    hazf (A.) [ حذف ] silme, kaldırıp atma.
    hâzık (A.) [ حاذق ] usta, yetenekli, ehil.
    hazır (A.) [ 1 [ حاضر .huzurda. 2.hazır, mevcut.
    hâzırûn (A.) [ حاضرون ] bulunanlar, hazır olanlar.
    hâzi (A.) [ خاضع ] alçakgönüllü.
    hazîn (A.) [ حزین ] hüzün dolu.
    hâzin (A.) [ خازن ] haznedar.
    hazine (A.) [ خزینه ] hazine.
    hazinedar (A.-F.) [ خزینه دار ] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.
    hazîre (A.) [ حظيره ] etrafı çevrili yer (mezarlık vs.)
    hazm (A.) [ حضم ] sindirim.
    hazret (A.) [ حضرت ] sayın, hazret.
    hazz (A.) [ حظ ] sevinç, haz.

  11. #27
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    hebâ (A.) [ هبا ] boş.
    hebâ etmek yitirmek, yazık etmek, elden kaçırmak.
    hebâ olmak yitmek, yazık olmak, yok olmak.
    hebâya gitmek boşa gitmek, yazık olmak.
    hecâ (A.) [ 1 [ هجا .hece. 2.yerme, hiciv.
    hecâgû (A.-F.) [ هجاگو ] hicveden, yeren.
    hecîn (A.) [ هجين ] iki hörgüçlü deve.
    hecr (A.) [ هجر ] ayrılık.
    hedâyâ (A.) [ هدایا ] armağanlar, hediyeler.
    hedef (A.) [ هدف ] amaç, hedef.
    heder (A.) [ هدر ] yazık olma, boşa gitme.
    heder etmek yazık etmek, yitirmek, boşa harcamak.
    heder olmak yazık olmak, yitmek, kaybolmak.
    hediyye (A.) [ هدیه ] armağan, hediye.
    heft (F.) [ هفت ] yedi.
    heftâd (F.) [ هفتاد ] yetmiş.
    hefte (F.) [ هفته ] hafta.
    heftevreng (F.) [ هفت اورنگ ] yedi yıldız.
    helâhil (A.) [ هلاهل ] zehir, ağı, boğanotu.
    helâk (A.) [ 1 [ هلاک .yok olma. 2.ölme.
    helâk etmek 1.yok etmek, ortadan kaldırmak. 2.öldürmek.
    helâk olmak 1.yok olmak, ortadan kalkmak. 2.ölmek. 3.çırpınmak.
    helal (A.) [ 1 [ حلال .helal. 2.eş, hanım.
    helalzâde (A.-F.) [ 1 [ حلال زاده .helal süt emmiş. 2.evli anne babanın çocuğu.
    helezon (A.) [ 1 [ حلزون .sümüklüböcek. 2.yılankavî.
    helva (A.) [ حلوا ] helva.
    helvafurûş (A.-F.) [ حلوا فروش ] helvacı.
    helvâyî (A.) [ حلوایی ] helvacı.
    hem (F.) [ 1 [ هم . -deş, -daş anlamını verecek şekilde kelimeye türetmeye
    yarayan ön ek. 2.hem, üstelik.
    hemâgûş (F.) [ هم آگوش ] sarmaş dolaş, kucak kucağa.
    hemâgûş olmak sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak.
    hemâheng (F.) [ هم آهنگ ] uyumlu.
    hemâhenk bk. hemâheng.
    heman (F.) [ همان ] derhal, hemen.
    hemânâ (F.) [ همانا ] adeta, tıpkı.
    hemandem (F.) [ هماندم ] o anda.
    hemânend (F.) [ همانند ] gibi.
    hemasr (F.-A.) [ هم عصر ] çağdaş.
    hemâvâz (F.) [ هم آواز ] bir ağız.
    hembâz (F.) [ همباز ] ortak.
    hemcevherlik (F.-T.) aynı cevherden olma, aynı asıldan gelme.
    hemcins (F.-A.) [ هم جنس ] aynı cinsten.
    hemcivâr (F.-A.) [ هم جوار ] komşu.
    hemçü (F.) [ همچو ] gibi.
    hemdem (F.) [ همدم ] arkadaş, yakın dost, sohbet arkadaşı.
    hemderd (F.) [ هم درد ] dert ortağı.
    hemdîger (F.) [ همدیگر ] birbiri.
    heme (F.) [ همه ] tümü, hepsi.
    hemegân (F.) [ همگان ] tümü, hepsi, herkes.
    hemfikir bk. hemfikr.
    hemfikr (F.-A.) [ همفکر ] aynı düşüncede, hemfikir.
    hemfikr olmak aynı fikri paylaşmak.
    hemginân (F.) [ همگنان ] herkes.
    hemhudûd (F.-A.) [ هم حدود ] sınırdaş.
    hemhudut bk. hemhudûd.
    hemin (F.) [ همين ] bu, işte bu.
    hemîşe (F.) [ هميشه ] daima, her zaman.
    hemkadd (F.-A.) [ هم قد ] boydaş, aynı boyda.
    hemkâr (F.) [ همکار ] meslektaş.
    hemkîş (F.) [ همکيش ] dindaş.
    hemm (A.) [ هم ] kaygı.
    hemnâm (F.) [ همنام ] adaş.
    hempâ (F.) [ همپا ] arkadaş, kafadar.
    hemrâh (F.) [ همراه ] yoldaş, yol arkadaşı.
    hemrâz (F.) [ همراز ] sırdaş.
    hemrîş (F.) [ همریش ] bacanak.
    hemsâl (F.) [ همسال ] yaşıt.
    hemsâye (F.) [ همسایه ] komşu.
    hemsefer (F.-A.) [ همسفر ] yoldaş.
    hemser (F.) [ همسر ] eş, karı kocadan her biri.
    hemsinn (F.-A.) [ هم سن ] yaşıt.
    hemsohbet (F.-A.) [ هم صحبت ] sohbet arkadaşı.
    hemşehrî (F.-A.) [ 1 [ هم شهری .hemşeri. 2.yurttaş.
    hemşeri bk. hemşehrî.
    hemşîre (F.) [ همشيره ] kızkardeş.
    hemtâ (F.) [ همتا ] eş, benzer, denk.
    hemvâr (F.) [ هموار ] düz.
    hemvâre (F.) [ همواره ] daima.
    hemyân (F.) [ هميان ] heybe.
    hemzâd (F.) [ 1 [ همزاد .doğuşla birlikte gelen. 2.birlikte doğan.
    hemzebân (F.) [ همزبان ] aynı dili konuşan.
    henâzir (A.) [ خنازیر ] domuzlar.
    hendese (Peh.>A.) [ هندسه ] geometri.
    hendesî (A.) [ هندسی ] geometrik.
    hengâm (F.) [ هنگام ] vakit, zaman.
    hengâme (F.) [ هنگامه ] kargaşa.
    henüz (F.) [ هنوز ] ancak, daha.
    her (F.) [ هر ] her.
    her halde 1.mutlaka, her durumda.
    her vakit her zaman, daima.
    herâyîne (F.) [ هر آیينه ] mutlaka.
    herbâr (F.) [ هربار ] her defasında.
    hercâî (F.) [ 1 [ هرجائی .şıpsevdi. 2.kararsız.
    hercâyî bk. hercâî.
    hercümerc (F.) [ هرج و مرج ] kargaşa, dağınıklık, düzensizlik.
    herçend (F.) [ هرچند ] ise de, her ne kadar.
    herçibâdâbâd (F.) [ هرچه بادا باد ] ne olursa olsun.
    herdem (F.) [ هردم ] her an, daima.
    herem (A.) [ هرم ] ehram.
    hergele (F.) [ 1 [ خرگله .sürünün başında giden kılavuz eşek. 2.eşek sürüsü.
    3.haylaz, yaramaz adam.
    hergiz (F.) [ هرگز ] asla.
    herze (F.) [ هرزه ] saçma.
    herzegû (F.) [ هرزه گو ] saçmalayan.
    herzegûyî (F.) [ هرزه گویی ] saçmalama.
    hesâb (A.) [ حساب ] hesap.
    hestî (F.) [ هستی ] varlık.
    heşt (F.) [ هشت ] sekiz.
    heştâd (F.) [ هشتاد ] seksen.
    hetk (A.) [ هتک ] yırtma.
    hettâk (A.) [ هتاک ] yırtan.
    hevâ (A.) [ هوا ] istek, nefis isteği.
    hevâdâr (A.-F.) [ هوادار ] istekli, taraftar.
    hevâdâr (F.) [ هوادار ] havalı, havadar.
    hevâperest (A.-F.) [ هواپرست ] nefsinin istekleri peşinde koşan.
    heves (A.) [ هوس ] istek, heves.
    hevesât (A.) [ هوسات ] istekler, hevesler.
    hevesdâr (A.-F.) [ هوسدار ] hevesli.
    heveskâr (A.-F.) [ هوسکار ] hevesli, istekli.
    hevl (A.) [ هول ] korku.
    hevlnâk (A.-F.) [ هولناک ] korkunç.
    hey’et (A.) [ 1 [ هيئت .ekip. 2.dış görünüş. 3.kurul. 4.topluluk. 5.astronomi.
    hey’etşinâs (A.-F.) [ هيئت شناس ] astronom.
    heyâkil (A.) [ هياکل ] heykeller.
    heyecân (A.) [ 1 [ هيجان .coşku. 2.heyecan.
    heyelân (A.) [ هيلان ] toprak kayması, heyelan.
    heyet bk. hey’et
    heyet-i ictimâiye [ هيئت اجتماعيه ] toplum.
    heyet-i mecmua [ هيئت مجموعه ] genel, tüm.
    heyet-i muallimîn [ هيئت معلمين ] öğretmenler kurulu
    heyhât (A.) [ هيهات ] yazık.
    heykel (A.) [ 1 [ هيکل .heykel. 2.gövde.
    heykeltıraş (A.-F.) [ هيکل تراش ] heykelci, heykeltıraş.
    heyûlâ (A.) [ 1 [ هيولا .ana madde. 2.zihinde tasarlanmış varlık.
    heyzüm (F.) [ هيزم ] odun.
    hezâr (F.) [ 1 [ هزار .bin. 2.bülbül.
    hezârân (F.) [ هزاران ] binlerce.
    hezârân (F.) [ هزاران ] bülbül.
    hezârdestân (F.) [ هزاردستان ] bülbül.
    hezârpâ (F.) [ هزارپا ] kırkayak.
    hezeyân (A.) [ 1 [ هزیان .sayıklama. 2.saçmalama.
    hezîmet (A.) [ هزیمت ] bozgun.
    hezîmete uğramak bozguna uğramak.
    hezl (A.) [ هزل ] şaka, şakalaşma.
    hezlgû (A.-F.) [ هزل گو ] şakacı.
    hıdiv (F.) [ خدیو ] Mısır valisi.
    hıfz (A.) [ 1 [ حفظ .koruma. 2.ezberleme.
    hıfzetmek 1.ezberlemek. 2.korumak.
    hıfzıssıhha (A.) [ حفظ الصحه ] sağlık koruma.
    hılt (A.) [ خلط ] safra, sevda, dem (kan) ve balgam olmak üzere insan
    vücudundaki dört ana maddenin herbiri.
    hınâ (A.) [ حنا ] kına.
    hınzîr (A.) [ خنزیر ] domuz.
    hırâmân (F.) [ 1 [ خرامان .salınan. 2.salınarak.
    hıred (F.) [ خرد ] akıl.
    hıredmend (F.) [ خردمند ] akıllı.
    hırka (A.) [ خرقه ] hırka.
    hırkapûş (A.-F.) [ 1 [ خرقه پوش .hırka giyen. 2.derviş.
    hırkapûş olmak 1.hırka giymek. 2.derviş olmak.
    hırmân (A.) [ حرمان ] mahrumluk.
    hırs (A.) [ حرص ] hırs.
    hırs (F.) [ خرس ] ayı.
    hırz (A.) [ 1 [ حرز .sığınak. 2.nazar boncuğu.
    hısâl (A.) [ خصال ] huy, haslet.
    hısn (A.) [ حصن ] kale.
    hışım (F.) [ خشم ] öfke.
    hışımlanmak öfkelenmek.
    hışm (F.) [ خشم ] öfke, hışım.
    hışmgîn (F.) [ خشمگين ] öfkeli, hışımlı.
    hışt (F.) [ 1 [ خشت .ker***. 2.tuğla.
    hıtat (A.) [ خطط ] ülkeler, diyarlar.
    hıtta (A.) [ خطه ] ülke, diyar.
    hıyâbân (F.) [ خيابان ] cadde.
    hıyânet (A.) [ خيانت ] hainlik.
    hıyânetkâr (A.-F.) [ خيانتکار ] hain.
    hıyâr (A.) [ خيار ] seçme hakkı.
    hıyre (F.) [ 1 [ خيره .kamaşmış. 2.fersiz.
    hıyreçeşm (F.) [ 1 [ خيره چشم .arsız, hayasız. 2.cesur, gözüpek.
    hıyreser (F.) [ خيره سر ] sersem.
    hibâb (A.) [ 1 [ حباب .haplar. 2.tohumlar.
    hibâle (A.) [ 1 [ حباله .bağ. 2.tuzak.
    hibe (A.) [ هبه ] bağışlama, hibe.
    hibr (A.) [ 1 [ حبر .Yahudi bilgini. 2.mürekkep.

  12. #28
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    hibre (A.) [ خبره ] deneyim.
    hicâ (A.) [ هجا ] yerme.
    hicâb (A.) [ 1 [ حجاب .perde. 2.utanma.
    hicaz (A.) [ 1 [ حجاز .Arabistan’da Hicaz bölgesi. 2.hicaz makamı.
    hiciv (A.) [ هجو ] yergi, taşlama.
    hicr (A.) [ هجر ] ayrılık.
    hicrân (A.) [ 1 [ هجران .ayrılık. 2.ayrılık acısı.
    hicret (A.) [ هجرت ] göç.
    hicv (A.) [ هجو ] yergi, taşlama.
    hicviye bk. hicviyye.
    hicviyye (A.) [ هجویه ] taşlama, hicivle ilgili şiir veya düzyazı.
    hîç (F.) [ هيچ ] hiç.
    hîçkes (F.) [ هيچکس ] hiç kimse.
    hidâ’ (A.) [ خداع ] düzen, komplo.
    hidayet (A.) [ هدایت ] doğru yolu gösterme.
    hidâyet etmek doğru yolu göstermek.
    hiddet (A.) [ 1 [ حدت .öfke. 2.keskinlik.
    hiddetlenmek öfkelenmek.
    hidemat (A.) [ خدمات ] hizmetler.
    hidiv (F.) [ خدیو ] Mısır valisi.
    hidmet (A.) [ خدمت ] hizmet.
    hidmetkâr (A.-F.) [ خدمتکار ] hizmetçi.
    hiffet (A.) [ 1 [ خفت .hafiflik. 2.hoppalık.
    hijdeh (F.) [ هژده ] onsekiz.
    hîk (F.) [ خيک ] tulum.
    hikâyât (A.) [ حکایات ] hikayeler, öyküler.
    hikâyet (A.) [ حکایت ] öykü, hikaye.
    hikem (A.) [ حکم ] hikmetler.
    hikmet (A.) [ 1 [ حکمت .bilgelik. 2.sebep.
    hikmetşinâs (A.-F.) [ حکمت شناس ] hakîm, felsefeci.
    hil’at (A.) [ خلعت ] kaftan.
    hilâf (A.) [ خلاف ] aykırı, zıt.
    hilâfına aykırı olarak.
    hilafında aykırı olarak.
    hilâl (A.) [ 1 [ خلال .aralık. 2.kürdan.
    hilâl (A.) [ هلال ] yeni ay, ilkay.
    hîle (A.) [ حيله ] düzen, oyun, hile.
    hîlebaz (A.-F.) [ حيله باز ] hilekâr, düzenbaz.
    hîlekâr (A.-F.) [ حيله کار ] düzenbaz, hileci.
    hilkat (A.) [ 1 [ خلقت .yaratılış. 2.Tanrı.
    hilm (A.) [ حلم ] yumuşaklık.
    hilye (A.) [ 1 [ حليه .süs. 2.güzel yüz. 3.güzel özellikler.
    himâr (A.) [ حمار ] eşek.
    himaye (A.) [ حمایه ] koruma, esirgeme.
    himayekârlık (A.-F.-T.) himaye etme.
    hîme (F.) [ هيمه ] odun.
    himem (A.) [ همم ] himmetler, çabalar.
    himmet (A.) [ همت ] çaba.
    himmet etmek çaba göstermek.
    hîn (A.) [ حين ] zaman, vakit, esna.
    hinduvâne (F.) [ هندوانه ] karpuz.
    hîn-i hâcette ihtiyaç duyulduğu zaman.
    hirâs (F.) [ هراس ] korku.
    hired (F.) [ خرد ] akıl.
    hiref (A.) [ حرف ] meslekler.
    hirem (A.) [ هرم ] piramit.
    hirfet (A.) [ حرفت ] meslek.
    hirmân (A.) [ حرمان ] mahrumluk.
    his bk. hiss.
    hisâb (A.) [ حساب ] hesap.
    hisân (A.) [ حصان ] at, aygır.
    hisar (A.) [ حصار ] kale, hisar.
    hiss (A.) [ حس ] duygu.
    hisse (A.) [ حصه ] pay.
    hissedar (A.-F.) [ حصه دار ] pay sahibi.
    hissedar olmak payını almak.
    hisset (A.) [ خست ] pintilik.
    hissetmek duymak, algılamak.
    hisseyâb (A.-F.) [ حصه یاب ] pay alan.
    hisseyâb olmak payını almak.
    hissî (A.) [ حسی ] duygulu.
    hiss-i kablelvukû (F.-A.) [ حس قبل الوقوع ] önsezi.
    hissiyât (A.) [ حسيات ] duygular.
    hissiye (A.) [ حسيه ] duygu.
    hissolunmak duyulmak, hissedilmek.
    hîş (F.) [ 1 [ خویش .kendi. 2.akraba.
    hitâb (A.) [ خطاب ] konuşma, hitap etme.
    hitâb etmek muhatap alıp konuşmak.
    hitâbe (A.) [ خطابه ] konuşma.
    hitabet (A.) [ خطابت ] hatiplik.
    hitâm (A.) [ ختام ] son. 2.son bulma.
    hitam bulmak son bulmak, bitmek.
    hitâma erdirmek bitirmek, sona erdirmek.
    hitâma ermek sona ermek.
    hitan (A.) [ ختان ] sünnet, sünnet etme.
    hiyel (A.) [ حيل ] hileler.
    hizâ (A.) [ حذا ] sıra.
    hizâb (F.) [ خيزاب ] dalga.
    hizâne (A.) [ خزانه ] hazine.
    hizâya gelmek 1.boyun eğmek, itaat etmek, kabullenmek. 2.sırayı bozmadan
    durmak.
    hizâya girmek sıra olmak.

  13. #29
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    hizb (A.) [ 1 [ حزب .parti. 2.grup.
    hizmet (A.) [ خدمت ] hizmet, görev yapma.
    hizmet etmek görev yapmak.
    hizmet-i vataniye [ 1 [ خدمت وطنيه .askerlik. 2.vatan hizmeti, vatan borcu.
    hoca (F.) [ 1 [ خواجه .hoca. 2.sahip. 3.efendi. 4.üstad.
    hod (F.) [ خود ] kendi.
    hodbehod (F.) [ خودبخود ] kendi kendine.
    hodbin (F.) [ خودبين ] bencil.
    hodkâm (F.) [ خودکام ] kendini beğenmiş, kendini düşünen.
    hodkâmlık (F.-T.) kendini düşünme.
    hodrey (F.-A.) [ خودرای ] başınabuyruk.
    hodsitâ (F.) [ خودستا ] övüngen.
    hokka (A.) [ 1 [ حقه .mürekkep kabı. 2.tükürük kabı.
    hokkabaz (A.-F.) [ حقه باز ] düzenbaz.
    hoşab (F.) [ خوشاب ] hoşaf, komposto.
    hoşaf (F.) [ خوشاب ] hoşaf, komposto.
    hoşâmedgû (F.) [ خوش آمد گو ] hoşgeldiniz diyen.
    hoşâvâz (F.) [ خوش آواز ] tatlıses, güzelses.
    hoşbû (F.) [ خوشبو ] hoş kokulu.
    hoşgüvâr (F.) [ 1 [ خوش گوار .leziz. 2.hazmy kolay.
    hoşlanmak hoşuna gitmek, sevmek.
    hoşnûd (F.) [ خشنود ] memnun, razı.
    hoşnut bk. hoşnûd.
    hoşrû (F.) [ خوش رو ] sevimli.
    hoşsohbet (F.-A.) [ خوش صحبت ] tatlı sözü, sohbeti tatlı.
    hû (A.) [ هو ] Tanrı.
    hûb (F.) [ 1 [ خوب .güzel. 2.iyi.
    hubb (A.) [ حب ] sevgi.
    hubbü’l-vatan mine’l-îmân (A.) [ حب الوطن من الایمان ] vatan sevgisi imandan
    gelir.
    hubeb (A.) [ حبب ] taneler.
    hûbî (F.) [ خوبی ] güzellik.
    hûbrûy (F.) [ خوبروی ] güzel yüzlü.
    hûbter (F.) [ خوبتر ] daha güzel.
    hubûb (A.) [ 1 [ حبوب .taneler. 2.haplar.
    hububat (A.) [ حبوبات ] tahıl.
    hubz (A.) [ خبز ] ekmek.
    huccâc (A.) [ حجاج ] hacılar.
    huccet (A.) [ حجت ] delil, kanıt.
    huceste (F.) [ خجسته ] kutlu, uğurlu.
    hûd (F.) [ خود ] miğfer.
    hud’a (A.) [ خدعه ] düzen, dalavere.
    hudâ (F.) [ خدا ] Tanrı.
    hudâdâd (F.) [ 1 [ خداداد .Allah verdi. 2.Allah vergisi.
    hudânekerde (F.) [ خدانکرده ] Allah göstermesin, Allah etmesin.
    hudârâ (F.) [ خودآرا ] Allah aşkına.
    hudâşinas (F.) [ خداشناس ] tanrıtanır.
    hudâvend (F.) [ 1 [ خداوند .Tanrı. 2.padişah. 3.efendi.
    hudâvendigâr (F.) [ خداوندگار ] padişah.
    hudâyâ (F.) [ خدایا ] Tanrım.
    huddâm (A.) [ خدام ] hizmetçiler.
    hudperest (F.) [ خودپرست ] bencil.
    hudperestlik (F.-T.) bencillik, kendini düşünme.
    hudûd (A.) [ حدود ] sınırlar.
    hudûs (A.) [ حدوس ] meydana gelme, vukubulma.
    huffâş (A.) [ خفاش ] yarasa.
    huffâz (A.) [ حفاظ ] hafızlar.
    hufre (A.) [ 1 [ حفره .çukur. 2.oyuk, delik.
    hufte (F.) [ خفته ] uyuyan, uyumuş.
    hûk (F.) [ خوک ] domuz.
    hukne (A.) [ حقنه ] şırınga.
    hukuk (A.) [ 1 [ حقوق .hukuk. 2.haklar.
    hukuk-i siyasiye [ حقوق سياسيه ] siyasal hukuk.
    hukukşinas (A.-F.) [ حقوق شناس ] hukukçu.
    hulâsa (A.) [ خلاصه ] özet.
    hulâsa-i kelâm [ خلاصهء کلام ] kısacası, sözün kısası.
    hulâsaten (A.) [ خلاصة ] özetle, kısaca.
    huld (A.) [ خلد ] cennet.
    hulefa (A.) [ خلفا ] halifeler.
    hulk (A.) [ خلق ] huy.
    hulkum (A.) [ حلقوم ] boğaz.
    hulûl (A.) [ حلول ] gelme, gelip çatma.

  14. #30
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    hulûl etmek gelmek, gelip çatmak.
    hulûs (A.) [ خلوص ] içtenlik.
    hulûskâr (A.-F.) [ خلوصکار ] yağcı, dalkavuk.
    hulyâ (Yun.>A.) [ خوليا ] hülya, hayal.
    hum (F.) [ خم ] küp.
    humâr (A.) [ خمار ] mahmurluk.
    humekâ (A.) [ حمقا ] ahmaklar.
    humhâne (F.) [ 1 [ خم خانه .şarap mahzeni. 2.meyhane.
    humk (A.) [ حمق ] ahmaklık.
    hummâ (A.) [ 1 [ حما .nöbet, ateş nöbeti. 2.sıtma.
    humret (A.) [ حمرت ] kırmızılık, kızıllık.
    hums (A.) [ خمس ] beşte biri.
    humûzet (A.) [ حموضت ] ekşilik.
    hûn (F.) [ خون ] kan.
    hûnâlûd (F.) [ خون آلود ] kanlı, kana bulanmış.
    hunbehâ (F.) [ خون بها ] diyet.
    hunhâr (F.) [ خونخوار ] kan içen.
    hunnâk (A.) [ خناق ] boğmaca.
    hunrîz (F.) [ خونریز ] kan dökücü.
    hunyâger (F.) [ خنياگر ] şarkıcı
    hûr (A.) [ حور ] huri.
    hurâfât (A.) [ خرافات ] hurafeler, batıl inançlar.
    hurafe (A.) [ خرافه ] batıl inanç.
    hurafeperver (A.-F.) [ خرافه پرور ] hurafelere inanan.
    hurafeperverlik (A.-F.-T.) hurafelere inanış.
    hurd (F.) [ خرد ] küçük, ufak.
    hurdebin (F.) [ 1 [ خرده بين .büyüteç. 2.mikroskop.
    hurdegîr (F.) [ خرده گير ] kusur bulan.
    hûri (A.) [ حوری ] huri, cennet kızı.
    hurûc (A.) [ 1 [ خروج .çıkış. 2.ayaklanma.
    hurûş (F.) [ خروش ] coşku, coşma.
    husemâ (A.) [ خصما ] düşmanlar, hasımlar.
    husûf (A.) [ خسوف ] ay tutulması.
    husûl (A.) [ خصول ] ortaya çıkma, gerçekleşme, var olma.
    husûle getirmek meydana getirmek, gerçekleştirmek.
    husûmet (A.) [ خصومت ] düşmanlık.
    husûs (A.) [ خصوص ] konu.
    husûsat (A.) [ خصوصات ] hususlar, konular.
    hususî (A.) [ خصوصی ] özel.
    husûsiyet (A.) [ خصوصيت ] özellik.
    husûsiyetle (A.-T.) özellikle, hele hele.
    husûsiyle (A.-T.) özellikle, hele hele.
    hûş (F.) [ هوش ] akıl.
    hûşe (F.) [ 1 [ خوشه .salkım. 2.başak.
    huşk (F.) [ خشک ] kuru.
    huşksâlî (F.) [ خشک سالی ] kuraklık.
    huşû (A.) [ 1 [ خشوع .alçakgönüllülük. 2.Tanrı’ya karşı korku ve saygı duyma.
    huşûnet (A.) [ خشونت ] haşinlik, sertlik.
    huşyâr (F.) [ هشيار ] akıllı.
    hutût (A.) [ 1 [ خطوط .hatlar, yollar. 2.çizgiler.
    hûy (F.) [ خوی ] huy.
    huzme (A.) [ حزمه ] demet.
    huzûr(A.) [ 1 [ حضور .hazır olma, bulunma. 2.rahatlık.
    huzzâr (A.) [ حضار ] hazır olanlar, bulunanlar.
    hüccet (A.) [ حجت ] delil, belge.
    hücec (A.) [ حجج ] deliller, belgeler.
    hüceyrat (A.) [ حجيرات ] hücrecikler.
    hüceyre (A.) [ حجيره ] hücrecik.
    hücre (A.) [ 1 [ حجره .odacık. 2.hücre, canlı organizmaların en küçük yapıtaşı.
    hücum (A.) [ هجوم ] saldırı, akın.
    hücürât (A.) [ حجرات ] hücreler.
    hüdhüd (A.) [ هدهد ] çavuşkuşu, ibibik.
    hükemâ (A.) [ حکما ] bilgeler, hakîmler.
    hükkâm (A.) [ حکام ] hakimler.
    hükm (A.) [ حکم ] hüküm, emir, kesin karar.
    hükmünde yerinde, gibi.

  15. #31
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -I-

    ıhlamur (Yun.>A.) [ اخلامور ] ıhlamur.
    ık’âd (A.) [ اقعاد ] oturtma.
    ıkd (A.) [ 1 [ عقد .dizi. 2.kolye, gerdanlık.
    ıklîm (A.) [ اقليم ] iklim.
    ıktıdâ (A.) [ اقتدا ] uyma.
    ırdâ (A.) [ ارضاع ] emzirme, süt verme.
    ırk (A.) [ 1 [ عرق .soy, ırk. 2.damar. 3.kök.
    ırk -ı ahmer [ عرق احمر ] kızılderili ırkı.
    ırk -ı ebyaz [ عرق ابيض ] beyaz ırk.
    ırken (A.) [ عرقا ] ırk bakımından.
    ırkî (A.) [ عرقی ] ırk ile ilgili.
    ırz (A.) [ عرض ] namus, iffet.
    ırzâ (A.) [ ارضاع ] emzirme, süt verme.
    ısdâr (A.) [ اصدار ] çıkartma.
    ısfırâr (A.) [ اصفرار ] sararma.
    ıskât (A.) [ اسقاط ] düşürme.
    ıslâh (A.) [ اصلاح ] düzeltme, iyileştirme, reform.
    ıslâh etmek düzeltmek, iyileştirmek.
    ıslâhât (A.) [ اصلاحات ] düzeltmeler, iyileştirmeler, reformlar.
    ıslâhpezîr (A.-F.) [ اصلاح پذیر ] ıslah edilebilir, iyileştirilebilir.
    ısrar (A.) [ اصرار ] diretme, üsteleme.
    ıstıbâr (A.) [ اصطبار ] sabretme.
    ıstıfâ (A.) [ اصطفا ] seçme, ayıklama.
    ıstıfâî (A.) [ اصطفائی ] seçimle ilgili.
    ıstılâh (A.) [ اصطلاح ] terim, tabir.
    ıstılâhât (A.) [ صطلاحات ] terimler, tabirler.
    ıstınâ’ (A.) [ اصطناع ] seçme.
    ıstırab (A.) [ اضطراب ] acı, ızdırap.
    ışk (A.) [ عشق ] aşk.
    ışka (A.) [ عشقه ] sarmaşık.
    ıtk (A.) [ عتق ] âzâd etme, köle âzâd etme.
    ıtknâme (A.-F.) [ عتق نامه ] âzâdlık belgesi.
    ıtlak (A.) [ اطلاق ] bırakma, salma.
    ıtnâb (A.) [ اطناب ] sözü uzatma.
    ıtr (A.) [ عطر ] koku, ıtır.
    ıtrî (A.) [ عطری ] ıtırlı, kokulu.
    ıtriyyât (A.) [ عطریات ] kokular, ıtırlar, parfümler.
    ıttılâ’ (A.) [ اطلاع ] bilgi sahibi olma.
    ıttılâât (A.) [ اطلاعات ] bilgiler.
    ıttırad (A.) [ اطراد ] ritm.
    ıyâdet (A.) [ عيادت ] hasta ziyareti.
    ıyâl (A.) [ عيال ] eş, hanım.
    ız’âf (A.) [ اضعاف ] zayıf düşürme, zayıflatma.
    ızdırap (A.) [ اضطراب ] acı.
    ızlâl (A.) [ اضلال ] yoldan çıkarma.
    ızlâl (A.) [ اظلال ] gölgede bırakma.
    ızrâr (A.) [ اضرار ] zarar verme, zarara sokma.
    ızrâr etmek zarar vermek, zarara sokmak.
    ıztırâb (A.) [ اضطراب ] ızdırap, acı.
    ıztırâbâver (A.) [ اضطراب آور ] acı verici.
    ıztırâr (A.) [ اضطرار ] zorunluluk.
    ıztırârî (A.) [ اضطراری ] zorunlu.

  16. #32
    AdigeBatur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Profesör
    Üyelik tarihi
    19-09-2006
    Yer
    Ayıntab
    Yaş
    36
    Mesajlar
    839
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @AdigeBatur
    -İ-

    i’câz (A.) [ 1 [ اعجاز .aciz bırakma. 2.şaşırtma.
    i’dâdî (A.) [ اعدادی ] lise.
    i’dâm (A.) [ اعدام ] yok etme, öldürme.
    i’lâ (A.) [ اعلا ] yükseltme, yüceltme.
    i’lâ edilmek yükseltilmek, yüceltilmek.
    i’lâm (A.) [ اعلام ] bildirme.
    i’lâm edilmek bildirilmek.
    i’lân (A.) [ اعلان ] ilan.
    i’mâl (A.) [ اعمال ] yapma, işleme.
    i’mâr (A.) [ اعمار ] bayındırlaştırma, mamûr etme.
    i’râz (A.) [ 1 [ اعراض .yüz çevirme. 2.uzak durma.
    i’tâ (A.) [ 1 [ اعطا .verme. 2.verilme. 3.ödeme. 4.ödenme.
    i’tâ edilmek 1.verilmek. 2.ödenmek.
    i’tâ etmek 1.vermek. 2.ödemek.
    i’tâ olunmak verilmek.
    i’tâk (A.) [ اعتاق ] âzâd etme, özgür bırakma.
    i’tikâf (A.) [ اعتکاف ] bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama.
    i’tilâ (A.) [ 1 [ اعتلا .yükselme. 2.yüksek rütbeye ulaşma.
    i’tizâl (A.) [ اعتزال ] köşesine çekilme.
    i’tizâr (A.) [ اعتذار ] özür dileme.
    i’vicâc (A.) [ اعوجاج ] eğrilme, burkulma.
    i’zâm (A.) [ 1 [ اعزام .gönderme. 2.gönderilme.
    i’zâm edilmek gönderilmek, yollanmak.
    i’zâm etmek göndermek, yollamak.
    i’zâz (A.) [ 1 [ اعزاز .değer verme. 2.ağırlama.
    iâde (A.) [ اعاده ] geri verme, geri gönderme.
    iâde edilmek geri verilmek, geri gönderilmek,
    iâde etmek geri vermek, geri göndermek.
    iâde eylemek geri vermek.
    iâde -i âfiyet etmek sağlığına kavuşmak.
    iâde -i itibâr edilmek itibarı geri verilmek.
    iâde -i ziyâret etmek ziyarete karşılık vermek.
    iâdeten (A.) [ اعادة ] geri verilmek üzere.
    iânât (A.) [ اعانات ] yardımlar, bağışlar.
    iâne (A.) [ اعانه ] yardım, bağış.
    iâşe (A.) [ اعاشه ] geçindirme.
    ib’âd (A.) [ ابعاد ] uzaklaştırma.
    ibâ’ (A.) [ اباء ] çekinme, uzak durma, kaçınma.
    ibâ’ etmek çekinmek, uzak durmak, kaçınmak.
    ibâd (A.) [ عباد ] kullar.
    ibâdât (A.) [ عبادات ] ibadetler.
    ibâdet (A.) [ عبادت ] klluk, tapınma.
    ibâdet etmek kulluk etmek, tapınmak.
    ibadetgâh (A.-F.) [ عبادتگاه ] ibadet yeri, mabet.
    ibâdethâne (A.-F.) [ عبادت خانه ] ibadet edilecek yer.
    ibâdullah (A.) [ 1 [ عبادالله .Tanrı’nın kulları. 2.çok, bol.
    ibâhat (A.) [ اباحت ] helal sayma, mübah görme.
    ibâhî (A.) [ اباحی ] helal sayan, mübah gören.
    ibârât (A.) [ 1 [ عبارات .cümleler. 2.paragraflar.
    ibâre (A.) [ 1 [ عباره .cümle. 2.paragraf.
    ibâret (A.) [ عبارت ] meydana gelen, oluşan.
    ibâte (A.) [ اباته ] gece yatırma, geceyi geçirtme, barındırma.
    ibdâ’ (A.) [ ابداع ] yeni bir şey getirme, yaratma, geliştirme.
    ibdâ’ etmek yeni bir şey getirmek, yaratmak, geliştirmek.
    ibdâ’kâr (A.-F.) [ ابداعکار ] yaratıcı, yenilik getiren.
    ibhâm (A.) [ ابهام ] belirsizlik.
    ibhâmât (A.) [ ابهامات ] belirsizlikler.
    ibkâ (A.) [ 1 [ ابقا .devamlılık kazandırma. 2.sınıfta bırakma.
    ibkâ etmek devamlılık kazandırmak, yaşatmak.
    ibkâen (A.) [ ابقاء ] eski yerinde bırakarak.
    ibl (A.) [ ابل ] deve.
    iblâğ (A.) [ 1 [ابلاغ .bildirme. 2.ulaştırma.
    iblîs (A.) [ 1 [ ابليس .şeytan. 2.hileci.
    iblîsâne (A.-F.) [ ابليسانه ] şeytanca.
    ibn (A.) [ ابن ] oğul.
    ibrâ’ (A.) [ ابراء ] aklanma.
    ibrâ’ etmek aklanmak.
    ibrâm (A.) [ ابرام ] zorlama.
    ibrânâme (A.-F.) [ ابرانامه ] aklanma belgesi.
    ibrâz (A.) [ ابراز ] gösterme.
    ibrâz edilmek gösterilmek.
    ibrâz etmek göstermek.
    ibre (A.) [ 1 [ ابره .iğne. 2.gösterge.
    ibret (A.) [ عبرت ] hayat dersi.
    ibretâmîz (A.-F.) [ عبرت آميز ] ibret verici, ders verici.
    ibretbahş (A.-F.) [ عبرت بخش ] ibret verici.
    ibreten (A.) [ عبرة ] ibret olsun diye, ibret olarak.
    ibrîk (A.) [ ابریق ] ibrik, ıbrık, su, şarap gibi sıvı konulan kap.
    ibrişim (F.) [ ابریشم ] ipek, ibrişim.
    ibtâl (A.) [ ابطال ] geçersiz kılma, kaldırma, bozma.
    ibtâl edilmek geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak.
    ibtâl etmek geçersiz kılmak, kaldırmak, bozmak.
    ibtidâ (A.) [ 1 [ ابتدا .ilkin, önce. 2.başlangıç. 3.başlama.
    ibtidâ’ etmek başlamak.
    ibtidâ’î (A.) [ 1 [ ابتدائی .ilkel. 2.ilkokul.
    ibtidâr (A.) [ ابتدار ] başlama, girişme.
    ibtidâr edilmek başlanmak, girişilmek.
    ibtidâr etmek başlamak, girişmek.
    ibtihâc (A.) [ ابتهاج ] sevinme.
    ibtilâ (A.) [ ابتلا ] tutkunluk, müptelalık, düşkünlük
    ibtinâ (A.) [ 1 [ ابتنا .bina etme. 2.dayanma. 3.bina edilme.
    ibtinâ etmek 1.kurmak. 2.dayanmak.
    ibtinâ’en (A.) [ ابتناء ] dayanarak.
    ibzâr (A.) [ ابزار ] gösterme.
    îcâb (A.) [ ایجاب ] gerekme, gerek.
    îcâbât (A.) [ ایجابات ] gereklilikler, gerekler.
    icâbet (A.) [ 1 [ اجابت .kabul edilme. 2.uyma.
    icâbet etmek uymak, muvafakat etmek.
    îcâd (A.) [ 1 [ ایجاد .var etme, yaratma. 2.icat.
    îcâd edilmek 1.var edilmek, yaratılmak. 2.icat edilmek, buluş yapılmak.
    îcâd etmek 1.var etmek, yaratmak. 2.icat etmek, buluş yapmak.
    icâleten (A.) [ عجالة ] aceleyle, acele olarak.
    îcâr (A.) [ 1 [ ایجار .kiralama. 2.kiraya verme. 3.kira.
    îcâr edilmek kiraya verilmek.
    îcâr etmek kiraya vermek.
    icâre (A.) [ اجاره ] kira geliri.
    îcâz (A.) [ ایجاز ] veciz anlatma, özlü söyleme.
    icâzet (A.) [ 1 [ اجازت .izin. 2.mezuniyet belgesi, diploma.
    icâzetnâme (A.-F.) [ اجازت نامه ] diploma.
    icbâr (A.) [ اجبار ] zorlama.
    icbâr edilmek zorlanmak.
    icbâr etmek zorlamak.
    iclâl (A.) [ اجلال ] ululama.

Sayfa 2/5 İlk 12345 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)
    By AdigeBatur in forum Osmanlı Tarihi
    Cevaplar: 74
    Son Mesaj: 02-03-2008, 01:52
  2. osmanlıca sözlük
    By dilhuba in forum Osmanlı Tarihi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24-08-2007, 10:50
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 14-01-2007, 15:40
  4. msn de sözlük Türkçe-İngilizce
    By XaberDar in forum İNTERNET ve BİLGİSAYAR
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 04-12-2006, 02:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş